Geri Dön   Wardom.Org > Milli ve Dini Unsurlar > Türk ve Dünya Tarihi

Wardom.Org

-

İstanbul'un Tarihi /Tarihi Yerleri ve Tarihi Resimler

-

Milli ve Dini Unsurlar - Türk ve Dünya Tarihi

 
Eski13-05-2008, 11:46   #1
Θкαn,,®
 
İstanbul'un Tarihi /Tarihi Yerleri ve Tarihi Resimler - Θкαn,,®
Lightbulb İstanbul'un Tarihi /Tarihi Yerleri ve Tarihi Resimler

İSTANBUL'UN TARİHİ

Konstantinopolis, İstanbul'un eski adıdır.İstanbul şehrinin 330'da Roma İmparatorluğu'nun başkenti olmasından, 1453'te Osmanlılarca alınıncaya kadar olan dönemdeki resmi adıdır.
Şehir stratejik konumundan ötürü önce Roma İmparatorluğu'nun, daha sonra Bizans İmparatorluğu ve Latin İmparatorluğu'nun, son olarak da Osmanlı İmparatorluğu'nun başkenti olmuştur. Romalılar ve Bizanslılarca başkentleri Konstantinopolis, Osmanlılarca başkentleri Stambul, İslambol, Konstantiniyye, Dersaadet v.b. anılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti'nce şehir 1930 yılından beri resmî olarak İstanbul diye adlandırılmaktadır.

İstanbul şehri, Bizans döneminde kullanılan adıyla Konstantinopolis; 1453'te Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmet'in fethinden sonra Konstantiniyye, İstanbul, Dersaadet, İslambol gibi değişik adlarla anılmıştır.
Konstantiniyye, İstanbul'un Osmanlıcadaki karşılığıdır. Şehrin 1453'ten 1923'e kadar olan dönemde Osmanlılarca en çok kullanılan resmi adıdır.
İslambol adı, fetihten sonra yapılan bir yakıştırma olarak literatüre geçse de Osman Bey zamanında yazıldığı sanılan bazı dörtlüklerde İslambol adına rastlanır.
Kentin şimdiki adı olan İstanbul'un Konstantinopolis'ten türediği ya da Yunanca "εις τήν Πόλι(ν)" (/is tin boli/) yani "şehir'e" ve "şehir'de" kullanımının Türkçeleştirilmesiyle oluştuğu kabul görür.

Byzantion ve Bizans Dönemi (M.Ö 667-M.S. 330)

M.Ö. 667 yılında Antik Yunanistan'dan gelen Megaralı kolonistler bugünkü tarihi yarımadanın en doğusuna Byzantion (Yun.: Βυζάντιον) adlı şehir devletini kurdular. Byzantion, M.Ö. 196'da Romalılar tarafından işgal edilinceye kadar şehir devleti özelliğini korumuştur. Bu antik Yunan şehri bugünkü İstanbul'un kentsel ilk atası olarak kabul edilir.

Roma Başkenti Konstantinopolis ve Geç Roma Dönemi (330-395) (330-1453)

İstanbul'un başkentlik tarihi Roma İmparatorluğunun Doğu-Batı ayrılmasından 65 yıl önce başlamıştır. 11 Mayıs 330 tarihinde Roma İmparatoru I. Konstantin Byzantion'u imparatorluğun yeni başkenti seçmiş ve Yeni Roma (Lat.: Nova Roma) diye tekrar isimlendirmiştir. İlk zamanlarından itibaren yeni başkentin tarihçileri kurucusunun adından dolayı onu Konstantinos'un Kenti; Konstantinopolis diye anmaya başlamışlardır (Yun.: Κωνσταντινούπολις veya Κωνσταντίνου Πόλις). Şehir hızla eski site sınırlarından taşarak batıya doğru yayılmaya başlamıştır. Roma'nın istilası ve yıkılmasıyla onun yerine geçen Konstantinopolis, 395'de ikiye bölünen Roma İmparatorluğu'nun ardılı devlet Doğu Roma İmparatorluğu'nun başkenti olur.
Bizans Başkenti Konstantinopolis ve Bizans İmparatorluğu Dönemi (395-1204)
Konstantinopolis, önce Doğu Roma İmparatorluğu adıyla kurulan ve Batı Roma İmparatorluğu'nun yıkılmasından sonra zamanla adı Bizans İmparatorluğu'na dönüşen devletin de 395' de başkenti olmuştur. Konstantinopolis erken ortaçağda da dünyanın en parlak ve zengin şehridir.

Latin Şehri Konstantinopolis ve Latin İmparatorluğu Dönemi (1204-1261)

1204-1261 yılları arasında Latinlerin işgaline uğrayan Konstantinopolis Latin İmparatorluğu'nun bir parçası haline gelmiştir.
Bizans Başkenti Konstantinopolis ve Geç Bizans İmparatorluğu Dönemi (1261-1453)
Latin egemenliğinden sonra Konstantinopolis daha sonra tekrar 1453'e kadar Bizans İmparatorluğu'nun başkenti olmuştur. 29 Mayıs 1453 tarihinde Fatih Sultan Mehmet'in Konstantinopolis'i ele geçirmesiyle şehir Osmanlı Devleti'nin başkenti olmuştur.

Konstantiniyye ve Osmanlı İmparatorluğu Dönemi (1453-1922)


Konstantiniyye veya İstanbul adını alan şehir bu dönemde büyük bir cihan imparatorluğunun başkenti olmuştur, üç kıtada yayılan toprakları 400 yıldan uzun süre hakimiyetinde bulundurmayı başarmıştır.
İstanbul ve Türkiye Cumhuriyeti Dönemi (1923-)
Daha çok bilgi için: Türkiye Cumhuriyeti tarihi
1923'te Ankara'nın Türkiye Cumhuriyeti'nin başkenti ilan edilmesiyle İstanbul, 330'dan beri sürdürdüğü başkentlik özelliğini kaybetmiştir. 1930'da Konstantinopolis adı tamamen yürürlükten kaldırılmış ve şehrin resmi adı İstanbul olmuştur.


Stratejik Önemi

İstanbul'un stratejik özelliklerinin basında Asya ve Avrupa kıtalarını birbirine baglamasıdır. Bir nevi köprü vazifesi gormektedir ve tarih boyunca kültürler arası köprü vazifesini başarıyla yerine getirmiştir. Dogu Roma İmparatorluğuna ve Osmanlı Devletlerine başkentlik yapmıitır. Tarih boyunca birçok devlet tarafından kuşatmaya uğramıstır ama emsali görülmemiş surlarını kimse aşmayı başaramamıştır. Bu surlar üç aşamadan oluşuyordu ve aralarında boşluklar bulunuyordu bu boşluklara da hendekler kazılmıştı ve içlerinde göletler oluşturulmuştu. Bu surları Osmanlı padişahlarından Fatih Sultan Mehmet geçmeyi başarmıştır ve Osmanlı'nın yeni başkenti olmustur.
İstanbul ayrıca Yunan mitolojisin de de gecer ve altın boynuz olarak da bilinen haliç in oluşumu mitolojide anlatılagelir.
İstanbul'un Dünya haritasına bakıldığında hem Asya hemde Avrupa ya hakim bir yapısı bulunmaktadır. İstanbul Boğazından geçerek Rusya Federasyonu'na deniz yolu ile geçilebilir ya da Akdeniz havzasına inilebilir.

Yönetmiş Olan Devletler

Sırasıyla

Roma İmparatorluğu,
Bizans İmparatorluğu,
Osmanlı İmparatorluğu ve Kurtuluş Savaşı sırasında (geçici olarak) Batılı devletlerdir.

Başkentlik Yaptığı Devletler

Roma İmparatorluğu (330-395)
Doğu Roma İmparatorluğu (395-1204 ve 1261-1453)
Latin İmparatorluğu (1204-1261)
Osmanlı İmparatorluğu (1453-1922)

Kullanımı

Her ne kadar şehir Türklerin eline geçtikten sonra Konstantinopolis ismi kullanılmamaya başlasa da şehrin eski sahipleri olan Bizansın varisi olduğunu iddia eden Yunanlılar şehrin hala işgal altında olduğunu ima etmek için bu ismi kullanmaya devam etmekte ve uluslararası arenada kullandırtmaya ve yaygınlaştırmaya çalışmaktadırlar. Ama İstanbul, kentin resmi ve uluslarası adı olduğundan "Konstantinopolis" adının mektuplarda veya diğer yazışmalarda ve uluslarası alanlarda kullanılması yasaktır. Örneğin yurtdışından İstanbul'a gönderilen bir mektupta adres olarak "Konstantinopolis" (yanında İstanbul yazsa bile) yazıldıysa mektup gönderene geri gönderilir.
 

Eski13-05-2008, 11:47   #2
Θкαn,,®
 
İstanbul'un Tarihi /Tarihi Yerleri ve Tarihi Resimler - Θкαn,,®

İSTANBUL'UN FETHİ



goryen takvimi göre 7 Haziran 1453), şehri günlerdir kuşatan Osmanlı ordusunun, şimdi İstanbul olarak bilinen, o zamanki adıyla Konstantinopolis şehrini Sultan II. Mehmed Han'ın komutanlığında fethetmesidir. Bu fetihten sonra Osmanlı Devleti İmparatorluk olmuş, henüz 21 yaşında olan Sultan II. Mehmed, Fatih unvanını da alarak Fatih Sultan Mehmed olarak anılmaya başlanmıştır. Tarihteki en önemli devletlerden olan Doğu Roma İmparatorluğu böylelikle sona ermiştir.

Önceki fetih denemeleri

Karadeniz ve Akdeniz'i birbirine bağlayan deniz yolu üzerinde kurulu olan İstanbul, günümüzde olduğu gibi o zamanlar da oldukça önemli bir şehirdi. 1453 yılına kadar farklı zamanlarda, Avarlar, Araplar, Avrupalılar ve Osmanlılar tarafından defalarca kuşatılmış, fakat gerek Bizans'ın sahip olduğu Rum ateşi (grejuva), gerekse şehrin o zamanlar için aşılamaz olarak görülen surları, bu fetih hareketlerini başarısız kılmıştı. Sayıları 29 olan kuşatmalar sırayla şunlardır:
--M.Ö 340 Makedonya Kralı Phillippe
--M.Ö 194 Roma İmparatoru Septim Severus (Başarılı olmuştur.Şehir artık Romalılara bağlanmıştır.)
--M.S 616 İran Hükümdarı Keyhüsrev
--M.S 626 İranlılar ve Avar Türkleri ortak
--M.S 672 Emevi Halifesi Muaviye
--M.S 712 Emevi Halifesi I.Velid
--M.S 722 Emevi Halifesi I.Velid (Yalnızca Galata Limanı alınmış, Arap Camii inşa edilmiştir.)
--M.S 782 Abbasiler (Kent haraca bağlanmıştır.)Mütevekkil
--M.S 864 Ruslar
--M.S 869 Abbasi
--M.S 936 Ruslar
--M.S 959 Macarlar
--M.S 970 Abbasiler (Kent haraca bağlanmıştır.)
--M.S 1203 Latinler (Latinler İstanbul'u 1261'e kadar ellerinde tuttular.)
--M.S 1302 Venedikliler
--M.S 1348 Cenovalılar
--M.S 1391-1396 Osmanlı Padişahı I.Beyazid (Şehir İstanbul'da bir Türk Mahallesi kurulması isteğine karşı çıkılması üzerine ablukaya alınmıştır.)
--M.S 1412 Osmanlı Şehzadesi Musa Çelebi
--M.S 1422 Osmanlı Padişahı II.Murat
--M.S 1437 Cenovalılar
--M.S 1453 Osmanlı Padişahı II.Mehmed (Başarılı olmuştur. Sonrasında şehir Türklerin hakimiyeti haline girmiştir.)
Bunun yanında Atilla'nın, Vikinglerin, Bulgarın ve Gotların da kuşatma yaptığı bazı kaynaklarda geçer ama tarihleri bilinmemektedir.

Saldırı hazırlıkları

Sultan II. Mehmet,Theodosius Surları'na ve şehrin su ile çevrili olmayan tek bölgesini batıdan gelebilecek saldırılardan koruyan hendeklere saldırmayı tasarladı. Ordu 6 Nisan 1453'te şehrin doğusuna yerleşti. Toplar haftalarca surları dövdü fakat yeterli gedik açamadı. Topların yeniden doldurulmaları zaman aldığı için, her atıştan sonra Bizanslılar hasarın çoğunu tamir edebiliyorlardı.
Daha sonra, yeraltı tünelleri yapıp surların altını kazarak yarma yolunu denediler. Kazıcıların çoğu, Sırp Despot'u tarafından Nvo Brdo'dan gönderilen Sırplardı ve Zağnos Paşa'nın emri altındaydılar. Lakin Bizanslılar, Johannes Grant adında, Alman olduğu söylense de muhtemelen İskoç olan bir mühendisi görevlendirdiler. Johannes karşı tüneller kazdırdı ve Bizans birlikleri tünellere girip Osmanlı işçilerini öldürdüler. Diğer tüneller de suyla dolduruldu. Son olarak Bizanslılar önemli bir mühendisi esir alıp işkence yaparak, sonradan yıkılan tünellerin hepsinin yerini öğrendiler.
Sultan II. Mehmet, şehrin ödemeyeceğini bildiği çok büyük vergi karşılığında ablukayı kaldırmayı önerdi. Bu da geri çevrilince, Bizanslı askerlerin kendi birlikleri tükenmeden önce bitkin düşeceğini bilerek saf güçle duvarları alt etmeyi tasarladı.


29 Mayıs sabahı saldırı başladı. Hücumun ilk dalgasını, mümkün olabildiği kadar çok Bizans askerini öldürmeye niyetli acemi askerler olan azaplar oluşturuyordu. Ayrıca Haliç'ten de baskı uygulayabilmek için gece yağlı kütükler üzerinde karadan Haliç'e taşınan gemiler, o sabah Bizans askerlerine karşı bir sürpriz unsuru olmuştu. Anadolululardan oluşan ikinci dalga, şehrin kuzeydoğusundaki, topla kısmen hasar almış Blachernae Surları'nın (okunuşu: blakernai ) bir bölümüne odaklanmıştı. Uzun süren bu çarpışmalar sonucunda Ulubatlı Hasan adındaki bir yeniçeri, surlara Osmanlı sancağını dikmiş, bununla ateşlenen Osmanlı ordusu 29 Mayıs 1453'te İstanbul'un surlarını aşmıştı.
Ancak savaş henüz bitmemişti. Hayatta kalan Bizans askerleri, Osmanlı askerleriyle sokak aralarında çarpışıyorlardı. Kısa süren bu çatışmalardan sonra Bizans ordusu yenilmiş ve Sultan II. Mehmet önderliğindeki Osmanlı ordusu İstanbul'a tamamen hâkim olmuştu.

Fethin sonuçları

O günün dünyasındaki en önemli şehirlerden olan İstanbul'un fethi, gerek dünyada gerekse Anadolu'da birçok etki yarattı.
İç sonuçlar
1.Anadolu ve Balkanlar arasındaki geçişlerde bir engel olan 1058 yıllık Bizans yıkılmış, arada engel kalmamıştı.
2.Birçok kere Osmanlı şehzadelerini ve Avrupa ülkelerini kışkırtan Bizans artık bunu yapamayacaktı.
3.Müslüman dünyasında Osmanlı Devleti daha saygın bir hale gelmişti.
4.2.Mehmet,Fatih ünvanını aldı.
5.Muhammed Peygamber'in hadisindeki o kumandan, Fatih Sultan Mehmet olmuş ve peygamberinin övgüsünü almıştı.
6.Karadeniz'i Akdeniz'e bağlayan ticaret yolları ele geçirildi.
7.İstanbul başkent yapıldı.
8.Osmanlı'nın yükselme dönemi basladı.

Dış sonuçlar

1.Avrupa ve Balkan devletlerinin Osmanlı'yı Balkanlar'dan atma çabaları sonuçsuz kalmıştı.
2.İstanbul'dan İtalya'ya kaçan sanatkârlar ve bilim adamları, rönesans ve reform hareketlerini hızlandırmışlardı.
3.Dünyanın en büyük imparatorluklarından olan Doğu Roma İmparatorluğu tamamen yok olmuştu.
4.Orta Çağ kapanıp Yeni Çağ başlamıştı.
5.Ticaret yollarının birer birer Türklerin eline geçmesi Avrupalıları yeni ticaret yolları bulmaya zorladı ve coğrafi keşifler ortaya çıktı.
6.Büyük ve kalın surların toplarla yıkılabileceğini gören Avrupa, bu yöntemi derebeylikler üzerinde denemiştir. Böylelikle küçük derebeylikler yıkılıp yerine büyük krallıklar kurulmuştur.
7.İstanbul'dan ayrılan Bizanslı bilginler, Avrupa'da Reform hareketlerini başlatmışlardır.
8.Osmanlıların ticaret yollarını ele geçirdikten sonra bu yollardan geçmek zorunda kalan Avrupalılalılar yüksek vergileri Osmanlıya ödemememek için ticari yollar aradılar. Böylece Bartelmi Diaz Ümit Burnunu keşfetti.
Bu fetih bir nevî Avrupa'nın (İngiltere'nin) Amerika kıtasını keşfinin yolunu açmıştır. [kaynak belirtilmeli]Zirâ bu keşifle ticaret yolları kapanan Avrupalılar başka yollar bulmak zorundaydılar. Bu keşif buna bir vesile olmuştur.
 

Eski13-05-2008, 11:48   #3
Θкαn,,®
 
İstanbul'un Tarihi /Tarihi Yerleri ve Tarihi Resimler - Θкαn,,®

İSTANBUL/TARİHİ YERLERİ

Alman Çeşmesi



Sultanahmet Meydanı`nda, Sultan I. Ahmed Türbesi`nin karşısındadır. Alman İmparatoru II. Wilhelm`in 1898 yılında İstanbul`a gelişinin ikinci yıldönümü hatırasına ithaf edilen bu çeşme Almanya`da inşa edilmiş ve 1900 yılında parçalar halinde İstanbul`a getirilerek bugünkü yerine kurulmuştur.
Sultanahmet’in ilginç yapılarının başında, mimari yönden çevresiyle uyum sağlayamamakla beraber meydan ile bütünleşen Alman Çeşmesi gelir.
Alman İmparatoru ve Prusya Kralı II. Wilhelm (1888-1918) uzun hükümdarlık yıllarında İsveç, Danimarka, İtalya, İngiltere, Yunanistan gibi bir çok Avrupa ülkesini dolaşmış ve Türkiye’ye de üç kez gelmiştir.


Anadolu Hisarı



Boğaz’ın Anadolu yakasında, Göksu Deresi’nin denize döküldüğü yerde, adını hisardan alan semtte bulunmaktadır. Bu hisar, Osmanlılar’ca Boğaz’da yapılan ve geçişleri kontrol altına almayı hedefleyen ilk hisardır. İstanbul’u fethetmek isteyen ve kuşatan Sultan Yıldırım Beyazıt tarafından, Karadeniz’den Bizans’a gelecek yardımlara engel olmak için 1394’te yaptırılmıştır. Bu yapıya II. Mehmed (Fatih) Devrinde "Hisarpeçe", depo ve bazı ikametgah amaçlı yapılar eklenmiştir. 1928 yılında Kandilli Belediyesi tarafından bazı küçük onarımlar yapılmıştır. 1991-1993 yılları arasında Kültür Bakanlığı tarafından bazı onarımlar yapılmıştır. Bugün Anadoluhisarı, Beykoz Belediyesi sınırları içinde yer almaktadır. Hisarda taşınır kültür varlığı bulunmamaktadır.


Aynalı Kavak Kasrı



Üç yüzyıl boyunca Haliç kıyılarını süsleyen ve günümüzde Aynalıkavak Kasrı adıyla tanınan yapı, Osmanlı İmparatorluğu Döneminde “Ayanalıkavak Sarayı” ya da “Tersane Sarayı” olarak bilinen yapılar grubundan günümüze ulaşabilen tek örnektir.
İstanbul’u tanıtan tarihsel kaynaklardan, yörenin Bizans Döneminde de imparatorlara ait bir dinlenme yeri olduğu anlaşılmaktadır. Haliç kıyılarından Okmeydanı ve Kasımpaşa sırtlarına doğru gelişen bu büyük bağ ve koruya; İstanbul’un fethinden sonra, Fatih Sultan Mehmet’ten başlayarak padişahlar da ilgi göstermiş ve Osmanlı İmparatorluk Tersanesi’nin Kasımpaşa’da kurulup gelişmeye başlamasıyla birlikte yöreye “Tersane Has Bahçesi” adı verilmiştir.
Buradaki yapılaşmaların tarihi, Sultan I. Ahmed Dönemine (1603-1617) dek inmektedir. Tarihsel süreç içinde çeşitli padişahların yaptırdığı kasırlarla gelişen ve “Tersane Sarayı” olarak anılan bu yapılar topluluğu;

Beyazıt Kulesi



Beyazıt Yangın Kulesi adı ile anılan Beyazıt Kulesi 1749 yılında o dönemde ahşap evlerin çokluğundan dolayı çıkan yangınları haber vermek amacıyla yaptırılmıştır. 85 metre yüksekliğindeki kule ahşap olarak inşa edilmiş ve birkaç kez yangın geçirdikten sonra II. Mahmut döneminde kagir olarak inşa edilmiştir. Kule, günümüzde de eskiden olduğu gibi yangın bildirmek ve meteoroloji tahmini amacıyla kullanılmaktadır.

Beylerbeyi Sarayı



Anadolu yakasının en önemli yapılarından biri olan "Beylerbeyi Sarayı" nın bugüne kadar yalnız Harem ve Selâmlık bölümleri gezilebilmekteydi. Yapılan son çalışmalarla Anadolu yakasının önemli doğal güzelliklerini içeren "Set Bahçeleri" ve sarayın değerli bir bölümünü teşkil eden "Sarı Köşk", "Mermer Köşk" ve "Ahır Köşk" de tümüyle ele alınarak restore edilmiş ve ziyarete açılmıştır.
Büyük Konstantinus`un diktirdiği bir haçtan dolayı önceleri İstavroz Bahçeleri adıyla anılan Beylerbeyi Set Bahçeleri`nin güzelliği, bu bölgede Bizanslılar döneminden itibaren görkemli binaların yapılmasına neden olmuştur. Bölge şimdiki adını Sultan III Murat döneminde (1574-1595) Rumeli Beylerbeyi olan Mehmet Paşa`nın buradaki yalısından almaktadır. Çeşitli dönemlerin yapılarından sonra II. Mahmut döneminde yapılan ahşap sarayın yanmasıyla Sultan Abdülaziz, burada 1861-1865 yılları arasında bugünkü sarayı yaptırmıştır.

Burmalı Sütun (Yılanlı Sütun)



Kökeni araştırıldığında birbirine sarılmış üç tunç yılanın başları üzerinde taşıdığı antik devre ait üç ayaklı bir tütsü kazanı olduğu anlaşılan bu anıt da Yunanistan’ın Delfi şehrinden Constantinus I tarafından İstanbul’a getirilmiştir.
Yılanlı sütun, M.S. 5. yüzyıl sonlarında Yunanlıların memleketleri istila eden Perslere karşı kazandıkları Platea (479) ve Salamis (480) zaferlerinin bir hatırası olarak ele geçen silahların eritilmesiyle yapılmış ve bir şükran ifadesi olarak da Delfi Apollon mabedine hediye edilmiştir.
Perslere karşı müttefik olarak savaşan 31 Yunan kolonisinin baş şehirlerinin isimleri sütunun üzerine kazılmış olup bugün de bunlar okunabilmektedir.
İstanbul’daki anıtların en eskilerinden biri olan yılanlı sütun aslında 8 m. boyunda ve 29 burmadan ibaret olmasına rağmen halen sadece 5 m. lik bir kısmı ayakta durmaktadır.

Çadır Köşk



Yıldız Parkı içindeki iki tarihi köşkten biridir. O tarihlerde Çırağan Sarayı`na ait olan koruda,1871 yılında "Sedir Köşkü" olarak inşa edilmiştir.
Beşiktaş - Ortaköy Caddesi üzerinde Yıldız Parkı`na girildiğinde solda yer alan bu köşk. Sultan Abdülaziz tarafından saray bahçesi dekoru olarak Sarkiş Balvan ve kardeşlerine vaptırılmıştır. Köşkün önünde Yıldız Parkı`nın iki büvük havuzundan biri bulunmaktadır.
Koyu kırmızı renkte boyalı olan bu köşk, zemin üzerine tek kat olarak inşa edilmiştir. Köşkün Boğaz`a bakan cephesi üç bölümdür. Cephenin ortasında, önünde dört desteğe oturan bir balkon yer almaktadır. Süslemeli ve yuvarlak kemerli olan balkon kapısının iki yanırıda iki çift pencere bulunmaktadır. Köşkün havuza bakan cephesi iki kollu merdivenli bir girişe sahiptir. Merdivenin iki kolu arasındaki bölümde zemin kata, girişi sağlayan bir kapı açılmıştır

Çemberlitaş



Çemberlitaş, Divanyolu üzerinde yer alır. Roma Apollon Tapınağı`ndaki sütun I. Konstantin (M.S. 324 -337) tarafından İstanbul`a getirilmiştir. Başlangıçta tepesinde, pagan geleneğin uzantısı olarak bir elinde haç, diğer elinde mızrak taşıyan bir Apollon heykeli vardı. Yıldırım düşmesiyle parçalanan heykelin yerine daha sonra mermer bir haç koyulmuştur. Osmanlılar döneminde haç indirilmiş fakat sütuna dokunulmamıştır. 1700`de Sultan II. Mustafa sütunu çemberlerle sağlamlaştırmış, günümüzdeki kaideyi inşa ettirmiştir. Kulenin yüksekliği 35 metredir.

Dikilitaş (Obelisk)



Sultanahmet Meydanı’nda, ‘Hipodrom’da bulunan Obelisk (dikilitaş) Mısır’ın 18. Sülâle hükümdarlarından III. Thutmosis’in (M.Ö. 1502-1448) Asya’da kazandığı zaferlerin anısına 1450’de diktirdiği taştır.
Yıllarca Mısır’da kalan taş Firavunların tarihten silinmesinden sonra, burada kurulan yarı Hellen yarı Mısır bir devlete, sonra da Romalıların eline gemiştir. Bu dönemde, Romalılar, şehirlerini süslemek için Mısır’da bulunan anıtları kullanıyorlardı. I. Constantius da, yeniden kurduğu Constantinopolis’de Hipodromu süslemek için çeşitli anıtları buraya taşıttırıyordu. Oğlu II. Constantinus (337-361), taşı İstanbul’a götürülmek üzere İskenderiye’ye taşıtmak istemiş, ancak bunu başaramamıştır ve taş kıyıda bırakılmıştır. Daha sonra, İmparator Julianus’un (361-363) emriyle İskenderiyeliler taş için özel bir gemi yapmışlar. Taşın İskenderiye’den ne zaman ve kim tarafından İstanbul’a getirildiği ve nasıl taşındığı bilinmiyor.

Dolmabahçe Saat Kulesi



Dolmabahçe Sarayı girişine Sultan II. Abdülhamid tarafından 1890-1895 yılları arasında yaptırılmıştır. Saray mimarı Sarki Balyan tarafından Neobarok ve Ampir tarzında yapılmıştır. 2 metre yüksekliğinde ve 4 katlıdır. Iki tarafında Sultan 2. Abdülhamid`in tuğrası bulunur. Saatçibaşı Johann Meyer tarafından takılan Paul Garnier markalı saat 1979`da kısmen elektronik sisteme çevrilmistir ve çalışır durumdadır.

Örme Sütun



Örme Sütun (Constantinus Sütunu): Constantinus VII (911-955) tarafından M.S. 944 yılında spina üzerine yerleştirilen bu anıt, o zamanlar tepesinde bulunan tunç bir küre ile birlikte 32 m. yüksekliğinde idi. Kaidesindeki, içerisinde Constantinus’un ismi okunan mermer bir kitabeden, V. yüzyılda Rodos’ta bulunan büyük bir abideden daha gösterişli bir eser meydana getirmek amacıyla da yaptırıldığı anlaşılmaktadır.
Anıtın üzeri o zamanlar Basileus I’in (867-886) yaptığı savaşları anlatan tunç levhalar ile kaplanmıştı. Ne yazık ki, Latin istilası (1204) sırasında, bu levhalar acımasızca yerlerinden sökülerek çeşitli işler için ve özellikle para basmak maksadıyla kullanılmıştır. Bugün sadece kesme taştan kütlevi bir şekil gösteren anıt üzerinde sökülen tunç levhalara ait çivilerin izleri görülmektedir.

 

Eski13-05-2008, 11:49   #4
Θкαn,,®
 
İstanbul'un Tarihi /Tarihi Yerleri ve Tarihi Resimler - Θкαn,,®

Dolmabahçe Sarayı



Dolmabahçe Sarayı`nın bulunduğu alan, bundan dört yüzyıl öncesine kadar Boğaziçi`nin büyük bir koyuydu.
Osmanlı Kaptan Paşalarının gemilerini demirledikleri, geleneksel denizcilik törenlerinin yapıldığı bu koy zamanla bataklık haline gelmiş ve 17`nci yüzyıldan itibaren başlayarak doldurulmuş, padişahların dinlenme ve eğlenceleri için düzenlenen bir "hasbahçe"ye dönüştürülmüştü. Bu bahçede, çeşitli dönemlerde yapılan köşkler ve kasırlar topluluğu, uzun süre Beşiktaş Sahil Sarayı adıyla anıldı.
Beşiktaş Sahil Sarayı, Abdülmecit döneminde (1839-1861), kullanışsız olduğu gerekçesiyle ve 1843 yılından itibaren bölüm bölüm yıktırıldı. Aynı yıllarda, Dolmabahçe Sarayı`nın 15.000 m2`lik bir alanı kaplayan temelleri, meşe kazıklar ve ağaç hasırlar üstünde yükselmeye başladı.
Yapımı, çevre duvarları ile birlikte 1856`da bitirilen saray 110.000 m2`yi aşan bir alan üstüne kurulmuş

Galata Kulesi



Fetih`e kadar iki yüz yılı aşkın bir süre boyunca hemen hemen bağımsız bir Ceneviz sömürge kenti olan Galata`nın birkaç kez büyütülen kentsel savunma sistemindeki yirmi dört kuleden ayakta kalabilen tek ve en anıtsal olanı bu kuledir.
1350`de II.Murad‘ın destek ve yardımı ile yapımı tamamlanabilen, Bizanslıların Megalos Pyrgos (Büyük Burç), Cenevizlilerin Torre di Cristo (İsa Kulesi) olarak adlandırdıkları dev boyutlardaki (165 m çap, 68 m yükseklik) Kule Osmanlı döneminde birkaç kez biçim değiştirmiştir. Günümüzde ise 1830`larda aldığı biçimle korunulmaya çalışılmaktadır.
Fatih, bir yandan Galata`da kalan Cenevizliler`e görece bazı haklar tanırken, öte yandan da Galata`nın Türkleşmesine girişmiş; bu arada geleneklere uyarak, Kule`nin üst kısmının 1.5 m kadar yıktırmıştır. XVI.yy ortalarında Kule, Türk yapımı, kentin diğer kuleleri gibi sivri konik külahlı bir Osmanlı kulesidir artık.

Galata Mevlevihanesi



XIII. yy`da Mevlevi Celaleddin-i Rumi`nin kurduğu Mevlevi tarikatı, İstanbul`un fethinden sonra geçici bir süre Vezneciler`deki Kalenderhane`de yer aldıktan sonra, 1491`de Galata Surları dışındaki bağ ve bahçeler arasında “asithane”sini kurmuştur. “Kulekapı Mevlevihanesi” denilen ilk kuruluşun yapısal ayrıntıları bilinmemektedir. Yapı 1548 sonrası sahipsiz kaldığından Halveti tekkesi ve medrese olarak kullanılmıştır. 1608 onarımından sonraki dönemlerde, “semahane” odaklı kurgusu, 1765 yangınından sonra da pek değişmemiştir. Mevleviliğe yakınlığı bilinen III. Selim, 1792`de yaptırdığı onarım sürecinde “Hünkar Mahfili”de ekletmiştir yapıya.
Oldukça büyük bir alanda yer alan ahşap yapılarda, günlük yaşamın aşamaları, Mevlevi törelerine göre düzenlenirken; bu alemden sonsuzluğa göçenler de ruhsal varlıklarıyla Tekke`deki beraberliklerini sürdürmektedirler.

Hidiv Kasrı



Çubuklu sırtlarında, geniş bir koruluk içerisinde yer almaktadır. Mısır Hıdivi Abbas Hilmi Paşa tarafından 1907 yılında İtalyan Mimar Delto Seminati`ye yaptırılmıştır.
Türk mimarisinin dışında tam bir batılı tarza sahip olan yapı, yaklaşık 1000 m2 lik bir alan üzerinde inşa edilmiştir. Ana girişin ortasında mermerden anıtsal bir çeşme vardır. Bunun tavanı çatıya varıncaya kadar yükselir ve tavanı vitrayla kaplıdır. Ayrıca binanın çeşitli yerlerinde de son derece zarif çeşme ve havuzlar vardır. Binanın planı, salonlar arasındaki bağlantılar aracılığıyla havuzun etrafında bir daire çizmektedir. Bu daire sadece giriş holü tarafından kesilmektedir. Binanın üst katında ise odalar bulunmaktadır. Özellikle giriş katındaki şömineli salonun üstündeki daire biçimindeki parçada yer alan iki büyük yatak odası eşsiz güzellikteki lambrileri, kendi iç tuvalet ve banyoları ile dikkat çekmektedir.


Ihlamur Kasırları



Beşiktaş, Yıldız ve Nişantaşı arasında kalan Ihlamur Vadisi`nin 18. yüzyılda Hacı Hüseyin Bağları adıyla tanınan bir mesire yeri olduğu bilinmektedir. Sultan III. Ahmed Dönemi`nde Padişah`a ait bir "Has Bahçe"ye dönüştürülmesine karşılık 19.yüzyılın ikinci yarısına kadar "Hacı Hüseyin Bağları" olarak bilinen bu alan, I. Abdülhamid (1774-1789) ve III. Selim (1789-1807) dönemlerinde de ilgi çekmiştir.
Sultan Abdülmecid`in (1839-1861) Osmanlı tahtına geçmesiyle birlikte yeni yapılaşmalara gidilmiş, Beşiktaş`ta Dolmabahçe Sarayı, Küçüksu Kasrı ve Ihlamur Mesiresi`nin de bulunduğu bu alanda Ihlamur Kasırları`nın yapımına başlanmıştır. Sultan Abdülmecid, Ihlamur Mesiresi`ne bugünkü kasırları yaptırmadan önce de sık sık gelir ve buradaki sade ve küçük bağ evinde dinlenir; bazı konuklarını burada kabul ederek görüşürdü.

Kapalı Çarşı



Fatih Sultan Mehmet İstanbul`u aldıktan sonra şehrin dahilindeki çarşılar, dükkanlar, hanlar, hamamlar, evler ve camiler yapılmasını emretmişti.
Şarkta bez satılmak için yapılmış, daha sonra her nevi kıymetli eşyanın alım, satımına tahsis olunmuş kapalıçarşılara bedesten denildi.
Fatih Sultan Mehmet`in eski saray yanına yaptırdığı bedesten, sonraları eski bedenten, iç bedesten, yahut Cevahir Bedesteni diye anılmaya başlandı. Bunun ilerisine yapılan ve yeni bedesten denilen Kapalıçarşı`da bir yolu pamuk, bir yolu ipekle dokunan ve sandal denilen bir nevi kumaş satışına tahsisinden dolayı Sandal Bedesteni ismini almıştı. Her iki bedestende de Fatih Devri inşa karakterleri hakimdir.
Eski zenginler, tacirler mücevherlerini ve kıymetli altın ve gümüş eşyalarını bedestendeki kasalarda küçük bir ücret mukabilinde saklarlardı.

Kız Kulesi



Kızkulesi`nin mimari yapılanma süreci M.Ö. 341 yılına kadar uzanır. O dönemlerde boğazın çıkıntısı olan bu burun, (daha önce yarımada oldugu ile ilgili söylenceler vardır) "vus" adı ile anılır. Bu tarihte Komutan Chares`in eşi için, mermer sütunlar üzerine yapılan bir anıt mezar kimliğinden sonra, M.Ö. 410`da Sarayburnu`nun bulunduğu yerden, kulenin bulunduğu adaya zincir gerilerek, boğazın giriş ve çıkışlarını kontrol eden bir gümrük istasyonu haline getirilir. M.S. 1110`lere geldiğimizde ise ilk belirgin yapı (kule), İmparator Manuel Comnenos tarafından inşa ettirilir. Savunma kulesi olarak inşa ettirilen bu yapı "Küçük Kale" anlamına gelen Arcla adını alır. Bu yapı ile ilgili net bilgiler olmamakla birlikte bugünkü boyutlarına yakın olduğu düşünülmektedir. İstanbul`un fethi sırasında savunma amaçlı olarak kullanılan kule, 1453 yılından sonra çok farklı amaçlarla kullanılmıştır.

Küçüksu Kasrı



Osmanlılar döneminde de ilgi çeken ve "Kandil Bahçesi" adıyla padişahın has bahçelerinden biri olarak kullanılan Küçüksu ve çevresini IV. Murad`ın (1623-1640) çok sevdiği ve buraya "Gümüş Selvi" adını verdiği bilinmektedir. 17. yüzyıldan başlayarak çeşitli kaynaklarda "Bağçe-i Göksu" adıyla geçen yörede, özellikle 18. yüzyıldan başlayarak yoğun bir yapılaşma izlenmektedir. Sultan I. Mahmud Döneminde (1730-1754) Divittar Mehmed Paşa, padişah için bu Hasbahçe`nin deniz kıyısına iki katlı ahşap bir saray yaptırmış, bu yapı III. Selim (1789-1807) ve II. Mahmud (1808-1839) dönemlerinde de onarılarak kullanılmıştır.
1857 yılında hizmete giren yeni Küçüksu Kasrı`nın mimarı Nikogos Balyan`dır. Bodrumuyla birlikte üç katlı olan kasır, yığma tekniğiyle ve kargir olarak yapılmıştır. Bodrum katı kiler, mutfak ve hizmetçilere ayrılmış, diğer katlarsa bir orta mekâna açılan dört oda biçiminde düzenlenmiştir

Malta Köşkü



Malta köşkü, Yıldız Parkı içinde, Yıldız Sarayı`ın ayıran duvarın doğu yönünde yer almaktadır. Çırağan Sarayı`nın arka bahçesini oluşturan koruluğun içinde iki tane de seyir ve istiharat köşkü yapılmıştır (Abdülaziz Devri). Kuzey yönünde geniş manzarah bir terasa oturan iki katlı binaya Malta Köşkü adı verilmiştir. Malta isminin nereden geldiği tam bilinmemekle beraber, fethedilen veya fethe teşebbüs edilen yerlerin isimlerinin saray içinde mekanlara isim olarak verme geleneğinden geldiği tahmin edilmektedir.
Malta köşkü sivil mimarisinin 19. yy.daki en ilgi çekici örneğidir. Sarı ve yeşili renkte boyalı dış cephesiyle Yıldız Parkı içinde dikkati çeken bu yapı. İki katlı olup mimar Sarkis Balyan ve kardeşlerince yapılmıştır.

Maslak Kasırları



Levent ve Ayazağa semtlerini birbirine bağlayan ana yolun sağında bulunan Maslak Kasırları`nın yer aldığı çevrede ilk yapılaşmaların, Sultan II. Mahmud Dönemi`nde (1808-1839) başladığı ve bu bölgenin Sultan II. Abdülhamid`in veliahdlığı sırasında sultanlara ait bir av ve dinlenme yeri olarak kullanıldığı bilinmektedir. Bu yıllarda tarih sahnesine çıkan ve bölgeye özel bir konum kazandıran Maslak Kasırları`nın ne zaman ve kim tarafından yaptırıldıkları tam olarak saptanamamakla birlikte, büyük bir bölümü Sultan Abdülaziz Dönemi`ne (1861-1876) tarihlenmektedir.
Maslak Kasırları`ndan günümüze; Kasr-ı Hümâyûn, Mabeyn-i Humâyûn ve Limonluğu, Çadır ve Köşk Paşalar Dairesi gelebilmiştir. Boğaziçi`nin Karadeniz`e açıldığı noktayı çok iyi görebilen bir konumda, çevrelerindeki yeşil örtüyle bütünleşen bu yapılar, 19. Yüzyıl sonları Osmanlı mimarlığı ve süslemeciliğinin seçkin örneklerini oluşturmaktadır.
 

Eski13-05-2008, 11:51   #5
Θкαn,,®
 
İstanbul'un Tarihi /Tarihi Yerleri ve Tarihi Resimler - Θкαn,,®

Ayasofya Müzesi



Bizans İmparatoru I. Jüstinyen tarafından M.S. 532 - 537 yılları arasında İstanbul'un eski şehir merkezine katedral olarak inşa ettirilen ve günümüzde müze olarak hizmet veren tarihi yapı.
1500 yıllık tarihi olan Ayasofya, sanat tarihi ve mimarlık dünyasının baş yapıtları arasında yer alır. Başlangıçta bir kilise olarak inşa edilen ve Osmanlı döneminde camiye çevrilen Ayasofya, günümüzde bir müze olarak hizmet vermektedir ve bu sebeple Ayasofya Müzesi olarak anılmaktadır.
İsmi Yunanca "Kutsal Bilgelik" anlamına gelir. 532-537 yılları arasında, 6 yılda tamamlandı. Dünya’nın en eski ve en hızlı inşa edilen katedralidir. Günümüzde, dünyanın yüzölçümü bakımından dördüncü büyük katedrali olarak kabul edilir.

Doğu Roma Dönemi



Bizans tarihçileri (Theophanes, Nikephoros, Gramerci Leon) ilk Ayasofya'nın İmparator I. Constantinus (324-337) zamanında yapıldığını ileri sürmüşlerdir. Birinci Ayasofya’nın inşasına Konstantinos zamanında başlanmışsa da inşaatin 360 yılında tamamlandığı sanılmaktadır. Bazilika planlı, ahşap çatılı bu yapı, bir ayaklanma sonunda yanmıştır. Bu yapıdan hiçbir kalıntı günümüze gelmemiştir.
İmparator II. Theodosius, Ayasofya'yı ikinci defa yaptırmış ve 415'te ibadete açmıştır. Yine bazilika planlı bu yapı 532'de Nika ihtilali sırasında yanmıştır. 1936 yılında yapılan kazılarda bununla ilgili bazı kalıntılar ortaya çıkmıştır. Bunlar mabede girişi gösteren basamaklar, sütunlar, başlıklar, çeşitli mimari parçalardır.
İmparator Justinianus (527-565) ilk iki Ayasofya'dan daha büyük bir kilise yaptırmak istemiş, çağın ünlü mimarlarından Miletos'lu İsidoros ve Tralles'li (Aydın) Anthemios'a günümüze ulaşan Ayasofya'yı yaptırmıştır. Yapımına 23 Aralık 532'de başlanmış, 27 Aralık 537'de tamamlanmıştır. Miletli Isidore ve Trallesli Anthemius tarafından tasarlanan binanın Aralık 557 depreminden sonra zayıflayan kubbesi Mayıs 558'de çökünce farklılaştırılarak yeniden inşa edilmiştir. Anadolu, Mısır ve Yunan antik şehir kalıntılarından sütunlar, başlıklar, mermerler ve renkli taşlar Ayasofya'da kullanılmak üzere İstanbul'a getirilmiştir. Bu üçüncü Ayasofya’nın inşası tamamlandığı gün, Ayasofya o zamana kadar en büyük yapı olarak kabul edilen Süleyman Tapınağı’ndan daha büyük olduğundan İmparator Justinianus (Jüstinyen) halka yaptığı açılış konuşmasında “Ey Süleyman! Seni yendim” demiştir. Döneminin en geniş kubbesine sahip olan yapı, asırlar boyunca sık sık yenilendi. Ayasofya’nın Bizans döneminde birçok kez çöken kubbesi Mimar Sinan’ın istinat duvarlarını eklemesinden itibaren hiç çökmemiştir. Bu kubbe, katedral kubbeleri içinde çapı bakımından dördüncü büyük kubbedir .

Osmanlı dönemi

Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'a girişinin ardından ilk iş olarak Ayasofya'nın onarılmış olması dikkat çekicidir. Bazı rivayetlere göre cami tam kıble yönünde olmadığı için Fatih'in eli ile duvarı kıbleye doğru iterek düzelttiği anlatılır. Rivayetin kökeni aslında diğer en eski kiliselerde olduğu gibi absidi Kudüs’e yönelik olarak yapılmış olması gereken Ayasofya’nın absidinin hafifçe kıbleye yönelik olmasıdır. Ayasofya'daki papaz odalarını medrese olarak faaliyete başlatmış, İstanbul Üniversitesi'nin temeli sayılan bu medreseler 1934 yılında Müzeler Müdürlüğü tarafından her nedense yıktırılmıştır.
Fatih Sultan Mehmet tarafından döneminde camiye çevirilmiş olan Ayasofya, Osmanlılar arasında 500 yıl içinde İstanbul'un en önemli camilerinden birisi oldu. Yapıya çeşitli padişahlarca dört minare eklendi. En eski minaresi tuğladan yapılmış olanıdır.
Ayasofya İstanbul'un fethi ile birlikte başlayan Türk döneminde çeşitli onarımlar görmüştür. Mihrap çevresi, Türk çini sanatı ve Türk yazı sanatının en güzel örneklerini içerir. Bunlardan kubbedeki ünlü Türk Hattatı Kazasker Mustafa İzzet Efendi'nin Kuran'dan alınma bir suresi ile 7.50 m. çapındaki yuvarlak levhalar en ilgi çekici olanıdır. Bu tahta levhalarda, Allah, Muhammed, Ömer, Osman, Ali, Ebu Bekir, Hasan ve Hüseyin'in isimleri yazılıdır. Mihrabın yan duvarlarında ise Osmanlı padişahlarının yazıp buraya hediye ettiği levhalar vardır.
Sultan II. Selim, Sultan III. Mehmet, Sultan III. Murat ve şehzadelerin türbeleri, Sultan I. Mahmut'un şadırvanı, sıbyan mektebi, imareti, kütüphanesi, Sultan Abdülmecit'in hünkar mahfeli, muvakkithanesi, Ayasofya'daki Türk çağı örnekleri olup türbeler, iç donanımı, çinileri ve mimarisiyle klasik Osmanlı türbe geleneğinin en güzel örneklerini oluşturmaktadır.
Ayasofya 1935 yılında Atatürk'ün emri ile müze haline getirildi.

Mimari Özellikleri



Bizans dönemi mimarisinin ve sanatının en görkemli örneklerine sahip olan yapı, Mimar Sinan'ın yaptığı Süleymaniye ve Selimiye Camii'nin esin kaynağı oldu. 916 yıl kilise olarak kullanıldıktan sonra 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethi ile birlikte camiye dönüştürüldü ve cumhuriyetin ilanından sonra 1935 yılında Atatürk'ün emriyle müze olarak kullanılmaya başlandı.
Mozaikleriyle ünlü yapıyı 55.60 m. yüksekliğinde ve içten 30.80.-31.88 m. çapında 40 kaburgalı bir kubbe örtmektedir. Binanın ağırlığını 40'ı aşağıda, 67'si üst katta 107 sütun taşımaktadır. Mimari yönden incelendiğinde büyük bir orta mekân, iki yan mekân (nef), absis, iç ve dış nartekslerden meydana gelmiştir. İç mekân, 100 x 70 m. ölçüsünde olup, üzeri dört büyük ayağın taşıdığı 55 m. yüksekliğinde, 30.31 m. çapında kubbe ile örtülmüştür.
Ayasofya'nın mimarisinin yanı sıra mozaikleri de büyük önem taşımaktadır. En eski mozaikler iç narteks ve yan neflerde altın yaldızlı geometrik ve bitkisel motifli olan mozaiklerdir. Figürlü mozaikler 9.-12. yüzyıllarda yapılmıştır. Bunlar İmparator kapısı üzerinde, absiste, çıkış kapısı üzerinde ve üst kat galeride görülmektedir. Üst galerideki, Meryem Ana’nın ve Vaftizci *****’nın da temsil edildiği büyük mozaikte İsa Peygamber’in yüzünün sağ ve sol yarıları birbirinden farklı olarak temsil edilmiştir. Bu özellik Leonardo da Vinci’nin ünlü eserinde de görülmekle birlikte, Ayasofya’daki bu mozaik 12.yy.’da yapılmış olduğundan Vinci’nin eserinden daha eskidir. Ayasofya'da, mevlut okuma balkonunun yanında, zeminde bulunan, çeşitli renklerde dairesel taşlar içeren, Yerin göbeği anlamındaki Omphalion (omphalos) adını taşıyan, kare biçimli alan, Bizanslılar'ca Dünya'nın merkezi olarak kabul edilmiş olduğundan Bizans imparatorlarının taç giyme törenlerine sahne olmuştur.

Mısır Çarşısı



1663 yılında Safiye Sultan tarafından yaptırılan, cami, arasta, türbe, iki sebil ile dar-ül-hadis ve sıbyan mektebinden oluşan bir külliye olan Yeni Cami Külliyesi’nin içinde bulunan en önemli bina Mısır Çarşısı`dır. Kurulduğunda Valide Çarşısı adı verilmiş ancak daha çok Mısır’dan gelen mallar satıldığı için sonradan Mısır Çarşısı adını almıştır. Çarşı, 1691 ve 1940 yıllarında geçirdiği iki büyük yangından sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından restore edilerek son haline kavuşmuştur.
İstanbul’un ikinci büyük kapalı çarşısı olan Mısır Çarşısı’nın günümüzde hepsi kullanılmayan altı kapısı vardır. Çarşıdaki dükkanlarda baharatlar, geleneksel mezeler ve hediyelik eşyalar satılmaktadır.
L planlı arasta, denize göre cami`nin arkasında, batıdadır. "L"`nin yaklaşık 120 m uzunluğundaki bir kolu cami`ye dik, 150m uzunluğundaki öbür kolu ise cami`ye paralel konumundadır.

Pembe Köşk



Emirgan Parkı, Boğaz`ın antikiteden gelen büyük ağaç varlığının günümüze kalmış zengin parçalarından biridir.
17.yy, da IV. Murat`ın Roma seferinde beraberinde getirdiği işret arkadaşı İranlı Prens Emir Güne Han`a hediye etmesiyle tarih sahnesine çıkan bu yeşillik Feridun Bey Bahçeleri adıyla, yüzyıllar boyu birkaç kez el değiştirdikten sonra 1860`lar sonunda Mısır Valisi iken payitahttan "Hıdivlik" ünvanını koparan İsmail Paşa nın eline geçmiş ve onun kıvıya yaptırdığı büyük ahşap sarayının arka bahçesi olarak kullanılmıştır.
Hıdiv`in İngiltere, Fransa tarafından indirilmesinden sonra, daha bir süre aile elinde kalan park, 1930`larda Satvet Lütfıi TOZAN tarafından satış alınmış, Tozan,ın bir davetine icabet eden Vali ve Belediye Başkanı Dr. Lütfi Kırdar`ın ilk kez gördüğü çevresine bakınıp "bir kişiye bu kadar yer çok" demesi ile, 1940`lar başında kamulaştırılıp şehrin mülkiyetine geçirilmiştir.

Rumeli Hisarı



Rumeli Hisarı, İstanbul Boğaz`ının en dar yerinde ve Anadolu Hisarı`nın tam karşısında 1452 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmıştır.
İstanbul 1453’te Fatih Sultan Mehmet’in şehri kuşatmasından önce de birçok kuşatmaya uğramıştı. Şehri çevreleyen Roma devri surları bütün önceki kuşatmaları durdurabilmişti. Çok uzun süren kuşatmalarda şehrin ihtiyaçları deniz yolu ile takviye edilirdi. Rumelihisarı, karşı kıyıdaki daha erken tarihli bir Türk kalesinin karşısında, İstanbul’u kuşatma sırasında Karadeniz’den gelebilecek yardım ve takviyeleri önlemek amacı ile, şehir kuşatmasından önce inşa edilmişti. Bu askeri yapı 1452’de 4 ay gibi inanılmaz kısa bir sürede tamamlanmıştı. Bütün Orta Çağın bu en büyük ve kuvvetli hisarı 1453’te İstanbul’un Türkler tarafından fethini takiben stratejik önemini yitirmiştir. Klasik Türk kale mimarisinin bu güzel örneği bütün heybeti ile Boğaziçi`ni süsler.
 

Eski13-05-2008, 11:53   #6
Θкαn,,®
 
İstanbul'un Tarihi /Tarihi Yerleri ve Tarihi Resimler - Θкαn,,®



Sepetçiler Kasrı



Eminönü`nde, Sarayburnu`nda yer alır. Yapıldığı dönemde Topkapı Sarayı sınırları içinde kalan yapı, 1643`de Sultan İbrahim tarafından inşa ettirilmiş, Sultan I. Mahmud döneminde de (1739) yenilenmiştir. Bu kasrın aynı zamanda padişahlara ait kayıkların bağlandığı bir yer olduğu ve padişahların donanmanın sefere çıkışını ve dönüşünü buradan izledikleri kaynaklarda geçmektedir.
Cumhuriyet döneminde askeri ecza deposu olarak kullanılan kasır, restorasyondan önce tümüyle kendi haline terk edilmişti. Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 1980 yılında yapılan restorasyonlardan sonra Basın Yayın Genel Müdürlüğü`nün Uluslararası Basın Merkezi olarak kullanılmıştır.

Sultanahmet Meydanı (Hipodrom)



Sultanahmet, İstanbul`un üzerine kurulduğu yedi tepenin ilkidir. Sultanahmet Meydanı "Hipodrom" at meydanı anlamına gelir. Şehir ilk kurulduğunda akropol surlarla çevrili, Akdeniz ticari yerleşimi yapısındadır. Roma döneminde genişletilerek yenilenmiştir. Roma İmparatoru Septimius Severiusun 2 yy. sonlarında inşa ettirdiği Hipodrom Büyük Konstantin tarafından devasa ölçülerle genişletilmişti. Günümüze çok az kalıntıları ulaşan Roma Devri, önemli yapıları ve abideleri Hipodrom çevresinde inşa edilmiştir. Hamamlar, mabetler, kültürel, dini ve sosyal merkezler bu civara yerleşmişlerdi. Semt Bizans ve Türk devirlerinde de merkezi önemini devam ettirmiştir. İstanbul`un en önemli abideleri Sultanahmet`te bulunmaktadır. Bunlar Ayasofya, Sultan Ahmet Camii, Topkapı Sarayı, Türk ve İslam Eserleri Müzesi, Yerebatan Sarnıcı`dır.U harfi şeklinde olan hipodromun doğu uzun tarafında, damında 4 bronz at bulunan, balkon şeklinde imparator locası yer alırdı.

Surlar



Günümüzde Suriçi olarak isimlendirilen ve tarihi İstanbul yarımadasını teşkil eden kısmın etrafı önceden tamamen surlarla çevrelenmekteydi. Ama tarih boyunca İstanbul`un etrafına yapılan çeşitli surların büyük kısmı günümüze ulaşamamıştır. Bugün mevcut olan surlar, Bizans İmparatoru II. Teodosios tarafından yaptırılan ve ilk kısmı 413 yılında tamamlanan surlardır. Bunlar, Kara Surları, Haliç Surları ve Marmara Surları şeklinde üç ayrı bölümden oluşmaktadır.
Kara Surlan Ayvansaray`da Haliç kıyısında başlayıp, Yedikule`de Marmara Denizi`ne kadar uzamaktadır. Yaklaşık 6.5 km. uzunluğundadır. İstanbul`un fethi sırasında çok tahrip olan bu surlar, fetihten hemen sonra onarılmıştır. Günümüze en sağlam ulaşanlar da bu surlardır. Bu surlar, diğerlerinden farklı olarak üç engelli biçimde inşa edilmiştir. Ön kısmında bir sur, arkasında hendek ve onun arkasında ise asıl ve daha yüksek surlar vardır.

Taksim Cumhuriyet Anıtı



Zaferle sonuçlanan İstiklal savaşı ve kurulan genç Cumhuriyet`in, Osmanlı`nın eski “payitaht”ı olan İstanbul`a da benimsetilip özdeşleştirilmesi amacıyla yaptırılmıştır.
Cumhuriyet`in ilk yıllarında caddenin adı “cadde-i Kebir”ken “İstiklal caddesi” olarak değiştirilmiştir ama, kentsel gerçeklik boyutlarında bu yeterli görülmemiş, Cumhuriyet`in coşkusunu, Kurtuluş Savaşı`nın öyküsünü yeni kuşaklara daha çağdaş bir dille, bir anıtla anlatmanın, daha da anlamlı olabileceği düşünülmüştür. Bu görüşle de halkın bir yandan parasal katkısını sağlamak için girişimlerde bulunulurken, öte yandan ünlü İtalyan yontucu Pietro Canonica yapım için çağrılmıştır. İki genç Türk; Hadi (Bara) Bey ve Sabiha (Bengütaş) Hanım`ın yardımlarıyla, anıt 1928`de tamamlanmıştır.
Açılışta, çevre düzenlenmemiştir; bomboş bir alanın ortasında yer almıştır. Dönemin ünlü mimarı Mongeri, dairesel bir düzen kurar ve Taksim`de anıtıyla, yoluyla bir meydan haline dönüşür. Anıt, 11 m yüks

Yedi Tepe İstanbul



istanbul yedi tepe üzerinde kurulduğu söylenir. Bu tepelerin yerleri:
1- Topkapı Sarayı, Ayasofya ve Sultanahmet Camiinin bulunduğu tepe.
2- Çemberlitaş ve Nuriosmaniye Camiinin bulunduğu tepe.
3- Beyazıt Camii, Üniversite ve Süleymaniye`nin bulunduğu tepe.
4- Fatih Camiinin bulunduğu tepe.
5- Yavuz Selim Camiinin bulunduğu tepe.
6- Edirnekapı semtinde, Mihrimah Sultan Caminin bulunduğu tepe.
7- Kocamustafapaşa semtinin bulunduğu tepe.
Bunlardan başka, İstanbul`da surların dışında kalan ünlü tepeler şunlardır:
Beykoz`da Yuşa Tepesi, Rumelihisarı`ndaki Şehitlik Tepesi, Sarıyer`de Maden Tepesi, Paşabahçe`de Karlıtepe, Beyoğlu`nda Tepebaşı ve Fetihtepe; Şişli`de Hürriyet Tepesi, Gayrettepe, Esentepe, Kuştepe, Köğıthane`de Nurtepe, Şirintepe Seyrantepe, Gültepe, Çeliktepe; Kadıköy`de Fikirtepe, Göztepe; Usküdar`da lcadiye Tepesi, Sultantepe, Nakkaştepe, Büyük Çamlıca ve Küçük Çamlıca tepeleri.

Yıldız Sarayı-Şale



Beşiktaş, Ortaköy ve Balmumcu arasında, Boğaziçi`ne egemen bir konumda 500.000 m2`lik bir alanı kaplayan Yıldız, yerleşim tarihi Bizans dönemine dek inen bir koruluktur. Osmanlı döneminde "Kazancıoğlu Bahçesi" adıyla da anılmıştır.
Sultan IV. Murad (1623-1640) ve III. Selim (1789-1807) dönemlerinde de ilgi gören bu çevre; III. Selim`in, annesi Mihrişah Valide Sultan için "Yıldız" adıyla yaptırdığı bir köşkten dolayı bu ad ile anılmaya başlanmıştır. Sultan III. Mahmud (1808-1839), Sultan Abdülmecid (1839-1861) ve Sultan Abdülaziz (1861-1876) dönemlerinde eklenen köşk ve kasırlarla gelişen buradaki yapılar topluluğu; Sultan Abdülhamid Dönemi`nde (1876-1909) yapılan binalarla Yıldız Sarayı adını alarak, İmparatorluğun bugün yerinde İstanbul Üniversitesi`nin bulunduğu Eski Saray, Topkapı Sarayı ve Dolmabahçe Sarayı`ndan sonra dördüncü yönetim merkezi haline gelmiştir.

BINBIRDIREK SARNICI



Tarihte yaptiricisinin adi Philoksenos diye anilan eser 4 yy. Büyük Konstantin devrinden kalmadir. 224 Adet orijinal sütundan 212 adedi günümüze gelmistir
Yerebatan Sarayı (Bazilika Sarnıcı)
İstanbul en sık kuşatma tehlikesiyle karşılaşan şehirlerden biriydi. Kuşatma süresince yaşanan en önemli sorun da yiyecek ve içecek kaynaklarının tükenmesiydi. Bazilika Sarnıcı, Roma ve Bizans İmparatorları'nın bu sorunu çözmek için yaptırdığı sarnıçların en büyüğüdür. 80.000 metreküp su alabilen ve 140´70 metrekarelik bir alana yayılan sarnıç, 6. yüzyılda Justinianos tarafından öncelikle saray ihtiyaçlarını karşılamak üzere yapılmıştır. 336 sütundan bazılarında oyma süslemeler vardır.
Osmanlı'da akan su sevilir, duran su içilmezdi. Bu nedenle, Osmanlı'nın fethinden sonra, bir yüzyıl içinde unutulan sarnıçın suyu, saray bahçelerini sulamakta kullanıldı. 1985-1988 arasında sarnıç restore edildi ve sütunlar arasına gezi yolları yapıldı. Ses ve ışık efektleriyle sütunların etkileyici perspektifi ortaya çıkarıldı. İki sütunun tabanını oluşturan pagan kalıntıları olan Medusa kafalarının, hıristiyanlar tarafından ebediyen suyun altında gizlenmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır. Sarnıçta toplanan yağmur suyunda yaşayan sazan balıklarının dekoratif ve kirlenmeye karşı bir önlem olduğu sanılmaktadır.
 

Eski13-05-2008, 11:54   #7
Θкαn,,®
 
İstanbul'un Tarihi /Tarihi Yerleri ve Tarihi Resimler - Θкαn,,®



İSTANBUL ARKEOLOJİ MÜZELERİ



Sultanahmet semtindeki Gülhane Parkı girişinin sağından Topkapı Sarayı Müzesi`ne çıkan Osman Hamdi Bey Yokuşu üzerindedir.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri; Arkeoloji Müzesi, Eski Şark Eserleri Müzesi ve Çinili Köşk Müzesi olmak üzere üç müzeden oluşmaktadır.
19. yüzyıl sonlarında ünlü ressam ve müzeci Osman Hamdi Bey tarafından Müze-i Hümayun (İmparatorluk Müzesi) olarak kurulan İstanbul Arkeoloji Müzeleri 13 Haziran 1891`de ziyarete açılmıştır. "İlk Türk Müzesi" olarak taşıdığı önemin yanısıra dünyada müze olarak inşa edilmiş az sayıdaki müze binası arasında yer almasıyla da büyük önem ve ayrıcalığa sahiptir. Çeşitli kültürlere ait bir milyonu aşkın eseriyle bugün de dünyanın en büyük müzeleri arasındaki seçkin yerini korumaktadır.
Müze koleksiyonları, Balkanlar`dan Afrika`ya, Anadolu ve Mezopotamya`dan Arap Yarımadası`na ve Afganistan`a kadar Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde yer alan bölgelerden değişik uygarlıklara ait zengin ve çok önemli eserleri barındırmaktadır.
Arkeoloji Müzesi iki ayrı binadan oluşmaktadır;

I) ANA BİNA (ESKİ BİNA)

Osman Hamdi Bey tarafından 1891 yılında yapımına başlanmış, 1902 ve 1908 yıllarındaki ilavelerle bugünkü durumuma gelmiştir. Mimarı Alexadre Vallaury’dir. Binanın dış cephesi İskender Lahti ve Ağlayan Kadınlar lahitlerinden esinlenerek yapılmıştır. İstanbul’daki Neoklasik yapıların güzel bir örneğidir.
İki katlı binanın üst katında küçük boyutlu taş eserler, çanak çömlekler, pişmiş toprak heykelcikler, Hazine Bölümü ve yaklaşık 800.000 sikke, mühür, nişan, madalya ve sikke kalıplarının bulunduğu Gayri İslami ve İslami Sikke Kabineleri ile 70.000 civarında kitabı bulunan kütüphane yer almaktadır.
Binanın alt kat salonlarında; İskender Lahti, Ağlayan Kadınlar Lahti, Satrap Lahti, Lykia Lahti, Tabnit Lahti gibi Sayda kral mezarlarında bulunan ünlü lahidler sergilenmektedir.
Lahitler sergilemesinin yanı sıra, önemli antik kent ve bölgelerden gelen heykel ve kabartmaların yer aldığı Antik Çağ heykelciliği sergilemesi de alt katta bulunmaktadır.Bu sergilemede Arkaik Dönemden Bizans Dönemine kadar olan heykel sanatı gelişimi kronolojik sıralama içinde en seçkin örneklerle verilmektedir.

II) EK BİNA (YENİ BİNA)

Ana binanın güneydoğu bitişiğinde yer alan ek bina 6 katlıdır. Zemin altındaki iki katta depolar yer almaktadır.
Binanın dört katı ise sergileme salonu olarak düzenlenmiştir. Binanın 1. katında "Çağlarboyu İstanbul", 2.katında "Çağlarboyu Anadolu ve Troia" ile en üst katta "Anadolu`nun Çevre Kültürleri; Kıbrıs, Suriye - Filistin" sergileme salonları bulunmaktadır . Ek binanın giriş katında ise Çocuk Müzesi ile mimari eserler sergilemesi yer almaktadır. Ağustos 1998`de ziyarete açılan Thrakia-Bithynia ve Bizans sergileme salonu "İstanbul`un Çevre Kültürleri" adı altında giriş katının hemen altındaki kotta gezilebilmektedir.
Müze 100. kuruluş yıldönümü olan 1991 yılında alt kat salonlarında yapılan yeni düzenleme ve ek bina sergilemesi ile Avrupa Konseyi Müze Ödülü`nü almıştır.

ESKİ ŞARK ESERLERİ MÜZESİ

1883 yılında Osman Hamdi Bey tarafından Sanayi-i Nefise (Güzel Sanatlar Okulu) olarak yaptırılan bina 1917-1919 ve 1932-1935 yılları arasında yapılan çalışmalarla müze olarak düzenlenmiştir. 1963 yılında ziyarete kapatılmış olan bina, 1974 yılında iç mekanları değiştirilip yeni bir sergileme ile tekrar ziyarete açılmıştır.
İki katlı binanın üst katında Anadolu, Mezopotamya, Mısır ve Arap eserleri sergilenmektedir Akad Kralı Naramsin`in steli, Kadeş Antlaşması ve Zincirli heykeli müzenin ünik eserleri arasında yer almaktadır.
Bu müzede ayrıca 75.000 çivi yazılı belgenin korunduğu "Tablet Arşivi" bulunmaktadır.

ÇİNİLİ KÖŞK MÜZESİ



Fatih Sultan Mehmet tarafından 1472 tarihinde yaptırılan köşk İstanbul`daki en eski Osmanlı sivil mimarlık örneklerinden birisidir. l875-1891 yılları arasında Müze-i Hümayun (İmparatorluk Müzesi) olarak kullanılmıştır. l953 yılında Türk ve İslam eserlerinin sergilendiği Fatih Müzesi adı altında ziyarete açılmış, 1981 yılında konumu nedeniyle İstanbul Arkeoloji Müzeleri`ne devredilmiştir.
Köşkün giriş cephesi tek, arka tarafı ise iki katlıdır. Girişte 14 sütunlu mermer bir revak vardır. Giriş eyvanı mozaik çinilerle süslüdür. 6 oda ve bir orta salondan oluşan köşkte Selçuklu ve Osmanlı Dönemine ait çeşitli çini ve seramikler sergilenmektedir . Müze ve depolarında yaklaşık 2000 eser bulunmaktadır.

Sarı Köşk



Emirgân Parkı`nda işletmeye açılan bir diğer köşk de Sarı Köşk`tür. Hidiv İsmail Paşa tarafından yaptırılan parkın içindeki Sarı Köşk, Şale üslûbunda olup bir kuş evi görünümündedir. Türk insanının geleneksel yaşama düzeninin gereği olarak bir sofa etrafinda toplanan plan şeması uzun yıllar değişmeden sürdürülmüştür. Ünlü Osmanlı mimarı Serkiş Balyan tarafından tasarlanan yapıda, tavan ve duvar süslemeleri, büyük yüksek, kapı ve pencereler, iç mekanlarda parlak renkle zenginleştirilmiş işlemeler önem taşımaktadır. San Köşk, üst katında üç oda bir salon, alt katta dört oda, hol ve mutfak ve bir bodrum katından oluşur. Süsleme sanatının en ince özelliklerini taşır. İç tavanda çiçek motifleri yağlı boya figürler, dış cephe süslemeleri oyma el sanatının tipik örneğidir. San rengi beyazla birlikte motife edilmiş bir kuş evini andıracak şekilde dekore edilmiştir.

Yerebatan Sarayı (Bazilika Sarnıcı)



İstanbul en sık kuşatma tehlikesiyle karşılaşan şehirlerden biriydi. Kuşatma süresince yaşanan en önemli sorun da yiyecek ve içecek kaynaklarının tükenmesiydi. Bazilika Sarnıcı, Roma ve Bizans İmparatorları'nın bu sorunu çözmek için yaptırdığı sarnıçların en büyüğüdür. 80.000 metreküp su alabilen ve 140´70 metrekarelik bir alana yayılan sarnıç, 6. yüzyılda Justinianos tarafından öncelikle saray ihtiyaçlarını karşılamak üzere yapılmıştır. 336 sütundan bazılarında oyma süslemeler vardır.

Osmanlı'da akan su sevilir, duran su içilmezdi. Bu nedenle, Osmanlı'nın fethinden sonra, bir yüzyıl içinde unutulan sarnıçın suyu, saray bahçelerini sulamakta kullanıldı. 1985-1988 arasında sarnıç restore edildi ve sütunlar arasına gezi yolları yapıldı. Ses ve ışık efektleriyle sütunların etkileyici perspektifi ortaya çıkarıldı. İki sütunun tabanını oluşturan pagan kalıntıları olan Medusa kafalarının, hıristiyanlar tarafından ebediyen suyun altında gizlenmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır. Sarnıçta toplanan yağmur suyunda yaşayan sazan balıklarının dekoratif ve kirlenmeye karşı bir önlem olduğu sanılmaktadır.
 

Eski13-05-2008, 11:55   #8
Θкαn,,®
 
İstanbul'un Tarihi /Tarihi Yerleri ve Tarihi Resimler - Θкαn,,®

Topkapı Sarayı



Topkapı Sarayı, İstanbul'da Sarayburnu'nda, Bizans dönemindeki adıyla Akropol tepesindeki Osmanlı sarayıdır. Yapımı 1478'de tamamlanan saray 5 kilometreyi bulan surlarla çevrili, 700.000 m2 özel araziye sahip bir kompleksti. Bugün kapladığı alan ise 80.000 m2dir[1]

İstanbul'daki ilk Osmanlı Sarayı'nın temeli Fatih Sultan Mehmet tarafından, Beyazıt semtinde atılmıştır. 1454-1458 yılları arasında ahşap olarak yapılan Eski Saray'ın haremlik ve selamlık bölümleri mevcuttu. Yeni Saray'ın (Topkapı Sarayı) yapımına 1466 yılında başlanmış ve 1478'de bitirilmiştir. Topkapı Sarayı'nın diğer Avrupa saraylarından ayrılan önemli bir özelliği, tek bir binada olmayıp, çeşitli köşk ve dairelerden ayrı azuperı yapılar halinde inşa edilmesidir.
Sarayda doğan ilk padişah II. Osman, sarayda tahta ilk çıkan II. Bayezid, sarayda ölen ilk padişah II. Selim, hayatının 30 yılını saraydaki kafeste geçiren I. Mustafa'dır. Sarayda boğdurulan ilk padişah Sultan İbrahim'dir. 51 yıl hapis yatan III. Osman'dır. Saraydaki son cülus töreniyle tahta çıkan VI. Mehmet Vahdettin'dir.

İlk olarak yapılan Çinili Köşk-Sarayı 'dır (1472). İki katlı olan bina Orta Asya mimarisi karakterindedir. Binanın içi ve dışı çok kıymetli çinilerle bezenmiştir. Çinili Köşk'ten sonra Kubbealtı, Arz Odası, Has Oda, Hazine, Kiler, Seferliler gibi bölümlerle mutfaklar, hasta odası, hamam, Ağalar Camii, ahır vb. binalar ilave edilmiştir. Son olarak saray surları ile Sultanahmet yönündeki asıl kapının (Bab-ı Hümayun) yapımı ile Topkapı Sarayı'nın inşası tamamlanmıştır.
Sarayın harem bölümü Sultan III. Murat döneminde yapılmıştır (1574-1595). İnşaat tamamlandıktan sonra Beyazıt'da ikamet eden Harem halkı buraya taşınmıştır. Saraya zamanla Enderun Mektebi, Hekimbaşı Odası, Enderun Eczanesi, Sarayburnu'ndaki köşklerle, camiler kütüphane ve ahırlar ilave edilmiştir. IV. Murat (1623-1640) zamanında Revan ve Bağdat Köşkleri, Sultan İbrahim (1640-1648) devrinde Sünnet Odası, İtfaiye Köşkü ve sonraları Mustafa Paşa Köşkü, Hırka-i Şerif Dairesi, Kütüphane, Alay Köşkü, Mecidiye Köşkü gibi yapılar inşa edilmiştir.

Topkapı Sarayı 700.000 m2'lik bir alanı kaplamaktaydı. Burada 10 cami, 3 namazgâh, 8 koğuş binası, 14 hamam, 2 hastane, 2 eczane, 5 okul, 12 kütüphane, 7 hazine dairesi, 6 kule, 22 çeşme, 11 kuyu, 2 sarnıç, 6 havuz, 2 su terazisi, 1 asma bahçe, 20 kubbeli mutfak, 348 oda ve salon ile Sarayburnu'nda yazlık köşkler bulunmaktaydı.
Topkapı Sarayı, Bakanlar Kurulu kararıyla 3 Nisan 1924 tarihinde müzeye çevrilerek, aynı yılın 9 Ekim'inde ziyaretçilere açılmıştır. Sürekli ve geçici 20 sergi salonu, 86.000 parça eski eseri ile dünyanın en büyük ve en zengin saray-müzelerindendir.
Saray-ı Hümayun ve İç Saray



Surlarla çevrili Saray-ı Hümayun'un yapıları: Otluk Kapısı, Balıkhane Kapısı, Haseki Hamamı, Alay Köşkü, Zeynep Sultan Camii, Soğukçeşme Kapısı, Ayasofya, III. Ahmet Çeşmesi, Ahırkapı Feneri, İncili Köşk, Odun Kapısı, Has Ahır, Hasbahçe, Şevkiye Köşkü, Vükela Kapısı, eski kayıkhaneler, Sepetçiler Kasrı, Yalı Köşkü, Demirkapı, Yalıköşkü Kapısı, Yeni Darphane, Darphane Köşkü, Babı Hümayun, Gülhane Kasrı, Godlar Sütunu, Babüsselam, Arz Odası, Çinili Köşk, Revan Köşkü, Bağdat köşkü, III. Osman Köşkü, Sofa Köşkü, Lala Bahçesi, Birinci Avlu, İkinci Avlu, Üçüncü Avlu, Topkapı sarayı.
İç saraydaki yapılar:
Babüsselam, Mutfak kanadı, Babüssaade, Arz odası, Fatih Köşkü, Hekimbaşı odası, Ağalar Camii, İç hazine, Raht Hazinesi, Has Ahır, Kubbealtı, III. Ahmet Kütüphanesi, Sünnet odası, III. Murat Köşkü

AYA İRİNİ KİLİSESİ MÜZESİ (St. İrene)


Aya İrini, Bizans`ın İlk Kilisesi...
Konstantin, şehri yeniden kurarken kendi adına bir forum, saray ve hipodromun yanı sıra, 330`larda Roma tapınaklarının üzerine Aya İrini Kilisesi`ni inşa ettirir. Aya İrini ya da Hagia Eirene`nin sözlükteki anlamı `Kutsal Barış`; ama aynı zamanda da, aynı yüzyılda yaşamış bir azize. Azizenin gerçek adı Penelope`dir. Hıristiyanlığı yaymaya çalışır. Putperestler tarafından yılanlarla dolu bir kuyuya atılır; ölmez. Taşlanır, atlara bağlanıp sürüklenir; yine de ölmez. Mucizelerin sonunda putperestler Hristiyan olur; İrini de bir azize. İmparator Konstantin, bu olağanüstü olay üzerine yaptırdığı tek tanrılı dinin ilk mabedine Aya İrini adını verir.

Aya İrini, Bizans`tan günümüze kalan atriumlu tek kilise. Atrium, eski Roma tapınaklarının ortasındaki çevresi revaklı bir avlu. Aya İrini, yerini aldığı tapınağın özelliklerini bugüne kadar getirmiş. Ancak bugünkü Aya İrini, aynı Aya İrini değil. Çünkü ahşap ilk Aya İrini, 532`de yanmış. İmparator Iustinianos, çok tanrılı inancı kesinlikle yasaklayınca ayaklanan halk, Zeus`a sığınarak hem Ayasofya`yı, hem de Aya İrini Kilisesi`ni yakmış... İustinianos, Ayasofya ve Aya İrini`yi yeniden yaptırmış. Ancak Aya İrini 564`te bir kez daha yanmış. Onarılmış... İki yangından sonra, bu defa depremlerle sallanmış. Yani kilise üç kez onarılmış.

Osmanlı sultanı II. Mehmet, İstanbul`a girip yeni bir dönemi başlatır. Yapımına başlanan Topkapı Sarayı`nın dış duvarları, Ayasofya ve Aya İrini`nin arasından geçer. Aya İrini bir süre sonra silâhların bakım ve onarımının yapıldığı iç cephane olur.
Aya İrini, Osmanlı`nın ilk müzesidir. Depodaki silâhlar antika olunca 19. yy.`da ilk müze Aya İrini`de açılır. Aya İrini`nin galerilerine çıkışı sağlayan çift kanatlı merdivenler o sıra yapılır. Osmanlı, Aya İrini`ye, ana kapıdaki 1726 tarihli kitabeyi ve merdiveni ekler.

Aya İrini`yi sallayan o eski depremler sırasında Bizans`ta ikonalar, dinen yasaklandığı için onarımlarda duvarlar süslemesiz bırakılmış. Bugün, Osmanlı`nın üzerine bir bayrak asarak kapattığı apsis yarım kubbesindeki İsa`yı simgeleyen haç ve haçın altında İsa`nın çarmıha gerildiği Golgota Tepesi`ni simgeleyen birkaç basamaklı kürsü çizimi dışında bir motif kalmış.

1453 yılında İstanbul`un fethinden sonra kilise camiye çevrilmediği için yapıda önemli bir değişiklik yapılmamıştır. Uzun süre ganimet ve silah deposu olarak kullanılmıştır. Tophane müşirlerinden Damat Ahmet Fethi Paşa 1846 yılında Türk müzesinin ilk nüvesini oluşturan eserleri burada sergilenmiştir. 1869 yılında Aya İrini, Müze-i Hümayun (İmparatorluk Müzesi) adını almıştır. Zamanla, sergi mekânlarının yetersiz kalması nedeniyle buradaki eserler 1875 yılında Çinili Köşk`e taşınmıştır. 1908 tarihinden itibaren Aya İrini Askeri Müze olarak kullanılmıştır. Daha sonra bir süre boş kalan yapı onarılmış ve Ayasofya Müzesi Müdürlüğü`ne bağlı bir birim haline getirilmiştir.

Düzenleyen Θкαn,,® : 17-05-2008 12:33.
 

Eski13-05-2008, 11:57   #9
Θкαn,,®
 
İstanbul'un Tarihi /Tarihi Yerleri ve Tarihi Resimler - Θкαn,,®

İSTANBUL/TARİHİ RESİMLER

AKSARAY













AYASOFYA













Büyük ada



 

Eski13-05-2008, 11:58   #10
Θкαn,,®
 
İstanbul'un Tarihi /Tarihi Yerleri ve Tarihi Resimler - Θкαn,,®

Beşiktaş













Beyazıt

















Çemberlitaş



 

Eski13-05-2008, 12:00   #11
Θкαn,,®
 
İstanbul'un Tarihi /Tarihi Yerleri ve Tarihi Resimler - Θкαn,,®

Beyoğlu/Taksim































Dikilitaş



Divan yolu



 

Eski13-05-2008, 12:01   #12
Θкαn,,®
 
İstanbul'un Tarihi /Tarihi Yerleri ve Tarihi Resimler - Θкαn,,®

Boğaz

















Dolmabahçe











Fatih





Laleli



 

Eski13-05-2008, 12:02   #13
Θкαn,,®
 
İstanbul'un Tarihi /Tarihi Yerleri ve Tarihi Resimler - Θкαn,,®

Galata köprüsü



























Moda





Fenerbahçe





 

Eski13-05-2008, 12:03   #14
Θкαn,,®
 
İstanbul'un Tarihi /Tarihi Yerleri ve Tarihi Resimler - Θкαn,,®

Eminönü/Karaköy







































 

Eski13-05-2008, 12:04   #15
Θкαn,,®
 
İstanbul'un Tarihi /Tarihi Yerleri ve Tarihi Resimler - Θкαn,,®

Galatasaray













Haliç















Kadıköy











 

Eski13-05-2008, 12:05   #16
Θкαn,,®
 
İstanbul'un Tarihi /Tarihi Yerleri ve Tarihi Resimler - Θкαn,,®

Galata kulesi













Nişantaşı /Şişli











Rumeli hisarı















Salacak



 

Eski13-05-2008, 12:06   #17
Θкαn,,®
 
İstanbul'un Tarihi /Tarihi Yerleri ve Tarihi Resimler - Θкαn,,®

Kurbağalıdere







Sarayburnu





Sultanahmet









Süleymaniye





Tophane







Topkapı





 

Eski13-05-2008, 12:08   #18
Θкαn,,®
 
İstanbul'un Tarihi /Tarihi Yerleri ve Tarihi Resimler - Θкαn,,®

Unkapanı











Üsküdar











Adliye



Alman çesmesi



Ayvansaray



Balıkpazarı



Bebek



Beykoz



Beylerneyi sarayı



Bostancı iskelesi

 

Eski13-05-2008, 12:10   #19
Θкαn,,®
 
İstanbul'un Tarihi /Tarihi Yerleri ve Tarihi Resimler - Θкαn,,®

Fıransız elçiliği



Bğdat caddesi



Edirne kapı



Emirgan



Eyüp



Caddekebir



Cerrahpaşa



Florya plajı



Göksu



Halaskargazi



Harbiye



Haydarpaşa garı



Hisar



Kağıthane



Kale kapısı



Kapalıçarşı



Kasımpaşa



Kızkulesi



Konak



Kumkapı

 

Eski13-05-2008, 12:11   #20
Θкαn,,®
 
İstanbul'un Tarihi /Tarihi Yerleri ve Tarihi Resimler - Θкαn,,®

Kuruçeşme



Mahmutpaşa



Osmaniye



Ortaköy cami



Samatya



Sehzadebaşı



Yedikule



şişhane



Suadiye plajı



Yıldız sarayı





















 

Eski13-05-2008, 12:13   #21
Θкαn,,®
 
İstanbul'un Tarihi /Tarihi Yerleri ve Tarihi Resimler - Θкαn,,®







































 

Eski13-05-2008, 12:15   #22
Θкαn,,®
 
İstanbul'un Tarihi /Tarihi Yerleri ve Tarihi Resimler - Θкαn,,®







































 

Eski13-05-2008, 12:16   #23
Θкαn,,®
 
İstanbul'un Tarihi /Tarihi Yerleri ve Tarihi Resimler - Θкαn,,®

ÇİZGİLERDE İSTANBUL







































 

Eski13-05-2008, 12:17   #24
Θкαn,,®
 
İstanbul'un Tarihi /Tarihi Yerleri ve Tarihi Resimler - Θкαn,,®



































 

Eski13-05-2008, 12:18   #25
Θкαn,,®
 
İstanbul'un Tarihi /Tarihi Yerleri ve Tarihi Resimler - Θкαn,,®








































Düzenleyen Θкαn,,® : 14-05-2008 17:08.
 

Eski13-05-2008, 12:22   #26
Θкαn,,®
 
İstanbul'un Tarihi /Tarihi Yerleri ve Tarihi Resimler - Θкαn,,®








































Düzenleyen Θкαn,,® : 14-05-2008 17:22.
 

Eski13-05-2008, 12:57   #27
terguden
 
İstanbul'un Tarihi /Tarihi Yerleri ve Tarihi Resimler - terguden

Süper bir çalışma olmuş Θкαn,,® Çok güzel resimler ve bilgiler.

Ellerine sağlık.

Saygılar.
 

Eski13-05-2008, 13:31   #28
gamigumi
 
İstanbul'un Tarihi /Tarihi Yerleri ve Tarihi Resimler - gamigumi

tek kelimeyle mükemmel olmuş
konuya eklenebilecek bi yer kaldığını düşünmüyorum
formundasın yine
emeğine sağlık(unutma dönem ödevimi sen yapıcan ha)
benim karma etkim yetmez bu konuyu karmalamaya .iyisimi
 

Eski13-05-2008, 23:40   #29
s@rd@lye
 
İstanbul'un Tarihi /Tarihi Yerleri ve Tarihi Resimler - s@rd@lye

Süper bi çalışma tam arşivlik...saooll
 

Eski14-05-2008, 02:38   #30
pesimist
 
İstanbul'un Tarihi /Tarihi Yerleri ve Tarihi Resimler - pesimist

mükemmel bir paylaşım. teşekkürler
 

Eski14-05-2008, 02:51   #31
xmawix
 
İstanbul'un Tarihi /Tarihi Yerleri ve Tarihi Resimler - xmawix

Eline sağlık. Çok iyi çalışma olmuş.
 

Eski14-05-2008, 03:22   #32
Amele - 3
 
İstanbul'un Tarihi /Tarihi Yerleri ve Tarihi Resimler - Amele - 3

çok emek vermişsin.eline sağlık..
turistik yerlere eklenti yapmak lazım..turing in restore ettiği soğukçeşme sokağı, vede sarnıçları da burda belirtmeliyiz..bulabilirsem eklerim...

birde senden bakırköy ün, merter in, yani eski tabirle surdışının resimlerinide istiyorum..sağlıcakla ..karma veremiyorum, önceden vermişim
 

Eski14-05-2008, 16:04   #33
ESTERGON
 
İstanbul'un Tarihi /Tarihi Yerleri ve Tarihi Resimler - ESTERGON

Tebrikler, güzel bir arşiv çalışması yapmışsın.
Fotoğrafların bazılarını "100 yıl önce 100 yıl sonra" başlığı ile vermiştim.
Ama konu bütünlüğü içinde kullandığın için oldukça güzel olmuş.
Kolay gelsin, esen kalın.
 

Eski14-05-2008, 18:07   #34
Θкαn,,®
 
İstanbul'un Tarihi /Tarihi Yerleri ve Tarihi Resimler - Θкαn,,®







































 

Eski14-05-2008, 18:24   #35
Θкαn,,®
 
İstanbul'un Tarihi /Tarihi Yerleri ve Tarihi Resimler - Θкαn,,®



Haydarpaşa Garı

1908'de İstanbul - Bağdat Demiryolu hattının başlangıç istasyonu olarak inşa edilen tren garıdır. Gar, TCDD'nin ana istasyonudur. İstanbul'un Anadolu yakasında, Kadıköy'de bulunur. Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinde Bağdat Demiryolu yanında İstanbul-Şam-Medine (Hicaz Demiryolu) seferleri de yapılmaya başlanmıştır.

Devrin Osmanlı Padişahı II. Abdülhamit döneminde, 30 Mayıs 1906 tarihinde yapımına başlanmıştır. 1908 yılında ise hizmete girmiştir. Binanın bulunduğu sahaya III. Selim'in paşalarından Haydar Paşa'nın adı verilmiştir. Binanı inşaatı, Anadolu Bağdat adı altında bir Alman şirketi gerçekleştirmiştir. Ayrıca bir Alman'ın teşebbüsüyle garın önünde mendirek inşa edilerek Anadolu'dan gelecek veya Anadolu'ya gidecek vagonların ticari eşyasını yükleme ve boşaltma işlevi için tesisler yapılmıştr.

İki Alman mimar Otto Ritter ve Helmuth Conu tarafından hazırlanan proje yürürlüğe girmiş, garın yapımında Alman ustalarla İtalyan taş ustaları birlikte çalışmıştır. Birinci Dünya Savaşı sırasında gar deposunda bulunan cephanelere 1917'de yapılan bir sabotajla çıkan yangın sonucu binanın büyük bir bölümü hasar görmüştür. Yeniden onarılan bina bugünkü şeklini almıştır. 1979'da Haydarpaşa'nın açıklarında Independente adlı tankerin bir gemiyle çarpışması sonu meydana gelen patlamadan ve sıcaktan dolayı binanın O Linneman adlı ustanın yaptığı kurşun vitrayları hasara uğramıştır. 1976'da aslına uygun olarak yeniden geniş çapta onarılmış ve 1983'ün sonunda dört dış cepheyle iki kulenin restorasyonu tamamlanmıştır.



Sirkeci Garı

II. Abdülhamit devrinde İstanbul'un Avrupa yakasında inşa edilen tren garıdır. TCDD'nin, Haydarpaşa Garı ile birlikte İstanbul'daki iki ana istasyonundan biridir.

Sirkeci Garının bulunduğu yerde daha önce geçici olarak yapılan küçük bir istasyon mevcuttu. Alman Mimar August Jachmund tarafından planı çizilen şimdiki gar binasının yapımında granit mermer ve Marsilya Aden'den getirilen taşlar kullanılmıştır. 1888'de başlayan gar inşaatı 1890'da tamamlanmış, binanın açılışını II. Abdülhamit adına Müşir Ahmet Paşa yapmıştır.
Sirkeci Garı'nın içi
Sirkeci Garı'nın içi

Sirkeci garının ön cephesinde 2 saat kulesi bulunmaktadır. Binanın yan cephesinde Garın hizmete girdiği tarih, hem Rumi takvime hem de Miladi takvime göre yazılmıştır.

İnşa edildiği yıllarda denize çok yakın olan Sirkeci Garının çevresi geçen zaman içinde büyük bir değişime uğramıştır. Garın lokantası 1950'li ve 1960'lı yıllarda tanınmış yazar, gazeteci ve diğer şahısların buluşma noktası olur. Paris'ten kalkan Şark Ekspresi uzun yıllar bu istasyona yolcu indirmiş ve buradan yolcu almıştır.



Kanuni Sultan Süleyman Köprüsü

İstanbul ilinin Büyükçekmece ilçesinde bulunan, Büyükçekmece ile Mimarsinan arasında yer alan tarihi köprü.

İstanbul'u Avrupa'ya bağlayan tarihi ticaret yolu üzerinde, Büyükçekmece Gölü'nün Marmara Denizi ile birleştiği noktada yapılmıştır. Mimar Sinan tarafından inşa edilen köprü, İstanbul'a 36 km uzaklıkta yer almaktadır. Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566) Zigetvar Seferi'ne çıkarken, ordunun, Büyükçekmece Gölü ile denizin birleştiği bu noktadan sallarla karşıya geçmekte çok zorlanması üzerine buraya köprü yapılmasını emretmiştir. Ancak Kanuni Sultan Süleyman, Zigetvar Kuşatması'nda öldüğü için köprü, oğlu II. Selim zamanında, 1567 yılında tamamlanmıştır.

Köprünün girişindeki turistik alan içerisinde Sokullu Mehmet Paşa Camii, Kurşunlu Han ve Kanuni Sultan Süleyman Çeşmesi de yer almaktadır.

Mimar Sinan'ın Köprü, eserlerimin içerisinde şaheserimdir. dediği bu köprü, 636 metre uzunluğunda, 7,17 metre genişliğindedir. 4 ayrı bölümden ve 28 kemerden oluşan köprünün yapımı sırasında, gölün suları büyük tulumbalarla boşaltılarak, 40.000 m3 taş kullanılmıştır. 1986-1989 yılları arasında restore edilen köprü ilçenin sembolüdür.



Gotlar Sütunu

Topkapı Sarayı dış bahçesinde, Gülhane Parkı Sarayburnu girişinde bulunan Ve Roma Devri'nden günümüze hiç değişikliğe uğramadan gelen en eski abidedir. 3. veya 4.yy'da dikilmiş olan sütun yüksek kaide üzerinde 15m. boyunda monalit mermerdir. Sütun başı korint uslubunda kartal arması ile süslüdür. Got'lara karşı kazanılan zaferden bahseden kitabe satırlarından dolayı Gotlar Sütunu adıyla anılır. Etrafını saran Yüksek ağaçlar arasına saklanmış gibi durmaktadır.



Çiçek Pasajı (Cité de Péra)

büyük Beyoğlu yangını sonucu yok olan Naum Tiyatrosu'nun arsasına 1876'da kurulan tarihi ve ünlü bir pasaj.

1870 yılındaki büyük Beyoğlu yangınında yanarak yıkılan Naum Tiyatrosu'nun arsası dönemin en zengin insanlarından biri olan Hristaki Zografos Efendi tarafından satın alındı. Rum Cleanthy Zanno`nun mimarlığında yeni bir tip çarşı binası olarak Cité de Péra adıyla yaptırıldı. Hem İstiklal Caddesi'ne hem de Tiyatro Sokağı'na açıldığı için pasaj niteliğinde olan yapı 24 dükkan, 18 lüks daireden oluşuyordu. Maison Parret ve Vallaury'nin pastanesi, Nakumara'nın Japon mağazası, Dulas'ın Natürel çiçekçisi, Schumacher'in hamur işleriyle ünlü fırını, Yorgo'nun meyhanesi, Keserciyan'ın terzihanesi, Acemyan'ın tütüncü dükkanı, Hristo'nun kafesi... pasajın ilk 30 yılı içerisinde faaliyete geçen önemli dükkanlarından sayılabilir.

Cité de Péra ya da Hristaki Pasajı denilen binanın mülkiyeti 1908 yılında Sadrazam Küçük Said Paşa'ya geçti. Mütareke yıllarında birçok çiçek dükkanı açıldı, o güne kadar daha çok Hristaki Pasajı olarak anılan yer Çiçek Pasajı adını aldı. Asıl olarak 1940'lı yıllarda açılan meyhaneler (özellikle Nektar Birahanesi) büyük bir müşteri kalabalığı çekmeye başladı. 1950'lerde çiçekçiler başka sokaklara doğru kaymaya başlayınca boşalan yerlere yeni yeni meyhaneler açılmaya devam etti. 1950'lilerin sonunda "Çiçek" adı daha çok bir hatıra olarak kalmıştı, pasaj tümüyle bugünkü meyhane kimliğine büründü.

10 Mayıs 1978'de bir gecede aniden çöken bakımsız bina, 1988'e kadar yıkık ve dağılmış biçimde kaldı. Belediyenin ve pasajı kurtarmak için kurulan "Çiçek Pasajını Yaşatma ve Güzelleştirme Derneği" nin girişimiyle onarılıp, eski haline sadık kalarak hizmete sokuldu.

Çiçek Pasajı Güzelleştirme ve Yaşatma Derneği, Beyoğlu Belediyesi ve Mey İçki arasında yapılan anlaşmayla dış cephe bakımı, cephe yenilemesi, çiçeklendirme ve aydınlatma gibi sorunlu kısımları yenileme çalışmaları için kısa bir süre kapalı kalan Çiçek Pasajı Aralık 2005'te tekrar hizmete girdi.


Girişle birlikte 3 katlı bina geniş bir alan üzerine oturur. Ana malzemesinin taş olduğu yapının ön yüzünde gösterişli bir cephe mimarisi hakimdir. Beyoğlu'nun en süslü binalarından biri olan Çiçek Pasajı, cephede kullanılan karyaditler, en üst katın orta bölümünde yer alan aslan ve insan başları ile ilgi çekicidir. Süslemeler ve mimarideki hareketli düzenleme göz önüne alındığında bu bina 19. yüzyıl Seçmeciliğinin tipik örneklerinden biridir.

Düzenleyen Θкαn,,® : 17-05-2008 12:35.
 

Eski14-05-2008, 19:09   #36
Θкαn,,®
 
İstanbul'un Tarihi /Tarihi Yerleri ve Tarihi Resimler - Θкαn,,®



Galata Köprüsü

II. Abdülhamit tarafından İstanbul'da Haliç üzerine yaptırılmış olan, Karaköy'le Eminönü'nü birleştiren köprü.

Tarih boyunca Haliç'in iki yakasını Galata köprüleri birleştirmiştir. Bizans tarihçileri, Haliç üzerindeki ilk köprünün I. Justinianus (altıncı yüzyıl) devrinde yapıldığını, adının 'Aghios Khalinikos Köprüsü' olduğunu yazar. Yeri tam olarak bilinmemekle birlikte, 12 kemerden oluşan bu taş köprünün Eyüp-Sütlüce arasında olduğu tahmin edilmektedir.

Fatih Sultan Mehmet de İstanbul'un fethi sırasında Haliç'e bir köprü yaptırmıştır. Demir halkalarla birbirine bağlanmış ve üzerine kalın kalaslar çakılmış dev fıçılardan oluşan bu köprü Ayvansaray-Kasımpaşa arasında idi. Nişancı Mehmet Paşa bu köprünün fıçılardan değil, yan yana demirlenmiş ve kirişlerle birbirine bağlanmış gemilerden oluştuğunu söyler.



Galata Köprüsü için ilk girişim II. Beyazıt döneminde yapıldı. Leonardo da Vinci, padişahla temasa geçerek bir Haliç Köprüsü tasarımı sundu. Gerçekleştirilmesi teknik olarak imkansız görülen bu tasarımın üzerinden 350 yıl geçtikten sonra ilk Galata Köprüsü, 1845 yılında, Sultan Abdülmecid zamanında annesi Bezm-i Alem Valide Sultan tarafından yaptırıldı.

Köprüye 'Cisr-i Cedid', 'Valide Köprüsü', 'Yeni Köprü', 'Büyük Köprü', 'Yeni Cami Köprüsü', 'Güvercinli Köprü' adları takılmıştı. Günümüzde yalnızca Galata Köprüsü olarak bilinmektedir. 1863, 1875 ve 1912 yıllarında yenilenen Galata Köprüsü, 1912'de açılan son köprü, 1992'de yandı. Yanan köprü onarıldıktan sonra Balat-Hasköy arasına yerleştirildi ve Karaköy-Eminönü arasındaki eski köprü yerine modern bir köprü yapıldı.

En eski kayıtlara göre,Altın Boynuz üzerine köprü M.Ö. 6. yüzyılda büyük Jüstinyanüs tarafından yapıldı. 1453'te Konstantinepol düştüğünde Türkler, gemilerini yanyana birleştirerek mobil bir köprü meydana getirdiler ve onu ordularını Altın Boynuz'un bir tarafından, diğer tarafına geçişte kullandılar. 1502-1503 yıllarında bölgeye ilk köprü yapma planları konuşuluyordu. Sultan II.Beyazıd, Leonardo da Vinci'den bir dizayn istedi. Altın Boynuz için hazırlanan köprü tek açıklıklı 240 metre uzunluğunda ve 24 metre genişliğinde idi.Eğer yapılsaydı dünyadaki en uzun köprü olacaktı. Malesef istekli dizayn padişahın onayını karşılayamadı. Diğer İtalyan sanatcısı Mikelancelo İstanbul'a köprü için davet edildi. Mikelancelo bu teklifi red etti.Altın Boynuz'a karşıdan karşıya köprü yapma düşüncesi 19. yüzyıl'a kadar rafa kaldırılıyordu.

Hayratiye Köprüsü

Erken 19.yüzyılda, Sultan II. Mahmut (1808-1839) Azapkapı ve Unkapanı arasına yapılmış epey mesafeli bir köprüye sahipti. Bu köprü Hayratiye olarak biliniyordu. 3 Eylül 1836'da açılmıştı. Proje, Yüksek Amiral Fevzi Ahmet Paşa tarafından işçileri ve deniz tersane imkanlarını kullanarak icra ediliyordu. Tarihçi Lüti'ye göre bu köprü duba bağlantısıyla yapılıyordu. Yaklaşık 500-540 metre uzunluğundaydı.


İlk Galata Köprüsü, kanal ağzına 1845 yılında Sultan Abdülmecid'in (1839-1861) annesi Valide Sultan tarafından 1845 yılında yapıldı ve 18 yıl kullanıldı. Cisr-i Cedid veya yeni köprü olarak biliniyordu, onu Altın Boynuz da daha erken yapılan köprüden ki Cisr-i Atik veya eski köprü diye bilinen köprüden ayırt etmek için bu ad verilmişti. Köprünün Karaköy tarafında, yeni köprünün Sultan Abdülmecid Han tarafından inşa ettirildiğini belirten Şinasi'nin bir beyti vardı. Köprünün üzerinden ilk geçen Sultan Abdülmecid idi. Altından gemisi Cygne ile ilk geçen Fransız kaptan Magnan idi.



İlk üç gün köprü geçişi parasız idi.Denizcilik Bakanlığına mürüriye olarak bilinen köprü geçiş parası ödenene kadar.25 Ekim 1845 de köprü geçiş ücreti toplanmaya başlandı.Köprü geçiş ücretleri şöyleydi:

* serbest :Ordu ve kanun uygulayıcı personel,görevdeki yangın södürücüler,rahipler
* 5 para :yayalar
* 10 para :sırtı yüklü insanlar
* 20 para :sırtı yüklü hayvanlar
* 100 para :at arabası
* 3 para :koyun,keçi ve diğer hayvanlar.

Köprü geçiş ücreti 31 Mayıs 1930'a kadar köprünün her iki sonunda ayakta duran beyaz üniformalı memurlarca toplandı.

İkinci Köprü

Bu köprü ikinci ağaç köprü olarak 1863'de yerleştirildi Sultan Abdülaziz'in (1861-1876) emri üzerine Ethem Pertev Paşa tarafından inşa edildi.Napeleon III ün İstanbul ziyaretine hazırlık için.

Üçüncü Köprü

1870 de bir Fransız şirketi Forget et Chantiers de la Mediteranee' ile üçüncü köprünün yapımı için bir sözleşme imzalandı.Fakat Fransa ile Almanya arasında savaşın patlak vermesi projeyi erteledi.Ve karşılık olarak 1872 de İngiliz firması G.Wells'e verildi.Köprü 1875 de tamamlandı.480 metre uzunluğunda ,14 metre genişliğinde ve 24 duba üzerinde duruyordu.105,000 altın Lirası değere inşa edilmişti.Bu köprü 1912 yılına kadar kullanıldı,akıntıya karşı çekildiğinde ; yerine şimdiki hakiki eski Cisr-i Atik köprüsü yerleştirildi

Dördüncü Köprü

Dördüncü köprü Alman firması MAN AG tarafından 1912'de 350,000 altın Lirasına inşa edildi.Bu yüzen köprü 466 metre uzunluğunda,25 metre genişliğinde idi.1992 deki yangında pek çok insanın kötü bir şekilde zarar gördüğü köprüdür.Modern bir köprüye yol açmak için Altı Boynuza çekildi.


Galata köprüsü, saygın İstanbul'un geleneksel şehri, İmparatorluk sarayı ve başlıca dinler ve İmparatorluğun layik enstitüsü; Galata,Beyoğlu ve Harbiye'de büyük oranda gayri müslümün yaşadığı,yabacı tüccar ve diplomatların yaşayıp çalıştığı yerler arasında sembolik bir bağdır.Bu münasebetle köprü iki ayrı kültürü bir araya getiriyordu.



Peyami Safa'nın romanı "Fatih Harbiye" de, Fatih ilçesi'nden Harbiye'ye köprü yolu ile giden bir kimse farklı uygarlık ve farklı kültürü ayaklarına yarleştirir der. Hayaldeki yerinden farklı olarak, Galata Köprüsü'nün romantik görünüşü pek çok ressama ve oymacıya onu konu yapar.

İstanbul 'daki bütün turlar köprüyü için alır.Çünkü,Constantinople'un eski şehrinin geçiş yoludur.



Anemas zindanları

Karagümrük sınırları içinde bulunan Anemas Zindanları, Bizans döneminin en büyük saray komplekslerinden biridir. Blakhernai Sarayı’nın bir parçası olan Anemas Zindanları, Haliç’e yakın eski sur duvarlarına bitişik olarak inşa edilmiş 14 hücre odasından ve bu odaların altındaki iki katlı bodrumdan oluşur.

Bizans’tan günümüze ayakta kalan tek yeraltı zindanı olan, tarihi ve mimari özellikleriyle dünyada başka benzeri bulunmayan Anemas Zindanları, son yıllarda büyük bir yıkımla karşı karşıya kaldı. Anemas Zindanı, adını Arap asıllı bir Bizans askeri olan “Mikhael Anemas’tan alıyor. 1107 yılında İmparator Aleksios’a karşı suikast girişimi tasarlarken yakalanan Anemas, suçunun cezasını zindandaki bir kuleye hapsedilerek çekmiş, gözlerine mil çekilip kör edilmesini imparatorun kızı Anna engellemişti. Anemas’ın ardından İmparator I. Kommenos, İmparator Isaakios ve oğlu Aleksios, veliaht Andronikos Palaiologos ile Sultan I. Murad’ın oğlu Savcı Bey gibi birçok ünlü kişinin de tutuklu kaldığı zindanın fetihten sonra ne amaçla kullanıldığı bilinmiyor.

Yüksek mevkilerde bulunanlara mahsus bir çeşit devlet hapishanesi olan Anemas Zindanı ve Kulesi, Latin işgali 1261’de bittikten sonra da bu işlemi sürdürmüştür. İmparator 5. Ioannes Palaiologos’un oğlu Andronikos da 1. Murat’ın oğlu Sara Bey ile 1374’de babalarına karşı bir ayaklanma düzenlediklerinde yakalanmışlar ve Andranikos, Anemas Zindanına kapatılmıştır. Fakat 1376’da buradan kaçarak, babası ve kardeşi Maunel’i aynı yere hapsettirmiştir.

Blakhernai Sarayı’na ait oldukları anlaşılan mahzenler ve kuleler genişçe bir kompleks oluşturur. Üstünde 16. Yy sonlarında inşa edilen İvaz Efendi Camii’nin bulunduğu terasın önünde bulunan bitişik kulelerden birine Anemas, diğerine İsaakray Angelas Kulesi denilir.

Son yıllarda, Anemas Zindanı denilen tonozlu hücreler, tarihi filmler için plato olmuştur. (Kahpe Bizans,Şahmaran,Kara Murat filimlerinin bazı sahneleri burda çekilmiştir)Fatih Belediyesi de burayı temizleyerek turistik bir yer haline getirmiştir. İstanbul arkeolojisine Anemas Zindanları olarak geçen bu önemli kalıntıları her şeyden önce eksiksiz ve doğru plan ve bağlantıların temizlenmesi, hangi dönemlere ait olduklarının meydana çıkarılması gereklidir.



Kamondo Merdivenleri

Kamondo Merdivenleri İstanbul'un Galata semtindeki Voyvoda Caddesi'yle ile Banker Sokağı'nı birleştiren barok üslûplu merdivenlerdir.

1850'li yıllarda yapılan merdivenler bölgenin en önemli banker ailelerinden biri olan Kamondo Ailesinden Avram Kamondo adı yaptırılmıştır. O zamanlar Banker Sokağı da Rue Kamondo (Kamondo caddesi) olarak bilinmekteydi.

 

Eski14-05-2008, 19:28   #37
Θкαn,,®
 
İstanbul'un Tarihi /Tarihi Yerleri ve Tarihi Resimler - Θкαn,,®


Feshane

II. Mahmut tarafından 1826 yılında yeniçeri ordusunun yerine gelmiş olan yeni orduya üniforma dikmek için kurulmuş olan ve günümüzde ise uluslararası fuar kongre ve kültür merkezi olarak hizmet vermekte olan İstanbul Haliç kıyısındaki tarihi yapıdır.

Osmanlı ordusu 19. yüzyıl ortalarına doğru zamanın akımına uyarak üniformalarında değişikliğe gitmiş ve yeni üniformaların karşılanması için II. Mahmut Feshane Dokuma Fabrikasını kurmuştur. 1893 yılında ürettikleri yünlü kumaş ve feslerle Chicago kentindeki uluslararası fuara katılmışlar ve bu fuardan bir ödül ile dönmüşlerdir. Ancak daha sonraları Osmanlı ordusu üniformalarını Avusturya'dan almaya başlayınca tesiste tamamen fes üretilmeye başlamış ve adı "Feshane-i Amire" olmuştur.

1992 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve özel bir kuruluşun aracılığıyla, bina, çağdaş el sanatları müzesine dönüştürülmütür. Sonraki yıllarda ise haliç tarafındaki suların yükselmesiyle binanın içine kadar suların girmesi üzerine bina kullanılamaz duruma gelmiştir.1998 yılında binanın restorasyon çalışmaları tekrar başlamış ve bina nihayet yokolmaktan kurtarılabilmiştir.

Bozdoğan Kemeri

Hadrianus Kemeri olarak da adlandırılan Bozdoğan Kemeri, Ortaçağda, İstanbul’un su ihtiyacını karşılayan kemerlerin en önemlilerindendir. Farklı dönemlerde Osmanlı sultanları tarafından restore ettirilen kemer, şehrin en seçkin tarihi eserlerinden birisidir.Kemer İstanbul Fatih’de, bugün İstanbul Üniversitesi’nin bulunduğu tepe ile Fatih Camii’sinin bulunduğu tepe arasında uzanmaktadır. Bugün ayakta kalan bölümü orjinal uzunluğundan 50 metre daha kısa olan 921 metrelik bölümüdür. Atatürk Bulvarı, kemerin taban kavislerinin arasından geçerek devam etmektedir.

O zaman ki adı Bizans olan şehrin su rezerv sisteminin inşası İmparator Hadrianus döneminde başladı. I. Konstantin zamanında şehrin yeniden yapılanması ve büyümesiyle birlikte hızla artan nüfusun ihtiyacını karşılamak için sistemin daha da genişletilmesine gerek duyuldu.

Kemer, suyunu Kağıthane ile Marmara Denizi arasında kalan tepelerin yamaçlarından alan ve Trakya’nın tepelik bölgelerinden başkente kadar uzanarak şehrin su ihtiyacını karşılayan geniş kemerler ve kanallar sisteminin - toplam uzunluğu 250 kilometreye kadar uzanan bu sistem antik dönemde yapılmış benzer sistemlerin en büyüğüdür - en son noktasında yer almaktadır. O zamanlar şehre gelen bu su, toplam kapasitesi 1 milyon metre küpten fazla olan üç açık ve Yerebatan Sarnıcı gibi yüzden fazla yaraltı sarnıcında depolanmaktaydı.

Kemerin inşaasına ne zaman başlandığı bilinmemekle birlikte, 368 yılında kemerin adının da kendisinden geldiği Roma İmparatoru Valens döneminde bitirildiği bilinmektedir. Kemer o zaman Kapitolyum’un bulunduğu üçüncü tepe(bugün İstanbul Üniversitesi’nin bulunduğu yer) ile Havariyun Kilisesi’nin bulunduğu dördüncü tepe(bugün Fatih Camii’sinin bulunduğu yer) arasındaki vadide uzanmaktadır. Söylentiye göre, Procopius isyanı sırasında çöken Kalkedon duvarının taşları kullanılarak inşaa edilen kemer,373 yılında dönemin valisi Klearchos tarafından Theodosius Forumu’nda , Yunan Mitolojisinde su perisi olarak geçen Nemflere ithaf edilerek törenle hizmete sokulmuştur.

382 yılında yaşanan şiddetli kuraklıktan sonra I. Theodosius tarafından Belgrad Ormanlarından şehre su taşıyan yeni bir hat inşaa ettirildi(Theodosius Kemerleri ) II. Theodosius döneminde, Bozdoğan Kemerin suyunun Zeus Hamamlarına ve İmparatorluk Sarayına dağıtımı sağlandı. Muhtemelen bir depremde zarar gördükten sonra, Yerebatan ve Binbirdirek Sarnıçlarıyla bağlantılarını da tamamlatan Roma İmparatoru I. Justinyen tarafından restore ettirilen kemer son olarak ikinci bir hat çektirten II. Justin tarafından 576 yılında tamir ettirilmiştir.

Kemerin bakım çalışmaları II. Basil( 1019’da) ve III. Romanos döneminde gerçekleştirilmiştir. Kemerle igilenen son Bizans İmparatoru Andronikos I Komnenos’tur. Ne Latin İmparatorluğu döneminde ne de Palaiologos hanedanlığı zamanında herhangi bir bakımdan geçmeyen kemer, şehrin nüfusunun 40-50 binlere kadar düşmesi üzerine eski önemini yitirmiştir. Fakat, buna rağmen Kastilyalı bir sefir olan Ruy Gonzáles de Clavijo’nun 1403’te Timur’u ziyareti dolayısıyla güzergahında bulunan İstanbul’dan geçerken belirttiğine göre o tarihte kemer hala aktif olarak kullanılmaktadır.

Fatih Sultan Mehmet'in, İstanbul'u fethinden(1453) sonra, Eski Saray’a ve daha sonra Topkapı Sarayı’na da su sağlayacak olan rezerv sisteminin tamamı onarıldı ve kuzeydoğudan cekilen yeni bir hatla birleştirildi. 1509’da meydana gelen Büyük İstanbul Depreminde Şehzade Camii yakınlarında ki kısmı zarar gören kemerin yıkılan kısımları kısa bir süre sonra tekrar inşaa edildi. Bu olay daha sonra caminin görünümünü engellediği için için kemerin kısaltıldığı iddialarına neden oldu. II. Bayezid dönemi boyunca tamiratına devam edilen su rezerv sistemine yeni bir hat daha eklendi. 16. yüzyılın ortalarında, Kanuni Sultan Süleyman döneminde Şehzade Camii'nin yanında bulunan 47-51’inci kemerler gotik tarzda yeniden inşaa edildi ve yine aynı dönemde Mimar Sinan tarafından Belgrad Ormanlarından gelen yeni bir hat çekildi. Artan su miktarıyla birlikte Haliç kıyısında bulunan Kırkçeşme civarına su dağıtımı sağlandı ve yine bu bölgeye birçok çeşme yaptırıldı.

II. Mustafa zamanında 41 - 45’inci kemerler asıllarına uygun biçimde restore ettirilmiştir. Eserde bulunun 1696/1697 tarihli bir kitabede bu olay yad edilmektedir. II.Mustafa’nın halefi III. Ahmet döneminde şehrin su rezerv sistemi tekrar tamirattan geçirilmiştir. 1912’de Fatih Camii tarafında kalan kısmında 50 metrelik bir bölüm çökmüştür. Aynı dönemde kemerin doğu ucuna bir dağıtım tesisi kurulmuştur.

Deniz seviyesinden 63 metre yukarıda bulunan Bozdoğan Kemerinin uzunluğu 971 metre, yüksekliğinin maksimuma ulaştığı noktanın yerden yüksekliği 29 metre ve eğimi 1:1000’dir. 1 - 40’ıncı, 46 - 51’inci kemerler İmparator Valens, 41 - 45’inci kemerler Sultan II. Mustafa ve 52 - 56’ın kemerler Kanuni Sultan Süleyman dönemlerine aittir. 18 - 73’üncü kemerler çift katlı, diğerleri ise tek katlıdır.

Dümdüz bir hat şeklinde uzanan kemerin orjinal yapısı, Fatih Camii’sinin yapımı sırasında bilinmeyen nedenlerden dolayı bükülmüştür.[10] Düzenli bir duvarcılığa sahip olmayan yapıda kesme taşlar ve tuğlalar kullanılmıştır. İlk katında düzgün dörtgen taş blokların kullanıldığı yapının üst katları 4 - 7’gen taşların çimento ve demir mengeneler vasıtasıyla birbirlerine kenetlenmesi ile oluşturulmuştur. Kemerin genişliği 7.75 metre ile 8.24 metre arsında değişmektedir. Sütunların kalınlığı 3.70 metre ve kavisler 4 metre genişliğindedir.

Kuzeydoğu ve kuzeybatıdan gelen sular surun dışında Edirnekapı yakınlarında birleşmekteydi. Kemerin doğu ucunda dağıtım tesisi bulunmakta ve Ayasofya’ya kadar uzanarak İmparatorluk Sarayı civarını beslemekteydi.1950’lerde kemerdeki günlük su debisi 6.120 metreküptü ve Bizans döneminde şehir için önemli sayılan iki yol kemerin doğu bölümünde kesişmekteydi.

Çırağan Sarayı

İstanbul, Beşiktaş ilçesi, Çırağan Caddesi üzerinde bulunan tarihi saray.Haliç ve Boğaziçi’nin en güzel yerleri sultanlar ve önemli kişilere saray , köşkleri ve yapıtlar için tahsis edilmişti. Zaman içinde bunların bir çoğu yok olmuştur. Büyük bir saray olan Çırağan’da 1910 yılında yanmıştı. Önceki bir ahşap sarayın yerinde 1871 yılında Sultan Abdülaziz tarafından Saray Mimarı Serkis Balyan’a yaptırılmıştı. 4 yılda 4 milyon altına mal olan yapının ara bölme ve tavanı ahşap, duvarlarda mermer kaplıydı. Yapımı için Avrupa devletlerinden borç alınmıştır.

Taş işçiliğinin üstün örnekleri sütunları zengin döşenmiş, mekanlar tamamlardı. Odalar nadide halılarla, mobilyalar altın yaldızlar ve sedef kalem işleri ile süslüydü. Boğaziçi’nin diğer sarayları gibi Çırağan’da birçok önemli toplantıya mekan olmuştu. Renkli mermerle süslenmiş cepheleri, abidevi kapıları vardı ve arka sırtlardaki Yıldız Sarayına bir köprü ile bağlanmıştı. Cadde tarafı yüksek duvarlar ile çevriliydi. Yıllar boyu harabe halinde duran kalıntı büyük tamirler sonunda yeniden ihya olmuş, yanına ilave edilen eklentiler ile 5 yıldızlı, güzel bir sahil oteline dönüştürülmüştür. Bahçesinde süs havuzu, iskele ve helikopter pisti bulunmaktadır. Günümüzde birçok sosyal aktiviteye ev sahipliği yapmaktadır.

Tekfur Sarayı

İstanbul'da bulunan Blakhernai saray kompleksinden günümüze kalan tek saray.Roma ve erken devir Doğu Roma sarayları şehrin merkezinde Hipodrom civarında bulunurdu. 7. ve 8. yüzyıl'dan itibaren Haliç kıyılarından tepeye devam eden surlara bitişik bölümde, geniş bir alana yayılmış Blakhernai saray kompleksi, fethe kadar kullanıldı. Sarayın günümüze gelen tek pavyonu, surlara bitişik inşa edilmiş Tekfur sarayıdır. Çatısı olmayan 3 katlı yapı 12. yüzyılda inşa edilmiştir.

Önünde küçük bir avlunun bulunduğu renkli cephe, taş ve tuğla sıraları ile dekorludur. Pencere üstlerinde süs kemerleri sıralıdır. Pavyonun giriş katı, şehir surlarına bitişik olup 4 büyük kemer avluya açılır. 18. yüzyılda bir süre çini atölyesi olarak kullanılmıştır.
 

Eski14-05-2008, 19:47   #38
Θкαn,,®
 
İstanbul'un Tarihi /Tarihi Yerleri ve Tarihi Resimler - Θкαn,,®



Soğukçeşme Sokağı

Bab-ı Humayun'un sonunda, tarihi İstanbul evlerinin bulunduğu sokaktır. Topkapı Sarayı'nın duvarına yaslanmış cumbalı, kafesli, 2-3 katlı, 8-10 odalı ahşap evlerin oluşturduğu sokağın geçmişi 18. yüzyıla kadar inmektedir.

Sık çıkan yangınlar ve bakımsızlık nedeniyle giderek yıpranan evler, özellikle 1960'lardan itibaren eski sahiplerinin terk etmesiyle enkaz haline gelmiştir. 1985-86 yıllarında Turing tarafından günün malzemesi kullanılarak restore edilen sokaktaki 9 bina, bir pansiyon dizisi haline getirilmiştir. Roma Sarnıcı da restore edilerek taverna olarak kullanılmaya başlamıştır. Evler, Yaseminli Ev, Mor Salkımlı Ev, Hanımeli Ev gibi adlarını etrafına dikilen çiçeklerden almıştır. Evlerden biride halen İstanbul Kitaplığı olarak kullanılmaktadır.



TÜRK İSLAM ESERLERİ MÜZESİ

Türk ve İslam eserlerini topluca kapsayan ilk Türk müzesi olma özelliğine sahiptir.1914 yılında Evkaf-ı İslamiye Müzesi adıyla Süleymaniye Külliyesi İmaretler bölümünde kurulan müze, 1965-1983 yılları arasında onarılan İbrahim Paşa Sarayı'na taşınmış ve 1983 yılında ziyaretçilere açılmıştır. Türk İslam Eserleri Müzesi Sultan Ahmet Meydanı batısında yer alan İbrahim Paşa Sarayı (16 yy.) 1983 yılından beri Türk ve İslam Eserleri Müzesidir. Sultan sarayları dışında günümüze gelen tek özel saraydır. Kemerler üzerine yükseltilmiş yapı 3 taraftan ortadaki terası çevreler. Terastan müzenin ilk bölümüne merdivenlerle ulaşılır. Odalar ve salonlarda İslam dünyasının değişik ülkelerinde meydana getirilmiş nadir sanat eserleri sergilenmektedir. Taş ve pişmiş toprak, metal ve seramik objeler, cam eşyalar, el yazma kitaplar devirlerinin en kıymetli örnekleridir. Büyük salonların bulunduğu geniş camekanlı kısımda, 13-20 yy.ların el işi Türk halılarının şaheser örnekleri sergilenir. Bu eşsiz koleksiyon dünyanın en zengin koleksiyonudur. 13 yy. Selçuklu halıları ve sonraki asırlara ait diğer parçalar itina ile sergilenmişlerdir. Halı bölümünün alt katı son birkaç asrın Türk günlük yaşamı ve eserlerinin sergilendiği Etnoğrafik bölümdür.



ŞEHZADE CAMİİ

Şehzade CamiiKanuni Sultan Süleyman’ın genç yaşta ölen oğlu Şehzade Mehmet adına Mimar Sinan tarafından yapılmıştır.
Kanuni Sultan Süleyman’ın ve Osmanlı İmparatorluğu’nun en parlak devrinin büyük mimarı Mimar Sinan, Şehzade Camii ve külliyesini 1544-48 tarihleri arasında dört yılda tamamlamıştır. Koca Sinan daha sonraları yaptığı bir değerlendirmede “Şehzade çıraklık, Süleymaniye kalfalık, Edirne Selimiye de ustalık eserimdir” diyecektir. İşte Şehzade Camii Sinan’ın mimari dehasındaki ana devirler olan bu üç abide eserin ilk basamağıdır.

Yarım kubbe problemini ilk defa ele aldığı bu camide Mimar Sinan dört yarım kubbeli ideal bir merkezi yapı meydana getirip, Rönesans mimarlarının rüyasını gerçekleştirmiştir.Cami kare planlı olup, üstü yarım küre şeklinde bir büyük kubbe ve bunun etrafında dört yarım kubbeyle örtülmüştür. Dört köşede yarım küre, dört de küçük kubbe vardır. Bütün kubbeler dört büyük fil ayağı üzerine oturur. Mimar Sinan’ın eserlerinde görülen sadelik ve tezyinat bu camide de görülür.
Şehzade Camii’nin büyük dış avlusu altı kapılıdır. Caminin cümle kapısı duvarının iki yanındaki ikişer şerefeli çift minaresi yapının en dikkat çeken bölümlerindendir. Diğer cami ve minarelerdeki sadelik burada yoktur. Koca Sinan’ın bu minarelerdeki tezyinatı emsalsizdir.

Dört yarım kubbe ile desteklenen bir merkezi kubbe ile örtülüdür. “Kare içine oturan haçvari plan tipolojisinin Osmanlı mimari geleneği çerçevesindeki gelişiminin son noktasıdır. Bu gelişimin bir önceki adımları Edirne’deki Üç Şerefeli Cami, eski Fatih Camisi ve Üsküdar’daki Mihrimah Sultan camilerinde görülür.¹”
Mimar Sinan daha sonra inşa ettiği Süleymaniye ve Selimiye camilerinde Şehzade Camisi’nden daha ileri mimari çözümlemelere ulaşmışsa da, Şehzade Camisi plan şeması Sultanahmet Camisi, Yeni Cami gibi 17. yüzyıl camilerinde beğenilerek kullanılmıştır.
Şehzade Camisi’nde şadırvan avlusu ve cami kitlesi iki eş karedir. “Kubbe çapı 19 m, kubbenin zeminden yüksekliği 37 m dir. Merkezi kubbe pandantifli kare bir baldaken oluşturur.¹” Kubbeyi taşıyan dört ayakların çok fazla yer kaplamamasıyla mekan bütünlüğü sağlanmaya çalışılmıştır. Örtü, yarım kubbeler ve eksedralarla yapı kanatlarına ulaşır. Dışarıda, büyük orta kubbenin oturduğu kare kısmın dört köşesine ve yarım kubbelerin yanlarına dört ağırlık kubbesi konularak kemerlerin açılması önlenmiştir. Bunlar camiye aynı zamanda kademe kademe yükselme vermiştir. Yan galeriler yoktur ve böylece mekân daha fazla bir bütünlük kazanmıştır. Sadece hünkar ve müezzin için küçük birer mahfil bulunur. “Örtünün eğrileri ile planın doğruları küresel geçit öğeleri ve mukarnaslarla birbirleriyle buluşurlar. Masif duvarların yerine Osmanlı mimarlığında ilk kez dış mimaride revak kullanılmıştı. Yan revaklar iki kareden oluşan harem ve avlu planına bir ek olarak akıtılmıştır ve avlu yönünde minareler sonlanır.” 2’şer şerefeli bu minareler oldukça zarif bezemeye sahiptir. Şehzade Camii
Şehzade Cami’sinin simetrik modülasyonu avluda da kendini gösterir. “Şadırvan avlusu da cami gibi 5x5 modüle bölünmüştür. Kubbe açıklığına eşit olan açık bölüm 3x3 modül olarak açık bırakılmıştır. Kubbe büyüklükleri ve yükseklikleri aynıdır. Osmanlı mimarlığının en dengeli avlularından biridir.¹” Merkezde bulunan sekizgen şadırvan yaklaşık bir modül büyüklüğündedir. Revak kubbelerinin büyüklükleri birbirine eşit, yükseklikleri birbirne eştir ve hemen cami planındaki köşe kubbelerle aynı büyüklüktedir. “Bu yüzden Şehzade Cami avlusu Beyazıd Cami avlusu ile birlikte Osmanlı Mimarisinde bulunan en dengeli ve güzel avlularından biri sayılır.¹” Mermer ve somaki kaidelere oturan revak sütünları 12 adettir. Revakları örten kubbelerin sayısı da 16’dır.
“Bezeme özellikleri açısından özgün bir yapıdır. 15. yüzyıldan itibaren başlayan yalınlaşma eğiliminin dışına çıkmıştır. Çokrenkliliğin vurgulanışı, yapının dış profillerine getirilen bezemesel öğeler, minarelerin yüzey bezemeleriyle benzersiz yapıdır. Mihrap, minber ve müezzin mahfili mermerdendir.”



Rum Ortodoks Patrikhanesi

İstanbul, 6. yy'dan itibaren Hıristiyanlık alemindeki din tartışmalarının önemli bir kesimini oluşturan Ortodoksluğun da merkezidir. İstanbul'un fethinden sonra, Gayri Müslim olan toplumların yaşayışına dair düzenlemeler, Fatih Sultan Mehmet'in çıkardığı fermana bağlanmış, böylece Fener Rum Patrikhanesi de denilen Rum Ortodoks Patrikhanesi'nin yasal statüsü süreklilik kazanmıştır.

II. Gennadios'un Patrik olmasıyla, Patrikhane faaliyetlerini kentin ikinci büyük kilisesi olan Havariyun Kilisesi'nde yürütmeye başlar. O zamanlarda yaklaşık bin yaşındaki Havariyun Kilisesi'nin bahçesinde İmparator ailesinin mezarları da bulunmaktadır ve Hıristiyan nüfusun azalması ve güvenlik nedeniyle 1455'te boşaltılır.

Patrikhane Pammakaristos Manastırı'na taşınır. 12. yy'da II. Ioannes Komnenos'un yaptırdığı Pammakaristos Manastırı, Hıristiyan göçmenlerin yerleştirildiği Çarşamba semtinde idi. Havariyun Kilisesi'ne göre daha küçük ve güvenli olan Pammakaristos, 1518'de restore ve II. Ieremias'ın patrikliği sırasında da genişletilerek yeniden inşa edildi. 1586'da, III. Murad döneminde boşaltılan kilise, 1591'de Fethiye adıyla camiye dönüştürüldü. Patrikhane, önce Fener'deki Vlah Sarayı Kilisesi'ne, 1597'de ise Ayvansaray'daki Ayios Dimitrios Kilisesi'ne taşındı.

Patrikhane, 1602'de Fener'de bulunan Ayios Yeoryios Manastırı'na yerleşti ve bu tarihten sonra faaliyetini burada sürdürdü.

II. Mehmed'in çıkardığı fermanla statüsü saptanan Rum Ortodoks patrikleri, cemaatin evlenme, cenaze gibi adetlerini özgürce uygulayabilmesini denetliyorlardı. Patrik, bir vezir statüsünde kabul edilir, kendisine divanda yer verilirdi. Maiyetindeki diğer yöneticiler ile birlikte her türlü hizmet ve vergiden muaftı. Rum cemaatine dair konuların görüşüldüğü meclise başkanlık eden patrik, hukuki ve cezai işlerde tam yetkili idi. Böylece patrik, Rum Ortodoks toplumunun tartışmasız lideri olarak, Bizans dönemindeki haklarından fazlasına kavuşmuştu.

Rum Ortodoks kiliseleri üzerinde simgesel bir otoritesi olan İstanbul patriği, 6. yy'dan beri "Ekümenik Patrik" sıfatıyla dünyadaki tüm Ortodoksların ruhani lideri kabul edilir. Bu konu, Lozan Antlaşmasıyla hukuki ve siyasi konumu kaldırılan bu unvanı tanımayan Türkiye Cumhuriyetiyle sürtüşmelere yol açmaktadır.

1856 Islahat Fermanı ile patriklerin yetkileri, dini konularla sınırlandı. Seçim usulleri gözden geçirildi. Görev süreleri ömür boyu kılınarak sorumlu oldukları davalardaki yetkileri genişletildi. Lozan Antlaşmasıyla Cumhuriyet döneminde patriklerin tüm ayrıcalıkları kaldırıldı. Türkiye Cumhuriyeti uyruğunda bulunmaları koşulu getirildi.

Cumhuriyet döneminde Rum Ortodoks Patrikhanesi'nin etkinlik alanı da sadece dini konularla İstanbul'daki Rum cemaati ile sınırlandı. Hizmet binasının 1941'de yanması üzerine, 1989'da Yüksek Mimar Aristidis Pasadeos nezaretinde başlatılan onarım çalışmaları 1991'de tamamlandı. Patrikhane, faaliyetini halen yeni binasında yürütmektedir. Şu andaki Patrik I. Bartholomeos'dur.

Düzenleyen Θкαn,,® : 17-05-2008 13:25.
 

Eski17-05-2008, 15:13   #39
Θкαn,,®
 
İstanbul'un Tarihi /Tarihi Yerleri ve Tarihi Resimler - Θкαn,,®




Gülhane Parkı

Gülhane Parkı (Sarayburnu Parkı da denir), İstanbul ilinin Eminönü ilçesinde yer alan tarihi bir parktır. Alay Köşkü, Topkapı Sarayı ve Sarayburnu arasında yer alır.

Gülhane Parkı, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Topkapı Sarayı'nın dış bahçesiydi ve içinde bir koru ve gül bahçelerini barındırırdı. İstanbul şehremini operatör Cemil Paşa (Topuzlu) zamanında düzenlenerek 1912 yılında park haline getirildi ve halka açıldı. Toplam alanı 163 dönüm kadardır. Parkın girişinde sağ tarafta İstanbul şehremini ve belediye başkanlarının büstleri vardır. Ayrıca, Sarayburnu kısmında Atatürk'ün Cumhuriyetten sonra dikilen ilk heykeli (3 Ekim 1926) bulunur. Heykel, Avusturalyalı mimar Kripel tarafından yapılmıştır. Parkın ortasından iki yanı ağaçlı yol geçer. Bu yolun sağında ve solunda dinlenme yerleri, çocuk bahçesi, küçük bir hayvanat bahçesi ve botanik bahçe yer alır. Boğaza doğru kıvrılarak inen yokuşun sağında ise Romalılardan kalma Gotlar sütunu vardır. Parkın Sarayburnu kısmı eskiden Sirkeci demiryolu hattı üstünden bir köprüyle ana parka bağlıydı. Bu kısım sonradan sahilyolu (1958) ile parktan ayrıldı. Atatürk, halka latin harflerini halka ilk defa bu parkta 1 Eylül 1928 tarihinde gösterdi. Atatürk'ün naaşı Ankara'ya gönderilirken, İstanbul'daki son tören Gülhane Parkı'nın Sarayburnu bölümünde 19 Kasım 1938 tarihinde yapıldı. Tabut, top arabasından 12 general tarafından alınarak Yavuz zırhlısına götürülmek üzere rıhtımdaki bir dubaya yanaşan Zafer destroyerine konuldu.

Yıllardır çok kötü ve harap bir şekilde bulunan park 2003 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından restore edilerek, eski görkemli günlerini aratmayacak bir duruma getirildi.



HAVACILIK MÜZESİ

I. Dünya Savaşı sonunda, en eskisi 1912 yılına ait olmak üzere muhtelif milletlere ait tayyareler ile hangarlarda 1. Dünya Savaşı devamınca Almanlar tarafından yapılan her tip tayyareden bir, iki ve üçer adet bulunması Hava Kuvvetleri Müfettişliği’nce bir hava müzesi kurma kararı alınmasına neden olmuştur. Düşmandan ele geçirilmiş ganimet uçakların da aynı amaçla toplatılmasına başlanmıştır. Ancak müze için toplanan bu uçakların, Kurtuluş Şavaşı’nda zarar görmemesi için Kartal Maltepe’ye götürülmesi düşünülmüş, fakat taşıma sırasında uçakların bir kısmı büyük ölçüde hasar görmüştür. Bu hasarlar ile Kurtuluş Savaşı’nda meydana gelen uçak kırımları, hava müzesi kurma fikrini geciktirmiştir.

1960’lı yıllarda Türkiye’de hava müzesi kurma fikri ciddi olarak gündeme gelmiş ve bu amaçla 1963’te yayınlanan bir emirle Hava Kuvvetleri ve diğer birliklerde kullanılan uçaklardan birer adedinin korunması istenmiştir. Sürdürülen çalışmalar sonucu 1966 yılında Hava Müzesi Teşkilatı oluşturulmuş ve 15 Mayıs 1971 yılında İzmir Cumaovası Sivil Havaalanında Türkiye’nin İlk Hava Müzesi açılmıştır.

Açılışında büyük ilgi görmesine rağmen, şehir merkezine uzaklığı ve ulaşım zorlukları nedeniyle istenilen seviyede ziyaretçilerin ilgisini çekemediğinden Hava Müzesi için yeni yerleşim alanı arayışına girilmiştir. Cumaovası pistinin onarımı, meydanın eğitim uçuşları için geliştirilmesi ve sivil hava trafiği için de bu meydandan faydalanılması kararı iskan ve yerleşme açısından yeni problemler doğurmuş olduğundan Hava Müzesi’nin daha uygun bir yere nakli zorunlu hale gelmiştir.

Hava Müzesi, İzmir-Cumaovası’nda 1978 yılına kadar faaliyetine devam etmiştir. Yapılan inceleme sonucunda mevkii, ziyaretçi potansiyeli, geliştirme ve idame kolaylıkları, ilk hava birliğinin kurulduğu yer olması ve taşıdığı tarihi önem de dikkate alınarak, Hava Müzesi için en uygun yerleşim alanının Hava Harp Okulu’nun da yakınında konuşlanmış olduğu İstanbul-Yeşilköy’de bulunan Askeri Havaalanının bitişiğindeki alanda konuşlandırılması kararının alınması fikrini güçlendirmiştir.

Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı yeni Hava Müzesi binası inşaatına 1977 yılında başlanmış, 1983 yılında da hizmete açılmıştır. Modern müzecilik anlayışı içerisinde, 2.365 m²’si kapalı, 12.000 m²’si açık sergileme alanlarını kapsayan toplam 65.000 m² alan üzerine kurulmuş olan Müzenin iç mimarisi ve dekorasyonu İstanbul İl Kültür, Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü ile Mimar Sinan Üniversitesi’nden teknik eleman ve uzmanlarınca gerçekleştirilmiş ve 16 Ekim 1985’te Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Halil SÖZER tarafından ziyarete açılmıştır.



ATATÜRK MÜZESİ (İnkılap Müzesi)

Bir Ulusun Kurtuluşuna İlk Adımın Atıldığı Mekan

Mustafa Kemal Atatürk`ün Milli Mücadele Çalışmaları sırasında kiracı olarak kaldığı ev (Aralık 1918-16 Mayıs 1919) 28 Mayıs 1928’de İstanbul Belediyesi (Şehremaneti) tarafından satın alınarak, 15 Haziran 1942’de İstanbul Vali ve Belediye Başkanı Lütfi Kırdar tarafından Atatürk İnkılabı Müzesi olarak ziyarete açıldı.

9 Ocak 1962’de geçirdiği yangın tehlikesinden sonra onarılarak 4 Mart 1962’de açılan müze, 1977’de Belediye tarafından Turing Otomobil Kurumu ve İş Bankası’na restore ettirildi ve 19 Mayıs 1981’de tekrar ziyarete açıldı. Müze 1989 yılında onarım amacıyla kapatılarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından bir kez daha restore edilerek 1991 yılında yeniden hizmete girdi.

Mustafa Kemal Paşa, Aralık 1918-16 Mayıs 1919 tarihleri arasında kaldığı bu evde asker ve sivil arkadaşlarıyla birlikte vatanın kurtuluş planlarını hazırladı. Çalışma arkadaşları arasında, İsmet (İnönü) Paşa, Ali Fuat (Cebesoy)Paşa, Kazım (Karabekir) Paşa ve Rauf Orbay gibi önemli isimler vardı.

Mustafa Kemal Paşa döneminde evin giriş katında yaver ve yemek odaları, 2 nci katında toplantı ve çalışma salonu ile yatak odaları bulunuyordu. 3 ncü kat ise annesi Zübeyde Hanım ve kızkardeşi Makbule Hanım tarafından kullanılıyordu.

Atatürk Müzesi koleksiyonunun önemli bölümünü Atatürk`ün kişisel eşyaları, kıyafetleri, üniformaları, askeri ve sivil yaşamına ait fotoğrafları, el yazısı ile yazdığı çeşitli belgeleri, madalyaları, hatıra eşyaları oluşturmaktadır. Müzeye kızkardeşi Makbule Atadan tarafından armağan edilen eşyalar arasında sivil giysiler, "Mustafa Kemal’’ armasını taşıyan mendil ve gömlekler ile iç çamaşırları bulunmaktadır.

Müşir üniforması ve Sivas Kongresinde giydiği elbise, tarihi değeri önemle vurgulanacak parçalar arasındadır.
Yazı takımı ile ilgili parçalar, sigara tabakaları, madalyalar, Amerika Başkanı Roosevelt’in hediyesi olan ahşap möbleli radyo-pikap hatıra eşyaları arasında yer almaktadır.
Ressam İbrahim Çallı ve Zeki Kocamemi tarafından yapılmış yağlı boya tablolar da koleksiyonun önemli parçalarındandır. Müzede orijinal eserler arasında V.Pisani tarafından yapılmış olan ve Kurtuluş Savaşı`nı simgeleyen suluboya tablolar da bulunmaktadır.



Askeri Müze ve Kültür Sitesi

Koleksiyonlarının zenginliği ve çeşidi açısından dünyanın önde gelen müzelerinden birisi olan Askeri Müze'nin kuruluşu modern anlamda olmamakla beraber 15. yüzyıla kadar uzanmaktadır. 1453'de İstanbul'un Türkler tarafından fethinden sonra Aya İrini Kilisesi, değerli harp silah araç ve gereçlerinin toplandığı Cebehane olarak düzenlenmiştir. 1726 tarihinde Cebehane'deki tüm malzemeye yeni bir düzen verilerek Dar-ül Esliha adıyla yeni bir kuruluş gerçekleştirilmiştir.
Modern anlamda Türk müzeciliğinin temeli Tophane Müşiri Damat Ahmet Fethi Paşa'nın gayretleri ile 1846 yılında atılmış ve bu tarih Türk müzeciliğinin ve Askeri Müze'nin gerçek anlamda ilk kuruluşu olmuştur.

Askeri Müze ve Kültür Sitesi Komutanlığı, Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt ( ATASE) Başkanlığına bağlı, İstanbul Harbiye semtinde konuşlandırılmış bir müzedir. Harbiye semti adını Askeri Müze'nin hizmet binalarının Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinde Harp Okulu olarak kullanılmasından almakta olup, Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK de bu okuldan mezun olmuştur.
Askeri Müze ve Kültür Sitesi Komutanlığı, askeri kültür varlıkları kapsamına giren eserleri toplar, sınıflandırır, bu malzemelerin bakım ve restorasyonunu yapar, çağdaş yöntemlerle sergiler ve gelecek kuşaklara iletilmek üzere depolar.


Askeri Müze ve Kültür Sitesi Komutanlığı, askeri kültür varlıkları kapsamında yaklaşık 55.000 objeye sahip olup, bu eserlerden 5.000 adedi müze sergi salonlarında sergilenmektedir.

Türk tarihini yaşayan nesillere görsel olarak aktarabilmek ve genç dimağlarda kalıcı etkiler bırakabilmek amacıyla iletişim ve bilgisayar teknolojisinden yararlanılmakta olup mehteri tanıtan Mehter Mültivizyonu, Çanakkale savaşlarını anlatan Çanakkale Diaraması ve sergi salonlarında yer alan ve müzeyi tanıtan dokunmatik bilgisayar sistemleri bu uygulamalardan bazılarıdır.

Askeri Müze ve Kültür Sitesi Komutanlığı, sahip olduğu tarihi eserleri çağdaş müzecilik tekniklerine göre sergi salonlarında sergilemek suretiyle şanlı tarihimize ait zenginliklerimizi yerli ve yabancı araştırmacılara açmaktadır.
Mehteran bölüğünün yurtiçi ve yurtdışında verdiği konserler ile ülkemizin tanıtımına katkı sağlamaktadır.
 

Eski23-05-2010, 11:02   #40
Makaveli
 
İstanbul'un Tarihi /Tarihi Yerleri ve Tarihi Resimler - Makaveli

Gerçekten güzel bir konu ve inanmayacaksınız ben bu konudan para kazandım. :P
 

Eski02-06-2011, 16:45   #41
burcu tan
 
İstanbul'un Tarihi /Tarihi Yerleri ve Tarihi Resimler - burcu tan
Wink resimler

çok güzel resimler çok ama çok beğendim her yerde bu resimleri bulamıyoruz bu yüzden hepsi çok hoş tabi istanbulun tarihi yerleri her ülke şehir bura gibi şanslı değil
 

Eski03-06-2011, 21:31   #42
özzy
 
İstanbul'un Tarihi /Tarihi Yerleri ve Tarihi Resimler - özzy

Paylaşım için teşekkürler.Hepsi çok güzel bilgiler ve fotoğraflar
 

Eski06-06-2011, 13:19   #43
shaytantuyu
 
İstanbul'un Tarihi /Tarihi Yerleri ve Tarihi Resimler - shaytantuyu

Güzel fotoğraflar paylaşım için teşekkürler
 

Eski22-07-2011, 12:47   #44
murat_gs1905
 
İstanbul'un Tarihi /Tarihi Yerleri ve Tarihi Resimler - murat_gs1905

ya biz istanbulda yasamıyormusuz ya buraları en kısa zamanda gezmem lazım
 

Eski     0
İstanbul'un Tarihi /Tarihi Yerleri ve Tarihi Resimler

istanbul un tarihi eserleri isimleri, istanbul'daki tarihi yerlerin resimleri ve isimleri, istanbulun tarihi yerlerinin adı, istanbuldaki tarihi yerlerin isimleri ve görselleri, istanbul tarih yerleri bÜyÜk resİmlerİ, , istanbul un tarihi esrleri hepsinin isimleri, istanbuldaki tarihi yerler ve özellikleri, istanbul un bilinmeyen dogal güzellikleri, istanbul tarihi yerler fotoğrafları full indir.

istanbulun tarihi yerleri görsel, istanbulun tarihi yerlerinin resmi ve isimleri, İstanbul'un Tarihi /Tarihi Yerleri ve Tarihi Resimler.

Cevapla





Şu Anda Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 

Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şuan saat: 17:27.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)



tatil, sitemap, pvp serverler, görüntülü sohbet, bodrum escort, Kürtaj, ukash, elektronik sigara, Mobilya, video izle, msn show, kurabiye tarifleri, maldivler turu


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Wardom Internet Adresimizde 5651 Sayılı Kanun’un 8. Maddesine ve T.C.K’nın 125. Maddesine göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. Wardom hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler için webmaster \@wardom.org adresi ile iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) gün içerisinde Wardom yönetimi olarak tarafımızca gereken işlemler yapılacak ve avukatlarımız size dönüş yapacaktır.


sikiş