Geri Dön   Wardom.Org > Off-Topic > Bilim ve Teknik

 
Eski23-11-2006, 22:28   #61
SiT@Re
 
Bilim Adamları!.. - SiT@Re

Edmond Halley (1656 - 1742)

8 kasım 1656 da londrada doğdu. aynı isme sahip babası Edmond Halley sabunculuk yapıyordu.
st paul's school da okudu. Halley küçükken matematik ile çok ilgiliydi. daha sonra oxford da The Queen's College'da okudu. halley daha öğrencilik yıllarında güneş lekeleri ve güneş sistemi hakkında makalller yazmaya başladı.

1675 yılında bir astronom olan Flamsteed'in yanında çalışmaya başladı. bu sıralarda merkür gezegeninin tutulmasını gözlemledi.

halley oxford üniversitesini bitirmeden 1676 yılında ayrılmıştır.
Güney yarıküre yıldızlarını incelemek amacı ile güney Atlas Okyanusu adalarından st.helena ya gitti.
1677 de 341 güney yıldızının ayrıntılarını içeren Catalogus Stellarum Australium adlı eseri yayımladı.

halley yıldız haritasına yaptığı katkkılardan dolayı Tycho Brahe ile karşılaştırılacak kadar ünlendi. halley oxford dan diplomasını aldı ve Kraliyet Cemiyeti üyeliğine(Fellow of the Royal Society) seçildi.

1686da seyahatinin ikinci bölümünü yayımladı. Bu bölümde alize rüzgarları ve muson yağmurlarını konu alan bir makale ve harita bulunuyordu. bu makalede güneşin ısısının dünya atmosferinin hareketlerin deki etkisini gösterdi. Aynı zamanda barometrik basınç ile deniz seviyesinden yükseklik arasında bir ilişki oldugunuda gösterdi. bu haritalar bilgiyi görselleştirme tekniklerine önemli katkı sağladı.

halley 1682 yılında Mary Tooke ile evlendi ve islingtona yerleşti. Zamanının büyük kısmını ay gözlemleri ile geçirmesine rağmen yer çekimi ile de ilgilendi.

Kepler'in gezegensel hareket yasaları'nın kanıtlanması kafasını kurcalayan bir problemdi. Ağustos 1684de Cambridge Üniversitesi'nde Isac Newton ile bunutartışmak üzere buluştu. Newton problemi çözmüş ama çözümü yayımlamamıştı. Halley onu yayımlamaya ikna etti. Newton Philosophiae Naturalis Principia Mathematicayı (1687) yazdı ve Halley'in parası ile yayımladı. Yaptığı birçok katkının yanında Newton'u Principiayı yazmaya ikna etmesi ve masraflarını ödeyerek yayımlanmasını sağlaması, birçokları tarafından bilime yaptığı en büyük katkı sayılmaktadır.
1690'da uzun süre su altında kalabilen ve sualtı araştırmaları için penceresi bulunan bir araç olan dal-ma çanının planlarını tamamladı. Halleyin dalma çanında hava, yüzeyden gönderilen ağırlık bağlanmış varillerle sağlanıyordu.

1698'de Dünya manyetizmasını kapsamlı olarak incelemek amacı ile HMS Paramore adlı geminin komutasına getirildi. Bu görevi, Atlas Okyanusu'nda 2 sene süren ve 52° kuzey ilâ 52° güney enlemlerine uzanan bir yolculukla tamamladı. Sonuçlar Pusula Sapmasının Genel Haritası (General Chart of the Variation of the Compass) (1701) adlı kitapta yayımlandı. Bu, türünün ilk haritası ve isogonlar (yada halley çizgileri) içeren ilk haritaydı.

Kasım 1703'te Oxford Üniversitesi'nde geometri profesörlüğüne getirildi ve 1710'da fahri hukuk doktoru ünvanı aldı. 1705'te tarihsel astronomi yöntemlerine dayanarak 1406, 1531 ve 1697'de görülen kuyruklu yıldızların farklı değil tek bir kuyruklu yıldız olduğunu ve bu yıldızın 1758'de geri döneceğini öne sürdüğü Synopsis Astronomia Cometicae'yi yayımladı. Kuyruklu yıldız hesaplanan tarihte geri döndüğünde Halley Kuyruklu Yıldızı olarak anılmaya başlandı.

1716'da Halley, Venüs'ün Güneş'in önünden geçiş süresinin hassas bir şekilde ölçülerek Dünya ile Güneş arasındaki uzaklığın hesaplanmasını önerdi. 1718'de kendi astrometrik hesaplarını eski Yunanlılarınki ile karşılaştırarak "sabit" yıldızların hareket ettiklerini keşfetti.

1720'de John Flamsteed'in varisi olarak ölümüne kadar sürdüreceği Kraliyet Astronomu görevine getirildi. Londra'nın güneydoğusunda bulunan Lee'deki St. Margaret's Kilisesi'nde defnedildi.
 

Eski23-11-2006, 23:56   #62
SiT@Re
 
Bilim Adamları!.. - SiT@Re

Gottfried Wilhelm Leibniz hayatı (1646-1716 )



"Ben de o kadar fikir var ki, eğer benden daha iyi görmesini bilenler bir gün onları derinleştirecek ve benim zihin emeğime kendi kafalarının güzelliğini katacak olurlarsa, sonraları belki bir işe yarayabilir" diyen Gottfried Wilhelm Leibniz, 1 Temmuz 1646 günü Leibzig'de doğdu. Ancak yetmiş yıl yaşadı. 14 Kasım 1716 yılında Hannover'de öldü. Babası ahlak ilmi öğretmeni olup üç nesilden beri Saksonya hükümetine hizmet etmiş bir aileden geliyordu. Bu nedenle, Leibniz'in ilk yılları oldukça ağır bir politika ile yüklü bir bilgiçlik havası içinde geçti.

Leibniz altı yaşındayken babasını kaybetti. Tarih hevesini babasından almıştı. Leipzig'de bir okula devam ediyordu. Babasının geniş kütüphanesinde bulunan çok sayıdaki kitapları sürekli okuyordu. Sekiz yaşında Latince'ye başladı. On iki yaşına gelince, Latince şiir yazacak kadar bu dilini ilerletti. Latince dilini öğrendikten sonra, kendi gayreti ile Yunan'ca öğrendi. Bu devirdeki zihni ve zekası Descartes'e benziyor ve çok iyi işliyordu.

Klasik çalışmalardan usandığı için mantık ilmine başladı. On beş yaşından küçük olan bu çocuğun, klasiklerin ve skolastik Hıristiyanların büyüklerinin ortaya koyduğu mantığı düzeltmek için "Characteristica Universalis" adlı ilk denemesini verdi. Couturat, Russell ve başkalarının. dediği gibi, bu eser metafiziğin anahtarıdır. Yine İngiliz matematikçisi Boole'un söylediği gibi, kendisinin yarattığı sembolik mantık, Leibniz'in Characteristica'sının bir parçasıdır.

Leibniz, on beş yaşındayken Leipzig Üniversitesine bir hukuk öğrencisi olarak girdi. Zamanının tümünü hukuka vermiyordu. İlk iki yıl içinde birçok felsefe eseri okudu. Zamanının filozofları olan Kepler, Galile ve Descartes'ın keşfettikleri yeni dünya hakkında bilgiler edindi. Sonuçta, matematik öğrenmeden bu ilimleri kavramının olanaksız olduğu kanaatine vardı. 1663 yılının yazını Jena Üniversitesinde geçirdi. Orada matematikçi olan Erhard Weigel'in derslerini izledi.

Leibzig'e dönünce yeniden hukuka başladı. 1666 yılında yirmi yaşındayken doktora sınavı için hazırdı. Oysa, aynı yıllarda Newton, Woolsthorpe'ta bir köyde diferansiyel ve integral hesap ve genel çekim kanununu oluşturacak olan düşüncelere dalmıştı. Bu konuda Leibniz de geç kalmış sayılmazdı. Onu bu ateşe itecek ve tutuşturacak bir kıvılcımın çıkması gerekiyordu. Bu kıvılcım da, o zamanın Avrupa'sının ilme karşı görevini yerine getirme isteğiydi.



Leibniz'e gıpta eden titiz Leipzig Fakültesi ona resmen gençliğinden, gerçekte tüm profesörlerden fazla hukuk bildiğinden dolayı, doktora ünvanını vermeyi kabul etmedi. Halbuki, 1863 yılında on sekiz yaşındayken parlak bir tezle başölye ünvanını almıştı. Leipzig Fakültesinde egemen olan mistik düşünceden iğrenen Leibniz, doğduğu şehri bırakıp Nürnberg'e gitti. 5 Kasım 1666 yılında Alfdorf Üniversitesine bağlı Nürnberg Üniversitesi Tarihi Yöntem adlı çalışmasından dolayı doktora ünvanını verdi. Aynı zamanda hukuk kürsüsünü de kabul etmesini rica etti.

Descartes kendisine verilen generallik ünvanını kabul etmemişse, Leibniz de öneriye yanaşmayıp isteklerinin ne olduğunu söylememişti. Fakat bu arzuların küçük prenslerin lehine çene yarıştırmak olduğuna ihtimal verilmezse de tarih bir süre sonra kendisini bu adamlara bağlamıştır. Leibniz'in hayatındaki bu acıklı öykü, kanun adamlarına, ilim adamlarından önce rastlamış olmasıdır



Leibniz, hukuk derslerinin düzeltilmesi üzerine yazdığı kitabı, Leipzig'den Nürnberg'e olan bir seyahatinde kaleme almıştı, Bu da, Leibniz'in hangi koşullarda olursa olsun, durmadan okuması, yazması ve düşünmesini gösteren örneklerden biridir. O, durmadan okurdu, yazardı ve düşünürdü. Matematik çalışmalarının çoğunu kendisini çağıran aristokratlara giderken çağın o kötü yollarında kötü arabalar içinde sallana sallana giderken yollarda yazmıştır. Bu çalışmalarının tümü bugün Hannover kütüphanesinde bağlı olarak durur, Kimse de ona yanaşıp el atamaz. Çünkü, bunlar araştırmak için araştırıcı bir ordunun sabırlı bir çalışması gereklidir.

Bu eserler ve fikirler o kadar çoktur ki, yayınlanmış veya yayınlanmamış fikirlerin yalnız bir tek kafadan çıktığına bile inanmak zordur. Bu kadar eseri düşünüp yazan kafa frenelog ve anatomistlerin dikkatini çekmiştir. Bir söylentiye göre, Leibniz'in kafasını mezardan çıkarıp ölçmüşler, incelemişler ve normal bir adamın kafasından pek küçük olduğunu görmüşlerdir. Gerçekten de, sağlığında da kafasının ölçüleri fazla büyük değildi. Bu kadar küçük kafalı olup da sürekli okuyan, düşünen ve yazan bir kimse dünyaya az gelmiştir.

1666 yılında olasılıklar kuramına başladı. Bu sıralarda öğrenciydi. Okuduğu her alanda olduğu gibi, bu sahada da eser veriyordu. Matematik, Leibniz'in parlak zekasının fışkırdığı bir sahadır. Bundan başka, hukuk, din, siyaset, tarih, edebiyat, mantık, metafizik ve kuramsal felsefe konularında sayısız eser bırakmıştır. Bundan dolayı kendisine evrensel deha denmektedir. Onun evrensel bir deha oluşu, diferansiyel ve integral hesaptaki sürekliliği, olasılıklar kuramında ise süreksizliği analize sokmasındadır. Zaten Newton'la ayrıldığı nokta da olasılıklar kuramıdır. Verimsiz gibi görünen soyut olasılıklar kuramının öncüsü Leibniz'dir. Doğru düşünme dediğimiz mantık anatomisinin ve fikirlerin kanunlarının bir olasılık analizi olduğunu görebilmiştir.

Newton'da, yüzyılının matematik düşünme yöntemi belirli bir şekil ve varlık halini almıştır. Cavalieri (1598-1647), Fermat (1601-1665), Wallis (1616-1703), Barrow (1630 -1677) ve başkalarının çalışmalarından sonra, diferansiyel ve integral hesabın oluşturulmasından kaçınılmazdı. Matematik bu olgunluğa gelmişti. Archimedes'ten bu yana da 2000 yıllık bir gecikme de olmuştu. İşte Leibniz, Newton gibi sonsuz küçükler hesabını billurlaştırdı. Leibniz, zamanının düşünme şeklini ifade eden bir araçtan çok daha büyük bir varlıktı. Matematikte Newton bu dereceye varamadı. Leibniz, matematik ve mantık alanında çağının iki yüzyıl ilerisindeydi. Diferansiyelin geometrik bir yorumunu verdi. Bu, matematiğe en büyük hizmetti. Süreklilik ve süreksizlik ya da analitik veya olasılıklar gibi matematik düşüncenin iki karşıt alanında fikir yürütmüş bir kimseye ne Leibniz'den önce ve ne de Leibniz'den sonra matematik tarihinde rastgelinememiştir. Leibniz'in olasılıklar kuramındaki çalışmaları onun yaşamı sürecinde değerlendirilememiştir. Hatta bir yerde taktir de edilememiştir. Ancak, on dokuzuncu yüzyılda Boole'un çalışmalarından sonra değer kazanarak yerini almıştır.Yirminci yüzyılda Whitehead ve Russell'ın çalışmaları, Leibniz'in evrensel bir gösterim hakkındaki hayalinin kısmen gerçekleştirilmesi olmuştur. İşte, ancak o devirde Leibniz'in tam istediği üstünlükte, ilmi ve matematik düşünme biçimi için, matematiğin olasılılıklar tarafının yüksek önemi gözüktü. Bugün, Leibniz'in olasılıklar yöntemi, gösterim mantığı ve gelişmelerinde meydana çıkarıldığı biçimde analiz için, analizin kendisi kadar önemlidir. O zaman, Leibniz ve Newton analizi bugünkü karışıklığın yoluna koymuşlardı. Çünkü, gösterim yöntemi, matematik analizi Zeno'dan beri temellerinden sarsan çelişkilerden ayırabilmek için biricik genel hal çaresini verir.



Leibniz, olasılıklar kuramı için Fermat ve Pascal'ın çalışmalarını da okumuştu. Onların bu yöndeki çalışmalarını daha da ileri götürmeyi düşünüyordu. Fakat, diferansiyel ve integral hesap daha çekiciydi. Bu hesabın gelişmesi ve uygulamaları on sekizinci yüzyıldaki matematikçileri de inanılmaz bir biçimde kendisine çekmiştir. Sonra, 1910 yılına kadar bugünkü fikirleri kabul etmeyen bazı kimseler hariç, onun olasılıklar analizi kimse tarafından bilinmedi. Leibniz'in gösterime bağlı düşünme fikri ancak Whitehead ve Russell'ın Principia Mathematica'larıyla gerçekleşti. 1910 yılından sonra, Leibniz'in bu programı, modern matematiğin en fazla ilgiyi çeken noktalardan biri oldu. Bugün bile bu konuda oldukça ciddi çalışmalar yapılmaktadır. Her doğru düşünmeyi bir gösterimle ifade etme fikrini Leibniz tek başına da yapmamıştır. Zaten bu proje daha yapılmamıştır. Leibniz tüm bunları düşünmüş ve bu alanda cesaret verici bir girişimde bulunmuştur. Fakat, değersiz şan ve gereksiz ünden çok, parasal olanaklar elde etmek için, küçük prenslerine karşı olan bağlılığı fikrinin evrenselliğine ve son yıllarını dolduran tartışmalar, Newton'un Principia'sına benzer bir şaheser yaratmasına engel oldu. Leibniz'in başardıklarını kısaca gözden geçirirken içinde birinci derecede bir matematikçi yeteneğinden çok daha fazla bir varlık sarf edilen bu para düşkünlüğünün derin izlerini göreceğiz. Newton hakkı olmayarak halkın kendisine şöhret verilmesini isteyen bir tutumu vardı. Gauss ise, fikirce kendisinden aşağıda olan insanların dikkatini çekmek için büyük eserinden uzaklaşması tutumunu sürdürmüştü.
 

Eski23-11-2006, 23:57   #63
SiT@Re
 
Bilim Adamları!.. - SiT@Re

Tüm büyük matematikçiler arasında böyle zayıf tarafları görülmeyen tek matematikçi, Archimedes'ti. O, birçok kimsenin erişmek istediği aristokrat gibi yüksek bir zümrenin çocuğuydu ve bu nedenle de oldukça alçak gönüllüydü. Leibniz'e gelince, kendini kullanan aristokratlardan bol bol para alıyordu. Bu şekildeki para kazanmalar Leibniz'in matematiğinin daha çok ilerlemesine bir engeldi. Gauss'un söylediği gibi, Leibniz, matematik bilgisinin çoğunu boş yere israf etmiştir. Her ne olursa olsun, Leibniz bir değil birçok hayat yaşamıştır. Sadece diplomatik alanda yaptığı işler, bir insanın hayatını doldurmaya yeter. Şüphesiz, bu çok yönlü yaşamın sonu gelmedi. Eğer onun eğildiği her konuda verdiği eserleri toplayacak büyük adamlar olsaydı, bugünkü ilim ve özellikle matematik tarihi bambaşka olurdu. Bunun yerine, yirmi yaşında Mainz Elektörü için bir hukuk danışmanı ve hatırı sayılır bir ticaret memuru oldu.

1672 yılına kadar, modern matematik hakkında çok az şey biliniyordu. Yirmi altı yaşına gelince, Paris'te fizikçi Christian Huygens'e (1629 -1695) rastladı. Saatler kuramı ve ışığın dalga kuramının kurucusu olan Huygens aynı zamanda iyi bir matematikçiydi. Leibniz'e sarkaç üzerinde yaptığı çalışmaları gösterdi. Huygens'in kendisine dersler vermesini istedi ve onun bu isteği Huygens tarafından kabul edildi. Doğuştan bir matematikçi olan Leibniz'in dehası, Huygens'in verdiği dersler altında parlamaya başladı. 1673 yılının ocak ayından Mart ayına kadar İngiltere'ye yaptığı seyahatler süresince derslere ara verildi. İngiliz matematikçilerinin bazılarına yaptığı çalışmaları gösterdi. Böylece onlarla tanıştı.
Leibniz, Londra'da kaldığı süre içinde Royal Society'nin toplantılarına katıldı. Orada, kendisinin yaptığı hesap makinesini ve diğer keşiflerini sundu. 1673 yılında Royal Society'nin ilk yabancı üyesi oldu. Buna karşın, Newton da, 1700 yılında Paris'teki İlimler Akademisinin ilk yabancı üyesi seçildi. Londra'ya dönünce, Huygens ona matematik çalışmalarına devam etmesini öğütledi; 1675 yılında diferansiyel hesabın bazı basit formüllerini çıkarmış, yine kendi sözüne göre, temel teoremi keşfetmişti. Fakat bu teorem ancak 11 Temmuz 1677 yılından önce yayınlanmadı.



Newton da eserini Leibniz'in eseri yayınlandıktan sonra yayınladı. Leibniz, 1682 yılında kurduğu ve baş yazarlığını yaptığı Acta Eruditorum'da imzasız yazdığı bir yazı ile Newton'un sert bir eleştirisini yapınca kıyametler koptu ve aralarındaki tartışma ciddi boyutlara ulaştı. 1677 ile 1704 yılları arasında, Leibniz'in yaptığı çalışmalar tüm Avrupa'da yayıldı. Özellikle, İsviçre'li Jacques ve Jean Bernoulli'nin bu matematiğin yayılmasında çok fazla yararları oldu. Halbuki, İngiliz'ler Newton'un çalışmalarını devam ettirmediler. Bu nedenle de İngiltere'den uzun yıllar matematikçi çıkmadı.

Leibniz'in son kırk yılı, aşağı yukarı Brunswick ailesine hizmetle geçti. Bu aile için bir arşivci, soylarını çıkaran bir tarihçi olarak çalışıyordu. Efendilerinin çıkarları için eski evrakları çıkarıyor ve yerine göre de ustaca tarihi gerçekleri saptırmak için silinti ve kazıntı bile yapıyordu. 1687 ile 1690 yılları arasında tarihi araştırmalar yapmak amacıyla tüm Almanya'yı, Avusturya'yı ve İtalya'yı gezdi.

İtalya'da bulunduğu sırada Roma'yı ziyaret etti. Papa tarafından Vatikan'ın kütüphanecilik görevini almaya davet edildi. Koşullardan ilki Katolik olması ile ilgili olduğundan, bu görevi Leibniz kabul etmeyerek geri çevirdi. Bir ara Katoliklerle Protestanları barıştırmak için 1683 yılında Hannover'de toplanıldı. Fakat bir barış sağlanamadı. Leibniz'in bu ve bundan sonraki barıştırma ve birleştirme çalışmaları da sonuç vermedi. 1688 yılında Katoliklerle Protestanlar arasında İngiltere'de kanlı çarpışmalar oldu. Her iki tarafın karşılıklı suçlamaları ve kötülemeleri altında bu mezhep kavgaları sürüp gitti. Bu kavgalardan zarar gören birçok matematikçi de vardır.

Leibniz'in uğraştığı konuların tam bir listesini vermek olanaksızdır. İktisat, filoloji, devletler hukuku, maden ocakları yapımı, teoloji, sayısız akademinin kurulması ve geliştirilmesi gibi her şeye el atmıştır. Onun en az başarılı olduğu saha mekanik ve fizikti. En önemli eserleri içinde birçok akademiyi kurması ve onları çalıştırması sayılabilir.

Altmış sekiz yaşına doğru iyice Çöktü. Eski zekası kalmadı. Sanki bir gölge haline gelmişti. Hastaydı. Çok çabuk ihtiyarlıyordu. Tüm hayatınca prenslere hizmet etmiş olan Leibniz, bu hizmetlerin karşılığını görüyordu. Tartışmalardan bıkmış ve kendisi de çökmüştü. Daha önce hizmetini yürüttüğü George Louis, onu kabul etmiyor ve Hannover kütüphanesine gidip ünlü Brunswick ailesinin yanına dönmesini öğütlüyordu. Üç yüz yıllık bir tarih zamanını inceledikten sonra bu tarihi 1005 yılından öteye götüremedi. Tarihte diplomatça bazı değiştirmeler de yapmıştır. Bu da onun saygınlığına biraz gölge düşürmüştür. Leibniz'in bu el yazmalarını da tam olarak inceleyecek kimse çıkmamıştır.
Bu kadar çok yönlü olan Leibniz, yetmiş yaşına gelince, 14 Kasım 1716 günü Hannover'de öldü. Bizde, matematiğe yaptığı sayısız hizmetleriyle yaşamaktadır.
 

Eski24-11-2006, 00:09   #64
SiT@Re
 
Bilim Adamları!.. - SiT@Re

Bernoulliler

"Bu adamlar şüphesiz birçok şeyler başarmışlar ve seçtikleri hedefe en iyi bir biçimde varmışlardır" diyen Jean Bernoulli, Bernoulli ailesinin neler yaptıklarını belirtmek istemektedir.

Üstün zekalı soylarının geçmişleri uzun uzun genetikçiler tarafından incelenmiştir. Son olarak, Mendel kanunlarıyla kalıtsal özelliklerin sonuçları matematiksel ifadelere bağlanmıştır. Yine bu incelemelere göre, üstün zekalı kimseler istenerek veya bilinmeyen terslikler yüzünden yardım görmezse onların da yok olup gitmeleri çok kolaydır. Buna en iyi örnekler matematik tarihinde görülür. Bunlar da Bernoulli ailesidir. Üç veya dört nesilde sekiz on tane üstün zekalı matematikçi veren Bernoulli ailesi incelemeye değer. Yalnız bir noktayı daha belirtmede yarar vardır. Evde piyano yoksa, bu evden Chopen veya Motzart'ın çıkması beklenemez. Bu nedenle, dahi kimselerin ortam bulup filizlerini sürmesi koşulu ilk planda gelir. Yoksa yeşeremez. Matematik dışında belki de bambaşka bir insan olurlar.

Bernoulli soyunun zamanımıza kadar gelenlerin hemen hemen yarısı bu biçimde üstün zekalı kimseler olarak çıkmışlardır. Yine matematikçi Bernoulli'lerin torunlarının tam yüz yirmi tanesi atıldıkları alanlarda, büyük izler bırakmışlar ve çok başarılı olmuşlardır. İçlerinden birçoğu hukukta, bilginlikte, edebiyatta, serbest mesleklerde, idari alanlarda ve görevlerde ve sanatta gerçek bir üstünlük göstermişlerdir. Bernoulli soyunun bireylerinden hiç birinin başarısız olduğu görülmemiştir. Matematik alanında daha çok Bernoulli soyunun ikinci ve üçüncü kuşakta sivrildiğini görmekteyiz. Bunların çoğu matematik mesleğini kendileri seçmemelerine karşın, matematik onları çekmiş ve kendisine hizmet ettirmiştir.

Bernoulli ailesi, diferansiyel ve integral hesabın gelişmesinde, uygulanmaya konulmasında ve tüm Avrupa'ya yayılmasında en önde yer almışlardır. Gerçekten, Bernoulli'ler ile Euler diğerlerini bastırarak integral ve türevi çok ileriye götürmüşlerdir. Gerek bu ailenin kalabalık oluşu gerekse yaptıkları
çalışmaların çok sayıda olması bu aileyi ve bu ailenin tüm fertlerinin tanıtılmasını olanaksız kılar.

Bernoulli'ler, Saint-Barthelemy toplu öldürmelerinde olduğu gibi, Hügnoların Katolikler tarafından toplu öldürmelerinden kurtulmak için 1583 yılında Anvers'ten kaçan bir ailenin soyudur.

Hatırlanacağı üzere, Fransa'da IX. Charles zamanında 24 Ağustos 1572 günü Protestanlar toplu olarak öldürülmüştü. Bernoulli ailesi ilk kez Frankfurt'a Sığındı. Daha sonra İsviçre'ye gidip orada Bale kentine yerleşti. Bernoulli soyunun kurucusu, Bale'in en eski ailelerinden biri ile birleşip büyük bir tüccar oldu. Eski Nicolas da, büyük babası ve dedesi gibi büyük bir tüccar oldu. Tüm bu adamlar hep tüccar kızlarıyla evlendiler ve dededen başka hepsi de zengin oldular. Yalnız bir tek Bernoulli bu geleneği doktor olarak değiştirdi. Bu tüccar ailede kuşaklar boyu gizli kalmış olan matematik deha birden ortaya çıktı.

Şimdi, bu aileden sekiz matematikçinin önemli ilmi çalışmalarını sırasıyla kısaca verelim.
1. Jacques, Leibniz tarafından ortaya atılan diferansiyel ve integral hesabın şeklini inceledi. 1687 yılından ölümü olan 1705 yılına kadar Bale'de matematik profesörlüğü yaptı. 1. Jacques, Newton ve Leibniz'in bıraktığı bu hesabı daha ileri götürerek, onu zor ve önemli uygulamalarına yönlendirenlerin başında gelir. Analitik geometri, olasılıklar kuramı ve değişimler hesabına ait buluşları çok değerlidir.Bu değişimlerle ilgili problemlerin üzerinde daha sonra, Euler, Lagrange ve Hamilton da durmuştur. Fermat'ın "minimum zaman" problemi bu değişimle çözülebilen türlerden biridir.
Aslında, değişim probleminin doğuşu çok eskidir. Söylentiye göre, Kartaca şehri kurulduğu zaman adam başına bir sabanın bir günde sürebileceği kadar alanda toprak verilmişti. Adamın bir günde sürebileceği çizginin uzunluğu bilindiğine göre en büyük alanı elde etmek için sabanın izinin şekli ne olmalıdır? Ya da, matematik bir dille söylersek, çevre uzunlukları aynı olan şekillerden maksimum alanlısı hangisidir? Yanıtı hemen çemberle çevrili bir dairedir. Bu da, Analizde ünlü maksimum ve minimum problemidir.İşte, 1. Jacques, bu problemi çözdü ve genelleştirdi. Sikloidin en çabuk iniş eğrisi olduğu, 1. Jacques ve 1. Jean kardeşler tarafından 1697 yılında, başka bilginlerle hemen hemen aynı zamanda bulundu. Birçok problem, bu maksimum ve minimum yöntemi ile kolayca çözülebilir. 1. Jacques'in ölümünden sonra 1713 yılında olasılıklar kuramında "Ars Conjectandi" adlı büyük eseri yayınlandı.
1. Jacques Bernoulli, diferansiyel ve integeral hesaba ait birçok çalışmasında çok ileri sonuçlar bulmuştur. Libniz'in yaptığı çalışmalar üzerinde devam ederek, zincir eğrisi problemi ile uğraşmıştır. Bu problem, bugün için geçerli olan asma köprüler, telefon telleri ve yüksek gerilim telleri problemidir. O devirde yeni ve zor olan bu problem, şimdi oldukça kolay ve çok uygulaması olan bir mekanik problemidir.
1. Jacques ile 1. Jean kardeşler beraber çalışsalar da, bu kardeşlerin arası her zaman da iyi olmamıştır. Özellikle 1. Jean çok kavgacıydı. Bernoulli'ler matematiği çok ciddiye alıyor ve bu yüzden aralarında sürekli tartışmalar oluyordu. Bu konuda yazılan mektupları, kaba küfürlerle doludur. Ôzellikle 1. Jean, kardeşinin fikirlerini ve düşüncelerini çalmakla kalmadı, oğlu ile beraber Fransız ilimler Akademisinin düzenlediği yarışma sınavına katıldı. Birinci gelen ve yarışmadaki ödülü alan kendi oğlunu bile evinden kovdu. Ayrıca, 1. Jacques'in mistik yönüyle biraz da davranış bozuklukları vardı. Bu ailede bu mistik davranış bozukluğu daha sonraki Bernoulli'lerde de biraz görülür. 1. Jacques'in bir saplantısı da, üzerinde çok çalıştığı ve birçok yönlerini keşfettiği, geometrik dönüşümlerin çoğu ile yine kendine benzer şekle giren logaritmik ya da eşit açılı bir yaya hayran kalmıştı. Mezarına bile bu yayın resminin çizilmesini ve "Aynı kalarak değişirim" yazısının yazılmasını vasiyet etti. 1705 yılında öldü.

1. Jacques'in kardeşi olan 1. Jean'ın ilk mesleği doktorluktu. Kendisine matematik öğreten kardeşi 1. Jacques'le sürekli tartışır ve kavga ederdi. Leibniz ve Euler'e tapar fakat rakibi olduğundan Newton'dan nefret ederdi. Eski Nicolas, 1. Jacques'in ilahiyatçı olmasını istiyordu. Fakat o bu mesleği istemedi. Babası, 1. Jean'ı da aile mesleğine sokmak için çok uğraştı. O da ağabeyine uyarak isyan etti. Soydan gelen matematik yeteneğini farketmeden tıbba çalıştı. On sekiz yaşında doktor oldu. Fakat, kısa zamanda hatasını anlayıp kendisini matematik çalışmalarına verdi. İlk kez, 1695 yılında Groningen'e matematik profesörü oldu. 1705 yılında kardeşi 1. Jacques ölünce onun yerine geçti.

l. Jean, matematikte kardeşinden daha çok eser verdi. Özellikle, diferansiyel ve integral hesabın Avrupa'ya yayılmasında çok hizmet etti. Matematikten başka, fizik, kimya ve astronomi üzerine çalışmaları da vardır. Uygulamalı ilimlerde optiğe çok çalıştı. Gelgit olayları kuramı ve gemilerin yelkenlerinin matematik incelemesi ile uğraştı. Mekanikte sonsuz küçük yer değiştirmeler kuralını ifade etti. Matematik tarihinde çok az görülen bir fizik ve zihni, güce sahip bir adamdı. Ölümünden birkaç gün öncesine kadar matematik çalışmaları gösterdi. 1748 yılında seksen yaşında öldü.
1. Nicolas'ta, kardeşleri gibi matematikçi yaratılmıştı. O da, diğer Bernoulli'ler gibi hayata yanlış yoldan başladı. On altı yaşında Bale Üniversitesinden felsefe doktoru ünvanını ve yirmi yaşında hukuktan en yüksek rütbeyi aldı. Saint Petersburg Akademisine matematik okutmadan önce, Berne'de hukuk profesörü oldu. 1716 yılında öldüğünde, ünü çok büyüktü. Bu nedenle, imparatoriçe Katerina devlet hesabına bir cenaze töreni yaptırdı.
Bernoulli'lerin bu kalıtsal özelliği, ikinci kuşaklarda da garip bir biçimde görülür. 1. Jean'ın ikinci oğlu Daniel (1700- 1782), iş alemine sokulmak, istendi. Fakat O, kendisinin doktorluğa daha yatkın olduğunu düşündü. Matematikçi oluncaya kadar da doktorluk yaptı. On altı yaşından itibaren, kendisinden beş yaş büyük olan kardeşi III. Nicolas'tan (1695 - 1726) matematik dersleri almaya başladı. Daniel ve büyük Euler çok içten dosttular. Bazen de aralarında arkadaşça yarışıyorlardı. Euler gibi Daniel Bernoulli de Paris İlimler Akademisi ödülünü tam on kez kazandı. Bazen de ödül birkaç kişi arasında bölünüyordu. Daniel'in çok sayıda eseri vardır. Bu eserlerinden en ünlüsü, sıvılar dinamiğine aittir. O, bunları yalnız enerjinin korunması ilkesinden hareket ederek bulmuştur. Bugün, sıvıların hareketleriyle doğrudan doğruya veya uygulamalı alanda uğraşan herkes, Daniel'in adını bilir.
 

Eski24-11-2006, 00:11   #65
SiT@Re
 
Bilim Adamları!.. - SiT@Re

Daniel, yirmi beş yaşındayken Saint Petersburg'a 1725 yılında matematik profesörü olarak atandı. Fakat, oradaki barbar yaşantıdan o kadar iğrendi ki, sekiz yıl sonra ilk fırsatta Bale'ye döndü. Anatomi, botanik ve fizik dersleri okuttu. Matematikte çok eser verdi. Diferansiyel ve integral hesap, olasılıklar kuramı, titreşen teller kuramı, gazların kinetiği kuramı ve uygulamalı matematiğin birçok problemi üzerinde çalıştı. Daha ileri, Daniel Bernoulli'ye, fiziğin kurucusu denilmiştir. Bazı Bernoulli'ler gibi Daniel de dini konular ve felsefeye eğilmiştir.
Bernoulli'lerin ikinci kuşaktan olan üçüncü matematikçi III. Nicolas ile, Daniel'in kardeşi II. Jean da hayata yine yanlış yoldan başladı. Asıl mesleğine kalıtsal özellikten veya kardeşinin etkisi ile girdi. Önce hukuk öğrenimi gören III. Nicolas, matematik kürsüsünde babasının yerine geçinceye kadar Bale' de hukuk dersleri verdi. Fiziğe çok çalıştı. Elde ettiği sonuçlar, Paris İlimler Akademisi ödülünü üç kez kazandıracak kadar parlaktı.
II. Jean'ın oğlu III. Jean da, ailesinin geleneğine uyarak başlangıçta o da yanlış yola saptı. O da babası gibi işe hukukla başladı. On dokuz yaşında asıl işini buldu. Berlin'de, Prusya Kralının astronomu olarak atandı. Astronomi, coğrafya ve matematikle uğraştı.
II. Jean'ın diğer oğlu II. Jacques'te (1759 -1789), atalarının hatasını işledi. İlk olarak hukuk öğrenimi gördü. Yirmi bir yaşında deneysel fizik öğrenmeye başladı. Bu sıralarda matematikle de uğraştı. Saint Petersburg Akademisi matematik ve fizik kısmına yarım gün üyesi oldu. Bir kaza sonucu boğuldu. Ümitle dolu hayatı otuz yaşında 1789 yılında söndü. II. Jacques'in matematiğe neler yapabileceği bu nedenle bilinmiyor. Aynı zamanda Euler'in torunlarından biri ile evliydi.
Matematikçi Bernouli'lerin ailesinin bu öz öyküleri II. Jacquesle de bitmez. Bu soyun yetenekleri, bitmek ve tükenmekten çok uzaktı. Bernoulli'ler hakkında birçok öyküler ve söylentiler de vardır. Şüphesiz, bu kadar geniş hizmetler veren ailenin bu kadar iz bırakacağı da doğaldır. Bugün bile Bernoulli'lerin soy ağacının devamı araştırılırsa, yine birçok matematikçinin bulunabileceği şüphe götürmez.
 

Eski24-11-2006, 00:27   #66
SiT@Re
 
Bilim Adamları!.. - SiT@Re

Dirac (1902 - 1984)

Bir İngiliz fizikçisi ve matematikçisi olan Paul Dirac, 1902 yılında Bristol'da doğdu. Öğrenimini Cambridge'de Saint John's College'de yaptı. 1932 yılında aynı yerde matematik profesörü oldu. Daha çok kuramsal fizik alanındaki çalışmalarıyla tanınır. Bağlılık kuramını dalga mekaniğine bağlamayı başardı. Pauli'nin ihraç ilkesine uygun olarak kurucularından biri olduğu kuantum mekaniğinin istatistik bir açıklamasını yaptı. 1930 yılında pozitif elektronların varlığını, bu elektronların bulunmasından çok önce ortaya koydu. Söz konusu çalışmalar kendisine, Schrödinger ile beraber paylaştığı 1933 yılı Nobel fizik ödülünü kazandırdı. "Kuantum Mekaniğinin İlkeleri" adlı yapıtı 1930 yılında yayınlandı. 20 Ekim 1984 yılında Amerika'nın Florida eyaletinde Tallahasse'de ölmüştür.
 

Eski24-11-2006, 01:10   #67
SiT@Re
 
Bilim Adamları!.. - SiT@Re

Roger Penrose



Roger Penrose, İngiliz fizikçi, astrofizikçi, kozmolog ve matematikçidir. Doğumu 8 Ağustos 1931 de Colchester, Essex, İngiltere de doğmuştur.

stephen hawkingin üniversite hocasıdır. hawking ile beraber Einstein'ın genel görelilik kuramı ve evrenin oluşumu büyük patlama (big bang), karadelikler konusunda büyük çalışmalar yürütmüşlerdir.



Acaba bize hayat imkanı veren bir evrenin tesadüfen oluşması, bütün fiziksel değişkenler bir arada düşünüldüğünde, kaçta kaç ihtimaldir? Milyar kere milyarda bir mi?
Bu sayıyı ünlü İngiliz matematikçi-ve Hawking'in yakın çalışma arkadaşı-Roger Penrose hesaplamıştır. Tüm fiziksel değişkenleri hesaba katmış, bunların kaç farklı biçimde dizilebileceğini dikkate almış ve içinde canlıların yaşayabileceği bir ortamın oluşmasının, Big Bang'in diğer muhtemel sonuçları içinde kaçta kaç ihtimale sahip olduğunu tespit etmiştir.

Roger Penrose 1931'de doğmuştur. 1964'de kara deliklerin birer singularitye ulaşacağını matematiksel olarak göstermiş, kendisinin anlamadığı tarafları sonradan stephen hawking ele alıp geliştirmiştir.

bugün fizikte penrose diagramlari adı verilen kara deliğe yaklaşan bir cismin akıbetinin nasıl olacağını görmenizi sağlayan matematiksel yapılar penrose eseridir.

iki boyutlu bir öklid düzlemini kendi kendini tekrar ederek kaplayan şekillerin neler olduğu sorusunun daha gelişmiş bir versiyonunu ele almış,hatta ele almakla bırakmayıp çözmüş, 10 yıl sonra kimyada çok işe yaradığını görmüştür.

fizikte yeni teorileri olduğunu da eklemek gerekir. kendisi string theory'cilerine hiç uymayarak, twistor uzayi adını verdiği bir uzay ile genel görelilik teorisinin reel sayılar üzerine kurulu yapısını kompleks sayılara genişleterek - yani uzay-zaman geometrisindeki bir değişiklik ile- kuantum fiziğini görelilik teorisi ile bağdaştırmaya çalışmıştır.


Penrose, shadows of the mind kitabıyla, postmodern bir tanrı ispatı argümanı sunmuştur.

Roger Penrose, 1973’te BBC Radyo derslerine dayanan bir denemesinde kara delikler teorisini şu şekilde tanımlıyordu:
Kara delik nedir? Astronomik amaçlar açısından, küçük, son derece yoğun kara bir “cisim” gibi davranır. Ama sıradan anlamıyla gerçekte bir maddi cisim değildir. Düşünülebilen bir yüzeye sahip değildir. Kara delik, bir kütlesel çekim merkezi olarak davranan (tuhaf bir şekilde bozulmuş da olsa) boş bir uzay bölgesidir. Bir zamanlar orada bir maddi cisim var idi. Ama cisim kendi kütleçekimi altında içe doğru çöktü. Cisim kendisini merkeze doğru yoğunlaştırdıkça kütleçekim alanı daha da güçlendi ve kendisini daha fazla çökmekten alıkoyması zorlaştı. Belli bir aşamada geri dönüşsüz bir noktaya ulaşıldı ve cisim kendisinin “mutlak olay ufkundan” geçti.

Bu konuya tekrar döneceğim, ama şu anki amaçlarımız açısından, kara deliği sınırlayan yüzey olarak davranan şey mutlak olay ufkudur. Bu yüzey maddi değildir. Uzayda bir iç bölgeyi bir dış bölgeden ayıracak şekilde çizilen bir sınır çizgisinden ibarettir. İç bölge –ki cisim bu bölgeye çökmüştür– hiçbir maddenin, ışığın ya da herhangi türden bir sinyalin kendisinden kaçamayacağı gerçeğiyle tanımlanır, dış bölge ise sinyallerin ya da maddi parçacıkların hâlâ dış âleme kaçabilmesinin mümkün olduğu yerdir. Kara deliği oluşturmak üzere çöken madde, inanılmaz yoğunluklara erişmek üzere içeride derinliklere düşmüştür, görünüşe bakılırsa, bir “uzay-zaman tekilliği” olarak bilinen şeye ulaşarak varolmaktan çıkmıştır. Bu uzay-zaman tekilliğinde fiziksel yasalar, bugün anlaşıldığı şekliyle, uygulanabilir olmaktan çıkar.






Penrose ayrıca Yapay Zeka ile de ilgilenmiş ve 1990 yılında yayınlanan ve aynı yıl Bilimsel Kitap Ödülü'nü kazanan Kralın Yeni Usu adlı kitabı, modern fizik, evren bilimi, matematik ve felsefe üzerine bugüne kadar yazılmış en ilginç yapıtlardan biridir.

Penrose ayrıca Yapay Zeka ile de ilgilenmiş ve 1990 yılında yayınlanan ve aynı yıl Bilimsel Kitap Ödülü'nü kazanan Kralın Yeni Usu adlı kitabı, modern fizik, evren bilimi, matematik ve felsefe üzerine bugüne kadar yazılmış en ilginç yapıtlardan biridir.

Roger Penrose'un akrabaları, Lionel Sharples Penrose ve Margaret Leathes, tıp doktoruydular. Tibbi genetikçi olan Lionel, Royal Society’nin üyesiydi. Mental (zihni) bozukluklarda çevre şartlarının ve genetic faktörlerin etkilerini konu alan bir proje üzerinde calisiyordu. Roger tam o sıralarda doğdu. Kardeşi Oliver İskoçya’daki Heriot-Watt University’de (Edinburgh) matematik profesörü oldu. Diğer kardeşi Jonathan ise psikoloji dalında öğretim görevlisi. Jonathan, 1958-69 seneleri arasında Britanya Satranç şampiyonuydu. Britanya satranç tarihinin en büyük ustalarından biri olarak Kabul edilmektedir.
1939’da babası ailesiyle beraber ABD’ye gitti.

Roger Ontario’da (Kanada) okula gitti ve matematiğe olan ilgisi burada başladı. “10 yaşlarımdayken çeşitli polyhedralar yaptığımı hatırlıyorum” der…

Babası Ontario hastahanesinin Psikiyatri Araştırma bölümünün müdürü oldu. Ama aynı zamanda matematikle de çok ilgiliydi ve hususiyetle geometriyle uğraşıyordu aynı annesi gibi… “Ağabeyim Oliver benden iki yaş büyüktü ancak 4 sınıf ilerideydi. Genç yaşta matematik hakkında çok şey bilirdi ve hem matematiğe hem de fiziğe büyük alaka duyardı”…



45’te 2. Emperyalist Paylaşiı Savaşı nihayetlendikten sonra, Penrose ailesi Britanya’ya döndü. Babası, Londra Üniversitesi’nde İnsan Genetiği profesörü oldu. Roger da Londra Üniversitesi Koleji’ne girdi. Ailesi tabib olmasını istiyordu ama o, matematiğe aşıktı…

“Matematik, Fizik ve Kimya bölümünü seçmemden dolayı ailem huzursuz oldu, Tıbbi kariyerim bir anda ortadan kalktı”...

Matematik’te Birinci Sınıf Onur derecesi aldı ve Cambridge’e gidip matematik araştırmalarına başladı. Oliver da Cambridge’deydi ve fizik’i seçmişti. Roger, Hodge üstadlığında St. John’s College’de cebir geometrisi araştırmalarına da başladı. 1 yıl sonra yönünü John Todd’a çevirdi. 1957’de, Cambridge üniversitesi’nden cebir ve geometri alanında Ph. D. derecesi aldı.

“3 ayrı kura devam ettim. Biri, Herman Bondi’nin verdiği Genel İzafiyet’ti, diğeri Paul Dirac’in Quantum Mekaniği’ydi ki çok hoştu, 3.sü ise Steen’in verdiği Matematik Mantık. Turing makinelerini ve Goedel teoremini öğrendim”…

Onun fiziğe ilgi duymaya iten ilk büyük etkinin sahibi Dennis Sciama oldu. Sciama, kardeşinin arkadaşıydı.

“Sciama benim üzerimde çok etkili oldu. Beni fiziğe doğru gitmem noktasında uyardı”…
Cambridge’de doktorasına calışırken, ‘yarı-gruplar’ve ‘matrix halkaları’ üzerine makaleler yazmaya başladı. 1955’de, ‘Matriksler içun genelleşmiş zıd’ isimli makalesini ‘Cambridge Felsefe Cemiyeti’nin İlerlemeleri’ yayınladı (A generalized inverse for matrices / Proceedings of the Cambridge Philosophical Society). Burada Penrose, ‘A’ kompleks dikdörtgen matrix’in genelleşmiş inverse X’ini, AXA=XAX, XAX=X, (AX)* = AX, (XA)* = XA denklemlerinin yegane çözümü olarak tanımladı.

Bu genelleşmiş inverse’u matriks denklemlerinin sistemlerini cözmede ve yeni bir tip spektral decomposition bulmada kullandı. İkinci yayını Douglas Munn’la beraber ‘Zıd yarı-gruplar üzerine bir tezkere’ (A note on inverse semigroups) oldu ve aynı organda yayınlandı. 56’da ‘Lineer Matrix denklemlerinin en iyi yaklaşım çözümleri üzerine’ (On best approximation solutions of linear matrix equations )

Penrose 1956-57 akademik yılını Londra’da Bedford College Pure Mathematics (Saf Matematik) bölümünde asistan okutman olarak tamamlıyor. Bilahare, Cambridge, St John's College’de Araştırma görevlisi olarak görev alıyor. Bu görev 3 yıllıktır ve bu dönemde Joan Isabel Wedge’le evleniyor (1959). Bu görevi bitmeden evvel, 59-61 seneleri arasında, NATO ödülüyle ABD’ye gidiyor. Önce Priceton’a sonra Syracuse Üniversitesi’ne. Britanya’ya geri dönüyor ve 61-63 arasında Londra’da, King’s College’de Araştırma okutmanı olarak işe başlıyor. 63-64’de yeniden ABD’ye gidiyor ve Austin’deki Texas Üniversitesi’nde ziyaretçi okutman olarak çalışıyor.

1964’de Birkbeck College’de, Londra, çalışmaya başlıyor ve iki yıl içinde aynı yerde Tatbiki Matematik profesörü oluyor. 1973’de Oxford Ün.’de Rouse Ball derecesiyle Matematik profesörü oldu ve 98’de Emeritus (Ordinaryus) Rouse Ball derecesini alıncaya kadar aynı görevde kaldı. Aynı yıl, Londra, Gresham College’e, Gresham Geometry profesörü olarak atandı.
 

Eski24-11-2006, 01:23   #68
SiT@Re
 
Bilim Adamları!.. - SiT@Re



1959’un başlarında, Penrose kozmoloji hakkında çok mühim sayılabilecek bir seri yayın yaptı. İlki, ‘Relativistik olarak hareket eden kűrrenin görünür biçimi’ (The apparent shape of a relativistically moving sphere ) 1960’da ise ‘Genel İzafiyet’e bükücü (eğirici) bir yaklaşım’ (A spinor approach to general relativity) isimli makalesini yayınladı. Bu makalede şunları söylüyordu:
Gravitasyon (Çekim) teorisinin matematik apparatının, Riemann tensor’unun geometrik teorisine tekidiyle (vurgusuyla) beraber zarif (narin) ve detaylı bir sergileme…

Penrose saf matematik makaleleri yayınlamaya da devam ediyordu. 1961’de, Henry Whitehead ve Christopher Zeeman ile birlikte he published ‘Euclide uzayında katmerlerin sıkışması (bitişmesi, içine sokulmuş olması)’ (Imbedding of manifolds in euclidean space ). Neticede, eğer 0 < 2m n ise, ve bilahare, n’le bağıntılı her kapalı (m-1) katmerin, R2n-m+1 sıkışacağı isbatlanmış oluyordu. Ezra Newman’la beraber, Penrose ‘spin emsal rakamıları metodu ile çekimsel radyasyona bir yaklaşım’ (An approach to gravitational radiation by a method of spin coefficients ) isimli makalesini yayınladı. Bir sonraki yıl ise:

‘iki komponentli bükücü formalizmin, iki reel hükümsüz vektorden ve birbirini tasrif eden iki kompleks’ten ibaret olan uzay-zaman’da bir tetradin mütalaasına öncülük ettiğini...’ gösterdi.

1965’de, topolojik metodları kullanarak, Penrose ‘tuzağa düşmüş (yakalanmış) sahanın (sathın) varlığı’ adını verdiği ve tekilliğin çekimsel çöküş (büzüşme) dahilinde vuk’u bulması gerektiğini kanıtlayan şartlar altında mühim bir teoremi isbat etti. Temel olarak, bu şartlar altında uzay-zaman devam edememekte ve klasik genel izafiyet yıkılmaktadır. Penrose, quantum etkilerinin tekillikte başat olmasından hareketle, izafiyeti ve quantum teorisini kombine ederek ‘birleşik teoriyi’ (Unified Theory) araştırdı.



Penrose'un en büyük ataklarından biri, izafiyeti (relativity) ve Quantum nazariyesini birleştirme girişimi dahilinde ‘Burulma-bűkűm / twistor’ teorisine girişiydi. Bu, kuvvetli cebirsel ve geometrik metodları kombine eden kaydadeğer bir matematik teoridir. Wolfgang Rindler’le beraber, 1984’de ‘Burkucular-Bűkűcűler ve Uzay-Zaman’ (Spinors and Space-Time) ilk volumünü yayınladı. Bu volum, iki ‘Burkucu-Bűkűcű’ hesablamasını ve relativistic (izafiyete değgin) sahaları, ikinci volum ise, Uzay-Zaman geometrisi dahilinde burkucular- bűkűcűler (Spinors) ve ‘Saptiricilarin’ (Twistors) metodlarını içeriyordu.
1989’da meşhur kitabı ‘The Emperor's New Mind : Concerning computers, minds, and the laws of physics’ (İmparatorların yeni zihni: Bilgisayarlar, zihinler ve fizik kanunlarıyla münasebeti [bağlamında]) yayınlandı. Bir sonraki sene kitab, Rhone-Poulenc Science Book Prize ödülünü aldı. Sklar, kitabın amacını şöyle kaleme alıyordu:
‘... tefsir etme ve tenkidi saldırı bağlamında, zihnin tabiatına yeni bir bakış…zihni faaliyeti alıp algoritmik sürece taşıma ve zihnin daha elverişli bir teorisini teklif etme temelinde ele alınmış ve henüz varolmayan, maddi dünyanın bilinen tabiatına uygun fizik teorisi bulunmuş olacak. Argüman sürecinde, öğrenmemiş ancak mantıken sofistike olan okuyucu içun münasib seviyede, algoritmaların ve mücerred hesablanabilirliğin tabiatından, karar verilemezlik ve tamamlanmamışlık bağlamında ve narin sergilemeler, mevzular dahilinde, klasik fiziğin temel yapıları, quantum mekaniğindeki temel yapilar ve pazıllar (puzzles), entropik asimetrinin temel hatları ve kozmolojik yapıyla ilişkileri, çekimin münasib quantum teorisinin araştırılması ve bazı nöro-anatomi neticeleriyle alakası ve beynin fonksiyonunun araştırılması, zengin bir çeşitlilikle verilmiş…’ .




1994’de Penrose, ‘Shadows of the mind : A search for the missing science of consciousness’ (Zihnin Gölgesi: şuur’un gayb (noksan) ilimi içun bir araştırma) isimli eserini yayınladı. Burada birinci kitabını geliştiriyordu. 1996’da Penrose ve Hawking, ‘The Nature of Space ant Time’ (Uzay ve Zaman’ın tabiatı) isimli eseri yayınladılar. Bu kitab, ikisi arasında Isaac Newton Enstitüsü / Matematik Bilimler, Cambridge’de, tartışmalara yol açtı. Her ikisi de, birbirlerinin argümanlarına cevab teşkil eden 3’er makale yayınladı ve bilahare son oturumda birbirleriyle tartıştılar. Penrose şöyle diyor:
‘Bu tartışmanın başlangıcında, Stephen kendisinin pozitivist olduğunu, buna mukabil benim Platoncu olduğumu düşündüğünü söyledi. Pozitivist olması hasebiyle onunla beraber olmaktan mutluyum ancak buradaki en mühim noktanın realist olduğum noktası olduğunu düşünüyorum. Yine, eğer birisi bu münakaşayı, 70 yıl kadar evvel Bohr’la Einstein arasındaki meşhur münakaşayla kıyaslarsa, Stephen’ın Bohr rolünü kendimin ise Einstein rolünü oynadığını düşünebilirim. Einstein, dalga fonksiyonu olarak sunulması gerekli olmayan, reel bir alem gibi birşey olabileceğini ileri sürerken Bohr, dalga fonksiyonunun ‘gerçek’ bir mikro alem tasvir etmediğini ve fakat sadece kehanetlerde bulunmak içun faideli bir ‘bilgi’olduğu üzerinde ısrar ediyordu’.



Penrose’un aldığı ödüller;
Science Book Prize (1990)
Adams Prize / Cambridge University;
Wolf Foundation Prize for Physics (Stephen Hawking’le beraber)
Dannie Heinemann Prize (American Physical Society ve the American Institute of Physics; the Royal Society Royal Madalyası);
Dirac Madalyasi ve the British Institute of Physics madalyası;
Royal Astronomical Society’nin Eddington Madalyası;
Naylor Prize of the London Mathematical Society;
Albert Einstein Ödül ve Madalyası
1994’te bilime hizmetlerinden dolayi şovalye.
New Brunswick Üniversitesi onur ödülü(1992),
Surrey Un. Onur ödülü (1993),
Bath Un. Onur ödülü (1994),
Londra Un. Onur ödülü (1995),
Glasgow Un. Onur ödülü (1996),
Essex Un. Onur ödülü (1996),
St Andrews Un. onur ödülü (1997)
Santiniketon Un. Onur odulu (1998).
 

Eski24-11-2006, 01:29   #69
SiT@Re
 
Bilim Adamları!.. - SiT@Re

ibni Sina (lokman hekim)

Amuderya’nın bir kolu yakınlarındaki Gürganc’ın Şirazi gül bahçelerinde yahut Hariz ilinin öte kuytu gölgeliklerinde, yapayalnız biri dolaşırmız. Binyıl kadar öncesi…
Aksarıkılı ciddi yüzü kara sakallıymış… elinde hep bir kitapla gezermiş… ki sürekli kıpırdayan dudaklarından belki şu sorular dökülerek: “Ben kimim? Ben neyim? Görevim nedir? Yolum nereye?”

Gelecek iki yıl sonrası dünyamız, O’nun Bin’inci doğum yıldönümünü özellikle kutlayacaktır. Zira, batı bilim ve kültürü, Onu iyi tanır ve Kendini O’na borçlu sayar. Ya o zaman bize neler yapılır. İllede O, doğu bilginini doğum yıldönümü, derin bir sessizlik yahut göstermelik birkaç sözlemi geçip gider? Varsın hala kimileri, adından, dilinden yerinden yurdundan dolayı, Türk mü? Arap mı? A>cem mi? Diye tartışadursunlar… biz sadece üstünde bulunduğumuz bilim ve kültür yolunda kimin neleri nasıl söylediğine kulak verelim.

“Öteki bilgiler yanında tıpda öğreniyor. Teorik bilgimi hastalar üzerindeki gözlemlerle bütünleştiriyordum. Böylece aralıksız çalışmayı sürdürdüm. Geceleri de okumakla yazmakla uğraşırdım. Bir ara aristotales’in “metafizik”ini incelemeye başladım. Bu kitabı belki kırk kez okuduğum halde anlayamadım. Umutsuzluğa kapıldım. Bire mezattan salık verilen başka bir kitabı satın aldım. Bu Farabi’nin aynı konu üstüne yazdığı “Mübadüttabia” adlı kitabıydı. Eve gelince hızla okumaya başladım. O ana kadar anlayamadığım konuyu hemen kavradım.. ve secdeye kapanarak Tanrı’ya sükranlar sundum.

Şimdi bu sözlerin sahibi ibni sina’nın kısacık yaşam öyküsüne bir göz atalım.
Kökeni Emvlana’dan önceki Belh şehrine dayanır. Soyu şamanoğullarıu devletinin başkenti Buhara’ya yerleşmiş varlıklı, memur bir ailede gelir. Öyle yetenekli bir çocuktur ki kur’an-ı 10 yaşında ezbeler. Onyedisinde döneminin geçerli temel bilimlerini öğrenir ve kendisine “genç hekim” dedirtir.
Bir gün Emir mansur’un oğlu Nuh bin mansur hastalanırç genç hekimi saraya çağırırlar. O da hastasını şifa’ya kavuşturur. Böylece sarayın saygınlığı yanında, sengin kitaplığını da kullanma hakknını kazanır tükenmez okuma, öğrenme, inceleme araştırma açlığı içinde düşünmeye, yazmaya koyulur..

Batı kendisinin “ Avisenna” diye tanır. “Tıp Kanunu” adlı kitabınıyüzyıllar boyunca sağlık okullarında elkitabı olarak okuturlar.

Sinanoğlu, bilgeliğini “şifa” ve “ necat” ile hekimliğini “Tıp kanunu” adlı eseriyle belirler. Son kitap beş cilttir. Son cildi ilaçlara ayrılmıştır. Osmanlı Padişahı Sultan Mustafa III. 1766’da kitabın Türkçeye çevrilmesini n ferman buyurmuştur.

Emir’in ölümü üzerine hekim – fi,lozof Buhara’dan göçeder. Harizm ve Horasan illerinde dolaşır. İfitralara uğrar, yerli politik otoritelerle çatışır. Aynı zamanda gezmeyi, yeni yerler ve yeni şeyler görmeyi de sever. Dönemin büyük bilgini ebu Reyhan El-Biruni ile birlikta çalışır. Ayrıca Ebu Muhammet Şirazi kendisini koruma kanatları altına alır. Çetin ve karmaşık konuları tartışırlar. Şiirler okunur karşılıklı…. Zaman yürür.

Burada küçük bir parantez açmakta yarar görülür. Bugün hazır bulduğumuz bilim kolları acaba kendiliğinden mi oluşmuştur? Elbette ki her bilim ve kültür kolunun yükselen yapısı, yüzyılların emeğiyle ve tek tek konulan tuğlalardan meydana gelmiştir. Hele ömrünün ilk yarısını kendini yetiştirmekle, ötekisini meyvelerini vermekle geçiren bu bilgin irili, ufaklı biki yüzü aşkın eserde yazmıştır. Şüphe olmasınki bu sonuç kendinden öncekilerin attığı temeller üstüne oturtulur. Çyleyse, bilime şüpheyi sokan Makedonyalı “ilk hoca“ Aristotales tir. Sanki bin üçyüz yıl sonra “İlk Hoca” , Atina’daki “ Lise” adlı Açıkhava okulunun bahçelerinden O’na şöyle seslenir: “ Duymayan insan hiçbir hiçbirşeyi bilmez. Ve anlayamaz. Akıl, gerçekte sayfalarında hiçbir şeyin yazılı olmadığı bir kitaba benzer…. Herkes canı isteyince düşünebilir; ama duymak kimsenin elinde değildir. Duyabilmek için duyulan nesnenin var olması şarttır. Bir varlığın bozulması, başka bir varlığın üremesi demektir…” ve dahası “Mekan, nesneyle aynı zamanda vardır. Zaman ise haraketin sayısıdır. Demek ki varlık, madde den biçime , güçten eyleme, varlıktan varlığa durmadan gelişir. Geçeklilikte düşncveler ve kavaramlar, düşüncesi oldukları tikel (cüz’i) ve duyumsal nesnelerden ayrılamazlar”. Yine O’nu dinlersek, Ancak genel’in bilimi olur. Güç halindeyken bilim Genel’e, eylem halindeyken Tikel’e yönelir…. v.b.”

Bu sözleri duyan şinoğlu, “bişlgiler önce tasarım ile başlar ve sonra kıyas ile değerlenir.” Der ki modern mantıkta bir aşama sayılır. Ardından felsefe konularına geçer. Tıpkı hocası gibi felsefeyi şu ikli ana bölüme ayırır:

kuramsal hizmet: metafizik, doğa felsefesi ile mateatiğe dayanan kouları içine alır.
Ameli hikmet:
a) Siyaset veya medeni hikmet.
b) Ev hikmeti veya ekonomi,
c) Ahlaki hikmet,

gibi eylemli 3 dala daha ayrılır.


Bu iki bölümdeki bilginin, akıl ilkeleri ve mantık kuralları süzgecinden geçmiş olması gerekir ki bir senteze varılabilsin. Buradaki mantık, Aristotales’in armağanı “formel, biçimsel, sûrî” diye adlandırılan doğru düşünme yoludur. Doğu’nun filozofu da kılavuzları gibi toplumdan bireye doğru bir gidiş yolu izler. Çalımalarının geniş bir anlamını din ile felsefeyi bağdaştırmaya ayırır. O’na göre din felsefesinin dört ana konusu vardır:
Yaradılış: Tanrı yaratıcı “halik, yaratılmış evren ise “maluk” tur. Yine Tanrı, “ ilk sebep” in başlangıcı, amacın sonu ve zorunlu varlıktır. Tek tanrıdan ilk çıkan varlık akıl olmuştur. Tanrı, yani yüce akıl yalnız tümelleri (küllî) ve genel geçerliği olan değişmez ilkeleri bilir. Ama ayrıntılarla ilgilenmez.
Ahiret: Ruhların, ilk kaynağı olan sonsuzluğa uzantısıdır. Tüm ruhlar, geldikleri ilk tanrısal öze dönerler. Bu dönüş olayının adı “ ölüm” dür.
Peygamberlik: Tanrı, insanları yarattı ve onları özgür iradeyle donattı. Böylece iylik ve kötülüj seçeneği irade yeteneğinden doğacaktır. Özgür irade, tanrısal yardımın sonsuz bir kaynağıdır. Yalnız tanrının elçileri özgür irade yanında üstün bir seziş gücüyle de donatılmışlardır. Olağanüstü kavram gücü, evrensel faal akılla birleşerek “vahiy” leri oluşturmuşlar.
Tanrı bilgisi: Tanrı bilici ve görücüdür. Varlığı kanıta sığmayıp kendi kendini gerekli kılar.
Halkımız arasında “Lokman Hekim” diye de anılan eski doktor’un insanı değişik bir açıdan tanımlaması ilginçtir. “Uyanık Oğlu Diri” nin hayal, gazap ve şehvet üzerine yazdığı bir öyküsü de vardır.

Oysa “Uyanık Oğlu Diri” nin kimliği şöyledir:

Baba adı: uyanık, yani varolan bir kökten gelir.
Kendi adı: Diri, yani akıl.
Ülkesi:Akıl dünyasıdır.

İşte bu akıl yukardaki ilkel duyguları birer birer eleştirir. Onlara doğru olan “ölçü” yolunu gösterir.
Tıp, fizik, astronomi, felsefe, müzik üstüne çeşitli risaleleri vardır. Eserlerini günün modsına göre Arapça, pek azını da Farsça yazmıştır. Doğuda çöreklenen doğmatik bilim ve felsefe tortusu üstüne tam zamanında doğan bu yıldız, sonradan yıllarca dünyamızı aydınlatmıştır. Örneğin, eserlerindeki konularda sanki İskenderiye okulu ile Grek okulu, islamiyetin Buhara’sında bir araya gelmişlerdir. Özellikle aklın tanımlanması ve bölümlere ayrılmasında ilk hocaları aristotales ile Farabî den ayrılır. Kendine göre aklı 5 çeşide böler.

Yaşamı fikirleri ve eserlerine kısaca dokunup geçtiğimiz ibni Sina’ya göre bilimlerin sınıflandırılması şöyle olup, bilimler, maddeyle biçim bağlantısı bakımından üçe ayrılırler:

1- Doğa Bilileri, maddesinden ayrılmamış biçimleri içerir.
2- Maddesinden ayrılan formların bilimleri metafizik, mantık, ve yüksek bilimleri açıklar.
3- Maddesinden ancak insan düşüncesinde (zihinsel) ayrılan, bazen de maddesiyle birlikte olan biçimlerin bilimidir ki, matematik veya “Orta Bilimler” adını alırlar. İşte bu ortadakiler her iki bölüm arasındaki bağlantıyı kurarlar.

İbn-i Sina hakkında yapılacak yeni inceleme ve araştırmalar, bu büyük Doğu Bilgin’inin önümüzdeki onyüzüncü doğum yıldönümüne verimli bir hazırlıkla girmemizi ve uluslar arası bilim bayramlarına katılmamızı da sağlayabilir.
 

Eski24-11-2006, 01:31   #70
SiT@Re
 
Bilim Adamları!.. - SiT@Re

Hikayesi:

Ailesi Belh'ten gelerek Buhara'ya yerleşmişti. İbni Sinâ, babası Abdullah, maliyeye ait bir görevle Afşan'dayken orada doğdu. Olağanüstü bir zekâ sahibi olduğu için daha 10 yaşındayken Kur‘an-ı Kerim'i ezberledi. 18 yaşında çağının bütün ilimlerini öğrendi. 57 yaşındayken Hemedan'da öldüğü zaman 150'den fazla eser bıraktı. Eserleri Latince’ye ve Almanca’ya çevrilmiş, tıp, kimya ve felsefe alanında Avrupa’ya ışık vermiştir. Onu Latinler “Avicenna” adıyla anarlar ve eski Yunan bilgi ve felsefesinin aktarıcısı olarak görürler.

İbni Sinâ, daha çocukluğunda, çevresini hayrete düşüren bir zekâ ve hafıza örneği göstermiştir. Küçük yaşta çağının bütün, ilimlerini öğrenmişti. Gündüz ve gece okumakla vakit geçirir, mum ışığında saatlerce, çoğu zaman sabahlara kadar çalışırdı. Pek az uyurdu.

Buhara Emiri Nuh İbni Mansur’u ağır bir hastalıktan kurtardı ve bu yüzden de Samanoğulları sarayının kütüphanesinde çalışma iznini aldı. Bu sayede pek çok eseri elinin altında bulduğu için vaktini kitap okumak ve yazmakla geçirdi. Hükümdar öldüğü zaman o, henüz yirmi yaşındaydı ve Buhârâ'dan ayrılarak Harzem'e gitti: EI-Bîrûni gibi büyük bir şöhret ve değerin, onun çalışkanlığına, bilgisine değer vermesi, kendisini yanına kabul etmesi, beraber çalışması, hakkında kıskançlığa yol açtı. Bu yüzden takibata bile uğradı. Harzem'de barınamayarak yeniden yollara düştü. Şehirden şehre dolaşarak nihayet Hemedan'a kadar geldi ve orada kalmaya karar verdi.

İbni Sînâ, çoğu fizik, astronomi ve felsefeyle ilgili olarak 150 civarında eser yazmıştı. Farsça olan birkaçı dışında bunların hepsi Arapça'dır. Çünkü o devirde ilim eserlerini Arap diliyle yazmak âdetti. Arapça'ya bu bakımdan değer verilirdi. Bilhassa tıp ilmine dair araştırmaları son derece orijinal ve doğrudur. Bu yüzden doğu ve batı hekimliğine kelimenin tam anlamıyla, 600 yıl, hükmetmiştir.

Eserleri Batı dillerine Latince yoluyla çevrilerek Avicenna diye şöhrete ulaşan İbni Sinâ, yanlış olarak bir süre Avrupa'da İranlı hekim ve filozof olarak tanınmıştır. Bunun da sebebi, eserlerini Türkçe yazmamış olmasındandır... Bununla beraber, batılılar da kendisini Hâkim-i Tıb, yani hekimlerin piri ve hükümdarı olarak kabul etmişlerdir. 16 yaşındayken pratik hekimliğe başlayan İbni Sinâ, resmî saray doktorluğu da yapmıştır.

Matematik, astronomi, geometri alanlarında geniş araştırmaları vardır. İbni Sînâ, tıp araştırmaları yaparken bazı hastalıkların bulaşmasında göze görünmeyen birtakım yaratıkların etkisi olduğunu, yani mikropların varlığını sezmiş ve bu bilinmeyen mahluklardan eserlerinde sık sık bahsetmiştir. Mikroskobun henüz bilinmediği bir devirde böyle bir yargıya varmak çok ilginçtir.

Şifa adlı eseri bir felsefe ansiklopedisidir. Diğer eserlerine gelince bunlar arasında en tanınmış olanlarından: el-Kanun fi’t-Tıb isimli kitabı tamamen bir tıp ansiklopedisidir. Necât ve İşârât adlı kitapları ve Aristo’nun felsefesini anlatan yirmi ciltlik Kitâbü’l-İnsâf’ı başta gelen eserlerindendir.İbni Sina kimya alanında da çalıştı ve önemli keşiflerde bulundu. Bu hususta Berthelet, kimya ilminin bugünkü hale gelmesinde İbni Sina’nın büyük yardımı olduğunu söyler.Bu çalışmaları ve etkileriyle İbni Sina Doğu ve Batı kültürünü geliştiren büyük bilginlerden biri oldu. Bütün bunlardan başka İbni Sina çok güzel şiirler yazdı. Hatta Türkçe olarak yazmış olduğu şiirler de vardır.

İbni Sina, 1037 tarihinde Hemedan’da mide hastalığından öldü.
İbn-i Sina’nın asıl büyüklüğü doktorluğundadır. Şifâ adındaki 18 ciltlik ansiklopedisi, ismine rağmen tıptan çok matematik, fizik, metafizik, teoloji, ekonomi, siyaset ve musiki konularını içine alır. Onun tıp şaheseri, kısaca Kanûn diye bilinen el-Kanûn Fi’t-Tıb adlı büyük kitabıdır. Eser, fizyoloji, hıfzıssıhha, tedavi ve farmakoloji bahislerine ayrılmıştır. Konular dikkatle incelendiğinde İbn-i Sina’nın bugünkü tıp için bile geçerli olan pek çok ileri görüşleri bulunduğunu; mesela mikroskop olmadığı halde, hastalıkların ‘mikrop’ mefhumuna benzer yaratıklarca meydana getirildiğini sezebildiğini görürüz.

İbn-i Sina’nın Kanûn adlı eseri XII. yüzyılda Latince’ye çevrildi ve Batı tıp aleminde bir patlama tesiri yaptı. Roma’nın Galen’i de, Er Razi’de ilimde eriştikleri tahtlarından indirildiler ve çağın Fransa’sının en meşhur tıp fakülteleri olan Montpellier ve Lauvain Üniversiteleri’nin temel kitabı Kanûn oldu. Durum XVII. yüzyılın ortalarına kadar böyle devam etti ve İbn-i Sina, 700 yıl Avrupa’nın tıp hocası oldu. Altı yüzyıl önce Paris Tıp Fakültesi’nin kütüphanesinde bulunan 9 ana kitabın en başında İbn-i Sina’nın Kanûn’u yer almıştır.

Bugün hala Paris Üniversitesi’nin tıp fakültesi öğrencileri St. Germain Bulvarı yanındaki büyük konferans salonunda toplandıklarında iki kişinin duvara asılı büyük boy portresiyle karşılaşırlar. Bu iki portre, İbn-i Sina ve er-Razi’ye aittir.


“Büyünce hiçbir şehir beni içine almaz oldu. Değer kazanınca beni alacak müşteri çıkmaz oldu.”
İbni Sina
 

Eski24-11-2006, 17:32   #71
SiT@Re
 
Bilim Adamları!.. - SiT@Re

HEINRICH RUDOLF HERTZ (1857 – 1894)



Heinrich Rudolf Hertz, radyo dalgalarının laboratuar ortamında yayılmasını ve toplanmasını gözlemleyebilen ilk kisidir. 1883 ve 1889 yılları arasında elektrik kıvılcımlarından elektromanyetik dalgalar elde etmistir.
Heinrich Rudolf Hertz, 22 Şubat 1857’ de Hamburg, Almanya’da doğmuştur. Babası Gustav Ferdinand Hertz, sonradan Hıristiyan olmuş bir yahudidir. Hamburg’da ve Oberlandsgerichstrat’ da avukatlık yapmış ve 1887 yılından itibaren de hukuk idaresinin başkanlığına geçmiştir.

Annesi Anna Elizabeth Hertz ise Frankfurtlu doktor Pfefferkorn’ un kızıdır.

1875 yılında özel bir okulda yalnızca bir yıllık bir çalışmanın sonunda, okulunu bitirip üniversiteye başlaması için geçmesi gereken Abitur sınavını birincilikle geçmiştir.



Bu Dönemde doğa bilimlerine karsı olan ilgisi artmıştır ve ailesine ait olan atölyede mekanik teçhizatlar üretmek konusunda pratik bilgiler edinmiştir. Ayrıca Arapça öğrenmek konusunda gayret göstermiştir.

Okulu bittikten sonra Heinrich Hertz, mühendislikle ilgili pratik deneyimini arttırmak için Frankfurt’a gitmiştir. Sonra 1876 – 1877 yılları arasında askeri hizmetini gerçekleştirmek için Berlin Demiryolu Alayı’na katılmıştır. Askeri hizmeti bittikten sonra Münih Üniversitesi’nde bir yıl geçirmiştir.

Oradayken akademik ve bilimsel bir kariyere sahip olmaya karar vermiştir ve dolayısıyla Frankfurt’a mühendislik eğitimi almaya gitmemiş, bilimsel çalışmalarına devam etmek üzere Berlin Üniversitesi’ ne gitmiştir.

Oradaki hocaları, o zamanın en önde gelen fizikçileri olan Gustav Kirchhoff ve Herman von Helmoltz’ tu. 1880 yılında elektromanyetik indüksiyonla ilgili teziyle fizik doktorasını almıştır. Bunun ardından üç yıl boyunca Herman von Helmoltz’ un asistanlığını yapmıştır.



1883 yılında Hertz, Kiev Üniversitesi’ de teorik fizik alanında konferanslar vermeye başlamıştır. Kiev’ de çalışmaları için yeterli laboratuar ortamı olmamasına rağmen, fizikle ilgili daha çok teorik görüş üretmiştir.
Burada James Clark Maxwell’ in yeni geliştirdiği elektromanyetik teori üzerine de çalışmalarda bulunmuştur. Maxwell’ in teorisi sıradışı mekanik fikirler üzerineydi ve evrensel olarak kabul görmemişti. Bu sıralarda bir başka bilim adamı olan Michelson, Morley’ in yardımıyla zekice deneyler yaparak Maxwell’in teorisini geliştirmekteydi. Hertz de Maxwell’ in denklemlerini yeni bir metotla türetmiştir. Bu metotla denklemler daha modern bir hal almıştır.
1885 yılında, daha 28 yasındayken, Heinrich Hertz, Karlsruhe Üniversitesi’ de fizik profesörü olarak atanmıştır. Karlsruhe Üniversitesi’ de ilk zamanlarında Hertz elektriksel fenomen ve elektriksel teçhizatla ilgili araştırmalardan parçalar içeren çalışmalar yapmıştır. Bu araştırmalar onun en ünlü deneylerini içerir.




1888 yılında, Hertz, fizik sınıfının bir kösesinde bir çeşit elektrik devresi kullanarak elektrik dalgaları üretmiştir. Devre, içinde elektriksel kıvılcımların gedmesi için küçük bir boşluk olan metal bir çubuk içermektedir.

Elektriksel kıvılcımlar boşluktan geçerken çubukta yüksek frekansta şiddetli salınma hareketi gözlenmiştir. Hertz bu dalgaların havada yayıldığını, bu dalgaları biraz uzak mesafede kurduğu benzer bir devre ile meydana çıkartarak kanıtlamıştır.
Ayrıca Hertz bu deneyle, bu dalgaların ışık gibi yansıma, kırılma özelliklerine sahip olduklarını ve en önemlisi onların da ışıkla eş bir hıza sahip olduklarını ancak çok daha büyük dalga boylarına sahip olduklarını keşfetmiştir.
Bunun dışında Hertz, elektriksel iletkenlerin bu dalgaları yansıttığının ve bu dalgaların içbükey yansıtıcılarla odaklanabileceğinin altını çizmiştir. Hertz birçok yalıtkanın dalgaların çoğunu geçirdiğini bulmuştur. Bu dalgalara Hertzin dalgaları denmiştir, günümüzde ise radyo dalgaları denmektedir.
Bu kesif Maxwell’ in elektromanyetik dalgaların hem ışık hem de radyo dalgaları halinde varolabileceği öngörüsünün doğruluğunu da kesin olarak kanıtlamıştır.


Heinrich Hertz deneylerinde ilk olarak ortasında elektriksel kıvılcımlar için boşluk olan ve radyatör olarak kullanılmak üzere bir adet indüksiyon bobinine bağlı bir çift birer metrelik tel kullanmıştır. Bu düzeneğe uçlardan iki geniş küre bağlanmıştır. Bu küreler ise rezonans için devrenin kapasitesini ayarlamakta kullanılmıştır. Alıcısı, telden oluşan radyatör boşaldığında elektriksel kıvılcımların gözlenmesi için üzerinde boşluk olan bir levhadır. Alıcı, osilatörden birkaç yarda uzağa yerleştirilmiştir. Bu tellere zıt işaretli akım verildiğinde devre salınır. Bu osilatör sayesinde Hertz iki problemi çözmüştür:
1. Maxwell dalgalarını zamanlamıştır. (ışık ve radyo dalgalarının hızlarının eşitliği konusunda Maxwell sadece teori üretebilirken Hertz bunu kesin bir şekilde kanıtlamıştır.)
2. Elektrik ve manyetik alanlar üretip onların tellerden ayrılarak Maxwell dalgaları gibi serbest bir şekilde hareket edebilmelerini sağlamıştır.
 

Eski24-11-2006, 17:34   #72
SiT@Re
 
Bilim Adamları!.. - SiT@Re



Bu gelişmeler sonucunda Hertz’ in öğrencileri çok etkilenmişlerdi ve bu harika buluşla neler yapılabileceğini merak ediyorlardı, fakat Hertz’ e göre düşünceleri Maxwell’ incilerden daha pratik değildi. Öğrencilerine, “Sonuçta hiç kullanışlı değil. Bu sadece Maestro Maxwell’ in yanılmadığını kanıtladı.

Bu gizemli elektromanyetik dalgaları gözlerimizle göremiyoruz ama oradalar.” demiştir. Öğrencilerden birinin “Peki sırada ne var?” sorusuna ise omzunu silkerek alçakgönüllü, gösteriş meraklısı olmayan ancak uğraştığı şeyleri başarmak konusunda hırslı biri olan Hertz, öğrencisini “Hiçbir şey, sanırım...” diyerek cevapladı. Fakat teorik seviyede bile Hertz’ in başarıları diğerleri tarafından hemen fark edildi ve yeni bir elektrik çağının başladığı seklinde yorumlandı. Bir ingiliz fizikçisi olan Sir Oliver Heaviside, 1891’de “Üç yıl önce hiçbir yerde elektromanyetik dalga yoktu, artık her yerdeler” demiştir.

Hertz’ in Deneylerinin Öneminin Özeti

Hertz’ in elektrik dalgalarının kırılmaları, yansımaları, parazit oluşturmaları, polarizasyonu ve hızları hakkında yaptığı deneyleri, kablosuz telgraf, radyo, televizyon ve radarların icat edilmelerini tetiklemiştir. Bunun bir örneği söyle gerçekleşmiştir: 1888’ de Hertz bir makalede elektromanyetik dalgalarını osilatör ile nasıl tetiklediğini ve ortaya nasıl çıkardığını açıklamıştır. O sıralarda Alplerde tatil yapmakta olan bir genç bu makaleyi okumuştur. Hertz’ in keşfi bu gencin aklına neden osilatör düzeneğindeki elektromanyetik dalgaları sinyalleşmek için kullanmayalım sorusunu getirmiştir. Bu gencin adı Guglielmo Markoni idi. O makaleyi okuduktan sonra hemen evine, İtalya’ya döndü ve fikrini denemeye karar verdi.
[img=http://img457.imageshack.us/img457/6249/hertz8fizikentitudusupb0.jpg]

3 Nisan 1889’ da Heinrich Hertz, fizik profesörlüğü ve fizik bölümü başkanlığı pozisyonuna, Rudolf Clausius (1822 – 1888)’ un varisi olarak geçsek üzere Bonn’ a geldi. Hertz, çok başarılı bir takım deneylerden sonra yüksek dalga boylu elektromanyetik dalgaların, Maxwell’ in teorisinin doğruluğunu ve bu dalgaların, ışık dalgalarının kırılma, yansıma, polarizasyon gibi özelliklerini de taşıdığını kanıtladığı Karlsruhe Üniversitesi’ den geldiğinde, yıldızı parlamaya başladı. Çok kısa bir sürede sadece Almanya’ da değil, tüm dünya çapında fizik toplumunun yıldızı oldu.
Ancak Hertz, Bonn’ da geçirdiği beş yılda (3 Nisan 1889 – 1 Ocak 1894) hemen hemen tüm deneysel çalışmalarına son verip mekanik üzerine zorlu teorik çalışmalar yapmış ve çalışmaları da 1894’ de ölümünden sonra yayınlanan kitabıyla son bulmuştur. (Heinrich Hertz, Die Prizipien Der Meckanik in Neuem zusammenhange Dargestdellt) Daha sonra çeşitli bilim adamları bu çalışmalarına katkıda bulunmuştur. Bunlar Philipp Lenard (ed.), Leipzik, J. A. Barth, 1894 çevirisi D. E. Jones, J. T. Wally, “The principles of Mechanics Presented in a New Form”, London, Macmillan and Co. 1889 Reprinted New York, Dover Publications, 1956)

Peki Hertz niçin büyük başarılara imza attıktan sonra elektromanyetik deneylerine sırt çevirip üç yılını mekanik üzerine yazdığı kitabına adamıştır? Pratik bir cevap olarak (tam sebebi bu olmasa da ) o yıllarda bir dizi enfeksiyon sonucu hasta olması ve bu hastalığının gitgide ilerlemesi, onun hem kişisel hem de profesyonel anlamda karşılığını fazlasıyla veren deneylerine devam etmek için yapması gereken laboratuar çalışmalarına engel olmuş olabilir. Ye da Karlsruhe Üniversitesi’ deki çalışmaları kadar önemli sonuçlar doğuracak deneysel çalışmalar bulmak konusunda zorlanmış olabilir. Hertz’ in teorisel mekaniğe yönelmesinin göze çarpan nedeni ise, Hertz’ in on dokuzuncu yüzyıldaki her fizikçi gibi, fiziğin nihai amacının gözlenebilen tüm fizik olaylarının mekaniğe indirgenmesi olduğunu düşünmesidir.

Bu yıllarda Hertz, mekanikteki teorisel çalışmalarına ek olarak düşük yoğunluktaki gazlarda elektriksel boşalma üzerine çalışmalarda bulunmuştur. Bunu yanında Hertz, Maxwell’ in teorisini analiz etmeye devam etmiştir ve 1890 yılında bununla ilgili iki yazı yazmıştır. Onun deneysel çalışmaları elektrodinamik alanlarla ilgili görüşlerin daha sağlam temeller üzerine oturmasını sağlamıştır. Bilimsel yazıları, daha sonra İngilizciye çevrilerek üç cilt olarak yayımlanmıştır. Electric Waves (1893), Miscellaneous Papers (1896) ve Principles of Mechanics (1899).



Hertz 1892 yazında bir kemik hastalığından mustarip olmuştur.
Daha sonra 1 Ocak 1894’ ta ise daha 37 yasına bile gelmeden kan zehirlenmesinden dolayı ölmüştür.
Sağlık durumunun kötü olduğu birkaç yıldan sonra, trajik bir şekilde erken ölmesi parlak kariyerinin son bulmasına neden olmuştur.
Hertz, ölümünden sonra Ohlsdorf, Hamburg, Almanya’daki Yahudi mezarlığına defnedilmiştir.

Hertz ölünce, Sir. Oliver Lodge, Hertz’e zamanın büyük ingiliz fizikçilerinin yapamadığı şeyleri yapmasından dolayı duyduğu saygıyı ifade etmek için, “O sadece Maxwell’ in teoremlerinin geçerliliğini kanıtlamadı, O, bunları büyük bir alçakgönüllülükle yaptı. O asil bir adamdı.” demiştir. 1894’ ta bir yazar “O, hiçbiri ona karsı kıskançlık ye da kin duymayan, birçok hayrana sahip biri idi. Onunla kişisel olarak irtibat kuran kişiler, onun alçakgönüllülüğü ve sevimliliği karsısında çok etkilenmişlerdir. Hertz, arkadaşları için iyi bir arkadaş, bazıları çok uzak bir mesafeden gelmiş olan çok sayıda öğrencisi için saygı duyulan bir öğretmen, ve ailesi için de sevilen bir koca ve baba olmuştur.”

Heinrich Hertz’ in yirminci yüzyılın baslarında fiziğin gelişimi için yaptığı çalışmalar, Ludwin Boltzmann’ın, Herman von Helmoltz’ a 6 Ocak 1894’ ta – Hertz’ in ölümünden sadece beş gün sonra – yazdığı bir mektupta çok iyi bir şekilde özetlenmiştir: “Biri Hertz’ in buluşlarının bizim tüm doğa konseptimiz için ne kadar önemli olduğunu ve buluşların tamamının yalnızca bir yönü gösterdiği gerçeğini vurgulamak isterse, araştırması uzun yıllar alır”.

Günümüzde Hertz’ in çalışmalarının kabulünün sembolü, adının frekans birimi olarak atanmasıdır. Saniyedeki dönüş sayısı olan Hertz, “Z.” Seklinde kısaltılmaktadır.
1899 yılında, ölümünün üzerinden sadece beş yıl geççikten sonra, Hamburg, Hertz’ in ismini Uhelenhorst semtinde bir caddeye (Heinrich Hertz StraBe) vermiştir. Yine Hamburg’ da bir ilkokula da ismi verilmiştir. (Heinrich Hertz Grundschule)


Heinrich Hertz’ in portresi, Hamburg Belediye Binasının önündeki elli altı önemli portrenin arasındadır. Bu portre, ikinci Dünya Savası’nda Naziler tarafından yıkılan yedi Yahudi portresinden biridir. 1949’ da portreler yenilenmiştir. ikinci Dünya Savası’ndan sonra, Hamburg, yaklaşık iki yüz yetmiş metre boyundaki bir gökdelene (RentzellstraBe), Hertz’ in adını vermiştir.
(Heinrich Hertz Turm)
 

Eski24-11-2006, 17:35   #73
SiT@Re
 
Bilim Adamları!.. - SiT@Re

1987 yılında IEEE, Hertz’ in radyo dalgalarındaki inanılmaz başarıları nedeniyle Hertz’ in adına madalya bastırmıştır. (Heinrich Hertz Medal). Bu madalya her yıl, teorik ye da deneysel basarı gösteren bir kişiye hediye edilir.


1923 yılından itibaren, alman parası değer kaybedince, Heinrich Hertz’ in esi Elizabeth Hertz, iki kızı Mathilda ve Johanna ile birlikte çeşitli bölgelerdeki radyo şirketlerinin bağışları sayesinde yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Ailesi yarı Yahudi olduğundan (Heinrich Hertz’ in babası sonradan Lutheran olduğu için) Almanya’ da kalmalarına izin verilmiştir ancak üniversitede çalışan Mathilda Hertz isinden kovulmuştur. Sonra Max von Laue ve Erwin Schrodinger’in yardımıyla Oxford’da geçici olarak kalmaya başlamıştır. Daha sonra Cambridge’ den J. J. Thomson (1890 yılında Heinrich Hertz ile buluşup ondan etkilenmiştir), Mathilda’nın, Cambridge’ e üç mil uzaklıkta olan Girton adında bir kasabaya kalıcı olarak yerleşmesini sağlamıştır. 1937 yılında Mathilda, annesini ve kız kardeşini, yanına gelmeye ikna etmiştir. Elizabeth Hertz, kırk sekiz yıl dul olarak yasadıktan sonra 28 Şubat 1941’ de yetmiş yedi yıl yasında ölmüştür.






Heinrich Hertz’ in kuzeni, Gustav Ludwig Hertz, 1925 yılında James Franck ile birlikte “bir elektronun, atom üzerindeki etkisinin idare edilmesine dair keşfettikleri kanunlar nedeniyle Nobel Fizik Ödülü’nü almışlardır.
Gustav Hertz’ in oğlu Carl Hellmuth Hertz ise medikal ultrasonu keşfetmiştir






 

Eski24-11-2006, 17:42   #74
SiT@Re
 
Bilim Adamları!.. - SiT@Re

Sir Francis Bacon (1561-1626) İngiliz filozof ve Devlet Adamı.

filozof ve yazar olmasının dışında parlamento üyeliği, saray avukatlığı, başsavcılık ve kralın mühürdarlığı gibi vazifeleri de yerine getirmiş kişidir. felsefede metodolojinin kurucusu sayılır. essays adındaki kitabı adından da anlaşılacağı üzere denemelerini içerir.



Francis bacon 22 ocak 1561'de londra'da doğdu. babası sir nicholas bacon kraliçe elizabeth'in mühür lordu, annesi ann ise sir anthony cook'un kızlarından biriydi. daha çocukken çok ciddi davranması nedeniyle kraliçe elizabeth, onu "küçük mühür lordu" diye çağırırdı. bir öyküye göre bir gün kraliçe kendisine kaç yaşında olduğunu sormuş. bacon da "haşmetmeabınızın uğurlu saltanatından iki yaş daha genç" yanıtını vermişti.

Bilgi Edinme yolarından biri olan deneysel yöntemi başlatmasıyla ünlüdür. saraya bağlı soylu bir ailenin oğludur. Eski geleneklere göre yetiştirilmiş, eskilerin düşüncelerini, bilgi edinme yollarını ve Aristo mantığını öğrenmiştir. Doğru kabul edilen öncülerden yola .çıkarıan bunların ulaştırdığı sonucu gerçek bilgi kabul ededn bu yaklaşımı bir türlü benimseyememiştir.


1573 yılının nisanında cambridge üniversitesi'ne gönderilmiş ve on altı yaşına kadar orada okumuştur. öğrenimi sırasında aristo felsefesinden hoşlanmamaya başlamıştı. "filozofun değersizliğinden dolayı değil, felsefesinin verimsizliğinden, yalnızca tartışma ve kavgalara yol açmasından, insan yaşamı için yararlı yapıtlar yaratma bakımından kısır olmasından dolayı" beğenmediğini söylüyordu. yaşamı boyunca hiç değiştirmediği bu kanısı, onun daha sonraki felsefi durumunu belirlemede önemli rol oynadı.

1576 haziranında hukuk öğrenimini bitirdi sonra ingiltere'ye dönerek avukatlığa başladı.

Cambridge'deki öğrenimini tamamladıktan sonra başka insan ve ülkelerin gerçekleri nasıl elde ettiklerini, özellikle insanlığın yararı için nasıl kullandıklarını öğrenmek için Fransa'ya gitti. babasının öldüğü 1579 yılına kadar orada kaldı. ingiltereye döndükten sonra meclise girdi. Burada Kraliçe Elizabeth I'in önem verdiği Essex beyinin yakını oldu. FAkat hainlikle suçlanan beyi yargılayan kurula girdi ve böylece kraliçeye yakınlaşmış oldu.

kraliçenin hastalığı sırasında yerini alacak olan james I'e yaklaşacak ve zaman ve zemini de bularak eskisinden çok daha etkili bir düzeye ulaştı. hemen hemen dört yıllık aralıklarla başsavcı, Adalet bakanı ve meclis başkanı oldu. sözü geçenlere yaklaşmada ve gözden düşenlerde uzaklaşmada büyük bir ustalık kazandı. fakat servet ile güç toplama yolu ona felaket getirdi. karşı konulamayacak delillerle rüşvet aldığı, fakt bir hakim olarak doğru karar verdiği ( rüşvet verenin aleyhine) anlaşıldı.


Ancak Kral James I'in işe karışmasıyla ağır cezalardan kurtulabildi. siyasal yaşamının böylece sona ermesiyle boşalan zamanını, Shakespeare'in oyunlarını yazmanya ayırdığı söylenir. fakat karşıt görüşte oalnlar, Bacon'un Latince, Shekespeare'nin ingilizce yazdığını ileri sürerek, iddiayı çürütmeye çalışmışlardır.


bacon, 1506'da oldukça zengin bir adamın kızı olan alice barnham ile evlendi. düğünleri çok gösterişli oldu. çağdaş bir yazara göre bacon, "tepeden tırnağa kadar erguvan rengi giysiler giymiş, kendisi ve eşi için bir sürü altın ve gümüş sırmalı giysi diktirmiş, karısının getirdiği servetin büyük bir bölümünü bunlara harcamıştı". bu, onun ev yaşamında gösterişi ne kadar sevdiğini gösterir. bacon'ın özel papazı Dr.rawley'e göre "evlilik yaşamı karşılıklı sevgi ve saygıya" dayanı yordu. fakat-bacon, vasiyetinde karısına bıraktığı çok büyük serveti, sonradan yaptığı ekle, "haklı ve çok önemli nedenlerle" geri almıştı. bu nedenlerin içeriği henüz açıklanmamıştır.


Davranışları beğenilmemekle birlikte düşünceleri ile etkili ve yol gösterici olmuştur. geçerli bulduğu yönteme, eski öğretilere, özellikle Aristo'ya karşı çıkarak ulaşmıştır. bilginin bilgi için değil insanların yararı için kullanılması gerektiğini savunur, bilgide fayda arardı. bazşvuru ve söz sahiplerinden aktarma, sınıflandırma, Tümevarım, Tümdengelim, Matematiksel yaklaşım, Deneycilik ve Modelcilik gbi birlfi edinme yollarından " sınıflandırma" ve " Tümevarımın" birlikte uygulanmasıyla doğru bilgi edinilebileceğini söylüyordu.

bir olay incelenirken üç liste yapılmalıydı:

olayın görüldüğü örnekler listesi,
olayın görülmediği örneklerin saptandığı liste,
Olayın hangi zaman ve koşullarda görüldüğünü örnekleyen liste .

Bacon'a göre bu üç listenin analizinden üzerinde çalışılan şey hakkında bilgi edinilebilirdi. bu yaklaşımı hem deneyciler hem matematikçiler güşünç buldular. Matematikçilere göre, birşey ahkkında bilgi edinmek içinönce bir "hipotez" gerekliydi Fakat bu üç listeden işe yarar bir hipotezx elde edilmesi her zaman beklenemezdi. sonra yaklaşımın yararlı olması için, listelerin eksiksiz düzenlenmesi gerekiyorda. doğrudan bir yaklaşım olan "Hipotez Yöntemi" kimi alanlarda " veri toplama ve sınıflandırma'dan" daha yararlıydı. Fakat yüzyıllar sonra geliştirilen istatistiksel yöntemler, BAconéa gülenlerin haksız olduklarını gösterdi. Çünkü bu yöntemler, olabildiğince çokk örneğin gözlenmesini (ölçülebilri özelliklerin saptanmassını) ve bunların ilişkilendirilerek olaylar ve eşya hakkında yasalara ulaşılmasını sağlıyordu. Böylece Bacon (Dneyciliği) sın-ıflandırma ve tümevarım ile birleştirilmiş ve yüzyıllar boyu bilimsel araştırmaları yönlendiren yaklaşımını geliştirmiş oldu.

Descartes bile Bacon'ın Yaklaşımından övgü ile söz ediyor ama kendi kullandığı yöntem olarak benimsemiyorsu. Onun Yöntemi Öklit'i aynen izleyen "tümdengelimci" matematiksel yakşaşımdı. Bunun için ancak "sezgi" ile ulaşılabilen ile ve her zaman foğru ilkeleri (prensipleri" öngörüyordu. Örneğin "ısınan sıvılar genişler" ilkesini alıyor ve bundan "çevreye basınç yapar" sonucunu çıkarıyordu. Fakat bu yaklaşımının kaldin kanı vücudun heryanına nasıl gönderdiğinnin açıklanmasında yetersiz kaldığını görüyor ve gerçeği W.HArvey'den (bir deneyci) öğreniyordu.



BAcon, eleştirilen yöntemini şöyle açıklıyordu:

"Eski düşünürler örümcek gibidirler, kendi ürettikleri sıvı ile ağlarını örer, yani bilgi ağını oluştururlar. Sırf verit oplama peşince oalnlar karıncalara benzerler, bir plan, bir ön düşünce olmadan oradan buradan toplama yaparlar. Halbuki önerilen yaklaşım arıların çiçekleri gezmesi gibi olaydan olaya geçmek, ilişkilerini incelemek ve elde edilecek sonucun bal gibi yararlı olabileceği biçimde haraket etmektir."

Kırkdört yaşında yazdığı "Advancement of Learning" adlı kitabında dinsel inançların, hurafelerin, sinir ve büyülerin bilimle ilgileri olmadığı açıklandı. Ancak duyularımızla algıladığımız geçeklerin işlenmesiyle doğru bilgilere ulaşılabileceğini savundu. buna rağmen o da, bütün kendinden öncekiler gibi, yıldız falından kurtulamadı. 59 yaşında " Novum Orgamum (yeni Organon) adlı kitabını yazarak Aristo'nun éorganon" adlı eserindeki akıl yürütme yöntemine karşı çıktı ve kendi yöntemini açıkladı.

Tümdengelimin matematiksel bilimlerde geçerli olacağını, diğer bilimlerde çok sayıdaki gözlemden (denetlerle elde edilen) tümevarım yoluyla yapılacak genellemelerin doğruya ualaşacağını savundu.deney üzerinde durarak yeni bir çağ açan Bacon deney yapmıyor ve bu birçok eleştirilere yol açıyordu.


söylentilere son vermek için, arabasıyla kırlara açılıp iç organları boşaltılan bir tavuğun içine kar doldurarak soğuğun etkisini incelemek istedi. ne yazık ki hayatının bu ilk ve son deneyinde çok üşüttü. ansızın hastalanınca arkadaşı lord arundel'in evine götürüldü. lord, evinde yoktu, bir hizmetçi hemen bir yatak hazırladı. hastayı yatırdılar. fakat çarşaflar nemliydi. bacon daha da kötüleşti, yaşlılığı ve zayıflığı yüzünden iyileşemedi. 9 nisan 1626'da, altmış beş yaşındayken bronşitten öldü. st. albans kasabasında bir kilise mezarlığına gömüldü.

Bacon dan bazı Sözler:

- "kadın kocasının, delikanlılıkta sevgilisi, olgun çağda arkadaşı, ihtiyarlıkta da hasta bakıcısıdır. "

-"bir gün gelecek, bu çağdaş diller kitapların değerlerini yitirmesine neden olacaktır."

(bir internet sitesinde şu sözü onun söylediği yazıyor bilmem ne kadar doğru)

-"erkek evlendiğinin ertesi günü, kendini yedi yaş daha kocamış bulur."
 

Eski24-11-2006, 17:44   #75
SiT@Re
 
Bilim Adamları!.. - SiT@Re

Jean Baptiste Joseph Fourier



21 Mart 1768 , Auxerre, Bourgogne, Fransa - 16 Mayıs 1830 , Paris, France
Bir terzinin oğlu olarak dünyaya gelen Jean Babtiste Joseph Fourier Babasının ikinci evliliğinden on iki kardeşten dokuzuncusudur. 9 yaşında annesini ve 10 yaşında da babasını kaybetmiştir.

1780 de École Royale Militaire of Auxerre okuluna başlar. İlk başta edebiyat ile ilgilenirse de 13 yaşında matematiğe ilgisi başlar.1787 de papazlık eğitimi almaya karar verir. Fourier papazlığı gerçekten isteyip istemediğinden emin değildir. Matematiğe ilgisi devam etmektedir. Bir mektubunda dün 21 yaşıma bastım, Newton ve Pascal benim yaşıma gelmeden önce pek çok önemli buluş yapmıştı diye yazmaktadır.

1789 da papazlık okulundan ayrılır. Royal Bilimler akademisine bir çalışma sunar. 1790 da bir kolejde matematik öğretmenliğine başlar. Bu zamana kadar içinde dini bir hayat mı sürecek yoksa matematik araştırmalarına mı devam edeceği konusunda içinde hep bir tereddüt vardır. Ancak bunlardan hiç birini yapmaz ve 1793 de delice bir şey yapar ve politikaya atılıp, yerel devrim komitesine katılır. Fourier Fransa’da başlayan terörden mutsuzdur ve komiteden istifa etmeye kalkar ancak o zamanda bu aşamada ayrılmak imkansızdır.

Devrim hareketlerinde çok karmaşık ve çok birbiriyle kavga eden aynı amaca çalışan çok sayıda gruplar vardı. Fourier Orléans’da iken bir grubu savunur. Bu olay çok kötü sonuçlar doğurur. Auxerre’ ya dönder ve komiteyle çalışmaya devam eder ve kolejde de öğretmenliğini sürdürür. 1794 de Orleans olaylarından dolayı tutuklanır ve hapse konur. Fourier giyotine gönderilmekten çok korkar, şansı iyi gider ve Robespierre’nin kendi kendine giyotine gitmesinden sonra politik değişiklikler olur ve serbest kalır.

1798 yılında Napolyon Mısır'a giderken, Fourier'yi de yanına aldı ve onu bilim heyetinin başına atadı. Yukarı Mısır'da araştırma yapma, kayıtları, yazıları inceleme ve tapınaklarda araştırma yapmalarını istedi.

1801 yılında Mısır'dan Fransa'ya dönen Fourier'ye Napolyon tarafından yöneticilik görevleri verildi. 1803 yılında Baron unvanını aldı. Isı taşınımının matematiksel esasları üzerine araştırmalar yaptı. En önemli çalışması "Isının Analitik Kuramı" adlı yapıtıdır. Bu yapıtı 1807 yılında Akademiye sundu. Eser çok tartışıldı ve beğenilmedi. 1812 yılındaki ödül için başka bir çalışma sunması istendi. Fourier bu ödülü aldı. Fakat daha önce sunduğu çalışmasının dönmesine çok kırıldı. Onun tartışmasız olan eseri, halen yaşayan Fourier analizidir. 1807 yılında kaleme aldığı eseri nihayet 1822 yılında yayımlandı. Fourier'nin ısı iletimi konusundaki araştırmalarının, fizik ve matematiğin gelişimine büyük katkıları olmuştur.
İktidarların sürekli el değiştirmesi ve karşılıklı ihtilaller Fourier'yi güç durumlara soktu. Bu çalkantılı dönemlerden sonra eşyalarını rehine verecek kadar kötü durumlara düştü. İstatistik Bürosuna müdür olarak atandı. 1816 yılında Akademiye üye seçilmesine hükümet karşı koydu. Ancak ertesi yıl üye seçilebildi.

Fourier en önemli çalışmasını 1808 de yapmıştır. Kendi adı verilen meşhur Fourier serilerinin de içinde bulunduğu bir makaleyi yayın için verir.

Ancak aralarında Laplace, Lagrange gibi ünlülerin de bulunduğu pek çok matematikçi ile arasında fikir ayrılıkları oluşur ve 1811 yılında o çalışmasından dolayı bir ödül verirler.

16 Mayıs 1830'da pariste bir kalp hastalığından (bazıları bunu bir damar çatlamasından olduğunu iddia eder) öldü.
 

Cevapla





Şu Anda Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 

Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şuan saat: 03:27.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)



pvp serverler, su kaçağı, ukash, kız oyunları, su kaçağı, http://www.antalya-club.com, Erken Rezervasyon, Elektronik Sigara


Paylaşım sitesi Wardom.Org adresinde 5651/8 ve 125. madellere göre, tüm üyeler ve ziyaretçiler sitenin kullanımı ve yapılan paylaşımlarından kendileri sorumludur. Şikayetler için iletişim bölümünden bize ulaşabilirsiniz.
You Rated this Thread: