Geri Dön   Wardom.Org > Kültür Sanat > Kitap

 
Eski23-05-2007, 11:41   #1
V€nüS
 
***...Kitap Özetleri...*** - V€nüS
Arrow ***...Kitap Özetleri...***

"A" harfiyle başlıyorum... hergün inş eklemeye çalışacağım... sizin katkılarınız da hepimizi sevindireceketir

merak ettiğiniz varsa ona öncelik verebiliriz







Kitap Adı : Acemi Çüpçatan
Yazar Adı : Rainer Hannemann
Yayınevi : Epsilon Yayınevi
Basım Tarisi : Aralık 2005

Aşk hastalığına tutulup acı çeken arkadaşlarını hiç anlamıyordu Moritz. Ama bu durumu kendi çıkarına kullanmanın yolunu bulmuştu. Sınıftaki erkeklerin ağzından etkileyici aşk mektupları yazıyor, böylece harçlığını çıkarıyordu. Derken birden içinde bambaşka duyguların uyandığını, çevresindeki kızlara farklı gözlerle bakmaya başladığını fark etti. Neler oluyordu? Yoksa o da mı aşk denen hastalığa tutulmuştu?










Kitap Adı : ACI KAHVE
Orjinal Adı : Black Coffee
Yazarı : AGATHA CHRISTIE
Basım Ylı : 1999
Yayın Evi : Altın Kitaplar
Türü : KLASİK POLİSİYE ROMANLAR
Çevirmen : Dilek Akari


1934 yılının ilkbaharında İngiltere’nin en ünlü fizikçisi olan Sir Claud Amory, Poirot’yu Surrey’deki evine çağırır. Amory evinde yaşayanlardan birinin son buluşunu çalacağından kuşkulanmaktadır. Bu buluş İngiltere savunmasını tehlikeye atabilecek kadar önemli ve gizlidir.

Poirot, Yüzbaşı Hastings’i de yanına alarak Surrey’e gider ama çok geç kalmıştır.

Sir Amoy ölmüş, formül ise kaybolmuştur. Şimdi ortada pek çok şüpheli vardır. Evdeki akrabaları mı, konukları mı, yoksa hizmetkarlardan biri mi?.. Ama kim?





Kitabın adı: Adsız Ülke/Koca Meaulnes
Yazarı:Alain Fournier
Yayınevi:CAN YAYINLARI
Yayın yılı:

Alain-Fournier (1886-1914) daha 28 yaşındayken, cephede vurularak öldü. Koca Meaulnes (Le Grand Maulnes), onun yayınlanmış tek romanı. Ünlü Fransız düşünürü Marcel Arland, Koca Meaulnes, çağdaş edebiyatın belki de ilk ve birici klasik kitabıdır diyor. Benim sanat ve edebiyat ilkem, çocukluktur diyen Alain-Fournier, bu ilk ve tek romanında, gerçek yaşamında karşılaşıp aşık olduğu, bir daha göremediği, ama bir türlü unutamadığı uzun boylu sarışın bir kızı, gerçekten çoçuksu bir dünya içinde canlandırır. Yazar, uzun bir şiiri andıran bu romanını sarsısıcı bir yalınlıkla yazmaya büyük özen göstermişti. İnsanı insan yapan, özüne ilişkin ne varsa, bu romanda korunmuştur: sevgi gibi, arkadaşlık gibi, dostluk duygusu, dayanışma, özveri, sevecenlik gibi. Bu erdemler, insanın, insanlık tarihinin kirleri pasları altında kalsalar bile, bizim onları bulundukları yerden çıkarmamız gereken, baş köşeye oturtmamız gereken değerler. Bu kitapta işte bunlar var. Alain Fournierin yapıtının zenginliği büyüklüğü, ölümsüzlüğü, insanın yalın varlığını, onun gerçek duygularını sergilerken, zaman zaman düş ortamına kaysa bile, gerçekliğinden kaynaklanmaktadır.

Düzenleyen Tuva : 19-08-2014 23:26. Sebep: Konu İsmindeki İmla Hataları.
 

Eski23-05-2007, 11:43   #2
V€nüS
 
***...Kitap Özetleri...*** - V€nüS

Kitabın Adı: Adı Aylin
Kitabın Yazarı: Ayşe KULİN
Yayınevi:Remzi Kitapevi AŞ. Selvili Mescit Sok.3 CAĞALOĞLU / İSTANBUL
Basım Yılı: 1999

ÖZET:

Aylin, Amerikan kız kolejini bitirdikten sonra, eğitimini tamamlamak üzere Paris’e gider; bundan sonraki yaşamını bir uçtan diğer uca, baş döndürücü bir hızla akarak geçer, Libyalı bir prensle evlenir, Prenses olur. Tıp okur, ünlü bir psikiyatrist olur. Tekrar tekrar evlenir, ama evliliklerinden sıkılır, Amerikan ordusuna Albay rütbesiyle Subay olur...
İşte bu kitap, kökleri Giritli Deli Mustafa Naili Paşaya kadar uzanan bir ailenin kızı olan Aylin DEVRİMEL ‘in fırtınalı yaşamının öyküsüdür.
Lise yıllarında uzun boylu ve sıska bir kız olan Aylin zamanla güzelleşmiştir . Bir- gün Esma teyzesinin daveti üzerine Paris’te bir otelde buluşurlar.Otelde prens olduğu söylenen bir Arap’la tanışır ve bu tanışmanın sonunda prensle görkemli bir yaşantı için evlenir, prenses olur. Ancak herşey düşündüğü gibi gitmez.Prens Senusi doğu kültürü ile yetiştiği için bazı davranışları,batı kültürü ile yetişen Aylin’e ters gelmektedir. Zamanla Aylin’in özgürlüğünü kısıtlar.Evliliği büyük bir kaçışla son bulur.Yaz sonunda Aylin, ablası Nilüfer’le Cenevre’ye gider. Yaşamının ideali olan tıp okumaya karar verir ve büyük uğraşlar vererek Neuchatel Üniversitesi’ne kayıt yaptırır. Okulun ilk yıllarında hayatında çok büyük değişiklikler yapar, ihtişamlı hayatından sıyrılır, sade bir öğrenci olur. Tek hedefi olan tıp fakültesini bitirmek için çok çalışır, daha sonra fizik ve kimya derslerinde yardımcı olan Jean-Pierre ile evlenir. İki öğrencinin bu evliliği zaman içinde Aylin’in dış görüntüsünü olduğu kadar iç dünyasını da değiştirecektir. Aylin Jean-Pierre ile birlikte yaşadığı günlerde tıp ilmi ile yakından tanışıp ufkunun penceresini,o zamana kadar hiç bilmediği yepyeni bir dünyayı ardına kadar açacak, peşinden koştuğu gerçek zenginliğin dış dünyanın görkemli vitrinlerinde değil de insanlığın iç aleminde bulunduğunu öğrenecektir. Okul sonunda Jean-Pierre Nos Alamus’taki nükleer araştırma merkezinden geri çeviremeyeceği bir teklif alır. Aylin de New Rachel Hospital Medical Center’dan teklif alır ; onların birbirlerine karşı olan sorumlulukları artık biter, müşterek hayatları bir yol ayrımına girer. Ellerinde bu evlilikten altı yıllık sağlam bir dayanışma ve derin dostluk duyguları ile dopdolu gençlik anıları kalır sadece.
Aylin çok ciddiye aldığı bu işine büyük bir heyecanla başlar. New Rachel’de tanıştığı Afganistanlı genç meslektaşı Azim’in karısı 11 yaşından beri arkadaşı olan Zeynep Tarzı çıkar. Aylin, Zeynep ve Azim ile gittiği Afgan sefahati kokteylinde Paswak adındaki Birleşmiş Milletlerin Afgan esiri ile tanışır. Paswak evli olmasına rağmen Aylin ile arasında duygusal bir bağ oluşmuştur. Aylin o yılı aklı beş karış havada geçirir. Bütün vakitlerini beraber geçirirler. Paswak’ın bu yüzden önce Wall Dame’nin Birleşmiş Milletler genel sekreterliğine daha sonra 1974 yılında Hindistan sefirliğine tayini çıkmıştır.
Aylin kaderin ağlarını onlar için giderek daha çileli iplerle örmekte olduğunu nihayet görmeye başlar; ya sevdiği adamın peşinde dünyayı adım adım dolaşacak ya da mesleğini ön plana alacaktır. Tam meslek uğruna değmez derken hastanede psikiyatri bölümü şefliğine terfi eder. Sonunda Aylin’in sağduyusu aşkına galip gelir. Aylin gönlü yaralı bar kuşunu çok kısa bir süre oynar, sonra toparlanır ve işinin başına döner. Arkadaşı Azim’in vasıtası ile kendi meslektaşı olan Michel Radomisli ile tanışır. Michel’i çok etkileyici bulmadığı halde evliliğe giden ilk adımları Michel’in evinde atarlar. Daha sonra Aylin bu evlilikten deliler gibi çocuk istemeye başlar. Aylin’in bu isteğine karşılık Michel dinine ve geleneklerine çok bağlı olduğunu doğacak çocuğun Yahudi kültürüne göre yetiştirilebileceğini söyler fakat Aylin bunu bile sorun etmez, dinini değiştirmeyi göze alır. Aylin’e göre insanları dinlerine, ırklarına ve dillerine göre ayırmak çok saçmadır. Ona göre insan, insan olduğu için çok değerlidir. Onun insan sevgisini bir din veya ırk engelleyemez. Aylin çocuk yapma isteğinden 6 düşük yaptıktan sonra vazgeçecektir.
Aylin meslektaş olduğu Michel ile her an beraberdir.İşyerleri bir, evleri bir kısacası bütün zamanları birlikte geçer. Belli bir süre sonra birbirleri ile bu kadar çok birlikte olmaları Aylin’i çok sıkar. Gün geçtikçe birbirlerinden koparlar ve birgün Aylin kocasına haftanın belirli günlerinde birbirlerine izin vermelerini ,bugünlerde değişik insanlar ile çıkabileceklerini ,bunun sonucunda da diğer insanlarda görecekleri eksiklikleri kendilerinde tanımlayıp, birbirlerine ölümsüz sevgi ile bağlanabileceklerini açıklar. Fakat düşünülen olmaz. Aylin yurt dışında olduğu günlerden birinde Michel bir arkadaşının evinde Barbara adında bir bayanla tanışır ve bu tanışma evliliklerinin sonunu getirir. Aylin sıkıntılı bir zamanında vardığı karar sonucunda kocasını kaybettiği için hem üzgün hem de suçluluk duygusu içerisindedir. Bu sıkıntı ve üzüntü uzun sürmez.Her şeyi bir kenara bırakıp mesleğinde ilerler fakat bu ilerleme bile onu tatmin etmez. Bir süre sonra Amerikan ordusuna katılarak Körfez Savaşı’nda ruh sağlığı bozulan hastaları tedavi eden doktor olmayı düşünür.Bu nedenle Oklahoma’ya Körfez Savaşı’nda zarar görmüş askerleri tedaviye gider.
Aylin Üniformasını ilk kez 1992’nin soğuk bir Ocak gününde giyer. 9 Kasım 1992’de ordunun fiziksel aktiviteler sınavını yüksek bir puana kazanarak başarı sertifikası alır. Aylin ordudaki görevinde yine işine devam eder, hastalarına çare bulmaya çalışır. Birgün kendisine yeni bir hasta verilir. Bu kez hasta Körfez Savaşı’ndan sonra geldiği sivil hayata uyum sağlayamıyordur. Bunun sonucunda da hiçbir suçu olmayan bir çok sivili katletmiştir.
Aylin bu hastası üzerinde çalışırken Amerikan ordusunun askerlerini cesaretlendirmesi için verdiği ilaçların yan etkisi sonucu hastanın bu duruma geldiğini saptar ve bu sonucu bir tez halinde askeri yetkililere bildirir. Aylin’in verdiği bu sonucu askeri yetkililer daha önceden bildiğinden Aylin’in bu olayın üstüne gitmemesini isterler ve onu uyarırlar. Aylin bu sessizliği sindiremeyerek sözleşmesinin bitmesinin ardından Albay rütbesindeyken ordudan ayrılır.
Ordudan ayrılmasından sonra 19 Ocak 1995 Perşembe günü evinin bahçesinde o sabah evini temizlemeye gelen hizmetçisi tarafından kendi arabasının altında ölü bulunur. Zengin, ünlü ve saygın insanların yaşadığı mahallede yerel polis ve yerel yöneticiler mahallenin adını polisiye bir olaya karıştırmamak için dosyayı apar topar denebilecek bir hızla kapatırlar. Teşhis ise “Freak Accident” yani garip bir kazadır.
“... Yükseltilmiş sahnede kapağı açık maun bir tabut durmakta, uzun bir sıra oluşturan insanlar tabutta yatan albay üniformalı Amerikan subayını selamlayıp içlerinden dua veya veda ederek tabutun başından ayrılınca yanan yürekleriyle gelip salondaki koltuklarda yerlerini almaktadırlar. Herkes etrafa hakim olan ordu düzeninin saygınlığını kutsar gibi sessizce ağlamaktadır ... Katafalkın üstünde dört bir yanı rengarenk çiçeklerle donanmış tabutta yatan kişi, bir askerden çok, oraya bir film çekimi için öylece uzanıvermiş bir Hollywood yıldızını andırmaktadır. Bu albay üniformalı Amerikan subayı bir Türk kadınıdır.
.
KİTABIN ANAFİKRİ
Anı yaşamak gerekir.Zevk alınabilecek herşey o an yapılmalıdır.Daha sonra çok geç olabilir.Hayat an an yaşanmalı.Ama anı yaşarken de tedbiri elden bırakmayıp olacak ya da olabilekcek olayları hesaplamak gerekmektedir.
KİTAPTA YER ALAN KARAKTERLER
AYLİN RADOMİSLİ:Kitapta yaşamı anlatılan kişi.
LEYLA DEVRİMEL:Aylin’in annesi.
CEMAL DEVRİMEL:Aylin’in babası.
NİLÜFER GÜLEK:Aylin’in ablası.
AZİZ TANRISEVER:Nilüfer’in ilk eşi.
KASIM GÜLEK:Nilüfer’in son eşi.
TAYİBE:Nilüfer’in kızı.
HİLMİ BAYINDIRLI:Aylin’in dayısı.
PRENS BEN TEKKOUK:Aylin’in ilk eşi.
POLAT SARAN:Aylin’in evliliği sırasında ilişki yaşadığı kişi.
JEAN-PİERRE:Aylin’in ikinci eşi.
PASWAK:İkinci evliliği sırasında ilişki yaşadığı kişi.
MİŞEL RADOMİSLİ:Aylin’in üçüncü eşi.
NURİ:Uşak.
JOSEPH CATES:Aylin’in son eşi.
LAURİE KRAUS:Aylin’in hastası.
IRENE:Aylin’in hastası.
RAHİBE NANCY:Aylin’in hastası.




-------------
 

Eski23-05-2007, 11:45   #3
V€nüS
 
***...Kitap Özetleri...*** - V€nüS

KİTABIN ADI : AKŞAM GÜNEŞİ

KİTABIN YAZARI : REŞAT NURİ GÜNTEKİN

YAYIN EVİ VE ADRESİ : İNKİLAP YAYINEVİ ,CAĞALOĞLU/İSTANBUL

BASIM YILI : 1982



KİTABIN KONUSU:

Eser, hareketli bir hayattan sonra hasta olan bir adamın başından geçen olayları ve aşklarını anlatıyor.



KİTABIN ÖZETİ:

Necati küçük yaşta annesini ve babasını kaybedene kadar ailesiyle birlikte Büyükada’da yaşar. Amcası onu İstanbul’a yanına alır ve büyütür. Amcasının iki kızı vardır. Necati orta okulu bitirdikten sonra askeri okula girer. Buradan mezun olduktan sonra amcasının yardımıyla Fransa’ya askeri akademiye girer. Fransa’da gönlünü epeyce eğlendirir. Buradan mezun olduktan sonra İstanbul’a döner. İstanbul’dan Şam’a tayini çıkar. Şam’da sıkıcı iki yıl geçirdikten sonra Bulgaristan’a tayini çıkar. Bu göreve gitmeden önce bir aylığına izin alır. Amcasının yanına gider. Burada amcasının büyük kızı, kocası ile sorunları yüzünden kendisini vurur ve felç olur. Kızıyla birlikte babasının yanına taşınırlar. Bu tatil sırasında Necati gönlünü komşu kızı Zehra’ya kaptırır ve kendisini beklemesini söyler.

Necati Bulgaristan’a giderken bir Türk çetesi treni durdurur. Necati’nin subay olduğunu anlarlar ve çeteye dahil ederler. Bu Türk çetesi Rum çeteleri ile çatışmalara girerler. Bir çatışmada Necati ağır yaralanır ve yolunu kaybeder. Dört gün gibi bir süre terk edimiş değirmende kalır. Birisi onu bu yerde bulur ve bir hastahaneye götürür. Değirmende kalırken çok kan kaybeder ve yarası mikrop kapar. Doktorlar, Necati’ye bundan sonraki yaşamında heyecan yaşamamasını, eğer çok heyecanlanırsa öleceğini söyler. İyileştikten sonra hastahaneden ayrılır ve İstanbul’a amcasının yanına döner. İstanbul’a gidince durumu Zehra’ya açıklar ve ondan ayrılır. Necati’nin amcası görev sırasında ölmüştür ve yeni haberi olur. Nilgün, Necati ile ilgilenir ve ona bakar. Bir süre sonra Nilgün, Necati ile evlenir. Hastalığından dolayı düzenli bir hayat sürmek için babasından miras kalan Büyükada’daki çiftliğe yerleşir. Bir süre sonra Leyla çifliğe ziyarete gelir. Leyla büyümüş ve genç bir kız olmuştur. Necati ve Leyla çiftlikte gezerler, ata binerler, beraber dolaşırlar. Bu sırada birbirlerine bağlanırlar. Ve bir gün baloda Leyla ile dans ederken aşırı heyecanlanır ve ölür.




KİTABIN ANA FİKRİ:

Hayat herzaman umduğumuz gibi gitmeyebilir, fakat değişikliklere kendimizi hazırlamalıyız.










Kitabın Adı : ALDATMAK
Yazarı : Ahmet ALTAN
Yayınevi : Can Yayınları
Basım Yeri / Tarihi : İstanbul / 2002 - Eylül
Sayfa Sayısı : 240







KİTABIN ÖZETİ

Onunla bir kere daha buluşması,
yaşadıklarını bir kaçamak olmaktan çıkaracak, kendisini bir labirent gibi içine alıp
bu yaşananları bir daha kolay kolay dışına çıkılamayacak bir maceraya dönüştürecekti.
Bunu hissediyordu. Kaçacaksa şimdi kaçmalıydı, daha sonra çok geç olacaktı.
Böyle olacağını hissettiği, hatta bildiği halde kaçmak istemiyordu. Yaşadıklarının yarattığı heyecan ve zevk kadar, hatta belki de daha çok, bundan sonra neleri nasıl yaşayacağına dair içindeki merak,
kaçmasına izin vermiyordu.
" Bu kitabı okuduktan sonra hayatınıza ve ilişkinize bir kez daha bakacak, hepsinin size şimdi çok daha değişik göründüğünü şaşırarak fark edeceksiniz. Aşk ve insanı pek az yazar onun gibi anlatabildi
 

Eski23-05-2007, 11:47   #4
V€nüS
 
***...Kitap Özetleri...*** - V€nüS





Kitap Adı :Allah Allah BizimKontesi Kim Sevdi
Yazar Adı :Mine G. Kırıkkanat
Yayın Evi : Erko Yayıncılık
Basım Tarihi :Nisan 2007



“Kitabı baskıya hazırlarken, gerek benim öngörülerimin zaman içinde haklı çıkıp çıkmadığını, gerekse olaylara bakışımdaki değişikliği izleyebilmeniz için yazılarda konu edilen olayların tarihlerini olduğu gibi bıraktım. Ve bir de baktım ki, Türkiye’de olanları özellikle 2003 yılından beri yan yana koyunca, gerçek apaçık : Ben aslında 5 yıldır, sol elimde büyüteç, sağ elimde cımbız/kalem;

‘Allah Allah, Kontesi Kim S… ?’ vakasına kanıt toplamışım !
Topladığım kanıtlar, size de ipuçları verir ve bu ülkeyi bu hale getiren sorumlu suçsuz ya da suçlu sorumsuzlara dair sizi de aydınlatırsa… Kontesi kurtaramadık ama failleri hâlâ kovalayabilir, hatta yakalayabiliriz, diye düşünüyorum.” Mine G.Kırıkkanat









Yazar : Cezmi Ersöz
Yayınevi : Gendaş Kültür
Basım Tarihi : Kasım 1999




Kimi geceler babası sadece üzerini örtüp, saçlarını, yüzünü, alnını okşamakla yetinmezdi. Yatağının bir kenarına ilişir. gizli gizli birşeyler fısıldardı. Sanki ona yattığı yerde nasihat ederdi. Pişmanlıklarını, görüp geçirdiklerini anlatırdı. Hayatın çok, ama çok ağır, taşıması çok zahmetli bir yük olduğunu anlatırdı sanki. Oğlu bu fısıltıları duymak için bütün dikkatini harcardı, ama nafile, duymazdı. Babası daha sonra kalkar, yüzünü seyderdi oğlunun. Babasının alkollü nefesini hisserderdi. Buruk, öksüz, kaybetmiş bir insanın kokusuydu bu. Yaralanmış umudun kokusuydu. Ve bazen oğlunun yüzüne ılık, ama içini dağlayan damlalar düşerdi. Yüreği acıyla ve çoşkuyla açılır, gözlerini daha sıkı yumar, kalbi daha hızlı atardı. Babası yüzüne damlardı...
Gizli tören, bu gözyaşlarıyla biterdi.








Yazarı : Gabriel Garcia MARQUEZ
Yayınevi : Can Yayınları
Çevirmen : Pınar SAVAŞ
Basım Yeri / Tarihi : İstanbul / 2005 - Eylül



Gabriel García Márquez çapında bir yazarın anılarını yalnızca hayranları değil, tüm bir edebiyat dünyası nicedir bekliyordu. 20. yüzyıl edebiyatına damgasını vuran büyülü gerçekçiliğin büyük ustası, Yaprak Fırtınası'ndan Yüzyıllık Yalnızlık'a, Kolera Günlerinde Aşk'tan Benim Hüzünlü Orospularım'a, esin kaynaklarını hep kendi yaşamında, yakın çevresindeki insanlarda aramıştı. O yüzden, yapıtlarıyla yaşamı arasında sık dokunmuş bağlar vardı. García Márquez, sonunda anılarını yazdı. Anlatmak İçin Yaşamak, tüm hayatını, anlatmak, yazmak için yaşamış bir yazarın anılarının çok ötesinde bir kitap. Ancak onun kaleminden çıkabilecek, roman tadında okunabilen bir yapıt. Anlatmak İçin Yaşamak'ta "Hayat, insanın yaşadığı değildir; aslolan, hatırladığı ve anlatmak için nasıl hatırladığıdır" diyen yazarın yalnızca yaşam öyküsünü değil, tüm yapıtlarının izlerini de bulacaksınız
 

Eski23-05-2007, 11:50   #5
V€nüS
 
***...Kitap Özetleri...*** - V€nüS




Kitabın adı: Arapların Gözünden Haçlı Seferleri
Yazarı:Amin MAALOUF
Yayınevi:YAPI KREDİ YAYINLARI
Yayın yılı:2006

ÖZET

Bu kitap çok basit bir fikirden yola çıkıyor: Haçlı Seferleri'nin tarihini 'öteki cephe'de, yani Arapların tarafında görüldüğü, yaşandığı ve hikâye edildiği biçimde anlatmak. Kitabın hemen hemen tüm içeriği, o çağın Arap tarihçilerinin ve vakanüvislerinin tanıklıklarına dayanıyor." Lübnan asıllı Amin Maalouf 1983 tarihli bu ilk yapıtında, on birinci yüzyılın sonundan on üçüncü yüzyılın başına kadar devam eden, ancak etkileri ve söylemi günümüze dek uzanan Haçlı Seferleri'ni egemen tarih anlayışının yerine "öteki"nin gözünden anlatıyor. Tarih en büyük anlatıdır.








Yazar : Miriam Ali
Çeviri : Mehmet Harmancı
Yayınevi: Güncel Yayıncılık
Yayın Yeri ve Yılı: İstanbul, 1995

-Bir kadın düşünün...
-Gencecik bir insanı...

-Yaşamını bir arapla birleştiriyor...

-Arabın islam geleneği diye,çocuklarına ve karısına karşı bunca yaşattığı acıları...

-Bu kadının çocuklarını kurtarma mücadelesine adadığı 30 yılını...

-Bunu kendi yaşamınız olarak düşünün,kendi kanınızdan birinin başına geldiğini düşünün.yabancı bir erkeğin kızınıza dokunduğunu,ırzına geçtiğini,onu dövdüğünü,hamile bıraktığını ve sonra o acı çekerken yüzünüze bakıp kendisinden emin bir halde güldüğünü düşünün.kendi çocuğunuzun bu ölçülere sığmayan,vahşete katlandığını düşünün.

Onun bir köle gibi yaşadığını düşünün.

-Ne yapardınız?

-Pes mi ederdiniz?

-Unuturmuydunuz?
 

Eski23-05-2007, 11:51   #6
V€nüS
 
***...Kitap Özetleri...*** - V€nüS

Kitabın Adı Atatürk Din Ve Laiklik
Kitabın Yazarı Rauf R.Denktaş
Yayınevi ve Adresi Kastaş Yayınları, İstanbul
Basım Yılı 1989
KİTABIN ÖZETİ

Yazar, kitabında Atatürk'ün Türkiye Cumhuriyetinin temelini oluşturan laiklik ilkesine bakışını incelemiştir.

Rauf R. DENKTAŞ, bilindiği üzere Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanıdır. Bu kitabın çıkışı, yazarın kendi tabiri ile, son zamanlarda ortaya çıkan bazı çevrelerce Atatürkçülük ile Laikliğin din düşmanlığı olarak yorumlanması olayına tepkidir. Yazar, eserinde özellikle gençlere hitap etmektedir. Kitabın giriş yazısında bu konular ve irtica meselesi ele alınmaktadır. Kitap ilk olarak bu konularla ilgili notlar olarak hazırlanmış, Kıbrıs Kültür Derneği'nde yapılan bir toplantıda sorulan sorular ve daha geniş çapta İslam Cemiyeti'nin daveti üzerine Atatürk Kültür Derneği'nde yaptığı konuşmalarla bugünkü durumuna gelmiştir.

Birinci bölümde İslamiyet'in özellikleri ve Allah'tan bahsedilmektedir. Bu bölümde; kitabın genelinde olduğu gibi Atatürk'ün konu hakkındaki sözlerine yer verilmektedir. Atatürk, İslamiyet'in son din olmasının, son derece akla uygun ve doğal bir din olmasından kaynaklandığını söylemektedir. Bunun akabinde bu bölümde Atatürk'ün müfredatta dini eğitim olmasını istemesinden bahsedilmektedir. Son olarak da İslamiyet çerçevesinde İnsan, Ruh, İyilik ve Günah incelenmiştir.

İkinci bölüm dinin yüceliğini inceler. Bu bölüme dünyaca kabul gören ünlü şahsiyetlerin Kur'an ve İslam Dini hakkında görüşleri ile başlanılmıştır. Tüm bu sözler dinimizin yüceliğinin yabancılar tarafından da kabul gördüğünü kanıtlamaktadır. Dinimiz, peygamberimizin hayatı ve sözleri ile bir bütünlük oluşturduğundan peygamberimizin kişiliği de övgü ile anlatılmaktadır. Bu gerçeklerin ışığında, Atatürk'ün anlattığı Türk askerinin Çanakkale'de gözünü kırpmadan ölüme gittiği Bomba Sırtı olayını anlamak kolaylaşmaktadır. Ayrıca bu bölümde, tartışma konusu olan "Tevekkül"e de değinilmiştir. Yazar; dinimizin yüceliğini anlatırken, İslamiyet'in Beş Şartı'nı da kendi yorumlarıyla açıklamıştır.

Üçüncü bölümde, "İslamiyet Güzel Ahlaktır" düşüncesi incelenmiştir. Yazar, bu bağlamda doğruluk, oruç, yardım ve güzel ahlaklı olmanın koşul ve erdemlerini ele almıştır. Bunu yaparken "Güneş karı nasıl eritirse, güzel huy da günahları eritir" gibi peygamberimizin sözlerinden ve yaşayışından örnekler verilmiştir.

Dördüncü bölümün adı "Atatürk'ün Laiklik Anlayışı" dır. Bu bölümde ağırlıklı olarak, Atatürk'ün sözlerine yer verilmiştir ve Atatürk'ün din istismarına, kadercilik yüzünden oluşan tembelliğe ne kadar karşı olduğu, kadın erkek eşitliğine inanışı ve uygulayışı, kutsal aile kurumuna bakışı ve tarikatlara karşı oluşu ele alınmıştır. Bunlara örnek olarak büyük dinimiz "çalışmayanın insanlıkla ilgili olmadığını" bildiriyor. Bazı kimseler çağdaş olmayı kafir olmak sanıyorlar. Asıl küfür onların bu zannıdır. Bu yanlış yorumu yapanların amacı, Müslümanların kafirlere tutsak olmasını istemek değil de nedir?" veya Atatürk'ün "Türkiye Cumhuriyeti şeyhler ve dervişler, müritler, meczuplar ülkesi olamaz. En doğru, en gerçek tarikat uygarlık tarikatıdır." sözü örnek olarak verilmiştir.

Son bölüm olan "Müslümanlığın Erdemleri" bölümünde, ilk olarak İslamiyet'te Allah'ın kullarından beklediklerinden ve bu bağlamda insanlarda bir benlik ve varoluş sebebi bilinci olmasının gerekliliğinden bahsedilmektedir. İslamiyet'in erdemlerini bilen bir kişinin Kuran'ı okuyup, Allah sevgisi ve korkusuna sahip olarak yaptıklarının hesabını verebileceğini belirten yazar, insanların kendilerine gün sonunda "Allah'a çok şükür bugün Allah'ın istediği şekilde, insanca yaşadım" diyebildiği takdirde ne kadar büyük bir iç huzura kavuşacaklarını anlatmaktadır. Bu bölümde ayrıca aklın her şeyden üstün olduğu gösterilmiş ve konuyu pekiştiren anekdotlara yer verilmiştir. Yazar, ayrıca Atatürk'ün 31 Ocak 1923'te İzmir'de halka hitaben söylediği sözlere de yer vermiştir. Bu sözler ile Atatürk, kadınların görevi ve Türk toplumundaki yerlerini, kadınların kılık kıyafetleri ile ilgili görüşlerini ve dinimizin bizi gerileten bir din olmadığını belirtmiştir. Özellikle "Örtünme, kadını yaşayışından ayıracak biçimde olmamalıdır" sözleri konuyu özetlemeye yeter.

Sonuç olarak, Atatürk'ün din ve laiklik konusundaki düşünce ve sözlerini toplamış olan kitapın, konu ile ilgili yazarın hitapları ve notlarından oluştuğu için halkın geneline ve özellikle gençlere faydalı olacak mesajlar içermektedir


------------------




KİTABIN ADI : ATEŞTEN GÖMLEK

KİTABIN YAZARI : HALİDE EDİP ADIVAR

YAYIN EVİ : ATLAS YAYIN EVİ

BASIM YILI : 1982


KİTABIN KONUSU:

İzmir’in işgali üzerine şehri kurtarmaya amaçlayan
milli mücadele hareketlerinin hedeflerine nasıl ulaştığını anlatıyor.


KİTABIN ÖZETİ:

İzmir’in işgalinde Yunanlıların, kocasını ve oğlunu öldürmeleri üzerine önce İstanbul’a gelen ve sahip olduğu Türklük şuuru ve mücadele azmiyle İstanbullu gençlerin bilinçlenmesini sağlayan Ayşe’nin uyandırdığı heyecana kapılan subaylar Anadolu’ya geçerler. Çeteler düşmanla savaşmaktadır. Bu savaşta Ayşe hasta bakıcı Peyami ise çeviricidir.

Ayşe kendisini seven ve evlenme teklif eden İhsan’a cevabını ancak İzmir alındıktan sonra vereceğini söyler. Peyami ise sevgisini Ayşe’ye açıklayamamaktadır. Cephede İhsan şehit düşer, Ayşe de ileri hatlar giderek orada can verir. Peyami ise kafasına aldığı kurşunla hastahanede ölür.

Peyami’nin ölümünden sonra doktorlar Peyami’nin notlarını araştırarak Ayşe adında birisinin kolorduda görev yapmadığını ve İhsan isminde birinin de alay komutanı olmadığını fark etmişlerdir



KİTABIN ANA FİKRİ:

Vatanın bağımsızlığı için kadın-erkek demeden tüm halkın mücadele etmesidir
 

Eski23-05-2007, 11:53   #7
V€nüS
 
***...Kitap Özetleri...*** - V€nüS



Yazarı:Ayşe Kulin
Yayınevi:Remzi Kitabevi
Yayın Tarihi:2002

Kitabın Özeti:

Yazarın,Nazım Hikmet hakkında bişey bilmezken,bir tesadüf sonucu bir akrabası aracılığıyla kitaplarıyla tanışması.Kendi hayatı,aşkı ile Nazım Hikmet'in aşklarını mukayesesi ...

''Gri kanatlı kuşlar, çığlık çığlığa martılar, beyaz köpüklere değerek geçipgidiyorlardı, tuzlu denize kanat vura vura. Minareleri kurşunkalemler gibi gökyüzüne uzanan camilerin avlularında itişip kakışıyordu darıya üşüşen ak güvercinler. Kulaklarımda bir ses... Gözlerimin önünde tahtaları eskimiş pancurlarıyla cumbalı evler, yaşlı çınarlar ve bir ceviz ağacı.

Koparmış ipini eski kayıklar gibi yüzer

kışın sabaha karşı rüzgarda tahta cumbalar

ve bir saç mangalın küllerinde

uyanır uykudan büyük İstanbul'um.

İstanbul'da uyanmak istiyordum. İstanbul'la beraber uyanmak istiyordum bende, Nazım gibi.''










Kitabın Yazarı:Halid Ziya Uşaklıgil
Yayınevi:İnkılab Kitabevi
Basım yılı:1993

1) KİTABIN KONUSU:

Bihter ve Behlûl arasındaki yasak aşkı anlatan bir romandır.

2) KİTABIN ÖZETİ:

Roman Peyker ve Nihat Beyin evlenmesiyle başlar. Peyker ve Bihter’in annesi Firdevs Hanım duldur ve Adnan Beye gizliden ilgi duymaktadır. Ancak Adnan Bey Bihter’den çok hoşlanmaktadır. Onunla evlenir. Adnan Bey varlıklı , asil bir aileden gelmiştir. Annesi bu evliliği hiç kaldıramaz.

Bir gün toplanıp pikniğe giderler, bütün aile oradadır. Adnan Beyin yeğeni Behlûl Peyker’e dayanamaz ve onu ensesinden ateşli bir şekilde öper. Peyker buna çok kızar çünkü kocasına çok bağlı birisidir. Behlûl Bihter’e göz koyar. Ondan çok hoşlanır, onun fiziki görünüşü Behlûl’u çıldırtma seviyesine getirir. Bihter’in kendisinden hoşlanmasını sağlar ve o günden sonra her gece beraber olurlar.

Behlûl ve Bihter’in mektupları Nihal tarafından görülür. Nihal bu olaya inanamaz çünkü Behlûlle evlenmeyi düşünmektedir. Nihal’in tam mutluluğu düşündüğü bir sırada bu olayı öğrenmesi hayatını yıkmıştır. Adnan Beyin bu olayı öğrenmesiyle her şey değişir.

Adnan Bey ve Nihal eskisi gibi beraber yaşamaya karar verirler. Artık hayatlarında ne Behlûl ne de Bihter olacaktır.

KİTABIN ANA FİKRİ:

Yasak bir aşk bir ailenin yıkımına neden olabilir, gerçekleri zamanında farketmek sevdiklerinin daha fazla üzülmesini engeller.

KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

Bihter: Düzgün bir fiziğe sahip, çok güzel, erkekleri kolayca elde edebilen cazibeli bir kadındır. Annesine karşı kin beslemektedir.

Adnan Bey: Bihter’in kocasıdır. Orta yaşlı, varlıklı, iki çocuk babası, asil bir ailenin tek çocuğudur.

Nihal: Adnan Bey’in kızı. Zeki, güzel ve çalışkan bir kişiliğe sahiptir.Behlûl’e ilgi duymaktadır. Annesinin ölümü onu derinden etkilemiştir.

Behlûl: Adnan Bey’in yeğenidir. Kadınlara karşı özel bir ilgisi vardır. Bu onda bir zaafiyet haline gelmiştir.


5) KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:

Kitaptaki olaylar belirli ve düzgün bir sıra izlediği için okuyucuda bir heyecan uyandırıyor ve kitaba bir sürükleyicilik kazandırıyor. Kitapta kişilerin ruhi ve psikolojik tasvirlerine yer verilmiştir. Ancak kitabın dilinde düzeltme olması itibariyle yalın ve sade bir hale getirilmiştir. Fazla yabancı kelimelere yer verilmemiştir. Kitap yazıldığı dönemin insan ve aile ilişkilerini aynen yansıtmaktadır.
 

Eski23-05-2007, 12:02   #8
V€nüS
 
***...Kitap Özetleri...*** - V€nüS

"B" ile devam edelim

çekinmenize gerek yok yorum yazabilirsiniz








Elif Şafak
Metis Yayınları;
2006, 4. Basım, 13,5X19,5, 376 sayfa, Türkçe, K. Kapak.


'Kocanızın izni lazım elbette, ' diye devam etti sekreter, artık cıvıltılı olmayan sesiyle. 'Tabii eğer evliyseniz...? '

Odadakilerin meraklı bakışları üzerinde ağırlaştı. Ne var ki Zeliha'nın yüzünde ne sıkıntıdan eser vardı ne mahcubiyetten. Bu toplumsal işkenceden keyif alıyor değildi elbette ama içinden bir ses başkalarının fikirlerini ve yargılarını umursamamayı öğütlemişti ona. Ne de olsa fark etmeyecekti sonuç olarak. Son zamanlarda bazı kelimeleri kişisel sözlüğünden çıkarmaya karar vermişti, 'utanç' pekâlâ bunlardan biri olabilirdi. Bu kürtaja onay verecek bir koca yoktu ortada. Bu çocuğun bir babası yoktu.

Neyse ki kocanın olmayışı formalitelerde bir avantaja dönüştü. Görünüşe göre kimsenin yazılı iznini almasına gerek yoktu. Bürokratik düzenlemeler, evli çiftlerin bebeklerini kurtarmak için gösterdikleri özeni evlilik dışı doğan bebekler için göstermiyordu anlaşılan. Babasız bir çocuk neticede bir piçti ve İstanbul'da bir piç, sallanan bir diş gibi her an düşmeye hazırdı.

Baba ve Piç, İstanbul-San Francisco hattında gidip geliyor: Müslüman-Türk Kazancı ailesiyle Ermeni asıllı Amerikalı Çakmakçıyanların 90 yıla yayılan öyküleri iç içe. Kederli bir geçmişi tamamen unutmak mı daha doğru, geçmiş bilincini beraberinde taşımak mı? Diğer yandan bir kadınlar romanı Baba ve Piç: Erkeklerin apansız ve açıklamasız ölüverdiği, geriye hep kadınların kaldığı bir sülaleden dört kuşak kadının hikâyesi. Anneannelerin, ciciannelerin, teyzelerin hafızalarıyla can bulan bu romanı severek okuyacaksınız.








Kitabın Adı : Balayı
Kitabın Yazarı :James Petterson
Yayım Evi : GOA YAYINLARI
Yılı :2005

2005 ULUSLAR ARASI MACERA KİTABI ÖDÜLLÜ





KİTABIN KONUSU :

Ayın Kitabı Kulübü ve dünya çapındaki diğer 15 kitap kulübü yılın uluslararası macera kitabını seçti. Tüm yazarların en iyi eserim dedikleri yapıtları vardır. İşte James Patterson'ın kitabına hoş geldiniz.

Bütün erkekler tarafından arzulanmak ve bütün kadınlar tarafından kıskanılmak nasıl bir duygudur? Muhteşem.İşte Nora'nın hayalini kurduğu, uğruna çok çalıştığı ve asla taviz vermeyeceği yaşamı böyleydi.FBI Ajanı O'Hara onu ilk gördüğünde mükemmel olduğunu düşünür.Görüntüsü, kariyeri, giysileri, farkındalığı, bilmişliği ve umutlandıran seksiliği. İşte bu mükemmellikler için erkekler sıraya girer.Nora sadece onları cezp etmekle kalmaz, onları büyüler.

Peki FBI Ajanı, neden Nora Sinclair'le bu kadar ilgileniyor? Nora'nın etrafındakilere esrarengiz şeyler olmaktadır—özellikle de erkeklere.
Ajan O'Hara olaya daha yakından bakınca, onu cezbeden şeylerin içini korkuyla doldurduğunu farkeder ve Nora'yla ilgili tehlikeleri görür.
Geçmişinin izah edilemez boşluklarında karanlık noktalar mı vardır?Onu tanımak için daha fazla zaman harcadığında,acaba adaleti mi sorguluyordur? Yoksa kendi öldürücü takıntıları mıdır yoluna çıkan?







Yazar : Cezmi Ersöz
Yayınevi : Gendaş Kültür
Basım Tarihi : Ekim 2000

Kitabın Özeti :

Bir yanımı, burada, bu insanlara bıraktım. Korktum onların yanında kendimi ele ermekten. Yanlarında ruhumu, düşüncelerimi, duygularımı, taslaklarımı içine yerleştirdim. Çerçeveledim... Bir yanım çekip gitti, o ibret verici karanlık öykülere. Bu yüzden, bu ikiye bölünmüşlük ve hiçbir yere tam ait olmayış yüzünden, çok aşağılandım kendimi, çok kınadım...Ama farkındayım her şeyin. Ne kadar çelişkiye düşersem, ne kadar çok hissedersem parçalanmışlığımı, aşk o kadar çok birikiyor içimde...
Aşk, ölüm gibi bakıyor bana. Her geçen gün güzelleşen bir ölüm gibi... Karanlık öykülerin aydınlığına bakttıkça...
 

Eski23-05-2007, 12:05   #9
V€nüS
 
***...Kitap Özetleri...*** - V€nüS





Kitabın Adı:Başka Sesler Başka Odalar
Yazar : Truman Capote
Yayınevi : Sel Yayıncılık

Özet

Annesinin ölümünden sonra doğduğu günden beri hiç görmediği babasının yanına gönderilen Joel Knox'un öyküsü, kendisini birdenbire farklı bir ortamda, hiç tanımadığı fazlasıyla ilginç insanların yanında bulan bir delikanlının masumiyetini yitirme ve yetişkinlerin dünyasına adım atma öyküsüdür. Sonunda herkes gibi büyür Joel Knox, ancak terk edilmişliğin, yalnızlığın ve farklılığın damgasını vurduğu çocukluk ve gençlik döneminin izlerini tüm yaşamı boyunca taşıyacaktır.

Truman Capote, yayımlanmış ilk romanı olan Başka Sesler Başka Odalar'da yenilikçi üslubu, çarpıcı betimlemeleri ve ilginç karakterleri ile edebiyat dünyasına yeni bir soluk getirmekle kalmamış, farklı tarzı ve güçlü kalemi ile 20. yüzyıl edebiyatına damgasını vuracağının ipuçlarını da vermiştir.





-----------------


KİTABIN ADI : Benim Adım Kırmızı

KİTABIN YAZARI : Orhan PAMUK

YAYINEVİ VE ADRESİ : iİetişim Yayınlar-istanbul

BASIM TARİHİ : Aralık 1998




KİTABIN ÖZETİ :



Benim Adım Kırmızı; Orhan PAMUK imzalı “Cevdet Bey ve Oğulları, Sessiz Ev, Beyaz Kale, Kara Kitap, Yeni Hayat” gibi eserlerden sonra farklı bir tarzda yazılmış. Orhan Pamuk da son kitabını “en renkli ve en iyimser romanım” olarak nitelendiriyor.

Konusuna gelince;

Biraz geçmişe gidiyoruz. 1591 senesi, kış ayları, İstanbul. İki erkek çocuğu annesi güzeller güzeli Şeküre’nin kocası dört yıldır savaştan dönmemiştir. Çocukluk aşkı, yeğeni Kara ise aşkını açıkladığı için evden kovulmuş ve ancak on iki sene sonra İstanbul’a dönebilmiştir. Döner dönmez de hala çok sevdiği Şeküre ile evlenmenin yollarını arar.

Babası ve iki çocuğu ile birlikte kalan Şeküre’nin gönlü hem Kara’da hem de kocasının kardeşi Hasan’dadır. Şeküre’nin babası yani Kara’nın eniştesi Padişahın emri ile gizli bir kitap yaptırmaktadır. Kitabın gizli Avrupai usuller kullanarak resmetmekten gelir. Enişte Efendi Osmanlı sarayının ünlü nakkaşları Kelebek, Zeytin ve Leyleği kitabın nakışlarını yapmaları için görevlendirir. Tezhibi de Zarif efendi yapmaktadır. Koyu bir taassup içinde olan Erzurumlu Hoca Efendi ve taraftarları ise geleneklere ve dine aykırı bir şeyler çevrildiğini anlamıştır ve Zarif Efendi de bu düşüncededir. Her gece kahveye toplanan nakkaşlar ve hattatlar bir meddahın resimlerle anlattığı sivri dilli ve Erzurumlu Hoca karşıtı hikayelerle eğlenirler. Zarif Efendinin işlerine köstek olacağını anlayan nakkaşlardan biri Zarif Efendiyi öldürür. Romanın geriye kalan kısmı katilin bulunmaya çalışması, nakışta üslup ve imzanın yeri, doğru ve batının yeri üzerine kahramanların düşünceleri ile örülüdür. Böylece kitap bir çok eğlenceliği bir arada barındırmaktadır aslında…

Eski resim sanatının incelikleri ve düşünce yapısı ile ilgili türlü hikayeler ve bilgiler, eski; İstanbul’un dar sokaklarında gezintiler, bohçacı kadınlar, incili yastıklar, fıstık yeşili feraceler, kırmızı yelekler kuru kayısılı pilavlar, hoşaflar, tarhana çorbaları… Tabii bunun yanında kelle uçurmalar, gözlerine iğneler batıranlar ve daha türlü kan kokulu sahneler de mevcut. Katilin kimliğini bulmaya çalışmak bile kitabın sonuna kadar yeterince oyalayıcı. Osmanlı tarihi ve eski resim sanatı ile fazla ilginiz yoksa bazı bölümleri fazla uzatılmış ve tekrar edici bulabilirsiniz. Bunu da romanın kusuru sayalım. 470 sayfalık ince ince kurgulanmış bu romanın son sayfasını çevirip de kapağını kapattığınızda gül ve küf kokularıyla kaldırmadan önce gülümsediğinizi fark edeceksiniz.


KİTABIN ANA FİKRİ :

Hayatta karşılaşılabilecek her türlü olumlu veya olumsuz şartlar karşısında dahi yaşama ümidi ve sevinci kaybedilmemelidir.










Yazar:Can Dündar
Yayın Tarihi:1999
Yayınevi:imge

''Benim Gençliğim''Bu iki sözcüğün anlamında kaleme alınan bir kitap.Yazarın büyüdüğü evden,okuduğu okula kadar zihninde oluşan anılardan derlenen kendi gençliği var.Sancıları,şikayetleri,umutsuzlukları,yılgınlık ları,şımarıklıkları ,acıları duyarlılıkları ve tutarsızlıkları ile ülke gençliği var.Okunası bir kitap

Koca bir labirentin içinde kayıp
“Benim Gençliğim”...
Nedenini bilmediği bir deney için gözleri bağlanmış, elinde bir demir çubukla salıverilmiş meçhul labirentin koridorlarına...
Bir kapı cennete açılıyor, diğeri cehenneme...
Seçtiğimiz yolun sonunda ateşin soluğu yüzümüze değdiğinde can havliyle geri dönüp başka koridorlara sapıyor, cennetin sesine kulak kabartıyoruz. Biraz ilerlediğimizde cehennem alevleriyle karşılaşıyoruz yeniden...
Gözümüzdeki bağ öyle güçlü ki, “Bu yoldan geçmiştik.”, “Onu denemiştik.”, “şurası çıkmaz sokaktı.” diyemiyoruz. Labirentin patikaları bizim gibi yolunu arayan, daha önce gidip dönen, ateşe dokunup pişman olan insanlarla dolu, ama onlarla buluşamıyoruz. Bizi körleştiren bağı söküp atamıyoruz. Labirentin duvarlarını yıkıp kendi yolumuzu açamıyoruz. Bu çıkmazdan kurtulamıyoruz.
Labirent, elimizdeki demir çubukları uğursuz bir mıknatısla çekerek bizi habire eski hatalarımızın koridoruna sokuyor. Ders almıyoruz, öğrenmiyoruz.
Bağlı gözlerle her kuşakta bildik duvarlara dokunarak çıkış arayan yenik bir ordu gibi, cenneti düşleyerek cehenneme koşuyoruz.
 

Eski23-05-2007, 12:07   #10
V€nüS
 
***...Kitap Özetleri...*** - V€nüS




Yazar : Richard F. Burton
Çeviren Hasan Fehmi Nemli
Sayfa: 68
Baskı Tarihi: Nisan 2005
Yayın Evi : Can Yayınları

Kitabın Özeti :

Sultan Şehriyar, yokluğunda karısının kendisini aldattığını öğrenince, hem onu, hem de âşıklarını öldürtür. O günden sonra her gün başka bir kadınla evlenip öldürtmeye başlar. Vezirin kızı Şehrazad, sultanla evlenir ve ona her gece bir masal anlatmaya koyulur. Ama her gece masalı bir yerinde keser ve ertesi gece tamamlayacağına söz verir. Masallar o kadar çekicidir ki, sultan, Şehrazad’ın idamını her gün erteler. Çağlar boyu dilden dile aktarıldıktan sonra yazıya dökülen Binbir Gece Masalları, ölümsüzlüğe uzanan bir sonsuzluk anlatısıdır.



--------------



Kitabın Adı : Bir Çift Yürek
Kitabın Yazarı : Marlo MORGAN
Yayınevi ve Adresi : Dharma Yayınları Sirkeci / İSTANBUL
Basım Yılı : Mayıs 1999

ÖZET :

Amerikalı kadın doktor, sağlıkta koruyucu hekimlik üzerine araştırmalar yapmaktadır. Bir gün Avustralyalı hekim arkadaşı arayarak araştırmaları ile ilgilendiklerini söyler ve kendisini Avustralya’ya davet eder. Buraya ulaştığında ülkenin asıl yerlileri olan ve Aborijin adı verilen kişilerin ayrıma tabi tutulduğunu görür. Bir akşam melez Aborijin gençlerinin benzin doldurdukları kutuları koklayarak yürüdüklerini ve sonradan bu gençlerden birinin zehirlenerek öldüğünü öğrenir. O gece kendisi de dahil hiç kimse onları durdurmak için parmağını kımıldatmamıştır. Bu olaydan etkilenerek Aborijinlere yardım çalışmalarına başlar. Bu çalışmaları kısa zamanda yayılarak anakaranın öte yakasında yerleşmiş olan bir Aborijin kabilesinden davet alır.

Nomadik kültürden Aborijinler eşliğinde, kabilenin kendilerini adlandırdıkları şekliyle,”Gerçek İnsanlar”la birlikte dört ay süren ve çölü boydan boya katettikleri uzun bir yürüyüşe çıkar. Bu süre boyunca, çölün çorak coğrafyasındaki bitkiler ve hayvanlarla uyum içinde yaşamayı öğrenir. Olağan dışı insanlardan oluşan bu toplulukla birlikte yaptığı yolculukta, bu insanların 50 000 yıllık kültürlerinin felsefesi ve bilgeliğiyle tanışır.

Macerasının ilk gününden itibaren bu çetin yolculuğun zorlukları ile mücadele etmek zorunda kalır. Dayanıklılığın her gün sınandığı bu zorlu yolculukta, karşılaştığı her zorlukla birlikte ruhu da değişime uğrar. Aborijinler onu, büyük bir alçak gönüllülükle kendilerinden biri olarak kabul eder ve onun şefkat dolu öğretmenleri olurlar. Öğretmenlerinden, her insanın eşsiz niteliklerini ve içsel ruhunu takdir etmeyi ve kutlamayı öğrenirken bir yandan da güçlü doğal şifa yöntemlerine tanık olup onların canlılar ile ilgili fikirlerinin ne kadar derin ve anlamlı olduğunu da anlamaya başlar.

Yolculuğu bittiğinde yaşamında derinlemesine değişiklikler olur. Amerika’ya döndüğünde çocuklarının ve yakın arkadaşlarının desteği ve yüreklendirmesi ile Avustralya anakarasının yüreğindeki çölde yaşadığı deneyimlerini yazmaya başlar. Ulaşabildiği her yerde konuşmalar yapar. Yaşamının geri kalanını Gerçek İnsanlardan öğrendiklerini uygulamaya adar.









Yazar : İpek Ongun
Yayınevi : Epsilon Yayınevi
Basım Tarihi : Eylül 2004



Neden yazarız? Daha doğrusu neden anı defteri tutarız? Yaşamımızın her döneminde, ama özellikle ilk gençlik çağında, sorunlarımızı, mutlu mutsuz anılarımızı bizi yargılamadan dinleyen, paylaşan birilerine gereksinim duyarız. Ve -bu biri- evet, bildiğiniz, anı defterimizdir. On beş yaşındaki Serra tüm duygularını, düşüncelerini anı defteriyle paylaşıyor. Annesiyle babası neden garip davranıyorlar? Yoksa yolunda gitmeyen bir şeyler mi var? Çeşme'de tatil günlerinde tanıştığı yeni arkadaşları Serra'nın yaşamında ne gibi değişikliklere neden olacaklar? Tüm bu sorunların cevaplarını Serra'nın anı defterinde bulacaksınız
 

Eski23-05-2007, 12:11   #11
V€nüS
 
***...Kitap Özetleri...*** - V€nüS




Kitabın Adı : Bir Görünmezin Portresi

Kitabın Yazarı : Hans Pleschinski

Yayınevi: İnkılap

Yayın Tarihi: Ocak 2005




Kitabın Konusu

Romanın arka planında Münih'in yetmişli seksenli yılları, savaş sonrası
Batı ve Doğu Almanya, 2000 yılına girerken Paris,
Avrupa'nın sanat ve edebiyat ortamı var.
Vazgeçilmez bir aşk ve çılgın bir hayat...

Yazar Pleschinski, hayat arkadaşı Volker ile olan 23 yıllık birlikteliğini anlatıyor.
Yıllarca süren bu hareketli aşk, sanat ve alışverişi ve birlikte yaşanan
zenginlik ve fakirlik yılları gizlenmeksizin gözler önüne seriliyor.

Okura bir saniye bile olsun nefes aldırmayan, ince bir üslupla kaleme
alınmış ve akıcı bir anlatım temposuna sahip unutulmaz bir roman.

"...Yılbaşı kutlamasından önce Volker'i aradım... Sesi, benim yuvamdı...
Duygusallığa yer yoktu. Buna rağmen arasıra çıkardığım isterik kavgalarla,
coşkulu sarılışlarımla ona eziyet ettiğim, ama aynı zamanda hayat verdiğimde, şu sözleri gittikçe daha çok duyuyordum;
Bırak beni. Çok hastayım. Bunu artık anlamak zorundasın..."

Otobiyografik bir roman olan Bir Görünmezin Portresi anlık mutlulukların,
felaketlerin, toplumdan soyutlanmışlığın, dayanışmanın ve büyük bir aşkın romanı




-------------------



KİTABIN ADI : BİR KADIN DÜŞMANI
KİTABIN YAZARı : REŞAT NURİ GÜNTEKİN
YAYIN EVİ VE ADRESİ : İSTİKLAL YAYIN EVİ / İSTANBUL
BASIM YILI : 1997



KİTABIN KONUSU : İlk evliliğinde yaşadığı kötü olaylar sonucu kadınlarn hepsine önyargılı bakan ve onları değersiz gören İskender ‘in başından geçenler anlatılmaktadır.


KİTABIN ÖZETİ :
Kitap, İskender adlı orta yaşlı bir adamın başından geçenleri anlatmaktadır. İskender, ilk öğrenimini Ankara‘da, orta öğrenimini Amasya ve Niğde ‘de yapmıştır. Babasının mesleği nedeniyle birçok yere gitmiş ve çeşitli insanlarla tanışmıştır. Okul yıllarında genellikle sakin bir yapıya sahip olan İskender askere gidip geldikten sonra tanıştığı Zeynep adlı kadın yüzünden sert, sinirli bir kişiliğe bürünür. Bunun böyle olmasının sebebi kadınla yaşadıkları değişik olaylardır.
Zeynep ile İskender mutlu bir ilişkiye sahiptiler fakat daha sonraları Zeynep, İskender‘i Mesut adlı bir gençle aldatır. Zeynep eve geç gelmeye, İskender‘ e karşı ilgi göstermemeye başlar. Zaman içinde İskender buna katlanamaz ve boşanırlar. Böylece İskender ‘ in kadınlara karşı bir fobisi oluşur. Her kadını Zeynep gibi görür ve hiçbirine güvenemez.. Kendine, bir daha kimseyi sevmeyeceğine dair söz verir. İki sene sonra İskender başka bir yerde çalışmaya başlar. Çalıştığı ofiste yan masada çok güzel, çalışkan ve çekici bir kadın vardır. Gittikçe bu kadına karşı bir şeyler hissetmeye başlar fakat önceki deneyimi yüzünden uzun süre kendini engeller. Kadına karşı soğuk davranır, hatta bazen tersler ama bunları tamamen isteksiz olarak yapmaktadır. Kafasındaki düşünceler onu bir kadın düşmanına çevirir. Kadınları dünya için gereksiz görmeye başlar. Yan masada çalışan Belgin isimli güzel kız İskender’ e aşık olur ve onun garip tutumunu anlayamaz. İskender de zamanla içindeki sevgiye karşı koyamaz ve Belgin’ e hissettiklerini anlatır.



KİTABIN ANA FİKRİ : Hayatta hiçbir zaman ön yargılı olmamalıyız.


KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

İskender : Başarılı, insanlarla olan ilişkileri iyi, duygularıyla hareket eden, değişken fikirlere sahip olan orta ayşlı biri.

Zeynep : Çekici, güzel, çalışkan, deli dolu, çapkın ve eğlenmeyi seven bir kişilik.

Belgin : Genç, uzun boylu, iyi niytli, utangaç, duygularını tam yansıtamayan biri.

Mesut : Yakışıklı, zengin, kibirli, insanları umursamayan bir kişilik.







Yazaroğan Cüceloğlu
Yayınevi:Remzi yayınevi

Özet:
Doğan Cüceloğlu’un elinden sıradışı bir yaşamöyküsü… Bu kitap, bir kadının, üstelik Toroslar’ın bir köyünde doğan bir kadının, hayatının her evresinde karşılaştığı zorluklar, engeller, acılar, kısaca hayat karşısındaki direnişini anlatmaktadır. Okuyabilmek için on üç çocuklu babayı ikna etmek gerekiyordu; üstelik o bir kız çocuğuydu ve o yörede kız çocukları okutulmazdı. Çözüm erkek gibi olmaktı; saçlar kısacık, altında pantolon, ayakta postallar, adımlar rap rap… Bu sefer de komünist diye askeri mahkemede yargılanmalar… Kendisine bir kez bile adıyla hitap etmeyen bir kocaya karşı verilen otuz yıllık bir varolma savaşı… Bu inanılmaz etkileyici yaşamöyküsü çok konuşulacak…

Arka kapak:
Toroslar'ın bir köyünde doğan Saniye'nin zorluklar, engeller, imkansızlıklar ve acılarla dolu öyküsü, aynı zamanda toplumumuzdaki birçok kadının da ortak kaderi.

Saniye, 'erkek gibi bir kız' olup babasının gözüne girerek okula gitmeyi başarmıştı; ama tüm mücadelesine rağmen kocasının iç dünyasına girmeyi, onun can yoldaşı olmayı başaramadı. Kocası Saniye'yi kendinden hep uzak tuttu. Otuz yılı aşkın evliliğinde kendi adını kocasının ağzından bir kez bile duymayan Saniye, "Acaba ben gerçekten de yok muyum?" kuşkusuna kapıldı. Tüm duygularını ve özlemlerini şiire döktü. Sadece kendi için değil, bu ülkenin tüm kadınları içni yazdı. Yoksam ben Varmışım gibi Canlıymışım gibi Neden acıyor yüreğim Yaş akıtıyor gözlerim. Saniye Çelik'le konuşmamı sanki rahmetli annem benden istedi. Dinlediğimde, Saniye'nin acıları, yalnızlığı, içinin burukluğu annem Zehra'nın yaşamını anımsattı. Ve bu kitap oluştu.







Kitap Adı: Bir Psikoloğun İtirafları
Yazar : Nur Yaycıoğlu
Yayınevi : Resital Yayınları
Basım Tarihi : Mayıs 2007


Bu kitap, tamamen gerçek yaşamlara ve deneyimlere dayanmaktadır. Bu kitapta gerçek yaşam öykülerinden kesitleri ve kişilik çözümlemelerini bulacaksınız. Türkiye’nin psiko-sosyolojik yapısıyla ilgili yapıcı eleştiriler yine gerçek olayların, sahici kişiliklerin ve kurumların incelemeleriyle ele alınıyor. Ülkenin beyninden yüreğinden eksik olmayan dertlerin, acıların, adaletsizliklerin öyküleri psikolojinin savunma mekanizmalarıyla ve vaka çözümlemeleriyle iç içe anlatılıyor. Bu milletin başına ne geliyor ise psikoloji bilmeyişinden geliyor. Toplum olarak yaşadığımız felaketler, çoğalan davranış bozukluklarının psikodinamiklerinin neler olduğunu bilmememizden kaynaklanıyor.
 

Eski23-05-2007, 12:15   #12
V€nüS
 
***...Kitap Özetleri...*** - V€nüS
Wink





Yazar :Metin Pişken
Yayınevi : İlk Biz Yayınevi

İçerik:Buz pateni öğretmenliği yaptığı yıllarda karşısına çıkan kadın adının C... olduğunu söyler ve ısrarla telefonunu ister. Metin şaşkın bir ifadeyle kadının yüzüne bakarken ona sırılsıklam aşık olacağını bilemezdi. Onun yüzünden işini kaybedeceğini ve hayatının altüst olacağını bilseydi C...ye akıl hastanesinde yattığını söyler miydi?
Ne de olsa "O" bir "ŞİZOFREN" di...









Yanlis bir ask, terk edilmisligin hüznü, müzigin eslik ettigi hayaller, parasizlikla sarsilan hayatlar ve bitmeyen mutluluk arayislari...

Ilk romani Git Kendini Çok Sevdirmeden'le büyük begeni toplayan Tuna Kiremitçi, bu sefer bir müzisyenin dünyasini anlatiyor. Memet Olcay'in gücünü ve zayifligini, pazar günleri bulustugu kiziyla yeniden kesfettigi Istanbul'u, ortadan kaybolan arkadasini arkarken buldugu aski ve yaptigi o ilk besteyi... Romanin bir tarafinda bütün endamiyla hayat duruyor; öteki tarafinda da elinde çalgisiyla tek basina bir adam.










Yazar : Tuna Kiremitçi
Yayınevi : Doğan Kitapçılık
ISBN : 975293138-3
Basım Tarihi : 01.10.2003
Sayfa Sayısı : 197



Kapak Cinsi : Karton Kapak
Kağıt Cinsi : 2. Hamur Kağıt


Dizi adı : Türk Edebiyatı Dizisi








Yazar : Cassandra Eason
Yayınevi : New Age Yayınları
Basım Tarihi : Nisan 2006

Kitap Özeti :



Bütün kadınlar özeldir...
Bütün kadınlar sezgisel bir güçle doğarlar. Ancak gerek toplumsal koşullanmalar, gerek sosyal hayatın onlara biçtiği rol, gerekse günlük hayatın zorlukları, onların bu sezgisel güçlerinin üzerini örter, görünmez hale getirir. Çoğu zaman kendileri bile bu gücün farkında olmadan yaşarlar.
Cassandra Eilson, " Bütün Kadınlar Cadıdır " adlı bu kitabında, modern kadının sezgisel ve majik güçlerini ortaya çıkartabilmesi için pratik uygulanabilir bilgiler vermektedir.
Bı kitap sadece kadınlara özeldir.. Ve bu kitap, Engizisyon Mahkemeleri'nde " Cadıdır!" diye yakılan kadınlara ithaf edilmiştir.
 

Eski31-05-2007, 11:54   #13
V€nüS
 
***...Kitap Özetleri...*** - V€nüS
Wink devam..........

Orjinal adı=The Surgeon
Türü=Polisiye-Gerilim
Yazar=Tess Gerritsen








.Bu romanın her satırından kan sızıyor... Kitaba adını veren, planlı ve kanlı katil Cerrah gerilimi her an ayakta tutuyor.
Dr. Catherine Cordell Savannah’da seri cinayetler işleyen bir katilin vahşi saldırısına uğramıştır. Saldırgandan onu silahla vurarak kurtulmayı başarmıştır. Şimdi Boston’dadır. Ancak başka bir katil bu kentte de gerilim yaratmaktadır. Kadınların rahimlerini kesip alan ve korkunç işkencelere tabi tutan adama Cerrah adı verilmektedir. Catherine Cordell birdenbire bu katilin de hedefi haline gelecektir.
Çok satanlar listesinin müdavimlerinden Tess Gerritsen’in insan bedenini ve ruhunu en ince ayrıntısına kadar tarif ettiği tıbbî gerilim romanlarından beşincisi olan "Cerrah", inandırıcı kahramanları, sürükleyici diyalogları ve sürekli tırmanan gerilim duygusuyla bu türü sevenlerin hayran olacağı tarzda bir roman. Doğan Kitap’ın yılın gerilim romanı olmasını beklediği "Cerrah"da Gerritsen tıpkı kahramanının neşterini kullandığı gibi kalemini ustaca oynatıyor.




----------------------





KİTABIN ADI : CEZMİ
KİTABIN YAZARI : NAMIK KEMAL
YAYIN EVİ VE ADRESİ : İNKILAP-İSTANBUL
BASIM YILI : 1990



KİTABIN KONUSU :


Adil Giray’ın İran ile Osmanlı arasında yapılan savaştan sonra esir düşüp, orada Perihan, Şehriyar ve Cezmi ile olan ilişkilerini anlatmaktadır.



KİTABIN ÖZETİ


Olay Sokullu Mehmet Paşa döneminde, İstanbul’ da başlar, Azerbaycan’ da, İran’ da sürüp gider ve Tebriz Sarayında sona erer.

Cezmi çok iyi bir atlı spor ustasıdır. Bu ustalığı sayesinde Ahmet Paşa ile tanışır. Ahmet Paşanın verdiği bir yemekte Cezmi’nin atlı sporda olduğu kadar şairlikte de usta olduğu anlaşılır. Şairliğinin ünüyle Nevi ile tanışır.

1570 yılında İran seferi başlar. Cezmi bu sefere gönüllü olarak katılır. Bu sefer sırasında çok ustaca ve zekice davranışlarda bulunur ve ünü bir kat daha artar. Hatta sefer sırasında düşman olduğu halde canı pahasına da olsa Pertev isminde bir İran askerini de nehirde boğulmaktan kurtarır. Bu sayede Pertev’lede çok iyi dost olurlar. Bir başka İran seferinde Cezmi, Adil Giray’la tanışır. Cezmi bu savaşlarda gösterdiği kahramanlık sayesinde Adil Giray’ın teveccühünü kazanır.

Kötü şans eseri Adil Giray ve kardeşi Gazi Giray savaş sırasında İranlılara esir düşer. Savaşta Adil Giray’ ı esir eden Hamza Mirza İran şahının oğlu ve komutan, Cengizoğullarından öyle iki kahraman şehzadeyi esir alarak başkente götürüp şöhret kazanmak ister.

Adil Giray ve Gazi Giray , Şehriyar tarafından ayrı yerlere hapsedilirler. Adil Giray sarayda ağırlanırken Gazi Giray bir adada “Kahkaha Zindanı” denilen yerde hapsedilir. Bunun sebebi ise Şehriyar’ın Adil Giray’I ilk anda görüp aşık olması ve Gazi’nin bu durumu anlayıp sorun çıkarmaması içindir.

Şehriyar, Adil ile görüşebilmek için türlü entrikalar çevirir. Onunla buluşup konuşmasını ise Adil’den bilgi alıp, onunda yardımıyla Kırım Hanlığı’nı ele geçirecek planlar yapmak olarak yorumlar.

Adil’in esirliği zamanında İran devletini kör bir şah, onun karısı Şehriyar ve kardeşi Perihan idare ediyorlardı. Şehriyar’ın oğlu Hamza Mirza ise sadece savaşlarla ilgileniyordu.

Şehriyarın Adil Giray’la yaptığı ikili müzakereler Perihan’I şüphelendirir. Perihan’da müzakerelere devletin bir idarecisi olarak katılmak ister ve katılır.

Şehriyar bir şekilde aşkını Adil Giray’ a yalnız oldukları zaman açıklar. Fakat Şehriyar çok kıskanç kişiliğe sahip olduğundan Perihan’dan gelebilecek tehlikeler için Adil Giray’a Perihan’ı olduğundan çok zıt bir şekilde tanıtır. Adil’ de inanıyormuş gibi davranarak Şehriyar’ a bir şey sezdirmeyip, onu kullanıp, kardeşini de serbest bıraktırıp anavatanına dönmek istemektedir.

Perihan, Adil Giray’ı ilk gördüğünde aşık olmuştur. Fakat Adil, Perihan’nın o tatlı güzelliğini üstündeki peçe sayesinde görememiştir. Fakat ilk görüşmelerde Adil Perihan’nın ne kadar zengin kalpli olduğunu, Şehriyar’ın anlattığından çok farklı olduğunu anlamıştır. Perihan’ın yüzünü de göstermesiyle ona ilk görüşte aşıl olmuştur.

Şehriyar’ın delice şehveti Perihan’ın masumca aşkı her ikisini de birbirine düşürmeye yeter. Şehriyar ve Perihan aynı kişiye aşık olduklarını, anlayınca artık aralarında bir kıskançlık yarışı başlar. Ayrıca Adil’inde Perihan’ı sevdiğini anlayan Şehriyar her ikisini de öldürmek için planlar yapar.

Adil Giray esir düştükten sonra Cezmi bu haberi alır ve Adil’in yardımına koşar. Cezmi, bir şekilde Adil’in bulunduğu odaya girmeyi başarır. Bundan sonra kaçış ve İran devleti hükümetini yıkıp yerine kendilerini getirmek için planlar yapmaya başlarlar. Cezmi bu planları uygulamak için bir İran askeri olan Abbas’ı kullanır.

Şehriyar’ın yaptığı planlar yanlış zamanda uygulandığı için suya düşer. Hatta planın istediği gibi gitmemesi kendisinin ölümüne sebep olur.

Şehriyar’ın askerleri Perihan ve Adil Giray’ ı da öldürürler , fakat aşklarını yok edemezler. Her ikisi de aynı mezara Cezmi tarafından defnedilir.

Cezmi kılık değiştirerek vatanına geri döner.





KİTABIN ANAFİKRİ :


İki insan birbirini gerçekten seviyorsa hiçbir engel bu iki insanı birbirinden ayıramaz, mezarda dahil.
 

Eski31-05-2007, 11:56   #14
BrieR
 
***...Kitap Özetleri...*** - BrieR

adı aylini okuduğumda psikolojim çok bozulmuştu
sağol cazibe
 

Eski31-05-2007, 11:57   #15
V€nüS
 
***...Kitap Özetleri...*** - V€nüS
ç Ile Devam...









Kitabın yazarı:Reşat Nuri Güntekin
Yayınevi:İnkılap Kitabevi
Basım Yılı:1999

1. KİTABIN KONUSU:
Bir subay kızı olan Feride ile teyzesinin oğlu Kamuran arasında yaşanan ve araya birçok engel girmesine rağmen birbirlerine karşı bitmeyen aşklarını anlatıyor.

2. KİTABIN ÖZETİ:
Pek küçük yaşındayken annesi ölen Feride, babası da sınır sınır dolaşan bir subay olduğu için büyükannesinin yanında büyümüştür. Okul çağına gelince Feride’yi İstanbul’da ki bir Fransız kız yatılı okuluna yollamışlardır. Feride neşeli, zeki, çok asi, ele avuca sığmaz çok hareketli bir kızdır. Fırsat buldukça bir erkek gibi ağaçlara tırmanıp daldan dala atladığı için öğretmenlerinden biri onu çalıkuşuna benzetmiş, sonra da bu benzetme, onun adı olarak kalmıştır.
Babasının da ölmesi üzerine Feride’nin, yakını olarak sadece bir teyzesi kalmıştır. Feride, okulun büyüklü küçüklü tatillerini her zaman teyzesinin evinde geçirmektedir. Bu teyzenin Kamuran adlı, Feride’ den büyük bir oğlu vardır. Kamuran Feride’ ye karşın ağır başlı, kız gibi bir erkekdir. Bu yüzden Feride sürekli onla dalga geçmektedir. Fakat bunların arasında Kamuran, Feride’yi farkinda olmadan büyük bir aşkla sevmeye başlamışdır. Bu sevgi bir süre sonra karşılıkta görür. Feride de Kamuran’a karşılık vermektedir. Feride’ nin teyzeside bu durumu çok istediği için, Feride okulunu bitirdikten sonra iki gencin evlenmeleri kararlaştırılır.
Düğün hazırlıkları tamamlanmak üzereyken, bir gün kadının teki çıka gelir ve Feride’ye Kamuran’ın Avrupa’da bulunduğu sırada orada bir kızla aşk yaşadığını söyler. Bu durum hiçbir şeyi umursamaz gibi görünen Feride’yi çok derinden etkilemiştir. Feride bunun sonucunda gururuna yenilir ve derhal teyzesinin evinden uzaklaşır, yolunu izini kaybettirir. Bu yüzden evlenmede gerçekleşemez.
Feride nereye gideceğini düşünürken onu çok seven sütannesi aklına gelir ve oraya gider. Sütannesi onu görünce çok sevinmiştir. Feride bir süre sütannesinin evinde kalır. Bu arada oraya buraya başvurur bir iş için çünkü sütannesini daha fazla rahatsız edemeyeceğini ve yanındaki paranın da ona çok fazla yetmeyeceğini bilmektedir. Başvurularının sonunda Anadolu’da bir ilkokul öğretmenliği elde eder. Şimdi o hayat dolu hiçbir şeyi umursamayan genç kız artık bir öğretmen olmuştur. Feride Anadolu’yu hiç yadırgamaz. Zeyniler adlı bir köyde öğretmenliğe başlar. Zeyniler köyü Anadolu’nun çok ücra bir köşesindedir. Bu köyde Feride yaptığı herşeyi günlüğüne yazmaya başlar.

Bir zamanlarının hayat dolu asi genç kızı şimdi hayatı tanıma yolundadır. İster istemez ağır başlı olmayı öğrenmiştir. Ama başına gelen bunca şeye rahmen kötümser değildir. O köydeki fakir üstü yırtık pırtık olan öğrencilerini çok sevmiştir. Öğrencilerinin her biriyle ayrı ayrı ilgilenmek ona büyük bir zevk vermektedir. Öğrencileri arasında Munise adında ortada kalmış, annesi kötü yola düşmüş bir kız vardır. Annesi yüzünden köylüler kızıda hiç sevmiyorlar. Feride, Munise’ye acır ve onu evlatlık alır. Feride çok mutlu olmuştur , aynı zamanda Munise’de çok sevinmiştir bu olaya.
Bir süre sonra Zeyniler köyü okulu da kapatılır. İşsiz kalan Feride başka bir yerde öğretmenlik yapmak için başvurmak amacıyla ile gider. Milli Eğitim Müdürlüğü’nde eski bir okul arkadaşına rastlar ve onunla Fransızca konuşur, Milli Eğitim Müdürü de bu olayı görünce, Feride’ yi merkezde kız öğretmen okulunda fransızca öğretmeni olarak görevlendirir. Feride fiziki olarak çok güzel bir kızdır ve bu fiziki güzelliğinin burda çok fazla göze çarpması Feride’yi endişelendirir. Ayrıca Feride’nin öğretmenlik yaptığı okuldaki müzik öğretmenide Feride’ye karşı büyük bir aşk duymaktadır. Fakat bu aşk bir ümitsiz vakadır. Ayrıca şehirde büyük dedikodularada yol açmıştır. Feride’ nin burda peşine bir çok erkek düşmüştür. Bu durum ise Feride’yi endişelendirmektedir. Bu yüzden tayinini ister. Böylece birkaç yer dolaşır. Bir sürede İzmir’de varlıklı bir ailenin kızlarınada özel ders verir. Fakat Feride’nin gittiği her yerde muthiş fiziği ve güzelliği başına dert açmaktadır. Feride bu güzelliği ve yalnızlığı çok kişinin dikkatini çekmektedir.
Feride daha Zeyniler’de iken bir askerin yaralanması ve oraya getirilmesi sırasında doktor Hayrullah Beyle tanışmıştır. Doktor, Feride’ye bu kadar güzel bir kızın böyle bir yerde ne aradığını, kesinlikle bir aşk meselesi yüzünden gelmiş olduğunu söylemiş Feride ise bunu reddetmistir. Yıllardan sonra tekrar Kuşadasın’da buluşurlar. Bu sırada Feride’nin okulu kapatılıp hastaneye çevrilmiştir. Feride artık doktorum himayesine girmiştir. Bir hasta bakıcı gibi doktora yardım etmiştir. Doktor Feride’yi ve artık büyümüş olan Munise’yi kendi öz kızları gibi sevmektedir. Ancak bu sırada doktor birgün ağır hastalığı olan birine bakmaya gittiği zaman Munise ağır bir sekilde hastalanır. Doktor dönesiye kadar kız yavaş yavaş, acı çeke çeke ölür. Munise’nin nezle sanılan hastalığı kuşpalazıdır.
Feride, Munise’ nin ölmesinden sonra kendini kaybedecek şekilde hastalanır. Günlerce doktorun evinde yatar. İyileştiği sıralarda doktor Hayrullah bey ne kadar yaşlı olursa olsun ikisi için bir söylenti cıkmıştır. Bu da o zamanın şartlarından dolayı olmuştur. Kasabayı türlü dedikodular alıp götürmektedir. Bekar bir erkeğin evinde genç güzel ve bekar bir kadının olması çok fazla dedikoduya yol açmıştır. Doktor bu dedikodulardan kurtulmak için çok pratik bir yol bulmuştur. Feride’yi de zorla ikna ederek evlenmişlerdir. Ancak tabiki bu evlilik sadece kağıt üzerindedir ve dedikoduların bitmesi içindir. Feride doktoru babası gibi sevmektedir. Doktor, Feride’nin defterini bulmuş ve baştan sona kadar okumuştur. Feride’nin her şeye rağmen Kamuran’ı sevdiğini öğrenmiştir. Gizli araştırmalar yapar. Kamuran bu zaman içinde evlenmiş ve eşi ölmüştür. Şimdi dört yaşlarındaki çocuğu ile yaşamaktadır. Doktor, Kamuran’a bir mektup yazar ve bu mektupta Kamuran’a bütün olan biteni anlatır. Feride ise bu sırada defterinin kaybolduğunu sanmaktadır ve defterini bütün aramalarına karşın bulamamıştır. Doktor yazdığı mektupla defteri ve bazı belgeleri paket haline getirmiştir. Feride’ye ölümünden sonra bu paketi Kamuran’a götürmesini vasiyet etmiştir. Doktor zaten oldukça yaşlıdır bu yüzden kısa bir süre sonra da ölür.
Feride, doktorun ölümünden sonra, hem paketi teslim etmek hem de çok özlediği teyzesini görmek üzere, Tekirdağ’a teyzesinin yanına gider. Niyeti orda fazla kalmamaktır. Paketi teslim edip bir iki gün kalıp Kuşadası’na geriye dönmektir. O günlerde ne rastlantı ki dinlenmek için Kamuran’da Tekirdağ’a gelmiştir. Feride paketin içinde neler bulunduğunu bilmemektedir. Bu içinde neler bulunduğunu bilmediği paketi teslim eder. Ama doktorun öldüğünü onlardan gizlemiştir. Böylece Kuşadasın’da doktorun yaşadığı bahanesiyle zorlanmadan geriye dönebileceğini ummaktadır. Fakat umduğu gibi olmaz teyzesi bu paketi Feride gitmeden bir gün önceden Kamuran’a verir. Kamuran o gece kardeşiyle birlikte defteri okur. Böylece, Feride’nin kendisini hala sevmekte olduğunu anlar. Hem de doktorun tembihlerini öğrenir. Kendisiyse, Feride gittiğinden beri Feride’yi unutamamiştir ve hala sevmektedir.
Feride, yeterince kaldığını ve geri dönmesi gerektiğini söyleyerek yola çıkmak üzere hazırlanır. Feride hayatla çok didişmiş ve artık bu gücünü yitirmiştir. Artık doktorunda olmadığı Kuşadası’na gitmek onunda hic işine gelmemektedir. Kuşadası’na dönmek, Feride’yi çok fazla üzmüştür. Ama bu durumunu etrafındakilere hiç belli etmemektedir. Bunu atrafındakilerin anlamasını istemez. Feride’yi götürecek araba kapıya yaklaşır. Fakat bu bir oyundur. Kamuran ve kardeşinin hazırladığı bir oyundur. Feride arabaya yaklaştığı zaman arabadan birden Kamuran iner ve Feride’yi kucaklar. Zaten tüm ev halkıda Feride’ nin tekrar yuvadan uçmasını istemiyorlardır. Bunun için tüm ev halkı elbirliği yapmıştır. Feride’nin tüm istemiyormuş gibi davranmaları olmaz demeleri falan boşadır. Kırık dökük kelimelerle bu oyundan kurtulmaya çalışmıştır ama nafile kurtulamamıştır. Çünkü, Kamuran artık kararlıdır ve ikinci bir gaflete düşmeyecektir. Bunu Feride’ye de onu bir daha kaybetmeyi göze alamayacağını ve onu şu an bile deliler gibi sevdiğini söyler. Çalıkuşu, gizli bir mutlulukla ve huzurla kendini Kamuran’ın kollarına atar.

3. KİTABIN ANAFİKRİ:
Aşkın araya ne girerse girsin asla yok olmayacağıdır.

4. KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Feride(Çalıkuşu): Fransız okulundan mezun; çok güzel, haşarı, canlı, cıvıl cıvıl, yaramaz, duygusal ve akıllı, canayakın, sevimli bir İstanbul kızıdır.
Kamuran: Feride’nin teyzesinin çok kibar, yakışıklı, sarışın, yüksek öğrenimli, fakat zenginliğinden dolayı herhangi bir işle uğraşmayan oğludur.
Doktor Hayrullah: Canayakın, iyi kalpli, yaşlı, sevimli, biraz inatçı ve sinirli biridir. Hayatını insanların mutluluğuna adamıştır.
Munise: Küçük, sarışın ve güzel bir köy kızıdır. Güzel olduğu kadar zeki ve nazik bir kızdır. Feride’nin yalnız geçen günlerinin tek dayanağı olmuştur.




---------------------
 

Cevapla





Şu Anda Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 

Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şuan saat: 03:40.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)



pvp serverler, su kaçağı, ukash, kız oyunları, su kaçağı, http://www.antalya-club.com, Erken Rezervasyon, Elektronik Sigara


Paylaşım sitesi Wardom.Org adresinde 5651/8 ve 125. madellere göre, tüm üyeler ve ziyaretçiler sitenin kullanımı ve yapılan paylaşımlarından kendileri sorumludur. Şikayetler için iletişim bölümünden bize ulaşabilirsiniz.
You Rated this Thread: