Geri Dön   Wardom.Org > Milli ve Dini Unsurlar > Türk ve Dünya Tarihi

9483 ziyaretçi, 113 mesaj.
 
Eski15-10-2006, 08:43   #1
NARUTO
 
Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu - NARUTO
Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu

Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu



Özellikle kişisel gelişimi destekleyecek nitelikte oyunlar koymak hedeflerimden birisi idi.
Bu oyunda amacımız Türk ve Dünya Tarihi'ne bir nebze olsun faydası dokunmuş bir Türk Büyüğünü yazmak olacaktır.
Öncekinin yazdığı ismin son harfiyle yeni bir Türk veya Dünya büyüğü bularak oyunumuz devam edecektir.Ancak dikkat edelim, daha önce yazılmış isimleri tekrar etmeyelim.
Yazılacak kişiler; bir savaşcı, bir lider, edebiyatçı, tarihçi, bilimadamı, siyasetçi olabilir.Burada tek kıstas Türk ve Dünya Tarihine az da olsa faydası dokunmuş kişiler olmasıdır.
ayrıca yazdığınız kişi hakkında kısa bi bilgi veriniz...





Örneğin; 1.Kişi: Fatih Sultan Mehmet

2.Kişi: Tonyukuk



Ben başlıyorum; Mustafa Kemal Atatürk

Düzenleyen NARUTO : 21-10-2006 21:50. Sebep: ekleme
 
anahtar kelimeler     0
Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu
anahtar kelimeler:

Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu.


Eski15-10-2006, 09:13   #2
yasba
 
Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu - yasba

Kanuni Sultan Süleyman
 

Eski15-10-2006, 09:20   #3
narkoz_3264
 
Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu - narkoz_3264

Nazım Hikmet Ran
 

Eski15-10-2006, 11:49   #4
yasba
 
Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu - yasba

Nizamülmülk
 

Eski15-10-2006, 12:12   #5
crimson
 
Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu - crimson
pardon ya :D k olcaktı doru

Kanuni Sultan Süleyman

Düzenleyen crimson : 15-10-2006 13:03.
 

Eski15-10-2006, 12:16   #6
yasba
 
Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu - yasba

Alıntı:
Orjinal Mesaj Sahibi salim3334
Fatih Sultan Mehmet
dostum K ile başlayan bir isim olacaktı
 

Eski15-10-2006, 12:46   #7
rainali
 
Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu - rainali

Kaşgarlı Mahmut
 

Eski15-10-2006, 12:58   #8
narkoz_3264
 
Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu - narkoz_3264

Talat Paşa
 

Eski15-10-2006, 13:01   #9
yasba
 
Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu - yasba

Abdulhamit
 

Eski15-10-2006, 13:55   #10
Ñïghtwât©H..
 
Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu - Ñïghtwât©H..

konuyu dağıtmak gibi olmasın ama sadece isim yazmak yerine yazdığımız kişi hakkında kısa da olsa biraz bilgi versek daha iyi olmaz mı?
 

Eski15-10-2006, 14:16   #11
YENİÇERİ
 
Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu - YENİÇERİ

TİMUR HAN

Timur, kendi adıyla anılan büyük Türk İmparatorluğu'nun kurucusudur. 8 Nisan 1336'da, Türkistan'ın Keş şehrinde dünyaya geldi. Semerkant'ın güneyinde bulunan bu yerin bu günkü adı "Yehr-i Şebz"dir. Babası, Barlas oymağının beyi Turagay (Turgay), annesi Tekine Hatun idi. Barlas boyu Orta Asya'dan gelen bir Türk kavmidir. O devirde Barlas boyu Çağatay Hanlığı'na bağlı idi.

Timur'un babası 1360'da ölmüş, onun yerine geçen amcası Hacı Barlas 'da 1361'de öldürülmüştü. Timur, O sırada 25 yaşlarında idi.Cesur, zeki, bilgili bir Türk asilzadesi olan Timur, siyasî ve askerî dehasını gösterecek her fırsattan yararlanacak, kısa zamanda yükselecek ve cihangir olacaktı. Doğu Türk Hakanlığı'nın tahtına çıkacak, imparatorluğun sınırlarını İtil (Volga)'den Hindistan'daki Ganj Nehri'ne, Tanrı Dağları'ndan İzmir ve Şam'a kadar uzatacaktı.

İskender, Sezar ve Dârâ gibi ünlü cihangirlerin seviyesine çıkabilmek için, Timur, hepsi zaferle sonuçlanan 17 sefer düzenlemiş, 27 ülkenin hakanına baş eğdirmiş, onlara baş olmuştu.Böyle bir şahsiyeti çocukluğundan itibaren bazı özellikleriyle tanımak gerekir.

İşte tarihçilerin Timur için söyledikleri:

At binen, kılıç kuşanan, attığı oku yüzük deliğinden geçiren bir çocuk; on iki yaşında savaşa katılan bir bahadır;
Savaşlardan, savaş talimlerinden arta kalan zamanını okumakla, büyük âlimlerden ders almakla geçiren genç bir idealist;
Üç yüz kişilik bir kuvvetle on bin kişilik bir orduyu yenen eşsiz stratejist;
Bir savaşta ayağından yaralanan ve bu yüzden adının sonuna Fars dilinde "topal" anlamına gelen "lenk" sıfatı eklenen bir başbuğ. (Türkler 'Aksak Timur' Batılılar 'Tamerlan' derler).
Dünya tarihine, özellikle Türk-İslâm tarihine çok bilen, dinin, ilim ve sanatın koruyucusu;
Asya'da Türkçe'nin, Türk sanat ve kültürünün Fars kültürünün baskısı altında yok olup gitmesini önleyen, öne geçmesi, örnek olması çığırını açan hükümdar;
Aman dileyenin dostu, düşmanlarının acımasız baş belası, ama askerlerinin âdeta taptığı hükümdar ve milletinin babası...

Bu kadar değil. Günahını sevabından, zulmünü adaletinden çok göstermek isteyenler de vardır. Kellelerden kuleler yaptığını, şehirleri yakıp yıktığını da hatırlatırlar. Yıldırım Bayezid'le savaşmış ve kardeş orduları birbirine kırdırmış olmakla da suçlanır. Gerçekten Ankara Savaşı'ndan sonra Osmanlı Devleti bir süre bocalamış ve bir fetret devri geçirmiştir. Fakat aynı tarihçiler, hatta bütün tarihçiler, Timur'un son ana kadar savaşı başlatmamak için, Yıldırım'ın ise başlatmak için gayret gösterdiğini yazarlar.Ey Firdevsî, kalk, kalk da, her satırında kötülediğin mağlup Türk'ü şimdi gör!

Timur'u Hıristiyan Batı zalim ve yıkıcı olarak anar. Timur, daha hayatta iken bu suçlamalara cevap vermiştir.O, İlhanlı Devleti'nin ve ona bağlı Çağatay Hanlığı'nın kargaşalıklar, entrikalarla sarsıldığı bir dönemde, yenilmez bir güç olarak ortaya çıkmıştı. Türk, İran ve Arap tarihçileri, bu kargaşalığa Yahudi tüccarların ve Hıristiyan misyonerlerin birinci derecede sebep olduklarını belirtirler. Bu tüccarlar ve bazı misyonerler Avrupa krallarına casusluk yapıyorlardı ve bunlar bütün Türkistan'a dolmuşlardı. Timur bunların faaliyetlerine son verdi. Hindistan'dan Hıristiyan misyonerlerin kovulmasını, bu kıtada Müslümanlığın yayılmasını sağladı. Bunun için Hıristiyanlar ona düşman idi. Timur, işgal ettiği yerlerde, Yunan ve Roma eserlerinin kalıntılarını, putları yıkmıştı. Bu yüzden ona "yıkıcı" demişlerdir.


gERİSİ
 

Eski15-10-2006, 16:39   #12
NARUTO
 
Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu - NARUTO

Alıntı:
Orjinal Mesaj Sahibi Night_watcH2
konuyu dağıtmak gibi olmasın ama sadece isim yazmak yerine yazdığımız kişi hakkında kısa da olsa biraz bilgi versek daha iyi olmaz mı?

doğru söylemişsin... o zaman oyunda küçük bi değişiklik yapıyoruz.

bundan sonraki mesajlarda İsmile beraber kısa bilgi verelim...

öneri için sağol Night_watcH2...
 

Eski15-10-2006, 16:45   #13
yasba
 
Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu - yasba

Nizamülmülk (tekrar söyledim bu sefer kısa bilgisiyle )
Büyük Selçuklu Devleti sultanlarından Alparslan ve oğlu Melikşah’ın veziri, büyük devlet adamı. Adı Hâce Kıvâmüddîn Ebû Ali Hasan bin Ali’dir. 1018 yılında İran’ın Tûs şehrinde doğdu ve 1092 yılında Nihavend’de, Hasan Sabbah’ın fedâisi bir bâtinî tarafından şehit edildi.
Kardeşi Ebü’l-Kâsım Abdullah ile birlikte çok iyi bir eğitim gördü. Fıkıh, hadis, edebiyat ve sâir ilimleri çok iyi tahsil etti. Zamânındaki meşhur âlim ve ediplerle devamlı görüştü. Bu, onun idârecilik hayâtındaki kâbiliyet ve başarısının büyüklüğünde mühim rol oynadı.

Devlet hizmetindeki hayâtı, babası ile berâber Gazne Devletinin Horasan vâlisi Ebü’l-Fâzıl Es-Suri’nin hizmetinde bulunmakla başladı. 1040 yılındaki Dandanakan Savaşından bir süre sonra Alparslan’ın Belh vâlisi Ali bin Şadan’ın maiyetine girerek, vilâyet işlerinin yürütülmesiyle vazifelendirildi. Selçuklu Sultanı Tuğrul Beyin vefatı ile Alparslan ve kardeşi Süleyman Bey arasındaki taht mücâdelesi sırasında yerinde görüş ve tedbirleriyle dikkatleri çekti ve 1063 yılında Alparslan’ın yanında hizmete başladı. Alparslan, Sultan olunca 1064 yılında Selçuklu Devletine vezir tâyin edildi. Zamânın halîfesi Kâim bi emrillah tarafından Nizâmülmülk unvânı ile taltif edildi. Bu unvânıyla tanındı.

Nizâmülmülk, vezir olduğu 1064’ten, şehit edildiği 1092 senesine kadar aralıksız yirmi dokuz sene Büyük Selçuklu Devletine, tam bir dirâyet ve adâletle hizmet etti. Vazifeli olduğu için katılamadığı Malazgirt Meydan Muhârebesi hâriç, bütün Selçuklu fütûhatında bulundu. Sultan Alparslan’ın vefâtıyla veliaht Melikşah’ın tahta geçmesini sağlayıp, nizam ve âsâyişin korunmasında muvaffak oldu. Sultan Melikşah’a muhâlefet eden veya başkaldıran Selçuklu prenslerinin itâat altına alınmasında büyük hizmeti geçti. Sultan Melikşah, devletin idâresinde ona çok büyük ve geniş yetkiler verdi. Nizâmülmülk’ün akıllı, tedbirli ve adâletli idâresi sâyesinde de, Melikşâh’ın saltanatı, aynı zamanda Büyük Selçuklu Devletinin de en parlak ve en şanlı devri olmuştur.

Nizâmülmülk, âlim, edip ve kadirşinâs bir zât olduğu için meclisi; ilim ve sanat adamlarının toplandığı bir yer hâline gelirdi. Abbâsi halîfesi de kendisine pek çok hürmet eder, meclisinde bulunurdu. Âlimlere, şâirlere, sanatkârlara karşı çok ikrâm, ihsan ve iltifât ederdi. Birçok câmi, mescit, vakıf eserleri yaptırdı.

Büyük Selçuklu Devletine; idârî, adlî, askerî, mâlî, sosyal ve kültürel sâhada pek çok yenilikler ve değişiklikler getirdi. Sarayı, merkezî hükümet teşkilâtını, İslâm esaslarına dayalı mahkemeleri, toprak sistemini sağlam esaslar üzerine yeniden düzenledi. Gerçekleştirdiği yeni sistemler bâzı değişikliklerle berâber bütün Türk-İslâm devletlerince devam ettirildi.

Nizâmülmülk, zamânında yayılmaya ve kuvvetlenmeye çalışan bozuk fırkalara karşı, Ehl-i sünnet bilgilerinin sistemli bir şekilde öğretilmesi sağlandı. Bunun için Bağdat, Belh, Nişabur, Herat, İsfehan, Basra ve Musul gibi çeşitli şehirlerde, kendi unvanı ile anılan Nizâmiye Medreselerini kurdurdu. Onuncu yüzyılda Ehl-i sünnete muhâlif cereyanların giderek yaygınlaşması sebebiyle İslâm dünyâsında ortaya çıkan karışıklıkların giderilmesinde Nizâmiye Medreselerinin çok büyük hizmeti geçti. Bu medreselerin en meşhurlarından birisi de, Bağdat’taki Nizâmiye Medresesi olup, asrın büyük âlimlerinden birisi olan Ebû İshak-ı Şirâzî burada ders vermekle vazîfeli idi.

Nizâmülmülk’ün Selçuklu Devletindeki bütün düzenleme ve değişiklikleri ciddî bir şekilde tetkik eden, devlet idâresinde kendi görüşlerini, icrâatını ve bunların gerekçelerini gelecek nesillere intikal ettirmek maksadıyla Fârisi olarak yazdığı Siyâsetnâme isimli eseri, bugün siyâset ilmiyle uğraşanların el kitapları arasında sayılmaktadır. Siyâsetnâme’de Türk-İslâm devletlerinin idârî, mâlî, siyâsî, askerî, sosyal ve kültürel yönlerini incelemektedir. Tam doğru metin ve ilâvesiz nüshası, İstanbul’da Süleymâniye Kütüphânesi, Molla Çelebi kısmında 114 numarada mevcuttur. Siyâsetnâme, birçok dillere tercüme edilerek, yayınlanmıştır.
 

Eski15-10-2006, 16:53   #14
NARUTO
 
Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu - NARUTO

Kılıç Arslan I



Türkiye Selçuklu Devletinin kurucusu Kutalmışoğlu Süleymân Şâhın oğlu ve ikinci Türkiye Selçuklu sultanı. Doğum târihi ve yeri kesin bilinmemektedir. Babası Süleymân Şahın (1077-1086) 1086 senesinde Suriye seferinde Melik Tutuş*********a yenilmesiyle, Antakya*********da bulunan Kılıç Arslan, Büyük Selçuklu Devleti (1038-1194) Sultanı Melikşah'ın (1072-1092) emriyle İsfahan*********a gönderildi. İsfahan sarayında Selçuklu hükümdârının nezâretinde iyi bir eğitim ve öğretim görerek, Türk-İslâm terbiyesiyle yetiştirildi.

Büyük Selçuklu Sultanı Melikşâh*********ın 1092*********de vefâtıyla Anadolu*********ya dönen Birinci Kılıç Arslan; 1086*********dan beri devâm eden Anadolu Selçuklu Devletindeki fetret devrine son verip, İznik tahtına sâhip oldu. İznik şehrini îmâr ettirip, savunmasını güçlendirdi. Bizans İmparatorluğu (395-1453) saldırılarına karşı beylerbeylik unvânıyla İlhan Muhammed*********i vazîfelendirdi. İznik saldırıları bertaraf edilerek, Balıkesir ve Kapıdağ bölgelerinden Bizanslılar atıldı. Kılıç Arslan, İskân siyâseti tâkip ederek, Anadolu*********nun Türkleşip İslâmlaşması için doğudan Türk-İslâm âileleri getirtip, Batı Anadolu*********ya yerleştirdi. İslâm âlimleri, ilim adamları, sanatkârlar ve değerli kumandanlar Türkiye Selçuklu Sultânının himâyesinde çalışmalara başlayıp kıymetli eserler meydana getirdiler. Kılıç Arslan*********ın halka karşı güzel davranışları askerî ve îmâr faaliyetleri Bizans İmparatorluğunu rahatsız ediyordu. Bizanslılar Türk beylerine karşı târihî entrikalarını faaliyete geçirip İzmir havâlisinin hâkimi, meşhur Türk denizcisi Çaka Bey ile Kılıç Arslan*********ın arasını açmaya çalıştılar. Bu sırada Kılıç Arslan, fetret devrinde Türkiye Selçuklu Devletinden ayrılan şehirleri tekrar bir bayrak altında toplayıp, birlik kurmak için harekete geçmişti. 1096 senesinde Malatya şehrini kuşattı. Malatya Kalesi düşmek üzereyken, Haçlı ordusunun batıdan Türkiye topraklarına girdiği öğrenilince, kuşatma kaldırıldı. Süratle, İzmit*********e doğru harekete geçen Türk ordusu Haçlıları karşılamaya yöneldi. (Bkz. Haçlı Seferleri)

Müslüman-Hıristiyan ayırt etmeksizin büyük katliâm yapan Haçlı ordusunun sayısının çok fazla olması yüzünden, Kılıç Arslan Türk mücâhidlerinin ağır kayıplar vermesine râzı olmadı ve geri çekilerek yıpratma savaşı uyguladı. Kayseri ve Toroslar üzerinden Kudüs*********e doğru yol alan Haçlı ordusu, Kılıç Arslan*********ın ve kumandanlarının yıpratma savaşları netîcesinde, 600.000*********den 100.000*********e düştü. 40.000 kişiyle Kudüs*********e ulaşan Haçlılar, Antakya, Urfa ve Kudüs*********te Hıristiyan idâreler kurdular.

Haçlı saldırıları sonucu, Türkiye Selçuklu Devletinin başşehri İznik*********ten Konya*********ya taşındı (1097). Batı Anadolu tekrar Bizanslıların hâkimiyetine geçti. Kılıç Arslan, Haçlıların saldırılarını durdurmak için uğraşırken, yerlerinden ayrılan Türkleri iskâna çalıştı. 1106 senesinde Malatya*********yı Danişmendlilerden aldı. Harran ve Meyyâfârikîn*********i zaptedip, Diyarbakır*********ı tâbiiyetine geçirdi. Musul civârına hâkim oldu. Büyük Selçukluların Musul Emiri Çavlı, Artukoğlu İlgâzi ve Sûriye Melîki Rıdvan ile 1107 senesi Temmuz ayında Habur Irmağı kıyısında yaptığı savaşı kaybetti. Yaralı olarak Habur Irmağını geçerken boğularak şehid oldu.

Türkiye Selçuklu Devletinin buhranlı devrelerinde hükümdâr olan Birinci Kılıç Arslan, teşkilâtçı bir devlet adamıydı. Üstün kumandanlık kâbiliyetine sâhip, hayâtı mücâdele içinde geçen büyük bir kahraman ve gâzidir. Mutaassıp Haçlı ordusuna ağır kayıplar verdirerek, Türklerin, Anadolu topraklarından atılamayacağını ispat etti. Çok hayır işleyip, ahâlinin sevgisini kazandı. Hıristiyan halka da adâlet ve şefkâtle davrandı. Bu yüzden vefâtı Hıristiyan halk için de mâtem oldu.

Kılıç Arslan*********ın Anadolu*********ya gelişi nasıl Türkler arasında bir bayram havası estirmişse, destan olan hayâtından sonra genç yaşta ölümü de o derece mâteme sebep olmuştur. Kılıç Arslan, on beş senelik saltanat devresinde çok büyük hâdiselerle karşılaşmış, Haçlı seferleri ve Bizans karşısında varlığı tehlikeye düşen Anadolu, Türklüğün bu yeni vatanında yaşamasına vesîle olmak kudretini göstermiştir.
 

Eski15-10-2006, 17:45   #15
Ñïghtwât©H..
 
Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu - Ñïghtwât©H..


Nasreddin Hoca

Türk halk bilgesi ve fıkra kahramanı

Eskişehir’in Sivrihisar ilçesinin Hortu köyünde 1208 yılında doğdu, 1284 yılında Akşehir'de öldü Babası Hortu köyü imamı Abdullah Efendi, annesi aynı köyden Sıdıka Hatun'dur. Önce Sivrihisar'da medrese öğrenimi gördü, babasının ölümü üzerine Hortu'ya dönerek köy imamı oldu. 1237'de Akşehir'e yerleşerek, Seyyid Mahmud Hayrani ve Seyyid Hacı İbrahim'in derslerini dinledi, İslam diniyle ilgili çalışmalarını sürdürdü. Bir söylentiye göre medresede ders okuttu, kadılık görevinde bulundu. Bu görevlerinden dolayı kendisine Nasuriddin Hâce adı verilmiş, sonradan bu ad Nasreddin Hoca biçimini almıştır. Onun hayatıyla ilgili bilgiler, halkın kendisine olan aşırı sevgisi yüzünden, söylentilerle karışmış, yer yer olağanüstü nitelikler kazanmıştır. Bu söylentiler arasında, onun Selçuklu sultanlarıyla tanıştığı, Mevlânâ Celâleddin ile yakınlık kurduğu, kendisinden en az yetmiş yıl sonra yaşayan Timur'la konuştuğu, birkaç yerde birden göründüğü bile vardır.

FIKRALARININ ÖZELLİKLERİ

Nasreddin Hoca'nın değeri, yaşadığı olaylarla değil, gerek kendisinin, gerek halkın onun ağzından söylediği gülmecelerdeki anlam, yergi ve alay öğelerinin inceliğiyle ölçülür. Onun olduğu ileri sürülen gülmecelerin incelenmesinden, bunlarda geçen kelimelerin açıklanışından anlaşıldığına göre o, belli bir dönemin değil Anadolu halkının yaşama biçimini, güldürü öğesini, alay ve eğlenme türünü, övgü ve yergi becerisini dile getirmiştir. Onunla ilgili gülmeceleri oluşturan öğelerin odağı sevgi, yergi, övgü, alaya alma, gülünç duruma düşürme, kendi kendiyle çelişkiye sürükleme, dinin temel kabulleriyle çelişmeden çok ince bir söyleyişle hoşgörüyü yeğlemedir. O, bunları söylerken bilgin, bilgisiz, açıkgöz, uysal, vurdumduymaz, utangaç, atak, şaşkın, kurnaz, korkak, atılgan gibi çelişik niteliklere bürünür. Özellikle karşısındakinin durumuyla çelişki içinde bulunma, gülmecelerinin genel özelliğidir. Bu özellikler Anadolu insanının, belli olaylar karşısındaki tutumunu yansıtan, düşünce ürünlerini oluşturur. Nasreddin Hoca, halkın duygularını yansıtan, bir gülmece odağı olarak ortaya çıkarılır.

Söyletilen kişi, söyletenin ağzını kullanır, böylece halk Nasreddin Hoca'nın diliyle kendi sesini duyurur. Nasreddin Hoca, bütün fıkralarında, soyut bir varlık olarak değil, yaşanmış bir olayla, bir olguyla bağlantılı bir biçimde ortaya çıkar. Olay karşısında duyulan tepkiyi ya da onayı gülmece türlerinden biriyle dile getirir. Tanık olduğu olaylar, genellikle, halk arasında geçer.

KARAKAÇAN Nasreddin Hoca fıkralarında dile gelen, onun kişiliğinde, halkın duygularını yansıtan başka bir özellik de eşeğin yeridir. Hoca eşeğinden ayrı düşünülemez.Karakaçan onun taşıtı, bineği olduğu kadar belirli özellikleri olan bir arkadaş karakteri de simgeler.
 

Eski15-10-2006, 18:10   #16
Ñïghtwât©H..
 
Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu - Ñïghtwât©H..
müsadenizle devam ediyorum:)

Aziz Nesin

1915 yılında İstanbul’da doğdu.Kuleli Askeri Lisesi’ni, Harp Okulu’nu (1937) bitirdi, subaylıktan gazete fıkra yazarlığına geçti (1944), birçok gazetede yazdı. Sabahattin Ali ile birlikte, biri kapatılınca öteki, Marko Paşa, Malum Paşa, Merhum Paşa, Alibaba (1646/47) ve tek başına Zübük (1962) adlı mizah dergilerini çıkardı; yazılarından ötürü hapse girdi, sürüldü. Bir ara Düşün Yayınevi’ni (1956) kurdu, dağıttı. Hayatını bağımsız yazar olarak sürdürdü. 6 Temmuz 1995 tarihinde öldü.

Sanata şiirler, gerçekçi hikayeler (Millet Dergisi, 1944) ile başlamıştı, dünyaca tanınan güçlü bir mizah yazarı oldu. Cumhuriyet Döneminde Türk Mizahı (1973) adında bir de antoloji düzenlemiş olan yazar, Türkiye’de ve başka ülkelerde yayımlanacak, oynanacak kitap ve oyunlarının telif hakları ve dileyenlerin yardım ve bağışlarıyla yürütülmek üzere, 1972’de bir NESİN VAKFI kurdu; bu vakfın amacı “Vakfın yurduna her yıl alınacak dört kimsesiz ve yoksul çocuğu, ilkokuldan başlatarak yüksek okulu, meslek okulunu bitirinceye ya da bir meslek edininceye dek, her türlü gereksinimlerini sağlayarak barındırmak, yetiştirmektir.” Vakıf her yıl bir edebiyat yıllığı çıkarıyor. İlk Nesin Vakfı Edebiyat Yıllığı 1976’da çıktı.

Kazandığı ödüller, armağanlar; A) Türkiye’de; Üç Karagöz Oyunu (bas. 1968) ile Milliyet gazetesinin 6. Karacan Armağanı birinciliğini (1968), Çiçu ile Türk Dil Kurumu 1970 Tiyatro Ödülü’nü, Pırlatan Bal oyunuyla Arkın Çocuk Edebiyatı Ödülleri ikinciliğini (1974) kazandı. B) Yurt dışında aldığı uluslar arası ödüllerse altı tanedir: Üst üste iki yıl Altın Palmiye (İtalya 1956, 1957), Altın Kirpi (Bulgaristan, 1966), Krokodil (Sovyetler Birliği, 1069) ve Lotüs (Asya-Afrika Yazarlar Birliği tarafından Filipinler’in Manila kentinde, 1975) ödülleri. Son olarak Gabrova kentinde (Bulgaristan) kik yılda bir düzenlenen Gülmece ve Yergi Şenliği’nde, Uluslar arası Gülmece Kitapları Yarışması’nda Büyük Ödül’ü ( Hitar Petar Ödülü, 1977) kazandı.

ESERLERİ
İlk baskı yıllarına göre eserleri:

Hikaye kitapları : Geriye Kalan (1948), İt Kuyruğu (1955), Yedek Parça (1955), Fil Hamdi (1955), Damda Deli Var (1956), Koltuk (1957), Kazan Töreni (1957), Toros Canavarı (1957), Deliler Boşandı (1957), Mahallenin Kısmeti (1957), Ölmüş Eşek (1957), Hangi Parti Kazanacak (1957), Havadan Sudan (1958), Bay Düdük (1958), Nazik Alet (1958), Gıdıgıdı (1959), Aferin (1959), Kördöğüşü (1959), Mahmut ile Nigar (1959), Gözüne Gözlük (1960), Ah Biz Eşekler (1960), Yüz Liraya Bir Deli (1961), Bir Koltuk Nasıl Devrilir (1961), Biz Adam Olmayız (1962), Sosyalizm Geliyor Savulun (1965), İhtilali Nasıl Yaptık (1965), Rıfat Bey Neden Kaşınıyor (1965), Yeşil renkli Namus gazı 81965), Bülbül Yuvası Evler (1968), Vatan Sağolsun (1968), Yaşasın Memleket (1969), Büyük Grev (1978), Hayvan Deyip Geçme (1980), 70 Yaşım Merhaba (1984), Kalpazanlık Bile Yapılamıyor (1984), Maçinli Kız İçin Ev (1987), Nah Kalkınırsın (1988).

Romanları: kadın Olan Erkek (1955), Gol Kralı Sait Hopsait (1957), Erkek Sabahat (1957), saçkıran (1959), Zübük (1961), Şimdiki Çocuklar Harika (1967), Tatlı Betüş (1974), Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz (1977), Surname (1976), Tek Yol (1978).
Anıları: Bir Sürgünün Hatıraları (1957), Böyle Gelmiş Böyle Gitmez (1. Bölüm 1966, 2. Bölüm 1976), Poliste (1967), Yokuşun Başı (1982), Salkım Salkım Asılacak Adamlar (1987), Rüyalarım Ziyan Olmasın (1990).
Masalları: Memleketin Birinde (1987), Hoptirinam (1960), Uyusana Tosunum (1971), Aziz Dededen Masallar.
Taşlama: Azizname (1970).
Fıkralar: Nutuk Makinası (1958), Az Gittik Uz Gittik (1959), Merhaba (1971), Suçlanan ve Aklanan Yazılar (1982), Ah Biz Ödlek Aydınlar (1985), Korkudan Korkmak (1988),
Gezi: Duyduk Duymadık Demeyin (1976), Dünya Kazan Ben Kepçe (1977),
Oyunlar: Biraz Gelir misiniz (1958), Bir Şey Yap Met (1959), Toros Canavarı (1963), Düdükçülerle Fırçacıların Savaşı (1968), Çiçu (1970), Tut Elimden Rovni (1970), Hadi Öldürsene Canikom (1970), Beş Kısa Oyun (1979), Bütün Oyunları Adam Yayınları’nda çıktı (1982).
Barbaros’un Torunu, Hakkımı Ver Hakkı, Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz oyunları basılmadı.
Şiir kitapları: Sondan Başa (1984), Sevgiye On Ölüme Beş Kala (1986), Kendini Yakalamak (1988), Hoşçakalın (1990), Sivas Acısı (1995)
Konuşmalar: İnsanlar Konuşa Konuşa (1988), Çuvala Doldurulmuş Kediler (1995). 1995’te çeşitli türdeki kitaplarından yaptığı seçki Sizin Memlekette Eşek Yok mu? adıyla yayınlandı.
 

Eski15-10-2006, 20:29   #17
NARUTO
 
Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu - NARUTO

NAMIK KEMAL



Şair, romancı, tiyatro yazarı, gazeteci ve idare adamı. 1840 yılında Tekirdağ'da doğdu. Dedesinin terbiyesi altında özel eğitimle yetişti. Tercüme Odası'nda çalışırken Şinasi ile tanıştı. Küçük yaşta şiire başlamıştı. Şinasi'nin Tasvîr-i Efkâr adıyla çıkardığı gazetede yazarlığa başladı. Yeni Osmanlılar Cemiyeti*********ne girdi. 1867'de Paris'e, oradan da Londra'ya kaçtı. 1870'ten sonra İstanbul'a dönerek Gelibolu Mutasarrıfı oldu. 1888 yılında Sakız Mutasarrıfı iken öldü.

1 Nisan 1873 Akşamı, Gedikpaşa'daki Osmanlı Tiyatrosu olağanüstü bir heyecan içinde kaynaşıyordu. Bir yıl önce Gelibolu'da mutasarrıf bulunduğu sırada Kemal Bey'in yazdığı dram, Vatan Yahut Silistre ilt defa sahneye konacaktı. Gedikpaşa Tiyatrosu'nun beş kat locasında saray mensupları, hatırlı, tanınmış kimseler yer yer göze çarpmaktaydı. Nazırlardan, vezirlerden bazıları da gelmişti.

Beş yıldan beri Güllü Agop'un metne dayanarak eser oynatma yetkisini padişahtan alması üzerine, İstanbul'da başka tiyatro kalmadığından, Vatan piyesi bu sahnede oynanacaktı. Salon, at nalı şeklinde, kırmızı kadife koltuklar ve aynı renkte kadife kaplı localarla kat kat yükseliyordu. Her yer tıklım tıklım doluydu. O sırada İbret gazetesini çıkaran Kemal Bey'in şöhreti ise herkesin bildiği bir şeydi.

Daha perde açılıp da İslam Bey ve Zekiye Hanım'ın vatanı yücelten sözleri sahneye yakışır bir yiğitçe tavırla söylenmeye başlar başlamaz, seyircilerde coşkunluk alametleri belirmişti. Zekiye'yi Yeranuhi Karakaşyan oynuyordu. Halk kendini unutmuş, *********Aferin!********* diye yüksek sesle sahneye bağırıyordu. İkinci ve üçüncü perdelerde coşkunluk daha da arttı. Tiyatronun içinden yükselen sesler, *********Yaşa Kemal! Varolsun milletin Kemal'i...********* haykırışları sokaktan geçenlerce bile işitilir olmuştu.

Temsil, coşkun alkışlar, dakikalarca süren haykırışlar arasında sona erdiği zaman halk tiyatroyu terk etmek istemedi. Kemal Bey'in sahneye çıkması arzu olunuyordu. Neden sonra kendisinin tiyatroda bulunmadığı anlaşılınca İbret gazetesi idarehanesine gidilmeye karar verildi. Elliden fazla itibarlı kimse o zamanlar henüz İstanbul sokakları aydınlatılmadığı için ellerinde fenerler ve meşalelerle bir fener alayı ihtişamı içinde ve yollarda yüksek sesle *********Varolsun Kemal********* diye haykırarak Gedikpaşa'dan Galatasaray'daki Haçapulo Pasajı'na, İbret gazetesine geldiler. Gazetenin sahibi Aleksan Efendi'yi uykudan uyandırdılar. Meramlarını anlattılar. Kemal Bey orada yoktu. Bunun üzerine övgü dolu bir tezkere bırakarak ayrıldılar.

Ertesi günü İbret gazetesinde olaylar anlatılıyor ve bu tezkere de yayınlanıyordu. Halkın arzusu üzerine tiyatro idaresi, 2 Nisan akşamı da piyesi oynatma iznini kopardı. Bu defa temsil, Zekiye'yi canlandıran Karakaşyan yararına verilecekti.

4 Nisan akşamı ise tiyatroda Teodor Kasap'ın Pinti Hamit adlı adaptasyonu oynanacaktı. Tiyatronun edebî heyetinde bulunan Namık Kemal ve Mustafa Nuri, idare odasında oturmuş olayları görüşüyorlardı. İbret, bir gün önce süresiz olarak kapatılmıştı. Sebep, olayları anlatış tarzıydı. Halkı padişaha karşı isyana kışkırtır görülmüştü. O sırada kapı açıldı, içeriye bir yabancı girdi. Kemal Bey'in orada olup olmadığını sordu. Kendisini Zaptiye Müşiri Paşa istiyordu. Kemal'i alıp gitti. Az sonra bir zaptiye (askerî polis) binbaşısı geldi. Mustafa Nuri'yi alıp götürdü. O gece temsil sırasında Ahmet Mithat Efendi'yi de aldılar. Ebüzziya Tevfik ve diğerleri birer birer toplandı. Memlekette vatan bilincini uyandırmak için tiyatrodan yararlanan ilk adam, böylece Abdülaziz'in Tanzimat Fermanı'na aykırı düşen emriyle Magosa*********ya sürgün edilmiş oldu. Diğerleri de *********Hürriyet taraflısı********* olmak suçlarıyla çeşitli yerlere sürüldüler, hapsedildiler.

Namık Kemal, en büyük eserlerini Magosa'da yazdı. 1876'da Sultan V. Murat'ın tahta çıkmasıyla affedilerek İstanbul'a döndü. Çok geçmeden Sultan II. Abdülaziz'in tahta çıkmasıyla yeniden tevkif edildi. Mahkemeye sevk edildi. Bereat etti. Fakat yine de İstanbul'da kalması önlendi. Bu yüzden çeşitli mutasarrıflıklara tayin edildi.

En son Sakız Mutasarrıfı iken 2 Aralık 1888'de tutulduğu zatürre hastalığından kurtulamayarak hayata gözlerini yumdu. Rumeli Fatihi Şehzade Süleyman Paşa'nın Bolayır'daki türbesi yanında toprağa verildi.

Namık Kemal, bir çok önemli yeteneklere sahipti. Mesela bir kaç kişiye bir kaç ayrı metni aynı anda yazdırdığını oğlu Ali Ekrem Bolayır, Ruh-ı Kemal adlı eserinde yazar. Keza işittiğini hemen hafızasında tutmak gibi üstünlükleri onun genç yaşta gelişmesine yardım etmiştir.
 

Eski15-10-2006, 20:38   #18
Ñïghtwât©H..
 
Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu - Ñïghtwât©H..

Lala Mustafa Paşa

Bosna'nın Sokol kasabasında doğdu. Vezir olan büyük kardeşinin yardımı ile Yavuz Sultan Selim zamanında Enderun'a girdi. Berber olarak çalışırken, Kanuni Sultan Süleyman'ın dikkatini çekti. Daha sonra çeşnigir ve mirahorluk yaptı. Manisa'da sancakbeyi olarak bulunan Şehzade Selim'in (Sultan İkinci Selim) lalalığına atandı. Bu görev sırasında Şehzade Selim'in kardeşi Bayezid ile arasının açılmasına sebep oldu. Lala Mustafa Paşa önce Van, sonra Erzurum, Halep ve Şam valiliklerine atandı. Ardından İstanbul'a gelerek Vezir oldu ve divana girdi.

Bu sırada padişaha Kıbrıs'ın fethedilmesi gerektiğini kabul ettirdi. Kendisi de Serdar-ı Ekremliğe atandı. Bir yıl süren savaş sonunda Kıbrıs, 1570 yılında fethedildi. Açılan İran seferi dolayısıyla Erzurum kuvvetleri serdarlığına atandı. 1578 yılında İran ordusunu bozarak Tiflis'e girdi. Gürcistan ve Şirvan'ı aldı. 1580 yılına kadar doğuda kalan Lala Mustafa Paşa, Sokullu Mehmed Paşa'nın ölümü üzerine azledilerek İstanbul'a çağrıldı. İkinci Vezir olarak görevlendirilen Lala Mustafa Paşa, padişaha fikir vermek bakımından yardımcı oluyordu. Aynı yıl İstanbul'da vefat etti.
 

Eski16-10-2006, 11:01   #19
yasba
 
Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu - yasba

Abdülmecit

Abdülmecit (25 Nisan 1823, İstanbul-25 Haziran 1861, İstanbul), 31. Osmanlı Padişahıdır. II.Mahmut'un Bezmialem Sultan'dan olan oğludur. Osmanlı Devletinin son 4 padişahının hepsinin babasıdır. Ayrıca en çok sayıda oğlu padişahlık yapmış olan padişahtır.

Batı kültürüyle yetiştirilmiştir. İyi Fransızca konuşur ve batı müziğinden hoşlanırdı. Babası II. Mahmut gibi yenilik yanlısıydı. Babasının vefatı üzerine tahta çıktı. Abdülmecit'in tahta çıkışı sevinç uyandırmıştı. Tâlihi, Mustafa Reşit, Mehmet Emin Ali, Fuat paşalar gibi devlet adamlarına rastlamasıydı. Saltanatı sırasında en çok tutucuların muhalefetiyle karşılaştı. Aracısız halkın dertlerini halkın kendi ağzından dinleyen ilk padişahtır.

Tanzimat Fermanı Abdülmecit'in zamanında ilan edildi. Tanzimat'ın uygulamasında karşılaşılan güçlükleri yerinde görmek amacıyla yurt gezilerine çıktı. 1844'te İzmit, Mudanya, Bursa, Gelibolu, Çanakkale, Limni, Midilli, Sakız'ı ziyaret etti; 1846'da Silistre'ye kadar uzanan bir Rumeli gezisi yaptı. Her yıl Meclisi Vâlâyı Ahkâmı Adliye'yi bir nutukla açması, onun milletvekili düzenine yakınlığını gösterir.

Abdülmecit, babası gibi tüberküloza yakalanmıştı. Ihlamur Köşkü'nde öldüğünde (25 Haziran 1861) 39 yaşındaydı.
 

Eski16-10-2006, 15:12   #20
NARUTO
 
Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu - NARUTO

TURGUT REİS

Türk denizcilerinin büyüklerinden olan Turgut Reis, Akdeniz*********deki başarılarından dolayı büyük bir ün kazanmıştır. Barbaros*********tan sonra Venedik ve İspanyol donanmalarına karşı büyük zaferler kazanarak bütün Avrupa*********yı titretmiştir. Avrupalılar ona Dragot derlerdi. Turgut Reis, elde ettiği başarılar ile tarih sayfalarını süslemiştir.

Turgut Teis, 1485 yılında İzmir*********in Menteşe sancağı dahilinde Seroluz nahiyesine bağlı bir köyde doğmuştur. Babası Veli adında bir çiftçi idi. Fakir bir köylü çocuğu olan Turgut, gençliğini çobanlıkla geçirdi. İri vücutlu ve çok sağlam bünyeli idi. Çok kuvvetli olduğu için pehlivanlığa merak etti. Önüne geleni yeniyordu. O devirlerde pehlivan ve yay çekenler serdengeçti yazılırlardı. Sahil Çocukları da Korsan gemilerine levent olurlardı.

Turgut günün birinde çobanlığı bırakarak İzmir*********e indi. Orada dolaşırken bir tellalın yüksek sesle sokaklarda, *********Terlemeden, solumadan can vermek isteyen korsan yazılsın!********* diye bağırdığını duydu. Bunu işiten çoban Turgut içini çekti, sonra korsan yazılmaya karar verdi. O, dağların çocuğu idi. Fakat şimdi o, önüne serilen engin denizlere açılmak istiyordu.

O bu düşünceler içinde iken İzmir limanına bir Türk korsan gemisi girdi. Bütün direklerine elde ettikleri malları asmışlar, altında davul ve zurna çalarak levent zeybeği oynuyorlardı. Turgut gözlerini açarak, yanık bağırları açık, kolları çıplak bu iri leventlere hayretle baktı. Onlar gibi olmak için içi burkuldu. Daha fazla dayanamayarak gitti, levent yazıldı. O tarihte Turgut henüz 22 yaşında idi. Korsanlar ilk defa onu topçu yaptılar.

Artık denizlerde geziyor, korsanlık ediyordu. Fakat onun en büyük emeli başlı başına bir gemiye sahip olmaktı. Bu gayesine erişmek için yemedi, içmedi, para biriktirdi. Nihayet bir gemi almaya muvaffak oldu.

Turgut Reis Akdeniz*********e açıldı. İlk defa Selanik*********ten buğday yüklü iki Venedik Gemisine Mataban Burnu*********nda tesadüf ederek üzerine atıldı, bu gemileri zaptetti. Bu onun ilk zaferi oldu. Bir müddet sonra da büyük bir korsan gemisini ele geçirerek, küçük teknesini bir kadırga ile değiştirme imkanına sahip olmuştu. O zamanlar maiyetinde yüz elli Türk korsan bulunmakta idi. Forsaları bulunmadığından Sicilya sahillerine baskın yaparak birçok İtalyan*********ı esir etmiş ve kürekçi yapmıştı.

Artık ona korsanlık için geniş bir ufuk açılmıştı. Cebelitarık*********tan Ege Denizi*********ne kadar bütün sahilleri dolaşıyordu. Turgut, kısa bir zamanda yirmi kadırga ve kalitadan ibaret bir filoya sahip oldu. Artık onun şöhreti Akdeniz*********e yayıldı.

Bu başarılarından sonra Cezayir*********e giderek Barbaros Hayrettin*********i kendine bir pir olarak tanıdı. Barbaros, Turgut*********u çok sevdi. Arkadaşlarına onun başarılarını övdü, hatta bir gün:

Turgut benden ileri! Diyerek iltifat etti.

Barbaros Hayrettin, Turgut Reis*********i muavin olarak kullandı.

1540 yılında Turgut*********un donanması, Korsika sahilindeki bir limanda demirli olarak yatıyordu. Güneş henüz doğmak üzere iken, Turgut bir seccadenin üzerinde sabah namazını kıldı. Namazdan sonra Kuran-ı Kerim okudu. Bu esnada tayfaların telaşını duydu. Bir tehlike olduğunu anlayarak gözlerini limanın ağzına dikti. Buradan iki düşman harp gemisinin üzerlerine geldiğini gördü. Fakat bu gemileri daha büyük gemiler takip ediyordu. Bu korkunç donanma Kanuni Süleyman*********ın en büyük rakibi olan İmparator Şarlken tarafından Turgut Reis*********i yakalamak için gönderilen bir donanma idi. Bu donanmanın kumandanı da meşhur Venedik Deniz Amirali Andrea Doria*********nın biraderzadesi genç Jenatin Doria idi. Bu genç kaptan, Akdeniz*********i titreten bir kahramanı esir etmeye gelmişti.

Turgut Reis bir kapana tutulduğunu hissetti. Bu, onun için korkunç bir baskındı. Turgut Reis derhal on iki gemisinin kumandasını eline aldı, bu gemileri yarıp geçebileceği ümidiyle altmış parça düşman harp gemisinin üzerine bir yıldırım süratiyle hücum etti. Fakat düşmanlar birdenbire bunların üzerine topçu ateşine başladılar. Türklerin de karşılık vermesiyle kanlı bir deniz savaşı başladı. Fakat Türkler önlerindeki bu büyük seti aşamadılar. Bu defa düşmanın sahildeki topları da üzerlerine ateşe başladı. İki ateş arasında kalan Türk gemileri batıyor, bazılarının cephanelikleri ateş alarak berhava oluyordu. Bu esnada Turgut Reis*********in gemisine iki düşman gemisi rampa etti. Gemilerden çıkan düşman askerleri Turgut Reis*********in üzerine yürüyerek onu esir ettiler. Bu koca deniz aslanını amirallerinin karşısına çıkardılar.

Turgut Reis, kendisini esir edenin meşhur Andrea Doria olduğunu sanıyordu. Fakat karşısında onun yerine tüysüz bir genci görünce bağlı olduğu zincirlerini şakırdattı ve koşarak:

Ah, demek ben böyle bir çocuğun esiri oldum! diye bağırdı.

Bu söz üzerine genç amiral, Turgut*********un üzerine hücum etti. Çünkü Turgut Reis, zincirlerle bağlıydı. Amiral Turgut*********a yaklaşarak tokat atmak için elini kaldırdığı zaman Turgut gözlerini açarak üzerine hücum edince düşman askerleri üzerine saldırdılar. Onu yakalayıp kürek mahkumlarının bulunduğu yere ayaklarından çaktılar. Bu tarihte Turgut elli altı yaşındaydı. O, artık tel kırbaçlar altında aç ve çıplak kürek çekiyordu. Şimdi kaptan değil bir forsa idi.

Barbaros Hayrettin, Turgut Reis*********in esir düştüğünü duyunca fena halde canı sıkıldı. Hemen donanmasını alarak İtalya sahillerine gelerek her tarafı tehdit ettikten sonra Cenova*********yı top ateşine tuttu. Cenovalılar Barbaros*********tan ne istediğini sordukları zaman:

Derhal Turgut*********u teslim ediniz!..Diye haber gönderdi.

İtalyanlar bunu cana minnet bilerek, Turgut*********u Barbaros*********a teslim ettiler. Turgut Reis bu suretle esaretten kurtuldu. Bundan sonra Turgut Reis, Barbaros*********la beraber Preveze Deniz Savaşı*********na katıldı.

Turgut Reis, bu zaferden sonra tekrar Akdeniz*********e çıkarak bütün sahilleri vurmaya başladı. 1548 yılında filosu ile Napoli*********ye giderek bir kaleyi zaptetti, birçok ganimet elde etti.

Bundan sonra Trablusgarb*********a para götürmekte olan Malta Şövalyelerinin kadırgalarını zaptetti. Avrupalılar Cebre adasını kendisine karargah yapmış olan Turgut*********u yakalamak için kuşattılar. Fakat Turgut Reis, gemilerin yağlı kızaklarla karadan yürütmek suretiyle adanın arka tarafına geçerek Akdeniz*********e açılmaya muvaffak oldu. Düşmanlar Turgut*********u sıkıştırdıklarından emin sevine dursunlar, o onlara yardıma gelen bir gemiyi zaptetmek suretiyle kendilerine bir ders verdi.

Kanuni Sultan Süleyman, Turgut Reis şöhretini duyunca, onu devlet hizmetine aldı. Karlıeli Sancağı da kendisine verildi. Fakat Sadrazam Rüstem Paşa, Turgut*********u hiç çekemiyordu. Çünkü kardeşi Kaptanı derya Sinan Paşa*********ya rakip kabul ediyordu. Turgut Reis bu entrikalardan üzüntülü olarak Tunus*********a çekildi.

Fakat Kanuni ona hediyeler göndererek gönlünü aldı. Ayrıca Trablusgarb*********ı fethederse, oraya kendisini vali tayin edeceğini de bildirdi. Turgut, padişahın bu arzusunu yerine getirmek için Trablusgarb*********ı fethetti. Bunun üzerine Beylerbeyi rütbesiyle Trablusgarb valisi tayin olundu. Bu suretle de paşalık rütbesine kavuştu. On bir yıl Trablusgarp*********ta valilik yaptı.

Turgut Reis, Trablusgarb ve Bingazi*********de valilik yaparken, Malta adasındaki şövalyeler rahat durmuyorlardı. Burası bir korsan yatağı olmuştu.

Günün birinde Mısır*********dan gelen bir Türk gemisini Malta korsanları zaptettiler. Bunu duyan Kanunî:

Bu eşek arılarını Malta kovanından kışkırtınız! Diyerek bir donanma hazırlattı.

1564 yılında 181 gemiden oluşan bir donanma hazırlandı. Otuz bin kişilik bir kuvvet de gemilere bindirildi. Donanma kumandanlığına Piyale Paşa tayin olundu. Askerî serdarlığa da Kızıl Ahmetli Şemsi Paşa, biraderi Dördüncü Vezir Mustafa Paşa seçildi. Turgut Reis de donanmasıyla Malta*********ya hareket etti. Donanma Malta*********ya gelerek karaya asker çıkardı ve orada kanlı bir savaş yapıldı.

Turgut Reis çok kuvvetli bir kalenin karşısına bir tabya yapmakla meşgul olurken, düşman istihkamlarından atılan bir gülle, yanında bulunan bir kayaya çarptı, bu kayadan kopan bir parça Turgut Reis*********in başına isabet ederek seksen yaşında bulunan bu kahramanın başını parçaladı.

Akdeniz*********in ihtiyar kaplanı, aldığı bu yara dolayısıyla ağzından ve burnundan kanlar boşalarak yere yığıldı. Turgut Reis*********in şehit olduğunu gören Serdar Mustafa Paşa, omuzundaki kaputunu bu ihtiyar şehidin üzerine örttü. Tabya bitince, Turgut Reis*********in cesedini çadırına getirdiler.

Turgut Reis Malta Adasında 1565*********te şehit düştü. Naşını alarak Trablusgarb*********ta yaptırılan bir türbeye defnettiler.

Turgut Reis, denizcilik tarihinin Barbaros*********tan sonra en büyük kahramanıdır.
 

Eski16-10-2006, 17:24   #21
Ñïghtwât©H..
 
Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu - Ñïghtwât©H..
katılım az ama olsun devam hadi:)



Sabiha Gökçen

Atatürk’ün manevi kızı ve Türkiye’nin ilk kadın havacısı Sabiha Gökçen, 1913 yılında Bursa’da doğdu.Atatürk’ün 1925 yılında manevi evlat edindiği Gökçen, Çankaya İlkokulu ve İstanbul Üsküdar Kız Koleji’nde öğrenim gördü.1935 yılında Türk Hava Kurumu’nun Türk Kuşu Sivil Havacılık Okulu’na giren Gökçen, Ankara’da A.B. Yüksek Planörcülük brövelerini aldı. Gökçen, 7 erkek öğrenciyle birlikte Rusya’ya gönderilerek yüksek planörcülük eğitimini tamamladı.1936 yılında Askeri Hava Okulu’na giren Gökçen, burada gördüğü özel eğitimden sonra askeri pilot oldu. Eskişehir’de 1. Tayyare alayında bir süre staj yapan Gökçen, avcı ve bombardıman uçaklarıyla uçtu. Gökçen 1937 yılındaki Trakya ve Ege manevralarında görev aldı, aynı yıl Dersim harekatına katıldı.1938 yılında Balkan devletlerinin davetlisi olarak uçağı ile bir Balkan turu yapan Gökçen, daha sonra Türk Hava Kurumu Türk kuşuna başöğretmen tayin edildi. Sabiha Gökçen, 1955 yılına kadar bu görevini sürdürdü. 22 Mart 2001 tarihinde Ankara Gata’da öldü.

HAKKINDA YAZILANLAR

Sabiha Gökçen Öldü
Hürriyet 22 Mart 2001

Atatürk’ün manevi kızı Türkiye’nin ilk kadın havacısı Sabiha Gökçen, tedavi gördüğü Gülhane Askeri Tıp Akademisi Hastanesi'nde (GATA) vefat etti. Yaklaşık bir aydır rahatsızlıkları nedeniyle tedavi gören Sabiha Gökçen en son mide kanaması geçirmiş ve beyinde pıhtı oluşmuştu.
Gülhane Askeri Tıp Akademisi Komutanlığı'ndan yapılan açıklamada, 3 Mart 2001 tarihinden bu yana Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA) Hastanesi'nde tedavi görmekte olan Gökçen'in, bugün saat 08.15'te kalp ve solunum durması sonucu vefat ettiği belirtildi.

Sabiha Gökçen, yarın Ankara'da toprağa verilecek. Gökçen'in cenazesi yarın saat 12.30'da GATA'dan alınarak Türk HavaKurumu (THK) önüne getirilerek katafalka konulacak. Burada düzenlenecek törende saygı duruşunda bulunulmasının ardından Sabiha Gökçen'in biyografisi okunacak. Daha sonra Kocatepe Camii'ne götürülecek Gökçen'in cenazesi burada kılınacak namazın ardından Cebeci Şehitliği'nde toprağa verilecek.

HAVAALANINDA ÜZÜNTÜ

Gökçen’in adı İstanbul Kurtköy’de yapılan havaalanına verilmişti. Gökçen'in vefatının öğrenilmesinden sonra, Pendik Kurtköy'deki Sabiha Gökçen Uluslararası Havaalanı'nın işletmeciliği yapan Havaalanı İşletme ve Havacılık Endüstrileri A.Ş'ye (HEAŞ) ait bayraklar yarıya indirildi. HEAŞ yetkilileri, Gökçen'in inşaat sürecinde havaalanını ziyarete geldiğini ve Mayıs ayında yapılacak resmi açılış törenini heyecanla beklediğini söylediğini anlattılar.

SEZER: ÇAĞDAŞ TÜRK KADINININ SİMGESİ

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, bu sabah vefat eden Sabiha Gökçen'in, Atatürk'ün manevi kızı olma onuruna erişmesinin yanı sıra Türk kadınının çağdaş kimlik kazanmasında etkin rol oynadığını belirtti. Sezer, Atatürk'ün manevi kızı ve Türkiye'nin ilk kadın pilotu Sabiha Gökçen'in vefatı nedeniyle bir mesaj yayımladı. Cumhurbaşkanı Sezer'in mesajı şöyle: ''Cumhuriyetimizin Kurucusu, Ulu Önderimiz Büyük Atatürk'ün manevikızı ve Türkiye'nin ilk kadın pilotu Sabiha Gökçen'in vefatından büyük üzüntü duydum. Sabiha Gökçen, Atatürk'ün manevi kızı olma onuruna erişmesinin yanı sıra Türk kadınının çağdaş kimlik kazanmasında etkin rol oynamıştır. Sabiha Gökçen örnek yaşamı, büyük ülküleri ve başarıları ile daima anımsanacak, çağdaş Türk kadınının simgesi olarak gönüllerimizde sonsuza kadar yaşayacaktır. Kendisine Tanrı'dan rahmet, ulusumuza başsağlığı diliyorum.''

MHP Genel Başkanı, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli, Türk kadınının neleri başarabileceğinin Atatürk'ün manevi kızı, Türkiye'nin ilk kadın havacısı Sabiha Gökçen'in kişiliğinde görüldüğünü belirtti. Bahçeli, Gökçen'in vefatı dolayısıyla yayınladığı mesajda şunları kaydetti: ''Cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Atatürk'ün manevi kızı ve ülkemizin ilk kadın havacısı olan Sabiha Gökçen'in vefatından dolayı büyük üzüntü duydum, kendisine Cenab-ı Allah'tan rahmet diliyorum."

ESERLERİ

1.Atatürk'le Bir Ömür
Sabiha Gökçen
Altın Kitaplar / Toplum ve İnsan Dizisi
 

Eski16-10-2006, 17:42   #22
NARUTO
 
Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu - NARUTO

NAİMA


Nâimâ, ilk resmî vak'anüvis ve Osmanlı tarihçileri arasında en ünlü kişidir. 1652 yılında Halep'te doğdu, Babası. Halep eşrafındandı. İlk öğrenimini orada tamamlayan Nâimâ, genç yaşta İstanbul'a geldi. Yüksek öğrenim gördü ve Dîvan Kalemi'nde memur olarak hayata atıldı. Sonra hayatı birçok memurluklarda geçti. Dîvan Mektupçuluğu, Başmuhasebecilik vesaire yaptı. Nâimâ memurluk hayatında bazen yükselip bolluğa kavuştu, bazen atılıp sıkıntı çekti. Bir aralık Alanya ve Bursa'ya da sürüldü. Çorlu'lu Ali Paşa onu Mora seferine beraber götürdü. Nâimâ, 1715 yılında Patras'da muhasebeci iken 63 yaşında öldü ve bu kasabada bulunan bir caminin bahçesine gömüldü.

Osmanlı Tarihi'nde resmî olarak ilk vak'anüvis olan Mustafa Naimâ Efendi, ilk öğrenimini doğduğu şehir olan Halep'te tamamladıktan sonra, genç yaşta İstanbul'a geldi. Küçüklüğünden beri okuyup yazmaya, özellikle tarihe ve edebiyata büyük merakı vardı. İstanbul'da Enderun'a devam etti. Sonra, Dîvan katipliğinde görev aldı.

Pırıl pırıl zekâsı, titiz çalışmasıyla kendini kısa zamanda gösteren Nâimâ, Kalaylı Koz Ahmet Paşa'nın Dîvan Efendiliği'ne yükseldi. Daha sonra, ilim ve sanat adamlarını korumakla tanınmış Amcazade Hüseyin Paşa'nın hizmetine girdi. İşte, Nâimâ'yı Nâimâ yapan o ciddi çalışmalar, Hüseyin Paşa'nın yanındayken başladı. Amcazade Hüseyin Paşa, Nâimâ'nın mükemmel tarih bilgisini öğrenince, ona önemli bir görev verdi. Paşanın kütüphanesinde, Şârihu'l-Menârzade Ahmet Efendi'nin yazdığı, fakat henüz düzene konulmamış, müsvedde halinde bir tarih kitabı vardı. Bu kitap, 1591 ila 1659 yılları arasındaki olayları naklediyordu.
Hüseyin Paşa, bu kitabın derlenip toplanması ve yeniden kaleme alınması işini Nâimâ'ya verdi. Nâimâ, çalışmalarını çok sıkı tuttu. Çeşitli kaynaklara dayandı, Uzun araştırmalar yaptı ve kitabın daha ilk bölümlerini henüz tamamlarken Hüseyin Paşa'nın büyük takdirini kazandı.

Bu eser tamamlandığı zaman, artık eski müsveddelerle ilgisi kalmamış, baştan başa Nâimâ'nın araştırması ve usta kaleminin bir ifadesi olmuştu, Bu yüzden büyük eser NaimâTarihi olarak bilinir. Nâimâ Tarihi'ne konu olan yıllar, Osmanlı İmparatorluğu'nun en düşkün zamanlarına rastlar. Nâimâ, canlı ve zarif uslubuyla o yılları önümüze sererken, sadece tarihçiliğindeki ustalığı değil, yazarlığındaki kudreti de ortaya koymuştur.

Osmanlı tarihçileri, genellikle saray dahilinde cereyan eden olaylara pek nüfuz imkânını bulamadıkları ve kulaktan kulağa bir şeyler duysalar bile, hayatlarından korktukları için, olayları aktarmada yüzeysel kalmışlardır. Oysa, Nâimâ cesaretle davranmış, hatta III. Ahmet'in, tahta geçer geçmez 19 erkek kardeşini nasıl idam ettirdiğini bile açık açık anlatmıştır:


"Padişah-ı Cihanpenah'ın biraderi olan on dokuz nefer şehzade-i bî-günah, nizam-ı alem için, kemend-i cânistan ile şüheda zirvesine ilhak edilirlerken, yetişkin olmayanların, annelerinin kucağından alınıp canlarına kıyılmasını harem-i hümayun vaveyla ve göz yaşlarına gark olarak seyreylemiştir..."

İstanbul halkı da bu facianın üzüntü ve ızdırabını çekmiştir. Şehzadelerin en büyüğü Mustafa'nın son anında şu beyti söylemiş olduğunu da, Nâimâ, eserinde rahatça nakleder:

Nâsiyemde kâtib-i kudret ne yazdı bilmedüm
Âh, kim bu gülşen-i alemde herkiz gülmedüm.

Naimâ Tarihi'nin bir başka bölümünde, Sultan III. Mehmet'in korkaklığı anlatılmıştır. Nâimâ 'dan öğrendiğimiz olay şudur: Padişah III. Mehmet zorla sefere çıkarılmış ve Osmanlı Ordusu, Hasova mevkiinde durmuştu. Tarihe, Hasova Zaferi olarak geçecek olan savaştan önce, padişahın, Sadrazam Damat İbrahim Paşa'ya gönderdiği tezkire pek yüz kızartıcı oldu:


"Sen ki lalamsın, burda muharebe içün seni serdar idüp, ben buradan İstanbul'a revân olsam olmaz mı?.."

Nâimâ, tarih yazışına yepyeni bir stil getirmiştir. Onun renkli ve çekici bir üslûbu vardı. Olayları, bunları doğuran sosyal çevre ile beraber görüp anlattı. Halkın ve memleketin bu devirdeki hayatı Nâimâ'nın eserinde canlandı. Padişah ve vezirlerin eksik yönlerini, hatalarını güçlü bir ifade tarzıyla yazdı ve eleştirdi.

Nâimâ, tarih olaylarının ve bunları meydana getiren şahısların iç dünyalarına da sızarak yepyeni bir tarih edebiyatı ve sanatı ortaya koydu. Bu eser tarih edebiyatımızın en değerli eserlerinden biridir.

Nâimâ'nın bu düzenli eserini ilk kez İbrahim Müteferrika iki cilt olarak bastı. Daha sonra eser altı cilt olarak yeniden yayınlandı. Nâimâ Tarihi, Osmanlı tarihleri içinde önde gelen tarih kitaplarından biridir.

Nâimâ, devlet görevinde, Anadolu Muhasebeciliği'ne kadar yükseldi, fakat haksızlığa karşı göz yummadığı ve devrin ileri gelenleri hakkında tenkit edici sözler söylediği için 1706 yılında Hanya'ya sürüldü.

Eşinin talebi üzerine, sürgün yeri Bursa olarak değiştirildi. Sürgünde, çok sıkıntılı günler geçirdi. Koca bir yıl çekmediği çile kalmayan Nâimâ, nihayet Çorlulu Ali Paşa'nın izniyle İstanbul'a geldi. Tekrar devlet hizmetine alındı. Hatta Çorlulu Ali Paşa, onun gönlünü almak için Mora seferine beraberinde götürdü.

Ancak bu sefer sırasında da tok sözlülüğünün cezasını çeken Nâimâ'ya, bir kısım görevlerinden el çektirildi. Haksız ve yersiz muamelelere maruz kaldı. Mora'nın Patras kasabasında muhasebeci olarak görevlendirildi. Nâimâ 63 yaşında iken, Patras'ta öldü. Patras'ta bulunan tek caminin avlusuna gömüldü. Bir süre sonra ne o cami kaldı, ne de Nâimâ'nın mezarı...
 

Eski16-10-2006, 17:53   #23
Ñïghtwât©H..
 
Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu - Ñïghtwât©H..


Ali Kuşçu

Türk astronomu.Semerkant’ta doğdu. Babası Türkistan ve Maveraünnehir emîri Uluğ Beyin doğancıbaşısı Muhammed. Kuşçu adının buradan geldiği söylenir. İlk öğrenimini Semerkant'ta yaptı. Sonra, Bursalı Kadızade Rumî'den ve Uluğ Beyin kendisinden matematik ve astronomi okudu. Semerkant'tan Kirman'a giderek öğrenimini tamamladı. Uluğ Beyin kurduğu rasathaneye müdür oldu (1421) ve onun Zîc (yıldızların yerlerini ve hareketlerini gösteren cetvel) adlı eserine yardım etti. Gürganî tahtında oturan Uluğ Bey, oğlu Abdüllâtif'in ihaneti sonucu öldürülünce (1450), Semerkant medreselerindeki derslerine son verdi ve Hacca gitmek üzere Tebriz'e geldi (1449). Tebriz'de Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan kendisine çok itibar etti ve yanında alıkoydu. Bir ara, Osmanlılarla barış konuşmalarını yürütmek üzere elçi olarak Ali Kuşçu'yu Mehmed II'ye (Fatih) yolladı. Ünlü bilgine hayran olan Mehmed II, kendisinden İstanbul'da kalmasını rica etti.

Ali Kuşçu, bu daveti ancak elçilik görevini bitirdikten sonra gerçekleştirebileceğini bildirdi: Tebriz'e döndü, bir süre sonra bütün ailesini alarak İstanbul'a geldi. Osmanlı-Akkoyunlu sınırında Mehmed II'nin emriyle büyük bir törenle karşılanan Ali Kuşçu, Ayasofya medresesine müderris oldu. 1474 yılında öldü.

ESERLERİ

Çalışmaları iki yönde gelişmişti: kelâm ve dilbilgisi, riyaziye ve heyet (matematik ve astronomi). Kelâm, dilbilgisi ve Nâsırıüddin-i Tusî'nin Tecrid-ül-Kelam (Sözün Tecridi) adlı kitabına ve kadı. Adudüddin'in Risale-i Adüdiye'sine (Adudüddin'in Risalesi) yaptığı yorumlar ve özellikle Unkud-üz-Zevahir fi Nazm-ül-Cevahir (Mücevherlerin Dizilmesinde Görülen Salkım) adlı eserleri önemlidir. Astronomi konusunda ise Farsça yazdığı Riselet-ül fi'l hey'et (Astronomi Risalesi) başta gelir. Eser, bazı ilâvelerle Arapçaya çevrildi. Ali Kuşçu bu nüshaya Risalet-ül-Fethiye (Fetih Risalesi) adını vererek Fatih'e sundu.
Ayrıca Uluğ Beyin Zîc'ine yaptığı yorum, en önemli yazılarındandır. Bunlardan başka Mahbub-ül-Hamail fi keşif-il-mesail (Meselelerin Keşfinde Tılsımların en Makbulü) adlı ansiklopedik bir eseri daha vardır. Çağında İstanbul medreselerinde matematik ve astronomi çok gelişmiştir.
 

Eski16-10-2006, 18:31   #24
SiT@Re
 
Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu - SiT@Re

Ulubatlı Hasan ( .... - 1453)

Ulubatlı Hasan, İstanbul'un fethi sırasında surların üzerine çıkan ilk Türk askeridir. Osmanlı ordusu Fatih Sultan Mehmed kumandasında 6 Nisan 1453 Cuma günü İstanbul'u kuşattı. 29 Mayıs 1453 Salı günü sabaha karşı son saldırı yapılıyordu. Yeniçeriler arasında iriyarı Ulubatlı Hasan adlı bir asker surlara tırmanmaya başladı. Bir elinde palası, öteki eli ile kalkanını başının üstünde tutarak surların üstüne çıktı. Onunla birlikte otuz kadar yeniçeri de surlara tırmandı. Ulubatlı Hasan yaralanmasına rağmen, arkadaşlarının surlara çıkmasına yardım etti. Ayağı taşa takılarak surlardan aşağı düştü. Yukarıdan atılan oklarla şehid edildi. Ancak yeniçeriler, açılan gediklerden içeri girerek şehri ele geçirdiler.

edit: Allahtan kısa bilgi verin denilmiş.. nayt bunları tarihe yön verenlerede at ha

Düzenleyen SiT@Re : 16-10-2006 18:33.
 

Eski16-10-2006, 18:41   #25
NARUTO
 
Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu - NARUTO

NECİP ASIM


Türk tarihi ve milliyet ideali için çalışmış fikir adamlarımızdandır. 1861 yılında Kilis*********te doğdu. Bal Hasan Oğulları denen bir Sipahi ailesindendir. Soyadı kanunu çıkınca kendine Yazıksız soyadını seçmişti.

1880*********de Harbiye*********den Piyade Mülazimi (Teğmen) çıkmış, Askerî Rüştiyelerde ve sonra Harbiye*********de Türkçe, Fransızca ve tarih gibi dersler okutmuş ve askerlik hayatını öğretmenliklerde geçirerek Miralaylıktan (Albay) emekli olmuştu.

1908 inkılabından sonra İstanbul Darü*********l-fünunu Türk Tarihi ve Türk Dili Tarihi Müderrisi oldu. Üçüncü seçim döneminde Türkiye Büyük Millet Meclisine Erzurum milletvekili seçildi.

12 Aralık 1935*********te Kadıköy*********deki evinde öldü. Erenköy*********de Sahrayıcedit mezarlığına gömüldü.

Henüz Askerî Rüştiyesinde hoca iken bir çok gramer, okuma, coğrafya ve tarih kitapları yayınlamıştır. Bu küçük okul kitaplarından başka Medrese-i Edep, Medeniyete Hizmet, Sitler, gibi çeşitli eser ve tercümeleri, Fransızca, hatta fizik ve resim derslerine ait risaleleri basılmıştır. Türk idealine ve tarihine ait makalelerini ise İkdam gazetesi vasıtasıyla neşrediyordu.

Eserleri, çoğu küçük risalelerden ibaret olmak üzere, 40 civarındadır. Yazdığı makalelerin de 1000*********e ulaşmıştır. II. Abdülhamit devrinde koyu Osmanlılık davası içinde Türk tarihi ve Türk idealiyle uğraşan nadir zümredendir. Gök Bayrak*********ı da ilk defa o tercüme etmişti.

Necip Asım, Türk dili hakkındaki eserlerinden dolayı 1892 Şikago Sergisinden bir madalya ve bir şahadetname almış, Paris*********teki Societe Asiatique, 1895*********te onu azalığa seçmişti. 1908 inkılabından sonra Türk Yurdu, Bilgi, Edebiyat Fakültesi Mecmuası, Türk Tarih Cemiyeti Mecmuası gibi birçok mecmualarda makaleler yazdı. Aynı zamanda İstanbul Darülfünununda Türk Tarihi ve Türk Dili Tarihi dersleri verdi.

Necip Asım, rahmetli Arif Bey*********le birlikte büyük bir Türk Tarihi hazırlamaya başlamış, bu eserin Osmanlılardan önceki Türklere ait olan I. cildi Tarih Encümeni tarafından neşredilmişti. Milattan sonraki ilk yıllarda, Orta Asya Türklerinin kullandıkları Orhun diline ait küçük bir broşürü ve Yeniçay kıyılarında VIII. yüzyılda dikilmiş olan Orhun Kitabeleri hakkındaki incelemelerini kapsayan eseri, dil ve edebiyatımız için faydalıdır.

Bunlardan başka XII. yüzyılda Yuknak şehrinde yetişmiş olan Mahmut oğlu Ahmet isimli Türk şairinin Hakaniye lehçesiyle yazdığı Aybetül-Hakayık isimli manzum eserin Uygur harfleriyle yazılmış olan nüshasını Ayasofya Kütüphanesi*********nde keşfetmiş, okumaya muvaffak olmuş, gerek bu eserin fotoğrafını, gerek lehçemize tercümesini iki kısımlık bir kitap halinde neşrederek edebiyat tarihimize büyük bir hizmette bulunmuştu.

Necip Asım, Fransızca, Arapça, Uygurca ve Çağatayca öğrenmişti.
 

Eski16-10-2006, 18:53   #26
SiT@Re
 
Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu - SiT@Re



Mahmut Celal Bayar (1883 - 1986)

Parlamenter, devlet adamı, Türkiye Cumhuriyeti'nin 3. Cumhurbaşkanı Celal Bayar, 1883 yılında Bursa-Gemlik'te doğdu. İlk ve orta öğrenimini babası Abdullah Fehmi Efendi'nin yanında yapan Bayar, Gemlik mahkeme ve reji kalemine memur olarak girdi. Daha sonra Ziraat Bankası'nda çalışmaya başladı. Bu arada Harir Darutariri okuluna devam etti. 1990'da İttihat Terakki Cemiyeti'nin kurduğu gönüllüler taburuna yazıldı. Zamanla bu partinin sayılı üyeleri arasına girdi. İzmir'de kurulan cemiyetin genel sekreterliğini yürüten Bayar, Kız Lisesi'nin ve Şimendifer Okulunun açılmasına ön ayak oldu.

I. Dünya Savaşı'ndan sonra İzmir'de kurulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin de faal üyeleri arasına katıldı. 1920 tarihinde Bursa milletvekili olarak Büyük Millet Meclisi'ne katılan Bayar, aynı tarihte İktisat Bakanlığı'na vekalet etti. Çerkez Ethem'in isyanı sırasında, Ethem'i ikna etmek için gönderilen heyete başkanlık etti. 1921'de İktisat Başkanlığı'na getirildi. Lozan Konferansı'na müşavir üye olarak katıldı. 1924'te Türkiye İş Bankası'nı kurma görevini üstlendi. 1937'de İsmet İnönü'nün başbakanlıktan ayrılması üzerine, Atatürk tarafından Türkiye Cumhuriyeti'nin 14. Başbakanı olarak tayin edildi ve ilk kabinesini kurdu. Atatürk'ün ölümünden sonra, Cumhurbaşkanlığı'na seçilen İsmet İnönü tarafından da başbakan olarak tayin edildi. Daha sonra İnönü ile anlaşamadığından, yerini 3 Mayıs 1939'da Doktor Refik Saydam'a bıraktı.

CHP'de arkadaşları ile 1945'de Dörtlü Takrir'i verinceye kadar görev aldı ve bu tarihte Adnan Menderes, Fuat Köprülü ve Refik Koraltan ile birlikte Demokrat Parti'yi kurdu. 14 Mayıs 1950 genel seçimlerinde genel başkanı bulunduğu Demokrat Partinin iktidarı büyük çoğunlukla kazanması ile 22 Mayıs 1950'de toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisi Bayar'ı Cumhurbaşkanlığına seçti. 1954-1957 genel seçimlerinden sonra da Meclis tarafından Cumhurbaşkanlığına seçilen Celal Bayar, 10 yıllık Cumhurbaşkanlığı döneminde Adnan Menderes'i başbakan olarak tayin etti.

Bayar, 27 Mayıs 1960'da Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yönetime el koymaları ile tutuklanarak Yassıada'ya götürüldü. 16 ay süren soruşturma ve yargılamadan sonra, Yassıada Yüksek Adalet Divanı tarafından, 15 Demokrat Parti, ileri geleni ile birlikte idama mahkum edildi.(15 Eylül 1961) Milli Birlik Komitesi, idamlardan üçünü (Menderes, Zorlu, Polatkan) onaylarken, başta Celal Bayar olmak üzere, 12 Demokrat Parti ileri geleninin idam hükmünü müebbet hapse çevirdi. Yassıada'dan Kayseri cezaevine götürülen Bayar, orada rahatsızlandı, evinde tedavi edilmek üzere serbest bırakıldı (7 Kasım 1964).

22 Ağustos 1986 tarihinde İstanbul'da vefat etti.

Üç çocuk babası idi ve Fransızca bilirdi.

Düzenleyen SiT@Re : 16-10-2006 18:58.
 

Eski16-10-2006, 20:02   #27
Ñïghtwât©H..
 
Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu - Ñïghtwât©H..

Alıntı:
Orjinal Mesaj Sahibi SİT@R€
edit: Allahtan kısa bilgi verin denilmiş.. nayt bunları tarihe yön verenlerede at ha
tamam atarız bi ara
bu arada belki biliyorsundur ulubatlı hasan diye birinin olmadığı sadece Türk milletinin kahramanlığını anlatmak için yaratılmış bir hayal kahramanı olduğu söyleniyor...


Reşat Nuri Güntekin

25 Kasım 1889 tarihinde İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ ni bitirdi (1912). Bursa’ da başladığı (1913) öğretmenlik hayatına çeşitli okullarda devam etti. Milli Eğitim müfettişi (1931), Çanakkale milletvekili (1933-43), Paris Kültür Ateşesi ve emekli (1954) oldu, kanser tedavisi için gittiği Londra’ da öldü. İstanbul’ da Karacaahmet Mezarlığı’nda gömülü.

Yazı hayatına Birinci Dünya Savaşı sonlarında (1917) başlayan, ilk eseri de Eski Ahbap (uzun hikaye) 1917’ de basılan Reşat Nuri, 1918’ de tiyatro eleştiri ve araştırmaları yayımlarken bir yandan da hikayeler (Şair Dergisi, 1918/19; Nedim Dergisi, 1919; Büyük Mecmua, 1919) yazıyordu. Çalıkuşu’ nun Vakit gazetesinde tefrikasıyla (1922) geniş bir ün kazandı. Çok hareketli bir eser olan Çalışkuşu’ nda Anadolu, ilk idealist ve aydın kızı Feride’ ye kavuştu, geniş ölçüde romana girdi. Bu roman az okumuş ve aydın, iki sınıfı da, doğal ve canlı diliyle kendine bağladı. Reşat Nuri’ nin hemen bütün romanlarında dekor olarak taşra kasaba ve şehirleri çevre, tip, çeşitli problem ve görüşleriyle Anadolu atmosferi görülür. Romanlarında sosyal ve hissi konuları işleyen yazar, küçük hikayelerinde bunların yanına mizahı da ekledi

Yazdığı, çevirdiği, kitap biçimine girmiş veya dergi, gazete sayfalarında, tiyatro repertuarlarında kalmış tüm eserlerinin toplamı yüzü bulur; bunlardan 19 tanesi telif romandır, 7 tanesi hikaye kitabı. Yazdığı, çevirdiği, uyarladığı, oynanmış, basılmadan kalmış oyunlarının sayısı roman ve hikaye kitaplarının sayısını da aşar. 7 Aralık 1956’da Londra’da öldü.


ESERLERİ


Hikaye kitapları: Tanrı Misafiri (1927), Sönmüş Yıldızlar (1927), Leyla ile Mecnun (1928), Olağan İşler (1930), vb.
Gezi yazıları: Anadolu Notları (ilk cildi 1936; ikinci cildi 1966).
Oyunları içinde en ünlüleri Balıkesir Muhasebecisi (1953) ve Tanrıdağı Ziyafeti (1955)’ dir. Bütün eserleri ölümünden sonra, eşi tarafından, bir külliyat halinde yeniden bastırıldı.

Romanları: Gizli El (1922), Çalıkuşu (1922), Damga (1924), Dudaktan Kalbe (1925), Akşam Güneşi (1926), Bir Kadın Düşmanı (1927), Yeşil Gece (1928),Acımak (1928), Yaprak Dökümü (1930), Kızılcık Dalları (1932), Gökyüzü (1935), Eski Hastalık (1938), Ateş Gecesi (1942), Değirmen (1944), Miskinler Tekkesi (1946), Harabelerin Çiçeği (1953), Kavak Yelleri (1950), Son Sığınak (1961),Kan Davası (1955),
Hikaye Kitapları: Tanrı Misafiri (1927), Sönmüş Yıldızlar (1927), Leyla ile Mecnun (1928), Olağan İşler (1930)
Gezi Yazıları: Anadolu Notları (ilk cildi 1936; ikinci cildi 1966)
Oyunları:Balıkesir Muhasebecisi (1953), Tanrıdağı Ziyafeti (1955)

Düzenleyen Ñïghtwât©H.. : 16-10-2006 21:26.
 

Eski16-10-2006, 21:29   #28
Ñïghtwât©H..
 
Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu - Ñïghtwât©H..
kendi kendime oyanamaya devam ediyorum:)


Nurullah Ataç

21 Ağustos 1898 tarihinde İstanbul Beylerbeyi’nde doğdu.İlkokuldan sonra dört yıl kadar Galatasaray Sultanisi’ne, sonra da bir süre Edebiyat Fakültesi’ ne (1922) gittiyse de Fransızca öğrenmesi ve yetişmesi okullarda değil, kendi kendine ve özeldir. 1921’ de Nişantaşı Lisesi’nde Fransızca okutarak başladığı öğretmenlik hayatı, 1925/26 arası Ticaret Vekaleti’ ndeki görevi bir yana hep Milli Eğitim Bakanlığı’ na bağlı olarak İstanbul, Adana ve Ankara’ da 31 Mayıs 1945’ e kadar sürdü, sonra Cunhurbaşkanlığı Mütercimliği’ ne geçerek emekliye ayrılıncaya kadar ( 7 Şubat 1951 ) bu görevde çalıştı. 17 Mayıs 1957 tarihinde öldü.

Edebiyat dünyasında ilkin Dergah dergisinde yayımladığı şiirleri (1921-22, 6 şiir), makale ve tiyatro eleştirileriyle görünen Ataç, Cumhuriyet devrinde, yalnız deneme, eleştiri yazdı ve çeviriler yaptı. Yeni Şiir’ in, başta Cumhuriyet devri şairleri, genç sanatçıların tanınmasında öncülük etti. Türkçe’ nin özleşmesi, arınması için yılmadan savaştı, bu uğurda yazdığı yazılarda hiçbir yabancı söz kullanmadığı oldu, kendine özgü, devrik cümleleri çoğunlukta; yeni bir dil ve anlatım biçimi yarattı, genç yazarların çoğu onun etkisinde kaldılar. Kabul edilmiş değerleri yeniden ele alarak tartışmalara yol açması onun arayıcı olumlu yönlerinden biri oldu.

ESERLERİ

Yunan, Latin, Fransız, Rus klasik ve çağdaş yazarlarından elliye yakın çevirisi çıkmış olan Ataç’ ın deneme ve eleştirileri (ancak 1940’ dan sonra yazdıklarının bir kısmı) şu kitaplarda toplandı: Günlerin Getirdiği (1946), Karalama Defteri (1952), Sözden Söze (1952), Ararken (1954), Diyelim (1954), Söz Arasında (1957), Okuruma Mektuplar (1958), Günce (1960), Prospero ile Caliban (1961).Ataç’ın bütün eserleri, Varlık Yayınları arasında topluca yayımlandı, bu dizide yedi kitabını derleyen beş cilt çıktı (1967-1971). Türk Dil Kurumu da 1972’ de Günce’lerinin iki cildini yayımladı: İlk ciltte 1953-55, ikinci ciltte 1956-57 yıllarında yazdığı günceler derlendi. Bütün eserleri yeniden Yapı Kredi Yayınları’ nda basılıyor.


NOT:ayrıca soyadımız aynı olduğu için herkesin akraban mı diye sormaktan bıkmadığı bir yazardır kendisi
 

Eski16-10-2006, 21:34   #29
Ñïghtwât©H..
 
Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu - Ñïghtwât©H..


Çelebi Mehmet

Osmanlı padişahlarının beşincisi

Saltanatı: 1413-1421
Babası: Yıldırım Bayezid- Annesi: Devlet Hatun
Doğumu: 1379 Vefatı: 26 Mayıs 1421

Osmanlı Devleti'nin ikinci kurucusu. Babası Sultan Yıldırım Bayezid Han, annesi Germiyanoğlu Süleyman Şah'ın kızı Devlet Hatun'dur. Küçüklüğünden itibaren devrin en yüksek alimlerinden ders aldı. Din ve fen ilimlerini öğrendi. 1393'te devlet idaresinde tecrübe sahibi olmak üzere Amasya'ya sancak beyi tayin olundu.

Çelebi Mehmet, Ankara savaşından sonra parçalanan Osmanlı topraklarını yeniden bir idare altında birleştirmek için fetret devrinde (1402-1413) kardeşleri Süleyman, İsa ve Musa Çelebiler ile mücadele etti. En son 1413'te Çamurlu mevkiinde, Musa Çelebi kuvvetlerini bozguna uğrattıktan sonra, Edirne'de tahta çıktı. Böylece Osmanlı Devleti'ni karşılaştığı bu büyük bunalımdan kurtararak devletin birliğini sağlayan Çelebi Sultan Mehmet, ilk olarak elden çıkan toprakları geri almaya çalıştı.

1414'te Anadolu üzerine yürüyerek Aydınoğlu Cüneyd beyin elinden Kayacık, Nif ve İzmir'i aldı. Karamanoğulları'na ait Konya'yı muhasara etti ise de İkinci Mehmet'in af dilemesi ve tabiiyetini arz etmesi üzerine barış yapıldı. Ancak Karamanoğlu'nun sözünde durmaması üzerine Sultan Mehmet, Şehri ikinci defa kuşatarak zaptetti (1415). Daha sonra yapılan antlaşmayla Konya'yı Karamanoğulları'na bırakan Sultan, Beypazarı, Sivrihisar, Akşehir, Yalvaç ve Beyşehir kalelerini ülkesine kattı.

Bundan sonra, evvelce Musa Çelebi ile birleşerek kendisine karşı hareket eden ve vergisini de göndermeyen Eflak beyi Mirça üzerine yürüyen Sultan, onu Yer-Göğü'de mağlup etti. Mirça, üç yıllık vergisini ödediği gibi, oğlunu da rehin olarak bıraktı. Rumeli'den dönüşünde Candaroğulları üzerine yürüdü. Tosya, Çankırı ve Kalecik'i ele geçirdi. 1416 ve 1420'de ilk defa Tuna ırmağının kuzeyine geçerek Basarabya'ya girdi.

Çelebi Mehmet devrinin en önemli iç hadisesi Şeyh Mahmut Bedrettin isyanıdır. İslam'a uymayan sapık fikirlerini halk arasında yayan Şeyh Bedrettin'in çıkardığı isyan kısa sürede Karaburun'dan Amasya'ya kadar yayıldı. Ancak ülkeye tek başına hakim olduğu günden beri Şeyh Bedrettin'in hareketlerini dikkatle takip eden Sultan, Şeyhin ve taraftarlarının başlattığı bu ayaklanmayı zamanında bastırmaya muvaffak oldu. Yakalanan Şeyh Bedrettin İslam alimlerinin fetvası üzerine idam edildi.

Aynı yıl Rumeli'de taht mücadelesine giren ve Düzmece Mustafa olarak da bilinen kardeşi Mustafa Çelebi'yi yenilgiye uğrattı. Mustafa Çelebi kaçarak Bizans imparatoruna sığındı. Bu olaydan kısa bir müddet sonra Sultan, Edirne'de avlanırken rahatsızlandı ve çok geçmeden de 26 Mayıs 1421'de vefat etti. Naşı Bursa'ya getirilerek Yeşil Türbe'ye defnedildi.

Osmanlı Devleti'nin ikinci kurucusu kabul edilen Çelebi Mehmet, sabırlı, azim ve irade sahibi, sözüne ve vaadine sadık, vakur bir hükümdar idi. Sekiz yıllık saltanatını Allhü tealanın dinine hizmet etmek ve yolunu yaymak için kuvvetli bir devlet kurmaya feda etti. Küçük ve büyük yirmi dört muharebede bulunarak kırka yakın yara aldı. İçte ve dışta daimi olarak din ve devlet düşmanlarıyla mücadele halinde iken yazdığı bir şiiri:

"Cihan hasm olsa, Hakk'tan nusret iste!

Erenlerden dua vü himmet iste!"

beytiyle başlamaktadır.

Çelebi Mehmet, memleketindeki refahtan diğer müslümanlara da pay vermek, Resul-i Ekrem'in mübarek komşularının dualarını almak için her sene onlara hediyeler gönderme adetini başlattı. Sürre alayı adı verilen bir heyetle gönderilen hediyeler, Mekke ve Medine'deki mübarek yerlerin tamir ve bakımı ile fakirlerin yiyecek ve giyecekleri için sarf edilirdi.

Memleketin imarına büyük önem veren Sultan, Bursa'da Yeşil Türbe ile bir cami, medrese ve imaret, Edirne'de bir cami ve bedesten, Amasya'da da oğlu Kasım için bir türbe yaptırmıştır.
 

Eski16-10-2006, 22:08   #30
xoGn
 
Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu - xoGn

baba çok ii çalışma devamını da bekliorum senden.Karma verebilsem 254554 tane az gelir ama vermişim daha onceden.
 

Eski16-10-2006, 22:45   #31
SiT@Re
 
Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu - SiT@Re
yettim nayttt :D

Tiryaki Hasan Paşa ( .... - 1611)

Osmanlı komutanı ve devlet adamı Tiryaki Hasan Paşa, gençliğinde Enderun adı verilen saray okuluna girmiştir. Enderun'u bitirince önce sarayda, sonra taşradaki görevlerde çalışmıştır.

20 yıl kadar Zigetvar beylerbeyliğinde bulunmuş, 1594 yılında Bosna beylerbeyliğine, sonra da Kanije kalesinin komutanlığına atanmıştır. 9 Eylül 1601'de başlayan savaşta Kanije kalesini 100.000 kişilik bir Avusturya ordusuna karşı başarıyla savunmuş ve düşmanın kaleyi almasını önlemiştir. Bu başarısından ötürü devrin padişahı Sultan Üçüncü Ahmet tarafından kendisine vezirlik rütbesi verildi. Bundan sonra yine Bosna'ya gönderilen Tiryaki Hasan Paşa daha sonra sırayla Budin ve Rumeli valiliklerine atanmıştır.

O sırada başkaldıran Celali eşkiyasından Canpolat ve oğlunun ayaklamasını bastırdıktan sonra yine Budin valiliğine getirilmiş, bir süre sonra 1611 yılında Budin'de ölmüştür.
 

Eski17-10-2006, 00:28   #32
SiT@Re
 
Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu - SiT@Re



Abdülhamid II (1842 - 1918)

Sultan İkinci Abdülhamid 21 Eylül 1842 tarihinde İstanbul'da doğdu. Babası Sultan Birinci Abdülmecid, annesi Tir-i Müjgan Kadın Efendi'dir. Annesi Çerkezdir. Sultan İkinci Abdülhamid çok küçük yaşta iken annesini kaybettiği için öksüz büyüdü ve onu üvey annesi Piristu Kadın yetiştirdi. Çocukluğunda çok zayıf bir bünyeye sahip olan Sultan İkinci Abdülhamid sık sık hasta olurdu. Babasının padişahlığı sırasında bu durumu yüzünden özel ilgi gördü. Çok hoşgörülü bir ortamda büyüdü. Kültür derslerinin yanında musiki dersleri aldı ve piyano çalmayı öğrendi. Bekarlığı sırasında çok serbest bir hayat yaşayan Sultan İkinci Abdülhamid, evlendikten sonra tüm boş zamanını ailesiyle, çocuklarıyla geçirmeye başladı. Sultan İkinci Abdülhamid, yıkılmak üzere olan Osmanlı İmparatorluğunu 33 yıl ayakta tutmayı başarmış büyük bir padişahtır. Dindar bir insan olan Sultan İkinci Abdülhamid ibadetlerini aksatmazdı. Hayırsever ve cömert bir insan olan Sultan İkinci Abdülhamid, sıradan bir vatandaş gibi yaşardı. Yunan seferi sırasında, kendisine hazinede yeterli para bulunmadığı söylenince, atalarından kalma şahsi servetinden masrafları karşılamış, devletten beş kuruş almamıştı. Boş vakitlerini marangozhanede geçirir, harika eşyalar yapar, bunları sattırır ve parasını fakire fukaraya dağıttırırdı. Son derece şefkatli bir insan olan Sultan İkinci Abdülhamid'in kendisini öldürmek isteyenleri bağışlaması, dünya siyaset tarihinde görülmemiş bir olaydır. Sultan İkinci Abdülhamid, kültüre önem vermiş ve eğitim konusunda hizmet verecek birçok mekan yaptırmıştır. Üniversiteler, Güzel Sanatlar Akademisi, Ticaret ve Ziraat Okulları kuran Sultan İkinci Abdülhamid, ilk ve orta dereceli okullar, dilsiz ve kör okulları, kız meslek okulları da yaptırmıştır. Vilayetlere liseler, kazalara ortaokullar kurmakla beraber, ilkokulları köylere kadar ulaştırdı. İstanbul'da Şişli Etfal Hastahanesini ve Darülaceze'yi kendi şahsi parasıyla yaptırdı. Hamidiye adı verilen nefis içme suyunu borularla İstanbul'a getirtti. Karayollarını Anadolu içlerine kadar uzatan Sultan İkinci Abdülhamid, Bağdat'a ve Medine'ye kadar da demiryolları döşetmiştir. Büyük şehirlere atlı tramvay hatları döşetti.

BİRİNCİ MEŞRUTİYET
İttihat ve Terakki Cemiyeti ileri gelenleri, Balkanlar'da ard arda çıkan isyanlar ve giderek çoğalan ülke bunalımlarını bahane ederek Sultan Abdülaziz'i tahttan indirip yerine Sultan Beşinci Murad'ı padişah yapmışlardı. Kısa bir süre sonra Sultan Murad'ın hasta olduğunun anlaşılmasından sonra yerine Sultan İkinci Abdülhamit getirildi. Avrupa ile olan ilişkiler sonucu Osmanlı Devletinde de bir aydın sınıf oluşmuştu. İttihat ve Terakki Cemiyeti bu aydınların sözcüsü gibi çalışıyor ve Meşruti yönetimin gelmesiyle ülkede bir rahatlama olacağına inanıyorlardı. Sultan İkinci Abdülhamid tahta çıkmadan önce Meşrutiyeti ilan edeceğini vadetmişti. Padişah olur olmaz bu sözünü tuttu ve 23 Aralık 1876'da Osmanlıların ilk anayasası olan Kanun-i Esasi'yi ilan etti. İlan edilen I. Meşrutiyet çok uzun sürmedi. Mithat Paşa padişahların yetkilerini kısıtlamak istiyordu. Bu durumdan rahatsız olan Sultan İkinci Abdülhamid, Sultan Abdülaziz'in öldürülmesinden sorumlu tuttuğu Mithat Paşa'yı sadrazamlıktan azletti ve sürgüne gönderdi. Osmanlı-Rus savaşı ve Meclisteki Mebusların aralarındaki çekişmeleri yüzünden meclis çalışamaz hale gelmişti. Sultan Abdülhamid meclisi tatil ettiğini açıkladı (1878).

1877-1878 OSMANLI-RUS SAVAŞI (93 HARBİ)
Osmanlı-Rus gerginliği Paris Antlaşmasıyla aşılmıştı ama Rusya bu durumdan memnun değildi. Çünkü bu antlaşmada var olan Karadeniz'in tarafsızlığı ilkesi Rusya'nın çıkarlarına ters düşüyordu. Ayrıca Rusya Slav ırkından olan uluslar arasında yaymaya çalıştığı Panislavizm hareketlerine hız vermişti. Bosna-Hersek, Sırbistan, Karadağ ve Bulgaristan'da ayaklanmalar çıktı. Yeni bir savaştan çekinen Avrupalılar bir konferans düzenlediler. Konferans devam ederken Osmanlı Devleti, Birinci Meşrutiyeti ilan etti. Osmanlı Devleti İstanbul Konferansı'nda alınan kararları kabul etmedi. Çünkü müzakerelerde Bosna'ya, Hersek'e ve Bulgaristan'a muhtariyet verilmesini, Sırbistan ve Karadağ'dan Osmanlı kuvvetlerinin çekilmesini istediler. Avrupalılar Londra'da yeni bir konferans topladılarsa da savaşa engel olunamadı. Savaş, Rusların Balkanlarda Tunayı geçerek Osmanlı topraklarına saldırmasıyla başladı. Doğu'da ise Arpaçay'ı geçen Ruslar, Kars ve Ardahan'ı ele geçirdiler. Rus ordusunu Gazi Ahmet Muhtar Paşa Erzurum'da durdurdu. Batı'da, Gazi Osman Paşa Plevne'de Rus saldırılarına uzunca bir süre başarıyla karşı koydu ise de gerekli yardımı alamadı. Ruslar Plevne ve Sapkayı geçtiler. Böylece Edirne yolu Ruslara açılmış oluyordu. Rus Ordusu'nun Yeşilköy'e kadar gelmesi üzerine Osmanlı Devleti barış istedi.

OSMANLI DEVLETİ'NİN DAĞILMASI
Berlin Antlaşması'ndan sonra Osmanlı Devleti dağılma sürecine girmiştir. Balkanlarda yaşayan ulusların bağımsızlıklarını kazanmaya başlamaları ve ardından Rusya ile yapılan savaş neticesinde imzalanan antlaşmalarla Osmanlı Devleti o görkemli devirlerini aramaktaydı. Rusya'nın Akdeniz'e açılması ihtimalini öne süren İngilizler Kıbrıs'ı işgal etti. Osmanlı Devleti toprak mülkiyeti kendisinde kalmak şartı ile adayı geçici olarak İngiltere'ye devretti. Fransa, Cezayir'e yerleştikten sonra gözünü Tunus'a dikmişti. Berlin Konferansında aradığı fırsatı ele geçiren Fransa, Tunus'u işgal etti. Osmanlı Devletinin Protestosu sonuç vermedi. Fransızların Tunus'u işgal etmeleri üzerine İngilizler de harekete geçti. 1869 yılında Süveyş Kanalının açılması Mısır'ın Jeopolitik konumunu artırmıştı. Bu durum Mısır üzerindeki İngiliz ve Fransız rekabetini hızlandırdı. Mısır Hıdivi İsmail Paşa Mısır'ı iyi idare edemiyor ekonomik problemler halkın Avrupalı tüccarların işyerlerine saldırmalarına yol açıyordu. Bu gelişmeleri bahane eden İngiltere Mısır'ı işgal etti (1882). Yunanistan'ın bağımsızlık kazanmasından sonra Giritli Rumlar Yunanistan'a bağlanmak istedi. Osmanlı Devleti bunu kabul etmedi. Çıkan isyan bastırıldı. Yunanistan'ın Girit'e asker çıkarması üzerine Osmanlı Devleti Yunanistan'a savaş açtı. Teselya bölgesinde yapılan savaşta, Gazi Ethem Paşa komutasındaki Osmanlı Kuvvetleri Yunanlıları bozguna uğrattı(1897). Avrupalı devletlerin araya girmesiyle bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşma ile Girit'e muhtariyet verildi. 1908 yılında Yunanistan adayı yeniden işgal etti. Balkan Savaşlarından sonra Girit tamamıyla elimizden çıktı. Bosna-Hersek'in idaresi Berlin Antlaşmasıyla geçici olarak Avusturya'ya verilmişti. Sultan İkinci Abdülhamid'in İkinci Meşrutiyeti ilan etmesinden sonra yaşanan karışıklıklar sonunda Avusturya bu bölgeyi resmen topraklarına kattı. Osmanlı Devleti Yeni Pazar sancağı bizde kalmak şartı ile bunu kabul etmek zorunda kaldı(1908). Berlin Antlaşmasıyla üç bölgeye ayrılan Bulgaristan Prenslik haline gelmiş Doğu Rumeli ve Makedonya ıslahat yapılmak şartıyla Osmanlı Devletinde kalmıştı. 1885'de Doğu Rumeli'de isyanlar çıktı. Bulgaristan Doğu Rumeliyi Kendisine bağladığını ilan etti. II. Meşrutiyet'in ilanından sonra Bulgaristan bağımsızlığına kavuştu ve Doğu Rumeli'yi de içine alan bir Bulgaristan Krallığı kuruldu (1908).

İKİNCİ MEŞRUTİYET
Meşrutiyet yanlıları Jön Türkler adı altında çalışmalara başlamışlar ve padişah Sultan İkinci Abdülhamid'e Meşrutiyeti tekrar ilan etmesi için baskı yapmaya başlamışlardı. Daha çok Makedonya'da örgütlenen İttihat ve Terakki Partisi ileri gelenleri beraberindekilerle ayaklanmaya başladılar bu isyanların daha da büyümesinden çekinen Sultan İkinci Abdülhamid, Meşrutiyeti İkinci kez ilan etti (23 Temmuz 1908). İkinci Meşrutiyetin ilanı ile; ülkede asayiş ve güven ortamı kurulmuş, sansür kaldırılarak basına serbestlik tanınmış, hürriyet ve güven ortamı kurulmuş, siyasi partiler oluşmaya başlamış, Kanun-i Esasi yürürlüğe girmiş ve anayasa üzerinde önemli değişiklikler yapılmış ve Türk halkı ikinci kez yönetime padişah yanında katılma imkanı bulmuştur.

31 MART OLAYI
Meşrutiyetin yeniden ilanından sonra çeşitli gruplar arasında çekişmeler ve tartışmalar başlamıştı. Meşrutiyete karşı olanlar avcı taburları ile birleşerek İstanbul'da büyük bir İsyan başlattı. Selanik'ten gelen hareket ordusu bu isyanı bastırdı. Tarihimize 31 Mart vakası olarak geçen bu olaydan sonra İttihat ve Terakki Partisi daha da güçlendi ve bu olaydan dolayı sorumlu tutulan Sultan İkinci Abdülhamit tahttan indirildi. Sultan İkinci Abdülhamid'in yerine Sultan Mehmed Reşad padişah oldu.

İMAR ÇALIŞMALARI (MİMARİ)
Kültür, Sanat ve Mimari gibi konulara önem veren ve ince ruhlu bir padişah olan Sultan İkinci Abdülhamid döneminde, özellikle yabancı mimarların faaliyetleri göze çarpar. Sultan İkinci Abdülhamid'in padişahlığı döneminde yerli ve yabancı mimarların yaptıkları mimari çalışmalardan bazıları şunlardı; İstanbul Arkeoloji Müzesi, Eski Şark Eserleri Müzesi, Yüksek Ticaret Merkezi, Tarabya İtalyan Sefareti, Haydarpaşa Tıbbiye Mektebi, Düyun-ı Umumiye ve Karaköy Osmanlı Bankası, Karaköy Palas iş hanı, Maçka Palas, Ankara İş Bankası, İstanbul Maçka İtalyan Sefareti, Haydarpaşa Garı, Sultanahmet'de Alman Çeşmesi, Sirkeci Garı, Kütahya Ulu Camii, İstanbul Yıldız Hamidiye Camii, Cihangir Camii.
 

Eski17-10-2006, 01:15   #33
erhan214
 
Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu - erhan214

tşkkrlr sitare bilgiler için! II.Abdülhamid hakkında verdiğin bilgiler lise ders kitaplarındakilerle aynı olmuş fakat bu bilgiler onun için çok az görüyorum!Tam bi siyasi defa olduğu ve üstün hafıza ve zekası tartışılmaz gerçekleridir II Abdülhamid'in!
Alman birligini kurmus olan Prens Bismark
"Dünyâda yüz gram akil varsa, bunun doksan grami Abdülhamîd Han'da, bes grami bende, kalan bes grami da diger dünyâ siyâsîlerindedir..." demistir.
 

Eski17-10-2006, 08:52   #34
yasba
 
Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu - yasba

DEDE KORKUT

Büyük Türk destan bilgesi Dede Korkut'un kişiliği üzerinde bilgilerimiz yetersiz kalıyor. Korkut-Ata adıyla da tanınan Dede Korkut, söylentilere göre Oğuzların Bayat Boyundan Kara Hoca’nın oğludur.

Onun, IX. ve XI. yüzyıllar arasında Türkistan'da Sir-Derya nehrinin Aral Gölüne döküldüğü yerde doğduğu, Ürgeç Dede adında bir oğlu olduğu, Oğuz Türklerinden büyük saygı gördüğü, bu bölgelerde hüküm süren Türk hakanlarına akıl hocalığı ve danışmanlık ettiği destanlarından anlaşılmaktadır.

Dede Korkut'un Türkler arasında, ağızdan ağıza, dilden dile dolaşan destan niteliğindeki hikâyeleri XV. yüzyılda Akkoyunlu'lar devrinde Dede Korkut Kitabı adıyla bir kitapta toplanmış, böylelikle sözden yazıya dökülmüştür. Destan derleyicisi, Dede Korkut kitabının önsözünde Dede Korkut hakkında şu bilgileri verir ve onun ağzından şu öğütlerde bulunur:

(Bayat Boyundan Korkut Ata derler bir er ortaya çıktı. 0 kişi, Oğuz'un tam bilicisi idi. Ne derse olurdu. Gaipten türlü haber söylerdi...)

(Korkut Ata Oğuz Kavminin her müşkülünü hallederdi. Her ne iş olsa Korkut Ata'ya danışmayınca yapmazlardı. Her ne ki buyursa kabul ederlerdi. Sözünü tutup tamam ederlerdi...)

(Dede Korkut söylemiş: Lapa lapa karlar yağsa yaza kalmaz, yapağılı yeşil çimen güze kalmaz. Eski pamuk bez olmaz, eski düşman dost olmaz. Kara koç ata kıymayınca yol alınmaz, kara çelik öz kılıcı çalmayınca hasım dönmez, er malına kıymayınca adı çıkmaz. Kız anadan görmeyince öğüt almaz, oğul babadan görmeyince sofra çekmez. Oğul babanın yerine yetişenidir, iki gözünün biridir. Devletli oğul olsa ocağının korudur...)

(Dede Korkut bir daha söylemiş: Sert yürürken cins bir ata nâmert yiğit binemez, binince binmese daha iyi. Çalıp keser öz kılıcı nâmertler çalınca çalmasa daha iyi... Çala bilen yiğide, ok'la kılıçtan bir çomak daha iyi. Konuğu olmayan kara evler yıkılsa daha iyi... Atın yemediği acı otlar bitmese daha iyi. İnsanın içmediği acı sular sızmasa daha iyi...)

Dede Korkut'un kitabında on iki destan var. Bu destanlar, Türk dilinin en güzel örnekleri olduğu gibi, Türk ruhuna, Türk düşüncesine ışık tutan en açık belgelerdir.

Dede Korkut, Oğuz Türklerini, onların inanışlarını, yaşayışlarını, gelenek ve göreneklerini, yiğitliklerini, sağlam karakteri ve ahlâkını, ruh enginliğini, saf, arı-duru bir Türkçe ile dile getirir. Destanlarındaki şiirlerinde, çalınan kopuzların kıvrak ritmi, yanık havası vardır.


oyuna katılım azda olsa yinede güzel gidiyor
 

Eski17-10-2006, 09:06   #35
narkoz_3264
 
Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu - narkoz_3264

Tarık Bin Ziyad


Emeviler döneminin büyük komutanlarındandır..
endülüsü fethetmiştir..
endülüsü fethetmek için gemilerle ispanya'ya ulaşınca gemilerini yaktırmış (dönmek ümidiyle cesaretler kırılmasın diye) ve:""ey mücahidler! arkanizda düşman gibi bir deniz , önünüzde deniz gibi bir düsman var , nereye kaçacaksiniz?" demiştir..
 

Eski17-10-2006, 17:20   #36
Ñïghtwât©H..
 
Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu - Ñïghtwât©H..
bende yettim ayşe teyze:D

Damat İbrahim Paşa

Bosna'da doğdu. Küçük yaşta Enderun'a alındı burada yetişerek Silahdarı Şehriyari oldu. 1579 yılında Diyarbekir, 1581 yılında Şam, 1583'de Mısır valiliklerinde bulundu. Bir yıl dört ay sonra, yerine Mısır defterdarı Sinan Efendi'yi vekil bırakarak İstanbul'a geldi. 1584'te Ayşe Sultan ile evlendi. 1587'de Kaptan-ı Derya, 1588'de üçüncü vezir oldu. Daha sonra ikinci vezirliğe ve sadaret kaymakamlığına getirildi. 1595 yılında sadrazam oldu. Eğri seferi sırasında görevinden azledildiyse de ikinci defa sadrazamlığa geldi. Serdar-ı Ekrem'de olan Damad İbrahim Paşa, 29 Haziran 1601'te savaş sırasında vefat etti. Gazi, adil, iyiliksever, alçakgönüllü ve kerem sahibiydi. Tedbirli bir kimse olan Damat İbrahim Paşa savaş kaybetmemiştir. Mezarı İstanbul Şehzade camiindedir.
 

Eski17-10-2006, 17:21   #37
Ñïghtwât©H..
 
Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu - Ñïghtwât©H..
murat abi istersen konuyu sabitle çok iyi gidiyo:)

Abidin Dino

1913 yılında doğan Abidin Dino, Robert Kolej'deki öğrenimini yarıda bırakıp, ağabeyi Arif Dino'nun desteğiyle resim, karikatür ve yazı alanında kendini geliştirmeye başladı. İlk desen ve yazıları 1931 yılında Artist dergisinde yayınlandı. D grubunun kurucuları arasında yer aldı. Önce SSCB, sonra da Paris'te ressam ve dekoratör olarak film çekim çalışmalarında bulundu.

Türkiye'ye dönüşünde çeşitli dergilerde çizgi ve yazılarıyla halktan yana, gerçekçi bir sanat görüşünü savundu. Çizgi ve desenlerin ön plana çıktığı resimlerinde işçi ve köylü tiplerini özgün bir üslupla işledi. Başlangıçta Picasso'nun etkisinde kalan sanatçı, daha sonraları yapıtlarında özgün ve yerel bir senteze ulaşmıştır.

HAKKINDA YAZILANLAR

A'dan Z'ye Abidin Dino Derleme Yapı Kredi Yayınları

“...Geçmiş günlerden bahsetmek zor iş zaten. İnsanoğlu acayip bir nesne. Yani ben hesapça kendimden bahsediyorum, ama hangi kendimden yani? Hesapça kendim denilen o sınırdan söz ederken sanki başka birini anlatıyormuşum gibi bir duygu geliyor. Yani kim? Kim o çocuk? Yani içimde kalmış birşeyler... Genç, delikanlı... Ve hep de bir zorlanma oldu. Bir tek kişi olmaya razı değildim. Belki resimlerime de yansıdı bir ölçüde bu. Hep aynı kişi olmama illeti. Hani ikide bir başka döneme giriyorum ya ... Belki hep başka kişi olma gayreti var içimde.”
 

Eski17-10-2006, 17:23   #38
Ñïghtwât©H..
 
Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu - Ñïghtwât©H..

Osman Bey

Osmanlı Devleti'nin kurucusu.

Saltanatı: 1299-1326
Babası: Ertuğrul Gazi -Annesi: Hayme Hatun
Doğumu: 1258 Vefatı: 1326

Oğuzların Kayı boyundan, Türkiye Selçuklularının uç beyi Ertuğrul Gâzi'nin oğlu olup, 1258 senesinde Söğüt'te doğdu. Küçük yaştan îtibâren İslâm ilimlerini öğrenen Osman Gâzi, ayrıca mükemmel bir askerî tâlim ve terbiye gördü. 1277'de Anadolu'nun İslâmlaştırılıp, Türkleşmesi faâliyetlerine katılan gönül sultanlarından ve ahîlerden biri olan Şeyh Edebâlî'nin kızı ile evlendi. Babası Ertuğrul Gâzi'nin 1281'de vefatı üzerine bey seçilip idâreyi ele aldı.

Osman Bey, Kayıların başına geçince Söğüt'ü kendisine merkez yaparak Akçakoca, Gâzi Abdurrahman, Aykut Alp ve Konur Alp gibi beylerle Bizans'a karşı fetihlere girişti. 1285'te Kulaca Hisarı fethedildi. 1288'de İnegöl ve Karacahisar tekfurlarının kuvvetlerini Ekizce'de bozguna uğrattı. Bu savaşta Osman Gâzi'nin kardeşi Saru Batu şehit oldu.

Osmanlıların daha sonra Karacahisar, Taraklı ve Göynük'ü elde etmesi üzerine, bölge tekfurları ittifak ederek Osman Gâzi'yi bir düğün münasebetiyle öldürmek istediler. Dostu, Harmankaya hâkimi Köse Mihal'in (ki daha sonra İslâmiyet'i kabûl ederek Mihal Gâzi adını almıştır.) haber vermesi ile vaziyeti öğrenen Osman Gâzi süratle harekete geçerek Bilecik ve Yarhisar'ı zaptetti. Gelini ele geçirerek Nilüfer adını verip, oğlu Orhan Gâzi ile nikahladı.

1299'da Türkiye Selçuklu sultanlığındaki iktidar boşluğundan faydalanan Osman Gâzi istiklâlini îlân etti. 1301'de Yenişehir'i alarak İznik ve Bursa'nın fethinin yolunu açtı. Bursa, Kite ve Atranos tekfurlarının kuvvetlerini Koyunhisar mevkiinde bozguna uğrattı. Bu zaferden sonra Kestel, Kite ve Ulubat kaleleri Osmanlıların eline geçti.

1308'de İznik'in en mühim ileri karakolu olan Karahisar ele geçirildi. Böylece İznik-İzmit karayolu Türklerin hâkimiyetine girmiş oldu. Osman Bey artık başta Bursa olmak üzere İznik ve İzmit'in zabtını ilk hedef olarak görüyordu. 1314 yılında başlayan Bursa kuşatması, on seneden fazla sürdü. 1324'de hastalanan Osman Bey, kumandayı oğlu Orhan'a devretti.

Osman Gazi sâlih bir müslüman olup, İslam ahlâkının iyi ve güzel vasıflarına sahipti. Az sayıdaki aşiret kuvvetleriyle Bizans ordusunu ve tekfurlarını üst üste mağlup edip zaferler kazanarak dünyanın en uzun ömürlü hânedânını ve en büyük devletlerinden birini kurdu. Bir taraftan fetihlere devam ederken, diğer taraftan devlet teşkîlâtının müesseselerini mükemmel bir şekilde kurmaya ve sistemleştirmeye çalıştı. Ömrü, Rum kâfirleri ile savaşmakla ve İslâmiyet'i yaymakla geçti. Vefat edeceği zaman, oğlu Orhan Bey'e gönderdiği vasiyetnâmesi, İslâmiyet'e olan sevgi ve saygısını ve Türk milletinin rahat ve huzurunu düşündüğünü ve insan haklarına da gönülden bağlılığını açıkça bildirmektedir.
 

Eski17-10-2006, 17:24   #39
Ñïghtwât©H..
 
Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu - Ñïghtwât©H..

Yıldırım Beyazid

Osmanlı sultanlarının dördüncüsü.

Saltanatı: 1389-1402
Babası:Murad-ı Hüdavendigar- Annesi: Gülçiçek Hatun
Doğumu: 1360 Vefatı: 1403

Sultan Murad-ı Hüdavendigar'ın oğlu olup, 1360 yılında Gülçiçek Hatun'dan doğdu. Küçük yaştan itibaren zamanın seçkin alimlerinden ilim öğrendi. Değerli kumandanlardan askerlik, sevk ve idare derslerini gördü. 1381 yılında devlet idaresinde yetişmesi için Kütahya'ya vali tayin edildi. 1389'da haçlı ordusu ile yapılan Birinci Kosova savaşına katılarak büyük kahramanlık gösterdi. Babası Sultan Murat, bu savaş sonunda bir Sırplı tarafından şehit edilince, devlet ileri gelenlerinin müşterek kararı ile Osmanlı tahtına geçti.

İlk olarak Sırbistan işlerini yoluna koyan Yıldırım Bayezid bu sırada kendisine karşı ittifak eden Anadolu Beylikleri üzerine yürüdü. Süratle hareket ederek Aydınoğulları, Saruhanoğulları, Germiyenoğulları, Menteşe ve Hamidoğulları beyliklerini ortadan kaldırdı (1390). Karamanoğulları beyliğini itaat altına aldı (1391). 1391'de İstanbul'u muhasara etti ve yedi aylık bir kuşatmadan sonra şehirde bir Türk mahallesi kurulması, bir cami yapılması ve yıllık verginin artırılması şartıyla anlaşma yaptı. 1392'de Kastamonu üzerine yürüyerek, Candaroğlu topraklarını ele geçirdi. 1394'te Selanik ve Yenişehir'i (Mora) alan Osmanlı orduları, Teselya ve Arnavutluk'a kadar ilerlediler.

Yıldırım Bayezid'in 1395'te İstanbul'u ikinci defa muhasarası yeni bir haçlı ordusunun hareketine yol açtı. Bütün Avrupa milletlerinden meydana gelen haçlılar, Osmanlılara ait Niğbolu kalesini kuşatmışlardı. Adına yaraşır bir süratle gelen Sultan Bayezid haçlıları Niğbolu kalesi önünde ağır bir bozguna uğrattı (25 Eylül 1396). Esir edilen ve fidye karşılığı serbest bırakıldıktan sonra padişaha karşı bir daha savaşmamaya yemin eden Avrupalı asilzadeler ve şövalyelere Yıldırım Bayezid Han şöyle diyordu:

"Ettiğiniz yeminleri size iade ediyorum. Gidiniz, yeniden ordular toplayınız ve bizim üzerimize geliniz. Bana bir kere daha zafer kazanmak imkanı sağlamış olursunuz. Zira ben, Allahü tealanın dinini yaymak ve O'nun rızasına kavuşmak için dünyaya gelmişim."

Niğbolu zaferinden sonra Osmanlı akıncıları Macaristan içlerine kadar girerek pek çok ganimetlerle döndüler. 1397'de İstanbul'u üçüncü defa kuşatan Bayezid, Bizans'ın denizle bağlantısını kesmek için Anadolu Hisarı'nı inşa ettirdi.

Yıldırım Bayezid'in 1398'de Karaman ve 1399'da Dulkadirli topraklarına girmesinden sonra topraklarını kaybeden Anadolu beyleri bu sırada Hindistan seferinden dönen Timur'a sığınarak, onu Osmanlı sultanına karşı kışkırttılar. Bu arada Timur'dan kaçan Karakoyunlu ve Cezayir beyleri de Yıldırım Bayezid'i Timur'a karşı tahrik ediyorlardı. Bu tahrikler ve Timur'un Osmanlılara ait Sivas'ı alması neticesinde iki büyük Türk hakanını Ankara'da karşı karşıya getirdi. Çubuk ovasında yapılan ve çok şiddetli geçen muharebe sonunda Osmanlı ordusu, mağlubiyete uğrarken, Yıldırım Bayezid de esir düştü (28 Temmuz 1402). Esaret zilletini çekemeyen Yıldırım Bayezid Han yedi ay sonra kederinden ve nefes darlığından kırk dört yaşında vefat etti (1403). Timur Han ölüm haberini alınca: "Yazık oldu, büyük bir mücahidi kaybettik." demekten kendini alamadı.

Sultan Yıldırım Bayezid, çevik, atılgan, cesur, zamanın hadiselerini kavramış iyi bir kumandandı. Ani olaylar karşısında soğukkanlılığını muhafaza ederek karar verir ve ordusunu süratle istediği yere sevk ederdi. Adaleti çok meşhurdu. Alimlerin sohbetinde bulunur, onların Allahü tealanın emir ve yasaklarını bildiren sözlerini gönülden kabul ederdi. Evliyaya çok hürmette bulunurdu. Osmanlı topraklarının her tarafında cami, mescit, darüşşifa, medrese, imaret ve misafirhaneler yaptırdı. Ayrıca bütün bu imarethaneler için geniş vakıflar kurdurdu. Bursa'daki Ulucami yaptığı en önemli eseridir.

Cemaate Gitmeyen...

Yıldırım Bayezid Han'ın bir mahkemede şahitlik etmesi gerekiyordu. Padişah mahkemeye geldi ve herkes gibi o da ellerini önünde bağlayarak ayakta bekledi. Devrin Bursa kadısı Molla Şemsüddin Feranî, dik dik Padişah'ı süzdükten sonra şu hükmü verdi: "Senin şahitliğin geçersizdir. Zira, sen namazlarını cemaatle kılmıyorsun. Elinde imkan bulunduğu halde namazlarını cemaatle kılmayan biri, yalancı şahitlik edebilir demektir." Bu yüzden itham karşısında herkes Yıldırım Bayezid'in hiddetlenmesini bekliyordu. Fakat o boynunu büküp mahkemeyi terk etti. Bu olaydan sonra sarayın yanıbaşına bir cami yaptırdı. Namazlarını cemaatle kılmaya başladı.

Hakkında Yazılanlar

1.Yıldırım Bayezid
Hayatı / Mefkuresi / Mücadelesi
Yavuz Bahadıroğlu
Yeni Asya Yayınları / Biyografiler Dizisi

Yıldırım Bayezid, irade sahibi, kararlı ve azimli bir padişahtı. Tereddüde düşmeyen, soğukkanlılığını koruyan bir idareciydi. Çok hızlı ve ismine layık bir devlet adamıydı.
ıldırım Bayezid tahta çıkar çıkmaz Haçlı sürülerini Niğbolu zaferiyle durdurdu. Balkanları emniyet altına aldı. Anadolu birliğini sağlamak için cesur adımlar attı. Kan dökmeden birliği kurmaya çalıştı. "Birlik" çekirdeği Anadolu topraklarında mayalandı, ayrık otları kuruyup filizlendi.
eygamber müjdesine ermek için İstanbul'u ilk muhasara eden odur. Üç sefer kuşattıysa da, Batıdan Haçlılar, Doğudan Timur fırsat vermedi.
 

Eski17-10-2006, 17:25   #40
Ñïghtwât©H..
 
Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu - Ñïghtwât©H..

Demirci Mehmet Efe

Milli Mücadele kahramanlarından olan Demirci Mehmet Efe 1885 yılında Aydın'da doğdu. Babası, Nazilli'nin Pirlibey köyünde demircilik yaptığı, kendisi de onun yanında çalıştığı için "Demirci" lakabıyla anılırdı; sonradan bu lakabı kendisine soyadı seçti. I. Dünya Savaşı'nda askere alınan Demirci Mehmet, İzmir'deki 5. Depo Alayına verildi. Fakat ermeni asıllı bir subay tarafından hakarete uğrayınca dayanamayıp askerden kaçtı ve Ödemişli Gökdeli Zeybek'in çetesine katıldı. Bir süre sonra kendisi de ayrı bir çete kurarak eşkıyalık yapmaya başladı ve güvenlik kuvvetlerini bir hayli uğraştırdı.

Yunanlılar İzmir'e çıkıp, Aydın'ı da ikinci kez işgal edince, Demirci Mehmet Efe 200 kişilik çetesiyle 11 Temmuz 1919'da Aydın Cephesi'ndeki milli kuvvetlere katıldı. Aydın'da katıldığı bir çarpışmadan sonra Aydın cephesi Kuvayı Milliye komutanı olan Mehmet Efe, düşmana yapılan baskınlarda büyük rol oynadı. Sökeli Ali Efe'nin Denizli'de öldürülmesine kızarak Denizli'yi bastı ve pek çok kişiyi kuşuna dizdi. 22 Haziran 1920'de başlayan genel Yunan saldırısı üzerine Eğridir, Isparta dolaylarındaki dağlara çekilen Demirci Mehmet Efe'nin, Kuvayı Milliye ile düzenli ordu arasında başlayan çekişme sırasında Çerkez Ethem'le haberleşmesi şüphe uyandırdı; 15-16 Aralık 1920'de Refet Bele'nin süvari birliklerinin baskınına uğrayan Demirci Mehmet Efe kuvvetleri dağıldı, kendisi beş on kişiyle kaçıp kurtuldu. Sonradan Hükümet'e sığınarak bağışlanan Mehmet Efe, savaş sona erince Nazilli'ye yerleşti ve
ölümüne kadar sakin bir hayat yaşadı.
 

Eski17-10-2006, 17:27   #41
Ñïghtwât©H..
 
Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu - Ñïghtwât©H..


Enver Paşa
d:1881
ö:04.08.1922

Enver Paşa

1881 yılında İstanbul'da doğdu. Soğukçeşme Askeri Rüştiyesinde öğrenim gördü. Harp Okulunu 1899'da piyade teğmeni olarak bitirdikten sonra, 1903'te kurmay yüzbaşı olarak Harp Akademisinden mezun oldu. Selanik'teki üçüncü ordunun emrine girdi. 1906'da binbaşı oldu. İttihat ve Terakki Cemiyeti kurucuları arasına katıldı. Bu topluluk içinde tutunup, kendini sevdirdi.II. Meşrutiyet'in ilan edilmesinde önemli rol oynadı. Makedonya Genel Müfettişliği ve Berlin Ateşemiliterliği gibi görevlerde bulundu. 31 Mart olayında Hareket ordusuna katıldı. İşkodra mutasarrıfı ve cephe komutanı olarak İtalyan saldırısına başarıyla karşı koyan Enver Paşa, 1912'de yarbay oldu. 23 Ocak 1913'te İttihat ve Terakki tarafından düzenlenen Babıali baskınına katıldı. Sadrazam Kamil Paşanın istifasını sağladı. Böylece İttihat ve Terakki Cemiyetinin iktidarı ele geçirmesinden sonra, Edirne'nin kurtarılmasında önemli rol oynadı. Bu başarısından sonra albaylığa ardından da tuğgeneralliğe yükselen Enver Paşa, 1914'te de Sait Halim Paşa hükümetinde Harbiye Nazırı oldu. Şehzade Süleyman'ın kızı ile evlendi. Orduda bazı düzenlemeler yapan Enver Paşa, Fransız modeli yerine Alman stilini uyguladı.

Birinci Dünya Savaşına Almanların yanında katılmamızda etkin rol oynayanlar arasındaydı. Dünya Savaşının Osmanlı İmparatorluğunun yenilgisi ile sonuçlanmasından sonra İttihat ve Terakki partili arkadaşlarıyla birlikte, önce Odessa'ya, oradan da Berlin'e gitti; daha sonra Rusya'ya geçti. Anadolu'daki Milli Mücadele hareketine katılmak istediyse de kabul edilmedi. 1920 Eylülünde Bakü'de Doğu Ulusları toplantısına katıldı ve Batum'da Türkiye Şuraları Partisini kurarak Türkistan'ı kurtarma hareketini başlattı. Ancak Rus kuvvetleri karşısında başarılı olamadı. 4 Ağustos 1922'de Tacikistan'da, Belcivan yakınlarında bir çarpışmada öldü ve Çeğen köyüne defnedildi.
 

Eski17-10-2006, 17:29   #42
Ñïghtwât©H..
 
Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu - Ñïghtwât©H..


Afife Jale

1902 yılında İstanbul'da dünyaya gelen Afife Jale, Dr. Sait Paşa'nın torunudur. Tiyatro sevgisiyle 1918'de, Türk ve müslüman kadınlarının sahneye çıkmaları yasak olan bir dönemde Darülbedai'ye (Şehir Tiyatroları) alınmak üzere açılan sınava girer. Prof. Metin And, Türk Tiyatrosu Tarihi kitabında o dönemi "1920 yılında Darülbedayi, Hüseyin Suat'ın "Yamalar" adlı oyununu Kadıköy'deki Apollon Tiyatrosu'nda (şimdiki Reks Sineması) sahneye koyuyordu. Bu oyunda Emel adlı kızı oynayan Eliza Benemenciyan topluluktan ayrılıp yurt dışına gittiği için bu rolü yüklenecek bir bayan aranıyordu. bu rol için seçilen Afife, "Jale" takma ismiyle Kadıköy'de Apollon Tiyatrosu'nda sahneye çıkar. O tarihi geceyi, altı yıl sonra Refik Ahmet Sevengil'e anlatırken "Hayatımda mesut olduğum ilk gece..." diyordu; "Sanatın, ruhuma verdiği güzel sarhoşluk içinde idim. Opiyekte güzel bir sen (scene:sahne) vardır; ağlama sahnesi...Orada taşkın bir saadetle ağladım. Sahiden ağladın...Alkış,alkış, alkış...Perde kapandı; açıldı, bana çiçekler getirdiler. Muharrir Hüseyin Suat bey, kuliste bekliyormuş; ben çıkarken durdurdu; alnımdan öptü: "Bizim sahnemize bir sanat fedaisi lazımdı; sen işte o fedaisin." dedi.

Daha sonra "Tatlı Sır" ve "Odalık" oyunlarında da polis baskını ile karşılaşır. İçişleri Bakanlığı'nın gönderdiği bir genelgeyle müslüman kadınların sahneye çıkmaları yasaklandı. Ancak bu işin bir de geçmişi vardı. 10 Kasım 1918'de, Behire, Memduha, Beyza, Refika ve Afife stajyer kadrosuna alınmışlar, ötekiler işi bırakmışlardı. İkisi de sahneye çıkarılmamışlardı. Refika suflör olarak çalışıyordu. Tüm baskılara karşın bundan sonra Burhanettin Topluluğunda Seniye, Yeni Sahne’de Şaziye (Moral), Münir (Neyire Neyyir), Bedia (Muvahhit) Milli Sahne'de Huriye ve Hikmet, Ruhat gibi Müslüman Türk kadınları Afife'yi izlediler" diye anlatır.

Neziha Araz'ın kaleminden Afife şöyle sesleniyor. "Beni acıyarak değil, düşünerek severek, kucaklayarak hatırlayın. Tiyatro varsa ben varım" inancı ve aşkıyla yaşıyordu Afife, "Olmak ya da olmamak" işte gerçek buydu onun için. "Olmak"la sanatını icra etmek eşanlamlıydı, bu eşanlam da tiyatroydu. Toplum hayatında ilk olmak; yani onun deyimle "ilk ateşi yakmak"," ilk türküyü söylemek"," ilk aşkı ya da direnişi başlatmak" bir olaydı ve bunun her zaman bir bedeli vardı. İlkler yol boyu bu bedeli ödediler."

Bu zaptiye baskının ilkinde Afife arkadaşlarınca kaçırılmışsa da daha sonra sokakta polisce yakalanarak karakola götürülür. "Dinini, milliyetini unutan sen misin?" diye hırpalanır. Aile içinde babası da onun tiyatrocu olmasına karşıdır. Babasının gözünde Afife artık fahişedir. Evden de ayrı yaşamak zorundadır. Bu arada Darülbedai'deki ücretli görevine de son verilir. Güvencesiz ve parasızdır. Önüne gecilmeyen şiddetli başağrıları başlar. Hekimi morfinle tedavi yoluna giderek büyük bir yanlışlık yapar. Bunun sonucu Afife artık bir morfinmandır. Bu nedenle yaşamının son yıllarını Bakırköy Akıl ve Sinir Hastanesinde geçirir. 24 Temmuz 1941 günü 39 yaşındayken ölür.
 

Eski17-10-2006, 17:30   #43
Ñïghtwât©H..
 
Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu - Ñïghtwât©H..

Ali Sami Yen

Futbolcu, spor adamı, Galatasaray Spor Kulubü kurucularından.

Ünlü yazar ve dilci Şemsettin Sami’nin oğlu olan Ali SamiYen 20 Haziran 1886’da İstanbul’da doğdu. Mekteb-i Sultani!de (Galatasaray Lisesi) öğreninm gördüğü yıllarada spora başladı. 1905’te yedi okul arakadaşı (Emin Bülent Serdaroğlu, Tahsin Nahit, Şehit Celal, Bekir Bircan, Cevdet Kalpakçı, Abidin Daver, Asım Tevfik Sonumut) ile birlikte Galatasaray Spor Kulubü’nün kuruluşuna öncülük eden Yen, kulübğn 1 sicil numaralı üyesi ve ilk başkanı oldu. Galatasaray’ın 1906’da oynadığı ilk maçta kaptanlık yaotı. Futbolu bıraktıkatan sonra uzun yıllar spor yöneticiliği, hakemlik yapan, Türkiye’de futbolun gelişmesi için uğraş veren ve ilk Türk resmi spor örgütü Türkiye İdman İttifakları Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer alan Ali Sami Yen’in adı Galatasaray’ın Mecidiyeköy’deki stadyumuna verildi (1964).

Ali Sami Yen, 29 Temmuz 1951’de İstanbul’da öldü.
 

Eski17-10-2006, 17:31   #44
Ñïghtwât©H..
 
Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu - Ñïghtwât©H..

Nevi

1553 yılında Malkara'da doğdu. Asıl adı Yahya'dır. Öğrenimini İstanbul'da tamamladı. Gelibolu'da ve İstanbul medreselerinde müderrislik yaptı. Şehzade Mustafa'ya hocalık yaptı. Üç dilde otuza yakın eser verdi. Şair kişiliği yanında, zamanının tanınmış bilginleri arasında da yeraldı.1599 yılında öldü.

ESERİ
Basılmış Dîvân'ı vardır.
 

Eski17-10-2006, 17:34   #45
Ñïghtwât©H..
 
Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu - Ñïghtwât©H..


İsmet İnönü

2.CUMHURBAŞKANI

GÖREV SÜRESi

11 KASIM 1938
22 MAYIS 1950

1884 yılında izmir'de dogdu. ilk ve orta ögrenimini Sivas' ta tamamladıktan sonra Mühendishane idadisini (Askerî Lise) bitirdi.

1903 yılında Kara Harp Okulu'ndan, 1906 yılında Harp Akademisi'nden mezun olarak, ordunun çeşitli kademelerinde görev yaptı.

1910-1913 yılları arasında Yemen isyanı'nın bastırılması harekâtına katıldı.
Bu ve bundan önceki görevlerinde hudut problemleri ve asilerle yapılan anlasmalarda görev aldı. Birinci Dünya Savaşı sırasında Kafkas Cephesi'nde Kolordu Komutanı oldu.Suriye Cephesi'nde savaştı; Millî Mücadele sırasında Mustafa Kemal Atatürk'le birlikte çalıştı. Edirne milletvekilligi ve bakanlık yaptı. Albay ismet Bey, mebusluk ve bakanlık da uhdesinde kalarak Garp Cephesi Komutanlıgı'na getirildi. 25 Ekim 1920'den sonra Batı Cephesi Komutanı olarak Çerkez Ethem kuvvetleriyle çatıştı..Birinci ve ikinci inönü Savaşlarını yönetti. Tuggeneral rütbesine yükseldi.

Sakarya Meydan Savaşı ve Büyük Taarruz'dan sonra kazanılan zafer üzerine Mudanya Mütarekesi'nde Büyük Millet Meclisi'ni temsil etti. Lozan
Barış Konferansı'na Dışişleri Bakan ve Türk heyeti başkanı olarak katıldı.

24 Temmuz 1923'te Lozan Andlaşması'nı imzaladı.

Cumhuriyetin ilânından sonra 1923-1924 yıllarında ilk hükûmette Başbakan olarak görev aldı, 1924-1937 yılları arasında bu görevini sürdürdü. Mustafa Kemal Atatürk'ün ölümünden sonra, 1938 yılında, TBMM tarafından Türkiye'nin ikinci Cumhurbaşkanı olarak seçildi.ikinci Dünya Savaşı
sırasında cumhurbaşkanıydı. 1950 yılında, yapılan seçimleri kaybettikten sonra, 1960 yılına kadar Ana Muhalefet Partisi Başkanı olarak siyasî hayatını sürdürdü. 27 Mayıs harekâtından sonra Kurucu Meclis üyeligine seçildi ve 10 Kasım 1961 tarihinde Başbakanlıga atandı.

1965 yılında bu görevden ayrıldıktan sonra milletvekili olarak siyasî hayatına devam etti, 1972'de Parti Genel Ba?kanlıgı ve milletvekilliginden istifa ederek; ölünceye kadar (25 Aralık 1973) Anayasa geregince Cumhuriyet Senatosu tabiî üyeligi görevinde bulundu.

ESERLERİ

Hatıralar
Cilt: 1
İsmet İnönü
Bilgi Yayınevi / İsmet İnönü Dizisi

"İsmet İnönü" hatıralarını yazmayı hiç düşünmedi. Eğer 1950'li yıllarda Metin Toker hapsedilip Akis dergisinin başından uzaklaştırılmasaydı ve 1960'lı yıllarda Ulus gazetesi güç duruma düşmeseydi, "İsmet İnönü - Hatıralar" adı altında bugün bütününü yayımladığımız bu eser de hazırlanamayacaktı. Birinci kitabın birinci bölümünü "İsmet İnönü", kızı Özden Toker'e dikte ederek
yazdırdı ve bu bölüm, 1959'da Akis dergisinde tefrika edildi. Birinci kitabın ikinci bölümüyle, çıkacak olan ikinci kitabın tamamı için
"İsmet İnönü", değerli yazar ve tarihçi Sabahattin Selek'in yardımlarından yararlandı. Milli Mücadele Yıllarını, Lozan Konferansını ve Cumhuriyet dönemini kapsayan o kısımları Sabahattin Selek, "İsmet İnönü"nün sesinden teybe aldı. Bunların bir parçası, hiç değiştirilmeden 1968'de Ulus gazetesinde yayımlandı.


Hatıralar
Cilt: 2
İsmet İnönü
Bilgi Yayınevi / İsmet İnönü Dizisi
... Nihayet, Cumhuriyetin kuruluşunda, 1937'ye kadar başbakan olarak hizmet gören "büyük devlet adamı" ile karşılaşıyoruz. "İnönü" burada Atatürk ile geçici ayrılışının nedenlerini çok samimi bir dille açıklamaktadır. Öğreniyoruz ki, anlaşmazlığın temelleri biraz daha eskidedir. "İsmet İnönü", cumhurbaşkanı seçilmesinden hemen sonra kendi el yazısıyla tuttuğu notlarda da olayın ilginç ayrıntılarını anlatmaktadır ve bu notlar, ikinci cildin bitimindeki ekler arasında yer almaktadır.

Bütün bu cilt boyunca da "büyük edip", o kendine has, dikkat çekici üslubunu sürdürmektedir. Denilir ki siyasi karşıtları onun demeçlerini birkaç defa okuyarak inceliğini sezerlerdi. Bu, "İnönü"nün üslubunun güç anlaşılır olmasından değil, kıvrak cümlelerle ve kaba konuşmaktan daima kaçınarak fikirlerini, sizin de bir çaba göstermenizi bekleyerek söylemesinin bir sonucudur
 

Eski17-10-2006, 17:35   #46
Ñïghtwât©H..
 
Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu - Ñïghtwât©H..

Ülkü Tamer

1937 yılında Gaziantep’te doğdu.İstanbul’ da Robert Kolej’ i bitirdi (1958), Gazetecilik Enstitüsü’ nde okudu, özel tiyatrolarda aktörlük etti (1964-68), çevirmenlik yaptı, Milliyet,
Karacan yayınlarını yönetti.

ESERLERİBasılı ilk kitabı bir perdelik oyunu idi, oniki yaşında yazmıştı (Duygular Konuşuyor, 1948). Sanat dergilerinde ilk şiiri Kaynak’ ta çıktı (Eylül, 1954).
Şiir ve kitap çevirileriyle tanınan, Edith Hamilton’dan Mitologya çevirisiyle Türk Dil Kurumu 1965 Çeviri Ödülü’ nü kazanmış olan Tamer, İkinci Yeni
doğrultusunda kendi şiirlerini şu kitaplarda topladı: Soğuk Otların Altında (1959), Gök Onları Yanıltmaz (1960), Ezra ile Gary (1962), Virgülün Başından
Geçenler (1965), İçime Çektiğim Hava Değil Gökyüzüdür (1966; Yeditepe 1962 Şiir Armağanı’nı kazanmıştı), Sıragöller (1974), Seçme Şiirler (şiirlerinden
seçmeler, 1981). Toplu şiirlerini Yanardağın Üstündeki Kuş (1986) adlı kitabında topladı.
Çağdaş Latin Amerika Şiir Antolojisi (1982)’ni hazırladı. Hikâyelerini derlediği Alleben Öyküleri (1991) ile 1991 Yunus Nadi Öykü Armağanı’ nı kazandı.
Alleben Anıları (1997) isimli kitabında çocukluk hatıralarını topladı.
 

Eski17-10-2006, 17:37   #47
Ñïghtwât©H..
 
Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu - Ñïghtwât©H..


Rauf Orbay

Hüseyin Rauf Orbay 1881 yılında İstanbul'da doğdu. Milli Mücadele'ye katılmak üzere Anadolu'ya geçtiğinde imparatorluğun hemen her yanına ün salmış milli kahramanlardan biriydi. Bahriye Mektebi'ni bitirmiş, Balkan Savaşı sırasındaki deniz savaşlarında büyük başarılar göstermiş ve bu nedenle "Hamidiye Kahramanı" ünvanını kazanmıştı. İzzet Paşa kabinesinde Bahriye Nazırlığı yaptı, bütün bu parlak başarıların sonunda Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş belgesi olan Mondros Mütarekesini imzalamak zorunda kaldı. Malta sürgününden dönen Rauf Orbay 1921'de Ankara'ya gittiğinde kendisine Nafia Vekilliği verildi. Bakanlıktan ayrıldığı yıl Meclis ikinci başkanlığına seçildi, 1922-1923 arasında bir kaç ay Başbakanlık yaptı. 1924'te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kurulduğunda Rauf Orbay, daha önce İkinci Grupta başlattığı muhalefetini bu toplulukta sürdürmeyi daha uygun buldu. 1942-1944 yılları arasında Türkiye'nin Londra büyükelçisi oldu. Rauf Orbay 1964 yılında öldü.
 

Eski17-10-2006, 17:39   #48
Ñïghtwât©H..
 
Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu - Ñïghtwât©H..


Yahya Kemal Beyatlı

1884 yılında Üsküp'te doğdu. Asıl adı Ahmed Agâh'tır. İlköğrenimini Üsküp'te gördü. İstanbul Vefa Lisesi mezunu. Başlangıçta Sultan II.Abdülhamit yönetimine karşı muhaliflerin safında yer alarak Paris'e kaçtı. Fransa'da Siyasal Bilgiler okurken hocası Albert Sorrel'in etkisinde kalarak düşüncelerinde değişmeler oldu. Fransa'da dokuz yıl kaldı. Fransız edebiyatını ve edebiyatçılarını yakından tanıma imkânı buldu. Onlardan etkilendi. Bir ara Nev-Yunanî bir şiirin peşine düştü. Doğu Dilleri Okulu'na devam ederek Arapça ve Farsça'sını geliştirdi. Divan şiiri üzerinde yoğunlaştı. 1913 yılında İstanbul'a döndü. Darüşşafaka, Medresetü'l-Vâizin ve Darülfünûn'da Tarih ve Edebiyat dersleri okuttu. Gazete ve dergilerde yazılar yazdı. Lozan Konferansı'na katıldı.

1923'te Urfa milletvekili seçildi. Çeşitli ülkelerde diplomatik görevler alarak Türkiye'yi temsil etti. Yozgat, Tekirdağ ve İstanbul milletvekilliği yaptı. Pakistan büyükelçiliği görevinde iken emekli oldu (1949) ve yurda döndü. Tedavi için Paris'e gitti. Bir yıl sonra da öldü.

Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin en büyük temsilcilerinden biridir. Aruzla yazdı. Klasik şiirimizin temel özelliklerine bağlı kalarak, kendine özgü bir şair oldu. Sanatta ve edebiyatta millî ve manevî değerlere bağlı kaldı.

ESERLERİ

Şiirleri Kendi Gök Kubbemiz, Eski Şiirin Rüzgârıyla, Rubailer ve Hayyam Rubailerini Türkçe Söyleyiş, Bitmemiş Şiirler.

Fikir ve Hatıra Kitapları:Aziz İstanbul, Eğil Dağlar, Siyasi Hikayeler, Siyasi ve Edebi Portreler, Edebiyata Dair, Çocukluğum Gençliğim Siyasi ve Edebi Hatıralarım, Tarih Muhasebeleri, Mektuplar-Makaleler
 

Eski17-10-2006, 17:41   #49
Ñïghtwât©H..
 
Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu - Ñïghtwât©H..

Işın Demirkent

Prof. Dr. Işın DEMİRKENT
1938 yılında İzmir^de doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünü bitirdi. Aynı bölümde asistan oldu. Doktorasını " Urfa Haçlı Kontluğu Tarihi ( 1098-1118)" konusunda yaptı. Doçent ve Profesör ünvanlarını aldı.1975-1976 yıllarında Frankfurt^da J.W. Goethe Üniversitesinde bir yıl araştırma ve inceleme yaptı.1983 yılından beri Türk Tarih Kurumu asli üyesidir.

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Ortaçağ Tarihi Anabilim Dalında öğretim üyesi olarak görev yapmış ve buradan emekli olmuştur.

Işın Demirkkent, 4 Şubat 2006 tarihinde İstanbul^da vefat etti.

İhtisas sahası : Haçlı Seferleri Tarihi ve Bizans Devleti Tarihi ile Selçuklu Türk Dünyası İlişkileri
Üyesi olduğu kuruluşlar: Türk Tarih Kurumu
Bildiği yabancı diller: Almanca

Kitapları: Urfa Haçlı Kontluğu Tarihi (1098-1118), I, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1990.
Urfa Haçlı Kontluğu Tarihi (1118-1146), II, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1987.
Mikhail Psellos^un Khronographia^sı, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1992.
 

Eski17-10-2006, 17:42   #50
Ñïghtwât©H..
 
Türk Tarihi - Türk ve Dünya Büyükleri Oyunu - Ñïghtwât©H..


Tevfik Fikret

24 Aralık 1867'de İstanbul'da doğdu. Asıl adı Mehmet Tevfik'tir. Çocuk yaşta annesinin ölümü onu hayatı boyunca etkiledi. Ortaöğrenimini önce Mahmudiye Rüştiyesi'nde, sonra da Galatasaray Sultanisinde yaptı. Burada Recaizade Ekrem'in öğrencisi oldu. Duygulu kişiliği onu genç yaşlarda şiire yöneltti.

1888'de Galatasaray'ı bitirdikten sonra Hariciye Nezareti İstişare Odası'nda (Dışişleri Bakanlığı Enformasyon Dairesi) kâtip olarak göreve başladı. Yeterince çalışmadan para aldığı gerekçesiyle buradan ayrıldı. Daha sonra tekrar çeşitli memurluklarda bulundu. Ek iş olarak Ticaret Mekteb-i Alisi'nde hat ve Fransızca öğretmenliği yaptı. 1891'de Mirsad dergisinin açtığı şiir yarışmasında birinciliği kazanınca, edebiyat çevrelerinin dikkatini üstüne çekti. 1892'de Galatasaray Sultanisi'nin ilk bölümüne Türkçe öğretmeni atandı. 1894'te Hüseyin Kâzım Kadri (1870-1934) ve Ali Ekrem Bolayır'la (1867-1937) birlikte Malûmat dergisini çıkartmaya başladı.

Önce İnziva Sonra Robert Kolej

1895'te hükümetin bütçede kısıntı yapma gerekçesiyle memur maaşlarının yüzde onunu kesmesine tepki olarak Galatasaray'daki görevinden istifa etti ve inzivaya çekildi.1896'da, eski öğretmeni Recaizade Ekrem'in aracılığıyla Servet-i Fünun dergisinin yazı işleri yönetmenliğine getirildi. Aynı yıl Robert Kolej'e Türkçe öğretmeni olarak tayin edildi.

Toplum’dan Kaçış ve Yeni Zellanda Hayali

Sultan Abdülhamid Han yönetimine muhalif olan Batıcılar, muhalefetlerinde uzun süre başarı sağlayamayınca bu durum onları toplumdan kaçış düşüncelerine sürükledi.Ve Tevfik Fikret’teki "inziva" düşüncesini daha da derinleşti. Bu düşünce, Servet-i Fünun öbür yazarlarınca da benimseniyordu. Bir ara hepsi birlikte Yeni Zelanda'ya gitmeyi, daha sonra Hüseyin Kâzım'ın Manisa'nın bir köyündeki çiftliğine yerleşmeyi düşündüler. Ama Fikret'in "Yeşil Yurt" şiirinde de açıkça görülen bu sıla ütopyası ve birlikte yaşama özlemi bir türlü gerçekleşmedi. Servet-i Fünun'cular arasında görüş ayrılıkları başlamıştı. Bazıları dergiden ayrıldılar. Bir süre sonra Fikret de derginin sahibi ile anlaşamayarak yazı işleri yönetmeliğini bıraktı.

Robert Kolej ve Aşiyan

Bütün zamanını Robert Kolej'de geçirmeye başladı. 1901'de "inziva" düşüncesini gerçekleştirmek amacıyla Rumelihisarı'nda Robert Kolej'in yamacında, planlarını kendisinin çizdiği Aşiyan adlı evi yaptırmaya başladı. Bugün Tevfik Fikret Müzesi olan Aşiyan 1905'de tamamlandı. Fikret, eşi ve oğlu Haluk'la birlikte buraya yerleşti. Çok az insanla görüşüyordu. "Sis", "Sabah Olursa", "Bir Lahza-i Taahhur" bu dönemin ürünleridir. Bu arada babasının, arkasından da, kızkardeşinin hayatlarını kaybetmesi onu çok etkiledi. Bu döneminde, özgürlük getireceğine inandığı İttihat ve Terakki'yi destekliyordu. 1908'de de, II.Meşrutiyet'in ateşli savunucuları arasına katıldı.

İttihad ve Terakki’ye de Muhalif Oldu

Meşrutiyet'ten sonra "inziva"sından çıktı, eski arkadaşlarıyla barışarak, Hüseyin Kâzım ve Hüseyin Cahid'le birlikte Tanin gazetesini kurdu. Ama, gazete İttihad ve Terakki'nin yayın organı durumuna getirilmek istenince buna karşı çıkıp, Hüseyin Cahid'le kavga ederek oradan da ayrıldı. Yeni Yönetimin önerdiği maarif nazırlığı görevini de geri çevirdi. Bu göreve getirilen Abdurrahman Şeref’in çağrısıyla, Galatasaray Sultanisi'nin müdürü oldu bir süre önce yanmış olan okulun onarımını üstlendi. Bu arada, toplantı salonunu mescitin üstüne yaptırdığı gerekçesiyle ağır eleştirilere uğradı. O günlerde 31 Mart Olayı patlak verdi. Fikret olayı protesto amacıyla önce kendini okulun kapısına zincirle bağlattı, ertesi gün de istifa etti. Ancak öğrencilerin ve maarif nazırı Nail Bey'in ısrarlarıyla tam yetkili olarak göreve döndü. Ama sekiz ay sonra, yeni maarif nazırı Emrullah Efendi'yle anlaşamayarak bir daha dönmemek üzere Galatasaray'dan ayrıldı. Darülmuallimin ve Darülfünun'daki görevlerinden de istifa etti ve yeniden Aşiyan'a çekildi. Artık, İttihad ve Terakki İktidarına da muhalif olmuştu. 1912'de meclisin kapatılması üzerine, bu olayı meclisin 1878'de (Hicri tarihle 1295'te) kapatılmasına benzeterek "Doksan Beşe Doğru" şiirini yazdı. Bunu "Han-ı Yağma", "Sancak- Şerif Huzurunda" gibi şiirler izledi. İttihad ve Teraki'nin fedailerince izlenmeye başlandı. Modern pedagoji ilkelerine uygun bir okul açmak, yeni bir edebiyat dergisi çıkartmak gibi tasarıları olduysa da bunları gerçekleştiremedi. O günlerde, ağır şeker hastalığına yakalanmış olduğu anlaşıldı. 1914'te kolu şiştiği için bir ameliyat geçirdi. Tedaviye yanaşmaması sonucunda hastalığı iyice artarak ölümüne neden oldu. 19 Ağustos 1915'te İstanbul’da öldü.

ESERLERİ:Ribab-ı Şikeste, Haluk’un Defteri, Rübab’ın Cevabı, Şermin, Tarih-i Kadim
 

Cevapla





Şu Anda Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 

Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şuan saat: 05:14.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)



tatil, pvp serverler, ukash, Maç Özetleri, dizi izle, film izle, diğer yarım son bölüm, kırmızı shop, Deriza, film izle, program indir, betsson


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Wardom Internet Adresimizde 5651 Sayılı Kanun’un 8. Maddesine ve T.C.K’nın 125. Maddesine göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. Wardom hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler için webmaster \@wardom.org adresi ile iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) gün içerisinde Wardom yönetimi olarak tarafımızca gereken işlemler yapılacak ve avukatlarımız size dönüş yapacaktır.