|
Abide şahsiyetler |
|
|||||||
| SAYIN ZİYARETÇİ: |
| Türkiye'nin en büyük bilgi forumlarını gezmektesiniz. Forumlarımıza üye olmak için hiç bir ücret ödemeniz gerekmez! Ayrıca forum üzerinde güvenliğinizi tehdit edecek hiç bir unsur bulunmamaktadır. Üye olarak bilgisayar güvenliğinizi riske atmayıp, aksine anlatılan bilgilerle daha da güvenli olmasını sağlayabilirsiniz! Ayrıca sizde bilginizi bizimle paylaşabilirsiniz!Paylaşım için belli bir konuda bilgi sahibi olmak zorunda değilsiniz! Hackingden, programlamaya, Türk Tarihinden, eğlenceye kadar her konuda bilgi paylaşımı Wardom'da. Kayıt olmak için buraya tıklayabilirsiniz. |
|
|
Konu Araçları | Bu Konuda Ara |
Konuyu Puanla:
|
|
|
#16 |
|
Forum Ustası
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: May 2006
Üye numarası: #66357 Yer: AYDIN
Mesaj sayısı: 10,138
Karma etkisi: 14809
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 1479477
|
Şehitler Tepesinde Ebedileşen
ARİF NİHAT HOCA Arif Nihat Asya gençlik çağında başladığı şairliği yetmiş yıllık ömrünün sonuna kadar devanı ettirebilen nadir sanatkârlardandı. Onunla beraber yola çıkanların çoğu bir noktada kalmışlardır. Çünkü yetiştikleri devir ve sosyal çevre herkesi buna zorluyordu. Düşününüz : Savaştan yeni kurtulmuş fakir ve dertli bir millet. Ha rap ve perişan bir vatan.. Arkadan köklü ve hoyat bir kültür ihtilâli. Millî kültürün red ve inkâr edilmesi. Türk şiir sanatının hor görülmesi. Bütün mazinin kötülenmesi. Dokuz asırlık muhteşem yazı dilinin -değiştirilmeye kalkışılması. Bizde hiçbir geleneği olmayan Batı San'at anlayışının devlet eliyle kabul ettirilmesi Sonra tepeden inme ihtilâller inkılâplar, darbeler. Tek partili baskı rejimleri: Saldırgan yabancı ideolojiler. Yıkıcı ve bölücü akımlar. Mukaddes ve yüce bildiğimiz bütün milli değerlerin yok edilmesi. Milliyetçiliğin ayıp, Türkçülüğün suç ülkücülüğün çağ dışı sayılması Maddecilikle, Hümanizmin en itibarlı görüş olması. Şiir zevk ve seviyesinin sıfır noktasına yaklaşması... Kaynak: Wardom http://www.wardom.org/showthread.php?t=171760 İşte rahmetli Arif hoca hayatının tam elli yılını böyle bir cemiyette geçirmiştir. Ama bu kötü şartların hiç biri Onu şairlikten vazgeçiremedi. Onun şiirlerinin san'at seviyesini düşüremedi. Duygu coşkunluğunu durduramadı, ilhamını kurutamadı. Hayal dünyasını daraltamadı. Ümitlerini kırıp heyecanını sınırlayamadı. Kaynak: Wardom http://www.wardom.org/showthread.php?t=171760 Gerçekten, edebiyat meraklıları kabul etmektedirler ki, geçen yarım asırda şiir telakkisi defalarca değiştiği halde, Arif Nihat beğin eserleri hem san'at değerini hem de şahsiyetini aynen muhafaza etmiştir. Rahmetli şair, elli yıl boyunca, tekrara düşmeden devamlı yazmış ve eskimeden kendini yenilemiştir. Dil ve üslupta olsun, tem ve konuda olsun tamamıyla milli kalmış fakat çağın değer ölçülerinin de üstüne çıkmıştır. Bilhassa, pek az san'atkâra nasip olan şekil - muhteva ahengi ile milliyetçilik ve şairlik şahsiyetini en güzel tarzda telif edebilmiştir. Arif Nihad Asya'nın şiirleri iki tarafı da keskin kılıç gibidir. Yalnız milli heyecan duymak için okuyanlarda aynı lezzeti alırlar. Dozu çok iyi tayin edilmiş her terkipte görüldüğü gibi. Arif hoca Türkçeyi çok iyi biliyor ve yerli yerinde kullanıyordu. Her sözün hakikî, mecazî tarihî ve mahalli mânâsından istifade ederdi. İkinci Meşrutiyetten sonra gelişip Cumhuriyetin ilk on yılında zirvesine ulaşan Türk edebiyat dilinin bütün incelik ve zenginliği Arif Nihad Asyanın eserlerinde sergilenmiştir. Bu sayede, bir haçlı zihniyetiyle üst üste saldırıya uğrayan güzel Türkçe ayakta kalabilmiştir. Bin yıllık tarihi olan şiirimiz de son kırk yıl içinde aynı tehlikeyle karşılaşmıştı. Cemiyet zorla maddeci dünya görüşüne itilince günün edebiyatı da buna uydu. Kuru, soğuk, kaba ve laubali bir sür modası ülkemizi istila etti. Manasız, cansız, çirkin ve cılız uydurma kelimeler edebiyatımızın baş köşesinde yer buldu. Daha sonra bunu, tamamıyla batıdan aktarılan taklitçi ve ihtilalci şiir takip etti. Böylece şiirden uzak şairler, san'atla âlâkası kesilmiş romancı ve hikayeciler türedi. Bunlar bir merkezden emir alıyormuş gibi, yularca, aynı dağınık üslup ve uydurma dil ile üç beş konuyu: yazıp durdular. Genç nesilleri bu tipi sahte edebiyata ve yalancı san'ata şartlandırmağa çalıştılar. Ayrıca şiir ve edebiyatın halisine, millî, yerli ve kendi köküne bağlı olanına insafsızca saldırdılar. San'atını bu vadide devam ettirenleri, ağır bir suç işliyormuşçasına, ayıpladılar, karaladılar. İşte, Arif Nihad beğ, böylesine saldırgan bir çevrenin ortasında dahi milli ve halis san'at anlayışını değiştirmedi. Dilini bozmadı. Türk'ün tarihine, kahramanlığına zengin kültür hazinelerine ve bin bir çilesine sırt çevirmedi. Eski ve uzak vatanımızı, bir gün efsaneleşen Turan İllerini ve yaslı yaralı Türkleri hiç unutmadı. Tabii Türkiye'nin cennet köşelerini, buralarda yatan dünkü yiğitleri, gazileri, Alperenleri ve yanımızda - yöremizde yaşayan dertli insanlarımızı da ihmal etmedi. Savaşı, zaferi, şehit ve gazileriyle bütün milli tarihimiz Ona ilham kaynağı oldu. Camilerimiz, Kervansaray, türbe, çeşme ve köprülerimizle bütün milli san'at yadigarlarımız Onu coşturdu. Atımız, pusatımız, kopuzumuz, davul, zurna ve halaylarımızla bize ait olan her değer Onun mısralarında ebedileşti. Büyük başbuğlardan adsız kahramanlara kadar nice yiğit Onda yepyeni hüviyetler kazanarak geçit resmi yaptı. Ve O, elinde, en kutsal varlığımız olan Bayrakla Şehitler Tepesinde ebedileşti .... Doç. Dr. NECMETTİN HACIEMİNOĞLU
__________________
Ey ekmeği alınanlar selam sizlere!
Ey rütbesi çalınanlar selam sizlere! Subay ya da Generaldir diye evleri, Ocakları dağıtılan Cumhuriyet erleri! Selam size, üstünüzde bütün bakışlar, Bir gün olur tarih sizi elbet alkışlar! Nihal Atsız |
|
|
|
|
|
#17 |
|
Forum Ustası
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: May 2006
Üye numarası: #66357 Yer: AYDIN
Mesaj sayısı: 10,138
Karma etkisi: 14809
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 1479477
|
ARİF HOCAYLA DİYALOG
Uğultular. Kulak vınlamaları. Yollara Kürşad'lar uzanmış, ölü... Kılıç şakırtıları. Zaferler getiren atların nalın şıkırtıları. Çatalca'nın Inceğiz Köyü. Dudaklarda Hun Türküleri. Devler geçiyor, sarsarak köprüleri. Karda kışta ayazda ne işim var hatıralar ülkesinde. Bilemiyorum..! Uğrayana imrenene, her mevsim, Açıktır, açıktır kalbimiz bizim! ,,, deyişi, hatıralar ülkesinin giriş kapısına asılmış. Az ileride, buzlu yolun başlangıcında-: Pişman olmaz kalan, gelip bu yurda... Korkulmaz emânet etmekten burda, Pamuğu ateşe, ateşi suya, Kuzuyu kurda! Kaynak: Wardom http://www.wardom.org/showthread.php?t=171760 mısraları, hatıralar ülkesine ilk ayak basanlar için büyük bir itimat kaynağı . "Pişman olmazsın, gel. Korkma, gel yerleş temelli bu -Emânet et kendini hatıralar ülkesine. Gel, pişman olmazsın, gel." der gibi geliyor bu mısralar bana. Birden, durup dururken: "Delikanlım, heeeeey delikanlım;" nidası dolduruyor kulaklarımı. Ardından, "Hoş geldin yiğitim!" diyen tokça sesli bir Ülkü Devi karşılıyor beni. Caber yok, Tiyanşan yok, Aral yok... ; Ben nasıl varım? Ağla, ey Tanrı dağlarından ; İndirilmiş Tanrım! demeseydi, az kalsın tanıyamayacaktım o ağlamaklı sesi. Neden mi? "İkonyum"u "Konya" yapan dille konuşurum demeseydi, yüzüne bile bakmadan çekip gidecektim hatıralar ülkesinden Neden mi dediniz? Söyleyeyim: Ben de, "Sangaryos"u "Sakarya" yapan dille konuşuyordum da ondan! Haşir neşir oluyorum O'nunla birden. Yüreğim dolup dolup taşıyor O'na baktıkça. Dalıp gidiyorum bir ara. Bir düşünce sarıyor beni, acaba O'nun bu hatıralar ülkesinde ne işi var diye... Susturuyor O'nun düşünceli hâli beni. Düşüncem düşünceli hâline mağlûp oluyor. Hatıralar ülkesinin şâiri şiirine başlıyor: Kaynak: Wardom http://www.wardom.org/showthread.php?t=171760 Dokunmayın, üzerine Gölge ettim kanadımı... Ninni söyleyin adıma, Uyandırmayın adımı; Böyle emretti melekler, Böyle emretti Yaradan: Bir taşa verdim adımı, Adsız girdim bu kapıdan. "Adı yok." yazsın kalemler, Bildiklerimi söyledim. Bir yolcuyum ki yollarda Aç kaldım adımı yedim. Hatıralar ülkesinin adım saklayan şâiri neden saklarsın adını? Unutur mu hiç, .........ülkesinin insanları, senin adını. Adını...... ülkesine adayan çileli şâirim hey; Yetmez mi gayri, dil vermezliğin.adını gizlemekliğin. Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü... Kızkardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü Işık ışık, dalga dalga bayrağım, Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım. diyen şâirin adı olmaz mı hiç? Hatıralar ülkesinde adın, varsın adsız olsun. "Adı yok." yazsın kalemler, ne çıkar. Ama ......... ülkesinde sana adsız demeğe dilimiz; adsız taş dikmeğe elimiz varmaz ki. Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim; Yer yüzünde yer beğen Nereye dikilmek istersen Söyle, seni oraya dikeyim! Küçücüktüm. Bayrağımın gölgesinde top oynardım. Bana göz kırpan bayrağımın nereye dikilmek istediğini nasıl bilebilirdim ki. Bana: tarihimi, şerefimi, şiirimi, he rşeyimi öğrettin. Minnettarım sana. Zaferler getiren atların yiğitleriyle otağ kurdurttu bana; Ötüken yaylasında, Mohaç ovasında, göz kırpışma göz verir oldum. Bayrağımın şairi Arif Nihat Asya' la uzaktan ahbâblık kurdum. Ya şimdi; Leylâsından ayrılmış Mecnûn misâli solgun benizli Arif Nihat Asyamı; böylesi al'dan uzak düştüğünü görmek.. Al'ına kurban olduğum Asyamı, böylesi sararmış solgun görmek.. Melekler ağlar, yapma bu işi, dediler. Melekler ağlasın diye yaptım... diye sitem edişini, serzenişte bulunuşu işitmek var ya, deliye divâneye döndürdü beni. Asyam'a; gözü yaşlı, gönlü yaşlı giden Asyam'a bakamıyorum, feryat edesim geliyor. Onun mahzunluğuna. Ağlamak, yırtınmak bağırmak istiyorum. Asyam'ın yanına temelli uçmağa varmak istiyorum. Dursun kardeşimin İmamoğluyla birlikte, bana hatıralar ülkesinde "hoş geldin!" demesini istiyorum Ben, ben var ya, hatıralar ülkesinin temelli üyesi olmak istiyorum! Asya'mın kuşkulu sesi isteklerimi sakin olmaya davet ediyor. Semâyi Bayrak şâirinin sesi dolduruyor: " - Gözlerimi Ankara'ya kapadım denizlerin durgunluğuna açtım. Fakat türkü, kulağımın dibinde, hattâ içinde "Ankara'nın taşma bak." diye cin çın çınlamakta devam ediyor." Duruyorum bir ara düşüncemi odaklaştırmaya çalışıyorum. Arif Hocam, ın işkillendiğini hissediyorum. Hocam'ın kulaklarını çınlatanın Alparslan Gümüş'ün, Yaşar Özcivlez'in ardından getirilen tekbirler olduğunu keşfediyorum. Milletçe huzursuz olduğumuzu belirtiyorum Hocam'a, Hocam'ın teşhisi yerinde: " - Bir gün gelecek huzurla koyun koyuna yatacağız. Üzerimize de huzur taşları dikilecek. Huzur doğmasına doğacak., ama, sezaryen ameliyatıyla. Belki de bize: Anayı mı, çocuğu mu? diyecekler..." Anladım aziz hocam. Yaşarlar, Alparslanlar sancılı ananın gocuklarıydı, anladım... Ama huzuru.. " - Huzuru getirebilecekler mi dersin Evet götürdükleri gibi... Yani nasıl? Nasıl olacak... elinden, kolundan, yeninden, eteğinden çekip saçından sürükleyerek, bağırta çağırta..." A.......... .......... .......... Arif Nihat Asya'nın bu müjdesine sığınıyorum. Boynu bükük huzûr bekleyenlere, huzur içinde Tanrısına kavuşmayı özleyenlere, Arif Nihat Asya'nın muştusunu vermek üzere, Hatıralar Ülkesini, - Ülkü Devi'nin de iznini alarak - veda ediyorum. Ama; sadece, Hatıralar Ülkesine huzurlu gelebilmek için... MEHMET ÇAĞATAY ÖZDEMİR Töre / Şubat 1976
__________________
Ey ekmeği alınanlar selam sizlere!
Ey rütbesi çalınanlar selam sizlere! Subay ya da Generaldir diye evleri, Ocakları dağıtılan Cumhuriyet erleri! Selam size, üstünüzde bütün bakışlar, Bir gün olur tarih sizi elbet alkışlar! Nihal Atsız |
|
|
|
|
|
#18 |
|
Forum Ustası
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: May 2006
Üye numarası: #66357 Yer: AYDIN
Mesaj sayısı: 10,138
Karma etkisi: 14809
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 1479477
|
EBULFEZ ELÇİBEY
KENDİ ANLATTIKLARINDAN HAYATI Azerbaycan'ın Ordubat bölgesinin Keleki Köyünün Halil Yurdu Yaylasında 1938 yılı Haziran ayında doğdum. Babam, Aliyev Kadirkulu Merdanoğlu Rus-Alman savaşında hayatını kaybetmiş. Eğitim-öğrenimime Unus ilkokulunda başladım. Yedi yıl süreli ilk eğitimimin ardından Ordubat şehrinde M.T. Kutsi I nolu orta okulunda okudum. Yedi yıllık ilköğrenimimi tamamlayıncaya kadar en büyük arzum doktor olmaktı. Ona öğrenimime başladığımda Tarih ilmine ilgi duydum. Toplumu anlamak benim için çok ilgi çekici idi, Marks'ın Kapital'ini okumaya başladım. Bize yaptıkları propaganda da Kapital'i dünyanın şaheseri olarak tanıtmıştılar. O dönemler okuduğumda Kapital'i tam anlamıyla kavrayamamıştım. Öğretmenlerim ve öğrenci arkadaşlarım beni haklı olarak alaya alıyordular. Küçük yaşlarımdan başlayarak oruç tutardım, (gizli olarak tuttuğum dönemlerde oldu ki, öğretmenler bilmesin) Bazen annemle birlikte namaz da kılıyordum. 9-10. sınıflarda iken Mir Cafer Bağırov'u savunduğum için birkaç defa öğretmenler odasına çağrılıp bu düşüncelerimden vazgeçmem istendi. 10. sınıf öğrencisi iken, Azerbaycan Devlet Üniversitesi'nde Şarkşünaslık (Doğu ilimleri) Fakültesi açılacağını öğrendim. Nizami, Hakanı, Fuzuli ve diğer şairlerimizi daha doğru anlamak amacı ile söz konusu fakülte sınavlarına hazırlandım. 1957 yılında Azerbaycan Devlet Üniversitesi'nin Şarkşünaslık Bölümüne (o yıllarda Filoloji Fakültesi'nin bünyesinde idi) Arap Filolojisi uzmanlığına girdim. Üniversitenin II. ve III.. sınıflarında okurken tarihi-siyasi konulara daha çok ilgi duymaya başladım. Birkaç öğrenci yoldaşım ile birlikte milli siyasi konularda ateşli tanışmalara başladık. Bizde böyle bir fikir oluştu ki, halkımız köle, vatanımız ise sömürgedir. Bu sohbetler Alim Hasayev, Malik Mahmudov, Rüstem Eminov, Mehdi Ağalarov, Rafık Ismailov, Abbas Musayev ve Zakir Memedov ile aramızda geçiyordu. Azatlık uğrunda mücadele etmeye söz verdik - elbette amatör ruhla başlayan mücahitler olarak. Ancak profesyonel mücadele yollarını da arıyorduk. Üniversitenin V. sınıfında iken aramızda Arap dilini iyi derecede bilen Malik Mahmudov ile Malik Karayev bir yıl süre ile Irak'a pratik için gönderildiler. Onlar bir yıl sonra döndüklerinde Malik Mahmudov ile siyasi mücadelemizi devam ettirmemiz konusunda ciddi karara vardık ve bir meramname (program) hazırladık. Meramname hakkında yalnız beş kişi bilgi sahibi idi. Ben takip eden süreçte yaklaşık iki yıl (1963-64) Mısır'da tercüman olarak çalıştım. Mısır'da bulunduğum ortam, siyasiler ile ilişkilerim bana çok önemli kazanımlar sağladı. Hatta orda bîr iki kez Türkiye ve ABD Büyükelçiliklerine giderek birileri ile tanışmak istedim. Ancak çekindim. Kendimce bu karara vardım ki, ben onlarla ilişki kurar isem sorun doğar, halkıma güven sarsılır, onları yurt dışına bırakmazlar. Mısır'da bulunduğum süre içerisinde yabancı siyaset adamları (belki de istihbaratçılarla) hiçbir temasımın olmamasına çalıştım. Mısır'da bu ülkenin devlet adamları ile ilişkilerim oldukça seviyeli idi. Gerek Sovyetler gerek Mısır'ın siyaset adamları beni doğrulurı konuşan bir insan olarak görüyordular. Onlar birbirlerini aldattıklarında yanlışlıklarını anlatıyordum, bana bakıp gülüşüyordular. Ben söz konusu olduğunda Nasır' ı da Kruşçev'i de eleştiriyordum. Siyaset dünyasında böylesine hareket istihza yaratıyordu. Bir gün Luksor şehrinde Sovyet uzmanlarından bir grup ile Devlet Başkanları Kruşçev'i. Nasır'ı, Irak Devlet Başkanı Arifi, Azerbaycan Bakanlar Kurulu'nun başkanı Alîhanov'u, Cezayir Devlet Başkanı Ahmet Bin Bella'yı ve diğerlerini karşılıyorduk. Herkes konuklarla tokalaşıyordu, ben yalnız iki kişi ile, Ahmet Bin Bella ve büyük sanatkarımız Reşit Behbudov ile görüştüm, diğerleri geldiğinde elimi cebime koydum. (Şimdi bu hareketim kendime de garip geliyor) Bu davranışımdan dolayı bir soruşturmada geçirdim. Kaynak: Wardom http://www.wardom.org/showthread.php?t=171760 Benim kendi dünyam vardı.Herhalde iş arkadaşlarım beni delikanlı tercüman olarak görüyordular. Soruşturma döneminde Özellikle de Kruşçev'in Kıbrıs sorunu ile ilgili görüşlerinden dolayı bir İki aşağılayıcı söz de sarf etmiştim. Baku 'ye döndüğümde DTK (Devlet Güvenlik Komitesi KGB) Kruşçev ile ilgili sözlerimden ötürü beni cezalandırdı. Mısır'dan döndükten sonra Ben, Malik Mahmudov. Alim Hasayev ve Rafik Ismailov birkaç kez görüşüp dörtlü bir grup oluşturduk. Her birimiz 3 kişi seçmeli, bu üçlü gruplardan her bîri 5 kişiyi gruba celb etmeliydi. Bir süre geçtiyse de teşkilatı istediğimiz ölçüde kuramıyorduk (Tecrübesizliğimizin yanısıra DTK bizi sürekli izliyordu) İstediğimiz teşkilatı oluşturamayınca, her birimiz ferdi çalışmaya, daha çok propaganda faaliyetine başladık. Ben bütün gücüm ile üniversite ve doktora öğrencileri arasında milli şuurun canlanması yönünde propaganda yapıyordum. Hiç kimseye hesap vermediğim gibi bazı konuları yakın dostlarımdan da gizliyordum. Üçlü, beşli, yedili ve dokuzlu olmak üzere gruplar oluşturuyordum. Her grup ile de yalnızca kendim meşgul oluyordum, Bu süreç uzun bir süre ve güç İstiyordu. 1969 yılında Tolunoğulları Devleti (IX. yüzyıl) adlı doktora tezimi yazdım. 1971-74 yıllarında üniversitede artık öğrenci hareketleri görülmeye başlandı. Amacım geleceğe hazırlamaktı. DTK , bir teşkilatın faaliyet gösterdiğini biliyor, ancak bütün çabalarına rağmen ortaya çıkaramıyordu. (Artık sır değil: l keresinde üniversitede hocam Aliövset Abdullayev bana DTK'da benim gizli örgüt ve programım olduğu konusunda düşünceler olduğunu bildirdi. Ben, O'nu bunun doğru olmadığına inandırdım, ancak kendim yalan konuşmuştum. (Şimdi hocamdan özür diliyorum) Ancak DTK bütün dikkati ile beni izliyordu. Ocak I975'de beni tutukladılar. DTK benim yanıma birkaç hoca ve öğrenci yerleştirebilmişti. Ben onları duymuştum. Ancak onları aldatıyordum. (Kim kimi?) Benim hiçbir hoca veya öğrenciye (hatta DTK ajanlarına) nefretim doğmuyordu. Bazen hatta DTK çalışanlarını bile günahkar görmüyordum. Bir tek düşmanım vardı. Sovyet İmparatorluğu. Diğerleri onun zavallı hizmetlileri idi. Bu zavallı generallere ve polislere de acıyordum. Benim işim zalim imparatorluğa karşı mücadele idi. Hainlere, satılmışlara tarih kendisi ceza verecekti, verdide. Ocak 1975 Temmuz 1976 arasında hapis yattım. Aralık 1976'dan itibaren Azerbaycan ilimler Akademisi Salman Mümtaz Elyazmalar Enstitüsün 'de çalıştım. Ebülfez ELÇlBEY mahkumiyetinden sonra göreve başladığı El Yazmaları Enstitüsü'nde de halkını azadlık uğruna örgütleme çalışmalarını aralıksız devam ettirdi. 1988 yılında başlayan ermeni saldırı ve provokasyonlarına karşı ilk direniş hareketini; Kasım 1988'de "Meydan Mitingleri'ni düzenledi. 16 Haziran 1989'da Azerbaycan Halk Cephesi'ni resmen kurarak başkanı seçildi. Kızılordu'nun 20 Ocak 1990'da Bakü'de hayata geçirdiği katliama kadar çalışmalarını sürdürdü. Katliamın ardından dağılma sürecine giren Sovyetler Birliği ve Azerbaycan'da siyasi istikrar tamamen sarsıldı. Kaynak: Wardom http://www.wardom.org/showthread.php?t=171760 ELÇlBEY önderliğindeki Azerbaycan Halk Cephesi, Azerbaycan Türklerinin bağımsızlık taleplerini açıkça dile getirdiler. Üç renkli ay-yıldızlı bayrak Parlamento binasına asıldı. Aralıksız sürdürülen çalışmalar sonucu Azerbaycan Cumhuriyeti 18 Ekim 1991'de bağımsızlığını ilan etti. ELÇİBEY, Parlamentonun aldığı karar gereği 7 Haziran 1992'de yapılan ilk demokratik seçimler sonucu Azerbaycan Cumhuriyeti'nin Devlet Başkanı seçildi. Göreve başladığı ilk günden itibaren ülkede insan hakları ve hukukun üstünlüğüne saygılı demokratik devlet yapısını oluşturmaya çalıştı. Rus ordularını Azerbaycan Cumhuriyeti'nden çıkardı. Devletin resmi dilinin Türkçe olduğunu ilan etti. Latin alfabesini uygulamaya koydu. Ermeni saldırı ve işgallerine Azerbaycan Halk Cephesi taraftarlarından oluşan gönüllü birliklerle karşı koydu. Ancak 4 Haziran 1993'de maruz kaldığı darbe sonucu Bakü'den ayrılarak Nahçıvan'ın Keleki köyüne gitti. 4 yıl süreyle kaldığı Keleki'den 31 Ekim 1997'de Bakü'ye dönerek 1995 yılında partiye dönüştürülen Azerbaycan Halk Cephesi Partisi'nin Genel Başkanı olarak siyasi çalışmalarını devam ettirdi. Bu süreçte kurduğu ve başkanı olduğu Bütöv Azerbaycan Birliği adlı teşkilatla da büyük ideallerini hayata geçirme çalışmalarını yürüttü. Ebülfez ELÇlBEY uzun süre devam eden rahatsızlığının şiddetlenmesi üzerine tedavi görmek amacıyla 7 Temmuz 2000'de geldiği Türkiye'de 22 Ağustos 2000 Salı günü vefat etti "Ömrümün en hoş günlerinden biri 16 Haziran 1989'da Azerbaycan Halk Cephesi'nin kurulması ve Cephe başkanı seçilmemdir. En ağır sarsıntılarım 20-23 Ocak 1990 katliamı, Taşaltı olayları, Hocalı katliamı, Susa ve Laçın'da yaşadığımız ihanetlerdir. En çok etkilendiğim, dostlarımı kaybetmektir. (Bütün anlamlarda)
__________________
Ey ekmeği alınanlar selam sizlere!
Ey rütbesi çalınanlar selam sizlere! Subay ya da Generaldir diye evleri, Ocakları dağıtılan Cumhuriyet erleri! Selam size, üstünüzde bütün bakışlar, Bir gün olur tarih sizi elbet alkışlar! Nihal Atsız |
|
|
|
|
|
#19 |
|
Forum Ustası
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: May 2006
Üye numarası: #66357 Yer: AYDIN
Mesaj sayısı: 10,138
Karma etkisi: 14809
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 1479477
|
ELÇİBEY DİYOR Kİ
TÜRK GENÇLiĞİNE Büyük gelecek senindir. Sen kendin buna zamanın hükmü ile hazırlanıyorsun. Bu hazırlık tabiidir. Bunu yerine getirmek için milyonlarca Türk Genci bu hedefe yürüyecek. Bu hedefe ulaşmak için iradeli çalışmalısın. Dünya ilmini öğrenip, büyük medeniyet yaratarak isteğine ulaşacaksın. Bütün büyük çabalar, hareketler hedefe ulaşmak için bir sevda olacaktır. Sonucu ise büyük medeniyet yaratmak olacaktır. Bütün beşeriyet tarih boyu gayret göstermiş, son netice ise büyük medeniyet yaratmak olmuştur.Türk Dünyaya yeni bir medeniyet getirecektir. O medeniyete ben şimdiden "Hoşgeldin" diyorum. Sana uğurlar olsun. Ulu Türk! AZERBAYCAN GENÇLİĞİNE! Sen bil ki, Türk Gençliğinden ayrı değilsin. Karşında büyük hedefler, ağır görevler duruyor. Omuzlarında ağır bir yük var. Sen onu taşıyabilecek güce sahipsin. Senin öyle bir gücün var ki, devlerin taşıyamayacağı yükü sen taşıyabileceksin. Senin damarlarındaki kan öyle kudretli kandır ki, her bir zorluğun üstesinden kolayca gelirsin. Bunun için yalnızca senin isteğin gereklidir. Kaynak: Wardom http://www.wardom.org/showthread.php?t=171760 Karabağ'ı sen azad edeceksin. Ben buna eminim ve inanıyorum. Azerbaycan'da Karabağ'ın azadlığını, Azerbaycan'ın birleşmesini istemeyecek genç yoktur. Milletin bu arzusunu yerine getireceksiniz. Size uğurlar diliyorum. TANRI yardımcınız olsun! YÜCE TÜRK MİLLETİNE Bende kanser hastalığının olduğunu biliyordum. Ama ben bu hastalığı toplumdan gizliyordum ki, aciliyeti olan işleri yapabileyim. Ancak, birçok kişinin hastalığımı bildiğini ve huzursuz olmamam için benden gizlediklerini bilmiyordum. Bu durum çok kötü sonuç doğurdu. Halkının kendi evladından hiçbir şeyi gizlememesi gerekir. Aynı zamanda evlatta halkından gizlememelidir. Benim durumumdan da anlaşıldı ki, gerçeği gizlemek halka da evladına da hiçbir fayda sağlamadı. Ben birçok şeyi halkım bilir rahatsız olur, kötü sonuçlar yaşanır düşüncesiyle gizledim. Pek çok sim kendimle götürüyorum. Bunların birçoğu açıklanmalıydı. Ancak buna zaman imkan vermedi. Diyebilirim ki, talihim fırsat vermedi. Bazı yanlışlar yapılmıştı kî, bunların telafisi mümkündü. Milletim önünde benim de hatalarım olmuştur. Rica ediyorum, Milletim beni bağışlasın. Diyebilirler ki, özürü sağlığında dilemeliydi. Herhalde talihim böyle uygun gördü. Birçok kişi, özellikle de bana düşman olanlar ileri geri sözler söyleyecekler. Ancak benim için asıl olan Türk Milletinin hükmüdür. Azerbaycan halkının sözüdür. Bu gün açık olarak hayatla vedalaştığımı görüyorum. Ancak birçok İdealimin hayaca geçtiğini göremedim. Öncelikle Rusun eliyle ermenilerin işgal ettiği Karabağ'ı azat etmek istiyordum. Bunu gerçekleştiremesem de artık Karabağ'ın mutlaka azad edileceğini biliyorum. Azad olarak Tebriz'e gitmek, Tebriz'i azad görmek İstiyordum. Tebriz'i azad göremedim. Ancak şimdi düşünüyorum ki, Tebriz'i azad görmüşüm. Bu düşünceme hayal diyecekler. Ancak değil. Yakın gelecekte insanlar Tebriz'i azad görecekler ve o zaman anlayacaklar ki, benim düşüncelerim çok yakında imiş. Bir halk azadlık elde ediyorsa, o halkın hayatla vedalaşmış insanlarının (elbette bu azadlığı isteyen ve onun uğrunda mücadele eden insanları nazara alıyorum) ruhu da orada iştirak ediyor. Azerbaycan Halkı bütünlükte azad olacak ve birleşecek. O zaman düzenlenecek etkinliklerde, bayramlarda Azerbaycan'ın azadlığı uğrunda mücadele vermiş insanların ruhu da iştirak edecektir. Ruh ölmezdir. Milletini sevenin ruhu her zaman Milleti ile olacak. Türkiye ve Azerbaycan'ın Görkemli Türk Aydınlarına Ben çok uzun süre sonra kanser hastası olduğumu öğrendim. Ancak sizler bunu önce bilip benden gizlediniz ki , ben huzursuz olmayayım. Hatta benimle görüşürken pek çok ilginç kitaplar getirdiniz ki okuyayım. Ancak bana gerçeği söylemiş olsaydınız daha doğru olurdu. Kalan zaman içerisinde görüşüp müzakere ederek gelecek milli konseptimizin tezlerini hazırlardık. Yeni işler görmemiz mümkün olurdu. Onu da bilmeliydik ki , açık sözlü olmadığımız sürece hiç bir işimiz doğru olmayacak. Onun için mutlaka demokratik toplum gereklidir. Açıkça görüşüp sorunları çözmeliyiz. Türk milletine en önemli ihtiyaç olan maneviyata dayanarak birleşebiliriz. Kaynak: Wardom http://www.wardom.org/showthread.php?t=171760 Ardından Yazılanlar Politikacı değil bağımsızlık savaşçısı EBULFEYZ Elçibey, 1993'te Gence isyanını bastıramayacağını anlayınca yakınlarına şöyle demişti: ''Önümüzde bu ülke için yapılacak bir hizmet daha var. İktidardan el çektirilsek bile, Ermenilerle savaş halinde olan, bin bir emekle kurduğumuz bu devleti iç savaşın içine çekmeyeceğiz. Hiçbir halde iç savaşa yol vermeyeceğiz.'' Sovyet Yönetimi'ne karşı yaşamı boyunca kafa tutmuş ve kah legal, kah illegal yollardan mücadele etmiş olan Elçibey, Keleki'deki köyüne giderken kendi geleceğini değil gerçekten de Azerbaycan Cumhuriyeti'nin devamını düşünüyordu. Her zaman iflah olmaz bir idealistti, siyasetçi olamadı. Elçibey ile son olarak Bakû'de görüştüm. Üç yıl önceydi, Halk Cephesi'nin merkezindeki sohbetimizde hálá şaşkınlığını üzerinden atamamıştı. Şaşkındı, çünkü Keleki'deki sürgünü sona ermişti. Halk Cephesi Başkan Yardımcısı Ali Kerimli'nin Parlamento'daki konuşmasının ardından dönüşüne izin verilmişti. Bir yıl içinde Cumhurbaşkanlığı seçimleri yapılacaktı ve Aliyev, adaylığını koyacağını bile bile Elçibey'in dönüşüne ''hayır'' dememişti. ''Bakû'ye gelebilmem anlaşılmaz bir şey, şimdiye kadar da anlamış'' değilim diyordu. Sohbetimiz sırasında Elçibey, siyasi görüşlerini korkusuzca açıklıyor, Aliyev yönetimini Karabağ politikaları nedeniyle eleştiriyor ancak hiç de saldırgan bir üslup kullanmıyordu. Bu tavrı dikkatimi çekti. Sordum. ''Benim evimde, Atatürk'ün resminin yanında Haydar Aliyev'in de resmi vardır'' diyordu. Çünkü ''O da bir Türk büyüğüdür'' diye açıklıyordu bunu. Aliyev'in Sovyetler Birliği döneminde Azerbaycan Türkleri için önemli işler yaptığını söylüyordu. Cumhurbaşkanı olduktan sonra iyi işler yapmadı mı?'' diye sorduğumda verdiği yanıt ise Elçibey'in içten pazarlığı olmayan, dürüst ve açık kişiliğini yansıtıyordu: ''Yaptı tabii ama artık onun rakibiyim, söylemem doğru olmaz.'' Gerçekten iflah olmaz bir idealistti Elçibey, politikacı olmadı. Ferai TINÇ 24 Ağustos 2000 / Hürriyet Hayalleri Korkuttu ! Sovyetler Birliği döneminde, 1975-76 yılları arasında ''milliyetçilik'' suçundan hapis yatan Elçibey, Azerbaycan bağımsızlık hareketinin gerçek lideriydi. 1989'da, Halk Cephesi kurulduğunda üç hedef koymuştu. Azerbaycan'ın tam bağımsızlığı, Karabağ'ın Ermenilerden temizlenmesi ve güney-kuzey Azerbaycanların birleşmesi. Bu hedefleriyle sadece Rusya, Ermenistan ve İran'ı karşısına almakla kalmadı, Cumhurbaşkanı olur olmaz Türkiye ile Bakû-Ceyhan anlaşmasını imzalayarak dev petrol şirketlerini ve dünyayı da korkuttu. Bakû'den uzaklaşırken yapalnızdı. Bugün ise Türk dünyasının kalbi onunla birlikte Bakû'ya dönüyor. Yağmur Atsız 23 Ağustos 2000 / Milliyet Bir Kemalist'in Ölümü Asıl soyadı "Elçibey" değil "Aliyef"di... Yani "Alioğlu" yahut "Alisoy"... Rus etkisiyle sonuna "ef" takısı alması onu rahatsız etdiği için değiştirip "Elçibey" soyadını almışdı. Bir tür siyasi "mahlas" gibi. Frenkler sanatçıların kullandıkları takma adlara şaka yollu "nom de guerre" derler "savaş adı"... Ebülfez Elçibey bakımından bunu "mecazi" değil "gerçek" anlamda da kabul edebiliriz... Zira ömrünü Azerbaycan'ın bağımsızlığı ve demokratikleşmesi "savaşı"na adamışdı. Halen Azerbaycan Cumhurbaşkanı konumundaki Haydar Aliyef ile arasında bulunan soyadı benzerliği tamamen tesadüfidir. Azeriler çoğunlukla Şii Mezhebi'nden oldukları için aralarında ali adı veya soyadı yaygındır. Nitekim Bakü'nun Ankara nezdindeki Büyükelçisi de - eğer yanılmıyorsam - Aliyef soyadını taşımakdadır ama onun da ne biriyle akrabalığı vardır ne öbürüyle... Ben Ebülfez Elçibey'le ilk kez 1989 Yılı'nda, yani SSCB artık son demlerini yaşarken, karşılaşdım. Bir Alman tv kuruluşu için Bakü'da çekim çalışmaları yapıyordum. O tarihde artık Elçibey soyadını kullanmaya başlamışdı. Hakkında tutuklama kararı olduğundan ortalıkda pek dolaşmıyor, ama fazla da yeraltına inmeğe gerek görmüyordu. Önderi bulunduğu "Halk Cebhesi" (bağımsızlık örgütü) ile KGB arasındaki güç oranı adamakıllı "Halk Cebhesi" tarafına doğru kaymaya başlamışdı. Çok yağmurlu bir ikindi üzeri kendisiyle Bakü varoşlarındaki bir "gizli" (artık ne kadar gizli idiyse...) mekanda buluşdum. Daha sonraları, Cumhurbaşkanı oldukdan sonra da bir iki görüşmemiz oldu. Son derece inançlı bir Kemalist ve eğer bir latifeye müsaade ederseniz - "iflah kabul etmez" bir Atatürk hayranıydı. Azeri Halkı'nın sosyal ve kültürel problemlerine de büyük önem atfetmesi herhalde buradan ileri geliyordu. Sonra Ankara Ebülfez Elçibey'e ihanet etti !!! Evet, en dar gününde onu bozuk para harcar gibi harcamakdan hicab duymadı!!! Kremlin'in "rahle - i tedrisi"nden yetişme ve Moskova'ya mine - l - bab ile - l - mihrab göbek bağıyla bağlı birtakım gaasıblarla işbirliğini tercih etdi!... Kimbilir, belki de o karakterdeki insanlar Ankara'daki iktidar sahiblerine daha bir kaabil-i imtizac geliyordu. Oysa Ebülfez Elçibey, 1990'dan sonra "bağımsızlık"(!) kazanan bütün Doğu Türk Cumhuriyetleri arasında "Komünist Hiyerarşi"ye hiç mensub olmamış, "Devr - i Sabık"ın çanak yalayıcıları arasında asla yer almamış "TEK" devlet adamıydı... Yeni bir çağ başlarken en çok gözetilmesi gereken siyasetçi, üstelik yegane samimi "demokrat"dı... Ankara, Rus destekli Ermeni birlikleri Karabağ ve geri kalan Azerbaycan'ın yüzde 20'sini işgal ederken de seyirci kaldı ve Elçibey'in "Hiç değilse yaralılarımızı tahliye için bir helikopter gönderin!" ricasına da kulaklarını tıkadı!!! Azerbaycan birgün Türkiye'den bunun hesabını soracakdır!!! Ebülfez Elçibey'e Tanrı'dan rahmet diliyorum... Erdal güven / 24 Ağustos 2000 / Radikal
__________________
Ey ekmeği alınanlar selam sizlere!
Ey rütbesi çalınanlar selam sizlere! Subay ya da Generaldir diye evleri, Ocakları dağıtılan Cumhuriyet erleri! Selam size, üstünüzde bütün bakışlar, Bir gün olur tarih sizi elbet alkışlar! Nihal Atsız |
|
|
|
|
|
#20 |
|
Forum Ustası
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: May 2006
Üye numarası: #66357 Yer: AYDIN
Mesaj sayısı: 10,138
Karma etkisi: 14809
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 1479477
|
Elçibey'in Üzüntü Verici Ölümü Ebulfeyz Elçibey'in ölümünü duymaktan dolayı derin üzüntülerimi bildirmek isterim. Son yıllarda kendisiyle Azerbaycan'da birçok defalar bir araya geldim ve Pan-türkizmin, modern bir düşünce olarak geleceği üzerine görüş alışverişlerinde bulundum. Kendisine derin bir saygı duyuyordum. Benim de katıldığım bir seminerde, kendisinin konuşmasını dinlemekten büyük zevk alırdım. Yüksek bir ruh ve coşkunun birleştiği, sıcaklığı, canayakınlığı ve zarafeti dinleyen herkese ulaşan dikkat çekici bir kişilikti. Öğrencileri kendisine içten gelen bir hayranlık ve sevgi gösterirdi ve o, diğer insanların duygularını nasıl ayağa kaldıracağını bilirdi. Onunla tartışmayı daima heyecanlandırıcı ve kışkırtıcı bulurdum. Kuşkusuz Pan- türkist düşüncenin Türk dünyasının her yanında işbaşında olan yönetimlerde, bu tür fikirlerin zayıf göründüğü bir dönemde, en sağlıklı halini kendinde cisimleştiren biriydi. Görevinin zorla elinden alınması, sonraları Türk ülkelerinde demokrasinin gelişmesi açısından gerilemenin başlangıcı oldu. Eski Sovyet cumhuriyetlerinde, meşru bir biçimde göreve gelen pek az devlet adamından biriydi. Türk dünyasındaki Elçibey gibi çoğu baskı altında tutulan demokratik ve reformcu hareketlerin, eninde sonunda Türkiye'nin en yakın dostları olacağına inanıyorum, bölgenin çoğuna egemen olan neo-komünist liderliklerin değil. Ölümü Türk dünyası için büyük bir kayıptır. (Yazı Türkçe, 'Tanrı rahmet eylesin sözleriyle bitiyor.) Bu yazı, Graham Fuller tarafından 'Turkistan Net' elektronik haberleşme grubuna gönderilmiştir. Graham FULLER Romantik Bir Milliyetçinin Ölümü Ebulfez Elçibey'le tanışmam 1992 yılının başlarında oldu. Dostum gazeteci Murat Yetkin ile birlikte bizi Bakü'deki Halk Cephesi binasında kabul etmişti. Mütevazı odasındaki üç hilalli bayrak ve çerçevelenmiş uluyan kurt resmini hatırlıyorum. Bir de merhum Alparslan Türkeş'in imzalı fotoğrafını. Rahmetli Türkeş'e büyük saygısı olduğu hemen anlaşılıyordu. Odasındaki simgeler de tam bir 'Türk dünyası sevdalısı' olduğunu gösteriyordu. Ancak söylemi bu dünya uğruna silaha sarılma söylemi değildi. Daha çok Ghandivari 'pasif direniş' anlayışını yansıtıyordu. Amacına bu yoldan ulaşmak istediği belliydi. Zaten siyasi kariyeri de silahla pek arasının olmadığını gösterdi. Azerbaycan'ın bağımsızlığını ilan etmesinin üzerinden sadece birkaç ay geçmişti. 1970'li yıllardan başlayarak Azeriler'in hakları için aralıksız mücadele etmiş, bu yüzden Sovyet zindanlarını boylamış biri olarak, büyük sevinç içindeydi. Gerçi mizacı bunu açıkça yansıtmasına olanak verecek türden değildi. Ama coşkusu sözlerinden okunuyordu. Buna rağmen daha yapılacak çok iş olduğunu da biliyordu. Çünkü iktidarda hala 'Komünist politbüro kalıntısı' Ayaz Muttalibov ve şurekası vardı. Yani bağımsızlığa rağmen Elçibey'in mücadelesi daha bitmemişti. Kendisi de bu yüzden zaten hala polis tarafından takip ediliyordu. Ancak ülkedeki gidişat belliydi ve Elçibey de o dönemde tek başına muhalefeti temsil ediyordu. Mart 1992'de Ermeniler'ce gerçekleştirilen Hocalı katliamı halk için son damla olmuştu. Bu felaket karşısında pasif kalmakla suçladıkları eski siyasetçilerden kurtulmak isteyen Azeriler, Haziran 1992'de yapılan ilk bağımsız seçimlerde Elçibey'i ezici çoğunluklu Cumhurbaşkanı seçtiler. Seçilmesi Türkiye'de de coşkuyla karşılanmıştı. Ancak ne olduysa bundan sonra oldu. İlk karşılaşmamızda yansıttığı romantik dünya görüşünden pek sıyrılamayan Elçibey, 'realpolitik' denen siyasi olguya ne denli yabancı olduğunu gösterdi. Zaten realpolitikanın müdavimlerinden olsaydı 1970'lerdan başlayarak koskoca Sovyetler Birliği'ne direnemezdi. Çünkü bu tür direnişler çoğu kez hayalperest ülkülerden güç alır. Realpolitikadan değil. Ermeniler'in Karabağ'dan çıkarak Azerbaycan topraklarını da işgal etmeye başlamaları karşısında fazla bir şey yapamayan Elçibey'in halk arasındaki itibarı sarsıntıya uğradı. Bu arada attığı bazı adımlar ve kimi açıklamaları da belirli güçlerin, aleyhinde harekete geçmelerine neden oldu. Bunların başında, Azeri petrolleri için kurulacak uluslararası konsorsiyumda aslan payını TPAO'ya vermesi geliyordu. Başta Rusya olmak üzere Hazar rezervlerine göz dikmiş olan çokuluslu petrol şirketleri böyle bir şeyi asla kabul etmeyeceklerini kısa sürede gösterdiler. O zaman işin ayrıntılarını bilen bazı Türk yetkilileri bile Elçibey'in bu adımını 'gerçekçilikten yoksun' diye değerlendirmişlerdi. Elçibey'in ikinci temel hatası ise sık sık 'Güney Azerbaycan'dan' bahsederek 'oradaki Azerilerin haklarının gaspedilmesinden' şikayet etmesiydi. 'Güney Azerbaycan' dediği İran topraklarıydı. Bu söylemi İran'ı son derece huzursuz etmiş, İranlılar'ı da Karabağ krizinde Ermeniler'in yanına itmişti. Bölgesel istikrarsızlık olasılığına kapıyı araladığı için başka ülkeler de bu sözlerinden dolayı rahatsız olmuşlardı. Bu arada Ankara'nın da memnun olduğu pek söylenemez. Azerbaycan ve Türk dünyasına hizmet etmek için yola çıkan Elçibey işte bu tür romantik hayalleriyle siyasi geleceğini tehlikeye soktu. Nitekim 1993'te Gence'de ayaklanan ve arkasında Rusya'nın olduğu bilinen Suret Hüseyinov, sonunda Elçibey'in devrilmesine neden oldu. Elçibey'in gitmesinden sonra yerine geçen Haydar Aliyev'in ilk işlerinden biri de zaten Hazar petrollerinin taksimatı konusunda Elçibey'in aldığı kararları iptal etmek oldu. Bu arada hızla Tahran ile ilişkileri düzeltme yoluna gitti. Doğduğu Nahcivan'a sürgün giden Elçibey'in siyasi kariyeri de ciddi bir sekteye uğramış oldu. Halk Cephesi lideri olarak kalmasına ve ülke çapında çok sayıda taraftarı olmasını rağmen Elçibey, aslında bir daha toparlanamadı. Tam 5 Kasım'da yapılacak parlamento seçimlerine katılmak için hareketlenmişti ki ölümcül hastalığı aman vermedi. Oysa seçimlere katılabilseydi milletvekili seçileceğine kesin gözüyle bakılıyordu. Meclis'te de Haydar Aliyev'e ciddi bir muhalif ses olacaktı.. Ama ne yazık ki ömrü bunun için yetmedi, ve Türk dünyasının bu romantik sevdalısı 62 yaşında aramızdan zamansız biçimde göçüp gitti. Semih İDİZ / 23 Ağustos 2000 / Star Elçibey Onu muhalefet yıllarında tanıdım. "Hazar yükseldiğinde Türk'ün talihi de yükselir" beklentisi ile Avrasya'nın çırpınan kalbi mesabesindeki o denize girmiş, sahil kahvesinde sohbet etmiştik. Kaynak: Wardom http://www.wardom.org/showthread.php?t=171760 Tarih bilgisi, edebiyat zevki; ona rakik bir kalp kazandırmıştı. Duygusal, coşkulu bir insandı. Vefatı sarstı beni. Ama daha fazla teessüre boğan Türkiye'nin onu unutuşu idi. Sanki Elçibey yaşamamış gibi bir kayıtsızlık! Geçenlerde onun ağabeyi, sırdaşı olan Prof. Dr. Turhan Yazgan ile beraberdik. Yakan beyi de aramıza alarak halisâne bir anmada bulunduk. 1989'da ilk Türkiye kafilesinin Bakü'ye inişini hatırladık. O ne coşkuydu. Nasıl bir sarılmaydı. O ruhu Elçibey'e borçluyduk. "Muhteşem bir idealistti." Yazgan hocamızın tabiri buydu. Elçibey tam manasıyla Türk'tü. Türkçüydü. Türkçülük felsefesi zaviyesinden Azerbaycan'ı, Türkiye'yi, Türk Dünyası'nı görüyordu. -Türkçülüğü savunanların bahtıkara olmuş. Çok çekmişlerdir. İşte Sultan Galiyev, Resulzade, Enver Paşa, hatta M. Kemâl. Bu büyük Türkçü böylece "mimlenecekti." Türkçülük, onun "hata"sıydı!.. Oysa ki, Türkçülük, "azadlık" demekti. O ruh ile 16 gün halkı, kadını, yaşlısı ile Bakü meydanına toladı. İstibdadı devirdi. Milliyeti farklı olsaydı, Nobel'i alırdı. Ama, ondan korkuyorlardı. XXI. yüzyıl Türk asrı olmamalı diyenler, Gaspıralı'nın ideallerinin karayağız elçisini altetmeye kararlıydılar. Sosyal mühendisler, uydurma bir darbe ile onu alaşağı ettiler. Elçibey de kardeş kanı dökülmesin istedi. Kenara -Keleki'ye- çekildi. Orada kahrından öldü. Türkiye onu yalnız bıraktı. Yazgan'ın fikir ve icraat imbiğinden geçirdiği tesbiti ne acı: -Türkiye ondan korkuyordu. Çünkü, Elçibey, fazla Türk, fazlasıyla Türkçü idi. Petrolün % 35'i Türkiye'nin diyordu. (Aliyev Azerbaycan'ı % 5 bile vermiyor.) Kaynak: Wardom http://www.wardom.org/showthread.php?t=171760 İran çatlar, Güney Azerbaycan bize katılır, diyordu. vs. vs. Türkiye bu kâmil insandan tedirgin olmuştu!.. Ve maalesef, ardından "dezenformasyona" cevâz verildi. "İyi adamdı. Ama romantikti, devlet idaresinden anlamazdı." Oysa ki, tek kurşun atılmadan, o Ruslar'ı Azerbaycan'dan çıkarmış, Ermeniler'i dize getirmiş, AGİT'e sokmuştu ülkesini. Bari hakkını verin. Ondan kurtulmak isteyenlerin beyin yıkamasına kapılmayın. Her dakika komplo sözü eden millet olarak komplolara bu kadar kanmak ne demektir canım!.. Bir de sanki bizi Azerbaycan'da darbe yapma teşebbüsünde bulundunuz diyenlere Yazgan'ın cevabı kısa ve kesindi: "Türkiye yapmış olsa başarırdı." 23 Ağustos 2000 / Mim Kemal ÖKE / Türkiye
__________________
Ey ekmeği alınanlar selam sizlere!
Ey rütbesi çalınanlar selam sizlere! Subay ya da Generaldir diye evleri, Ocakları dağıtılan Cumhuriyet erleri! Selam size, üstünüzde bütün bakışlar, Bir gün olur tarih sizi elbet alkışlar! Nihal Atsız |
|
|
|
|
|
#21 |
|
Forum Ustası
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Apr 2006
Üye numarası: #63630
Mesaj sayısı: 2,727
Karma etkisi: 657
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 65037
|
çok güzek çalışma.
teşekkürler alper kardeş ![]() madem kimse ilgilenmiyor,ilgilenler iki kere mesaj yazar ![]() |
|
|
|
|
|
#22 |
|
Forum Ustası
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: May 2006
Üye numarası: #66357 Yer: AYDIN
Mesaj sayısı: 10,138
Karma etkisi: 14809
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 1479477
|
İyi ki öldün Elçibey!.. Kimbilir kaç kişi Türkiye'de, Azerbaycan'da, hatta Batı'da böyle iç geçirmiştir!.. Çünkü, o yaşadıkça kimileri için utanç, kimileri için tehditti. Ebulfez Bey'le ilgili düşüncelerimi yarın yazacağım. Bugün "dokundurmak" istiyorum. Aslında soru sormak niyetindeyim. Neden Elçibey'in naaşı adetâ apar topar Türkiye'den kaçırıldı? Ona son görevimizi yapmadan niye mahrum edildik? Elçibey, bir devlet başkanıydı. Hafız Esad ve Ürdünlü Kral Hüseyin gibi. Onun cenazesine kimler gitti? Kimler, neden gitmedi? Ben dirisine olduğu gibi, ölüsüne de ayıp edildiği kanaatindeyim. Ya siz? Esad kadar bizim için değeri yoktu, demek ki! Kahroldum. Belki de Elçibey kahrından öldü. Terminalin türküsü Size bir hülyamdan bahsedeyim. O çok övülesi İstanbul Dış Hatlar'a indiniz. Uçaktan sonra terminale ilerliyorsunuz. Pasaport-Gümrük ve Bagaj işlemlerinizi yaptıracaksınız. Önünüzde işaretler olmalı. -Poreigners (Yabancılar) -T.C. Yurttaşları -Türk Dünyası... Diye. Başka bir deyişle, Türk Dünyası'na özel bir konum ayrılmalı. Avrupa'da AB ve diğer diye ayrılmıyor mu? İngiltere'de "Commonwealth" diye ayrı bir kapı gösterilmiyor mu? Türk Dünyası'na bir jest, kendi milletimize işaret olur bu. MHP'li Ulaştırma Bakanımız bunu düşünmez mi? Bırakınız bu jestleri, biz Türk Dünyası'na kalkacak ve oradan inen uçaklara "üvey evlat" muamelesi yaparak -onları charter diye görerek- C Terminali'ne alıyoruz. En kötüsüne!.. Ve iktidarda MHP var. Ulaştırma'da da!.. Beyazı kalmadı!.. Türkiye'nin "beyazı kalmadı." Hep kara. Herkes kara. Herşey kara. Garip mendilci kız. Onu dolaba atan adam, insanlık düşmanı. Onu istihdam eden McDonalds hiç mi suçsuz!.. Ya öz kızını dilendirmek için sokağa salan marketçi baba? Pekiî, bu dilencilere prim veren bizler? Yani toplum? Diğer yandan, bu dilencilerle boğuşamayan devlet? Bu dilencileri üreten sistem? Herkes suçlu. Beyazımız kalmadı Türkiye'de 29 Ağustos 2000 / Mim Kemal Öke / Türkiye Elçibey Gençliği 15 günlük iznimden sonra, inşallah hayırlı olacağını umduğum yazılarıma, Türk dünyasının gönlünde kutsallaşan mübarek bir isimle başlıyorum: O da beni ve çoğumuzu hasrette bırakıp giden Ebulfez Elçibey'dir. Sevgili merhum Elçibey, mahiyetini o zaman bilmediğim hastalığı dolayısiyle Türkiye'ye geldi. Uzakta olduğum için, onun beni arayıp haber vermesine rağmen, karşılamaya ve görüşmeye gidemedim. İşte bunun üzüntüsü içinde iken acı haberi geldi. Daha önce, baskılar yüzünden Türkiye'mize gelemediği için yıllardır görüşemediğim Elçibey'i iki defa üstüste kaybetmiş oluyorum; ne yazık! Elçibey, Allah'ın rahmetine Türkiye'nin bir hastanesinde kavuştu. Azerbaycan'ın Türklüğün öz evlâdı olduktan başka bizim de öz vatandaş ve büyüğümüz olarak öldü. Bu sebeple cennete lâyık o insana sırf Azerbaycan'ın değil, Türkiye halkının da büyük şehidi gözüyle bakıyoruz. Onu yetiştirdiği vatansever gençlere, milletine ve ailesine sabırlar ile başsağlığı diliyoruz. Dileriz ki, onun yüce bağışlayıcı ruhu, ona karşı işlenen günahları bahtına üşüştürülen kötü niyetli cefaları, küçüklükleri affetsin. Milletine inanmış bu eşsiz genç adama hayranlığım, 1990'lı yılların başlarında, sayın şair Bahtiyar Vahapzade ve kardeşim Prof. Turan Yazgan'la birlikte Bakû'da görüşmelerimizle başlamıştı. O yıllarda bütün soydaşlarımızın ümitle bağlandığı güzel Elçibey adı dillerimize renk vermeye başlamıştı. Azerbaycan gençliği gibi Türkiye'deki üniversite öğretmen ve öğrencilerinin de esirlikten kurtuluş kahramanı olmuştu. Bakü'müzde Sovyet despotluğunun zâlim cellâtları bizim ziyaretimiz sırasında son iğrenç facialarını oynuyorlardı. Sonradan, Elçibey'in teklifiyle "Azatlık Meydanı" adı verilen meşhur alanda, Rus tankları bine yakın Âzerî gencini ezip şehid etmişti. Ancak, bu barbarlıklarına karşı, Âzerî kardeşlerimizin, bilhassa hanımların fedakârlığı ümit vericiydi. Gösterdikleri direniş, lânet ve nefret seli, bu canavar imparatorluğun küstah bürokratlarını yıldırıp dairelerine, evlerine tıkmıştı. Gönüllere bağımsızlaşma sevinci bu yüzden gelmiş hemen her köşe bucak milliyetçi, istiklâlci, gençlerimizin, şair ve yazarlarımızın tek bayrak halinde Elçibey'e bağlı "Halk Cephesi" coşkunluklarına devredilmişti. O günlerde Bakü, Gence ve Karabağlı halkımız sanki gerçek bağımsızlığa kavuşmuş Müslüman Türkler'in imân ve ümitle varoluş destanı gibiydi. Ermeni ve Rus düşmanlarına karşı büyük zafer kazanmışcasına bu halk gezdiğimiz yerlerde önce Ankara'ya güveniyor Türkiye'nin itibar ve sevgisi, anlatılmaz doruklarda geziyordu. Taksi şoförleri, bizleri tanıyor ve ısrarımıza rağmen katiyyen para almıyorlardı. Esnaftan bir mendil satın almaya kalksak, üste de kravat hediye etmeğe kalkıyorlardı. Elçibey'in "Halk Cephesi" gençlerinden bir hanımkız ile eşi bana ve eşime, gönüllü "Evlât" oldular, aynı yıl onları İstanbul'da ağırlayıp bahtiyar olduk. Yani sadece aynı milletten değil, birbirini çok seven akrabalar oluvermiştik. Bu yakın dostlukların hepsi, milleti karşısında Rus zulmünü ve onlara bağlı çıkarcıların alçaklıklarını kavrayıp Âzerî gençliğini de (bu yolda) aydınlatan; onları "Mehmetçik" haline getiren Elçibey'in gayreti, irfanı Türk-severliği ve liderliği sayesinde olmuştu. Kaynak: Wardom http://www.wardom.org/showthread.php?t=171760 Eğer onun büyüklüğünü iyi kavramak şerefine nail olsaydık, şüphesiz, yalnız Azerbaycan değil bütün Ortaasya, o büyük merhumun da aracılığı ile bugün bambaşka itibar ve servetlerde olurdu. Bir Anadolu bozkırlısı, Azerbaycan'ın Selçuklusu ve Osmanlı kadar, bize bir Dede Korkut görünüşü veriyordu. YunusEmre'yi ezberlemiş olup içtenlikle, derinlikle okuyan Elçibey Türk dünyasının birleşmesinde bir gönül sembolüydü. Kaynak: Wardom http://www.wardom.org/showthread.php?t=171760 Gerçi birçok siyasi hırs azgınlıkları vatansız hayinlikler, Türk dünyasının kadrini bilmezlikler, eyyamcı politikacılar yüzünden o yurduna Türkiye'yi ve Türk dünyasına yeterince hizmet imkânı bulamadı. Ümidimiz, onun Cumhurbaşkanlığı'nda, liderliğinde yetiştiğini umduğumuz Türk-Âzerî gençliğinin varlığında toplanmıştır. 29 Ağustos 2000 / Ahmet KABAKLI / Türkiye Elçibey'in ardından Devamlılık Allahü teâlâya mahsustur. Her bir fani gibi Ebulfez Elçibey de geçici olan bu dünyadan sonsuz olan ahiret alemine göç etti. Türk Dünyası kıymetli bir evladını ve Türkiye ise gerçek aşık bir sevenini kaybetti. Elçibey hiçbir zaman Rusya'nın hizmetinde olmadı ve devamlı Rusya'nın muhalifi olarak yaşadı. Azerbaycan'ın bağımsızlığında lider olarak büyük hizmetler ifa etti, yeri kolay kolay doldurulamayacak olan Elçibey'in hayalleri ve idealleri şunlar idi: 1-Azerbaycan'ın bağımsızlığı 2-Karadağ'ın Ermeni işgalinden kurtulması 3-İran'daki Azerilerle birleşmek (Büyük Azerbaycan) 4-Türkiye ile bütünleşmek 5-Türk Dünyasının dil, alfabe, kültür, ekonomik ve her konuda birliğinin temini idi. Bu hayallerinden sadece birini görebildi ve olgun (62 yaşında) prostat kanseriyle dünyaya veda etti. Allahü teâlânın rahmeti bütün inananların üzerine olsun. Şair, yazar, fikir adamı, öğretmen olan Elçibey'i 1989'da Halk Cephesi'nin başına geçirdiler, Sovyetler Birliği'nin dağılması ile ilk bağımsızlık ilan edenlerden biri Azerbaycan oldu ve Rus ordusu ilk olarak Azerbaycan'ı terk etti. 1938 yılında Nahcıvan'ın Keleki köyünde doğan Ebulfez Kadri Güloğlu Aliyev çocukluğundan bu yana hayallerinin ilki olan Azerbaycan'ın bağımsızlığını gördü ve bağımsızlıkta en büyük görevi üstlendi. Azerbaycan'ın seçimle iş başına gelen ilk devlet başkanıdır. Rahmetli Turgut Özal'dan büyük destek gördü. Ama Turgut Özal'ın vefatından sonra Türkiye Elçibey'e desteğini kesti. Büyük hayallere sahip Elçibey, ABD, Rusya, İran ve AB'nin müşterek bir senaryosu ile iktidardan uzaklaştırıldı. 1993 Haziranında Suret Hüseyin'in çapulcu ve çoğu paralı ve Ermeni olan askeri gücün Bakü'ye gelişini, Türkiye isteseydi sadece bir tabur ile önleyebilirdi ama dış güçlerin baskısı üzerine Türkiye Elçibey'i sahiplenmedi, Aliyev'e daha çok destek verdi. Elçibey buna rağmen Türkiye'ye kırgın değildi. Türkiye ile birleşmek ve Türk Dünyasının birliği onda aşk derecesinde bir tutku halinde idi. Bir ikinci Elçibey olsaydı, çok şeyler olurdu ve Elçibey'in ilk icraatı Azerbaycan petrolünün % 90'ını Türkiye'ye % 10'unu (sus payı olarak) Batılı şirketlere verdi. İtirazlar üzerine, Türkiye'nin payı % 40, Azerbaycan'ın % 40 oldu. Ama dış güçler bu taksime de razı olamazdı. Elçibey'i devirdiler ve Türkiye'nin payı % 40'tan % 5'lerin altına düştü. Türk Dünyasının başı sağ olsun. Yeni Elçibeyler yetişir. Elçibey'i deviren Suret Hüseyinov'a "milli kahramanlık ödülü"nü Elçibey vermiştir. İsmi Azerbaycan'ın bağımsızlığıyla özdeşleşen Elçibey'in ölümü "Türk Dünyası"nda mühim kayıptır. Sağlığında Türkiye gibi Azerbaycan da onu sahiplenmedi. Siyasetin "Bizans oyunları"nı ve perde arkasındaki oyunları bilmeyen Elçibey, bir nevi harcandı. Çünkü onun hayalleri, süper emperyalist güçlerin ve onların Türk Dünyasındaki uzantıları olanların menfaatlerine ters düşüyordu. En verimli yıllarını sürgünde, (Doğu'daki köyde) ve Bakü'de yetkiden mahrum olarak geçirmesi temin edildi. Cenazesine katılanlar onu sürgün hayatında yalnız bıraktılar. Ama ben her zaman yazılarımda Elçibey'i destekledim. M. Necati ÖZFATURA / 26 Ağustos 2000 / Türkiye
__________________
Ey ekmeği alınanlar selam sizlere!
Ey rütbesi çalınanlar selam sizlere! Subay ya da Generaldir diye evleri, Ocakları dağıtılan Cumhuriyet erleri! Selam size, üstünüzde bütün bakışlar, Bir gün olur tarih sizi elbet alkışlar! Nihal Atsız |
|
|
|
|
|
#23 |
|
Forum Ustası
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: May 2006
Üye numarası: #66357 Yer: AYDIN
Mesaj sayısı: 10,138
Karma etkisi: 14809
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 1479477
|
Kayan yıldız Elçibey... Türk dünyası büyük bir devlet adamı ve mütefekkirini kaybetti. Maddeden çok manayı arayan bu gönül adamı, ahirete göçerken hepimize ders olacak nasihatler verdi. O'nu ilk defa Azatlık Meydanı'ndaki vakur haliyle tanıdık. Sovyet İmparatorluğu'nu dize getiren Elçibey mücadelesini silâhla değil, kalemle yaptı. Ömrünü Türklüğe adamış bu gönül adamının, hüzün içinde bize veda edişi ders almamız gereken bir olaydır. 1938 yılında Nahcivan'da doğan bu civan "Türk"ün bütün hasletlerini üzerinde taşımasına rağmen, Türk dünyasından gerekli ilgi ve desteği göremediği için veda bile etmeden küs gitti, kırık gitti ahirete... Şili'de Allende'ye, Küba'da Kastro'ya ve hatta dünyanın en ücra köşesinde eline silâh alıp yol kesenleri kutsayan Türk solu, her nedense Elçibey'i tutmadı... Sevmedi, sevemedi. Sevemedi, çünkü Elçibey Sovyet İmparatorluğu'na başkaldıran bir milliyetçiydi. O, enternasyonelci olmadığı, olamadığı için aşağılandı, horlandı ve yalnızlığa mahkum edildi. Kediye boğdurulmak istenen bir arslan; veya itlere meze edilmek istenen bir bozkurt nasıl yaşarsa O da öyle yaşadı... Bu zillete daha fazla tahammül edemeden veda etti bizlere. Ömrü mücadeleyle geçen bir lider için "yalnızlık" kadar acı ve elem verici ne olabilir? Biz O'nu yalnızlığa mahkum ederken, O'na verebileceğimiz en büyük cezayı da vermiş olduk!.. Ölünün arkasından ne konuşulabilir... İki ayı aşkın bir süredir tedavi gördüğü Ankara'da eski bir Devlet Başkanı'nın varlığından bile haberdar değildik. Dirisinden faydalanamadığımız bu gönül adamının ölüsünden nasıl faydalanabiliriz. Şiirleri, kitapları ve konferansları ile Türk dünyasına ışık tutması gereken Elçibey, gizli tutsak olarak ömrünü tamamlarken, hepimizi acılara ve gözyaşlarına boğdu... Sovyet emperyalizmine karşı ilk olmasa da, en soylu mücadeleyi veren bu kartal bakışlı çelik adam, Merkezi Asya Türk varlığının da temellerini atmayı başarmıştır. Ömrünü hasrettiği Türk Birliği'ni gerçekleştiremeden veda edişinde O'nun hiçbir suçu olmasa gerektir. Bu idealin gerçekleşmesi için iğne ucu kadar destek görmeyen yalnız Civan'ın acıları ve hüzünlerini bütün fotoğraflarında görebilirsiniz. Sağlığında kıymetini bilemediğimiz, gerektiği şekilde istifade edemediğimiz bu fikir ve duygu mücahidine, çok iyi bir devlet töreni organize edileceğinden kimsenin kuşkusu olmasın. Hatta büst ve heykelleri için şimdiden siparişler bile verilmiştir... Ancak hedef insanları sağlıklarında ölümle eşdeğer olan yalnızlığa mahkum etmek değil, onlardan hayatta iken faydalanmak olmalıdır. Kaynak: Wardom http://www.wardom.org/showthread.php?t=171760 Başımız sağ olsun!.. 24 Ağustos 2000 / Veysel GANİ / Türkiye Ebulfez Elçibey'in yeri doldurulamaz Türk dünyası; ebediyete göç eden mümtaz şahsiyet, büyük devlet adamı Ebulfez Elçibey'in üzüntüsünü yaşıyor. Sovyetler Birliği'nden bağımsızlığını elde eden dost ve kardeş Azerbaycan'ın ikinci Cumhurbaşkanı, çok sevdiği Türkiye'de dün gözlerini dünyaya kapatırken, yüzbinlerce Türk'ü eleme garketti. Şimdi, bütün Türk dünyası Elçibey'i dile getirirken, ruhuna fatihalar okuyor. Hayatı boyunca, Türk dünyasının mutluluğu için her türlü fedakârlıkta bulunan, özgürlük uğruna mücadele veren, Elçibey için çok şeyler söylenecek, çok şeyler yazılacak. Her şeyden önce, Ebulfez Elçibey'in gerek Azerbaycan'da gerek Türk dünyasında yeri doldurulamayacaktır sanırız. Rahmetli Türkeş gibi Elçibey ile sadece iki defa görüşme imkanını yakalamış her seferinde de, yüksek şahsiyeti karşısında, hayranlığımızı gizleyememiştik. Kelimenin tam anlamıyla, her şeyi ile kendisini Türk dünyasına "vakfeden" Elçibey, Başbuğ Türkeş'i andırıyordu. Her iki şahsiyetin, Türk dünyası için verdikleri mücadele, sergiledikleri performans paralellik arzediyor. Bu arada her iki rahmetlinin de, birbirine kenetlenmiş "dava arkadaşı" olduğu da hatırlardan çıkarılmamalı. Türkiye'nin önderliğinde Bu vesileyle, Başbuğ Türkeş'i rahmetle anarken, "başımız sağolsun" diyoruz. Türk dünyasının birleşmesi ve kardeşliği için mücadele veren, hatta "Bütün Azerbaycan Yolunda" isimli eserini özenle hazırlayan Elçibey özellikle Türkiye'nin önderliğinde, bir Türk birliğinin kurulması görüşünü savunuyordu. Sovyetler'e karşı 1990'lı yılların başında, meydana gelen gelişmelerde, Sovyetler Birliği'nin yıkılmasında, Elçibey'in verdiği mücadele her ne kadar şimdilik gün ışığına çıkmış değilse de, tarihin sayfalarında mutlaka yer alacak. Aslında, 1988-1989 yıllarında Azerbaycan halkının bağımsızlık yolunda mücadelesinde önderlik yapan Elçibey, bütün dünyanın da dikkatini üzerine çekmişti. Ömrünün en değerli yıllarını, KGB'nin amansız takibi altında geçiren Elçibey 7 Haziran 1992'de Azerbaycan'ın ikinci Cumhurbaşkanı olurken "Milli Kahramanlık Ödülü"ne de hak kazanarak, başarılarından birine daha imzasını atmıştı. Bugün, cumhurbaşkanlarına yakışan bir törenle defnedilecek olan Elçibey'e fatihalar okurken, ruhu şad olsun dileğinde bulunuyoruz. Elçibey'in talebeleri Ebulfez'in yolunda Rahmetli Ebulfez Elçibey ile son görüşmem bundan birkaç ay önce Sheraton Oteli'nde oldu. Nisan ortalarıydı. Yine tedavi için gelmişti. Ancak yoğun bir trafiği vardı. Çok sağlıklı görünüyordu. Hiç kimseye tedavisine ilişkin, sağlık sorunlarıyla alâkalı bir serzenişte bulunmuyordu. Güçlü ve iddialıydı memleket meselelerinde. Bugün gibi hatırlıyorum. Belgeleri de arşivimde mevcut. Anlatmaya başladı sordukça: Son röportajı -Azerbaycan üç ayak üzerinde durabilir. Başka yolu da yok. Birincisi Türklüğümüz, sonra demokrasi ve dinimiz İslam. Biri yara alsa sallanırız. -Mücadelenizin özeti bu mu? -Evet. Bizim bütün gayretimiz bu. Kasımda seçim var. 39 parti seçime giriyor. Halk Cephesi iddialı. Çünkü ülkemde ciddi sorunlar yaşanıyor. -Nedir, çözümlenmesi acil olan sorunları Azerbaycan'ın? -Ülkemde işsizlik, ekonomik kriz had safhada. Milyonlarca insan başta Türkiye olmak üzere Ukrayna ve Rusya'ya göçtü iş bulmak ümidiyle. Kaçkınlarımız perişan. Yönetim demokratik atılımı gerçekleştiremedi. -Azerbaycan demokrasiye hazır mı? Bir geçiş süresi olsa deniyor? -Azerbaycan'ın alt yapısı, kaynakları, kadrosu demokratik atılım yapmaya hazır. Çağı yakalamaya hazır. Benim dönemimde bazı hatalarım oldu. Olmadı değil. Ancak tecrübe kazandık. Demokrasiyi gerektiği gibi uygulayacağız. Elçibey rahatsızdı ciddi ciddi. Prostat kanserinden söz etmiyordu ama Rusya'nın yayılmacılığından, Kafkasya'daki gerilimden ve istikrarsızlıktan yakınıyordu. Bağımsız Devletler Topluluğu'nun da Rusya'nın liderliğinde bir yeni SSCB oluşumuna dikkat çekiyordu. -Peki ne yapmalı bölgede? -Türk Cumhuriyetleri daha sıkı işbirliği yapmalı. Bütün bu ülkeler Türkiye ile daha yakın ilişkiler kurmalı. Bunlar bölge ve dünya barışını etkileyebilecek güçte oluşumlar, gelişmeler. Hasta hasta New York'taki Türk Yürüyüşü'nde en önde gördük Elçibey'i. Yanında da Kırımlı lider Mustafa Cemil Kırımoğlu. Gururla yürüdü Türk Bayrakları altında. Hem de Mayıs 2000'de. Elçibey'i hep duydum. Çalışmalarını öğrendim. Ancak ilk tanışmamız Nisan 1992'de oldu. Komünist rejim zamanında bile özgürlüğün sesi olarak defalarca zindanlara atılan Elçibey, bu defa Halk Cephesi'nin lideriydi. Seçimlere katılıyordu. Genel Merkez de şimdiki Türkiye Büyükelçiliği'nin tam karşısındaydı. Röportajlar yaptım. Kendisinin bir tarihçi, siyasetin ise zor ve yaman olduğunu özellikle vurguladı. Gönlü hep tarihçilikten yanaydı. Hinoğlu hinliği, 'Bizans oyunları'nı bilmiyordu. Tenezzül de etmiyordu mertliğinden. Son komünist devlet başkanı Ayaz Muttalibov Moskova'ya kaçınca, boşalan Cumhurbaşkanlığı seçiminde % 54.9 oy aldı. Oy ile birlikte bir geçiş dönemi ülkenin, yığınla birikmiş sorunlarını üslendi... Azerbaycan'ın iman davası Doğduğu Keleki köyünde sürgün hayatı yaşadı. İmkansızlıklarla mücadelede galip geldi. Yeniden Halk Cephesi lideri olarak mücadeleye başladı. Kasım seçimlerine hazırlanıyordu ki o menhuş hastalık kendisinin gölgesi oldu, bırakmadı... Ömrünü Türk Dünyası için veren, "milli azadlık harekatı"nın lideri, öncüsü Elçibey'in mücadelesini talebeleri bıraktığı yerden sürdürecek. İnan olsun. Rahmet olsun. Mekanı da cennet. Azerbaycan'ın iman davası devam edecek... Kaynak: Wardom http://www.wardom.org/showthread.php?t=171760 Ayhan Katırcıkara / 23 Ağustos 2000 / Türkiye
__________________
Ey ekmeği alınanlar selam sizlere!
Ey rütbesi çalınanlar selam sizlere! Subay ya da Generaldir diye evleri, Ocakları dağıtılan Cumhuriyet erleri! Selam size, üstünüzde bütün bakışlar, Bir gün olur tarih sizi elbet alkışlar! Nihal Atsız |
|
|
|
|
|
#24 |
|
Forum Ustası
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: May 2006
Üye numarası: #66357 Yer: AYDIN
Mesaj sayısı: 10,138
Karma etkisi: 14809
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 1479477
|
Yokluğu Hazmedememek TÜRK dünyasının 20. yüzyılda yetiştirdiği ender isimler ve büyük liderlerden Ebulfez Elçibey artık yok! "Artık yok" diyoruz ama, yokluğuna halâ inanabilmiş değiliz. Kaynak: Wardom http://www.wardom.org/showthread.php?t=171760 Bazı gerçekler vardır, gözünüzün önünde cereyan eder; ama hala olup bittiğini kabullenemezsiniz. 22 Ağustos günü saat 14.00 civarında Ankara - Esenboğa Havaalanı'nda Ay-yıldıza sarılı tabutunu bizzat gördüğümüz halde, Elçibey'in yokluğunu halâ kabullenebilmiş değiliz. Bu "kabullenememe" herhalde "gerçeklik" ile "gerçeküstülük" arasındaki farktan kaynaklanıyor. Evet. Elçibey bir "gerçeküstü" kişilikti. Mücadelesine başladığı andan, vardığı noktaya kadar, aldığı sonuçlar ve başarılan, baş döndürecek şekilde "gerçeküstü"ydü. Rahmetli Başbuğ'un "Sen istersen o bir , hayal değildir" şeklindeki veciz ifadesini gerçekliğe dönüştüren tek kişi herhalde Elçibey'di. Hapishanelerden, komünizm kabusundan Cumhurbaşkanlığına... "Birleşik Azerbaycan" idealinden, Türk Dünyası'nın bilge kişiliğine... Darbeler, ihanetler ve Brütüsler arasından kendi küllerinden yeniden dirilmeye.. Evet, Elçibey klasik bir politikacı değildi. Politik kişiliklerin "İnce ayar" tavırları ve bürokratik üsluplarına sahip değildi. En popüler olduğu dönemde Bakü'den sekretersiz olarak Yeni Düşünce'yi aramış ve İsa Kamberov'un vefat eden babası için başsağlığı ilanı yazdırmıştı. Herkes O'nu politik "ayak oyunlarına" sahip olmadığı için eleştiriyordu, çünkü değişik bir devlet adamı kişiliği taşıyordu. Belki bundan dolayı hedeflerinin tamamını gerçekleştiremedi. Ama sadece bu vasıflarından dolayı "gerçeküstü" bîr kişilik olarak, yokluğunu halâ kabullenemiyoruz. Neler yaşadı, ne ihanetler gördü.. Önce yola beraber çıktığı İtibar Mehmedov, aldı başını gitti. Ağır suçlamalar yöneltti. Ama Elçibey, Mehmedov hakkında çok ciddi somut bilgilere sahip olmasına rağmen, bir defa olsun konuşmadı. "Dışarıya karşı mahcup oluruz" dedi. Ağır darbeler vurdu İtibar'ın oportünüzmü milli davaya. Ama Elçibey bir gün olsun O'nun aleyhine hiçbir şey söylemedi. Sonra Nimet Penahlı. "Sivil itaatsizliğin" önde gelen "kahramanlarından" olan Nimet Penahlı cevvallığı ve megalomanlığının kurbanı olarak Halk Cephesi'ni terk etti. Aslı astarı olmayan iftiralarla Elçibey ve millî hareketi yıpratmaya çalıştı. Kendisini gaza getirenlerin teşvikleri ile "liderliğe" soyunurken, birden kendisini Haydar Aliyev'in "ayak işlerini" yapan bir piyon olarak buldu. Şimdi esamesi bile okunmuyor Bakü'de. En büyük ihaneti ise "Milli kahramanlık madalyası" ile ödüllendirdiği Suret Hüseyinov'dan gördü. Rus ajanı bu hain, belki son dönemde Türk Dünyası'na en büyük ihaneti gerçekleştirdi. Elçibey iktidardan gitti ve dört yıl baba ocağı Kelekli'de tefekkür etti, şiir okudu, ağladı. Daha ne ihanetler gördü. Cumhurbaşkanlığı döneminde, "en yakınında" bulunanların önemli bir bölümü, Haydar Aliyev'in iktidara gelmesiyle birlikte, saf değiştirdiler. Elçibey'e yönelik akıl almaz iftiralarda bulundular. Bu iki yüzlüleri zamanında açıklayacağız. Şu anda üst düzey kamu görevlileri bazıları... Bazıları da "milli şair", "milli sanatçı"... Haydar Aliyev'den iyi beslendikleri için, iyi "ayakçılık" yapıyorlar. Elçibey ihaneti sadece kendi ülkesinden görmedi. Belki en büyük ihanetleri Türkiye'den gördü. En büyük hayal kırıklıklarını kimi Türk devlet adamlarının tutumlarından dolayı yaşadı. Ermeniler Hocalı katliamını gerçekleşirken, Elçibey'in yaralıların taşınması için helikopter talebi, "Kızılordu korkusu" taşıyan soğuk savaş kalıntısı Türk politikacılar tarafından reddedildi. Hatta bu politikacılar, kendi soğuk savaş dönemi müttefiki olan Haydar Aliyev'i Azerbaycan'ın başına getirebilmek için, Elçibey'in altını oydular. Azerbaycan'a buğday bile göndermeyenler, karşılıklı "manipülasyon ilişkisi" içinde bulundukları Aliyev'in Nahcivan'ına karşılıksız olarak 10 milyon dolar verdiler. "Verdimse ben verdim, ne var bunda" mantığı burada da geçerli olmuştu. Ama bu "verme" bağımlısı zihniyet, yaralıları taşınması için talep edilen bir helikopteri çok görmüştü. Şimdi bu zihniyet başsağlığı mesajı yayınlamış ve Elçibey'in ne denli "büyük mücadele ve devlet adamı" olduğunu ilan etmiş! Şimdi daha kimler timsah gözyaşları dökmüyorlar ki? Elçibey Cumhurbaşkanı iken TBMM'ye gelerek bir konuşma yapmıştı. Ama her nedense zamanın RP'li milletvekileri protesto için ayağa kalkmamışlardı. Şimdi bunlar da başsağlığı mesajları falan yayınlıyorlar. Elçibey Türkiye'yi bir önceki ziyaretinden sonra ABD'ye geçerek çeşitli temaslarda bulunmuştu. Ama ABD makamlarının bile yoğun ilgi gösterdiği Elçibey'e nedense Türk Büyükelçiliği ilgi göstermemiş, hatta temaslarını sabote etmişti. Washington Büyükelçisi Baki ilkin Elçibey'e randevu vermemişti. Bu Büyükelçi'nin Müsteşar'ı Hüseyin Diriöz şimdi Dışişleri Bakanlığı sözcülüğüne getirildi! Acaba, Türklüğe sevdalı bir dava adamını bu denli rencide edenler utanacaklar mı? Yoksa İsmail Cem'in özel bir talimatı mı var? Misyonu gereği Türk Dünyası'na "ilgisizlik" ve "körelme" politikası izlediği için ister istemez akla Cem faktörü geliyor. Çünkü aynı Washington Büyükelçiliği Kırım Türkleri'nin efsanevi lideri ve 20. yüzyılın en büyük insan hakları savunucularından Mustafa Cemiloğlu'nun da randevu talebini kabul etmemişti. Bütün bunlardan sonra Esenboğa Havaalanı'ndaki törende, T.C. Dışişleri Bakanlığı" çelengini görünce burkulduk. Sağlığında tedaviyi bile çok görenler, hatta Haydar Aliyev "alınır" diye, Türkiye hastanelerinde tedavi olmasından gocunanlar şimdi çelenk gönderiyor, başsağlığı mesajları yayınlıyorlar. Aslında seviniyorlar. Çünkü çok sevdikleri, "manipülasyon" dostları Haydar Aliyev artık rakipsiz kaldı. Artık Baku hazinesi daha rahat yağmalanacak. Çokuluslu petrol şirketlerinden gelen rüşvetler Baku ve Ankara'daki "Aile fotoğrafı"nda bulunan dostlara daha kolay akacak. Artık, Aliyev'den "yeğenler"e banka kurma izni vermesi için daha rahat ve pervasız fakslar çekilecek. Şimdi Haydar Aliyev devlet töreni yapıyor Elçibey için. Neden yapıyor peki? Sevincinden yapıyor, güle oynaya cenaze töreni yaptırıyor. Türkiye'de zil takıp oynayanlar gibi, belirli bir koordinasyon çerçevesinde Haydar Bey de Bakü'de devlet töreni yaptırıyor. Kimse Haydar Bey'den devlet töreni falan istemiyor. Kanlı ellerini çeksin o tabutun üstünden. Biz Azatlık Meydanı'nda 800 bin kişinin Elçibey'i coşkuyla dinleyişini gördük.Sekiz milyonluk bir ülkede 800 bin kişi Elçibey sevdasını haykırmıştı. Bu denli millet sevdasına sahip bir kişi için Aliyev'e "devlet töreni" istismarı sağlayan Halk Cephesi yöneticilerini de anlayabilmiş değiliz. Elçibey ile son görüşen kişilerden birisi Türkistan Bülteni Editörü Mehmet Tütüncü, "aldığı yetkiye binaen" ilginç bir yaklaşım ortaya koydu. Elçibey ile görüşmesinin ayrıntılarına girmeden, Süleyman Demirel'in yayınladığı "başsağlığı mesajını" iade ettiğini, buna da "yetkisi olduğunu" açıkladı. Elçibey'in, Demirel'in başsağlığı mesajına ihtiyacı olmadığını belirtti. Kaynak: Wardom http://www.wardom.org/showthread.php?t=171760 Bu hususu yorumsuz olarak aktarıyoruz. Evet artık Elçibey yok. Yani "yok" diyorlar.. Ayyıldız'a sarılı tabutunu da görüyoruz.. Ama yokluğunu kabullenemiyoruz. Çünkü O'nun "yok"luğunu kabullendiğimiz anda, nasıl yoksullaşacağımızı ve hiçleşeceğimizi iyi biliyoruz. Ama şu noktayı herkes iyi bilsin ki, Elçibey'in sağlığında rahat vermeyenleri, kesinlikle rahat bırakmayacağız ve ne pahasına olursa olsun maskelerini düşüreceğiz. Kaybedecek ne kaldı ki???
__________________
Ey ekmeği alınanlar selam sizlere!
Ey rütbesi çalınanlar selam sizlere! Subay ya da Generaldir diye evleri, Ocakları dağıtılan Cumhuriyet erleri! Selam size, üstünüzde bütün bakışlar, Bir gün olur tarih sizi elbet alkışlar! Nihal Atsız |
|
|
|
|
|
#25 |
|
Forum Ustası
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: May 2006
Üye numarası: #66357 Yer: AYDIN
Mesaj sayısı: 10,138
Karma etkisi: 14809
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 1479477
|
ELÇİBEY'İN MİRASI TÜRK Dünyasının kutup yıldızı soldu... Elçibey'i kaybetmenin dayanılmaz acısını yüreğimizde yaşarken, bizi teselli eden tek şey O'nu Keleki'den, Ankara Hastanesi'ne kadarki süreçte yalnız bırakmayışımız, Ülkü Ocakları Genel Merkezi görevlisi olarak gerek sürgünde bulunduğu Keleki'de, gerekse yeniden döndüğü Başkent Bakü'de defalarca beraber olduk. Azerbaycan ve Türkiye üzerine yaptığımız sohbetlerin ağırlığı hep Türk dünyasının geleceği üzerine idi. Kısa ama şerefli ömründe yaptıkları ve yapacakları üzerine binlerce cilt kitap yazılır. Bey'in Cumhurbaşkanlığı dönemi ve darbe esnasında Azerbaycan coğrafyasında yaşadığım için bir yıllık görev süresini O'nun aziz naaşı önünde gözlerimi kapattım düşündüm... Türkiye'nin , Türkistan'a açılan yegane penceresinden bakarken gözlerim buğulandı. Her sohbetimizde çok şey öğrendiğimiz Elçibey, vefatında bile bize ders vererek çok sevdiği Tanrısına kavuştu. Ebulfez Elçibey'in devlet adamlığı, Türkçülüğünü, mücadelesi, tarihçiliği üzerine uzun uzun yazıp konuşmaktansa Bey'in Bakü'den ayrılmasıyla Azerbaycan'da neler olduğunu hatırlamakta fayda görüyorum. iktidarına sahip çıkmak, makamını korumak yerine devletinin varlığı ve bağımsızlığı için Nahçıvan'a çekilen Elçibey'den sonra Azerbaycan topraklarının yüzde 20'si doğru düzgün tek mermi atılmadan Ermenilerin eline geçti. Ağdere, Ağdam, Fuzuli, Zengilan, Cebrayıl, Kubatlı, Laçin bölgeleri işgal edilince Karabağ ile irtibat tamamen kesildi. Elçibey'in Cumhurbaşkanlığı sırasında sadece Karabağ'dan kurtulan kaçkınlar (mülteciler) ın sayısı 200 bin iken bugün halen topraklarını terk etmek zorunda kalan 1.5 milyon vatandaş var. Ülkenin çeşitli bölgelerinde halen çadırlarda ve derme çatma yapılarda hayatta kalma mücadelesi veren insanların umut ışıkları ne yazık ki solmuştur. Bey'in kurduğu Milli Ordu, darbeciler tarafından bir gecede ortadan kaldırıldığı için kısa sürede Ermenilerle çatışmaya giren 15 bin Azerbaycan askeri şehid edildi. Oysa çatışmanın başladığı günden Elçibey'in Keleki'ye gittiği güne kadar katliama uğrayan sivillerle beraber bu sayı sadece 13.500 idi. Ateşkese kadarki kısa sürede 15 bin evladını toprağa, veren Azerbaycan halkı bunun karşılığında topraklarının yüzde 20'sini feda etti. Azerbaycan Halk Cephesi iktidarında bağımsızlığın sembolü olarak derhal piyasaya sürülen milli para "Manat" Elçibey döneminde Rus rublesinden en az 10 kat daha değerliydi. Ekonomik planların durdurulması, reformların gerçekleşmeyişi yüzünden halk perişan hale gelmiş, başta Mehmet Emin Resulzade ve diğer Türk büyüklerinin resimlerinin basıldığı Azerbaycan Manat'ının değeri neredeyse sıfırlanmıştı. Bedelini kan ve can ile ödedikleri bağımsızlıktan hemen sonra SSCB'nin diğer ülkelerinde yaşayan veya sürgünde bulunan Azerbaycan Türkleri ülkelerine dönmüş, ülkelerini kalkındırmak için seferber olmuşlardı. Oysa bugün Azerbaycan dışında 2.5 milyondan fazla insan bulunmaktadır. Ekonomik sebepler, siyasi baskılar yüzünden ülkelerini terk etmek zorunda kalan Azerbaycanlıların sayısı her geçen gün artmakta, Azerbaycan'da yaşayan nüfus azalmaktadır. Kaynak: Wardom http://www.wardom.org/showthread.php?t=171760 Devlet idaresinde köhnemiş komünist artıkları temizlenmiş, dar bölgecilik, akrabalık ilişkileri ortadan kaldırılmışken Elçibey sonrası Azerbaycan adeta sülale yönetimine geçmiş, rüşvet ve yolsuzluk had safhaya çıkmıştır. Devlet kadrolarında yeniden Sovyet sistemi hortlamıştır. "Dilde, fikirde, işte birlik" şiarı ile uygulamaya konan tüm kararlar iptal edilmiş, Anayasadaki "Azerbaycan devletinin dili Türkçe'dir" ibaresi değiştirilerek, "Azerbaycanca" diye garip bir tanımlama getirilmiştir. Latin alfabesiyle basılan gazete ve dergiler baskı ile sindirilmiş, okullarda halen kiril alfabesi kullanılmaktadır. Dağılan Sovyetler Birliği'ni hatırlatmak için kurulan Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT)'ye bağımsızlığımızı tehlikeye sokmayız diyerek girmeyen Elçibey'in yerine gelenler 3 ay gibi bir zamanda Moskova'nın emirlerine kayıtsız şartsız boyun eğmişlerdir. Karabağ'ın statüsünde asla geri adım atmayarak uluslararası anlaşmalarda "Karabağ Azerbaycan toprağıdır" kararı çıkartan Elçibey'den sonra Karabağ Ermenileri uluslararası platformda devlet seviyesine yükselmiştir. Görüşmeler gittikçe uzamış, Karabağ ve işgal altındaki diğer bölgelere Ermeniler iyice yerleşmişlerdir. Elçibey'in görev süresinde devlet hazinesinde birikmiş milyarlarca dolarlık döviz stoku resmen yenmiş, hazine tamtakır edilirken dış borç bugünlerde 50 milyar doları geçmiştir. Bütün dünyanın gözünün olduğu Azerbaycan petrollerinin işletmesindeki ülke payı yüzde 30'dan şimdileri yüzde 10'ların altına düşürülmüş, Türkiye'nin payı sembolik bir rakama çekilirken Rusya ve Iran konsorsiyumda söz sahibi olmuştur. Bir başka deyişle Kafkaslar'ın Kuveyt'i olma yolundaki Azerbaycan, petrolünü yabancı güçlere peşkeş çekmiştir. Elçibey'in demokrasi adına en büyük düşmanlarına dahi göz yumması devri bitmiş, O'nun iktidarında bir tane bile siyasi tutuklu yok iken sorgusuz sualsiz 3 bin siyasi tutuklu Azerbaycan zindanlarına atılmıştır, ülkedeki toplam tutuklu ve hükümlü sayısı eski Sovyetler Birliği ülkelerinin nüfus oranı göz önüne alındığında Azerbaycan şampiyondur. Bugün Azerbaycan'ın aydınları, Karabağ'da Ermeni çetelerine karşı savaşan gönüllüleri, 19-20 Ocak 1990'da Rus tanklarına karşı direnen kahramanlara hapis reva görülmektedir. Kaynak: Wardom http://www.wardom.org/showthread.php?t=171760 Kısa bir süre devlet idaresinde bulunanlar hemen köşeyi dönmekte, yurt dışına milyonlarca dolar aktardıktan sonra ülkeyi terk etmektedirler. Bey'in döneminde O'nu açıkça eleştiren gazetelere devlet yardımı yapılırken Azerbaycan'da bugün medyada sansür egemendir. Sivil toplum kuruluşları ve siyasi partilerin faaliyetleri polis jopuyla engellenir, gösteri ve yürüyüşün bedeli ağır hapistir. Ülkenin geleceği olan okullardaki reform rafa kaldırılmış, test usulü öğrenci alma yerine yine rüşvet düzeni hakim kılınmıştır. Artık Azerbaycan'da yüksek öğrenimin anlamı bile kalmamıştır. Bey'i Ankara'dan uğurlarken ki sırada bir çırpıda bunlar aklıma gelmişti. Bakü'deki cenaze töreninde yeniden diriliş anına tanık olduğumda ise, O'nun vasiyetini hatırladım. Ankara Hastanesindeki odasında Mir Mahmut Fettahev ve özel işlerine bakan Ali'nin tanıklığında vasiyetini teybe okuyordu. Ayrıntılarını açıklamak.O'nun bayrağı devrettiği dava arkadaşlarına düşüyor. Bize ise ancak büyük ideali olan "Bütün Azerbaycan Birliği", "Azerbaycan Mukavemet Hareketi" ve "Azerbaycan Halk Cephesi...'' ni yaşatmak olan bölümlerini açıklamak düşüyor. Bir de eğer hastaneden çıkabilse; Azerbaycan'da Ülkü Ocaklarını kurmamızı istemişti, inşallah nasip olacak. Kim bilir günün birinde Tebriz'de şube açarız. İşte o zaman Elçibey'in ruhu şad olacak, Başbuğ Türkeş ile, Atsız'la, Ziya Gökalp, Mehmet Emin Resulzade, Kürşad ve Oğuzhan ile kısaca Türk büyükleriyle Tanrı Dağı'nda kurultay toplayarak, soy soylayıp, boy boylayacak...
__________________
Ey ekmeği alınanlar selam sizlere!
Ey rütbesi çalınanlar selam sizlere! Subay ya da Generaldir diye evleri, Ocakları dağıtılan Cumhuriyet erleri! Selam size, üstünüzde bütün bakışlar, Bir gün olur tarih sizi elbet alkışlar! Nihal Atsız |
|
|
|
|
|
#26 |
|
Forum Ustası
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: May 2006
Üye numarası: #66357 Yer: AYDIN
Mesaj sayısı: 10,138
Karma etkisi: 14809
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 1479477
|
Büyük Türk Milliyetçisi Elçibey Türkiye konusunda niçin yanıldı? EBÜLFEYZ Elçibey 1987'de SSCB'ye karşı mücadele vererek bağımsız bir Azerbaycan Türk Devleti kurmak için teşkilatlandırdığı Azeri kardeşlerimizi 1988'den itibaren adım adım zafere yaklaştırmıştır. Nihayet 1989 yılında Azerbaycan Bağımsız Devletler Topluluğu diye lanse edilen ama gerçekte SSCB'den başka bir şey olmayan Rus hegamonyasından ayrılarak, tek başına bağımsız bir devlet olmaya karar vermiştir. Elçibey, Azerbaycan'ı Rus etki alanından çekip çıkartırken kendisine her alanda Türkiye'nin yardım ve destekte bulunacağını umuyordu. Azerbaycan 70 yıldır Rus komünist yönetimî altında esir yaşarken kardeş ülke Türkiye'de 70 yıldır bağımsız ve güçlü bir devlet olarak sahnede idi. Azerbaycan'a Türkiye'den başka hangi ülke yardım ederdi? Türk'e ancak Türk yardım edebilirdi. Azerbaycan'ın dostu ve kardeşi Türkiye halkı idi. Yardımın ve desteğin de Türkiye'den beklenmesi çok tabii idi. Kalbi Türklük aşkı, sevgisi ve safiyeti ile dolu tertemiz bir Türk Milliyetçisi olan Elçibey böyle düşünüyordu. Elbette ki Türk milliyetçiliğinin düsturlarına, felsefesine, töresine ve değerlerine göre Elçibey'in bu düşüncesi ve yaklaşımları çok haklı ve doğru reflekslerdi. Elçibey de bir Türk Milliyetçisi idi ve her Türk milliyetçisinde olduğu gibi O'nun da beklentileri, tepkileri ve yaklaşımları aynı idi. TÜRK'ÜN DOSTU TÜRK'TÜR! TÜRK'E ANCAK TÜRK EL UZATIR! TÜRK ANCAK TÜRK'E GÜVENİR! İşte Elçibey'in net açık, sade, kaypak olmayan, yalansız ve dolansız çizgisi ve anlayışı buydu. Mert, açık, yiğitçe, dürüst ve içten bir anlayıştı bu. Bağımsızlık mücadelesi başlatarak Rusya, İran, KGB, SAVAMA CIA, Batılı emperyalist petrol şirketleri ve eski komünist parti kalıntıları gibi sayısız düşman faktörü karşısına almış olan ve her an bir komploya kurban gitme ihtimali olan Elçibey'in tek güvendiği dost Türkiye Devleti idi. Ancak siyaset ve politika arasında yeni ve tecrübesiz bir devlet adamı olan Elçibey,bu arenaların kaypak, kişiliksiz, yalancı , ikiyüzlü, ödlek, çıkarcı, basiretsiz, pısırık ve kifayetsiz insanlar tarafından istila edildiğini de bilmiyordu anlaşılan. O, kardeşim diye ellerini uzattığı Türkiye'deki politikacı yöneticilerin kendisi gibi özü sözü doğru, mert, yiğit, samimi ve dürüst şahsiyetler olduğunu sanmıştı. Elçibey'in mücadele hayatında yaptığı en büyük ve tek hata ne hazindir ki, "kardeşim" dîye sarıldığı Türkiye'yi yöneten siyasetçileri ve bunların damgalarını vurdukları korkak, nötr, güvenilmez, ilkesiz devlet siyasetlerini iyi tanımadan ve kavramadan hamlelerini Türkiye'ye güvenerek atması ve hesaplarını Türkiye'yi yöneten güvenilmez, kaypak politikacılara göre yapmasıydı. Yaptığı bu yanlış, Elçibey'in milliyetçi, bağımsızlıkçı Azerbaycan mücadelesinde yarı yolda ve yalnız kalmasına sebep olmuştur. Elçibey, özü sözü doğru, dürüst ve asla yalan söylemeyen, tertemiz karakterli ve yüksek ahlak şahsiyetine sahip milliyetçi, aksiyoner ve teorisyen bir dava adamı idi. Türkiye'yi yönetenleri İyi tanımayan Elçibey, Rusya'dan ayrılır ayrılmaz Türkiye'ye yöneldiğinde karşısında kendisi gibi itimat edilir, cesur ve mert siyasetçiler bulacağını ummuştu. Ancak Türkiye ile ilişkiler kurduğu andan itibaren kendisinin bu kişiliksiz, ilkesiz ve korkak siyaset bezirganları tarafından oyalandığını ve baştan savıldığını anladığında artık geç olmuştu. Kaynak: Wardom http://www.wardom.org/showthread.php?t=171760 Kaynak: Wardom http://www.wardom.org/showthread.php?t=171760 Elçibey, kıvırtmayı, kaypaklığı, ikiyüzlülüğü bilmez ve sevmezdi. Ancak Türkiye'de karşısına hep böyle yöneticiler ve hükümet başkanları çıktı. • Elçibey'e latin alfabesine geçilerek, Azerbaycan ile Türkiye arasında kültürel bir köprü kurulması için gönderilmesine söz verilen 10 bin daktilo ile 20 ofset matbaa makinesinin hiç biri gönderilmedi. o Elçibey'e söz verildiği halde Türkiye liselerinde ve üniversitelerinde, polis ve askeri okullarında her yıl on bin Azeri gencine bu imkan verilmedi. Gelen Azeri gençlerine de her türlü yoksulluk, barınma sorunları, açlık sefaleti ve yozluk yaşatıldı. Kabileci ve geçimsiz oldukları çok iyi bilinen guruplarla aynı yurt ve pansiyonlarda bir arada tutularak sayısız kavga ve tatsızlık yaşanmasına yol açıldı. Türkiye'ye gelen az sayıda Azeri gencinin pek çoğu parasızlık ve diğer sefaletler yüzünden ülkemizi öfke ve hayal kırıklığı ile terk ettiler, ülkelerine döndüler. Onlara güya Türk Kültürü verilecekti. Ama onlar bu ülkede dejenere olmuş zihniyetler gördüler. • Elçibey'e; ne Rusya'ya, ne İran'a ve ne de savaş halinde olduğu Ermenistan'a karşı verdiği mücadelede dürüstçe ve açıkça devlet desteği verilmedi. Elçibey'e ikiyüzlü, kaypak, muğlak tavırlar sergilendi. • Elçibey'e maceracı milliyetçi bir romantik lider gözüyle bakıldı ve devlet ilişkileri sınırlı tutuldu. Bunları sıralamaya gerek yok. Toparlayarak yazımızı bitirelim. Rahmetli Elçibey'în Türkiye konusunda yanılmasının temel sebebi; Türkiye'yi idare edenlerin kendisi gibi dürüst, mert, itimat edilir, özlerine, sözlerine güvenilir, cesur ve milliyetçi kişiler olduğunu zannetmesi olmuştur. Bu yanılgı hem kendi siyasi geleceğini hem de Milliyetçi Azerbaycan Davası'nı yan yolda bırakmıştır. Elçibey karşısında Atatürk'ün milliyetçi reflekslerini özümsemiş, güvenilir, kardeşlik duygusu gelişmiş idareciler bulacağını zannederken kifayetsiz, yalancı, kaypak, güvenilmez, riski, kavgayı sevmeyen, korkak, basiretsiz, fosilleşmiş taşra politikacılarını buldu. Elçibey'i politika cambazlarımız yanılttılar. Keşke Elçibey, tüm bu hayal kırıklıklarını hiç yaşamasaydı. Keşke Elçibey Türkiye'den yardım ve destek geleceğine ihtimal vererek yola çıkmasaydı. Sonuç Türk Milliyetçileri İçin öyle kahredici ki. Azeriler ağabeyi tarafından sırtından alçakça hançerlenen bir kardeşin şaşkınlığı ve dehşeti içindeler. DURUM ELÇİBEY'E HIYANET GİBİDİR. OLAY BUDUR! Gün Boraoğlu
__________________
Ey ekmeği alınanlar selam sizlere!
Ey rütbesi çalınanlar selam sizlere! Subay ya da Generaldir diye evleri, Ocakları dağıtılan Cumhuriyet erleri! Selam size, üstünüzde bütün bakışlar, Bir gün olur tarih sizi elbet alkışlar! Nihal Atsız |
|
|
|
|
|
#27 |
|
Forum Ustası
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: May 2006
Üye numarası: #66357 Yer: AYDIN
Mesaj sayısı: 10,138
Karma etkisi: 14809
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 1479477
|
AZERBAYCAN MİLLİYETÇİ HALK CEPHESİ HAREKETİNDE EBULFEZ ELÇİBEY'İN YERİ VE ROLÜ RAHMETLİ, Azerbaycan Cumhurbaşkanı ; Türk Milliyetçisi ve lideri Elçibey'in taşıdığı bağımsızlık, istiklâl ve hürriyetçilik ülküsünün tarihi geçmişi 1918-1920 yılına kadar iner. Elçibey, bu davaya 1980'lerin son yıllarında, omuz vermiş ve kısa zamanda karizmatik kişiliği ve liderliği ile Azerbaycan milliyetçiliğinin Başbuğu olmuştur. Elçibey'in milliyetçi hareketin lideri olduğu evrede, SSCB'de perestroyka ve glasnost ile birlikte gelen çözülüş ve Azerbaycan'ın başını ağrıtan Karabağ meselesi vardı. Azerbaycan'da, Türk milliyetçiliğinin teorisyenleri arasında yer alan ve aynı zamanda bir aksiyon ve misyon adamı olan Mehmet Emin Resulzade liderliğinde 1918-1920 yılları arasında Bağımsız Azerbaycan Devletî kurulmuştu.. Azerbaycan'ın bağımsızlık İle ilk tanışması ve bunun Azerbaycan Milliyetçiliğinin temel davası haline gelmesi ; işte bu devletin kurulmasıyla başlamıştır. Bağımsızlık ülküsü Elçibey'in temel davası olmuştur. 1985 yılından sonra, SSCB'de yaygın ve ciddî açlık felaketleri görülmeye başlandı. Bu durum SSCB'nin İçine düştüğü ekonomik sıkıntıların boyutunu gayet İyi göstermektedir. SSCB bunu sosyalizmden serbest ekonomiye geçiş yaparak düzeltmek istemiştir. Bu durum Lenin'in açlık başladığında bir süre için Sosyalizmden kapitalizme geçtiği ama başarısız kaldığı N.E.P (Novaya Ekonomiçezkaya Politika - Yeni Ekonomik Politika) reformlarını denemesine benzer.. Ancak SSCB bu reformlarda başarısız kalmıştır. Çünkü sosyalizm kurumlarıyla ve yapılarıyla serbest ekonomi uygulamasına geçilemez ve başarılı olunamadı.SSCB gerekli yapısal ve kurumsal değişiklikleri yapmadan liberal ekonomik reformları uygulamaya sokmuş ve feci bir hayal kırıklığına uğramıştı. Komünist Parti devlet idarecileri ve KGB önde gelenleri anormal ölçülerde, hırsızlık yoluyla zenginleşmiş, batıdan gelen tüm yardımları bölüşmüşler ama halk açlık İle karşılaşmıştı. Reformlar içinde devletçilikten özel mülkiyete geçiş başlamıştır. Özel mülkiyetin serbest bırakılması aslında siyasal sistemde yani sosyalist sistemin tamamında reform yapılmasını gerektiriyordu. Bunun İlk adımı tek parti tekelinin sona ererek demokratikleşme çalışmalarının başlatılmasıydı. Çok partili hayata geçiş bağlı cumhuriyetlerde olduğu gibi tabii ki Azerbaycan'da da hürriyet ve bağımsızlık mücadelesine uygun ortam hazırlamıştır. Kaynak: Wardom http://www.wardom.org/showthread.php?t=171760 Kaynak: Wardom http://www.wardom.org/showthread.php?t=171760 Azerbaycan'da milliyetçi mücadeleye tetikleme yapan bir başka etken de Ermenilerin Azerbaycan'ın asla vazgeçmeyeceği Karabağ bölgesinin Ermenistan'la birleştirmek istemeleriydi. Ermenilerin bu istekleri hemen hemen bütün Azerileri tek safta toplayan, milliyetçi hareketi ateşleyen bir etki oluşturuyordu. Ermenilerin bu taleplerine ne acıdır ki Moskova da destek veriyordu. Moskova'nın Ermenileri destekleyen bu yanlı tutumuna karşı Azerbaycan yönetiminde bulunan Azerbaycan Komünist Partisi yetersiz ve pasif kalınca, milliyetçi Azeriler, daha kararlı ve daha aktif olan ve bütün milliyetçileri kucaklayan yeni bir ülkücü -milliyetçi hareket kurdular. Bu hareketin adı: Azerbaycan HALK CEPHESİ hareketidir. (Kuruluş: 16 Temmuz 1989) "Halk Cephesi" hareketinin fikrî aksiyonun reflekslerinin oluşumuna 1918-1920'de Bağımsız Azerbaycan'ı kuran Mehmet Emin Resulzâde ve arkadaşlarının Türkçü fikirleri ve bu fikirleri savunan Müsavatçılık ideolojisi kaynaklık etmiştir. Müsavatçılık fikirleri Azerbaycan'ı 1991'de bağımsızlığa götürmüştür. 1911 yılında kurulan Müsavat Partisi'nin doktriner temellerini Müsavatçılık, istiklal, Milliyetçilik, Özgürlük, Milli tesanüdcülük (milli dayanışma ) ilkeleri oluşturmuştur. Bu ilkelerin tamamının Başbuğ Alparslan Türkeş'in başlattığı Milliyetçi Hareket'in doktrinin temellerinde de yer aldığını hatırlatalım. Bu da Musavatcı ideolojinin aynı kaynaklardan beslendiğini ve bu yüzden kesintisiz bir süreç olarak sürdüğünü gösterir. Müsavatçılık halen Azerbaycan'daki Müsavat ve Halk Cephesi Partisi'nin ideolojik temellerini oluşturur. Musavvat hareketi ile ilgili olarak geniş bilgi edinmek isteyenlere, Nesib Nesibzâde'nin "Müsavatçılık -Geçmişde ve Şimdi" ve Bölünmüş Azerbaycan - Birleşik Azerbaycan, Baku - Ay - Yıldız - 1997, s. 12-25'e bakmalarını tavsiye ederiz. AZERBAYCAN MİLLİYETÇİ HAREKETİNİN TIRMANIŞA GEÇİP HALK CEPHESİ'Nİ KURMASINDAN ÖNCE NELER OLMUŞTU ? Gorbaçov'un başlattığı Perestroyka ve Glasnost politikaları Azerbaycan'da da etkiler yapmıştır. Özellikle Glasnost (siyasi açılımlar) uygulamaları Azerbaycan'daki siyasi yapılara ve dolayısıyla milliyetçi harekete de hız kazandırmıştır. Artan serbestlikle birlikte, 1986 yılından sonra pek çok siyasi dernek, kurum ve kuruluş ortaya çıkmıştır. Ermenilerin Karabağ'da gittikçe artan baskılar kurması milliyetçileri daha organize geniş katılımlı ve teşkilatlı bir mücadele yapılanması oluşturmak zorunda bırakmıştır. Bu arada Ermenistan'daki Azerilerin de baskılarla kovularak kaçgın = mülteci durumuna düşürüldüklerini hatırlatalım 1988'e bu karamsarlaştırıcı tablo ile girildiğinde, Azerbaycan'da ideolojik ve siyasi nitelikli Ermeni saldırılarını durduracak ne bîr devlet, ne de teşkilatlanmış bîr sivil toplum gücü vardı. 16 Mart 1988'de Bilimler Akademisi'nde bir mitingde konuşma yapan ELÇİBEY, ilk kez, ahaliyi "Ermeni saldırılarından korumak için bir müdafaa cemiyeti" kurulması fikrini savunmuştur. Bundan iki ay sonra 16 Mayıs 1988'de şimdiki AZADLIK MEYDANI'nda (Lenin Meydanı idi) yapılan bir mitingde, Elçi-bey AZERBAYCAN SAVUNMA CEMİYETİ'nin kurulduğunu açıkladı. 1988'in yaz aylarında, Baku Alimler Kulübü üyeleri tarafından, örnekleri Baltık Cumhuriyetlerinde görülen ve SSCB'ye karşı bağımsızlık mücadelesi veren Halk Cephesi teşkilatlarını kurmak için ilk adımlar atıldı. Bu çerçevede Azerbaycan Halk Cephesini kuracak olan İnisiyatif Grubu kuruldu. Bu grup, Halk Cephesi'nin nizamnamesini, programlarını hazırlamış, ve Azerbaycan'ın içte ve dışta karşılaştığı ekonomik ve siyasî sorunların halline ilişkin olarak seminerler vermiş ve düzinelere varan sivil toplum cemiyetinin temsilcileriyle görüşerek, onları bir safta toplamanın ilk adımlarını atmıştır. Bu cemiyetlerin en güçlüsü 'Varlıg' (Mevcudiyet) adlı milliyetçi bir cemiyet idi. Azerbaycan'ın İçinde bulunduğu her türlü İç ve dış problemi milliyetçi reflekslerle çözmeye çalışan Varlıg Cemiyeti, daha sonra Azerbaycan Halk Cephesi'nin temelini oluşturmuştur. Karabağ'da Ermeniler'in şiddete başvurması ve baskılarını artırmaları Azerbaycan halkının milliyetçi reaksiyoner duygularını ve kıpırdanışlarını da maksimuma çıkarmıştır. 1988 yılı ortalarında, Ermeniler, Dağlık Karabağ'da Azeriler için millî bir değeri ve anlamı olan Tophana Ormanı'nı imha ettiler. Bu olay, Azerbaycan'da geniş bir infiale yol açtı. Bu olay aynı zamanda 17 Kasım İle 9 Aralık arasında Azadlıg Meydanı'nda yapılan ve tarihe Meydan Harekâtı olarak geçen milliyetçi gösteriler dizisini de ateşleyen bir olaydır. Bu gösteriler ilerledikçe milliyetçiliğin dozu ve katılımcıların sayısı gittikçe artmıştır. Bu gösterilerde aşağıdaki sloganların ortaya çıkması mücadelenin nasıl bir yöne kaydığını gayet açık göstermektedir. "Yaşasın Bağımsız Azerbaycan" "Yaşasın Birleşik Azerbaycan", "Türk Milletine Aşk Olsun", "Azerbaycan Türklerinin ismi Geri Verilsin". Gösteriler boyunca sorunların çözümünün tek adresi olarak "Azerbaycan Halk Cephesi" gösterilmiş ve bağımsızlıkçı, milliyetçi söylemler ağırlık kazanmıştır. 22 Kasım 1988'de Elçibey daha da ileri giderek, Moskova'dan tamamen kurtulmaktan ve bağımsız Birleşik Azerbaycan'ı kurmaktan başka yol olmadığını söylemiştir. Aynı günkü halka açık olan konuşmalarda bir diğer milliyetçi liderlerden Nemet PENAHOV da bu gösterilerin artık basit tepkiler olmadığını, bu gösterilerin Azerbaycan halkının Milliyetçi harekâtı olduğunu ilan etti. Meydan Harekâtı olarak Azerbaycan Tarihine geçen bu gösteriler dizisi Azerbaycan'da Sovyet sistemini sarstı ve zayıflattı. Bunun üzerine, Sovyet Özel Kuvvetleri (OMON Birlikleri) Azadlık meydanını kanlı bir şekilde boşaltarak fiilî isyanı bastırdılar. Başta Elçibey ve PENAHOV olmak üzere bütün milliyetçi liderler gözaltına alındılar. Ayrıca Azerbaycan'daki halk hareketini bastırmak için Baku ve 17 bölgede olağanüstü hal ilan edildi. Moskova yönetiminin başvurduğu bu sert ve şiddetli önlemler kısa bir süre içib milliyetçi harekette durgunluğa ve zayıflamaya yol açtı. HALK CEPHESİ DÖNEMİ Moskova yönetimi askerî güç kullanarak Meydan Harekâtını bastırmış ve bunun sonucunda halk sindirilmişti. Bu durgunluk döneminden yararlanan SSCB Yüksek Sovyet! Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi'ni Azerbaycan'dan alarak doğrudan Moskova'ya vermişti ( 12 Ocak 1989). Tutuklanan milliyetçi liderlerin bir ay sonra serbest bırakılmasıyla Azerbaycan'da yeni dalgalanmalar başladı. Karabağ meselesinin teşkilatsız mücadeleyle ve sırf mitinglerle çözülemeyeceği anlaşılmıştı. Milliyetçi bir teşkilat kurulması gerekiyordu. Bu bilinçle yapılan çalışmalar 1989 Şubat'ında somutlaşmaya başladı. Azerbaycan Halk Cephesi İnisiyatif Grubu ile Varlık cemiyeti arasında yapılan görüşmeler sonucu 'Azerbaycan Halk Cephesi Geçici İnisiyatif Merkezi' (AHC-GİM) ve bir 'Koordinasyon Kurulu' oluşturuldu. 13 Mart'ta bu kurula aynı ülküler için çalışan diğer bazı teşkilatlar da katıldı. Aynı gün AHC-GİM'in resmen onaylanması için Azerbaycan Yüksek Sovyeti'ne başvuruldu. Önde gelen tanınmış yazar ve şairlerin halka çağrıda bulunup Halk Cephesi'nde birleşmeye çağırmasıyla oluşan müthiş kamuoyu gücüne, Azerbaycan Komünist Partisi Sekreteri Abdurrahman Vezirov daha fazla direnemedi. Vezirov, Halk Cephesi'nin kurutmasına karşı olmadığını ama CIA'nın faaliyetlerine dikkat edilmesini söyledi.
__________________
Ey ekmeği alınanlar selam sizlere!
Ey rütbesi çalınanlar selam sizlere! Subay ya da Generaldir diye evleri, Ocakları dağıtılan Cumhuriyet erleri! Selam size, üstünüzde bütün bakışlar, Bir gün olur tarih sizi elbet alkışlar! Nihal Atsız |
|
|
|
|
|
#28 |
|
Forum Ustası
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: May 2006
Üye numarası: #66357 Yer: AYDIN
Mesaj sayısı: 10,138
Karma etkisi: 14809
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 1479477
|
Azerbaycan'daki bu gelişmelere karşı, SSCB yönetiminin boş durmaması ve Halk Cephesi aleyhinde propagandaları artırması, Ermeniler'in Azerileri Ermenistan'da kovması gibi olumsuz çalışmalar iç gerginliği artırmıştır. Ayrıca SSCB yönetiminin Karabağ ve Nahcıvan gibi Azerbaycan egemenliğinden alıp Moskova'ya geçici olarak bağladığı yerlerde Azerbaycan'ın egemenliğini tamamen yok eden bazı kararlar aldı.. Ermenilerin, Nahcıvan ile Azerbaycan arasında kalan koridorda Azerbaycan trenlerine saldırıları yoğunlaştı. Ayrıca bu trenlerin geçişlerini durdurarak Nahcıvan'a fiilen ambargo uygulamaya başladı. Bütün bunlar Azerbaycan'da müthiş öfke ve tepki atmosferi oluşturdu. Azerbaycan'daki SSCB askerlerine ve Olağanüstü Hal'e rağmen ilk kez 28 Mayıs 1989'da, Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti'nin ilan edildiği günde (1918), Bakü'de gösteri yaptı. 4 Haziran'da Bakü'de Spartaküs Stadyumu'nda Azerbaycan Milli Bayrakları altında milliyetçi bir gösteri daha yapıldı.
... VE HALK CEPHESi KURULUYOR... Bu hareketli olayların hemen arkasından 16 Temmuz 1989'da Bakü'de Azerbaycan Halk Cephesi'nin Kuruluş Kongresi yapıldı. Bu kongrede AHC başkanlığına Ebülfez ELÇİBEY getirildi. Bu kongrede AHC, 'cumhuriyetin bütün alanlarında köklü demokratikleşmeyi ve yeniden yapılanmayı savunan toplumsal bir teşkilat' olarak tarif edilmiştir. Nihai hedef olarak 'Azerbaycan'ın tam bağımsızlığı' için mücadele etmeyi göstermiştir. Azerbaycan Halk Cephesi böylece bu kongre île kurulmuş oldu. Bu kongrede alınan kararlarla; 28 Mayıs Azerbaycan Bağımsızlık Günü, Üç renkli bayrak, arma ve marş da milli semboller olarak kabul edildi. AHC'nin kurulmasıyla milliyetçi mücadele daha örgütlü hale geldi. 29 Temmuz'da AHC damgalı milli bir gösteri yapıldı. Bu gösteride, Karabağ ve Nahcıvan'da Moskova'ya verilen egemenliğin, yeniden Azerbaycan'a geri verilmesinin sağlanması, AHC'nin resmen onaylanması, Milli sembollerin resmen kabul edilmesi gibi talepler yeniden seslendirildi. AZERBAYCAN MİLLİYETÇİ HALK CEPHESİ HAREKETİNDE EBULFEZ ELÇİBEY'İN YERİ VE ROLÜ (2) 5 Ağustos'ta daha fazla ve daha şiddetli talepler içeren bir gösteri yapıldı. AHC Başkanı Elçibey bu gösteride yaptığı konuşmada, "En büyük görevimiz, Azerbaycan'ın ekonomik ve politik egemenliğini sağlamaktır. Eğer bizi yine dikkate almazlarsa, yine ezîlirsek, SSCB'den ayrılmayı isteyeceğiz." demiştir. Bu evrede Azerbaycan'da ikili bir hakimiyet vardı. Bir tarafta resmi iktidar sahibi olan ve Moskova'ya bağlı komünist yönetim, öbür tarafta ülkeye fiilen hakim olan halk desteğine sahip gerçek güç olan A.H.C. vardı. AHC'nin bu dönemde çözmesi gereken en acil sorun SSCB'nin Azerbaycan'daki Olağanüstü Hal durumunu kaldırmasını ve Karabağ'a uygulanan Moskova egemenliği özel yönetimin kaldırılarak egemenliğin Azerbaycan'a geri verilmesini sağlamaktı. Ancak Azerbaycan Komünist Parti Sekreteri ve Moskova'nın temsilcisi Abdurrahman Vezİrov ve Moskava A.H.C. adresli çözümlere karşı çıkıyordu. Bu duruma karşı A.H.C. yeni mücadele taktikleri uygulamaya geçti. Bu uygulamaların en başında genel grevler yapmak geliyordu. İlk olarak 21-22 Ağustos'ta genel bir uyarı grevi yapıldı. 4-11 Eylül tarihleri arasında da yeni bir genel grev daha yapıldı. Bu grevler başarılı oldu ve Azerbaycan Komünist Parti yönetimi Halk Cephesi ile anlaşmaya oturmak zorunda kaldı. Bunların sonucunda İlk kez 15 Ağustos'ta Azerbaycan Sovyet idaresi toplanarak Karabağ'da egemenliği Moskova'ya veren özel yönetimi lağvettiğini açıkladı. Bu AHC'nin ilk siyasal zaferidir. Çünkü bu açıklamanın arkasında aynı zamanda Moskova vardır. Ve özel yönetimi lağveden de gerçekte Moskova'dır. 23 Eylül'de AHC'nin de katkılarıyla hazırlanan "Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'nin Egemenliği Beyannamesi" hazırlandı ve Azerbaycan Sovyet yönetimine kabul ettirildi. Tüm bu gelişmelerden sonra; 5 EKİM 1989'DA AZERBAYCAN BAKANLAR KURULU, AZERBAYCAN HALK CEPHESİ'Nİ RESMEN TANIDI... 20 OCAK 1990 AZERBAYCAN'DA KARA BİR GÜN: BAKÜ'DE SOVYET KATLİAMI! Azerbaycan Halk Cephesi'nin Milliyetçi şahlanışı kısa zamanda Moskova'yı harekete geçirdi.SSCB Polüt Bürosu'nun 15 Ocak 1990 tarihinde aldığı yeni Olağanüstü Hal ilan etme kararı ve Karabağ'ın yeniden Azerbaycan'dan alınması karan ve olağanüstü halin Baku ve Gence'yi de İçine alması halkın tepkisini artırdı. Halktaki galeyan hali, SSCB'yi kaygılandırdı. SSCB'nin Azerbaycan'daki denetimi kaybetme ihtimaline karşı SSCB Polüt bürosu 19 Ocak'ta Bakü'de olağanüstü hali uygulamaya soktu. Karar 20 Ocak'ta saat 24.00'de uygulamaya sokulacaktı. Ancak 19 Ocak gecesi, Azerbaycan televizyonu KGB tarafından tahrip edildiğinden OHAL kararı halka iletilemedi. Karar A.H.C. tarafından da son anda öğrenildiğinden halkın karara uyması için gereken anonslar yapılamadı. 20 Ocak günü Sovyet Ordusu Bakü'ye girdiğinde OHAL gereği evlerinde olması gereken Azerbaycan halkı sokakta yakalandı. Bunu SSCB'ye ve OHAL'e bir direniş olarak algılayan SSCB ordusu silah kullandı. Bunun sonucunda resmi açıklamalara göre 131 kişi, Halk Cephesi açıklamalarına göre 950 kişi öldü, binlerce kişi yaralandı. Elli kişi de muhtemelen KGB tarafından 'kaybedildi'... Kaynak: Wardom http://www.wardom.org/showthread.php?t=171760 Kaynak: Wardom http://www.wardom.org/showthread.php?t=171760 Daha sonraki günlerde, SSCB Savunma Bakanı Dimitri YAZOV ile Primakov'un yaptığı açıklamalar SSCB ordusunun niçin Bakü'ye girdiğini açıklar niteliktedir. SSCB ordusu Azerbaycan Halk Cephesi'ni dağıtmak ve yok etmek için Bakü'ye girmiştir. SSCB Ordusunun AHC Genel Merkezini basıp araması, buradaki önde gelen HC üyesini tutuklaması, HC'nin resmi gazeteleri Azadlıg'ın ve 'Azerbaycan'ın yayınlarının durdurulması da ne maksatla Bakü'ye geldiğini gayet iyi göstermektedir. SSCB ordusunun bu saldırı ve işgaline karşı halkın daha fazla kıyıma uğramasını istemeyen AHC yönetimi, işgalcilere karşı yalnızca sivil araçlarla mücadele edilmesini istedi, SSCB'nin Baku'yu bu şekilde işgal etmesine Azerbaycan Komünist Partisi yöneticileri de alçakça destek vermişler ve SSCB askerlerine "adam ve hedef gösterme" yardımları yapmışlardır. Baku katliamı Moskova'nın AHC'ne bir gözdağı idi. ELÇİBEY VE AHC AZERBAYCAN'I BAĞIMSIZLIĞA GÖTÜRÜYOR İlerki yıllarda, Gorbaçov'un "hayatımın en büyük hatası" dediği Baku Katliamı, Azerbaycan'da Moskova'ya ve yerel Komünist Partisi'ne karşı çok büyük bir öfke ve tepki oluşturmuştu. Tabii ki en büyük öfke de bu katliamdan sorumlu tutulan Gorbaçov'a idi. Katliamdan hemen sonra 3 günlük millî yas ilan edildi. Olağanüstü Hal'e rağmen, şehitlerin defnedilme merasimlerine 2 milyon kişi katıldı. Milli yas merasimleri bütün ülkede yapıldı. Kırk günlük genel grev başlatıldı. Azerbaycan Komünist Partisi'nden topluca istifalar gerçekleşti, işgalcilere ve katliamcılara karşı ülkenin her tarafında protesto sloganları yazıldı, ülkenin her tarafında Komünist, Lenin, Kirov gibi isimler taşıyan tüm levha ve heykeller indirildi ve tahrip edildi. Azerbaycan halkında bu spontane milliyetçi reaksiyonlar gelişirken ELÇİBEY önderliğindeki AHC mücadeleyi daha da tırmandıracak kararlar aldı. 5 Şubat'ta Azerbaycan'ın AĞDAŞ rayonunda yapılan AHC toplantısında SSCB'ye karşı ortaya konacak tavırlar belirlendi. 24-25 Mart tarihlerinde Akstafa rayonunda yapılan AHC meclis toplantısında de AHC'nin seçim programı kabul edildi. Bu programda, AHC'nin Azerbaycan'ın tam bağımsızlığı, özel mülkiyet hakkının verilmesi çok partili sistem ve siyasi sansürün kaldırıl ması için mücadele edeceği ilan edildi. 20 Ocak katliamından sonra Azerbaycan Komünist Partisi'nin birinci sekreterliği görevine AYAZ MUTTALlBOV getirildi. Muttalibov yönetimi AHC ile çatışmayı tırmandıracak siyasi çizgiyi yani Moskova'nın adamı olma özelliğini sürdürüyordu. Daha sonraki günler de Azerbaycan'ın önde gelen aydınları Halt Cephesi ile devlet yöneticileri arasındaki gerilimin azalması için taraflar arasında görüşmeler yapılmasını istediler. Bu çağrı üzerine taraflar bir toplantıda görüşerek Danışma Kurulu oluşturdular. Bu toplantıda AHC'nin bazı teme isteklerinin yanı sıra devlet yöneticilerinin Devlet Başkanlığı kurumunun oluşturulması istekleri kabul edildi. Bu toplantıdan hemen sonra 18 Mayıs'ta AYAZ MUTTALİBOV Devlet Başkanı seçildi. Muttalibov devlet başkanı olduktan sonra bir daha Danışma Kurulu toplantılarına katılmayınca bu kurul işlevini ve varlığını kaybetti. Muttalibov, devlet başkanı seçildikten sonra AHC ile İlişkilerini düzeltmek ve geliştirmek yerine Moskova'nın sadık adamı olarak hareket etmeye devam etti. Bu da iktidar İle muhalefeti yani AHC'nin ilişkilerini iyice gerginleştirdi. AHC 8 Temmuz'da bütün muhalefeti bir araya getirerek bir 'Demokratik Azerbaycan' seçim bloğu oluşturdu. Bu bloğun seçim manifestosu bağımsızlığa giden Azerbaycan yolunda ilk işaretleri taşıyordu. Bu gelişmeler üzerine AHC'ye karşı yeniden saldırılar başladı. 14 Temmuz'da 'Azadlıq' gazetesi yeniden kapatıldı. 1990 yazında 250 AHC üyesi gözaltına alındı. Baskı ve oyunlar, Azerbaycan Yüksek Sovyet ve Yerel Sovyetler için yapılan 30 Eylül seçimlerinde de sürdü ve arkasında AHC'nin bulunduğu "Demokratik Azerbaycan" seçim bloğunun 231 adayından sadece 31'i parlamentoya girebilmiştir. Bunların ancak 23'ü AHC üyesi idi. Bu sayı az görünebilir ancak önemi büyüktü çünkü muhalefet ilk kez parlamentoya giriyordu. Bu temsilciler ilk sınavını SSCB'nin yeni Birlik Anlaşması Azerbaycan'ın SSCB içinde kalmaya devam edip etmemesi için yapılacak bir anlaşma idi. AHC bu anlaşmaya da, bunun halk oylamasına sunulmasına da karşı idi. AHC, Birlik Anlaşmasına karşı ülke çapında oylamayı boykot çağrısı yaptı. Boykot etkili oldu ve oylamaya ancak % 20 katılım oldu.
__________________
Ey ekmeği alınanlar selam sizlere!
Ey rütbesi çalınanlar selam sizlere! Subay ya da Generaldir diye evleri, Ocakları dağıtılan Cumhuriyet erleri! Selam size, üstünüzde bütün bakışlar, Bir gün olur tarih sizi elbet alkışlar! Nihal Atsız |
|
|
|
|
|
#29 |
|
Forum Ustası
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: May 2006
Üye numarası: #66357 Yer: AYDIN
Mesaj sayısı: 10,138
Karma etkisi: 14809
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 1479477
|
Ermenistan Birlik Anlaşması oylamasına katılmazken Azerbaycan, halkın boykotuna rağmen katılmıştır. SSCB Ermenistan'a gözdağı vermek için Karabağ konusunda, Azerbaycan'ın lehine olarak bazı tavizler verdi. Bu tavizlerden biri de Ermenilerin elinde bulunan Çaykent ve köylerinin Azerbaycan'a iade edilmesidir. Ayaz MUTTALİBOV Çaykent'in alınmasını sanki kendi başarısıymış gibi sunmaya çalışarak konumunu güçlendirmek istedi. Bunda kısmen başarılı oldu. Çaykent operasyonundan sonra halın Muttalibov'a olan desteği arttı. Halkın desteğinin arttığını gören Muttalibov 8 Eylül 1991'de devlet başkanı seçimleri yapılması için Yüksek Sovyet'ten karar çıkarttı. Muttalibov, halkın kendisini Devlet Başkanı seçeceğini umuyordu. Ancak Parlamentodaki "Bağımsız Azerbaycan" bloğu parlamentoyu terkederek, bu yöndeki çalışmaları boykot ettiler. Bu boykotun hemen ardından parlamento, SSCB'de kalmayı kabul eden 'Birlik Anlaşmasını' onayladı. Bu gelişmeler üzerine 'Bağımsız Azerbaycan' bloğu 26 Haziran'da yazılı bîr açıklama yaparak Devlet Başkanlığı seçimlerine hangi şartlar altında katılacaklarını açıkladı. Bu şartların AHC'nin belirlediği şartlar olduğunu belirtmeye gerek yoktur. AHC seçimlere BM ve tarafsız ülkelerden gözlemcilerin katılmasını ve OHAL'in kalkmasını istiyordu.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.org/showthread.php?t=171760 Bu gergin dönemde 13-17 Temmuz tarihleri arasında AHC'nin ilk kurultayının 1. evresi yapıldı. Elçibey, bu kurultayda SSCB'nin dağılmaya başladığına dikkat çeken ve bağımsız, birleşik ve demokratik Azerbaycan devletinin kurulması gerektiğini vurgulayan önemli bir konuşma yaptı. Bu kurultayda alınan kararlar arasında, AHC'nin onaylamadığı şartlarda seçilecek olan Devlet Başkanının tanınmayacağı kararı da vardı. Kurultayda alınan tüm kararlar özetle bir cümle içinde toparlanacak olursa şu hedefi gösteriyordu: Ekonomik, siyasî ve politik alanlarda tam bağımsız, SSCB'den tamamen kurtarılmış Azerbaycan için mücadele vermek ve bunu sağlamak!.. Bu kurultayda Elçibey, yeniden AHC Başkanı seçildi. Kurultayın ikinci evresi Eylül'de yapılacakken, Moskova'da Gorbaçov'a karşı bir darbe girişimi yapılması üzerine ileri bir tarihe ertelendi. Bu darbe girişiminde AHC darbecileri derhal kınadı ve darbecilere karşı direnen Yeltsin'i destekleyen açıklamalar yaptı. Muttalibov ise darbecileri destekleyen açıklamalar yaptı. Ancak darbeciler yenilgiye uğratılıp Gorbaçov tekrar iktidara gelince Azerbaycan'da Muttalibov'un da komünist yönetimin de sonu gelmişti. Darbeciler başarısızlığa uğradıktan sonra 23 Ağustos'ta AHC Genel Merkezi önünde darbeciler ve darbeyi destekleyen Muttalibov yönetimi protesto edildi. Muttalibov bu gösteriye karşı sert cevap verdi. AHC üyeleri ve Elçibey dövüldü, AHC genel merkezi tahrip edildi. Muttalibov'un bu şiddetli cevabı tansiyonu tekrar artırmıştı. Azerbaycan Halkı, askeri araçlarla kuşatıldığı halde Lenin Meydanı'na (Azadlıq) girdi ve Muttalibov'u kınayan bîr miting yaptı. Bu gösteride, Komünist Parti'nin ve Yüksek Sovyet'in feshedilmesi, Millî ordu kurulması, OHAL'in kaldırılması gibi AHC adresli ateşli talepler seslendirildi. Bu sert ve geniş katılımlı muhalefete karşı Muttalibov daha fazla direnemedi ve ilk tavizlerini verdi. Komünist Gazetesi'nin adı Halk Gazetesi ve Lenin Meydanı'nın adı Azadlık Meydanı olarak resmen değiştirildi. Meydandaki Lenin Heykeli kaldırıldı. 27 Ağustos'ta olağanüstü toplanan Azerbaycan Yüksek Sovyeti, 30 Ağustos'ta, Azerbaycan'ın bağımsızlığını ilan eden beyannameyi kabul etti. Ayrıca Moskova bağlantılı olağanüstü halin kaldırılması ve milli ordu kurulması kararı alındı. Bu gelişmelerden iyice rahatsız olan Gorbaçov Mutalibov'a verdiği desteği artırdı.. Muttalibov çok geniş bir kesim tarafından boykot edilmesine rağmen, Moskova'nın destek ve yönlendirmesi ile Devlet Başkanlığı seçimlerini yaptırdı ve kendini Devlet Başkanı seçtirdi.. Oysa sadece Bakü'de boykota katılanların oranı %80'lere varıyordu. AZERBAYCAN MİLLİYETÇİ HALK CEPHESİ HAREKETİNDE EBULFEZ ELÇİBEY'İN YERİ VE ROLÜ (3) Karşısındaki güçlü ve geniş muhalefete rağmen, Muttalibov'un kendisini Devlet Başkanı seçtirmesi ülkede gerginliği iyice tırmandırdı. AHC Eylül ayı boyunca Muttalibov'u protesto eden gösteriler düzenledi. Gösterilerin baskısına dayanamayan Muttalibov, AHC liderleri İle görüşmek zorunda kaldı. Bu görüşmelerde, Millî ordu kurulması ve Azerbaycan'ın bağımsızlığının ilanı için fikir birliğine varıldı. Bu kararlar Yüksek Sovyet tarafından da kabul edildi. Ardından Bağımsız Azerbaycan Cumhuriyetî'nin siyasi ve iktisadi kurumlarının oluşturulmasına karar verildi. Bunun için İlk olarak Milli Meclis oluşturuldu. Bu meclise 25'i İktidardan 25'i de muhalefetten olmak üzere 50 milletvekili katıldı. Milli Meclis'in ilk toplantısı 27 Kasım'da yapıldı. (Yüksek Sovyet'in Millî Meclis'e dönüştürüldüğünü ve bunun AHC'nin ısrarıyla gerçekleştiğini hatırlatalım.) 29 Aralık'ta Azerbaycan'ın bağımsızlığı için halk oylaması yapıldı, Halk ezici bir sonuçla (%99) bağımsızlığı kabul etti. AHC'NİN İKTİDARA GELİŞİ 29 Aralık 1991 tarihi Azerbaycan'ın bağımsızlığının halk oylaması ile kabul edildiği tarihtir. Bu tarih Azerbaycan İçin yeni bir dönemin başlangıcıdır. Artık Azerbaycan SSBC' den çıkmış, bağımsız bir Cumhuriyet olmuştur. 1992 Ocak ayı ile 1992 Haziran ayı arası AHC'nin iktidara geliş sürecini oluşturan olayları içine alır. Bu devrede gerçekleşen siyasi gelişmeler AHC'yi iktidara taşımıştır. Bunlar; l- AHC'nin I. Kurultayı'nın II. devresinde kabul edilen Parti Programı, 2- Hocalı Katliamı, 3- Azerbaycan Yüksek Sovyeti'nin aldığı devlet başkanlığı seçimi yapılması kararı, 4- 15 Mayıs'taki darbe girişimi. Bu gelişmelerden sonra AHC İktidara gelmiştir. AHC'nin iktidarda olduğu dönem de bağımsız devlet için gerekli olan kurumlar ve yapılanmalar oluşturulmaya, komşu devletlerle İlişkiler geliştirilmeye, uluslararası sahada tanınmayı ve Karabağ Meselesi'nin çözümlenmesini sağlama çalışmalarıyla geçmiştir. 15 Mayıs 1992'de Ayaz Muttalibov'un bir darbe yaparak İktidara yeniden gelmeye yeltenmesi ancak bu darbenin AHC tarafından durdurularak, inisiyatifin AHC'ye geçmesi Elçibey için önemli bir gelişmeyi de beraberinde . getirdi. Bu da Elçibey'in Devlet Başkanı olmasıdır. 25 Mart 1992'de Azerbaycan Yüksek Sovyeti Devlet Başkanlığı seçimi yapılması için karar almıştı. 15 Mayıs'taki Muttalibov darbesinin bastırılmasından sonra seçimlerin 7 Haziran 1992'de yapılması kararlaştırıldı. Yapılan seçimlerde AHC lideri ve Başkanı Elçibey oyların %60'ını alarak Devlet Başkanı seçildi. Elçibey'in 16 Haziran 1992'de yemin ederek, Devlet Başkanlığı görevine başlaması l sene sürecek olan AHC İktidarı döneminin de resmen başlaması anlamına gelmektedir. ELÇİBEY DEVLET BAŞKANI OLDUKTAN SONRA... Elçibey, Devlet Başkanı olduğunda, Azerbaycan'da çok ciddi sorunlar vardı.. Ekonomi çökmüş, Merkez Bankası tükenmiş, anarşi, terör ve iç çekişmeler ülkeyi bîr iç savaşın eşiğine getirmişti. Devlet otoritesi zayıflamış, kurumlar çalışmaz halde idi. Ayrıca Ermeniler, Hocalı'da katliam yaptıkları gibi, Susa, Laçin ve Kelbecer'i işgal etmişler, Gence, Berde ve Yelvah kentlerinin boşalmasına yol açmışlardı, ülkede gıda ve petrol sıkıntısı başlamıştı. Elçibey işte bu manzara içinde, kaos yaşayan bir Azerbaycan'ın başına geçmişti. Elçibey önce Milli Birlik ve beraberliği sağlayarak, hukuku, yasaları ve kurumları işler hale getirerek devlet otoritesini güçlendirecekti. Yeni bir anayasaya ve devlette acil yapılanmalara ihtiyaç vardı. Azerbaycan Milli Ordusu bir an önce kurularak Karabağ meselesi çözülmeli ve Azerbaycan'ın stratejik güvenliği sağlanmalıydı. Elçibey büyük sorunlarla karşı karşıya idi., işi her yönden zor idi... Elçibey, Karabağ meselesini çözmeden siyasî bağımsızlığın ve iktisadi gelişmenin mümkün olmayacağını iyi kavramıştı. Meselenin BM'de ve AGİK çerçevesinde çözülebileceğini savunuyordu. ELÇİBEY'İN YAPTIĞI İŞLERİN EN ÖNEMLİLERİ • Merkezi otoriteyi ve iç istikrarı sağlamak için SSCB döneminden kalan, kendi başlarına buyruk silahlı resmi ve milis güçleri dağıtıp, silahlarını toplamak için "Yasadışı silah ve Askeri malzemenin Bulundurulması ve Taşınmasının Önlenmesi" Kararnamesi ile 'Kamu Düzeninin Sağlanması için Ek Önlemler' Kararnamesi'ni çıkarttı. • İçişleri ve Milli Güvenlik Bakanlıklarının S.S.C.B döneminden kalan yapılaşmalarını ve çalışma birimlerini değiştirdi, yetkilerini arttırdı.Belediye ve Gümrük Polisleri kurdu. Bu önlemler etkisini gösterdi ve Baku'yu tanımayan Astra, Seki ve Berde gibi reyonlarda merkezi otorite sağlandı. Ülke çapında operasyonlar yapılarak yasadışı silahlı güçler dağıtıldı. •Devlet Başkanlığı ile Bakanlar Kurulu'nun görev alanları ve yetkileri belirginleştîrildi ve birbirinden ayrıldı. •1993 yılı devletin yapılandırılması çalışmalarıyla geçti. Anayasa tasarısı için Anayasa Komisyonu ve adli reformlar için özel bir hazırlık komisyonu oluşturuldu. •Elçibey iktidarı döneminde devletin yapılandırılması ve gerekli kurumların oluşturulması için 140'tan fazla yasa ve kararname çıkarttı. • AHC ve Müsavat Partisi kadroları politik denetimi elinde tutarken ekonomik alanlarda görevli olanların %90'ının eski komünist yönetimden kalan kadrolardan olması hem AHC'nin otoritesini zayıflattı hem de ekonomik alanda istenen başarıyı getirmedi. Astında AHC, ekonomik alanlarda eski kadroları işbaşında tutmakla onların tecrübelerinden yararlanmayı ummuştu.. Ayrıca onları AHC ile barıştırarak, düşmanlıklarını ve Moskova'ya bağlılıklarını yok etmeyi düşünmüştür. Kaynak: Wardom http://www.wardom.org/showthread.php?t=171760
__________________
Ey ekmeği alınanlar selam sizlere!
Ey rütbesi çalınanlar selam sizlere! Subay ya da Generaldir diye evleri, Ocakları dağıtılan Cumhuriyet erleri! Selam size, üstünüzde bütün bakışlar, Bir gün olur tarih sizi elbet alkışlar! Nihal Atsız |
|
|
|
|
|
#30 |
|
Forum Ustası
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: May 2006
Üye numarası: #66357 Yer: AYDIN
Mesaj sayısı: 10,138
Karma etkisi: 14809
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 1479477
|
AHC bu olumsuzluklara rağmen, maliye, vergi, kredi, bankacılık ve ziraat alanlarında önemli reformlar yapmış, bunun için 35 yasa çıkartmıştı. Bu dönemde başta Türkiye olmak üzere dünya ekonomisi ile de ilişkiler kuruldu ve Dünya Bankası'ndan destek sağlandı. Ticaret liberalleştirildi. içi boşalmış olan hazineye l .5 ton altın ve değerli taş kazandırıldı. Ayrıca Rus parası Ruble'nin yerine Manat denilen milli para kabul edildi. Üretim artırılmış, enflasyonla mücadele başlatılmış ancak bu mücadelenin fakir halkı hırpalamamasına dikkat edilmiş, aylardır dağıtılamayan maaşlar dağıtılmaya başlanmıştır. Ekonomide belirgin bir düzelme başlamıştır. Emekliler ve işsizler için sosyal güvenlik ve işçi bulma kurumları oluşturulmuştur. Ayrıca Ermenilerin zulmünden kaçan mültecilerin yaralarının sarılması ve barınma sorunlarının çözülmesi İçin çalışmalar başlatılmıştır. Halkın devlet hatalarından kaynaklanan mali zararları devlet tarafından telafi edilerek devlet baba geleneği başlatılmıştır.
• SSCB Döneminin eğitim kurumlarına ve komünist dejenere edici , milliyetçiliğe aykırı eğitim programlarına ve felsefesine karşı mücadele başlatıldı. Kültür ve eğitim alanlarındaki Sovyet tahribatlarının tamir edilmesine çalışıldı. Bu yönde ilk yapılan iş; Azerbaycan Milliyetçi hareketinin teorîsyen ve liderlerinden Mehmet Emin Resulzade'nin ve dava arkadaşlarının fikir ve hayatlarının halka anlatılması halkın SSCB tarafından köreltilmiş olan vatan, toprak ve istiklal duygularının güçlendirilmesi olmuştur. Azerbaycan televizyonunda Türk milliyetçiliği fikirlerine ve Mehmet Emin Resulzade'nin mücadelesine yer veren yayınlar yoğunlaştırıldı. Eğitimde milliyetçilik, vatanseverlik ve demokratik ilkelere bağlılık içeren programlara ağırlık verildi. Bu çerçevede yapılan en önemli değişiklik, 1937'de Stalin'in değiştirdiği Azerbaycan Dili ifadesinin kaldırılarak Türk Dili ifadesinin kabul edilmesidir. Ayrıca Türkiye ile kültürel bağı koparan Rus-Kril alfabesi kaldırılarak Latin alfabesine geçilmiştir. (25 Aralık 1992) • AHC, kültürel alanda Türklük bilincini güçlendirirken etnik azınlıkları görmezden gelmemiş, etnik azınlıkların gazete çıkarabilmeleri, kültür merkezleri kurabilmeleri ve devlet radyo ve televizyonunu kullanabilmeleri için yardım yapılmıştır. Etnik azınlıkların kültürel varlıklarını koruyup geliştirebilmeleri için 16 Eylül 1992'de Elçibey, ilgili kararnameyi imzalamıştır. • SSCB döneminde, rüşvetle dönen üniversiteye öğrenci alım sistemine son verilmiştir. Rüşvetin sona ermesi için test sistemi başlatılmıştır. Türkiye'ye yüksek öğrenim için gönderilen 929 öğrencinin tespiti testli sınavlarla yapılmıştır. Ders kitaplarının tespiti ve basımı çok stratejik ve önemli bir konu olduğu için AHC bu işe çok önem vermiş ve milliyetçilik ülküsüne paralel kitaplar hazırlatılmıştır. • Azerbaycan'ın Milli ordusunun olmaması Ermenilerle yapılan savaşlarda ağır yenilgiler alınmasına ve Karabağ'ın askerî açıdan tamamen kaybedilmesine yol açmıştır. Ayrıca Laçin, Susa ve Hocalı gibi kentler de bu yüzden kaybedilmiştir. AHC millî ordunun kurulmasını çok zaruri ve mühîm bir mesele olarak görmüş ve harekete geçmişti. 31 Temmuz 1992'de bu çerçevede "Devlet Başkanı ve Azerbaycan Silahlı Kuvvetlen Baş Komutanı" sıfatları altında. 'Elçibey'in Emri' yayınlanarak Milli ordu oluşturma çalışmaları hızlandırıldı. Azerbaycan gençlerine asker olma zorunluluğu getirildi ve askere alma kurumlan oluşturuldu. Daha önce gönüllü olarak savaşan birlikler de yeni kurulan nizami kuvvetlerle birleştirilip Savunma Bakanlığı'na bağlandı. 1992 Ağustos'unda Azerbaycan Ordusundaki asker sayısı 15 bine ulaşmıştı. Bu yetersiz ordunun subayları da SSCB artığı işsiz Rus, Gürcü, Ukrayna kökenli kişilerdi. Ancak Elçibey, daha makûl olacağını düşünerek Türkiye'deki askeri okullarda yetiştirilmek üzere Azeri gençlerini Türkiye'ye gönderdi. Bunlar Azerbaycan'da yetiştirilecek olan yeni subayların da öğretmenleri olacaktı. • 26 Temmuz 1992'de SSCB Hazar Donanmasına ait 5 gemi Azerbaycan'a bırakılınca Azerbaycan Deniz Kuvvetleri de oluşturuldu. Daha sonra, 17 askeri gemi daha Azerbaycan donanmasına verildi. Ardından Rus askeri gemilerinin Baku Boğazını terk etmeleri ve Dağıstan'a çekilmeleri sağlandı. • Elçibey'in iktidarında Karabağ'da Ağdere, Goranboy, Gedebey reyonlarına ait büyük bir arazi Ermenilerden temizlendi. Ayrıca Ermenilerin çoğunlukta olduğu Başkent kasabası ve Laçin'e bağlı 33 köy ile Cebrayıl'ın 10 köyü Ermeniler'den kurtarıldı. • Elçibey'in ısrarı ile, Rusya İle Azerbaycan arasında 7 Ağustos 1992'de görüşmeler yapıldı. Bu görüşmelerde Azerbaycan tarafı "kendi sınırlarını sadece kendisinin korumak istediğini" vurgulamadı. Bu görüşmelerde, Azerbaycan Cumhuriyetinde bulunan Rus askeri güçlerinin ülkeyi terketmesi istenmiştir. Bunun üzerine, 1994 yılının Ağustos'una kadar Azerbaycan'daki bütün Rus birliklerinin Azerbaycan'ı terk etmesi kararlaştırılmıştır. Bu görüşmelerden sonra, Elçibey, devlet başkanı olarak ülke topraklarındaki tek bir Rus askerinin kalmaması için gerekli süreci başlatacak olan kararnameyi imzaladı. Ancak Rus askerlerinin Azerbaycan'ı terk etmesi 1994'ü bulmadı. Son Rus Askeri Birliği 13 Mart 1993'te Azerbaycan'ı terk etti. Böylece Azerbaycan'da iki yüzyıl süren Rus askeri varlığı tarihe karışmıştır. • Elçibey, göreve geldiğinde Azerbaycan çok önemli ve sıkıntılı bir diplomatik kaosun içinde idi. Azerbaycan'ın toprak bütünlüğü ve bağımsızlığını ciddi bir biçimde tehdit eden Karabağ meselesi tüm yönleriyle Azerbaycan aleyhine sonuçlanmıştı. Ermenistan ile ilişkiler çok gergin ve karanlıktı. Rusya, Karabağ krizini, Ermenilerle işbirliği yaparak Azerbaycan'a karşı bir sopa olarak kullanıyor ve Azerbaycan'ı eskisi gibi kendi egemenliği İçinde kalmasına çalışıyordu. Bu nedenle Kelbecer'in işgalinde olduğu gibi bazı yerlerde ermenilerin yanında Rus birlikleri de yer alıyordu, • Elçibey, Karabağ krizini uluslararası platforma taşıyarak Rusya engelini aşmaya çalışmıştır. Bu çerçevede, Karabağ krizinin AGlK Minsk Grubu içinde görüşmeler yaparak çözmeye çalışmıştır. Ancak gerek Ermenistan'ın ve Rusya'nın, gerekse İran'ın oyunları başarılı olmuş ve Karabağ krizi AGİK Minsk grubu çerçevesi içinde AHC'nin istediği şekilde çözülemedi. Ayrıca Elçibey konuyu AGlK gibi platformlara taşıdıkça, Rusya'nın Ermenilere verdiği askeri destek açık ve yoğun bir şekil almış, Ermenilerin Azerbaycan topraklarında yaptığı işgalin alanı genişlemiştir. Bu gelişme Elçibey'in diplomatik manevra yapmasını zorlaştırıp, sıkıştırmıştır. AZERBAYCAN MİLLİYETÇİ HALK CEPHESİ HAREKETİNDE EBULFEZ ELÇİBEY'İN YERİ VE ROLÜ (4) • Elçibey'in dış politikasının ana eksenlerinden birini de Rusya ile ilişkiler oluşturuyordu. Burada temel amaç, Azerbaycan'ın Rusya'ya karşı bağımsızlığını güçlendirmek ve bu ülkeyle eşit statüler geliştirmekti. Bu çerçevede Elçibey, Azerbaycan'ın BDT'ye (Bağımsız Devletler Topluluğu) katılmasını reddetmiştir. • Elçibey, bütün Rus askerlerinin Azerbaycan'ı boşaltıp, güvenliği Azerbaycan'a bırakması için mücadele vermiş ve bunu da başarmıştır. • Rusya'nın yayılmacılığına karşı mücadele veren eski SSCB ülkeleri ile yakın ilişkiler kurularak Rusya'nın bloke edilmesine çalışılmıştır. Bu ülkelerin başında, Ukrayna, Gürcistan ve Moldova gelmektedir. Elçibey'in bunlara ilaveten, Ruslara karşı istiklal mücadelesi veren diğer Kafkasya toplumlarına da örtülü destek verdiği biliniyor, Elçibey Türkçülük söylemini ve Türklük bilincini Orta Asya ülkelerinde de yerleştirmek istemiş, bu çerçevede Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile Türk Ortak Pazarı gibi projeleri gerçekleştirmek istemiştir. Ancak bu sahada Iran ile rekabet etmek zorunda kalan Elçibey, özellikle Özbekistan, Kazakistan ve Kırgızistan'da Türklük bilincinin SSCB döneminde iyice zayıflamış olmasından ve bu ülkeleri Moskova'nın adamlarının yönetiyor olmasından dolayı bu mücadelesinde başarılı olamamıştır. Ayrıca, Elçibey'in bu ülkelerde eski komünist fosillere karşı mücadele veren milliyetçi, rejim muhaliflerine kucak açtığını da hatırlatalım • Elçibey, Türkçenin bütün Türk Cumhuriyetleri'nin ortak resmi dili olmasını arzuluyordu. Ancak Türklük bilinçleri körelmiş olan Kazakistan, Kırgızistan ve Türkmenistan gibi ülkeler buna karşı çıkınca bu ülkü gerçekleştirilememiştir. • Elçibey mücadele hayatının başından sonuna kadar 'Birleşik bir Azerbaycan'dan bahsetmiştir. Elçibey'in Azerbaycan'ı bu Birleşik Devletin kuzeyini oluşturuyor. Güney Azerbaycan da İran'daki 30 milyon Azeri'nin yaşadığı topraklardır. AHC'nin ve Elçibey'in Güney Azerbaycan İle ilgili düşüncelerini iyi bilen ve bundan son derece rahatsız olan İran, Elçibey'in önünü kesmek ve onu alaşağı etmek için Azerbaycan'da Şiizmi canlandırmak ve muhalefeti körüklemek ve kışkırtmak gibi faaliyetlerde bulunmuş ve Ermenileri desteklemiştir. Ancak bunlardan yılmayan Elçibey, Güney Azerbaycan ifadesini resmi görüşmelerde dahi kullanmıştır. Elçibey'in bu gayretleri sonunda bugün Şiizmin narkozu ile İran'da uykuya yatan Azeri Milliyetçiliği uyanmaya ve Kuzey Azerbaycan ile birleşme arzuları seslendirmeye başlamıştır. Kaynak: Wardom http://www.wardom.org/showthread.php?t=171760 Kaynak: Wardom http://www.wardom.org/showthread.php?t=171760 • AHC döneminde Türkiye ile ilişkilere Türkçülük söylemi ve ruhu egemen olmuştur. Bu nedenle Elçibey, Türkiye ile Stratejik ortaklık anlaşması imzalamaya çalışmıştır.
__________________
Ey ekmeği alınanlar selam sizlere!
Ey rütbesi çalınanlar selam sizlere! Subay ya da Generaldir diye evleri, Ocakları dağıtılan Cumhuriyet erleri! Selam size, üstünüzde bütün bakışlar, Bir gün olur tarih sizi elbet alkışlar! Nihal Atsız |
|
|
|
![]() |
| Konu Araçları | Bu Konuda Ara |
| Konuya Oy Ver | |
|
|
