Geri Dön   Wardom.Org > Kültür Sanat > Kitap

**KiTaP ÖzETLeRi...**

-

Kültür Sanat - Kitap - "A" harfiyle başlıyorum... hergün inş eklemeye çalışacağım... sizin katkılarınız da hepimizi sevindireceketir merak ettiğiniz varsa ona öncelik verebiliriz 800) {this.width=800;this.alt='Orijinal boyutu icin tiklayin';}" onmouseover="if(this.alt) this.style.cursor='pointer';" onclick="if(this.alt) window.open('http://www.ilknokta.com/img/Metas/a/975-331-825-1.jpg');" border="0" /> Kitap Adı : Acemi Çüpçatan Yazar Adı : Rainer Hannemann Yayınevi : Epsilon Yayınevi Basım Tarisi : Aralık 2005 Aşk hastalığına tutulup acı çeken arkadaşlarını hiç anlamıyordu Moritz. Ama bu durumu

.1 günlük düş ve gerçek kitap konusu, 4. sınıf ata yayıncılık hikaye özetleri, adada macera kitabının özeti, ata yayıncılık öykülerinin özeti, ata yayıncılık hikaye özetleri, ata yayıncılık kitap özetleri, aya tirmanan cocuk ozeti, aya tırmanan çocuk hikayesini özeti, aya yolculuk kitap özeti uzun, Çanakkale içinde muştu yayinlari kitap özeti, Üç gül kızın gizli mektupları kitabın özeti, çay mı kahve mi ben mi özeti, çılgın babam kitabı özetini dinle, çılgın babam kitabının özeti, çılgın babam kitabının kahramanları, www.wardom.org. Bu konu 49558 kez görüntülendi ve 56 yorum aldı.
 
Eski23-05-2007, 11:41   #1
V€nüS
 
**KiTaP ÖzETLeRi...** - V€nüS
Arrow **KiTaP ÖzETLeRi...**

"A" harfiyle başlıyorum... hergün inş eklemeye çalışacağım... sizin katkılarınız da hepimizi sevindireceketir

merak ettiğiniz varsa ona öncelik verebiliriz







Kitap Adı : Acemi Çüpçatan
Yazar Adı : Rainer Hannemann
Yayınevi : Epsilon Yayınevi
Basım Tarisi : Aralık 2005

Aşk hastalığına tutulup acı çeken arkadaşlarını hiç anlamıyordu Moritz. Ama bu durumu kendi çıkarına kullanmanın yolunu bulmuştu. Sınıftaki erkeklerin ağzından etkileyici aşk mektupları yazıyor, böylece harçlığını çıkarıyordu. Derken birden içinde bambaşka duyguların uyandığını, çevresindeki kızlara farklı gözlerle bakmaya başladığını fark etti. Neler oluyordu? Yoksa o da mı aşk denen hastalığa tutulmuştu?










Kitap Adı : ACI KAHVE
Orjinal Adı : Black Coffee
Yazarı : AGATHA CHRISTIE
Basım Ylı : 1999
Yayın Evi : Altın Kitaplar
Türü : KLASİK POLİSİYE ROMANLAR
Çevirmen : Dilek Akari


1934 yılının ilkbaharında İngiltere’nin en ünlü fizikçisi olan Sir Claud Amory, Poirot’yu Surrey’deki evine çağırır. Amory evinde yaşayanlardan birinin son buluşunu çalacağından kuşkulanmaktadır. Bu buluş İngiltere savunmasını tehlikeye atabilecek kadar önemli ve gizlidir.

Poirot, Yüzbaşı Hastings’i de yanına alarak Surrey’e gider ama çok geç kalmıştır.

Sir Amoy ölmüş, formül ise kaybolmuştur. Şimdi ortada pek çok şüpheli vardır. Evdeki akrabaları mı, konukları mı, yoksa hizmetkarlardan biri mi?.. Ama kim?





Kitabın adı: Adsız Ülke/Koca Meaulnes
Yazarı:Alain Fournier
Yayınevi:CAN YAYINLARI
Yayın yılı:

Alain-Fournier (1886-1914) daha 28 yaşındayken, cephede vurularak öldü. Koca Meaulnes (Le Grand Maulnes), onun yayınlanmış tek romanı. Ünlü Fransız düşünürü Marcel Arland, Koca Meaulnes, çağdaş edebiyatın belki de ilk ve birici klasik kitabıdır diyor. Benim sanat ve edebiyat ilkem, çocukluktur diyen Alain-Fournier, bu ilk ve tek romanında, gerçek yaşamında karşılaşıp aşık olduğu, bir daha göremediği, ama bir türlü unutamadığı uzun boylu sarışın bir kızı, gerçekten çoçuksu bir dünya içinde canlandırır. Yazar, uzun bir şiiri andıran bu romanını sarsısıcı bir yalınlıkla yazmaya büyük özen göstermişti. İnsanı insan yapan, özüne ilişkin ne varsa, bu romanda korunmuştur: sevgi gibi, arkadaşlık gibi, dostluk duygusu, dayanışma, özveri, sevecenlik gibi. Bu erdemler, insanın, insanlık tarihinin kirleri pasları altında kalsalar bile, bizim onları bulundukları yerden çıkarmamız gereken, baş köşeye oturtmamız gereken değerler. Bu kitapta işte bunlar var. Alain Fournierin yapıtının zenginliği büyüklüğü, ölümsüzlüğü, insanın yalın varlığını, onun gerçek duygularını sergilerken, zaman zaman düş ortamına kaysa bile, gerçekliğinden kaynaklanmaktadır.
 

Eski23-05-2007, 11:43   #2
V€nüS
 
**KiTaP ÖzETLeRi...** - V€nüS

Kitabın Adı: Adı Aylin
Kitabın Yazarı: Ayşe KULİN
Yayınevi:Remzi Kitapevi AŞ. Selvili Mescit Sok.3 CAĞALOĞLU / İSTANBUL
Basım Yılı: 1999

ÖZET:

Aylin, Amerikan kız kolejini bitirdikten sonra, eğitimini tamamlamak üzere Paris’e gider; bundan sonraki yaşamını bir uçtan diğer uca, baş döndürücü bir hızla akarak geçer, Libyalı bir prensle evlenir, Prenses olur. Tıp okur, ünlü bir psikiyatrist olur. Tekrar tekrar evlenir, ama evliliklerinden sıkılır, Amerikan ordusuna Albay rütbesiyle Subay olur...
İşte bu kitap, kökleri Giritli Deli Mustafa Naili Paşaya kadar uzanan bir ailenin kızı olan Aylin DEVRİMEL ‘in fırtınalı yaşamının öyküsüdür.
Lise yıllarında uzun boylu ve sıska bir kız olan Aylin zamanla güzelleşmiştir . Bir- gün Esma teyzesinin daveti üzerine Paris’te bir otelde buluşurlar.Otelde prens olduğu söylenen bir Arap’la tanışır ve bu tanışmanın sonunda prensle görkemli bir yaşantı için evlenir, prenses olur. Ancak herşey düşündüğü gibi gitmez.Prens Senusi doğu kültürü ile yetiştiği için bazı davranışları,batı kültürü ile yetişen Aylin’e ters gelmektedir. Zamanla Aylin’in özgürlüğünü kısıtlar.Evliliği büyük bir kaçışla son bulur.Yaz sonunda Aylin, ablası Nilüfer’le Cenevre’ye gider. Yaşamının ideali olan tıp okumaya karar verir ve büyük uğraşlar vererek Neuchatel Üniversitesi’ne kayıt yaptırır. Okulun ilk yıllarında hayatında çok büyük değişiklikler yapar, ihtişamlı hayatından sıyrılır, sade bir öğrenci olur. Tek hedefi olan tıp fakültesini bitirmek için çok çalışır, daha sonra fizik ve kimya derslerinde yardımcı olan Jean-Pierre ile evlenir. İki öğrencinin bu evliliği zaman içinde Aylin’in dış görüntüsünü olduğu kadar iç dünyasını da değiştirecektir. Aylin Jean-Pierre ile birlikte yaşadığı günlerde tıp ilmi ile yakından tanışıp ufkunun penceresini,o zamana kadar hiç bilmediği yepyeni bir dünyayı ardına kadar açacak, peşinden koştuğu gerçek zenginliğin dış dünyanın görkemli vitrinlerinde değil de insanlığın iç aleminde bulunduğunu öğrenecektir. Okul sonunda Jean-Pierre Nos Alamus’taki nükleer araştırma merkezinden geri çeviremeyeceği bir teklif alır. Aylin de New Rachel Hospital Medical Center’dan teklif alır ; onların birbirlerine karşı olan sorumlulukları artık biter, müşterek hayatları bir yol ayrımına girer. Ellerinde bu evlilikten altı yıllık sağlam bir dayanışma ve derin dostluk duyguları ile dopdolu gençlik anıları kalır sadece.
Aylin çok ciddiye aldığı bu işine büyük bir heyecanla başlar. New Rachel’de tanıştığı Afganistanlı genç meslektaşı Azim’in karısı 11 yaşından beri arkadaşı olan Zeynep Tarzı çıkar. Aylin, Zeynep ve Azim ile gittiği Afgan sefahati kokteylinde Paswak adındaki Birleşmiş Milletlerin Afgan esiri ile tanışır. Paswak evli olmasına rağmen Aylin ile arasında duygusal bir bağ oluşmuştur. Aylin o yılı aklı beş karış havada geçirir. Bütün vakitlerini beraber geçirirler. Paswak’ın bu yüzden önce Wall Dame’nin Birleşmiş Milletler genel sekreterliğine daha sonra 1974 yılında Hindistan sefirliğine tayini çıkmıştır.
Aylin kaderin ağlarını onlar için giderek daha çileli iplerle örmekte olduğunu nihayet görmeye başlar; ya sevdiği adamın peşinde dünyayı adım adım dolaşacak ya da mesleğini ön plana alacaktır. Tam meslek uğruna değmez derken hastanede psikiyatri bölümü şefliğine terfi eder. Sonunda Aylin’in sağduyusu aşkına galip gelir. Aylin gönlü yaralı bar kuşunu çok kısa bir süre oynar, sonra toparlanır ve işinin başına döner. Arkadaşı Azim’in vasıtası ile kendi meslektaşı olan Michel Radomisli ile tanışır. Michel’i çok etkileyici bulmadığı halde evliliğe giden ilk adımları Michel’in evinde atarlar. Daha sonra Aylin bu evlilikten deliler gibi çocuk istemeye başlar. Aylin’in bu isteğine karşılık Michel dinine ve geleneklerine çok bağlı olduğunu doğacak çocuğun Yahudi kültürüne göre yetiştirilebileceğini söyler fakat Aylin bunu bile sorun etmez, dinini değiştirmeyi göze alır. Aylin’e göre insanları dinlerine, ırklarına ve dillerine göre ayırmak çok saçmadır. Ona göre insan, insan olduğu için çok değerlidir. Onun insan sevgisini bir din veya ırk engelleyemez. Aylin çocuk yapma isteğinden 6 düşük yaptıktan sonra vazgeçecektir.
Aylin meslektaş olduğu Michel ile her an beraberdir.İşyerleri bir, evleri bir kısacası bütün zamanları birlikte geçer. Belli bir süre sonra birbirleri ile bu kadar çok birlikte olmaları Aylin’i çok sıkar. Gün geçtikçe birbirlerinden koparlar ve birgün Aylin kocasına haftanın belirli günlerinde birbirlerine izin vermelerini ,bugünlerde değişik insanlar ile çıkabileceklerini ,bunun sonucunda da diğer insanlarda görecekleri eksiklikleri kendilerinde tanımlayıp, birbirlerine ölümsüz sevgi ile bağlanabileceklerini açıklar. Fakat düşünülen olmaz. Aylin yurt dışında olduğu günlerden birinde Michel bir arkadaşının evinde Barbara adında bir bayanla tanışır ve bu tanışma evliliklerinin sonunu getirir. Aylin sıkıntılı bir zamanında vardığı karar sonucunda kocasını kaybettiği için hem üzgün hem de suçluluk duygusu içerisindedir. Bu sıkıntı ve üzüntü uzun sürmez.Her şeyi bir kenara bırakıp mesleğinde ilerler fakat bu ilerleme bile onu tatmin etmez. Bir süre sonra Amerikan ordusuna katılarak Körfez Savaşı’nda ruh sağlığı bozulan hastaları tedavi eden doktor olmayı düşünür.Bu nedenle Oklahoma’ya Körfez Savaşı’nda zarar görmüş askerleri tedaviye gider.
Aylin Üniformasını ilk kez 1992’nin soğuk bir Ocak gününde giyer. 9 Kasım 1992’de ordunun fiziksel aktiviteler sınavını yüksek bir puana kazanarak başarı sertifikası alır. Aylin ordudaki görevinde yine işine devam eder, hastalarına çare bulmaya çalışır. Birgün kendisine yeni bir hasta verilir. Bu kez hasta Körfez Savaşı’ndan sonra geldiği sivil hayata uyum sağlayamıyordur. Bunun sonucunda da hiçbir suçu olmayan bir çok sivili katletmiştir.
Aylin bu hastası üzerinde çalışırken Amerikan ordusunun askerlerini cesaretlendirmesi için verdiği ilaçların yan etkisi sonucu hastanın bu duruma geldiğini saptar ve bu sonucu bir tez halinde askeri yetkililere bildirir. Aylin’in verdiği bu sonucu askeri yetkililer daha önceden bildiğinden Aylin’in bu olayın üstüne gitmemesini isterler ve onu uyarırlar. Aylin bu sessizliği sindiremeyerek sözleşmesinin bitmesinin ardından Albay rütbesindeyken ordudan ayrılır.
Ordudan ayrılmasından sonra 19 Ocak 1995 Perşembe günü evinin bahçesinde o sabah evini temizlemeye gelen hizmetçisi tarafından kendi arabasının altında ölü bulunur. Zengin, ünlü ve saygın insanların yaşadığı mahallede yerel polis ve yerel yöneticiler mahallenin adını polisiye bir olaya karıştırmamak için dosyayı apar topar denebilecek bir hızla kapatırlar. Teşhis ise “Freak Accident” yani garip bir kazadır.
“... Yükseltilmiş sahnede kapağı açık maun bir tabut durmakta, uzun bir sıra oluşturan insanlar tabutta yatan albay üniformalı Amerikan subayını selamlayıp içlerinden dua veya veda ederek tabutun başından ayrılınca yanan yürekleriyle gelip salondaki koltuklarda yerlerini almaktadırlar. Herkes etrafa hakim olan ordu düzeninin saygınlığını kutsar gibi sessizce ağlamaktadır ... Katafalkın üstünde dört bir yanı rengarenk çiçeklerle donanmış tabutta yatan kişi, bir askerden çok, oraya bir film çekimi için öylece uzanıvermiş bir Hollywood yıldızını andırmaktadır. Bu albay üniformalı Amerikan subayı bir Türk kadınıdır.
.
KİTABIN ANAFİKRİ
Anı yaşamak gerekir.Zevk alınabilecek herşey o an yapılmalıdır.Daha sonra çok geç olabilir.Hayat an an yaşanmalı.Ama anı yaşarken de tedbiri elden bırakmayıp olacak ya da olabilekcek olayları hesaplamak gerekmektedir.
KİTAPTA YER ALAN KARAKTERLER
AYLİN RADOMİSLİ:Kitapta yaşamı anlatılan kişi.
LEYLA DEVRİMEL:Aylin’in annesi.
CEMAL DEVRİMEL:Aylin’in babası.
NİLÜFER GÜLEK:Aylin’in ablası.
AZİZ TANRISEVER:Nilüfer’in ilk eşi.
KASIM GÜLEK:Nilüfer’in son eşi.
TAYİBE:Nilüfer’in kızı.
HİLMİ BAYINDIRLI:Aylin’in dayısı.
PRENS BEN TEKKOUK:Aylin’in ilk eşi.
POLAT SARAN:Aylin’in evliliği sırasında ilişki yaşadığı kişi.
JEAN-PİERRE:Aylin’in ikinci eşi.
PASWAK:İkinci evliliği sırasında ilişki yaşadığı kişi.
MİŞEL RADOMİSLİ:Aylin’in üçüncü eşi.
NURİ:Uşak.
JOSEPH CATES:Aylin’in son eşi.
LAURİE KRAUS:Aylin’in hastası.
IRENE:Aylin’in hastası.
RAHİBE NANCY:Aylin’in hastası.




-------------
 

Eski23-05-2007, 11:45   #3
V€nüS
 
**KiTaP ÖzETLeRi...** - V€nüS

KİTABIN ADI : AKŞAM GÜNEŞİ

KİTABIN YAZARI : REŞAT NURİ GÜNTEKİN

YAYIN EVİ VE ADRESİ : İNKİLAP YAYINEVİ ,CAĞALOĞLU/İSTANBUL

BASIM YILI : 1982



KİTABIN KONUSU:

Eser, hareketli bir hayattan sonra hasta olan bir adamın başından geçen olayları ve aşklarını anlatıyor.



KİTABIN ÖZETİ:

Necati küçük yaşta annesini ve babasını kaybedene kadar ailesiyle birlikte Büyükada’da yaşar. Amcası onu İstanbul’a yanına alır ve büyütür. Amcasının iki kızı vardır. Necati orta okulu bitirdikten sonra askeri okula girer. Buradan mezun olduktan sonra amcasının yardımıyla Fransa’ya askeri akademiye girer. Fransa’da gönlünü epeyce eğlendirir. Buradan mezun olduktan sonra İstanbul’a döner. İstanbul’dan Şam’a tayini çıkar. Şam’da sıkıcı iki yıl geçirdikten sonra Bulgaristan’a tayini çıkar. Bu göreve gitmeden önce bir aylığına izin alır. Amcasının yanına gider. Burada amcasının büyük kızı, kocası ile sorunları yüzünden kendisini vurur ve felç olur. Kızıyla birlikte babasının yanına taşınırlar. Bu tatil sırasında Necati gönlünü komşu kızı Zehra’ya kaptırır ve kendisini beklemesini söyler.

Necati Bulgaristan’a giderken bir Türk çetesi treni durdurur. Necati’nin subay olduğunu anlarlar ve çeteye dahil ederler. Bu Türk çetesi Rum çeteleri ile çatışmalara girerler. Bir çatışmada Necati ağır yaralanır ve yolunu kaybeder. Dört gün gibi bir süre terk edimiş değirmende kalır. Birisi onu bu yerde bulur ve bir hastahaneye götürür. Değirmende kalırken çok kan kaybeder ve yarası mikrop kapar. Doktorlar, Necati’ye bundan sonraki yaşamında heyecan yaşamamasını, eğer çok heyecanlanırsa öleceğini söyler. İyileştikten sonra hastahaneden ayrılır ve İstanbul’a amcasının yanına döner. İstanbul’a gidince durumu Zehra’ya açıklar ve ondan ayrılır. Necati’nin amcası görev sırasında ölmüştür ve yeni haberi olur. Nilgün, Necati ile ilgilenir ve ona bakar. Bir süre sonra Nilgün, Necati ile evlenir. Hastalığından dolayı düzenli bir hayat sürmek için babasından miras kalan Büyükada’daki çiftliğe yerleşir. Bir süre sonra Leyla çifliğe ziyarete gelir. Leyla büyümüş ve genç bir kız olmuştur. Necati ve Leyla çiftlikte gezerler, ata binerler, beraber dolaşırlar. Bu sırada birbirlerine bağlanırlar. Ve bir gün baloda Leyla ile dans ederken aşırı heyecanlanır ve ölür.




KİTABIN ANA FİKRİ:

Hayat herzaman umduğumuz gibi gitmeyebilir, fakat değişikliklere kendimizi hazırlamalıyız.










Kitabın Adı : ALDATMAK
Yazarı : Ahmet ALTAN
Yayınevi : Can Yayınları
Basım Yeri / Tarihi : İstanbul / 2002 - Eylül
Sayfa Sayısı : 240







KİTABIN ÖZETİ

Onunla bir kere daha buluşması,
yaşadıklarını bir kaçamak olmaktan çıkaracak, kendisini bir labirent gibi içine alıp
bu yaşananları bir daha kolay kolay dışına çıkılamayacak bir maceraya dönüştürecekti.
Bunu hissediyordu. Kaçacaksa şimdi kaçmalıydı, daha sonra çok geç olacaktı.
Böyle olacağını hissettiği, hatta bildiği halde kaçmak istemiyordu. Yaşadıklarının yarattığı heyecan ve zevk kadar, hatta belki de daha çok, bundan sonra neleri nasıl yaşayacağına dair içindeki merak,
kaçmasına izin vermiyordu.
" Bu kitabı okuduktan sonra hayatınıza ve ilişkinize bir kez daha bakacak, hepsinin size şimdi çok daha değişik göründüğünü şaşırarak fark edeceksiniz. Aşk ve insanı pek az yazar onun gibi anlatabildi
 

Eski23-05-2007, 11:47   #4
V€nüS
 
**KiTaP ÖzETLeRi...** - V€nüS





Kitap Adı :Allah Allah BizimKontesi Kim Sevdi
Yazar Adı :Mine G. Kırıkkanat
Yayın Evi : Erko Yayıncılık
Basım Tarihi :Nisan 2007



“Kitabı baskıya hazırlarken, gerek benim öngörülerimin zaman içinde haklı çıkıp çıkmadığını, gerekse olaylara bakışımdaki değişikliği izleyebilmeniz için yazılarda konu edilen olayların tarihlerini olduğu gibi bıraktım. Ve bir de baktım ki, Türkiye’de olanları özellikle 2003 yılından beri yan yana koyunca, gerçek apaçık : Ben aslında 5 yıldır, sol elimde büyüteç, sağ elimde cımbız/kalem;

‘Allah Allah, Kontesi Kim S… ?’ vakasına kanıt toplamışım !
Topladığım kanıtlar, size de ipuçları verir ve bu ülkeyi bu hale getiren sorumlu suçsuz ya da suçlu sorumsuzlara dair sizi de aydınlatırsa… Kontesi kurtaramadık ama failleri hâlâ kovalayabilir, hatta yakalayabiliriz, diye düşünüyorum.” Mine G.Kırıkkanat









Yazar : Cezmi Ersöz
Yayınevi : Gendaş Kültür
Basım Tarihi : Kasım 1999




Kimi geceler babası sadece üzerini örtüp, saçlarını, yüzünü, alnını okşamakla yetinmezdi. Yatağının bir kenarına ilişir. gizli gizli birşeyler fısıldardı. Sanki ona yattığı yerde nasihat ederdi. Pişmanlıklarını, görüp geçirdiklerini anlatırdı. Hayatın çok, ama çok ağır, taşıması çok zahmetli bir yük olduğunu anlatırdı sanki. Oğlu bu fısıltıları duymak için bütün dikkatini harcardı, ama nafile, duymazdı. Babası daha sonra kalkar, yüzünü seyderdi oğlunun. Babasının alkollü nefesini hisserderdi. Buruk, öksüz, kaybetmiş bir insanın kokusuydu bu. Yaralanmış umudun kokusuydu. Ve bazen oğlunun yüzüne ılık, ama içini dağlayan damlalar düşerdi. Yüreği acıyla ve çoşkuyla açılır, gözlerini daha sıkı yumar, kalbi daha hızlı atardı. Babası yüzüne damlardı...
Gizli tören, bu gözyaşlarıyla biterdi.








Yazarı : Gabriel Garcia MARQUEZ
Yayınevi : Can Yayınları
Çevirmen : Pınar SAVAŞ
Basım Yeri / Tarihi : İstanbul / 2005 - Eylül



Gabriel García Márquez çapında bir yazarın anılarını yalnızca hayranları değil, tüm bir edebiyat dünyası nicedir bekliyordu. 20. yüzyıl edebiyatına damgasını vuran büyülü gerçekçiliğin büyük ustası, Yaprak Fırtınası'ndan Yüzyıllık Yalnızlık'a, Kolera Günlerinde Aşk'tan Benim Hüzünlü Orospularım'a, esin kaynaklarını hep kendi yaşamında, yakın çevresindeki insanlarda aramıştı. O yüzden, yapıtlarıyla yaşamı arasında sık dokunmuş bağlar vardı. García Márquez, sonunda anılarını yazdı. Anlatmak İçin Yaşamak, tüm hayatını, anlatmak, yazmak için yaşamış bir yazarın anılarının çok ötesinde bir kitap. Ancak onun kaleminden çıkabilecek, roman tadında okunabilen bir yapıt. Anlatmak İçin Yaşamak'ta "Hayat, insanın yaşadığı değildir; aslolan, hatırladığı ve anlatmak için nasıl hatırladığıdır" diyen yazarın yalnızca yaşam öyküsünü değil, tüm yapıtlarının izlerini de bulacaksınız
 

Eski23-05-2007, 11:50   #5
V€nüS
 
**KiTaP ÖzETLeRi...** - V€nüS




Kitabın adı: Arapların Gözünden Haçlı Seferleri
Yazarı:Amin MAALOUF
Yayınevi:YAPI KREDİ YAYINLARI
Yayın yılı:2006

ÖZET

Bu kitap çok basit bir fikirden yola çıkıyor: Haçlı Seferleri'nin tarihini 'öteki cephe'de, yani Arapların tarafında görüldüğü, yaşandığı ve hikâye edildiği biçimde anlatmak. Kitabın hemen hemen tüm içeriği, o çağın Arap tarihçilerinin ve vakanüvislerinin tanıklıklarına dayanıyor." Lübnan asıllı Amin Maalouf 1983 tarihli bu ilk yapıtında, on birinci yüzyılın sonundan on üçüncü yüzyılın başına kadar devam eden, ancak etkileri ve söylemi günümüze dek uzanan Haçlı Seferleri'ni egemen tarih anlayışının yerine "öteki"nin gözünden anlatıyor. Tarih en büyük anlatıdır.








Yazar : Miriam Ali
Çeviri : Mehmet Harmancı
Yayınevi: Güncel Yayıncılık
Yayın Yeri ve Yılı: İstanbul, 1995

-Bir kadın düşünün...
-Gencecik bir insanı...

-Yaşamını bir arapla birleştiriyor...

-Arabın islam geleneği diye,çocuklarına ve karısına karşı bunca yaşattığı acıları...

-Bu kadının çocuklarını kurtarma mücadelesine adadığı 30 yılını...

-Bunu kendi yaşamınız olarak düşünün,kendi kanınızdan birinin başına geldiğini düşünün.yabancı bir erkeğin kızınıza dokunduğunu,ırzına geçtiğini,onu dövdüğünü,hamile bıraktığını ve sonra o acı çekerken yüzünüze bakıp kendisinden emin bir halde güldüğünü düşünün.kendi çocuğunuzun bu ölçülere sığmayan,vahşete katlandığını düşünün.

Onun bir köle gibi yaşadığını düşünün.

-Ne yapardınız?

-Pes mi ederdiniz?

-Unuturmuydunuz?
 

Eski23-05-2007, 11:51   #6
V€nüS
 
**KiTaP ÖzETLeRi...** - V€nüS

Kitabın Adı Atatürk Din Ve Laiklik
Kitabın Yazarı Rauf R.Denktaş
Yayınevi ve Adresi Kastaş Yayınları, İstanbul
Basım Yılı 1989
KİTABIN ÖZETİ

Yazar, kitabında Atatürk'ün Türkiye Cumhuriyetinin temelini oluşturan laiklik ilkesine bakışını incelemiştir.

Rauf R. DENKTAŞ, bilindiği üzere Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanıdır. Bu kitabın çıkışı, yazarın kendi tabiri ile, son zamanlarda ortaya çıkan bazı çevrelerce Atatürkçülük ile Laikliğin din düşmanlığı olarak yorumlanması olayına tepkidir. Yazar, eserinde özellikle gençlere hitap etmektedir. Kitabın giriş yazısında bu konular ve irtica meselesi ele alınmaktadır. Kitap ilk olarak bu konularla ilgili notlar olarak hazırlanmış, Kıbrıs Kültür Derneği'nde yapılan bir toplantıda sorulan sorular ve daha geniş çapta İslam Cemiyeti'nin daveti üzerine Atatürk Kültür Derneği'nde yaptığı konuşmalarla bugünkü durumuna gelmiştir.

Birinci bölümde İslamiyet'in özellikleri ve Allah'tan bahsedilmektedir. Bu bölümde; kitabın genelinde olduğu gibi Atatürk'ün konu hakkındaki sözlerine yer verilmektedir. Atatürk, İslamiyet'in son din olmasının, son derece akla uygun ve doğal bir din olmasından kaynaklandığını söylemektedir. Bunun akabinde bu bölümde Atatürk'ün müfredatta dini eğitim olmasını istemesinden bahsedilmektedir. Son olarak da İslamiyet çerçevesinde İnsan, Ruh, İyilik ve Günah incelenmiştir.

İkinci bölüm dinin yüceliğini inceler. Bu bölüme dünyaca kabul gören ünlü şahsiyetlerin Kur'an ve İslam Dini hakkında görüşleri ile başlanılmıştır. Tüm bu sözler dinimizin yüceliğinin yabancılar tarafından da kabul gördüğünü kanıtlamaktadır. Dinimiz, peygamberimizin hayatı ve sözleri ile bir bütünlük oluşturduğundan peygamberimizin kişiliği de övgü ile anlatılmaktadır. Bu gerçeklerin ışığında, Atatürk'ün anlattığı Türk askerinin Çanakkale'de gözünü kırpmadan ölüme gittiği Bomba Sırtı olayını anlamak kolaylaşmaktadır. Ayrıca bu bölümde, tartışma konusu olan "Tevekkül"e de değinilmiştir. Yazar; dinimizin yüceliğini anlatırken, İslamiyet'in Beş Şartı'nı da kendi yorumlarıyla açıklamıştır.

Üçüncü bölümde, "İslamiyet Güzel Ahlaktır" düşüncesi incelenmiştir. Yazar, bu bağlamda doğruluk, oruç, yardım ve güzel ahlaklı olmanın koşul ve erdemlerini ele almıştır. Bunu yaparken "Güneş karı nasıl eritirse, güzel huy da günahları eritir" gibi peygamberimizin sözlerinden ve yaşayışından örnekler verilmiştir.

Dördüncü bölümün adı "Atatürk'ün Laiklik Anlayışı" dır. Bu bölümde ağırlıklı olarak, Atatürk'ün sözlerine yer verilmiştir ve Atatürk'ün din istismarına, kadercilik yüzünden oluşan tembelliğe ne kadar karşı olduğu, kadın erkek eşitliğine inanışı ve uygulayışı, kutsal aile kurumuna bakışı ve tarikatlara karşı oluşu ele alınmıştır. Bunlara örnek olarak büyük dinimiz "çalışmayanın insanlıkla ilgili olmadığını" bildiriyor. Bazı kimseler çağdaş olmayı kafir olmak sanıyorlar. Asıl küfür onların bu zannıdır. Bu yanlış yorumu yapanların amacı, Müslümanların kafirlere tutsak olmasını istemek değil de nedir?" veya Atatürk'ün "Türkiye Cumhuriyeti şeyhler ve dervişler, müritler, meczuplar ülkesi olamaz. En doğru, en gerçek tarikat uygarlık tarikatıdır." sözü örnek olarak verilmiştir.

Son bölüm olan "Müslümanlığın Erdemleri" bölümünde, ilk olarak İslamiyet'te Allah'ın kullarından beklediklerinden ve bu bağlamda insanlarda bir benlik ve varoluş sebebi bilinci olmasının gerekliliğinden bahsedilmektedir. İslamiyet'in erdemlerini bilen bir kişinin Kuran'ı okuyup, Allah sevgisi ve korkusuna sahip olarak yaptıklarının hesabını verebileceğini belirten yazar, insanların kendilerine gün sonunda "Allah'a çok şükür bugün Allah'ın istediği şekilde, insanca yaşadım" diyebildiği takdirde ne kadar büyük bir iç huzura kavuşacaklarını anlatmaktadır. Bu bölümde ayrıca aklın her şeyden üstün olduğu gösterilmiş ve konuyu pekiştiren anekdotlara yer verilmiştir. Yazar, ayrıca Atatürk'ün 31 Ocak 1923'te İzmir'de halka hitaben söylediği sözlere de yer vermiştir. Bu sözler ile Atatürk, kadınların görevi ve Türk toplumundaki yerlerini, kadınların kılık kıyafetleri ile ilgili görüşlerini ve dinimizin bizi gerileten bir din olmadığını belirtmiştir. Özellikle "Örtünme, kadını yaşayışından ayıracak biçimde olmamalıdır" sözleri konuyu özetlemeye yeter.

Sonuç olarak, Atatürk'ün din ve laiklik konusundaki düşünce ve sözlerini toplamış olan kitapın, konu ile ilgili yazarın hitapları ve notlarından oluştuğu için halkın geneline ve özellikle gençlere faydalı olacak mesajlar içermektedir


------------------




KİTABIN ADI : ATEŞTEN GÖMLEK

KİTABIN YAZARI : HALİDE EDİP ADIVAR

YAYIN EVİ : ATLAS YAYIN EVİ

BASIM YILI : 1982


KİTABIN KONUSU:

İzmir’in işgali üzerine şehri kurtarmaya amaçlayan
milli mücadele hareketlerinin hedeflerine nasıl ulaştığını anlatıyor.


KİTABIN ÖZETİ:

İzmir’in işgalinde Yunanlıların, kocasını ve oğlunu öldürmeleri üzerine önce İstanbul’a gelen ve sahip olduğu Türklük şuuru ve mücadele azmiyle İstanbullu gençlerin bilinçlenmesini sağlayan Ayşe’nin uyandırdığı heyecana kapılan subaylar Anadolu’ya geçerler. Çeteler düşmanla savaşmaktadır. Bu savaşta Ayşe hasta bakıcı Peyami ise çeviricidir.

Ayşe kendisini seven ve evlenme teklif eden İhsan’a cevabını ancak İzmir alındıktan sonra vereceğini söyler. Peyami ise sevgisini Ayşe’ye açıklayamamaktadır. Cephede İhsan şehit düşer, Ayşe de ileri hatlar giderek orada can verir. Peyami ise kafasına aldığı kurşunla hastahanede ölür.

Peyami’nin ölümünden sonra doktorlar Peyami’nin notlarını araştırarak Ayşe adında birisinin kolorduda görev yapmadığını ve İhsan isminde birinin de alay komutanı olmadığını fark etmişlerdir



KİTABIN ANA FİKRİ:

Vatanın bağımsızlığı için kadın-erkek demeden tüm halkın mücadele etmesidir
 

Eski23-05-2007, 11:53   #7
V€nüS
 
**KiTaP ÖzETLeRi...** - V€nüS



Yazarı:Ayşe Kulin
Yayınevi:Remzi Kitabevi
Yayın Tarihi:2002

Kitabın Özeti:

Yazarın,Nazım Hikmet hakkında bişey bilmezken,bir tesadüf sonucu bir akrabası aracılığıyla kitaplarıyla tanışması.Kendi hayatı,aşkı ile Nazım Hikmet'in aşklarını mukayesesi ...

''Gri kanatlı kuşlar, çığlık çığlığa martılar, beyaz köpüklere değerek geçipgidiyorlardı, tuzlu denize kanat vura vura. Minareleri kurşunkalemler gibi gökyüzüne uzanan camilerin avlularında itişip kakışıyordu darıya üşüşen ak güvercinler. Kulaklarımda bir ses... Gözlerimin önünde tahtaları eskimiş pancurlarıyla cumbalı evler, yaşlı çınarlar ve bir ceviz ağacı.

Koparmış ipini eski kayıklar gibi yüzer

kışın sabaha karşı rüzgarda tahta cumbalar

ve bir saç mangalın küllerinde

uyanır uykudan büyük İstanbul'um.

İstanbul'da uyanmak istiyordum. İstanbul'la beraber uyanmak istiyordum bende, Nazım gibi.''










Kitabın Yazarı:Halid Ziya Uşaklıgil
Yayınevi:İnkılab Kitabevi
Basım yılı:1993

1) KİTABIN KONUSU:

Bihter ve Behlûl arasındaki yasak aşkı anlatan bir romandır.

2) KİTABIN ÖZETİ:

Roman Peyker ve Nihat Beyin evlenmesiyle başlar. Peyker ve Bihter’in annesi Firdevs Hanım duldur ve Adnan Beye gizliden ilgi duymaktadır. Ancak Adnan Bey Bihter’den çok hoşlanmaktadır. Onunla evlenir. Adnan Bey varlıklı , asil bir aileden gelmiştir. Annesi bu evliliği hiç kaldıramaz.

Bir gün toplanıp pikniğe giderler, bütün aile oradadır. Adnan Beyin yeğeni Behlûl Peyker’e dayanamaz ve onu ensesinden ateşli bir şekilde öper. Peyker buna çok kızar çünkü kocasına çok bağlı birisidir. Behlûl Bihter’e göz koyar. Ondan çok hoşlanır, onun fiziki görünüşü Behlûl’u çıldırtma seviyesine getirir. Bihter’in kendisinden hoşlanmasını sağlar ve o günden sonra her gece beraber olurlar.

Behlûl ve Bihter’in mektupları Nihal tarafından görülür. Nihal bu olaya inanamaz çünkü Behlûlle evlenmeyi düşünmektedir. Nihal’in tam mutluluğu düşündüğü bir sırada bu olayı öğrenmesi hayatını yıkmıştır. Adnan Beyin bu olayı öğrenmesiyle her şey değişir.

Adnan Bey ve Nihal eskisi gibi beraber yaşamaya karar verirler. Artık hayatlarında ne Behlûl ne de Bihter olacaktır.

KİTABIN ANA FİKRİ:

Yasak bir aşk bir ailenin yıkımına neden olabilir, gerçekleri zamanında farketmek sevdiklerinin daha fazla üzülmesini engeller.

KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

Bihter: Düzgün bir fiziğe sahip, çok güzel, erkekleri kolayca elde edebilen cazibeli bir kadındır. Annesine karşı kin beslemektedir.

Adnan Bey: Bihter’in kocasıdır. Orta yaşlı, varlıklı, iki çocuk babası, asil bir ailenin tek çocuğudur.

Nihal: Adnan Bey’in kızı. Zeki, güzel ve çalışkan bir kişiliğe sahiptir.Behlûl’e ilgi duymaktadır. Annesinin ölümü onu derinden etkilemiştir.

Behlûl: Adnan Bey’in yeğenidir. Kadınlara karşı özel bir ilgisi vardır. Bu onda bir zaafiyet haline gelmiştir.


5) KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:

Kitaptaki olaylar belirli ve düzgün bir sıra izlediği için okuyucuda bir heyecan uyandırıyor ve kitaba bir sürükleyicilik kazandırıyor. Kitapta kişilerin ruhi ve psikolojik tasvirlerine yer verilmiştir. Ancak kitabın dilinde düzeltme olması itibariyle yalın ve sade bir hale getirilmiştir. Fazla yabancı kelimelere yer verilmemiştir. Kitap yazıldığı dönemin insan ve aile ilişkilerini aynen yansıtmaktadır.
 

Eski23-05-2007, 12:02   #8
V€nüS
 
**KiTaP ÖzETLeRi...** - V€nüS

"B" ile devam edelim

çekinmenize gerek yok yorum yazabilirsiniz








Elif Şafak
Metis Yayınları;
2006, 4. Basım, 13,5X19,5, 376 sayfa, Türkçe, K. Kapak.


'Kocanızın izni lazım elbette, ' diye devam etti sekreter, artık cıvıltılı olmayan sesiyle. 'Tabii eğer evliyseniz...? '

Odadakilerin meraklı bakışları üzerinde ağırlaştı. Ne var ki Zeliha'nın yüzünde ne sıkıntıdan eser vardı ne mahcubiyetten. Bu toplumsal işkenceden keyif alıyor değildi elbette ama içinden bir ses başkalarının fikirlerini ve yargılarını umursamamayı öğütlemişti ona. Ne de olsa fark etmeyecekti sonuç olarak. Son zamanlarda bazı kelimeleri kişisel sözlüğünden çıkarmaya karar vermişti, 'utanç' pekâlâ bunlardan biri olabilirdi. Bu kürtaja onay verecek bir koca yoktu ortada. Bu çocuğun bir babası yoktu.

Neyse ki kocanın olmayışı formalitelerde bir avantaja dönüştü. Görünüşe göre kimsenin yazılı iznini almasına gerek yoktu. Bürokratik düzenlemeler, evli çiftlerin bebeklerini kurtarmak için gösterdikleri özeni evlilik dışı doğan bebekler için göstermiyordu anlaşılan. Babasız bir çocuk neticede bir piçti ve İstanbul'da bir piç, sallanan bir diş gibi her an düşmeye hazırdı.

Baba ve Piç, İstanbul-San Francisco hattında gidip geliyor: Müslüman-Türk Kazancı ailesiyle Ermeni asıllı Amerikalı Çakmakçıyanların 90 yıla yayılan öyküleri iç içe. Kederli bir geçmişi tamamen unutmak mı daha doğru, geçmiş bilincini beraberinde taşımak mı? Diğer yandan bir kadınlar romanı Baba ve Piç: Erkeklerin apansız ve açıklamasız ölüverdiği, geriye hep kadınların kaldığı bir sülaleden dört kuşak kadının hikâyesi. Anneannelerin, ciciannelerin, teyzelerin hafızalarıyla can bulan bu romanı severek okuyacaksınız.








Kitabın Adı : Balayı
Kitabın Yazarı :James Petterson
Yayım Evi : GOA YAYINLARI
Yılı :2005

2005 ULUSLAR ARASI MACERA KİTABI ÖDÜLLÜ





KİTABIN KONUSU :

Ayın Kitabı Kulübü ve dünya çapındaki diğer 15 kitap kulübü yılın uluslararası macera kitabını seçti. Tüm yazarların en iyi eserim dedikleri yapıtları vardır. İşte James Patterson'ın kitabına hoş geldiniz.

Bütün erkekler tarafından arzulanmak ve bütün kadınlar tarafından kıskanılmak nasıl bir duygudur? Muhteşem.İşte Nora'nın hayalini kurduğu, uğruna çok çalıştığı ve asla taviz vermeyeceği yaşamı böyleydi.FBI Ajanı O'Hara onu ilk gördüğünde mükemmel olduğunu düşünür.Görüntüsü, kariyeri, giysileri, farkındalığı, bilmişliği ve umutlandıran seksiliği. İşte bu mükemmellikler için erkekler sıraya girer.Nora sadece onları cezp etmekle kalmaz, onları büyüler.

Peki FBI Ajanı, neden Nora Sinclair'le bu kadar ilgileniyor? Nora'nın etrafındakilere esrarengiz şeyler olmaktadır—özellikle de erkeklere.
Ajan O'Hara olaya daha yakından bakınca, onu cezbeden şeylerin içini korkuyla doldurduğunu farkeder ve Nora'yla ilgili tehlikeleri görür.
Geçmişinin izah edilemez boşluklarında karanlık noktalar mı vardır?Onu tanımak için daha fazla zaman harcadığında,acaba adaleti mi sorguluyordur? Yoksa kendi öldürücü takıntıları mıdır yoluna çıkan?







Yazar : Cezmi Ersöz
Yayınevi : Gendaş Kültür
Basım Tarihi : Ekim 2000

Kitabın Özeti :

Bir yanımı, burada, bu insanlara bıraktım. Korktum onların yanında kendimi ele ermekten. Yanlarında ruhumu, düşüncelerimi, duygularımı, taslaklarımı içine yerleştirdim. Çerçeveledim... Bir yanım çekip gitti, o ibret verici karanlık öykülere. Bu yüzden, bu ikiye bölünmüşlük ve hiçbir yere tam ait olmayış yüzünden, çok aşağılandım kendimi, çok kınadım...Ama farkındayım her şeyin. Ne kadar çelişkiye düşersem, ne kadar çok hissedersem parçalanmışlığımı, aşk o kadar çok birikiyor içimde...
Aşk, ölüm gibi bakıyor bana. Her geçen gün güzelleşen bir ölüm gibi... Karanlık öykülerin aydınlığına bakttıkça...
 

Eski23-05-2007, 12:05   #9
V€nüS
 
**KiTaP ÖzETLeRi...** - V€nüS





Kitabın Adı:Başka Sesler Başka Odalar
Yazar : Truman Capote
Yayınevi : Sel Yayıncılık

Özet

Annesinin ölümünden sonra doğduğu günden beri hiç görmediği babasının yanına gönderilen Joel Knox'un öyküsü, kendisini birdenbire farklı bir ortamda, hiç tanımadığı fazlasıyla ilginç insanların yanında bulan bir delikanlının masumiyetini yitirme ve yetişkinlerin dünyasına adım atma öyküsüdür. Sonunda herkes gibi büyür Joel Knox, ancak terk edilmişliğin, yalnızlığın ve farklılığın damgasını vurduğu çocukluk ve gençlik döneminin izlerini tüm yaşamı boyunca taşıyacaktır.

Truman Capote, yayımlanmış ilk romanı olan Başka Sesler Başka Odalar'da yenilikçi üslubu, çarpıcı betimlemeleri ve ilginç karakterleri ile edebiyat dünyasına yeni bir soluk getirmekle kalmamış, farklı tarzı ve güçlü kalemi ile 20. yüzyıl edebiyatına damgasını vuracağının ipuçlarını da vermiştir.





-----------------


KİTABIN ADI : Benim Adım Kırmızı

KİTABIN YAZARI : Orhan PAMUK

YAYINEVİ VE ADRESİ : iİetişim Yayınlar-istanbul

BASIM TARİHİ : Aralık 1998




KİTABIN ÖZETİ :



Benim Adım Kırmızı; Orhan PAMUK imzalı “Cevdet Bey ve Oğulları, Sessiz Ev, Beyaz Kale, Kara Kitap, Yeni Hayat” gibi eserlerden sonra farklı bir tarzda yazılmış. Orhan Pamuk da son kitabını “en renkli ve en iyimser romanım” olarak nitelendiriyor.

Konusuna gelince;

Biraz geçmişe gidiyoruz. 1591 senesi, kış ayları, İstanbul. İki erkek çocuğu annesi güzeller güzeli Şeküre’nin kocası dört yıldır savaştan dönmemiştir. Çocukluk aşkı, yeğeni Kara ise aşkını açıkladığı için evden kovulmuş ve ancak on iki sene sonra İstanbul’a dönebilmiştir. Döner dönmez de hala çok sevdiği Şeküre ile evlenmenin yollarını arar.

Babası ve iki çocuğu ile birlikte kalan Şeküre’nin gönlü hem Kara’da hem de kocasının kardeşi Hasan’dadır. Şeküre’nin babası yani Kara’nın eniştesi Padişahın emri ile gizli bir kitap yaptırmaktadır. Kitabın gizli Avrupai usuller kullanarak resmetmekten gelir. Enişte Efendi Osmanlı sarayının ünlü nakkaşları Kelebek, Zeytin ve Leyleği kitabın nakışlarını yapmaları için görevlendirir. Tezhibi de Zarif efendi yapmaktadır. Koyu bir taassup içinde olan Erzurumlu Hoca Efendi ve taraftarları ise geleneklere ve dine aykırı bir şeyler çevrildiğini anlamıştır ve Zarif Efendi de bu düşüncededir. Her gece kahveye toplanan nakkaşlar ve hattatlar bir meddahın resimlerle anlattığı sivri dilli ve Erzurumlu Hoca karşıtı hikayelerle eğlenirler. Zarif Efendinin işlerine köstek olacağını anlayan nakkaşlardan biri Zarif Efendiyi öldürür. Romanın geriye kalan kısmı katilin bulunmaya çalışması, nakışta üslup ve imzanın yeri, doğru ve batının yeri üzerine kahramanların düşünceleri ile örülüdür. Böylece kitap bir çok eğlenceliği bir arada barındırmaktadır aslında…

Eski resim sanatının incelikleri ve düşünce yapısı ile ilgili türlü hikayeler ve bilgiler, eski; İstanbul’un dar sokaklarında gezintiler, bohçacı kadınlar, incili yastıklar, fıstık yeşili feraceler, kırmızı yelekler kuru kayısılı pilavlar, hoşaflar, tarhana çorbaları… Tabii bunun yanında kelle uçurmalar, gözlerine iğneler batıranlar ve daha türlü kan kokulu sahneler de mevcut. Katilin kimliğini bulmaya çalışmak bile kitabın sonuna kadar yeterince oyalayıcı. Osmanlı tarihi ve eski resim sanatı ile fazla ilginiz yoksa bazı bölümleri fazla uzatılmış ve tekrar edici bulabilirsiniz. Bunu da romanın kusuru sayalım. 470 sayfalık ince ince kurgulanmış bu romanın son sayfasını çevirip de kapağını kapattığınızda gül ve küf kokularıyla kaldırmadan önce gülümsediğinizi fark edeceksiniz.


KİTABIN ANA FİKRİ :

Hayatta karşılaşılabilecek her türlü olumlu veya olumsuz şartlar karşısında dahi yaşama ümidi ve sevinci kaybedilmemelidir.










Yazar:Can Dündar
Yayın Tarihi:1999
Yayınevi:imge

''Benim Gençliğim''Bu iki sözcüğün anlamında kaleme alınan bir kitap.Yazarın büyüdüğü evden,okuduğu okula kadar zihninde oluşan anılardan derlenen kendi gençliği var.Sancıları,şikayetleri,umutsuzlukları,yılgınlık ları,şımarıklıkları ,acıları duyarlılıkları ve tutarsızlıkları ile ülke gençliği var.Okunası bir kitap

Koca bir labirentin içinde kayıp
“Benim Gençliğim”...
Nedenini bilmediği bir deney için gözleri bağlanmış, elinde bir demir çubukla salıverilmiş meçhul labirentin koridorlarına...
Bir kapı cennete açılıyor, diğeri cehenneme...
Seçtiğimiz yolun sonunda ateşin soluğu yüzümüze değdiğinde can havliyle geri dönüp başka koridorlara sapıyor, cennetin sesine kulak kabartıyoruz. Biraz ilerlediğimizde cehennem alevleriyle karşılaşıyoruz yeniden...
Gözümüzdeki bağ öyle güçlü ki, “Bu yoldan geçmiştik.”, “Onu denemiştik.”, “şurası çıkmaz sokaktı.” diyemiyoruz. Labirentin patikaları bizim gibi yolunu arayan, daha önce gidip dönen, ateşe dokunup pişman olan insanlarla dolu, ama onlarla buluşamıyoruz. Bizi körleştiren bağı söküp atamıyoruz. Labirentin duvarlarını yıkıp kendi yolumuzu açamıyoruz. Bu çıkmazdan kurtulamıyoruz.
Labirent, elimizdeki demir çubukları uğursuz bir mıknatısla çekerek bizi habire eski hatalarımızın koridoruna sokuyor. Ders almıyoruz, öğrenmiyoruz.
Bağlı gözlerle her kuşakta bildik duvarlara dokunarak çıkış arayan yenik bir ordu gibi, cenneti düşleyerek cehenneme koşuyoruz.
 

Eski23-05-2007, 12:07   #10
V€nüS
 
**KiTaP ÖzETLeRi...** - V€nüS




Yazar : Richard F. Burton
Çeviren Hasan Fehmi Nemli
Sayfa: 68
Baskı Tarihi: Nisan 2005
Yayın Evi : Can Yayınları

Kitabın Özeti :

Sultan Şehriyar, yokluğunda karısının kendisini aldattığını öğrenince, hem onu, hem de âşıklarını öldürtür. O günden sonra her gün başka bir kadınla evlenip öldürtmeye başlar. Vezirin kızı Şehrazad, sultanla evlenir ve ona her gece bir masal anlatmaya koyulur. Ama her gece masalı bir yerinde keser ve ertesi gece tamamlayacağına söz verir. Masallar o kadar çekicidir ki, sultan, Şehrazad’ın idamını her gün erteler. Çağlar boyu dilden dile aktarıldıktan sonra yazıya dökülen Binbir Gece Masalları, ölümsüzlüğe uzanan bir sonsuzluk anlatısıdır.



--------------



Kitabın Adı : Bir Çift Yürek
Kitabın Yazarı : Marlo MORGAN
Yayınevi ve Adresi : Dharma Yayınları Sirkeci / İSTANBUL
Basım Yılı : Mayıs 1999

ÖZET :

Amerikalı kadın doktor, sağlıkta koruyucu hekimlik üzerine araştırmalar yapmaktadır. Bir gün Avustralyalı hekim arkadaşı arayarak araştırmaları ile ilgilendiklerini söyler ve kendisini Avustralya’ya davet eder. Buraya ulaştığında ülkenin asıl yerlileri olan ve Aborijin adı verilen kişilerin ayrıma tabi tutulduğunu görür. Bir akşam melez Aborijin gençlerinin benzin doldurdukları kutuları koklayarak yürüdüklerini ve sonradan bu gençlerden birinin zehirlenerek öldüğünü öğrenir. O gece kendisi de dahil hiç kimse onları durdurmak için parmağını kımıldatmamıştır. Bu olaydan etkilenerek Aborijinlere yardım çalışmalarına başlar. Bu çalışmaları kısa zamanda yayılarak anakaranın öte yakasında yerleşmiş olan bir Aborijin kabilesinden davet alır.

Nomadik kültürden Aborijinler eşliğinde, kabilenin kendilerini adlandırdıkları şekliyle,”Gerçek İnsanlar”la birlikte dört ay süren ve çölü boydan boya katettikleri uzun bir yürüyüşe çıkar. Bu süre boyunca, çölün çorak coğrafyasındaki bitkiler ve hayvanlarla uyum içinde yaşamayı öğrenir. Olağan dışı insanlardan oluşan bu toplulukla birlikte yaptığı yolculukta, bu insanların 50 000 yıllık kültürlerinin felsefesi ve bilgeliğiyle tanışır.

Macerasının ilk gününden itibaren bu çetin yolculuğun zorlukları ile mücadele etmek zorunda kalır. Dayanıklılığın her gün sınandığı bu zorlu yolculukta, karşılaştığı her zorlukla birlikte ruhu da değişime uğrar. Aborijinler onu, büyük bir alçak gönüllülükle kendilerinden biri olarak kabul eder ve onun şefkat dolu öğretmenleri olurlar. Öğretmenlerinden, her insanın eşsiz niteliklerini ve içsel ruhunu takdir etmeyi ve kutlamayı öğrenirken bir yandan da güçlü doğal şifa yöntemlerine tanık olup onların canlılar ile ilgili fikirlerinin ne kadar derin ve anlamlı olduğunu da anlamaya başlar.

Yolculuğu bittiğinde yaşamında derinlemesine değişiklikler olur. Amerika’ya döndüğünde çocuklarının ve yakın arkadaşlarının desteği ve yüreklendirmesi ile Avustralya anakarasının yüreğindeki çölde yaşadığı deneyimlerini yazmaya başlar. Ulaşabildiği her yerde konuşmalar yapar. Yaşamının geri kalanını Gerçek İnsanlardan öğrendiklerini uygulamaya adar.









Yazar : İpek Ongun
Yayınevi : Epsilon Yayınevi
Basım Tarihi : Eylül 2004



Neden yazarız? Daha doğrusu neden anı defteri tutarız? Yaşamımızın her döneminde, ama özellikle ilk gençlik çağında, sorunlarımızı, mutlu mutsuz anılarımızı bizi yargılamadan dinleyen, paylaşan birilerine gereksinim duyarız. Ve -bu biri- evet, bildiğiniz, anı defterimizdir. On beş yaşındaki Serra tüm duygularını, düşüncelerini anı defteriyle paylaşıyor. Annesiyle babası neden garip davranıyorlar? Yoksa yolunda gitmeyen bir şeyler mi var? Çeşme'de tatil günlerinde tanıştığı yeni arkadaşları Serra'nın yaşamında ne gibi değişikliklere neden olacaklar? Tüm bu sorunların cevaplarını Serra'nın anı defterinde bulacaksınız
 

Eski23-05-2007, 12:11   #11
V€nüS
 
**KiTaP ÖzETLeRi...** - V€nüS




Kitabın Adı : Bir Görünmezin Portresi

Kitabın Yazarı : Hans Pleschinski

Yayınevi: İnkılap

Yayın Tarihi: Ocak 2005




Kitabın Konusu

Romanın arka planında Münih'in yetmişli seksenli yılları, savaş sonrası
Batı ve Doğu Almanya, 2000 yılına girerken Paris,
Avrupa'nın sanat ve edebiyat ortamı var.
Vazgeçilmez bir aşk ve çılgın bir hayat...

Yazar Pleschinski, hayat arkadaşı Volker ile olan 23 yıllık birlikteliğini anlatıyor.
Yıllarca süren bu hareketli aşk, sanat ve alışverişi ve birlikte yaşanan
zenginlik ve fakirlik yılları gizlenmeksizin gözler önüne seriliyor.

Okura bir saniye bile olsun nefes aldırmayan, ince bir üslupla kaleme
alınmış ve akıcı bir anlatım temposuna sahip unutulmaz bir roman.

"...Yılbaşı kutlamasından önce Volker'i aradım... Sesi, benim yuvamdı...
Duygusallığa yer yoktu. Buna rağmen arasıra çıkardığım isterik kavgalarla,
coşkulu sarılışlarımla ona eziyet ettiğim, ama aynı zamanda hayat verdiğimde, şu sözleri gittikçe daha çok duyuyordum;
Bırak beni. Çok hastayım. Bunu artık anlamak zorundasın..."

Otobiyografik bir roman olan Bir Görünmezin Portresi anlık mutlulukların,
felaketlerin, toplumdan soyutlanmışlığın, dayanışmanın ve büyük bir aşkın romanı




-------------------



KİTABIN ADI : BİR KADIN DÜŞMANI
KİTABIN YAZARı : REŞAT NURİ GÜNTEKİN
YAYIN EVİ VE ADRESİ : İSTİKLAL YAYIN EVİ / İSTANBUL
BASIM YILI : 1997



KİTABIN KONUSU : İlk evliliğinde yaşadığı kötü olaylar sonucu kadınlarn hepsine önyargılı bakan ve onları değersiz gören İskender ‘in başından geçenler anlatılmaktadır.


KİTABIN ÖZETİ :
Kitap, İskender adlı orta yaşlı bir adamın başından geçenleri anlatmaktadır. İskender, ilk öğrenimini Ankara‘da, orta öğrenimini Amasya ve Niğde ‘de yapmıştır. Babasının mesleği nedeniyle birçok yere gitmiş ve çeşitli insanlarla tanışmıştır. Okul yıllarında genellikle sakin bir yapıya sahip olan İskender askere gidip geldikten sonra tanıştığı Zeynep adlı kadın yüzünden sert, sinirli bir kişiliğe bürünür. Bunun böyle olmasının sebebi kadınla yaşadıkları değişik olaylardır.
Zeynep ile İskender mutlu bir ilişkiye sahiptiler fakat daha sonraları Zeynep, İskender‘i Mesut adlı bir gençle aldatır. Zeynep eve geç gelmeye, İskender‘ e karşı ilgi göstermemeye başlar. Zaman içinde İskender buna katlanamaz ve boşanırlar. Böylece İskender ‘ in kadınlara karşı bir fobisi oluşur. Her kadını Zeynep gibi görür ve hiçbirine güvenemez.. Kendine, bir daha kimseyi sevmeyeceğine dair söz verir. İki sene sonra İskender başka bir yerde çalışmaya başlar. Çalıştığı ofiste yan masada çok güzel, çalışkan ve çekici bir kadın vardır. Gittikçe bu kadına karşı bir şeyler hissetmeye başlar fakat önceki deneyimi yüzünden uzun süre kendini engeller. Kadına karşı soğuk davranır, hatta bazen tersler ama bunları tamamen isteksiz olarak yapmaktadır. Kafasındaki düşünceler onu bir kadın düşmanına çevirir. Kadınları dünya için gereksiz görmeye başlar. Yan masada çalışan Belgin isimli güzel kız İskender’ e aşık olur ve onun garip tutumunu anlayamaz. İskender de zamanla içindeki sevgiye karşı koyamaz ve Belgin’ e hissettiklerini anlatır.



KİTABIN ANA FİKRİ : Hayatta hiçbir zaman ön yargılı olmamalıyız.


KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

İskender : Başarılı, insanlarla olan ilişkileri iyi, duygularıyla hareket eden, değişken fikirlere sahip olan orta ayşlı biri.

Zeynep : Çekici, güzel, çalışkan, deli dolu, çapkın ve eğlenmeyi seven bir kişilik.

Belgin : Genç, uzun boylu, iyi niytli, utangaç, duygularını tam yansıtamayan biri.

Mesut : Yakışıklı, zengin, kibirli, insanları umursamayan bir kişilik.







Yazaroğan Cüceloğlu
Yayınevi:Remzi yayınevi

Özet:
Doğan Cüceloğlu’un elinden sıradışı bir yaşamöyküsü… Bu kitap, bir kadının, üstelik Toroslar’ın bir köyünde doğan bir kadının, hayatının her evresinde karşılaştığı zorluklar, engeller, acılar, kısaca hayat karşısındaki direnişini anlatmaktadır. Okuyabilmek için on üç çocuklu babayı ikna etmek gerekiyordu; üstelik o bir kız çocuğuydu ve o yörede kız çocukları okutulmazdı. Çözüm erkek gibi olmaktı; saçlar kısacık, altında pantolon, ayakta postallar, adımlar rap rap… Bu sefer de komünist diye askeri mahkemede yargılanmalar… Kendisine bir kez bile adıyla hitap etmeyen bir kocaya karşı verilen otuz yıllık bir varolma savaşı… Bu inanılmaz etkileyici yaşamöyküsü çok konuşulacak…

Arka kapak:
Toroslar'ın bir köyünde doğan Saniye'nin zorluklar, engeller, imkansızlıklar ve acılarla dolu öyküsü, aynı zamanda toplumumuzdaki birçok kadının da ortak kaderi.

Saniye, 'erkek gibi bir kız' olup babasının gözüne girerek okula gitmeyi başarmıştı; ama tüm mücadelesine rağmen kocasının iç dünyasına girmeyi, onun can yoldaşı olmayı başaramadı. Kocası Saniye'yi kendinden hep uzak tuttu. Otuz yılı aşkın evliliğinde kendi adını kocasının ağzından bir kez bile duymayan Saniye, "Acaba ben gerçekten de yok muyum?" kuşkusuna kapıldı. Tüm duygularını ve özlemlerini şiire döktü. Sadece kendi için değil, bu ülkenin tüm kadınları içni yazdı. Yoksam ben Varmışım gibi Canlıymışım gibi Neden acıyor yüreğim Yaş akıtıyor gözlerim. Saniye Çelik'le konuşmamı sanki rahmetli annem benden istedi. Dinlediğimde, Saniye'nin acıları, yalnızlığı, içinin burukluğu annem Zehra'nın yaşamını anımsattı. Ve bu kitap oluştu.







Kitap Adı: Bir Psikoloğun İtirafları
Yazar : Nur Yaycıoğlu
Yayınevi : Resital Yayınları
Basım Tarihi : Mayıs 2007


Bu kitap, tamamen gerçek yaşamlara ve deneyimlere dayanmaktadır. Bu kitapta gerçek yaşam öykülerinden kesitleri ve kişilik çözümlemelerini bulacaksınız. Türkiye’nin psiko-sosyolojik yapısıyla ilgili yapıcı eleştiriler yine gerçek olayların, sahici kişiliklerin ve kurumların incelemeleriyle ele alınıyor. Ülkenin beyninden yüreğinden eksik olmayan dertlerin, acıların, adaletsizliklerin öyküleri psikolojinin savunma mekanizmalarıyla ve vaka çözümlemeleriyle iç içe anlatılıyor. Bu milletin başına ne geliyor ise psikoloji bilmeyişinden geliyor. Toplum olarak yaşadığımız felaketler, çoğalan davranış bozukluklarının psikodinamiklerinin neler olduğunu bilmememizden kaynaklanıyor.
 

Eski23-05-2007, 12:15   #12
V€nüS
 
**KiTaP ÖzETLeRi...** - V€nüS
Wink





Yazar :Metin Pişken
Yayınevi : İlk Biz Yayınevi

İçerik:Buz pateni öğretmenliği yaptığı yıllarda karşısına çıkan kadın adının C... olduğunu söyler ve ısrarla telefonunu ister. Metin şaşkın bir ifadeyle kadının yüzüne bakarken ona sırılsıklam aşık olacağını bilemezdi. Onun yüzünden işini kaybedeceğini ve hayatının altüst olacağını bilseydi C...ye akıl hastanesinde yattığını söyler miydi?
Ne de olsa "O" bir "ŞİZOFREN" di...









Yanlis bir ask, terk edilmisligin hüznü, müzigin eslik ettigi hayaller, parasizlikla sarsilan hayatlar ve bitmeyen mutluluk arayislari...

Ilk romani Git Kendini Çok Sevdirmeden'le büyük begeni toplayan Tuna Kiremitçi, bu sefer bir müzisyenin dünyasini anlatiyor. Memet Olcay'in gücünü ve zayifligini, pazar günleri bulustugu kiziyla yeniden kesfettigi Istanbul'u, ortadan kaybolan arkadasini arkarken buldugu aski ve yaptigi o ilk besteyi... Romanin bir tarafinda bütün endamiyla hayat duruyor; öteki tarafinda da elinde çalgisiyla tek basina bir adam.










Yazar : Tuna Kiremitçi
Yayınevi : Doğan Kitapçılık
ISBN : 975293138-3
Basım Tarihi : 01.10.2003
Sayfa Sayısı : 197



Kapak Cinsi : Karton Kapak
Kağıt Cinsi : 2. Hamur Kağıt


Dizi adı : Türk Edebiyatı Dizisi








Yazar : Cassandra Eason
Yayınevi : New Age Yayınları
Basım Tarihi : Nisan 2006

Kitap Özeti :



Bütün kadınlar özeldir...
Bütün kadınlar sezgisel bir güçle doğarlar. Ancak gerek toplumsal koşullanmalar, gerek sosyal hayatın onlara biçtiği rol, gerekse günlük hayatın zorlukları, onların bu sezgisel güçlerinin üzerini örter, görünmez hale getirir. Çoğu zaman kendileri bile bu gücün farkında olmadan yaşarlar.
Cassandra Eilson, " Bütün Kadınlar Cadıdır " adlı bu kitabında, modern kadının sezgisel ve majik güçlerini ortaya çıkartabilmesi için pratik uygulanabilir bilgiler vermektedir.
Bı kitap sadece kadınlara özeldir.. Ve bu kitap, Engizisyon Mahkemeleri'nde " Cadıdır!" diye yakılan kadınlara ithaf edilmiştir.
 

Eski31-05-2007, 11:54   #13
V€nüS
 
**KiTaP ÖzETLeRi...** - V€nüS
Wink devam..........

Orjinal adı=The Surgeon
Türü=Polisiye-Gerilim
Yazar=Tess Gerritsen








.Bu romanın her satırından kan sızıyor... Kitaba adını veren, planlı ve kanlı katil Cerrah gerilimi her an ayakta tutuyor.
Dr. Catherine Cordell Savannah’da seri cinayetler işleyen bir katilin vahşi saldırısına uğramıştır. Saldırgandan onu silahla vurarak kurtulmayı başarmıştır. Şimdi Boston’dadır. Ancak başka bir katil bu kentte de gerilim yaratmaktadır. Kadınların rahimlerini kesip alan ve korkunç işkencelere tabi tutan adama Cerrah adı verilmektedir. Catherine Cordell birdenbire bu katilin de hedefi haline gelecektir.
Çok satanlar listesinin müdavimlerinden Tess Gerritsen’in insan bedenini ve ruhunu en ince ayrıntısına kadar tarif ettiği tıbbî gerilim romanlarından beşincisi olan "Cerrah", inandırıcı kahramanları, sürükleyici diyalogları ve sürekli tırmanan gerilim duygusuyla bu türü sevenlerin hayran olacağı tarzda bir roman. Doğan Kitap’ın yılın gerilim romanı olmasını beklediği "Cerrah"da Gerritsen tıpkı kahramanının neşterini kullandığı gibi kalemini ustaca oynatıyor.




----------------------





KİTABIN ADI : CEZMİ
KİTABIN YAZARI : NAMIK KEMAL
YAYIN EVİ VE ADRESİ : İNKILAP-İSTANBUL
BASIM YILI : 1990



KİTABIN KONUSU :


Adil Giray’ın İran ile Osmanlı arasında yapılan savaştan sonra esir düşüp, orada Perihan, Şehriyar ve Cezmi ile olan ilişkilerini anlatmaktadır.



KİTABIN ÖZETİ


Olay Sokullu Mehmet Paşa döneminde, İstanbul’ da başlar, Azerbaycan’ da, İran’ da sürüp gider ve Tebriz Sarayında sona erer.

Cezmi çok iyi bir atlı spor ustasıdır. Bu ustalığı sayesinde Ahmet Paşa ile tanışır. Ahmet Paşanın verdiği bir yemekte Cezmi’nin atlı sporda olduğu kadar şairlikte de usta olduğu anlaşılır. Şairliğinin ünüyle Nevi ile tanışır.

1570 yılında İran seferi başlar. Cezmi bu sefere gönüllü olarak katılır. Bu sefer sırasında çok ustaca ve zekice davranışlarda bulunur ve ünü bir kat daha artar. Hatta sefer sırasında düşman olduğu halde canı pahasına da olsa Pertev isminde bir İran askerini de nehirde boğulmaktan kurtarır. Bu sayede Pertev’lede çok iyi dost olurlar. Bir başka İran seferinde Cezmi, Adil Giray’la tanışır. Cezmi bu savaşlarda gösterdiği kahramanlık sayesinde Adil Giray’ın teveccühünü kazanır.

Kötü şans eseri Adil Giray ve kardeşi Gazi Giray savaş sırasında İranlılara esir düşer. Savaşta Adil Giray’ ı esir eden Hamza Mirza İran şahının oğlu ve komutan, Cengizoğullarından öyle iki kahraman şehzadeyi esir alarak başkente götürüp şöhret kazanmak ister.

Adil Giray ve Gazi Giray , Şehriyar tarafından ayrı yerlere hapsedilirler. Adil Giray sarayda ağırlanırken Gazi Giray bir adada “Kahkaha Zindanı” denilen yerde hapsedilir. Bunun sebebi ise Şehriyar’ın Adil Giray’I ilk anda görüp aşık olması ve Gazi’nin bu durumu anlayıp sorun çıkarmaması içindir.

Şehriyar, Adil ile görüşebilmek için türlü entrikalar çevirir. Onunla buluşup konuşmasını ise Adil’den bilgi alıp, onunda yardımıyla Kırım Hanlığı’nı ele geçirecek planlar yapmak olarak yorumlar.

Adil’in esirliği zamanında İran devletini kör bir şah, onun karısı Şehriyar ve kardeşi Perihan idare ediyorlardı. Şehriyar’ın oğlu Hamza Mirza ise sadece savaşlarla ilgileniyordu.

Şehriyarın Adil Giray’la yaptığı ikili müzakereler Perihan’I şüphelendirir. Perihan’da müzakerelere devletin bir idarecisi olarak katılmak ister ve katılır.

Şehriyar bir şekilde aşkını Adil Giray’ a yalnız oldukları zaman açıklar. Fakat Şehriyar çok kıskanç kişiliğe sahip olduğundan Perihan’dan gelebilecek tehlikeler için Adil Giray’a Perihan’ı olduğundan çok zıt bir şekilde tanıtır. Adil’ de inanıyormuş gibi davranarak Şehriyar’ a bir şey sezdirmeyip, onu kullanıp, kardeşini de serbest bıraktırıp anavatanına dönmek istemektedir.

Perihan, Adil Giray’ı ilk gördüğünde aşık olmuştur. Fakat Adil, Perihan’nın o tatlı güzelliğini üstündeki peçe sayesinde görememiştir. Fakat ilk görüşmelerde Adil Perihan’nın ne kadar zengin kalpli olduğunu, Şehriyar’ın anlattığından çok farklı olduğunu anlamıştır. Perihan’ın yüzünü de göstermesiyle ona ilk görüşte aşıl olmuştur.

Şehriyar’ın delice şehveti Perihan’ın masumca aşkı her ikisini de birbirine düşürmeye yeter. Şehriyar ve Perihan aynı kişiye aşık olduklarını, anlayınca artık aralarında bir kıskançlık yarışı başlar. Ayrıca Adil’inde Perihan’ı sevdiğini anlayan Şehriyar her ikisini de öldürmek için planlar yapar.

Adil Giray esir düştükten sonra Cezmi bu haberi alır ve Adil’in yardımına koşar. Cezmi, bir şekilde Adil’in bulunduğu odaya girmeyi başarır. Bundan sonra kaçış ve İran devleti hükümetini yıkıp yerine kendilerini getirmek için planlar yapmaya başlarlar. Cezmi bu planları uygulamak için bir İran askeri olan Abbas’ı kullanır.

Şehriyar’ın yaptığı planlar yanlış zamanda uygulandığı için suya düşer. Hatta planın istediği gibi gitmemesi kendisinin ölümüne sebep olur.

Şehriyar’ın askerleri Perihan ve Adil Giray’ ı da öldürürler , fakat aşklarını yok edemezler. Her ikisi de aynı mezara Cezmi tarafından defnedilir.

Cezmi kılık değiştirerek vatanına geri döner.





KİTABIN ANAFİKRİ :


İki insan birbirini gerçekten seviyorsa hiçbir engel bu iki insanı birbirinden ayıramaz, mezarda dahil.
 

Eski31-05-2007, 11:56   #14
BrieR
 
**KiTaP ÖzETLeRi...** - BrieR

adı aylini okuduğumda psikolojim çok bozulmuştu
sağol cazibe
 

Eski31-05-2007, 11:57   #15
V€nüS
 
**KiTaP ÖzETLeRi...** - V€nüS
ç Ile Devam...









Kitabın yazarı:Reşat Nuri Güntekin
Yayınevi:İnkılap Kitabevi
Basım Yılı:1999

1. KİTABIN KONUSU:
Bir subay kızı olan Feride ile teyzesinin oğlu Kamuran arasında yaşanan ve araya birçok engel girmesine rağmen birbirlerine karşı bitmeyen aşklarını anlatıyor.

2. KİTABIN ÖZETİ:
Pek küçük yaşındayken annesi ölen Feride, babası da sınır sınır dolaşan bir subay olduğu için büyükannesinin yanında büyümüştür. Okul çağına gelince Feride’yi İstanbul’da ki bir Fransız kız yatılı okuluna yollamışlardır. Feride neşeli, zeki, çok asi, ele avuca sığmaz çok hareketli bir kızdır. Fırsat buldukça bir erkek gibi ağaçlara tırmanıp daldan dala atladığı için öğretmenlerinden biri onu çalıkuşuna benzetmiş, sonra da bu benzetme, onun adı olarak kalmıştır.
Babasının da ölmesi üzerine Feride’nin, yakını olarak sadece bir teyzesi kalmıştır. Feride, okulun büyüklü küçüklü tatillerini her zaman teyzesinin evinde geçirmektedir. Bu teyzenin Kamuran adlı, Feride’ den büyük bir oğlu vardır. Kamuran Feride’ ye karşın ağır başlı, kız gibi bir erkekdir. Bu yüzden Feride sürekli onla dalga geçmektedir. Fakat bunların arasında Kamuran, Feride’yi farkinda olmadan büyük bir aşkla sevmeye başlamışdır. Bu sevgi bir süre sonra karşılıkta görür. Feride de Kamuran’a karşılık vermektedir. Feride’ nin teyzeside bu durumu çok istediği için, Feride okulunu bitirdikten sonra iki gencin evlenmeleri kararlaştırılır.
Düğün hazırlıkları tamamlanmak üzereyken, bir gün kadının teki çıka gelir ve Feride’ye Kamuran’ın Avrupa’da bulunduğu sırada orada bir kızla aşk yaşadığını söyler. Bu durum hiçbir şeyi umursamaz gibi görünen Feride’yi çok derinden etkilemiştir. Feride bunun sonucunda gururuna yenilir ve derhal teyzesinin evinden uzaklaşır, yolunu izini kaybettirir. Bu yüzden evlenmede gerçekleşemez.
Feride nereye gideceğini düşünürken onu çok seven sütannesi aklına gelir ve oraya gider. Sütannesi onu görünce çok sevinmiştir. Feride bir süre sütannesinin evinde kalır. Bu arada oraya buraya başvurur bir iş için çünkü sütannesini daha fazla rahatsız edemeyeceğini ve yanındaki paranın da ona çok fazla yetmeyeceğini bilmektedir. Başvurularının sonunda Anadolu’da bir ilkokul öğretmenliği elde eder. Şimdi o hayat dolu hiçbir şeyi umursamayan genç kız artık bir öğretmen olmuştur. Feride Anadolu’yu hiç yadırgamaz. Zeyniler adlı bir köyde öğretmenliğe başlar. Zeyniler köyü Anadolu’nun çok ücra bir köşesindedir. Bu köyde Feride yaptığı herşeyi günlüğüne yazmaya başlar.

Bir zamanlarının hayat dolu asi genç kızı şimdi hayatı tanıma yolundadır. İster istemez ağır başlı olmayı öğrenmiştir. Ama başına gelen bunca şeye rahmen kötümser değildir. O köydeki fakir üstü yırtık pırtık olan öğrencilerini çok sevmiştir. Öğrencilerinin her biriyle ayrı ayrı ilgilenmek ona büyük bir zevk vermektedir. Öğrencileri arasında Munise adında ortada kalmış, annesi kötü yola düşmüş bir kız vardır. Annesi yüzünden köylüler kızıda hiç sevmiyorlar. Feride, Munise’ye acır ve onu evlatlık alır. Feride çok mutlu olmuştur , aynı zamanda Munise’de çok sevinmiştir bu olaya.
Bir süre sonra Zeyniler köyü okulu da kapatılır. İşsiz kalan Feride başka bir yerde öğretmenlik yapmak için başvurmak amacıyla ile gider. Milli Eğitim Müdürlüğü’nde eski bir okul arkadaşına rastlar ve onunla Fransızca konuşur, Milli Eğitim Müdürü de bu olayı görünce, Feride’ yi merkezde kız öğretmen okulunda fransızca öğretmeni olarak görevlendirir. Feride fiziki olarak çok güzel bir kızdır ve bu fiziki güzelliğinin burda çok fazla göze çarpması Feride’yi endişelendirir. Ayrıca Feride’nin öğretmenlik yaptığı okuldaki müzik öğretmenide Feride’ye karşı büyük bir aşk duymaktadır. Fakat bu aşk bir ümitsiz vakadır. Ayrıca şehirde büyük dedikodularada yol açmıştır. Feride’ nin burda peşine bir çok erkek düşmüştür. Bu durum ise Feride’yi endişelendirmektedir. Bu yüzden tayinini ister. Böylece birkaç yer dolaşır. Bir sürede İzmir’de varlıklı bir ailenin kızlarınada özel ders verir. Fakat Feride’nin gittiği her yerde muthiş fiziği ve güzelliği başına dert açmaktadır. Feride bu güzelliği ve yalnızlığı çok kişinin dikkatini çekmektedir.
Feride daha Zeyniler’de iken bir askerin yaralanması ve oraya getirilmesi sırasında doktor Hayrullah Beyle tanışmıştır. Doktor, Feride’ye bu kadar güzel bir kızın böyle bir yerde ne aradığını, kesinlikle bir aşk meselesi yüzünden gelmiş olduğunu söylemiş Feride ise bunu reddetmistir. Yıllardan sonra tekrar Kuşadasın’da buluşurlar. Bu sırada Feride’nin okulu kapatılıp hastaneye çevrilmiştir. Feride artık doktorum himayesine girmiştir. Bir hasta bakıcı gibi doktora yardım etmiştir. Doktor Feride’yi ve artık büyümüş olan Munise’yi kendi öz kızları gibi sevmektedir. Ancak bu sırada doktor birgün ağır hastalığı olan birine bakmaya gittiği zaman Munise ağır bir sekilde hastalanır. Doktor dönesiye kadar kız yavaş yavaş, acı çeke çeke ölür. Munise’nin nezle sanılan hastalığı kuşpalazıdır.
Feride, Munise’ nin ölmesinden sonra kendini kaybedecek şekilde hastalanır. Günlerce doktorun evinde yatar. İyileştiği sıralarda doktor Hayrullah bey ne kadar yaşlı olursa olsun ikisi için bir söylenti cıkmıştır. Bu da o zamanın şartlarından dolayı olmuştur. Kasabayı türlü dedikodular alıp götürmektedir. Bekar bir erkeğin evinde genç güzel ve bekar bir kadının olması çok fazla dedikoduya yol açmıştır. Doktor bu dedikodulardan kurtulmak için çok pratik bir yol bulmuştur. Feride’yi de zorla ikna ederek evlenmişlerdir. Ancak tabiki bu evlilik sadece kağıt üzerindedir ve dedikoduların bitmesi içindir. Feride doktoru babası gibi sevmektedir. Doktor, Feride’nin defterini bulmuş ve baştan sona kadar okumuştur. Feride’nin her şeye rağmen Kamuran’ı sevdiğini öğrenmiştir. Gizli araştırmalar yapar. Kamuran bu zaman içinde evlenmiş ve eşi ölmüştür. Şimdi dört yaşlarındaki çocuğu ile yaşamaktadır. Doktor, Kamuran’a bir mektup yazar ve bu mektupta Kamuran’a bütün olan biteni anlatır. Feride ise bu sırada defterinin kaybolduğunu sanmaktadır ve defterini bütün aramalarına karşın bulamamıştır. Doktor yazdığı mektupla defteri ve bazı belgeleri paket haline getirmiştir. Feride’ye ölümünden sonra bu paketi Kamuran’a götürmesini vasiyet etmiştir. Doktor zaten oldukça yaşlıdır bu yüzden kısa bir süre sonra da ölür.
Feride, doktorun ölümünden sonra, hem paketi teslim etmek hem de çok özlediği teyzesini görmek üzere, Tekirdağ’a teyzesinin yanına gider. Niyeti orda fazla kalmamaktır. Paketi teslim edip bir iki gün kalıp Kuşadası’na geriye dönmektir. O günlerde ne rastlantı ki dinlenmek için Kamuran’da Tekirdağ’a gelmiştir. Feride paketin içinde neler bulunduğunu bilmemektedir. Bu içinde neler bulunduğunu bilmediği paketi teslim eder. Ama doktorun öldüğünü onlardan gizlemiştir. Böylece Kuşadasın’da doktorun yaşadığı bahanesiyle zorlanmadan geriye dönebileceğini ummaktadır. Fakat umduğu gibi olmaz teyzesi bu paketi Feride gitmeden bir gün önceden Kamuran’a verir. Kamuran o gece kardeşiyle birlikte defteri okur. Böylece, Feride’nin kendisini hala sevmekte olduğunu anlar. Hem de doktorun tembihlerini öğrenir. Kendisiyse, Feride gittiğinden beri Feride’yi unutamamiştir ve hala sevmektedir.
Feride, yeterince kaldığını ve geri dönmesi gerektiğini söyleyerek yola çıkmak üzere hazırlanır. Feride hayatla çok didişmiş ve artık bu gücünü yitirmiştir. Artık doktorunda olmadığı Kuşadası’na gitmek onunda hic işine gelmemektedir. Kuşadası’na dönmek, Feride’yi çok fazla üzmüştür. Ama bu durumunu etrafındakilere hiç belli etmemektedir. Bunu atrafındakilerin anlamasını istemez. Feride’yi götürecek araba kapıya yaklaşır. Fakat bu bir oyundur. Kamuran ve kardeşinin hazırladığı bir oyundur. Feride arabaya yaklaştığı zaman arabadan birden Kamuran iner ve Feride’yi kucaklar. Zaten tüm ev halkıda Feride’ nin tekrar yuvadan uçmasını istemiyorlardır. Bunun için tüm ev halkı elbirliği yapmıştır. Feride’nin tüm istemiyormuş gibi davranmaları olmaz demeleri falan boşadır. Kırık dökük kelimelerle bu oyundan kurtulmaya çalışmıştır ama nafile kurtulamamıştır. Çünkü, Kamuran artık kararlıdır ve ikinci bir gaflete düşmeyecektir. Bunu Feride’ye de onu bir daha kaybetmeyi göze alamayacağını ve onu şu an bile deliler gibi sevdiğini söyler. Çalıkuşu, gizli bir mutlulukla ve huzurla kendini Kamuran’ın kollarına atar.

3. KİTABIN ANAFİKRİ:
Aşkın araya ne girerse girsin asla yok olmayacağıdır.

4. KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Feride(Çalıkuşu): Fransız okulundan mezun; çok güzel, haşarı, canlı, cıvıl cıvıl, yaramaz, duygusal ve akıllı, canayakın, sevimli bir İstanbul kızıdır.
Kamuran: Feride’nin teyzesinin çok kibar, yakışıklı, sarışın, yüksek öğrenimli, fakat zenginliğinden dolayı herhangi bir işle uğraşmayan oğludur.
Doktor Hayrullah: Canayakın, iyi kalpli, yaşlı, sevimli, biraz inatçı ve sinirli biridir. Hayatını insanların mutluluğuna adamıştır.
Munise: Küçük, sarışın ve güzel bir köy kızıdır. Güzel olduğu kadar zeki ve nazik bir kızdır. Feride’nin yalnız geçen günlerinin tek dayanağı olmuştur.




---------------------
 

Eski31-05-2007, 11:58   #16
V€nüS
 
**KiTaP ÖzETLeRi...** - V€nüS

Kitabın Adı : Çanakkale Savaşı Hikayeleri

Kitabın Yazarı : Turgay Anar

Yayın Evi Ve Yılı: Selis Kitaplar , İstanbul 2007




Kitabın Konusu :

Osmanlı dağılırken hüzün tüm coğrafyaların ortak paydasıydı. Diğerlerinden farklı olarak Çanakkale'de zafer duygusu da ön plana çıkmaktadır.
Üst üste savaşlarla kaybedilen topraklardan sonra artık elden kalan son vatan parçasının savunulması için canla başla mücadele veren
kahramanların hikayeleriyle örülmüştür Çanakkale.

Balkanlar'dan, Kafkaslar'dan, Trablusgarp'tan, Ortadoğu'dan geri çekilmek hüzünlü de olsa mümkündür
ama Çanakkale'den geri çekilmek sözkonusu bile edilemez.
Bir bakıma varlık mücadelesine dönüşen Çanakkale'de yaşanan destansı hikayeler,
edebiyatımıza ve matbuatımıza da önemli oranda yansımıştır. Osmanlı Dağılırken Ağlayan Hikayeler serimizin bu üçüncü kitabında, bu kez mekanımız Çanakkale'dir.
Cesaret ve kahramanlık örnekleriyle dolu bu hikayelerde, cehhelerde yaşanan unutulmaz manzaralar gözler önüne serilmektedir.











Çanlar Kimin İçin Çalıyor

Yazar : Ernest Hemingway
Yayınevi : Altın Kitaplar
Basım Tarihi:Haziran 1993

Özet

Hiçbir insan bir Ada, kendi başına bir bütün değildir. Her insan Kıta'nın bir parçası, ana toprağın bir bölümüdür. Deniz bir Toprak parçasını sürükleyip götürdüğü zaman kıta eksilir, küçülür, herhangi bir insanın ölümüde benden bir şey eksiktir, çünkü ben insanlığın içindeyim. Onun için sen de sakın çanlar kimin için çalıyor diye sorma; senin için çalıyor.
 

Eski31-05-2007, 12:00   #17
V€nüS
 
**KiTaP ÖzETLeRi...** - V€nüS

KİTABIN ADI : Çatıdaki Rüzgar
KİTABIN YAZARI : V.C.ANDREWS
YAYINEVİ VE ADRESİ : Altın Kitaplar Yayınevi Cağaloğlu / İSTANBUL
BASIM TARİHİ : 1999


KİTABIN KONUSU:

Çocukların Aile Yaşantılarının, Geleceklerini Nasıl Etkileyeceklerini Anlatmaktadır.


KİTABIN ÖZETİ :

Chris, Carrie ve Cathy adlı üç gencin, annelerinin üzerlerinde kurduğu baskı ve öldürme girişimi karşısında evden kaçmasıyla başlayan yolculukları, çocukların üç yıl beş ay tavan arasında kapalı kalmaları, annelerine karşı kin beslemelerine neden olmuştur. Anneleri mirasa konmak için çocuklarını öldürmek üzere arsenik katılmış çörekleri çocuklara yedirir.

Annelerinden kaçtıktan sonra doktor Paul Sheffield’ in üç çocuğu yanına alır. Onların hastalıklarının tedavisini yapar ve bir baba şefkatiyle yanına alıp onları özel okullara gönderir. Yıllar geçtikçe doktor ile en büyük kız olan Cathy arasında yakınlaşma olur. Ayrı kaldıklarında büyük çöküntü içine girerler. Cathy’ in balerin olma arzusu onu Julian ile tanıştırır. Onunla aşk yaşarken asıl amacının annesinden öcünü almak olduğunu hatırlar. Annesinin genç eşi olan Bart’ı ayarlayıp kinini ve çektiği acıları aynen onada yaşatmaya çalışır.

Bir gün itirazda bulunarak “ben Catherine Leigh Foxworth’un bayan Winslow’ un ilk kocası Christopher Foxworth’ den olan büyük kızıyım. Herhalde babamın, annemin üvey amcası olduğunu ve evlendikleri için Malcolm Foxworth'un öz kızını mirastan yoksun bıraktığını anımsıyorsunuzdur. Ağabeyim Christopher şimdi doktor oldu. Bir zamanlar Cory ve Carrie adında ikiz kardeşlerimde vardı. Ama ikisi de öldüler ...”der On beş yıl önceki noel partisinde Chris’le ben balkondaki dolaba gizlenmiş sizleri izlerken ikizler kuzey kanadındaki odamızda uyuyorlardı. Oyun yerimiz tavan arasıydı ve asla aşağıya inmezdik.

Para annemizin yaşxxx girdikten sonra biz istenmeyen sevilmeyen çatı fareleri olmuştuk. Cathy, Barta dönüp evet sevgilim ben karının kızıyım ve çalıştığım avukatlık firması, karının ilk evliliğinden dört çocuğu olduğunu öğrendiği takdirde her şeyi yitireceğinizi bilmektedir. Anne diye başlar.Donuk bir sesle Cary’nin cesedini ne yaptın der? Çevredeki tüm mezarlıkları dolaşıp kayıtları incelerler.1960 yılında Ekim ayının son haftasında sekiz yaşında bir çocuğun ölüp gömüldüğünü gösteren bir kayıt yoktur. Yutkunup yüzüklerini ışıldatarak ellerini ovuşturur “Ne yapacağımı bilemedim” diye fısıldar. “Daha hastaneye varmadan ölür. Birden bire soluk almaz olur. Kendimden nefret ettim. Onu öldürmek değil biraz hasta etmek istemiştim. Cinayetle suçlanabilirdim. Ben de bir hendeğe atıp üzerini yapraklar ve taşlarla örttüm” diye konuşur.

Foxworth malikanesinde çıkan yangında Bart ve büyükanneleri ölmüştür. Jory ve Bart isminde çocukları ile yaşamlarını sürdürmek için Californiya’da dört odalı iki banyolu evlerine gidip, eski evlerindeki yaşantılarından uzaklaşırlar. Cathy de annesinin kendilerine yaptıklarını çocuklarına yapmayacağını söyler.

Bu kitapta azimli ve hırslı olan Chris’in doktor, Cathy’nin ise balerin olması iyi bir olaydır. Yalnız bir kardeşten öte bir sevgili olarak görürler. Cathy’ ise kendini rüzgarın savurduğu istikamete bırakır ve birçok erkekle tanışıp, evlenir ama iyi bir yaşantısı olmaz. En son tekrar Chris’e dönmesi ise aile bağlarının önemini anlaşılır.



KİTABIN ANA FİKRİ:

Sonuç olarak küçüklüğünde insanların aile ortamları ve yaşantıları, anne ve babalarının çocukları üzerinde uyguladıkları yöntemler çocukların geleceğini etkilemektedir. Kötü uygulamalar çocukların zihninde bir hırs yaratıp aile yaşantısından uzaklaşarak ve ailesinden öcünü almaya kadar ve hatta kendi yaşantısında iyi bir geleceği garanti edemeyerek, özellikle kız çocuğu ise hayattaki kötü ve zor şartlarla uğraşıp, hayatı öğrenmek ve kişisel olarak düşük ve aciz hale düşmektedirler.




KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ

Chris:Hırslı, azimli ve yardımsever bir doktordur.
Cathy:Balerin olmak isteyen Chris’e aşık güzel bir kızdır.
Winslow:Chris’in annesi gözünü para hırsı bürümüş kötü kalpli bir kadındır.



----------------------









Kİtap Adı:Çay mı,Kahce mi,Ben mi?
Yazar Adı : Trudy Baker , Rachel Jones , Donald Bain
Yayınevi:Goa Basım Yayım
Basım Tarihi :Nisan 2007


Çay mı, Kahve mi, Ben mi?, ilk yayımlandığı 1967 yılında fırtına gibi esmiş, tüm dünyada 5 milyonun üstünde satmış, en başarılı televizyon filmerinden birine konu olmuştu. Kitap o kadar popülerdi ki, “çay mı kahve mi ben mi” sözü günlük hayatta yaygın olarak kullanılan bir deyim haline gelmişti.

Romanın başarısının temelinde, o yıllarda pek çok genç kızın hayalini süsleyen hostesliğin içyüzünü, bizzat bu deneyimi yaşamış iki kadının ağzından anlatıyor olması vardı. O zamanlar uçmak “havalı” bir yolculuk türüydü; hostesler de “uçuş görevlisi” olmanın epey ötesinde karakterlerdi. Pilotlarla ve yolcularla olan ya da olduğu düşünülen ilişkileri yüzünden, pek çok çapkının hedefi halindeydiler. Hareketli bir yaşam sürdükleri kesindi: dünyayı dolaşıyor, hiçbir yerde fazla kalmıyor, sürekli yeni insanlarla tanışıyorlardı. Kimbilir başlarından ne ilginç hikayeler geçiyordu!

Çay mı, Kahve mi, Ben mi?, işte bu hikayelerden oluşuyor. Hosteslerle ilgili binlerce fıkra ve efsanenin kaynağında, bu romanın olduğunu söylemek abartılı olmaz. Trudy ve Rachel’ın mesleğe girişleri, ilk uçuşları, diğer hosteslerle ilişkileri, pilotların tutumları, uçuşlarda tanıştıkları ünlüler, düştükleri zor ve gülünç durumlar, çok keyifli ve mizah yüklü bir okuma deneyimi sağlıyor.

Penguin yayınevi tarafından 2003’te “modern klasikler” dizisinde yeniden yayımlanan ve bir Broadway müzikaline uyarlanmakta olan Çay mı, Kahve mi, Ben mi?, uçmanın eski keyfini hatırlamak ya da öğrenmek isteyenler için.
 

Eski31-05-2007, 12:02   #18
V€nüS
 
**KiTaP ÖzETLeRi...** - V€nüS

KİTABIN ADI Çölde Bir İstanbul Kızı
KİTABIN YAZARI : Mahmut Esat Karakurt
YAYIN EVİ VE ADRESİ : İnkilâp Yayın Evi
BASIM YILI : 1980



KİTABIN KONUSU :
Çölde eşkiyalar tarafından kaçırılan bir paşa kızının yaşadığı olaylar ve eşkiyaların reisi ile yaşadığı aşk.



KiTABIN ÖZETİ :
Şam valisi Abdullah Paşa’nın kızı Fahrünnisa Hanımı kaçırıp, öldüren İbni Fikret aşiretini dağıtmak amacıyla Nazım Paşa komutasında bir birlik kurulup; Yemen çöllerine gönderilir. Birliğe Nazım Paşa’nın kızı Sermin de katılır. Sermin 24 yaşında, iyi eğitim görmüş, güzel bir kızdır. Birlik komutanı Yüzbaşı Afif Beyle nişanlıdır. Yemen çöllerinde 20 gündür asilerle karşılaşamayan Sermin Hanımın canı çok sıkılır. Paşa; Afif Bey, Sermin ve bir çavuşu üç saaat ilerideki bir eğlence yerine gönderir. Sabahlara kadar şarkıların çalınıp, söylendiği; yarı çıplak kızların dans ettiği bu yer tıklım tıklım doludur. Bir masaya otururlar. Aradan biraz süre geçtikten sonra kapıdan iri cüsseli genç biri girer ve ardından yüzlerce eşkiya buraya dolar. Burada Sermin Hanım ile bu genç arasında sürtüşme çıkar, araya Afif Bey girer; fakat eşkiyalar onu etkisiz hale getirirler. Bunun üzerine hemen orayı terk edip çadırlarına dönerler. Sabah Sermin olayları babasına anlatır. Nazım Paşa anlatılanlardan bunların peşlerinde oldukları İbni Fikret aşireti olduğunu düşünür. Hemen Yzb. Afif Beyden birliği ile bu aşiretin peşine düşmesini ister. Sermin Hanım da akşamki olayların öcünü almak için onlarla gitmek ister, Yzb Afif Beyin karşı çıkmasına rağmen birliğe dahil olur. Birlik eğlence yerinin etrafını sarar.Yzb. Afif Bey oranın sahibi yaşlı adamı sorgular. Yaşlı adam bu aşiretle uğraşmamalarını, çok tehlikeli olduklarını söyler. Tam bu sırada aşiret etraflarını sarar. Yzb. Afif Beyin birliğinin tüm mukavemetine rağmen aşiret bunları yener ve Sermin Hanımı da esir alarak oradan uzaklaşır. Bundan sonra Sermin için kötü günler başlamıştır. Sermin’i karargâhlarına götürürler, o artık aşiretin malıdır. Sermin için kura çekerler,kurada çıkan kişi o geceyi Sermin ile birlikte geçirecektir. Kurada çıkan kişi Sermin’I sürüyerek odasına götürür. Bunu yaptığına aşiret reisi Fikret çok üzülür; fakat elinden bir şey gelmez. Sermin odada kendisine sahip olmak isteyen adama iki el ateş ederek öldürür. Araplar hemen odaya girerler ve adamı kanlar içinde bulurlar. Bunun üzerine aşiretin ihtiyar heyeti Sermin’i yargılayarak idama mahkum ederler. Bu görevi de Fikret’e verirler. Alınan karara göre Fikret Sermin’le o geceyi geçirecek ve sabah güneş doğmadan iki kurşunla öldürecektir. Fikret bunu yapamaz ve Sermin’le birlikte oradan kaçmayı başarır. Fikret kız kardeşi ve onun nişanlısını öldürdüğü için ölüme mahkumdur. Bunu da göze alarak Sermin ile İstanbul’a döner. Nazım Paşa kızını kurtardığı için Fikret’in affedilmesi için ön ayak olur fakat; muvaffak olamaz. Fikret tekrar yargılanarak ölüm cezası onaylanır ve idam edilir.


KİTABIN ANA FİKRİ :
İnsan ne kadar gaddar ve acımasız olursa olsun yine de içinde bir sevme yönü vardır. Bu sevgi onu ölüme dahi götürebilir.



------------------




D İLE DEVAM.!!!!!!





Kitap Adı : DA VINCI ŞİFRESİ
Orjinal Adı : The Da Vinci Code
Yazarı : DAN BROWN
Basım Yeri Ve tarihi : ALTIN YAYINLARI 2004
Çevirmen : Petek Demir



Da Vinci Şifresi
"Dan Brown, ülkedeki birkaç usta yazardan biri. Da Vinci Şifresi üstün bir zeka tarafından kurgulanmış harika bir gerilim romanı."

"Entrika ve tehlikenin iç içe geçtiği okuduğum en iyi gerilim romanı. Kelime oyunları, gizemer ve bulmacalarla örülmüş akıllara durgunluk veren bir öykü."

"Dan Brown'ı yeni keşfettim. Da Vinci Şifresi düşündürücü olduğu kadar aynı zamanda büyüleyici Tarih meraklılarına, komplo çılgınlarına, bulmaca meraklılarına ve gerilim öyküsü severlerinin bir solukta okuyacakları olağanüstü bir roman. Ben bu kitaba bayıldım."

Harvard Üniversitesi Simge-Bilim Profesörü Robert Langdon, Paris'te iş gezisindeyken, gece yarısı, Louvre'un yaşlı müdürünün ölü bulundugu haberini alır. Langdon ve yetenekli Fransiz kriptoloji uzmanı Sophie Neveu, cesedin etrafındaki izleri takip ederek bu garip esrar perdesini araladıkça, ipuçlarının onları Da Vinci'nin tablosuna götürdügünü keşfederler. Büyük usta bu sırrı herkesin görebileceği bir yere, ünlü eseri Mona Lisa tablosunun içine gizlemiştir.

Langdon bu garip bağlantıyı açığa çikarınca tehlike artar. Cinayete kurban giden müze müdürü de, Sir Isaac Newton, Botticelli, Victor Hugo, Da Vinci ve aralarında diğer ünlülerin de bulunduğu gizli bir kuruluş olan Sion Manastiri Derneği'nin bir üyesidir.
Langdon, aydınlatmaya çalıştıklari bu tehlikeli sırrın yüz yıllardir tarihin derinliklerinde gizlendiğinden şüphelenir. Böylece Paris ve Londra sokaklarında amansız bir kovalamaca başlar. Langdon ve Neveu, kendilerini, atacakları her adımı önceden bilen esrarengiz olduğu kadar da çok zeki olan bir adamla karşı karşıya bulurlar. Eğer bu karmaşık bilmeceyi çözemezlerse Priory'nin büyük yankılar uyandıracak bu çok eski gerçeği ebediyen kaybolacaktir.
 

Eski31-05-2007, 12:04   #19
V€nüS
 
**KiTaP ÖzETLeRi...** - V€nüS




Kitabın Yazarı:Reşat Nuri Güntekin
Yayınevi:İnkılab Kitabevi
Basım Yılı:1995

1.KİTABIN KONUSU:Aşık olan bir delikanlının sevdiği kız uğruna hayatı boyunca hırsız damgasına vurulması ve bundan dolayı gelişen olayları anlatır.

2.KİTABIN ÖZETİ:İffet hep abisinden farklı olmak ister.Bunu ilk anlayan Mahmut Efendi İffet’I hep Muzaffer’den ayrı sever.İffet , Kamiyap Kalfa sayesinde haftada iki gün Paşa babasından habersiz mahalle okuluna gider,oradaki çocuklarla arkadaşlık eder. Yazları ise Karamürsel’de Damlacık Çiftliğinde oturan Hatice halasında geçirir.Burada geçirdiği iki ay onun için çok farklıdır.Özellikle halasının anlattığı hayaletli değirmen öyküsünden çok etkilenir.Bu hikayede; “birbirini çok seven Fatma ve İsmail,İsmail’inaskere gitmesiyle ayrılırlar.Fatma İsmail’I iki yıl bekler ama çevresi ndekiler İ smail’in Yemen’e gittiğini ve oraya gidenin yaşama ihtimalinin çok az olduğunu söyleyerek Fatma’yı Gaffar Ağa’ya verirler.A radan zaman geçtikten sonra İsmail Yemen ‘de n döner ve Fatma ‘nın evlendiğini öğrenir. Yalnız ikisi de hala birbirlerini çok sever.Bunun üzerine geceleri değirmende buluşmaya başlarlar.Birgün basılmak üzereyken İsmail ,Fatma’nın namusunu kurtarmak için değirmenden kendisini soğuk sulara atar ve ceseti bile bulunamaz.”
İffet bu masaldan çok etkilenir ve bu masal ona seevilen kadın için kendini feda etmeği öğretir.
İffet büyür,abisi hünkar yaveri olur ve sırma kordonlar takar.İffet’ babası idadi mektebe verir. İffet’in mektepte hürriyetçi ve meşrutiyetçi bir Celal Abisi vardır.Celal’I çok seviyor ve duygularını saklamayıp açıklıkla savunduğu için saygı duyar.Yalnız okulda ki bir öğretmeninin ihtilal ve meşrutiyetten söz etmesi üzerine tevkif edilmesi İffet'i’ okuldan ayrılmasına neden olur.
Kısa bir zaman sonra Meşrutiyet ilan edilir ve İffet’in abbası Halis Paşa görevden atılır.Midilli’ye sürgün edilir.İffet’te babasıyla iki buçuk yıl Midilli’de yaşar .Babasının vefatından sonra İstanbul’a dönerve muallim olarak bir evde çalışır.Evin sessiz ve güzel hanımı olan Vedia Hanım ile arasında bir ilişki doğar.Geceleri deniz kenarında buluşurlar.İffet her gece kayıkhane harabesinde Vedia’yı bekler.Vedia onbeş yaşında ki kız çocukları gibi ihtiyatsız davranırve bir gün yakalanma ihtimali bile akıllarına gelmez .İffet Vedia’a “Damlacık”taki su değirmeninin masalını anlatır.Bir köy delikanlısının sevdiğini ele vermemek için yaptığı fedakarlığınıbir gün kendisinin de yapabileceğini söylerdi. Bir gün yine ihtiyatsızca davranırken basılırlar ve İffet aynen değirmende ki masalda ki gibi sevdiği kadının namusunu kurtarmak için hırsız damgası yapar.
Değirmendeki nasal en sonunda İffet’in başına gelir.Sevdiği kadın uğruna kendisi hayatı boyuncahırsız damgasına vurulur.Zorla haneye tecavüz ve hırsızlık suçlarından dolayı altı ay hapse mahkum olur.Celal’in sayesinde iyi bir koğuşa verilir.
Bir mayıs günü Vasif Efendi ile hapisten çıkar.İffet dışarıda kendini iyi hissetmez.Ne yapacağını şaşırır.Bir kaç gün tanıdıklarında kaldıktan sonra ucuz bir oda kiralar.Hapisten çıktıktan sonra Celal ,İffet için yalnız bir arkadaş değil ,adeta bir baba olmuştur.İffet’in Hatice Halası kadar çok sevdiği bir Fahriye Yengesi vardır.Birgün Muzaffer’den yengesinin durumunun iyi olmadığını haber alır ve zorunlu olarak Fahriye Yengesi’ni görmeye gider,Fahriye Yenge onu çok iyi karşılar ve bir istekte bulunur:”400 bin lirasını bankaya yatırmasını ister”İffet çok şaşırır.Çünkü, kendi abisinin bile kendisine güveni kalmamıştır.İffet bu parayı çaldırma korkusuyla bankaya yatırır.Böylelikle İffet’in kendine güveni gelmeye başlar.Celal ,İffet’e iş bulur.Görüşmek iççin giden İffet ilk iş görüşmesinde büyük bir ümitsizliğe kapılır.Kendisinden istenen gümrükten ,eşya çıkarmasıydı .”Yarın gelirim “diye mağazadan ayrılır.Ama bu olayın tesiri günlerce üstünden atamaz,namuslu bir iş bulmakta ki ümidi giderek azalır.
Yaz bitiyorduve İffet hala iş bulamaz.Elinde ne varsa satar ,bazı geceler aç yatardı.Ev kirasını ödemek için en son babasının yadigarı olan altın saati bile satar. En sonunda Celal ,İffet’e Hukuk-I Milliye gazetesinde iş bulur.İffet bundan çok mutlu olur ve yorulmadan çalışmaya başlar.Çevresindekiler artık rahatsız olmaz çok kısa zaman sonra gazete bütün İffet ve arkadaşlarıTelgraf Gazetesi ‘nde çalışmaya başlar.Fakat kısa zaman sonra Telgraf gazetesinden de ayrılır,yine aç ve açıktadır.Celal geçinemeyip Konya’ya gider.İffet ayda bir Muzaffer abisinin gönderdiği parayla ev kirasını öder.
Birgün sokakta yürürken Celal’e rastlar.Celal Konya’da avukatlık görevinden ayrılıp,ticarete başlar ve İffet’e de kendi şirketinde bir iş verirBundan sonra İffet’in işi şehirler arası yolculuklarda mal taşımaktır.İffet yeni yüzler ,yeni insanlar tanıdıkça hayata bağlılığı artmakta yaptığı işten memnun kalmaktadır.Yolda gördüğü insanlara yardım etmekte ve ihtiyaçlarını karşılar.Yine kötü hava şartlarında İzmir’den İstanbul’a hareket eder. Tren Afyon’da hareket edemez duruma gelir.Dışarı çıkar ve kendisinden hasta annesi için yardım isteyen Rana ‘ya yardım eder.Rana masum ve çocuksu bir kızdır.İffet Rana’dan çok hoşlanır,yalnıuz yediği damga yüzünden Rana’dan uzaklaşır.
İffet uzun süre sonra Hocası Mahmut Efendi’yi görmeye gider.Mahmut Efendi’nin eşi ölmüş kendisine gelini bakar.Mahmut Efendi ile uzun uzun konuşurlar,eski hatıraları anarlar.Gece Mahmut Efendi’den ayrıldıktan sonra sokakta kavga eden bir kadın ve erkekle karşılaşır.Adam kadını hırsızlıkla suçlarve polise götürmekle tehdit eder.İffet ,bu kadını görünce Rana aklına gelir ve bu kadının masum olduğunu ,kendisi gibi damga yediğini düşünerek ,onu kendi himayesi altına almayı düşünür.Adama para vererek kızı kurtarır.Yalnız kadın hiç düşündüğü gibi çıkmaz.Bir geceyi beraber geçirdikten sonra kadın ayrılır ve İffet’in duyguları yine incinir.
Muzaffer Ağabeyinden gelen telgraf İffet’in moralini yükseltir.Telgrafta ev ve yatırımlar hakkında ki mahkemeyi kazandıkları yazar.İffet İstanbul’a döner ve eline epeyce para geçer.İstanbulda iyi bir malikane alır.Yanınada Mahmut Efendi öldükten sonra tek başına kalan gelini ve torununu allır.Eline para geçtikten sonra eski akrabaları ile tekrar görüşmeye başlar.
Birgün İffet Beyoğlu’nda dolaşırken Vedia’ya rastlar. Hiçbir şey olmamış gibi iki çift karşılıklı konuşurlar .İffet tekrardan Vedia’ya karşı duygular hisseder.Yalnız Vedia tekrardan İffet’le olmak istemez.


3.KİTABIN ANAFİKRİ:Seven insanın gözünün kör olduğunu,bir anlık düşüncesiz hareketlerle kendi hayatını mahvedeceğini anlatır.


4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
İFFET: O lay kahramanıdır.
MUZAFFER:İffet’in abisidir.uyuşuk,tembel,miskin,kibirli biriydi.
MAHMUT EFENDİ:İffet ve Muzaffer’e haftada iki gün ders verirdi .
HATİCE HALA:İffet’in halasıdır,elinde iki kız çocuğuyla dul kalmış ve Karamürsel’de yaşıyor.
HALİS PAŞA :İffet’in babasıdır.
CEMAL KERİM BEY:İffet’in çocuklarına ders verdiği mebustur.
VEDİA HANIM:Cemal Kerim Bey’in ikinci hanımıdır.


5.ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
İnsanın yaşamı boyunca başından geçen olayları çok sade ve akıcı bir şekilde anlatan yazar tasvirlerden yararlanmış.Kullandığı eski Osmanlıcayla hikayeye güç kazandırmıştır.










Nihat BEHRAM
EVEREST YAYINLARI
Yayın Yılı: 2004
216 sayfa
İthal
13,5x19,5 cm
Karton Kapak
Dili: TÜRKÇE



1968'ler, Yazılı tarihin en barbar asrının en umutlu, en ışıklı, en cesur günleriydi. Coşkun bir devrimci dalganın bütün dünyayı sarstığı, onlarca ülkede milyonlarca insanın ayağa kalkarak, "Gerçekçi ol, imkânsızı iste," diye haykırdığı günlerdi...
Böyle bir dünyada, Denizler de özgürlük bayrağını Türkiye'de yükseklere taşıdılar. ABD'ye, NATO'ya, yurtlarını yerli ve yabancı sermayeye peşkeş çekmek isteyenlere en iyi cevabı eylemleriyle, yürüyüşleriyle, cesaretleriyle verdiler.
Ve egemenler, bu özgürlük kabarışının intikamını 12 Mart karanlığında üç gençten çıkarmak istediler. Somut hiçbir yasal dayanak olmadan Deniz'i, Yusuf'u, Hüseyin'i ve nice arkadaşlarını idamla yargılayıp, "Asalım, asalım!" çığlıklarıyla darağacına göndererek özgürlük ve bağımsızlık mücadelesini boğmaya çalıştılar...
İşte Nihat Behram, o günlerin ölüm karanlığını sivil tarihçiliğimize belgesel bir katkı olan bu kitabıyla yırtmıştır. Denizler'in asılmadan önceki son sözlerinin ilk kez açıklandığı, yayımlanır yayımlanmaz yasaklanan ve ancak yirmi iki yıl sonra aklanan Darağacında Üç Fidan, içten sesi, ince duyarlılığı ve ödünsüz tavrıyla, bütün iktidarların geçici olduğunu, milyonların kalbinde yaşayacak iktidarların geçici olduğunu, milyonların kalbinde yaşayacak olanların daima özgürlük savaşçıları olduğunu göstermiştir...
Bugün koyu bir karanlığın ve ahlâksızlığın içine itilmek istenen yurdumuzda, gözlerimizde hâlâ bir umut ışığı, darağaçlarında "solmayan" üç fidanın anısı önünde saygıyla eğiliyoruz..
 

Eski31-05-2007, 12:06   #20
V€nüS
 
**KiTaP ÖzETLeRi...** - V€nüS

Kitabın Adı: Demir Maske
Kitabın Yazarı: Alexander DUMAS
Yayınevi:Altın Kitaplar Yayınevi Cağaloğlu / İSTANBUL
Basım Yılı: 1999

ÖZET:

1600' lü yılların Fransası' nda geçen kraliyet erkanını ve sosyete içersindeki insanların yaşantılarını ve entrikalarını anlatan bir kitaptır.

Madam Dö Servöz, bildiği çok önemli bir sırrı kullanıp çıkar elde edebilmek için elinden geleni yapmayı planlamaktadır. Bunun için ilk olarak maliye bakanının üzerindeki suçlamaların kanıtları sayılabilecek mektupları bakanın yardımcısı Mösyö Kolber' e 5000 altına satar. Bu mektuplar sayesinde Mösyö Fuke görevinden alınır.

Van piskoposu Aramis, Mösyö Fuke' nin verdiği yemeğe katılır ve Mösyö Fuke' ye, kendisine yapılan suçlamaları haklı çıkaracak mektupları, 5000 altına Madam Dö Servöz tarafından kendi yardımcısına satıldığı haberini verir. Mösyö Fuke yapmış olduğu harcamaların makbuzunun çalınmış olduğunu görünce korkup sapsarı olur Aramis ise ona korkmamasını ve hala kendisinin başsavcı olduğunu, kendi kendine dava açamayacağını söyler. Mösyö Fuke ise bu görevi bir buçuk milyon liraya Mösyö Vanel' e sattığını söyler. Aramis, Mösyö Vanal' i anlaşmayı iptal etmeye zorlar ama başaramaz. Aramis Fuke' ye, bu fakirlik durumunda bile zenginliğinin ispatı olarak bir şölen düzenlemesini söyler. Bu konuda ona maddi destek verir.

Bu arada Mösyö Raul, kraliçe tarafından Londra' ya çağırılır. Sebebi ise Raul' un nişanlısı Matmazel Döla Valyer' in kralla ilişkisi olduğunu öğrenmesidir. Bunun üzerine Dartanyan' ın yanına gider. Kral, Raul' un nişanlısı ile buluşmak için Sent-Enyan' ın odasını kullanıyordu. Bu yüzden Raul Porthos ile Sent-Enyan' ın düello haberini yollar. Sent-Enyan bu olayı krala söyler, kral da bu durum karşısında telaşlanır.

Raul' un babası Athos, kraldan Raul ile Matmazel Döla Valyer' in evlenmeleri için izin ister. Kralın izin vermemesi üzerine krala karşı gelir ve onu düşmanı ilan eder. Bu durumda kral da Dartanyan' ı Athos' u tutuklaması için gönderir. Bu arada Aramis de tutuklanır. Dartanyan kralla sert bir dille konuşup Athos' un affedilmesini sağlar.

Aramis, Bastil hapishanesinde müdürle beraber bir mahkumun günah çıkartmasına çağrılır. Aramis gence suçunun ne olduğunu sorunca genç, suçunun ne olduğunu bilmediğini ve buraya ne için kapatıldığını da anlayamadığını söyler. Küçükken annesi ve babasına kraliçeden gelen bir mektubun kuyuya düştüğünü görür. Ailesi mektubu çıkartmak için birini ararken kendisinin kuyuya inip mektubu aldığını ve okuduğunu söyler. Mektubu okuduğunda şimdiye kadar ailesi olarak bildiği kişilerin aslında ailesi olmadığını öğrenir. Daha sonra ailesi bu mektubu bulup kraliçeye haber verir ve bu olaydan sonra buraya kapatılır ve Aramis genci zindandan çıkartmaya söz verir.

Mösyö Fuke' nin verdiği davete hazırlanan Aramis, ziyaretinde Bastil hapishanesinde on yıldır haksız yere yatan Markialli adlı bir gencin salıverilmesi için izin ister Mösyö Fuke ise izni hemen imzalar. Birkaç gün sonra bu belge ile Aramis hapishane müdürü Bezmo' nun yanına gider. Önceden tuttuğu adamlar Aramis ile müdür yemek yerlerken emri getirirler. Bunun üzerine hapishane müdürü çok şaşırır. Müdür düşünürken Aramis kendi yazdığı izinle bu kağıdı değiştirir, Aramis' in söz verdiği genci böylece müdür serbest bırakır.

Aramis ve genç hızla ilerlerken Aramis çocuğa kendisinin aslında on dördüncü Lui’ nin ikiz kardeşi olduğunu söyler. Sonra Atos kralın yerine geçecek olan kardeşine saraydaki kişileri tanıtan bir defter verir. Bu defteri çok iyi ezberleyen Philip artık kralın yerine geçmeye hazırdır. Aramis Mösyö Fuke' nin düzenlediği şölene katılır. Akşama doğru otururlarken Dartanyan' ın şüphelendiğini sezinleyen Aramis, Dartanyan' ın içini rahatlatmak için yemin eder. Genç kral yatacağı zaman Athos ve Philip bulundukları odadan kralın odasını gözetlemektedirler. Böylece Philip kralı daha iyi taklit edebilecektir.

Ertesi gece kral Dartanyan' ı yanına çağırıp Mösyö Fuke' yi tutuklamasını ister ve uykuya yatar. Uyandığında ise kendisini zindanda bulur. Aramis kral rolü yapan Philip' i çok iyi eğitmiştir. Kimse şüphelenmemektedir. Aramis bu olaydan Mösyö Fuke' ye bahseder. Dürüst bir insan olan Mösyö Fuke bu olayın kendi evinde olmuş olmasını kaldıramaz ve gerçek kralı zindandan kurtarmaya gider. Bu arada da Aramis' le Porthos' a kaçmaları için müddet verir. Kurtulan Lui ile Philip karşı karşıya geldiği anda büyük bir şaşkınlık yaşanır. İkisi de kral rolü oynadığı için sahtesini bulmak Dartanyan' a kalır. Dartanyan doğru bir seçimle Philip' i tutuklar.

Aramis ile Porthos hiç zaman kaybetmeden Athos' un kapısına dayanır, burada atlarını değiştirip Güzel Ada' ya gitmek için yola koyulurlar. Athos ve Raul aldıkları yeni görev gereğince Antib' e gideceklerdir. Yolda Sent-Oran adasına uğrarlar ve burada Dartanyan' la karşılaşırlar. Dartanyan adada Philip' in gardiyanlığını yapmaktadır. Paris' te ise Mösyö Fuke iflasın eşiğindedir. Kral Lui ise Kolber' in kışkırtmaları sonucunda Fuke' yi iyice köşeye sıkıştırmış ve ona ait olan Güzel Ada' yı ele geçirmeye kralı ikna etmiştir. Güzel Ada' da bulunan Aramis ve Porthos yardım beklemektedir. Yardım yerine kraliyetin burayı almak için gönderdiği gemilerle karşılaşırlar. Dartanyan komutasındaki filo adaya çıkar. Dartanyan, Aramis ve Porthos' a kralın onları yenmeye kararlı olduğunu söyler. Dartanyan arkadaşlarını tutuklamamak için istifa eder. Bu sefer kralın gizli mektubu doğrultusunda ikinci subay tarafından tutuklanır ve adaya ateş açılır. Aramis' in emriyle adadakiler karşı koymadan dağılır. Aramis’ le Porthos istifasını geri alıp görevine döner ve kral ona mareşallik sözü verir. Bir haftalık araştırma ile arkadaşı Porthos' un öldüğünü Aramis’ in ise İspanya' ya kaçıp özgür olduğunu öğrenir.

Raul gittikten sonra yalnız kalan Athos iyice yaşlanmıştı. Oğlunun Afrika' da öldüğü haberini alınca dayanamayıp ölür. Bu arada Dartanyan gelir, Athos' un öldüğü haberini alıp yıkılır. Bu olaydan dört yıl sonra Dartanyan iyice yaşlanmıştır. Kral onu Hollanda' ya sefere gönderir. Bu sefer de Dartanyan on iki küçük kale ele geçirir. On üçüncü kuşatması sırasında ona kraldan bir mektup ve kutu gelir. Mektubu okur ve mareşal olduğunu öğrenir. Bu sırada subayları kaleyi almak üzeredir. Tam kutuyu açacağı sırada bir top güllesi göğsüne çarpar buruk bir sesle inleyip anlamsız sözler söyler. Bunlar ölmek üzere olan bir insanın sarf ettiği sözlerdir. Gözlerini kapatmadan önce kalenin teslim olduğunu gösteren beyaz bayrak gözüne ilişir. Mareşallik asasını sıkıca kavrar ve bir savaşçı gibi yaşadığı hayatında, bir savaşçı gibi ölür.

Athos, Porthos, Aramis ve Raul' un dostlukları bir destan olmuştur. Bu kitapta işlenen ana tema; insanlar arasında dostluk ve sadakatin her şeyin üzerinde olduğunu, dostların birbirleri için her şeyden vazgeçebileceğini göstermektedir. Eğer hepimizin hayatında böyle dostluklar olsa hayatımız çok daha anlamlı olur.




-----------------------




Kitabın Adı: Demirkırat
Kitabın Yazarı: Mehmet Ali Birand - Can Dündar - Bülent Çaplı
Yayınevi: Doğan Kitap
Basım Yılı:
KİTABIN ÖZETİ: Bu kitapta ilk defa, Türkiye'de demokrasiye geçiş adımlarının atıldığı 1930'lardan başlayarak, ilk askeri müdahaleye (1960) kadarki dönemin toplu hikâyesini bulacaksınız.



İlk defa, ülkemizin en önemli ve en tartışmalı bir dönemindeki siyasi kavgaları, Demokrat Parti'nin doğuş, yükseliş ve çöküşünü, 27 Mayıs hareketinin iç pazarlıklarını, rol almış veya tanıklık yapmış kişilerin anlatımlarıyla okuyacaksınız.



"Demirkırat" Menderes'in idamıyla bitiyor. Bu kitap, tek çözümün sertlik değil uzlaşı, hoşgörü olduğunu; askeri müdahale değil, demokrasi ve temel özgürlükler olduğunu anlatıyor.
 

Eski31-05-2007, 12:09   #21
V€nüS
 
**KiTaP ÖzETLeRi...** - V€nüS

Kitabın Adı: Demokrasinin Türkiye Serüveni
Kitabın Yazarı:Bernard Lewis
Yayınevi:Yapı Kredi Yayınları
Basım Yılı: Tarih
Çeviren: Esra Ermert/ Hamdi Aydoğan
KİTABIN ÖZETİ: Türkiye'de demokratik düşüncenin eyleme geçirilmesinin 125 yıllık tarihine eğilen Profesör Bernard Lewis, bu kitapta derlediği dört makalesinde bu serüvenin kilometre taşlarını katediyor ve nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan ülkeler arasında neden yalnızca Türkiye'de bir demokrasi kültürü ve geleneği oluşabildiğini sorguluyor.

Demokrasinin Türkiye Serüveni, çağdaşlaşma sürecinde Batı'nın pek çok kurumunu benimseyen, benimserken de bunları önemli ölçüde kendine uyduran bir toplumun, demokrasiyle neler yaptığının bir dökümü.




-----------------------









Yazar: CEZMİ ERSÖZ
Türü: YAZILAR - ŞİİRLER
Basım Yılı:2006
Baskı:30.000 Adet

Kitap Özeti :

Kimi sevsem, onun hep uzakta bir sevdiği vardı, unutamadığı ilk aşkı ya da onu terk edip giden sevgilisi... Kimi derinden sevsem, o da bir başkasını derinden hatırlardı. Öylesine çok sevdim ki onları, başkalarına duydukları sevgiyi anlatmalarını, sessizce, içim acıyla kanayarak dinledim. Beni yitirmekten hiç korkmadılar: çünkü onlara göre fazla iyiydim;bu yüzden ilk anda vazgeçilebilirdi benden.

Beni terk edenlerden tek bir isteğim olurdu. "Ne olur, bir daha beni aramayın! Çünkü ben kolay unutamıyorum. Çünkü ben size duyduğum o akıl dışı aşk yüzünden keder bahçemi dağıtıyorum. Çocuklugumun o güzel bahçesini. " Böyle derdim onlara ama yine de ararlardı beni... Soluksuz ve umutsuz kaldıkları bir gece mutlaka akıllarına ben gelirdim... O, yedek sevgili!...









Kitabın Adı : Diğer Yarım
Yazar:Kim Edwards
Yayınevioğan Yayıncılık

Orijinal adı ve dili: The Memory Keeper's Daughter - İngilizce
Orijinal yayın yılı:2005
Çeviren: Sarp Kanşay

ÖZET

Bir kar fırtınasının tam ortasında doğan ikizlerin hayatı babalarının kararıyla sonsuza dek değişecekti. İki kardeş, başka evlerde birbirlerinden uzakta büyüyecekti. Zengin içeriği ve sürükleyici diliyle Diğer Yarım, uğruna büyük bedel ödenen bir sevginin heyecan verici öyküsünü şairane bir dille anlatıyor. Hayatta karşımıza çıkan beklenmedik olaylar ve geçmişin karanlık sırları açığa çıktığında yaşanan hayalkırıklıkları ve hüzün... Sevgi için inanç, inat ve kararlılıkla verilen bir savaş.
 

Eski31-05-2007, 12:10   #22
Quokka
 
**KiTaP ÖzETLeRi...** - Quokka

Tesekkürler Cazibe Yine Kiitapkurdu Modundasin Bir Kacini Okumuslugum Var
 

Eski31-05-2007, 12:14   #23
V€nüS
 
**KiTaP ÖzETLeRi...** - V€nüS





Kitabı Yazarı:Lev Nikolayevich Tolstoy
Yayınevi:Can Yayınları
Basım Yılı:1996

1.KİTABIN KONUSU:Adalet sistemindeki yanlış uygulamalar ve bu uygulamalara maruz kalan bir kadın ve aynı kaderi paylaşan diğer mahkumların yaşadıkları olayları anlatmakta ve eleştiriler yapmaktadır.


2.KİTABIN ÖZETİ : Dimitri Nehludov çok gösterişli ve zevk içinde bir hayat sürdürmekte iken bir mahkemede eskiden birlikte olduğu ama daha sonra terk edip bıraktığı bir kadın olan Katyuşa ile karşılaşır.
Katyuşa kimsesiz bir kadındır. Pek çok iş aramış ancak bulduğu işlerde erkeklerin sarkıntılıklarından dolayı fazla çalışamamıştır. En sonunda bir hastanede çalışırken bir odacı Katyuşa’ya sarkıntılık yapar. Katyuşa odacıyı kendisine yaklaştırmaz. Bu sırada gürültüden dolayı hastanedeki diğer personel odaya gelirler. Katyuşa da bir iftiraya kurban giderek mahkemeye verilir.
Bir vicdan muhasebesine dalar ve bunun sonucunda ne pahasına olursa olsun Katyuşa’yı kurtarmak için yemin eder.
Katyuşa’ya en çok bir kaç ay ceza verileceği düşünülürken mahkemede yapılan hatalar nedeniyle Katyuşa’ya çok ağer bir cez verilmesi karara bağlanır.
Prens Katyuşa’ya karşı sorumluluk duygusunun da etkisiyle evllilik teklif eder. Katyuşa ise aslında aşık olduğu Nehludov’un başına dert açmak istemediği için bu teklifi ısrarla reddeder.
Katyuşa’ya kürek mahkumiyeti verilir.Nehludov’un bütün çabasına rağmen Katyuşa Sibirya’ya sürülmekten kurtulamaz.
Nehludov da elindeki mal varlığının önemli bir bölümünü harcayarak Katyuşa ile Sibirya’ya gitmeye karar verir.
Sibirya yolculuğu mahkumlar için dayanılmaz geçmektedir. Mahkumların başındaki gardiyanlar da mahkumlara çok kötü davranmaktadır.
Nehludov bu kötü muameleleri önlemek için elinden geleni yapsa da bunu başaramamaktadır.
Dimitri Sibirya yolculuğu sırasında haksızlığa uğrayarak hapse düşen veya sürgüne gönderilen pek çok mahkumun olduğunu da fark eder. Bu mahkumlar da Prens’in kendilerine yardımcı olmalarını istemektedir.
Sibirya’daki kürek mahkumiyeti sırasında Katyuşa’nın affedildiği haberi gelir. Katyuşa da başka bir mahkumla evlenerek Dimitri’yi bırakır.
Dimitri bütün bu olan bitenden oldukşa etkilenir. Dünyada adaletin gerçekte olamayacağını düşünmeye başlar. Aradığı mutlak adaleti İncil’debularak yeni düşünceler benimser.


3.KİTABIN ANA FİKRİ : Dünyada tam anlamıyla adalet yoktur. Herkesin bir suçu ve günahı olacağı için dünyada kimsenin kimseyi cezalandırmaya hakkı olamaz. Ancak bütün sistemlerde bazı kimseler insanları cezalandırmaya devam etmektedir.



4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ:
Dimitri Nehludov : Başlangıçta zevk ve sefahate düşkün olan fakat daha sonra bu hatalarından dönen, inandığı değerler uğruna pek çok şeyi göze alan bir Rus prensi.
Katyuşa : Kimsesiz, gariban, ama gururlu,genellikle duygularıyla hareket eden bir kadın.
Kitapta Dimitri ve Katyuşa’nın mahkemed karşılaşması,Dimitri’nin vicdan muhasebesine dalarak gösterişli hayatını bırakması,Sibirya’ya sürgün,Dimitri’nin Katyuşa’yı affettirme çabaları etkileyici ve akıcı bir üslupla anlatılmaktadır.


Marlo Morgan : Hayatın monotonluğundan sıkılmış, değişiklik arayan, hırslı kafasına koyduğunu yapan, yardımsever, çocuk ruhlu biri.
Oota : Kabilede ingilizce bilen tek kişi Morgan’a kendilerini tanımasına elinden geldiğince sorulara cevap vererek yardımcı olmuştur.
Kara Kuğu : Kabilenin şefidir. Bilge bir insan olarak tüm sırlarının sırası ile Morgan’a açıklanmasını sağlamıştır.
Bunun dışında şifacı gibi yeteneklerine göre isimlendirilen birçok kabile üyesi var. Çölde, insanın yaşamını zorlayan birbirinden ilginç olaylar oluyor.


----------------------------





Kitabın adı: Doğunun Limanları

Kitabın yazarı :Amin Maalouf; Yayına Hazırlayan: Türker Armaner; Tercüme: Esin Talu Çelikkan
Yayınevi :Yapı Kredi Yayınları;
İstanbul, 2007, 35. Baskı, 13.5 x 21, 167 sayfa, Karton kapak.

'Adana'da ayaklanmalar olmuştu. Kalabalık, Ermeni mahallesini yağmalamıştı. Altı yıl sonra çok daha büyük çapta olacakların provası gibi bir şeydi. Ama bu bile dehşetti. Yüzlerce ölü. Belki de binlerce.'

Can çekişen Osmanlı İmparatorluğu ve Beyrut ile Fransa arasında yaşamı sürüklenen İsyan. 'Doğunun Limanları' bu yüzyılın başını, bir insanın trajik tarihinin içinden anlatıyor.

Amin Maalouf son romanı 'Doğunun Limanları' ile yine YKY'de.

(Arka Kapak)

TADIMLIK

Grubun dışında kimsenin, eylemlerimden kuşkulanmadığından emindim. Ancak bir gün, son sayıyı almak için Ballon d'Alsace birahanesine gittiğimde, jandarmanın bira kamyonunu sardığını gördüm. Askerler gidip geliyor, gazete tomarlarını taşıyorlardı. birahane, çınar ağaçları ile çevrili bir meydana bakıyordu ve patron, güzel havalarda dışarıya masalar koyardı. Meydana altı küçük sokaktan çıkılırdı. Gerekli bir önlem olarak, her zaman aynı sokaktan gelmezdim. O gün, birahaneye bir hayli uzak bir sokaktan gitmiş ve neler olup bittiğini zamanında görebilmiştim. Dümdüz yürümeye devam etmiş, önce yavaş, sonra hızlı daha sonra da koşarak yoluma devam etmiştim. İçimde korkudan başka, başarısız olmanın verdiği üzüntüden başka, bir de suçluluk duygusu vardı. Böyle durumlarda bu her zaman hissedilir ama bende hafif bir duygudan öte bir şeydi. Jandarmaların dikkatini çeken ve peşine düştükleri ben miyim, birahanedeki gizli yerin ortaya çıkması benim yüzümden mi diye durmadan düşünüp duruyordum. Neden ben? Çünkü birkaç hafta önce beni endişelendiren ama daha sonra üzerinde durmadığım bir olay olmuştu. Bir öğleden sonra, evden çıktığımda, nöbet tuttuğu açıkça belli olan bir jandarma ile burun buruna geldim; beni görünce allak bullak olmuş, merdivenin altına saklanmaya kalkışmıştı. Önce merak etmiş, dikkatli olmam gerektiğini düşünmüş ama sonra omuzlarımı silkmiş, bu olaydan ne Bruno'ya ne Bertrand'a söz etmiştim. Oysa şimdi vicdan azabı çekiyordum. Bu gerçek bir işkenceydi. O gün, birahaneden uzaklaşınca, oturduğum semte yöneldim, Montpellier'de adına "Yumurta" denilen Komedi Alanı'nın yanıbaşına... Ama doğrusu bu muydu? Aslında, üç türlü hareket edebilirdim: hemen yok olabilir, gara gidip ilk trene atlar, yakalanmaktansa bilinmeyen bir yere gidebilirdim. Soğukkanlılıkla odama gider, tehlikeli olabilecek her kâğıdı yok eder, kimse beni ihbar etmeyecek ümidiyle normal yaşamıma dönebilirdim. Bir de orta yol vardı: odama gider, düzene sokar, ihtiyacım olabilecek birkaç parçayı yanıma alır, ev sahibi Madam Berroy'a arkadaşlarımın beni sayfiyeye davet ettiklerini söyler, bu da aniden yok oluşumla ilgili kuşkuları dağıtmış olurdu. Bu sonuncusunu seçtim. Panik ile güven arası bir duyguyla. Yolda sağa sola sapmış, beni izlemiş olanların işlerini zorlaştırmak istemiştim...
 

Eski31-05-2007, 12:16   #24
V€nüS
 
**KiTaP ÖzETLeRi...** - V€nüS

KİTABIN ADI : DOKUZUNCU HARİCİYE KOĞUŞU

KİTABIN YAZARI : PEYAMİ SAFA

YAYIN EVİ VE ADRESİ : ÖTÜKEN YAYINEVİ MALTEPE İSTANBUL

BASIM YILI : 2000


KİTABIN KONUSU:

Çocukluğundan beri bacağından rahatsız olan ve kimseyi dinlemeyen birisinin, hayaller peşinde koşarken başından geçen olaylar.



KİTABIN ÖZETİ:

Yazarın küçüklüğünden beri çektiği hastalık onu hastahanelerden tiksindirmiştir. Fakat durumu ciddiyetini korumaktadır. Annesi ile kenar mahallelerin birinde virane ahşap bir evde yaşamaktadır.

Bir gün ameliyat olması gerektiğini öğrenip hastahaneden döndüğünde evde annesini bulamaz ama odanın halinden annesinin şiddetli bir baş ağrısı geçirdiğini anlar. O sırada annesi gelir. Yazar ise annesini üzmemek için ona gerçekleri anlatmaz. Kendi doktaruna gidip ona gözükmesi gerektiğini söyler. Annesi yazarın Erenköye gideceğini öğrenince paşanında onu merak ettiğini söyler. Ertesi gün yazar önce paşaya gider. Paşa ilk olarak sağlık durumunun nasıl olduğunu sorar yazar da kaçamak cevaplar vererek olayı geçiştirir. Daha sonra odaya Nüzhet gelir yazardan getirmesini istediği kitapları alır. Kızı gidince paşa yazara bir de doktor Ragıp Bey’ e görünmesini tavsiye eder. Paşanın uzaktan akrabası olan yazar küçük yaşlardan beri onunla konuşur, ona kitap okur. O akşam yine bir roman okumaktadır fakat paşa uyuyunca Nüzhet’ le birlikte beahçeye gider ve muhabbet ederler. Yazar on beş yaşında ve aralarında dört yaş olmasına rağmen Nüzhet’ i sevmektedir. Ancak onun da aynı duyguları hissetiğinden emin olmaz. Bahçede konuşurken doktor Ragıp’ ın Nüzhet’ i istediğini duyunca önce üzülür ama Nüzhet oralı olmayınca, duyduğu şüpheye rağmen keyfi yerine gelir. Daha sonra Nüzhet annesinin isteği üzerine uyumaya gider ve yazar da kendine olan tüm güvenini kaybeder.

Hastalığı onu normal yaşından çok daha olgun davranmaya sevk etmiştir. Doktorun ikazlarına rağmen baston kullanmayan yazar o gece yatakta yorgun ve acı içinde kıvranmaktadır. Henüz uyumadan Nüzhet yazarın evine uğrar ve uyuyamadığını bahane ederek tekrar koyu bir muhabbete başlarlar. Ertesi gün yazar erkenden doktara gideceğinden Nüzhet onun uyumasını ister. Fakat yazar ona karşı olan zaafiyetini daha fazla saklayamaz, onu kendisine çekip bir kere öper ve Nüzhet şaşkınlık içerisinde koşarak eve gider.

Sabah olunca yazar Kadıköye gider ve paşanın istediği kitapları alır ve sonra da annesine bir ay içerisinde gelemeyeceğini yazar. Oradan da doktara gider fakat operatörün dersi olduğundan görüşemezler. Operatörle akşama görüşebilen yazar ondan baston kullanması ve iyi yemesi ve dinlenmesi konusunda uyarı alır. İşi bitip köşke dönen yazar içeriye girdiğinde kendisinden gizli birşey konuşulduğunu anlar ve üzüntü içerisinde bahçeye oturmaya çıkar. Daha sonra Nüzhet gelir ve yazar içeri girdiğinde annesinin dolabın arkasında çıplak olduğunu söyleyerek onu rahatlatır. Fakat akşam Nurefşan ona gerçekleri yani Nüzhet ile doktor Ragıp’ın durumlarını konuştuklarını söyler. Yazar hayal kırıklığına uğrar ve Nüzhet’ in odasına konuşmaya girer. Nüzhet yine yazarı ikna eder. Daha sonra ikiside uyurlar.

Ertesi günü Nüzhet’ le bahçede geçiren yazar Nüzhet’ le cinsel yakınlaşmalara girer. O akşam doktor Ragıp yemeğe gelir ve yazar hiç oralı olmaz. Konukları gidince Paşa yazara doktor hakkında görüşlerini sorar o da Ragıp’ ı Nüzhet’ e yakıştıramadığını söyler bunu duyan yengesi de içinden yazara karşı kin tutar.

Bir gün yazar yengesinin Nüzhet’i mikroplara karşı uyardığını ve eşyalarımızı ayırdım dediğini duyar ve bunun üzerine evi terketme kararı alır. Ancak annesininde o gün paşalara geleceğini duyması kararını değiştirmesine neden olur.

Hızla geçengünlerden sonra nihayet evine dönen yazarın ağrıları gün geçtikçe arttığından annesi onu fakülteye götürür. Operatör ona durmun ciddiyetini hatırlatır ve yerinden bile kıpıdamamasını ister. Evi birden kalabıklaşan yazarın yakınları onu teselli etmeye çalışır. Tekrar fakülteye gittiğinde operatör bacağın kesilmesi gerektiğini söyler fakat buna razı olmayan yazar birden bayılıverir. Bundan etkilenen operatör kasaplardan farkı olmaları gerektiğini söyleyip yazara, üç aylık bir sürede bacağını kurtarmak için hastahanete kalması gerektiğini söyler. Yazar bunu kabul etmek zorunda kalır ve Dokuzuncu Hariciye Koğuşuna yatırılır. Burası ona hapishane gibi gelir ve ilk gecesi olaylı biter. Bu korkuya dayanamaz ve bütün gücüyle bağırıp çağırır. Zor geçen günlrin sonunda ameliyat günü gelir. Ameliyatı bitince yedinci pansumanda doktor bacağın kurtılduğun ancak yer basamayacağını söyler.

Daha sonra da Nüzhet’ ten gelen karttan Paşanın hastalandığını Nüzhet’ in de doktor Ragıp’ la nikahlanacağını öğrenir. Acılar içinde geçen günlerin sonunda annesi doktor Mithat ve arkadaşı onu hastahaneden taburcu ettirirler



KİTABIN ANA FİKRİ:

Bize verilen öğütleri ciddiye almalı ve hayallere peşinden koşmamalıyız. Aksi takdirde kaybeden yine bizoluruz.




--------------------------



Kitabın Adı : Dolunay
Kitabın Yazarı : Antonio Munoz Molina
Basım Yeri Ve Yılı : Doğan Kitapçılık , İstanbul 2004



Kitabın Konusu :

Bir suçun etrafında dönüyor olaylar. Küçük bir kızın bir cinayete kurban gitmesinin ardından bir müfettiş peşine düşüyor katilin.
Bu vahşeti yaşadıktan, bu vahşeti yaşattıktan sonra aynı kalacak, sıradan bakacak hiçbir göz yoktur diye düşünüyor müfettiş.
Ve yüzlerde, gözlerde, tüm kentte arıyor onu.
Ama İspanyol edebiyatının son dönem en önemli isimlerinden biri olan Antonio Munoz Molina'nın Dolunay adlı romanı
bu polisiye örgüyle sınırlı değil elbette, başka derinliklerde okunabilecek, mükemmel bir kurguya sahip gerçek bir edebiyat eseri o...

Bir değişimin hikayesini de okumak mümkün Dolunay'da.
Bu romanın incelikle işlenmiş kişiliklerinin tümü okuyucuyu kendine bağlamayı biliyor.
Müfettiş de bu romanın kahramanı, katil de, maktul de... Onların değişimi başka bir cazibe noktası oluşturuyor.
Yaşanan dehşetten sonra adını bilmediğimiz o güney kentinde hiçbir şey artık eskisi gibi olmayacaktır.
İspanyol Dili Kraliyet Akademisi üyesi, bol ödüllü Molina'yı okuyanlar için de aynı şey geçerli kuşkusuz.
Onların da hayatı asla eskisi gibi olmayacak.




------------------------



Kitabın Adı: Dünya Nimetleri
Kitabın Yazarı: Andre Gide
Yayınevi:Can Yayınları
Basım Yılı: 1897
KİTABIN ÖZETİ: Dünya Nimetlerinin daha ilk satırlarında, Andre Gide: Utanmadan, hiçbir yapmacığa kaçmadan kendimi koydum bu kitaba der. Böylece, bir yandan sınırsız içtenliğini kesinlerken, bir yandan da başlıca konusunun kendi benliği, kendi deneyimleri, kendi düşleri olduğunu belirtir. Dünya Nimetlerinden yaklaşık kırk yıl sonra yazdığı Yeni Nimetlerinde ortaya koyduğu temel yönelimleri yansıtır.
 

Eski31-05-2007, 12:17   #25
V€nüS
 
**KiTaP ÖzETLeRi...** - V€nüS





Yazar : Robert Jordan
Yayınevi : İthaki Yayınları
Basım Tarihi : Kasım 2003


Kitap Özeti :

Zaman Çarkı döner ve çağlar gelip geçer; ardında efsaneye dönüşen anılar bırakır. Efsaneler solup söylenceye döner; söylencelerse, ortaya çıkmalarını sağlayan çağ geri geldiğinde çoktan unutulmuş olurlar. Üçüncü Çağ'da, kehanetler çağında, Dünya ve Zaman dengede durduğunda, puslu dağlarda bir rüzgar eser...
Kehanetlerin gerçekleşeceği zamandır bu. Zaman Çarkı, Çağların Deseni'nde bir ağ örmektedir; Dünya dolanan bir ağ, Dünyanın gözü kör edildiğinde, zamanın kendisinin bile ölebileceği bir zaman...

- Biyografinize baktığımızda, Vietnam'da savaştığınızı, sonra bir askeri koleje giderek fizik bölümünden mezun olduğunuzu ve donanmada nükleer mühendis olarak çalıştığınızı görüyoruz. Sizce bu eğitim ve tecrübenin kitaplarınıza nasıl bir etkisi oldu?
- Her şeyden önce, donanma'da hiç hizmet etmedim. Nükleer mühendis olarak devlet hizmetindeydim ve donanma için de çalıştım. Ama sorunuzun amacına eğilecek olursak fizik, matematik ve mühendislik, yapıların nasıl biçimlendiği konusunda iyi bir fikre sahip olmamı sağladı: O yapı ister bir matematik formülü, ister bir bina ya da bir hikâye olsun. Vietnam'da savaşmamın yazışım üzerindeki tek etkisi, en azından, benim farkında olduğum kadarıyla şu oldu: Birinin beni öldürmeye çalışmasının nasıl bir şey olduğunu biliyorum, birini öldürmenin nasıl bir şey olduğunu da biliyorum. Vietnam bana, delikanlıların ebediyen yaşayacaklarını sandıkları bir çağda, kendi faniliğim konusunda bir farkındalık sağladı. Bunun yazımımı da etkilediğine inanıyorum.
- Epik boyutunda böylesine uzun ve ayrıntılı bir dizi yazmak hayli zaman ve disiplin gerektiriyor olmalı. Kitaplarınızı yazarken izlediğiniz belirgin bir yöntem var mı? Zamanınızı iş ve eğlence olarak nasıl idare ediyorsunuz ve boş vaktinizi nasıl geçiriyorsunuz?
- Belirgin bir çalışma biçimim var. Kahvaltıdan sonra masama giderim, mutlaka cevaplanması gereken e-posta-larımı cevaplar, edilmesi gereken telefonları ederim. Sonra yazmaya başlarım. Öğlen saat birde yemek yemek için durmam gerekir sözde ama hemen hemen her zaman, belki de saat dörde kadar unuturum, öğle yemeği için geç olur. Saat altıda yazmayı bırakırım. Eve girer, karımın akşam yemeği için masayı kurmasına yardımcı olurum. Haftada yedi gün rutinim budur. Bu yüzden de haftanın canımın istediği bir gününde, balık tutmaya gitmenin hiçbir sakıncası olmadığını düşünürüm. Bu bir yana, balık tutmaya istediğim kadar sık gidemiyorum.
AŞİNA OLAN...
- Daha önceki söyleşilerinizde "Dünyanın Gözü"nün yaklaşık yarısının, Tolkien'e saygı olarak, "Yüzüklerin Efendisi" ne benzer bir kurguyla yazıldığım ifade etmiştiniz... Bu nasıl oldu?
- Hayır, ben Dünyanın Gözü'nün başındaki yaklaşık 100 sayfanın, okura "Aşina olan bu" diyebilmek için bir nebze Tolkienvari denecek bir üslupla yazıldığını söylemiştim. Ama sonra, eleştirmen Baird Searles'in yazdığı gibi, '100. sayfada bir kapı açılıyor ve okur birden kendini, daha önce asla gitmediği yerlere giden bir lunapark eğlence treninde buluyor.' Aşina olandan aşina olmayana geçişin o açık şokunu yaşatmak istedim.
- Terry Brooks'un "Shannara" dizisinin "Yüzüklerin Efendisi" ile paralel bir hikâye ve yapıyla kaleme alındığını söylemek mümkün. Daha sonra Terry Goodkind'ın "Sword of Truth" ve Mark Anthony'nin "The Last Rune" dizilerinin "Zaman Çarkı" ile benzer bir paralellik izlemeleri gibi. Buna ilişkin olarak, fantazya edebiyatında genelde hikâyelerin özgünlüğü üzerine nasıl bir yorumda bulunursunuz? Bir süre sonra hikâyelerin kendilerini ya da birbirlerini tekrarlamalarının kaçınılmaz olduğuna inanıyor musunuz?
- Ben fantazyada da, diğerleri kadar özgünlük olabileceğine inanıyorum. Hemen hemen bütün yazarlar okudukları başka yazarlardan etkilenirler; kimi daha büyük ölçüde, kimi daha küçük ölçüde. Hikâyelerin kaçınılmaz bir şekilde birbirlerini tekrarladıklarına kesinlikle inanmıyorum. Bazı kişilerin iddia ettiği gibi, yeni olay örgüleri olmayabilir, ama daima yeni hikâyeler vardır.
- Bu noktada dizideki kitapların on tanesi şimdiye kadar yazılıp basılmış durumda ve diziyi tamamlamak için 2 ya da 3 kitap daha yazacağınız söyleniyor. Son kitaptan anlaşıldığı kadarıyla, çok sayıda ikincil olay örgüsünün birbirine bağlanması ve sonuca kavuşturulması gerekiyor. Ayrıca, okurların son kitabın planlama üzerinde fazlaca odaklandığı yolundaki eleştirilerini de göz önüne alacak olursak, son kitapların hacim olarak daha büyük ve aksiyondan yana daha yoğun olacağını varsayabilir miyiz?
- Zaman Çarkı 12 tane birbirini izleyen ana kitapla, sonunda sayıları 3'e varacak ve aralarında New Spring'in de bulunduğu, daha önceki olayları anlatan kitaplardan oluşacak. Dizinin 11'nci kitabı olan Düşlerin Hançeri ile dizinin 12'nci ve son kitabının daha önceki romanlardan daha kalın olacağı hemen hemen kesin. Aynı şekilde kesinlikle, aksiyon, olay ve çözüm yönünden de daha yoğun olacaklar.
11'İNCİ KİTAP
- Diziden önceki olayları anlatan "New Spring" bu yıl basıldı, büyük ilgiyle Karşılandı. Bu cinsten iki kitap daha yazmayı planladığınızı biliyoruz. Bu kitaplar hakkında, hikâyenin başına dönme tecrübesinin sizin için ne ifade ettiği hakkında bir şeyler söyleyebilir misiniz? Serinin 11'nci kitabını, daha önceki olayları anlatan iki kitabı tamamladıktan sonra yazmaya devam etmeyi mi planlıyorsunuz?
- Her şeyden önce, 11'inci kitabı şu anda yazıyorum, ama önceki olaylara ilişkin geri kalan iki kitap biraz ertelenecek. Ne kadar süreceğini, tam olarak bilmiyorum. Bu kitapların birincisi, Tom al'Thor'un bebek Rand'ı bulması ve Tam'ın neden başarılı bir askeri kariyerden vazgeçip eve dönerek çok uzak ir bölgede bir çiftlik aldığı üzerine. İkinci kitap ise doğrudan doğruya, Moiraine ile Lan'ın Dünyanın Gözü'nde Two Rivers'e nasıl ve neden kılı kılına yetiştiklerini anlatacak.
- Dizide Zaman Çarkı'nı döndüren Büyük Ejder, kadim Doğu Türk kozmolojisinde evreni döndürdüğü ve zamanın geçmesini sağladığı varsayılan büyük ejdere çok benziyor. Bu gerçek bir referans mı, sadece tesadüf mü?
- Kimi kadim Türk kozmolojilerindeki büyük ejderin farkındaydım, ama Büyük Ejder'in kaynağı o değil. Kendi kuyruğunu yiyen yılan, tıpkı kitaplarda olduğu gibi, sonsuzluk için çok kadim bir Avrupa sembolüdür.
- Özellikle son 20 yılda, fantazya ede ti, gotik fantazyadan hicvi işleyene kadar uzanan gerçek bir sanayi oldu. Dünyada fantazya edebiyatının şimdiki durumunu nasıl değerlendirirsiniz?
- Şu an fantazya edebiyatının genelde serpilip geliştiğine inanıyorum. Gelecekte nereye gideceğine gelince, umarım, hem kitapların niteliği hem de satılan kitap sayısı açısından büyümeye devam eder ama başvuru formundaki eksik bir imza yüzünden falcı ruhsatı alamadığım için, gerçekte ne olacağını söyleyemem.





DEVAM EDECEK....
 

Eski01-06-2007, 14:56   #26
farego
 
**KiTaP ÖzETLeRi...** - farego

Çok güzel dökümanlar emeğine sağlık ...
 

Eski01-06-2007, 19:10   #27
gokhan32
 
**KiTaP ÖzETLeRi...** - gokhan32

evet güzel dökümanla r emeğine sağlık
 

Eski01-06-2007, 19:32   #28
k3l3b3k
 
**KiTaP ÖzETLeRi...** - k3l3b3k

güzel çalışma olmuş,emeğine sağlık cazibe,
devcamını bekliyoruz +k
 

Eski02-06-2007, 17:56   #29
kaymaklı börek
 
**KiTaP ÖzETLeRi...** - kaymaklı börek

içimde kızıl bir gül gibi
ayşe kulin
nazım şiirleriyle dolu bi kitap biraz ağır gidiyo ama güzelpaylaşım için tşkler
 

Eski02-06-2007, 18:21   #30
ccengooo
 
**KiTaP ÖzETLeRi...** - ccengooo

ya onu bunu bırakta. şey ya.. sherlock holmes'in özeti varmı acaba???
 

Eski05-07-2007, 13:16   #31
V€nüS
 
**KiTaP ÖzETLeRi...** - V€nüS
E ile devamm...!!!



Kitabın adı:Ekmek ve Şarap
Yazar : Ignezio Silone
Çevirmen : Ahmet Hisarlı

ÖZET


Ekmek ve Şarap, Kuzey İtalyaâ******************nın verimsiz topraklarında, yokluk, faşizm baskısı, kilise ve boş inançlar arasında ezilen milyonlarca ırgatın destanıdır
.





EKSİK ŞİİR



Sezen Aksunun 1975-2006 arasında yazdığı 400'ün üzerinde şarkının sözlerinden hazırlanmış, Eksik Şiir adını taşıyan seçki yayınlandı. Açılışında "Hayat Sana Teşekkür Ederim", finalinde ise "Gidemem"in yer aldığı kitapta 197 Sezen Aksu şarkısının sözleri yer alıyor.

Türkiye'de art arda 3-4 kuşağın hatıralarında yer etmiş Sezen şarkılarını böyle bir kitap bütünlüğü içinde, bu kez "okunacak" bir şey olarak sunarken, sanatçının şarkı sözlerinin taşıdığı şiirselliği okurla paylaşmak, kendi müziklerine kavuşmazdan önce, kâğıt üstüne ilk geldikleri halleriyle okutmak istedik.

Eksik Şiir, aşk ve sevgi, tutkularımız, vazgeçişlerimiz ve hep yeniden umutlanışımız üzerine bir kitap. İnsan olmakla ne kadar kırılgan olduğumuzu, ama her şeye rağmen yaralarımızı sarıp ayakta durabilecek güce sahip olduğumuzu kanıtlıyor.

Yayıncı : Metis Yayınları
Yazan : Sezen Aksu
Basım Yeri ve Tarihi : Aralık - 2006
Sayfa Sayısı : 224
Boyutları : 13,5x21 cm
Kapak Türü : Karton Kapak
Dili : Türkçe











Kitap Adı: En Uzun Gece
Yazar : Ahmet Altan
Yayınevi :Alkım Yayınevi
Basım Tarihi :Eylül 2005

Hayatım boyunca beni böyle seven biri oldu mu?
Hayatında herkesten ve her şeyden fazla sevdiği erkekten kaçarak Güneydoğu’nun dağlarında uluslararası bir araştırma grubuna katılan bir kadın.
Bir daha hiç kimseyi o kadını sevdiği gibi sevemeyeceğini bilmesine rağmen ruhundaki zaafları saklamak için yaptığı vahşice hatalarla karşısındakini yaralayan bir adam.
Gerçek aşkın korkunç ağırlığını taşıyamayarak bir köprü gibi çöküp iki kıyısında iki insanı çaresiz bırakan bir ilişki.
Affetmelerine izin vermediği için kendi hafızalarından bile nefret etmelerine rağmen affetmeyi beceremeyen insanların içine hapsoldukları bir yalnızlık.
İki insanın bütün zekalarını kullanarak öldürmek için uğraştıkları ve her yediği darbeyle biraz daha hastalanarak güçlenen bir tutku.
Kutsal Mezopotamya Ovası’nın eteklerinde yükselen dağlarda süren tehditkar bir hayat.
Bu iki insanın yaşadıklarını izleyen herkesin sorduğu bir soru: ‘Hayatım boyunca beni böyle seven biri oldu mu?’
 

Eski05-07-2007, 13:19   #32
V€nüS
 
**KiTaP ÖzETLeRi...** - V€nüS





Adı:Europa
Yazar:Tim Parks

Kitap hakkında


‘Europa’, bir yol anlatısı: Yetişkinlere yönelik bir anlatı kesinlikle. Zengin uluslararası karakterler geçidiyle birlikte, hayatını toparlamaya çalışan bir adamın bazen hayli eğlenceli bir şekilde, portresini çiziyor.
Milano Üniversitesi’nde İngilizce okutmanı olan Jerry Marlow’un yolculuğu Strasbourg’a giden bir tur otobüsünün arka sırasında, ortanın sağındaki koltukta başlar. Milano Üniversitesi yabancı dil okutmanları, beraberlerinde onlara destek olan -çoğu kız- öğrencilerle Avrupa Parlamentosu’na gitmektedirler. Haklı davalarını, eşit hak taleplerini duyurmaya...
Ancak, Avrupa’nın kalbine yapılan bu yolculuk bizi farklı yerlere sürükler: Saplantı derecesinde bir tutkunun peşinden zihnin dehlizlerine, en karanlık yerlerine girer, hatta zaman zaman aklın sınırlarında dolaşırız. Her şey birbiriyle bağlantılıdır: Aşk, arkadaşlık, ölüm, Eski Yunan, Fransız Devrimi ve tabii, Avrupa...
Çağdaş İngiliz Edebiyatı’nın en iyi örnekleri arasında sayılan eserleri büyük ilgi toplayan Tim Parks, geçtiğimiz yıl yayımlanan ‘Kader’ adlı romanı ile ilk kez Türk okuyucusunun karşısına çıkmıştı. Tim Parks yine Kanat Kitap tarafından yayımlanan ‘Europa’ ile bir kez daha karşımızda. Okuyucuyu pek çok şey hakkında, en çok da kendi hakkında düşünmeye zorluyor Tim Parks. Yine bilinç akışı tekniğini kullanarak ve yine kendine has ironik üslubu ile...
‘Europa’ 1997’de Booker ödülüne aday gösterildi!

ÖZET

“Hayattaki bütün cinsel fantezilerimi onunla gerçekleştirdim. Dolayısıyla, bir bakıma hepsi elimden alınmış oldu.”
“Avrupa Topluluğu böyle bir tutku karşısında çaresiz kalırdı, diyorum kendi kendime.”
“ Carpe diem, evet, evet, gününü gün et, tadını çıkar, şimdi, şimdi, hep şimdi, sonra o aşk dolu, tutkulu birkaç değerli saate, güne, aya, her neyse, çakılıp kal; ardından gelecek boş, hüzünlü zamanlar boyunca orada çakılı kal.”
“ Onun adı, onun soyadı, onun göbek adı, onun kızının adı, onun ev telefonu, onun iş telefonu, onun adresi, onun sutyen numarası, onun doğum günü, onun isim günü, onun kızının doğum günü, onun kolyeleri, onun küpeleri, onun bilezikleri, onun broşları, onun hal halları, onun ayakkabı numarası, onun gardırobunun tamamı, onun en sevdiği içkiler, hamur işleri, et yemekleri ve tatlılar, onun kullandığı parfüm, deodorant, sigara, tampon, çiklet markaları ve daha yüzlerce ayrıntı, unutmana asla izin verilmeyecek olan şeyler. Onları unutmana asla izin verilmeyecek...”










Adı Eve Dönüş
Yazar:Bernhard Schlink
Orijinal adı ve dili: Die Heimkehr - Almanca
Orijinal yayın yılı:2006
Çeviren: Gülderen Pamir

ÖZET

Peter Debauer, küçük yaşlarda tatillerini büyükannesi ile büyükbabasının İsviçre’deki evinde geçirirdi. Ona resim yapsın diye verilen kâğıtları okuması yasaktı. Bir gün bu yasağı hiçe saydı ve sayfaların önyüzlerine baktı. Onu orada, bir askerin Sibirya’dan eve dönüş öyküsü bekliyordu. Adam, yıllar sonra döndüğü evinin kapısında karısıyla karşı karşıyaydı. Karısının yanında başka bir adam vardı. Çok etkilenmişti. Ne var ki hikâyenin sonunu öğrenemedi. Peter, yıllar sonra hayatını o hikâyenin sonunu öğrenmeye adayacak, yazarın izinde kendine ve tarihe doğru bir yolculuğa çıkacaktı.




-------------------




KİTABIN ADI : EYLÜL

KİTABIN YAZARI : MEHMET RAUF

YAYIN EVİ VE ADRESİ : HİLMİ KİTABEVİ

BASIM YILI : 1946



KİTABIN KONUSU :


Süreyya ve onun karısı Suat ve akrabaları olan Necip Bey ile aralarında geçen olayları anlatmaktadır.



KİTABIN ÖZETİ :


Süreyya ve karısı Suat’ la birlikte babasının evinde oturmaktadır. Ama bu halden memnun değildirler. Babası hem yaşlı, hem dediği dediktir. Onun yüzünden her yaz bir tane taş ocağına benzeyen köye gelirler ve orada sıkıntıdan patlarlar. Suat bu arada başka olaylardan da sıkılmaktadır. Suat’ ın kardeşi Hacer akrabası olan Necip Bey’ le gönül eğlendirmektedir. Hacer evli ve eşi de onun için herşeyini verecek nitelikte bir eştir. Daha sonraları Suat ile Süreyya birlikte mutlu bir şekilde yaşayabilmenin yolunu aramışlar ve bulmuşlardır. Suat Hanım gizlice babasından para isteyip eşi için bir yalı kiralar. Kocası bu duruma çok sevinir.



Necip de hem dostarı hemde akrabaları olarak Suat ve Süreyya’ nın yanına gelir. Süreyya için yelkenle gezmek ve balık tutmak vazgeçilmez bir zevktir. Süreyya bu alışkanlıklarını sürdürürken Suat da Necip’le birlikte piyano çalmaktadır.



Başbaşa geçen bu uzun yaz tatilinin sonlarında Necip Bey birşeylerin olduğunu, Suat Hanım’a aşık olduğunu anlar. Bu durumdan kurtulmaya çalışsada başarılı olamaz. Sonunda çare olarak onların yanından ayrılmaya karar verir. Giderkende Suat’ın eldivenlerinden bir tanesini izinsiz olarak hatıra olması için alır.



Daha sonraları Necip’in tifoya tutulduğu öğrenilir. Süreyya ve Suat buna çok üzülürler. Tehlike devresi geçince Necip’in yanına giderler. Necip hastalığın etkisiyle sinir yorgunluğu içerisindedir. Hacer Necip’in hastalığı sırasında yanında bulunmuş ve o sıralarda Necip’in kendiden geçmiş olduğu zamanda yastığının altından bir bayan eldiveni bulmuştur. Hep birlikte hasta hakkında konuşurlarken Necip’in annesi eldiveni gösterir. Suat kendi eldivenini görünce şok olur ve olayı anlar fakat kimseye sezdirmez. O sırada Necip’te sapsarı olur utancından ve çaresizliğinden ne yapacağını bilemez.



Necip hastalıktan sonraki iyileşme devresini yalıda geçirilmek üzere mecbur edilir. Halbuki O, onlardan kaçmak için uğraşmaktadır.



Bir yaz sessiz ve olaysız bir şekilde geçmiştir. Eylül gelince Süreyya konağa gider. Bu gidiş beklenen bir gidiş değildir. Suat bu duruma anlam veremez. Daha gitmeden önce kışı bile beraber geçireceklerini söylemiştir. Ama Süreyya birşeyleri sezmiş olup, o yüzden gitmiştir.



Konağa geri dönülür. Necip artık eskisi kadar yalıya gelmemektedir. Hele Hacer’in davranışları , onların her bakışlarından anlam çıkarmaya çalışan tavrı her ikisini de deliye döndürür. Birbirlerini buldukları anda , ister istemez kaybedeceklerdir. Suat kendisinden kalan , Necip’in aldığı eldivenin diğerini de verir. Bunun sebebi ise artık hayatın Suat için yaşamaya değer bir tarafı kalmamasıdır.



O gece konakta yangın çıkar.Herkesi bir telaş ve korku alıp götürür. Canlarını zor kurtarırlar. Ama Suat ortalıklarda yoktur. Süreyya alevlerin içine doğru Suat diye inlemektedir. Ama cesaret edemez. Necip bir haykırışla içeriye fırlar . Her ikiside çöken tavanın altında can verirler.



KİTABIN ANA FİKRİ :

Her ikisi de evli olan kişilerin ellerinde olmadan , birarada bulundukları sürede birbirlerine , eşlerinden habersiz yakınkaşmaları ve aralarındaki yasak aşkı anlatmaktadır.
 

Eski05-07-2007, 13:23   #33
V€nüS
 
**KiTaP ÖzETLeRi...** - V€nüS
"f" Ile Devam!!!

Fareler ve insanlar

Kitabın Yazarı:John Steinbeck
Yayınevi:Remzi Kitabevi
Basım Yılı:2001

1.KİTABIN KONUSU: Birlikte Dolaşan Iki Gezici Toprak Işçisinin Bir çiftlikte Yaşadiklarini, Bağlilik Ve Dostluklarini Anlatmaktadir.

2.KİTABIN ÖZETİ : George Ve Lennie, Amerika’ Da Yaşayan, çiftliklerde Yaşayan Toprak Işçileridir. Bu Kişiler Kendilerini Diğer Toprak Işçilerinden Farkli Görürler. çünkü Işçiler Kazandiklari Parayi Ya Kumar Oynayarak Ya Da Genelevde Harcamaktadir.onlarin Hayalleri Vardir. Biriktirdikleri Para Ile Bir çiftlik Satin Alacaklardir.bu çiftlikte çeşitli Hayvanlar Besleyecekler Ve Tarimla Ugraşacaklardir.şimdiye Kadar Gittikleri Bütün çiftliklerde Lennie Yüzünden Kovulmuşlardir. Lennie Uzun Boylu , Iri, Güçlü Bir Insandir Ama Kafasi Fazla çalişmaz Ve Tek Başina Hareket Etmeyen,devamli Birilerine Muhtaç Olan Bir Insandir. Bunun Yaninda Sevdiği şeylere Dokunma Hastaliği Vardir. George Ve Lennie, Arkadaşlarinin Tavsiyesi üzerine Başka Bir çiftlikte çalişmak Için Yola çikarlar. Yolda Lennie ölü Bir Fare Bulur Ve Onu Eliyle Okşar . George , Farenin Kendisine Faydasi Olmadiğini Ve Onu Atmasi Gerektiğini Söyler.ama Lennie Ona Zara Vermediğini Sadece Okşadiğini Söyler. Sonra Onu Zorla Yolda Birakir. Lennie’ Nin Bu Huyu Ileride Ikisine De Zarar Verecektir. George Bu Sefer Işe Başlamadan Lennie’ Ye Uyarilarda Bulunur. çiftliğe Gidince Hiç Konuşmamasi Gerektiğini , Eğer çiftlikte Bir Olay Olursa ; çifliğin Biraz Uzağinda Bulunan Bir Gölün Kiyisinda Saklanmasini Söyler.ama çiftlikte Herşey Yolunda Gitmez. Ustabaşinin Oglu Olan Curley Ve Karisi Iyi Insanlar Degildir. Curley’ In Karisi, çiftlikte Yaşamak Istemeyen, Zengin Olmak Isteyen Ve Kocasini Sevmeyen Bir Insandir. Bir Gün Curley’ In Karisi Lennie’yi Tanimak Ister Ve Yanina Gider. Bu Sirada çiftliktekiler Oyun Oynamaktadir. Curley’ In Karisi Ahirda Köpekleri Okşayan Lennie’ Nin Yanina Gider. Bir Süre Muhabbet Ederler. Curley ‘in Karisi Saçlarinin çok Yumuşak Olduğunu Ve Istiyorsa Saçlarinan Okşayabileceğini Söyler. Lennie, Kadinin Saçlarini Okşar. Curley’ In Karisi Lennie’ Yi Uyarir Ama Elini Saçindan çekmesini Söyler, Sonra Bağirmaya Başlar. Paniğe Kapilan Lennie Ona Simsiki Sarilir. Kadinin Boynu Kirilir, Ve ölür. Lennie önceden Belirledikleri Yere Gider, Orada Candostu Lennie Tarafindan öldürülür.

3. kİTABIN ANA FİKRİ: Hayallerimiz Bizimdir.kimse Hayalerimizi Yok Edemez. Insan Dostlarinin Sonuna Kadar Yaninda Olmali,onu Desteklemelidir.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ : Olaylar Genellikle Bir çiftlikte, George Ve Lennie Arasinda Geçmektedir. George Biraz Uyanik, Hayalleri çok Olan Bir Insandir. Her Zaman Lennie’ Yi Kollamak Zorunda Olduğu Için Hayallerini Gerçekleştirememiştir. Lennie Ise Kafasi Biraz Yavaş Işleyen, Temiz Kalpli, Kendi Başina Yaşayamayan Bir Insandir.

5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSI GÖRÜŞLER: Steinbeck Bu Romanda Insan Ruhunun Derinlerne Dalan Keskin Gözlerinin Gördüklerini, Kendine özgü, Yalin, Ve Alçakgönüllü Bir Dille Aktarmiştir.bu Nedenle Sürükleyici Bir Romandir.




--------------







Kitap adı: Faust
Yazar: Johann Wolfgang Von Goethe
YayıneviEVİN YAYINLARI / Klasik Dizisi

iÇERİĞİ

Goethe'nin dünya çapındaki klasikleşmiş eseri "Faust" un kahramanı Doktor Faust (Faustus) bir hayal ürünü değildir. Kayıtlara göre Johann Faustus 1480'li yıllarda Almanya'da Knittlingen'de doğmuştur ve 1540 yılına doğru da Staufen-Brisgau'da ölmüştür.
Faust'un hikayesi şöyle rivayet edilir: Faust, şeytanla arasında bir anlaşma imzalamıştır. Anlaşmaya göre, Şeytan, Faust'a yaşadığı sürece bilgi, zenginlik, gençlik ve büyü yapma gücü verecektir. Buna karşın, Faust da öldüğü zaman, ruhunu Şeytana teslim edecektir. Faust'un Almanya'nın taşrasını dolaşırken yanından ayırmadığı köpeğinde şeytan olduğuna yaygın olarak inanılmaktadır.

Doktor Faust bir gece Würtemberg'te bir handa ölü bulunmuş. Yüzündeki izler dehşet verici bir biçimde öldüğünü gösteriyormuş; bu nedenle halk arasında onu şeytanın öldürdüğü yargısı yerleşmiş ve halk onun ruhunu şeytana sattığına ve gerçek bir büyücü olduğuna kuvvetle inanmıştır. Faust'un hikayesi başta Almanya olmak üzere çeşitli ülkelerde bir çok yazar tarafından ele alınmıştır.

Ancak Faust efsanesini bütün genişliği ile ele alan ve onu zenginleştiren Goethe'dir. Bu eseriyle tam 62 yıl uğraşmıştır Goethe! Yaşamının sonuna dek Faust üzerinde çalışarak yaşar ve onu tamamladıktan kısa bir süre sonra da ölür.








Robin Sharma; Tercüme: Osman Özkan
GOA Basım Yayın;
Mayıs 2005, 1. Baskı, 14x20, 200 sayfa, Türkçe, K.Kapak.
ISBN No: 9759064073





Gerçek yaşamın ne olduğunu bilmiyor bence Robin Sharma.önerdiği şeyleri yapmak için insanın 24 saatininde boş olması lazım.ayrıca bu devirde kimse bırakın ferrarisini,bisikletini bile satmaz Exclamation kısacası iyi bir masal kitabı olur.ama kişisel gelişim bazında bence gerçekdışı.
 

Eski05-07-2007, 13:45   #34
Cellatpapa'
 
**KiTaP ÖzETLeRi...** - Cellatpapa'

çok merak ediyorum..acep bu özetLEri okuyon m.?
 

Eski05-07-2007, 14:06   #35
ayyash07
 
**KiTaP ÖzETLeRi...** - ayyash07

Hayatımda okuduğum (yani okuyamadığım, bitirmeden kapattığım) en sıkıcı kitaptır Ferrarisini Satan Bilge. Okumayın, okutturmayın derim şahsen...



Fatih-Harbiye

Peyami Safa

Konusu: Emekli bir memur kızı olan Neriman, konservatuarda Türk müziği üzerine eğitim almaktadır. Okulda tanıştığı Macit sayesinde katılmış olduğu balo, Neriman'ın duygularında değişikliğe yol açmıştır. Neriman, yaşadığı muhitten, çevresinden, erkek arkadaşı Şinasi'den soğumaya başlamıştır. Bambaşka hayaller peşindedir. Neriman daki bu değişiklik yakınındakiler tarafından gözden kaçmaz. Neriman zengin ve alafranga bir hayatı düşmelektedir artık. Ve çevresindeki insanların ona karşı tavırları ve özellikle Şinasi'nin tavırları Neriman'ın kendini sorgulamasına yol açar. Zengin ve parıltılı bir hayata özenen genç bir kızın ruhsal serüvenini anlatır Fatih-Harbiye...

Düzenleyen ayyash07 : 05-07-2007 18:50.
 

Eski05-07-2007, 14:14   #36
Cellatpapa'
 
**KiTaP ÖzETLeRi...** - Cellatpapa'

Alıntı:
Orjinal Mesaj Sahibi ayyash07 Mesajı Göster
Hayatımda okuduğum (yani okuyamadığım, bitirmeden kapattığım) en sıkıcı kitaptır Ferrarisini Satan Bilge. Okumayın, okutturmayın derim şahsen...
kanka sana yüzdeyüz katıLıyoum.!!!! 4 kere baştan aşLadım.. yarsından çoğunda hep bıraktım.. hayLen bitiremedim.. 1 sene yi geçti.

kimseye önermiyorum. saçma.!!! yook avuktamışta.. yok.. hindistana gitmişte.. yok kırmızı ferraisini satmışta. feLam fiLAm.
 

Eski05-07-2007, 14:19   #37
ayyash07
 
**KiTaP ÖzETLeRi...** - ayyash07

Alıntı:
Orjinal Mesaj Sahibi яαρℓєм-¢єℓℓαтραρα Mesajı Göster
kanka sana yüzdeyüz katıLıyoum.!!!! 4 kere baştan aşLadım.. yarsından çoğunda hep bıraktım.. hayLen bitiremedim.. 1 sene yi geçti.

kimseye önermiyorum. saçma.!!! yook avuktamışta.. yok.. hindistana gitmişte.. yok kırmızı ferraisini satmışta. feLam fiLAm.
Çöpe atılası bir kitap. Oysa ne güzel bir başlangıcı var. Sürükleyici... Daha sonrası berbat. Okumayın...
 

Eski06-07-2007, 14:10   #38
V€nüS
 
**KiTaP ÖzETLeRi...** - V€nüS

Alıntı:
Orjinal Mesaj Sahibi ayyash07 Mesajı Göster
Çöpe atılası bir kitap. Oysa ne güzel bir başlangıcı var. Sürükleyici... Daha sonrası berbat. Okumayın...
evet bencede başlangıcı oyle sürükleyici ki bi solukta okudum ama sonrası berbattı.. belki de felsefik oldugu için ilgimizi kaybetmiştir..
 

Eski13-08-2007, 12:44   #39
V€nüS
 
**KiTaP ÖzETLeRi...** - V€nüS
Wink




Kitap Adı:Gazal
Yazar:Cem Karaca
Yayınevi:Birun Kültür Sanat Yayıncılık

kitap hakkında

Hani ara sıra efkar basar da insanı, içini kağıda dökmek istersin, bunlar da öyle "gine efkar bastı gönlümü" makamından bir tür denemeler. Taa 1950'lerin sonundan bu yana, bugüne kadar yazdığım ve asla şiir adını vermeye cesaret edemediğim türden işçilikler öyle. Bazen bir dosya kâğıdına bazen bir peçetenin arkasına yazıverdiğim içimden gelen şeyler. Bunları böylece yazdım. İçimden düştüğü gibi Bir gazal'ın bir dişi gazala düştüğü gibi.




----------------

GAZEL

Yazar : Nihal Yeğinobalı
Yayınevi : Can Yayınları
Basım Tarihi : Nisan 2007


Klasik on dokuzuncu yüzyıl romanından yaptığı birbirinden güzel çevirilerle olduğu kadar romanlarıyla da Türkiye'de geniş bir okur kitlesine ulaşmış olan yazar Nihal Yeğinobalı'nın yeni romanı Gazel, aşkın, gençlik duygularının insan ruhunda uyandırdığı yenilikleri, değişmeleri anlatıyor. Kendini bir bakire bilici olarak gören ve başına gelen türlü sıkıntıları bakire oluşuna bağlayan Serap'tan kardeşi Zerrin'e, İstanbul'un kaybolmaya yüz tutmuş daha pek çok güzel insanına uzanan kahramanlarıyla Gazel, okurlarımıza eski melodramların tadına doyulmaz hüznü ve nostaljisi ile konuk olacak. Nihal Yeğinobalı'nın yalın, ama alabildiğine derinlikli, duyarlı, tadına doyulmaz Türkçesi Gazel'i inandırıcı, kahramanlarını da canlı kılıyor.









Kitap Adı : Geceyarısı Şarkıları
Yazar : Ahmet Altan
Yayın Evi : Can Yayınları
Basım Yılı : 1997





Konusu :

Bireyin iç çatışmalarını ,çelişkilerini,zayıflığını ve gücünü,
tutkularını,çılgınlıklarını ortaya koyan , insanın ruhunu çırılçıplak soyan ,
kişiyi kendi kendisiyle yüz yüze bırakan yazılar , Gece yarısı Şarkıları.
Aşklar , acılıları, geçmiş özlemleri anlatırken kadınları anlatıyor yazar,
sevdiği,taptığı,ama kortuğu kadınları.
Hüzünle anlatıyor,çoşkuyla,tutkuyla,sevecenlikle,şevhetle anlatıyor.
insan ruhunu derinliklerine iniyor, her birimizin duygularını,davranışlarını irdeliyor,
kendi kendimizden bile gizlendiğimiz pişmanlıkları,
özlemleri su yüzüne çıkarıyor, kendi kendimize hesap sorduruyor.





--------------



Kitabın Adı:Gelenekten Geleceğe
Kitabın Yazarı: İlber Ortaylı
Yayınevi:Ufuk Yayın Dağıtım
Basım Yılı: Tarih
Kitap özeti:Tarih, bizim kör noktamız. Ondan kurtulmaya çalıştıkça, sanki garip bir istihza ile bizi yeniden kendisine çağırıyor. Redd-i miras, aslında tarihten kopmayı getirmiyor. Tersine, tarihe daha fazla dönmeyi gerektiriyor. Fakat bu 'dönüşler', ister istemez bölük pörçük oluyor; toplumsal hafızanın sakatlanmasından dolayı döndüğümüz kaynak da doyurmuyor bizi. Bu gidiş gelişleri Avrupa Birliği'ne giriş maceramızın hemen her adımında yeniden ve yeniden yaşıyoruz. Tarih karşısındaki bu kesintisiz bocalamanın geleneğimizi yeterince tanımamak ve geleceğe bakarken de kendimize güvenimizi yitirmek gibi bir sonuç vermesi şaşırtıcı değil. Aslında belki 'gelenek' kavramının içeriğini de yeniden tartışmaya açmak gerekiyor. Gelenek ölü bir geçmiş, bir mezar değil, yaşayan, diri, canlı bir olgudur ve ancak bir geleceğe yönlendirildiği zaman kendisini açığa çıkartan bir şeydir. İlber Ortaylı, bu dikkate değer çalışmasında gelenek kavramından edebiyata, tarihçiliğimizin eleştirisinden tiyatroya, demokrasi tarihimizden Hammer ve Cevdet Paşa'ya, Harf Devrimi'nden Mimar Sinan'a kadar son derece zengin bir alanda at oynatıyor ve geleneğimizin geleceğimize eklemleneceği mihverleri tesbite yöneliyor.

'Gelenekle geleceği bir arada düşünmek ve tartışmak aslında her aydının görevidir. Geleneği reddetmek kimsenin haddi değil, amma velakin geleneğin ne olduğunu bilmek ve tarifini doğru yapmak şartıyla. O zaman geleceğin ne olacağını biraz daha iyi biliriz, daha doğrusu kendimiz kuracağımız için biliriz.'

- İlber Ortaylı-
 

Eski13-08-2007, 12:49   #40
V€nüS
 
**KiTaP ÖzETLeRi...** - V€nüS

KİTABIN ADI: GELİBOLU

YAZARI: Buket UZUNER

SAYFA SAYISI: 318

BASKI YILI: 1998

BASILDIĞI YER: Remzi Kitabevi

KONUSU: Çanakkale Savaşlarında şehit olan dedesinin kayıp mezarını bulmak için uğraşan Yenizelandalı Viktorianın öyküsü…




ESERİN ÖZETİ:

Viktoria Taylor Çanakkle savaşlarında şehit olan dedesinin mezarını bulmak amacıyla Yenizelanda’dan Geliboluy’a gelmiştir. Rehberi Mehmet ile gelibolunun küçük köylerinde gezen Viki bir köy kahvesinde, adına özel bir köşe hazırlanan , Çanakkale savaşlarınd şehit düşmüş olan Ali Osman Taylar’ın resmini görünce bu kişinin dedesi olduğunu iddia eder. Ancak köy halkı vatan için savaşmış ve kanını akıtmış Türk şehidi Ali Osman Taylar’a yapılan bu davranışı çok büyük bir hakaret olarak karşılar ve Viktoria’yı derhal köyden uzaklaştırırlar. Bu olaydan tüm Türkiyenin tv ve basın sayesinde kısa sürede haberi olur. Viktoria bu iddiasını kanıtlamak için Ali Osmanın halen hayatta olan kızı ile görüşmek için elinden gelen herşeyi yapar. Ali Osmanın kızı olan Beyaz Taylar adeta ayaklı bir tarihtir. Çok inatçı olan bu kadın, dış görünüşünün zıttına çok zeki ve biligilidir. Viktoria ile konuşurken tercüman kullanmadan kendisi ingilizce konuşmaktadır. Viki beyaz halanın inadını kırmayı başarır ve onunla görüşür. Bu görüşmeden sonra gerçekler birbir ortaya çıkar. Ali Osman Taylar aslında bir anzak askeridir ve savaşta ağır yaralanmıştır. Onu bir çukurun içerisinde hareketsiz halde bulan Beyazın annesi yaralarını iyileştirmiş ve iyi bir duruma getirmiştir.Bir süre sonra da evlenmişlerdir. Viktoria, Ali Osmanın torunudur aslında. İşte tüm bunlar Beyaz hala sayesinde birbir ortaya çıkmıştır. Viktoria iddiasında haklıdır ve bunu uzun ve zor uğraşlardan sonra kanıtlamayı başarmıştır. Ancak bu olay ne basına ne de köy halkına bu şekilde aktarılmamıştır. Çünkü onların tepkisi ile karşılaşabilir ve bunu kabullenmeyebililerdi. Doğruyu yalnızca üç kişi biliyrdu. Victoria, Beyaz hala ve Beyaz halanın yeğeni Ali Osman.










Kitap adı: Genç Werther'in Acıları
Yazar:Johann Wolfgang Von Goethe
SOSYAL YAYINLAR / Dünya Klasikleri Dizisi

ÖZET
Goethe'nin dünya çapındaki ünü büyük ölçüde iki yapıtına dayanır: Gezgin bir hokkabazın öyküsünü anlatan Faust ve kendi gençlik aşkının etkisi altında kaleme aldığı Genç Werther'in Acıları. bu ufak roman, zamanında o kadar derin bir etki yaratmıştır ki birçok genç bu romanı okuduktan sonra kendini öldürmüştür. Bugün çok şükür Werther yüzünden kendini öldürene artık rastlanmıyor ama bu romantik öyküyü zevkle, ilgiyle okuyanların sayısı hiç de azalmıyor.
Umutsuz bir aşk nedeniyle intihar eden bir gencin öyküsü.









Kitap Adı:Geniş Bir Nehrin Akışı
Yazar:Yaşar Kemal
Yayınevi:Can Yayınları / Düşünce Dizisi

“Yaşar Kemal romancılığının temel kaynağı, temel ülkesi, Toroslarla Çukurova'dır. Söylencelere, destanlara, Karacaoğlan'a, Dadaloğlu'na, isyanlara, halk aşıklarına, türkücülere kan ve soluk veren Toroslar ve Çukurova. Yaşar Kemal sanatının ana kökleri bu yörelerin büyüleyici ruhundan alır gücünü. Ben bu yörelerin çocuğuyum, oralara aitim. Yaşar Kemal'in romanlarını besleyen Çukurova ile Toros köylülerinin konuştukları dili konuşarak büyüdüm. Bu nedenle, yeryüzündeki bütün Yaşar Kemal okurlarının en şanslılarından biri sayıyorum kendimi...”
Öykü ve roman yazarı Osman Şahin, 70'li yıllardan başlayarak Yaşar Kemal üzerinde çalışır. Yazdığı yazıları çeşitli dergilerde yayınlar, sempozyumlarda söyler. Geniş Bir Nehrin Akışı, işte bu çalışmaların bir araya getirildiği bir kitap, yazılışı yıllar sürmüş bir Yaşar Kemal incelemesi. Eleştirmenler ve edebiyat tarihçileri bir yana, yazınımızda bu tür çalışmalara pek sık rastlanmaz. Edebiyatçılarımız kendi yapıtlarını yayınlar ama edebiyat üzerine yazılar yazmaktan geri dururlar. Bir yazarın başka bir yazar üzerine yazdığı kitaplarsa kolay kolay bulunmaz. Osman Şahin'in çalışması bu bakımdan önemli. Geniş Bir Nehrin Akışı, hem Yaşar Kemal okurlarını, hem Osman Şahin'in yapıtlarını izleyenleri yakından ilgilendiriyor.
(Arka Kapak)








"Geri Döneceksin", Türk okurunun büyük ilgi gösterdiği "Yalnız Kadınlar Sokağı" ve "İtalyanca Aşk Başkadır" gibi İrlanda’nın sıradan insanlarının hikâyelerini anlatıyor. Genç kızlığa adım atan iki arkadaşın çevresinde gelişen roman Lough Glass adlı küçük bir kasabada geçiyor. Bu küçük kasabada yaşanan büyük sırlar Maeve Binchy’nin akıcı üslubuyla okurları sayfalar arasında büyülü bir gezintiye çıkarıyor.
Genç kızlardan birinin "normal" olarak nitelendirilebilecek bir ailesi vardır. Diğeri ise farklı bir evlilikten doğmuştur. Kurallara sığmayan bir annenin kızıdır ve bu durum küçük kızın kafasında çeşitli sorular doğurmaktadır. Maeve Binchy, yalnız ve hüzünlü anneyi, içine kapanmış, mesleğine sığınmış babayı, kadınları, erkekleri, gençleri, ilişkileri büyük bir ustalıkla anlatıyor.


Çeviren: Baysan Bayar
Orijinal adı ve dili:
The Glass Lake - İngilizce
Orijinal yayın yılı:
1994

Türkçe'de
ISBN: 975-293-112-X
Sayfa sayısı: 574
Ebat: 14x23 cm
Yayın tarihi: Haziran 2003
20. baskı: Ocak 2007










Kitapın Adı:Geride Kalanlar
Yazar:Jerry B. Jenkins, Tim Lahaye; Tercüme: Ceylan Harman
Yayınevi:Mia Basın Yayın;
Ocak 2005, 1. Baskı, 13,5X22,5, 388 sayfa, Türkçe, K. Kapak.


Özet

Bir felaket anında yer kürenin her yerinde milyonlar yok olmuştu.

Araçlar aniden, yan yatıp kontrolden çıkmış, sevdikleri gözlerinin önünde yok olurken, insanlar şoka girmişlerdi.

Bazıları, evrendeki yaratıkları suçluyor

bazıları ise bunun taiatın bir oyunu

olduğunu beyan ediyordu. Hatta bazıları da donyayı fethetmek isteyen birisinin yüksek teknolojilye askeri bir saldırı düzenlediğini düşünüyordu.

Ancak uçuk pilotu Rayford Steele'in karısı bu olaya karşı onu uyarmıştı. Eğer Irene Steele haklıysa, demek ki o ve küçük oğlu ortadan kaybolmuşlardı. Ya daha büyük olan kızları? Tıpkı Rayford gibi, Chloe'nin durumu da şüphe uyandırıyordu.

Bu evrensel kaousun ortasında Rayford'un ailesini araması gerekiyordu. Aynı zamanda cevapları ve gerçeği de. Bu ortadan yok oluşlar, en karanlık günlerin geleceğinin habercisiydi.

Bu çarpıcı hikayede Jerry B. Jenkins ve Tim Lahaye, milyonlar yok olurken 'Geride Kalanlar'ın hayatlarının nasıl olacağını incelemişlerdir. ' Geride Kalanlar' sizde merak uyandıracak, sizi eğlendirecek ve meydan okuyacak. Siz bunu fark ettiğinizde, milyonların inandığı bu olay gerçekleşecek ve tüm yaşamınızı değiştirecek.
 

Eski22-11-2007, 22:42   #41
semakar
 
**KiTaP ÖzETLeRi...** - semakar

Hep O Şarki Adli Romanin Acİl Özetİ Lazim
 

Eski07-02-2008, 21:55   #42
ayyash07
 
**KiTaP ÖzETLeRi...** - ayyash07




Leyleklerin Uçuşu
Jean Cristophe Grangé

358 Sayfa, Doğan Kitapçılık


Louis Antioche, toplumdan kopuk, kendi halinde yaşayan avare bir insandır. Üvey anne-babasının tavsiyesiyle Max Böhm adlı zengin bir adamla iş yapmak üzere tanışır. Max Böhm leylek yetiştiriciliğiyle uğraşmaktadır. Ve o sene leyleklerden bazıları yuvaya geri dönmemiştir. Louis'e düşen görev ise Avrupa'dan Afrika'ya kadar leylekleri göç yolları üzerinde takip etmek ve hareketlerini kontrol etmektir. İşe başlamadan birkaç gün önce patronu Max ölür. Olayı soruşturan polisin tavsiyesiyle, yaşlı adamın ölümü ile leylekler arasında bir bağlantı olup olmadığını araştıracaktır. Ve gitti topraklarda yaşlı adamın geçmişiyle ilgili araştırmalarda yapacaktır... Max'ın Afrika geçmişi, leyleklerin Afrika'dan çıkarılan elmasların Avrupa'ya kaçırılmasında kullanılışı, bu elmasların ünlü bir sağlık kuruluşunun finansmanında kullanılması ve bu sağlık kuruluşununda aslında sadistçe bir amaca hizmet ediyor olması... Ve Louis'inde tüm bu olay örgülerinin içerisinde farkettiği inanılmaz gerçekler...

Herkese okumasını tavsiye edebileceğim bir kitap...
 

Eski13-02-2008, 00:01   #43
henry_99
 
**KiTaP ÖzETLeRi...** - henry_99

ben de bi kitap özeti veriyim dedim çok güzel bi kitap herkese tavsiye ederim


Darağacında Üç Fidan

'Biz şahsi hiçbir çıkar gözetmeden, halkımızın bağımsızlığı ve mutluluğu için savaştık! '

1968'ler. Yazılı tarihin en barbar asrının en umutlu, en ışıklı, en cesur günleriydi. Coşkun bir devrimci dalganın bütün dünyayı sarstığı, onlarca ülkede milyonlarca insanın ayağa kalkarak, 'Gerçekçi ol, imkansızı iste, ' diye haykırdığı günlerdi...

Böyle bir dünyada, Denizler de özgürlük bayrağını Türkiye'de yükseklere taşıdılar. ABD'ye, NATO'ya, yurtlarını yerli ve yabancı sermayeye peşkeş çekmek isteyenlere en iyi cevabı eylemleriyle, yürüyüşleriyle, cesaretleriyle verdiler.

Ve egemenler, bu özgürlük kabarışının intikamını 12 Mart karanlığında üç gençten çıkarmak istediler. Somut hiçbir yasal dayanak olmadan Deniz'i, Yusuf'u, Hüseyin'i ve nice arkadaşlarını idamla yargılayıp, 'Asalım, asalım! ' çığlıklarıyla darağacına göndererek özgürlük ve bağımsızlık mücadelesini boğmaya çalıştılar...

İşte Nihat Behram, o günlerin ölüm karanlığını sivil tarihçiliğimize belgesel bir katkı olan bu kitabıyla yırtmıştır. Denizler'in asılmadan önceki son sözlerinin de ilk kez açıklandığı, yayımlanır yayımlanmaz yasaklanan ve ancak yirmi iki yıl sonra aklanan Darağacında Üç Fidan, içten sesi, ince duyarlılığı ve ödünsüz tavrıyla, bütün iktidarların geçici olduğunu, milyonların kalbinde yaşayacak olanların daima özgürlük savaşçıları olduğunu göstermiştir...

Baskı altında geçen yirmi iki yılın ardından, yirmi ikinci basımıyla Darağacında Üç Fidan'ı sunarken, bugün koyu bir karanlığın ve ahlaksızlığın içine itilmek istenen yurdumuzda, gözlerimizde hala bir umut ışığı, darağaçlarında 'solmayan' üç fidanın anısı önünde saygıyla eğiliyoruz...
 

Eski25-04-2008, 14:19   #44
PatRoN.SanDoKaN
 
**KiTaP ÖzETLeRi...** - PatRoN.SanDoKaN

bana biri Susuz yazın özetini cıkarırsa cok sewinecegim hoca netten olmasın dedi
 

Eski26-05-2008, 17:11   #45
harpolos
 
**KiTaP ÖzETLeRi...** - harpolos

bana Yaşar Kemal'in yer demir gök bakır romanının özetini bulabilirmisiniz
 

Eski26-05-2008, 17:22   #46
WεИ10м™
 
**KiTaP ÖzETLeRi...** - WεИ10м™

hocam cok gusel paylaşım öncelikle teşekkürler

yalnz bı derdım var benım
istek kıtap ozetı ısteyebılırmıyız...?

bulursan cok sefıncem ve de su lanet olası sınavdan geçecem 20 puan yaff

kıtabın adı : Büyük oyundaki Türk
yazarı: Enver AltayLı

açtıgın konulara baktım ama goremedım

bulursan cok makbule geçer

mınnettar kalırım sana.../


saygı bızdeN
 

Eski26-05-2008, 23:02   #47
V€nüS
 
**KiTaP ÖzETLeRi...** - V€nüS

Alıntı:
Orjinal Mesaj Sahibi WεИ10м™ Mesajı Göster
hocam cok gusel paylaşım öncelikle teşekkürler

yalnz bı derdım var benım
istek kıtap ozetı ısteyebılırmıyız...?

bulursan cok sefıncem ve de su lanet olası sınavdan geçecem 20 puan yaff

kıtabın adı : Büyük oyundaki Türk
yazarı: Enver AltayLı

açtıgın konulara baktım ama goremedım

bulursan cok makbule geçer

mınnettar kalırım sana.../


saygı bızdeN


tabiki ama sadece konusunu bulabilirm



BÜYÜK Oyundaki TÜRK

Türkiye’den Türk dünyası ve Orta Asya’ya, Almanya’dan Mısır ve Kuzey Afrika çöllerine dek uzanan coğrafyadaki fırtınalı yaşam öyküsünün kahramanı Enver Altaylı… Kimileri için bir ‘efsane’ kimilerine göre ise ‘tehlike’ olarak algılanmış, Büyük Oyun’un bu belki de en önemli Türk oyuncusu, suskunluğunu bozarak sırlarla dolu hayatını irfan Ülkü’ye anlattı.

Türkistan’dan Türkiye’ye göçmüş bir Özbek ailede Enver Paşa’nın yarım kalmış mücadelesini tamamlama idealiyle şekillenen çocukluk yılları, Harp Okulu’ndaki Aydemir’in darbe girişiminin ardından MHP’nin kuruluşunda Türkeş’le kader birliği; Efsanevi MİT müsteşarı Fuat Doğu’nun manevi evladı olarak ‘Ümit’ kod adıyla, MİT içinde Sovyet esaretindeki Türk dünyası için verilen olağanüstü mücadele dönemi… MHP parti müfettişi ve 12 Eylül darbesinin ardından Almanya’da geçen sürgünlük yılları, Sovyet İmparatorluğu’nun çöküşüyle Türkiye ile Orta Asya’da Özal, Demirel ve İslam Kerimov’un yakınındaki isim olarak Türkiye ile Orta Asya Cumhuriyetleri arasındaki ilişkilerin kurulup şekillenmesi sürecinde Büyük güçlerle oynanan ‘Büyük Oyun’ sahnesine Türkiye’yi sokan Altaylı’nın gizli biyografisi ilk kez gün ışığına çıkıyor.

‘Büyük Oyun’daki Türk’, Türkiye’nin ve Türk dünyasının yakın tarihinin bilinmeyenlerine ışık tutarken, kitapta CIA’deki Türk Ruzi Nazar’ın da üç rejim altındaki sır perdesi altındaki hayatı, Türkistan göçmenlerinin destansı mücadelesiyle bağımsız Özbekistan kuruluş yıllarında Altaylı’nın çalışmalarını da yansıtıyor.

Türkiye’nin Yeni Büyük Oyun’daki zafer ve yenilgilerini, Ankara’daki Türk zirvelerinin perde arkasını, enerji hatları uğrundaki sinsi savaşı, gizli servislerin ışık geçirmeyen labirentlerinden, Washington, Moskova, Ankara, Taşkent dörtgeninde ve eski Sovyet coğrafyasında ideali uğruna sınır tanımayan Altaylı’nın emperyalistler arasında merkezi Avrasya’nın paylaşımı için yeniden başlayan tehlikeli oyunda yüklendiği bu ağır ve çileli rolünü ortaya çıkaran bir biyografi.

Türkiye ve Dünya’ya bakışınızı, bugüne kadar bildiklerinizi kökten değiştirecek hem geçmişe hem de geleceğe yeni bir bakış açısı getirecek bir kitap ‘Büyük Oyun’daki Türk’.
 

Eski26-05-2008, 23:10   #48
V€nüS
 
**KiTaP ÖzETLeRi...** - V€nüS

Alıntı:
Orjinal Mesaj Sahibi SanDoKaN. Mesajı Göster
bana biri Susuz yazın özetini cıkarırsa cok sewinecegim hoca netten olmasın dedi
üzgünüm ama senin için kitabı okuyamıycam belki işine yarar..



Susuz Yaz kitap özeti

Susuz Yaz, Necati CUMALI’nın, öykülerden oluşan, adını da içindeki bir öyküden alan kitabıdır. Yazar, avukatlık yaptığı yıllarda, hem memleketi olması hem de yaşamının önemli bir kısmını orada geçirmesi nedeniyle, İzmir’in Seferihisar ve Urla ilçelerine bağlı köylere ait deneyim ve izlenimlerini sunar bu kitapta. Yazılanlar her ne kadar kurgu olsa da, öykülerdeki isimler değiştirilmiş olsa da, söz konusu öykülerde yaşananlar gerçeğin ta kendisidir. Susuz Yaz’ı okuyup da Urla ve Seferihisar bölgesine gidenlerin gözünde hemen kitabın satırları canlanırken, bölgeyi iyi bilen biri için de kitabı okuyunca civarın dağları, dereleri ve ormanlarının canlı bir şekilde gözünün önüne geleceği kesindir.
Toplam onbir kısa öyküden oluşan kitapta, Necati Cumalı, gerçekçi köy hikayelerini toplamıştır. Toprak, su davaları, çekişmeler, kıskançlıklar, öç almalar, kavgalar, cinayetler, zorbalıklar ve köylümüzün, kasabalımızın bu konulardaki tutumu anlatılıyor bu hikayelerde. Aynı zamanda şair de olan yazarın bu özelliği konuları anlatış tarzına da yansımış görünmektedir. Olayları o kadar şiirsel bir dille anlatıyor ki okuyucu ister istemez kendisini olayın içinde buluyor. Kitaba adını veren Susuz Yaz’ın yanında on öykü daha vardır: Öç, Yenilmeyen, Dağlı ve Muharrem, Bıçak, Kaatil, Gülsüm Kıza Ağıt, Esma ile İsmail, Aktör, Aksinin Biri ve Selim’i Anarım.
Tiyatroya da uyarlanan Susuz Yaz’ın konusu adından da anlaşılacağı üzere “su”dur; Anadolu’da hep var olan, yüzyılımızın son çeyreğinde sınırları da aşıp uluslar arası, savaş çıkartacak kadar önemli bir hale gelen su paylaşımıdır. Mevcut suyun herkese yetmemesi üzerine, tarlasından su çıkan iki kardeş suyu sahiplenir. Çıkan su kavgası kardeşlerden birinin cinayet işlemesiyle sonuçlanır ve diğeri hapse girer. Ceza evine düşen kardeş evlidir ancak gelenek olduğu üzere suçu küçük üstlenir. Bir süre içerdeki kardeşiyle ilgilenen ağabey daha sonra geline göz koyduğu için kardeşinin ölüm haberinin geldiği yalanını bütün köye yayar ve nihayet böylece çaresiz kalan gelinle evlenir. Ancak yıllar sonra ceza evinden beklenmedik şekilde çıkıp gelen küçük kardeş olayları öğrenince kıyamet kopar.
Sinema uyarlamasında aynı adama âşık ana-kız rekabeti olarak gösterilen Öç’te ise köyün işsiz güçsüz haytasından kızını korumaya çalışan ananın durumu ve olaylarla hiç de ilintisi olmayan insanların trajedisi anlatılmaktadır. Ağabeyinden (Şerif Ali) farklı olarak gözü hep işinde olan küçük Mahmut aşk olayının en hak etmeyen kurbanı olarak, kendisini ve erkekliğini ispatlamak zorunda hisseden, bunu daha çok köylülerin ırz, namuz doldurmalarıyla yapan, kızın (Hacer) erkek kardeşi tarafından öldürülür. Köylerimizde yaygın olarak görülen tipik bir kız kaçma-kaçırılma ve bunu takip eden namus cinayeti olayıdır.
Yenilmeyen’de her şeyini yenilmez bir güreş devesine yatıran bir köylünün kıskançlıklar sonucu devesinin öldürülmesiyle beraber Batı Anadolu’daki deve güreşi geleneği en ince ayrıntısı ve terminolojine kadar okurlara sunulmaktadır. Anlatımdaki şiirsellik bir devenin ölümünü okur vicdanında bir insanınki kadar acıklı ve hüzünlü hale getirmektedir. Bıçak ise insanımızın silaha düşkünlüğünü işleyen, bir bıçağın köy çocuğunun arkadaşları ve büyükleri nezdindeki imajını nasıl güçlendirdiğini anlatan kısa öykülerden bir başkasıdır.
Dağlı ve Muharrem, Katil ile Gülsüm Kıza Ağıt öykülerinde sırasıyla zorbalık, kabadayılık, eğitimsiz ve kocasına tamamen mahkum olan kadının dramı ve bütün bunların karşısında sürekli bastırılan, horlanan, aslında pervasızlığa saygısından dolayı baş vurmayan insanların çileden çıkıp olanlara dur demesi ve kendini savunma ihtiyacı hissetmesi örnekleriyle anlatılmaktadır. Ezilen insanların haklılığını belgelemek istercesine söz konusu hikayelerde cinayet işleyenler yazar tarafından “katil olmalarına rağmen” o şekilde sunulmaktadır ki okuyucu farkında olmadan sempati duyar onlara.
Aktör ve Aksinin Biri öykülerinde ortak olarak insanlarımızın zayıflıkları, içinde bulundukları maddi güçlükler ve bu güçlükler nedeniyle kolayca yoldan çıkarılmaları, devlet memurlarına rüşvet verilerek ulusun ortak değerlerinin nasıl katledildiği anlatılmaktadır. Hayatta hiç bir amacına ulaşamayan sözde aktör, köylü ve kasabalının saf duygularını ve iyi niyetini sömürerek yaşayıp giderken, bir kereste tüccarı da kolcunun maddi açmazlarını ve içkiye düşkünlüğünü kullanarak ormanları talan etmeye devam eder. Tüccarın yolsuzluğu sanki kırk yıl öncesine ait değil de son birkaç yıldır yaşadığımız her türlü yolsuzluk, sahtekârlık, yüzsüzlük ve vurdum duymazlıkları sergiliyor gibidir. Öyküde yaşananlar günümüze adeta nazire yapıyor, bize çok alışık olduğumuz şeyleri bir daha hatırlatıyor.
Öykülerde görülen genel olumsuz havaya rağmen Selim’i Anarım adlı öyküde yazarın kendisi bile çalışkan Türk köylüsüne âşıktır. Elinde bulundurduğu tarla, bağ ve bahçelerini işleyerek, diğer bazı komşuların gerek kendi tembelliklerini bastırma dürtüsü gerekse kıskançlıkları nedeniyle sürekli saldırmaları ve dalga geçmelerine rağmen, etrafını cennete çevirmiştir köylü Selim. Engel olunmadığı, destek olunduğu hatta hiç değilse gölge edilmediği zaman insanımızın yapamayacağı şey yoktur.
Bu kitapta ele alınan konular ve sorunlar aslında yüz yıllardır Türk toplumunun yaşadığı sorunlardır. Yazar kişilerin çatışma ve didişmeleri yoluyla bizi bu sorunlara götürmekte, çözüme hiç de gerek olmadığını, problemin çözümü de içinde barındırdığını olayların inceleniş ve aktarılışı sırasında gayet açık bir şekilde vermektedir: Çözüm eğitimdir. Bu dava ve olaylar köyümüz ve köylümüz (bugün kentlimiz de buna dahil edilmeli) aydınlığa kavuşturulmadıkça sürüp gidecektir. Hatta bugün “kentli” demekte bir hayli zorlandığımız şehirlilerimizin bir çoğu da ironik bir şekilde aynı kadere mahkum olmuştur. Eskiden cehalet yüzünden sadece kırsal kesimde karşılaşılması muhtemel bazı olaylar kentlere kadar gelip dayanmıştır.
Hemen hemen iki çeyrek asır önce yazılmış ve eleştirilmiş olan konular ne gariptir ki hiç değişmeden bugün de karşımızda durmaktadır. Bu bakımdan Necati Cumalı’nın öyküleri güncelliğini, gerçekliğini ve sıcaklığını yitirmeyen öykülerdir. Tüm zamanlarda okunabilecek bir başucu kitabı olma özelliğini taşımaktadır. Su davası (Susuz Yaz), kız kaçırma (Öç), kabadayılık yoluyla para sızdırma (Dağlı ile Muharrem), boşanan kadının dramı (Gülsüm Kıza Ağıt) ve rüşvet, yolsuzluk, memleket kaynaklarını talan etme (Aksinin Biri) konuları hem köy hem kentlerimizde fazlasıyla yaşadığımız, alıştığımız ve iyice kanıksadığımız konulardır. İnsanımızı daha iyi tanımak için okunması gereken bir kitaptır Susuz Yaz.
 

Eski15-11-2008, 20:45   #49
ayyash07
 
**KiTaP ÖzETLeRi...** - ayyash07



İntikam Gönllüsü - Frederick Forsyth
Altın Kitaplar

Calvin Dexter, gönüllü yaptığı askerliğinde yeteneklerinden dolayı Tünel Fareleri adındaki özel bir timde görev yapmış bir avukattır. Askerliğinden sonra hukuk fakültesinde okumak istemiş ve devlet tarafından burslu olarak okumuştur. Mezun olduktan sonra evlenmiş ve bir kızı olmuştur. Kızı ergenliğinde yakışıklı bir genç tarafından kandırılmış, fuhuş çetesinin eline düşmüş, daha sonra da cesedi bulunmuştur. Calvin, emniyet kuvvetlerinin bu konuda bir şeyler yapmadığını görünce kızının katilini gittiği ülkede öldürmüştür. Bu olaydan sonra avukatlığı paravan olarak kullanmaya başlamış, esas işi olarak hükümetin yakalanmasında bir şeyler yapamadığı suçluları sipariş üzerine yurtdışından getirmek ve adalete teslim etmeyi seçmiştir.

Ricky Colenso zengin bir ailenin kızı olan annesi ve Toronto Üniversitesi'nde profesör babası olan, ailenin tek çocuğudur. 1995'te Yugoslavya'daki iç savaşı görmesi üzerine yardım etmek üzere Bosna'ya gitmiştir. Bosna'da Zolan'ın Kurtları adındaki korku salan bir çete tarafından öldürülmüştür. Dedesi Steve Edmond, torununun izini bulmak için özel bir dedektif tutmuş, uzun seneler sonunda torununun katilinin Zoran Zilic adındaki, Milosevic'e bağlı eski bir gangster olduğunu öğrenmiştir. Bağlantılarını kullanarak Amerikan hükümetinin bu konuda bir şeyler yapmaya çalışmasını sağlamış, lakin Zilic bulunamamamıştır. Steve Edmond son çare olarak "İntikam Gönüllüsü" Calvin Dexter'a başvurmuştur.

Zoran Zilic, Yugoslavya iç savaşı sırasında yaptıklarından dolayı bir savaş suçlusudur. Savaş sırasında zimmetine geçirdiği kirli parayla birlikte ortadan kaybolmuştur. Saraybosna'da ki nükleer bir tesisten nükleer bomba yapımında kullanılabilecek miktarda uranyum çalmıştır. CIA, Usame Bin Ladin'in de bu uranyuma talip olabileceğini düşünerek Zoran'ı yem olarak kullanmaktadır. Calvin Dexter haftalarca araştırma yapmış ve Zilic'in San Martin Cumhuriyeti'nde özel bir malikanede yaşadığını öğrenmiştir. CIA de kullandıkları adamın izlendiğini farketmiş ve Calvin'i safdışı etmeye çalışmıştır. Tüm bu kovalamaca sonunda galip gelen Calvin'dir ve Zilic'i Amerikan adaletine teslim etmiştir.


Düzenleyen ayyash07 : 15-11-2008 20:52.
 

Eski22-04-2009, 11:12   #50
Strawberry Fields
 
**KiTaP ÖzETLeRi...** - Strawberry Fields

kitap özetlerine bu başlıkan mı devam ediyoruz ?

alfabetik sırayı bozmamak için ayrı başlık mı açalım. ?
 

Eski     0
**KiTaP ÖzETLeRi...**

üç nasihat kitabının kısa özeti, muştu yayınları kitapları özetleri, tanışır yayınları değerlerimiz dizisi sevgi özet, üç nasihat kitabının özeti, macera adası kitabın uzun özeti, labirent hikayesinin özeti, bir kadın bir ses kitap özeti, bir günlük düş ve gerçek kitabını oku, şatoda macera özet, kısa çocuk hikaye özetleri.

bir günlük düş ve gerçek özet, gizli deney kitabinin gercek ozeti, bu annem beni öldürecek kitabı uzun özeti, labirent adlı kitabı özeti çocuk kitabı, kraliçeyi kurtarmak özet sonu, düş göremeyen padişah kitap özeti, hùzünlü yaşlı ağaç hikayesinin kısa özeti, aya tırmanan çocuk hikayesini özeti, kraliçeyi kurtarmak kitabının özeti.

kraliçeyi kurtarmak hikayesinin özet, hikaye özetleri ata yayıncılık, kraliçeyi kurtarmak kitabının geniş özeti, ata yayıncılık öykülerinin özeti, 4. sınıf ata yayıncılık hikaye özetleri, adada macera kitabının özeti, kraliçeyi kurtarmak özet, sophıe başına gelenler özeti, 1 günlük düş ve gerçek kitap konusu.

kraliçeyi kurtarmak kitabı ana fikri, sophia'nın başına gelenler kitabi ozeti, çılgın babam kitabının özeti, patenli kız kitabın ana fikri, can kitabevi ozetleri, kraliçeyi kurtarmak kitabının ana fikri, kraliçeyi kurtarmak kitap özeti, aya yolculuk kitap özeti uzun, çılgın babam kitabı özetini dinle.

kraliceyi kurtarmak kitabinin cok kisa ozeti, çılgın babam kitabının kahramanları, bir gün düş ve gerçek özet, bir günlük düş ve gerçek özeti, http://www.wardom.org/kitap-ozetleri-138837/, ipek ongun iste hayatın kısa ozetı ödev kıtap ozetı, kraliçeyi kurfarnak kitap özeti, macera adası kitabı tam özeti, kraliçeyi kurtarmak kitabının kahramanları.

üç nasihat kitabının ozetı, macera adası kitap özeti kısa, patenli kızın kitabin konusu, demir maske türkçe kısaltılmış özeti, uc gul kizin gizli mektuplari ozeti, bir günlük düş ve gerçek özeti, ata yayıncılık hikaye özetleri, patenli kız roman özeti, gabriel in cehennemi özet.

Üç gül kızın gizli mektupları kitabın özeti, İlk gençlik romanlarım deniz romanının özeti, ata yayıncılık kitap özetleri, benliğini arayan çocuk özeti, beyaz kanatlı kuşun özeti uzun olsun, güneşe tırmanan çocuk kısa özeti, hüzünlü yaşlı ağaç özeti, çay mı kahve mi ben mi özeti, yapraklar güneşe bakar kitap özeti.

büyük atatürk'ten küçük öyküler özeti, aya tirmanan cocuk ozeti, ingilizce hikaye özetleri ve türkçeleri, şatoda macera kitap özeti kısa, can dündar benim gençliğim ozeti, patenli kiz kitabinin konusu, sophie nin başına gelenler kitabının özeti, sophie'nin başına gelenler uzun özeti, Çanakkale içinde muştu yayinlari kitap özeti.

**KiTaP ÖzETLeRi...**.

Cevapla





Şu Anda Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 

Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şuan saat: 12:21.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)



tatil, pvp serverler, ukash, Oyun, Kürtaj Fiyatları, Maç Özetleri, msn kaydol, ilgili forum, dizi izle, film izle, diğer yarım son bölüm, Deriza, film izle, program indir


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Wardom Internet Adresimizde 5651 Sayılı Kanun’un 8. Maddesine ve T.C.K’nın 125. Maddesine göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. Wardom hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler için webmaster \@wardom.org adresi ile iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) gün içerisinde Wardom yönetimi olarak tarafımızca gereken işlemler yapılacak ve avukatlarımız size dönüş yapacaktır.
You Rated this Thread: