Geri Dön   Wardom.Org > Off-Topic > Genel

 
Eski30-07-2006, 14:06   #1
sinekwalesi
 
Türkiyem 81 ilin tarih ve resimleri - sinekwalesi
Türkiyem 81 ilin tarih ve resimleri

Adana


Bir çok Anadolu kenti gibi o da adını mitolojiden alıyor. Söylentiye göre Gök Tanrısı Uranus’un oğlu Adanus şehrin ilk temellerini atmış. Bir çok uygarlığın yaşadığı Adana bu uygarlıkların bıraktığı eserler açısından oldukça zengin. Sarıyakup, Alidede, Tepebağ, Kayalıbağ ve Türkocağı mahallelerindeki eski Adana evleri görülmeğe değer. Seyhan caddesi üzerindeki Arkeoloji Müzesi ve Kuruköprü civarındaki Etnografya Müzesi''nde bölgeden çıkan arkeolojik eserler ve Türk el sanatları sergileniyor. Bu müzeyi mutlaka ziyaret etmelisiniz. Karataş, Adana’nın 50 km güneyinde bulunan bir sayfiye yeri. Bu belde balık lokantalaryla da ünlü...



--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Adıyaman


Güneydoğu Anadolu Bölgesinde Fırat ve Dicle nehirlerinin arasında kalan havzadaki Adıyaman, Gazi Antep, Şanlı Urfa, Siirt, Şirnak, Batman ve Mardin illerini içine alan topraklardaki sulama ve enerji üretimine yönelik bir proje gerçekleştirilmiştir. Bu proje kısa adı GAP olan Güneydoğu Anadolu Projesi’dir. Bu proje çerçevesinde, su altında kalmış antik yerleşim bölgelerinde arkeolojik araştırmalar yapılmıştır.

Coğrafi konum itibariyle Güneydoğu Anadolu Bölgesi, güneyde Mezopotamya, doğuda İran, kuzeyde doğu Anadolu ve Kafkasya, batıda Orta Anadolu bozkırları arasında yer alan bir orta bölgedir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi yaylaları, sözü edilen bölgeler arasında binlerce yıl önce parlayıp sönen eski medeniyetlerin bir kavşak yeri olduğu için insanlık tarihi boyunca eşi az görülen medeniyetlere sahne olmuştur




--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Afyon


Afyon adını M.Ö. 1340 yıllarında Hititler tarafından yaptırılan ve bu güne kadar ününü sürdüren kalesi ve yaklaşık 2300 yıldır ekilen haşhaş bitkisinden almıştır.

M.Ö. 7000 Yılından başlayarak günümüze kadar yerleşim yeri olan İlimiz sınırları içerisinde Hitit, Frig, Grek, Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı gibi uygarlıklar egemen olmuştur.

Selçuklu Türklerinin 1071 yılında Anadolu'yu fethetmeleri sonucunda Afyon Türk'lerin hakimiyetine geçmiştir. Selçuklu Devletinin parçalanmasından sonra şehir bir süre Sahipoğulları'nın elinde kaldı. 1341'den sonra akrabalık ilişkileri sonucu Germiyanoğulları'nın yönetimine geçen kent II. Yakup Bey zamanında Yıldırım Beyazıt tarafından Osmanlı topraklarına katıldı (1390). Ankara Savaşından (1402) sonra Timur'un askerlerince yıkıma uğrayan şehir yeniden Yakup Bey'in eline geçti ve onun ölümü (1428) üzerine, vasiyeti gereği kesin olarak Osmanlı Egemenliğine girdi. Fatih Sultan Mehmet'in Karaman Seferleri sırasında, stratejik özelliği dolayısıyla askeri harekatın başlıca merkezlerinden biriydi. XVII. Yüzyılda ortaya çıkan Celali ayaklanmaları burayı da etkisi altına aldı. Celali Karayazıcı'nın kardeşi Deli Hasan Kütahya'yı alamayınca kışlamak üzere geldiği (1602) şehirde geniş ölçüde yıkıma sebep olmuştur.

Mondros Barış Antlaşması'ndan (8-9 aralık 1918) hemen sonra İngiliz Fransız ve İtalyan birlikleri yer yer Osmanlı topraklarına girdiler. Bu arada 16 Nisan 1919'da Fransızlar Afyon istasyonuna yerleşti. 21 Mayıs 1919'da iki subay ve 262 erden oluşan bir İtalyan birliği de Afyon'a geldi. Bu birlikler yerlerini 17 Mart 1920'de Yunanlılara bıraktı. Çok kısa süren birinci işgalden sonra 13 Temmuz 1921'de Afyon ikinci kez Yunanlılar tarafından işgal edildi ve Afyon 1 yıl 1 ay 25 gün Yunan işgali altında kaldı. Büyük Taarruz Afyon Cephesinde başladı. Yunan kuvvetleri bozguna uğratıldı ve şehir 27 Ağustos 1922'de kurtarıldı. Bu tarih Afyon'un Kurtuluş günü olarak kutlanır.



--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Ağrı



Ağrı''nın Kurtuluşu M.Ö. 18. Yüzyıl öncesine dayanmaktadır. M.Ö.15. yüzyılda Hurri Mitani krallığının kuzey ucunu işgal etmiş olan ve bu topraklarda asıl hakimiyeti Urartular kurmuştur. Kimerlerle başlayıp, Pers ve Makedonyalılardan sonra M.Ö. 1. yüzyılda Part ve Şahlar, Moğollar, İlhanlılar, Kara koyunlular ve Safaviler 16. Yüzyıla kadar Ağrı ve çevresinde hakimiyet kurmuşlardır. 1514 yılında Yavuz Sultan Selim''in Şah İsmail''i Çaldıran meydan muharebesinde yenmesiyle bölge Osmanlıların eline geçmiştir.
1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşında Ruslar tarafından işgal edilmiş, aynı yıl yapılan Berlin Antlaşmasıyla işgal sona erdirilmiştir.

1.Cihan Harbi''nin ikinci senesinde düşman birlikleri topraklarımıza girerek hunharca katliamlar yapmışlardır. Esaret ve işgale alışmamış cesur ve imanlı halkımız 15 Nisan 1918 ''de kurtuluş meşalesini Ağrı Dağı''nın doruklarından ateşleyerek, özgürlüğünü kazanmıştır.
Osmanlı dönemlerinde yıllarca sancaktarlık olan Beyazıt , Cumhuriyetle birlikte Vilayet olmuştur. 1927 yılında coğrafi, ekonomik, nüfus ve ulaşım gibi sebeplerle önce Şorbulak, Karakilise ve karaköse isimleri ile anılan İl , 1938 yılında İl sınırları içinde yer alan ve Türkiye''nin en yüksek dağı olan Ağrı Dağı''ndan esinlenerek AĞRI olmuştur....
15 Nisan 1918 yılından beri her yıl 15 Nisan günü İl''in düşman işgalinden kurtuluşunun şenlikleri yapılır...



--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Amasya


Müze-Kent görünümü, doğal güzellikleri, 15 medeniyetin izleri, kayalara oyulan Kral Mezarları ve Su Kanallarıyla sizleri bekliyor AMASYA.



Amasya, eski tarihlerde Harşena adıyla bilinir.
Amasya''ya hangi sıkıntı ile girilirse girilsin insanın gönlü rahatlar, huzur bulur. Her türlü sıkıntıdan uzaklaşır. Mısır gibi şöhretlidir. Nil gibi nehri vardır. Akan ırmağı hayat suyudur. Çok temiz ve çok güzel kokuludur. Seyretmeye doyum olmaz. Eski köşkleri muhteşem ve manzaralıdır.

Arkeolojik bulgulara göre Amasya''nın 7500 yıl öncesine (M.Ö. 5500) kadar uzanan bir geçmişi vardır. O dönemden itibaren Hititlerden Perslere, Romalılardan Osmanlılara kadar çok farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmıştır.

Bunun sonucu olarak Amasya bir bilim ve sanat merkezi haline gelmiş, dünyaca ünlü bilim ve sanat insanları yetiştirmiştir. Lokman Hekim, dünyanın ilk coğrafyacısı Strabon, ilk kadın divan şairi Mihri Hatun, hattatlar piri Şeyh Hamdullah bunlardan sadece bir kaçıdır.

Yeşilırmak boyunca dizilmiş "Yalıboyu evleri", Dünya'da ilk defa akıl hastalarının müzik ve su sesiyle tedavi edildiği Darüşşifa (Bimarhane), dağlara oyulmuş bulunan ve Amasya'nın her yerinden görülebilen Kral Kaya Mezarları, Ferhat'ın Şirin'e kavuşmak için kazdığı "Ferhat su kanalı", adı Amasya ile özdeşleşen "Misket Elması", Borabay gölü, kaplıcalar ve diğer doğal güzellikler Amasya'nın mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir belde olmasını sağlamaktadır.


--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Ankara


Ankara'nın adının nereden geldiğine dair çeşitli söylentiler olmakla birlikte, tarihe geçmiş adı Eskiçağdan zamanımıza kadar hemen hemen hiç değişmemiş gibidir: Ankyra (Ancyra), Angora, Engürü ve şimdi Ankara.

Sırasıyla Hititler, Frigyalılar, Kimmerler, Persler, Lidyalılar, Makedonyalılar, Galatlar, Romalılar ve Selçuklu sınırları içerisinde kaldıktan sonra 1354 yılında Orhan Gazi'nin oğlu Süleyman Paşa tarafından Osmanlı ülkesine katılmıştır. 1902 yılında Ankara İli 5 sancak ile 21 kazayı kapsamakta iken 1924 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu sancakları kaldırmış, böylece Kayseri, Yozgat, Kırşehir ve Çorum Sancakları il haline gelerek Ankara'dan ayrılmıştır.

Kurtuluş Savaşı planlarının yapıldığı, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş hazırlıklarına mekan olan İlimiz, yakın tarihimizde ayrı bir önem taşımaktadır. Temsil Kuruluşunun çalışmalarını yürütmek için Ankarayı karargâh olarak seçen Mustafa Kemal 27 Aralık 1919 da buraya geldiğinde büyük bir coşkuyla karşılanmıştır. O günden sonra Mustafa Kemal, Türkiye Cumhuriyetin temellerini burada şekillendirmeye başlamıştır. 13 Ekim 1923 tarihinde Başkent olan Ankara, hızlı bir toplumsal, ekonomik, siyasal, askeri ve kültürel gelişime sahne olmuştur.


Düzenleyen sinekwalesi : 30-07-2006 15:40.
 
anahtar kelimeler     0
Türkiyem 81 ilin tarih ve resimleri
anahtar kelimeler:

illerin özellikleri resimli, ordu üniversitesi görseller, 81 ilde tarihi eserler, 81 ilin özellikleri, İllerin tarihi yerleri, 81 ilin tarihi yerleri ve doğal güzellikleri, 81 ilin il il tarihi eseri, 81 ilin ilçe ilçe tarihi eserleri, 81 ilimizin doğal güzellikleri, 81 ilimizin tarihi ve doğal güzellikleri.

81 ilin doğal güzellikleri nelerdir, 81 ilin tarihi ve doğal güzellikleri nelerdir, 81 ilin doğal güzelliklerinin adları, 81 ilin doğal güzelliklerinin isimleri, illerin tarihi yerlerş, tüm illerimizin tarihi eserleri, türkiye'nin 81 tarihi eserleri, 81 ilin kısaca tarihi güzellikleri, 81 ilin tarihi güze.

tarihi eserler isimleri ve resimleri, İlerİmİzİn tarİhİ eserlerİ nelerdİr fotoraflari, , 81 ilin kuruluş tarihi ve doğal güzellikleri, 81 il ve ozellikleri, 81 il ve özellikleri, illerin kisaca tarihi yerleri, türkiyenin doğal güzellikleri ve tarihi eserleri ve isimleri, illerdeki doğal güzellikler ve tarihi eserler.

81 ilimizin tarihi eserleri, türkiyedeki 81 şehrin tarihi yapıları, 81 ilin kültürel zenginlikleri, türkiyedeki her bölgesindeki illerin tarihi yerleri, 81 ildeki tarihi eserler81 ildeki tarihi eserler, 81 ilimizin önemli tağriği eserleri, 81 ilin meşhur kültürel zenginlikleri, 81 ilin kültürel özellikleri81 ilin kültürel özellikleri81 ilin kültürel özellikleri, harran'ın meşhur yemekleri.

tarihi eserlerin resimleri ve adları, 81 il iklim, ülkemizdeki tanınmış doğal varlıklarımız ile tarihi eserlerimizin adlarini illerin adları, 81 ilimizin sırasıyla şehirleri ve tarihi eserleri, 81 ılımızın tarıhı yerlerı, 81 ilde 81 doğal güzellik ve 81 tane tarihi eser, türkiyedeki tarihi eserlerin isimleri. veresimleri, tarihi eserler resimleri ve isimleri, 81 ilin tarihi ve coğrafi özellikleri kısaca.

tarihi eser olan illerimiz, doğal varlıklar nelerdir veresimleri, 81 ilin turizm yerleri, marmara bölgesinin tarihi ve turistik yerleri, 81 ilin ayrı ayrı coğrafi özellikleri, iller doga ve tarihi mekanlar, 81iller doga ve tarihi mekanlar, 81 ilimizin önemli yerleri 2 tane, 81 ilin tarihi yerlerinin fotografları.

illerimizin yarihi yerleri, batman ili görselleri, illerimizin tarihi ve doğal özellikleri, türkiyedeki illerin doğal güzellikleri, 81il 81tarihi yer, 81 il resimleri, 81 ll ve tarihi yerleri, tarihi yerlerin illeri ve resimleri, 81 ilin meşur doğol varlıkları.

ali fuat cebesoy, türkiyenin illerinin tarihi yerleri, 81 sehrin cografi ve tarihi guzellikleri, 81 şehrin corafi ve tarihi güzellikleri, 81 şehrin cografi ve tarihi güzellikleri, 81 şehrin coğrafi ve tarihi güzellikleri, 81 şehrin corafi güzellikler, türkiye'nin 81 ilinin tarihi eserleri resimleri, 81 ilin görselleri.

81 ilin tarihi mekanları, 81 ilin tarihi yerleri resimli, 81 ilin tarihi eserleri nelerdir resmiyle, 81ilin tarihi ve güzeliklri, illerin tarihi mekanlar, 81 ulkemizin tarihi eserleri, 81 ilimizdeki tarihi eserler81 ilimizdeki tarihi eserler81 ilimizdeki tarihi eserler81 ilimizdeki tarihi eserler, illerin antik yerleri, 81 ilin turistik yerleri resimli.

türkiyenin tarihi yerleri, osmancık kış resimler görseller, 81ilin her birinden 1 rarihi eser, türkiyenin 81 ilinin güzellikleri, Türkiyem 81 ilin tarih ve resimleri.


Eski30-07-2006, 14:07   #2
sinekwalesi
 
Türkiyem 81 ilin tarih ve resimleri - sinekwalesi

Antalya


Antalya İli Türkiye''de bugüne kadar bilinen en eski yerleşmelerin bulunduğu İllerimizden biridir.
İl merkezinin kuzeybatısında 20 km mesafede bulunan "KARAİN MAĞARASI''NDA" yapılan kazılarda M.Ö 220 bin yılından bugüne kadar kesintisiz bir uygarlığın varlığı ortaya çıkarılmıştır.
Tarihi eser ve kalıntıların adeta açık hava müzesi gibi geniş bir alana dağıldığı ilimizde tarih öncesi Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluğuna ait izler yan yanadır.
Birinci Dünya Savaşı sonuna kadar Osmanlı İmparatorluğu''nun bir Sancağı olan Antalya, Sevr Antlaşmasından sonra kısa bir süre İtalyan işgali görmüş ve Cumhuriyet döneminde de Vilayet haline gelmiştir.
Akdeniz Bölgesinin batı kesiminde yer alan Antalya''da Toros Sıradağları İl''in kara sınırlarını meydana getirmektedir. İl güneyinde Akdeniz, doğusunda İçel, Karaman ve Konya, kuzeyinde Isparta ve Burdur, batısında ise Muğla İlleri ile çevrelenmektedir.
Antalya ili Akdeniz iklimi içinde mütalaa edilmekte ise de etkilerinin denizden uzaklaştıkça ve yükseklik arttıkça azaldığı görülmektedir.
Antalya İli''nin toplam yüzölçümü 20.591.010 dekardır. Türkiye alanının %2,6''sını kapsamaktadır. Bu alanın %20,16''lık bölümü olan 4.150.160 dekarını Tarım Alanları, %4,98 ile 1.024.650 dekarını çayır-mer''a, %55,12 ile 11.350.600 dekarını orman ve fundalıklar, %0,025 ile 52.080 dekarını su yüzeyi ile %19,49''luk oran ile 4.013.520 dekarını da tarım dışı alanlar ve yerleşim alanları oluşturmaktadır.




--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Ardahan

Ardahan İli yaklaşık 3000 yıllık bir geçmişe sahiptir. İlimiz, M.S.628 yılında Hazar ürklerinin bir kolu olan Arda Türklerinin eline geçerek Ardahan adını almıştır. 1876-1877 Osmanlı-Rus savaşı sonunda savaş tazminatı olarak 13 Temmuz 1878 Berlin Antlaşmasıyla Ruslara bırakılan Ardahan, 1918 Brest-Litowsk Antlaşmasıyla Anavatana kavuşmuş ise de 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi ile ordumuzun çekilmesi sonucu, Ermeni ve Gürcülerin işgaline hedef olmuştur. 30 Kasım 1918 tarihinde İlimiz’ de kurulan Milli Şura Hükümeti tarafından Mondros Mütarekesi şartları reddedilmiş, Milli Şura Hükümeti, Kurtuluş Savaşımızla bütünleşerek Kazım Karabekir Paşa ve Halit Paşa Komutasındaki şanlı ordumuz tarafından 23 Şubat 1921 tarihinde kurtarılmıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra il olan Ardahan, 1926 yılında ilçe yapılarak, Kars iline bağlanmış, daha sonra 27.05.1992 tarih ve 3806 sayılı Kanunla tekrar il statüsüne kavuşturulmuştur.



--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Artvin

Geçmişte Çoroksi, Çorok, Kollehis ve Klarceti, Osmanlı döneminde ise Livane olarak bilinen Artvin''in bu ismi nereden aldığı ve hangi tarihten itibaren kullanıldığı tam olarak bilinmemektedir. İlk adların ise Çoruh Irmağı ile ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

Artvin''in tarihsel geçmişi Şavşat''ın Meşeli ve Yusufeli''nin Demirköy yakınlarında tesadüfen bulunan bakır baltalara dayandırılarak M.Ö. 3000''li yıllara, yani "Tunç Çağına" indirgenmektedir.

M.Ö 4. yüzyıllarda bölgeden geçen Ksenophan''agöre Artvin ve çevresinde Kolklar, Makaronlar ve Taoklar gibi bir takım kavimlerin yaşadığı doğrulanmaktadır. M.Ö 1'' inci yüzyıllarda yaşayan Coğrafyacı Strabon Roma''nın Anadolu''daki hakimiyeti sırasında, Artvin ve yöresinin yerel krallıkların hakimiyetinde olduğu belirlenmektedir. Bunun sonrasında Arsaklı ve Sasan yönetiminde kalan Artvin, ortaçağ dönemi ile birlikte Bizans''ın himayesinde Bagratlı Kırallığı''nın yönetiminde kalmıştır. 1015 tarihi itibariyle başlıyan Selçuklu seferleri 12''nci yüzyılda Saltuklu''larla pekiştirilmeye çalışılmıştır. Moğol istilasının ardından İlhanlı''ların kontrolünde Çıldır Atabeklerinin yönetiminde kalmak üzere Timur, Karakoyunlu, Akkoyunlu ve Safevi gibi Türk devletlerinin himayesinde bulunmuştur.

Yavuz Sultan Selim zamanında başlayan Osmanlı Egemenliği Kanuni Sultan Süleyman dönemi Erzurum Beylerbeyi İskender Paşa''nın Atabeklerin başkenti durumundaki Ardanuç kalesini fethetmesiyle tamamlanmıştır. Osmanlı döneminde Hopa ve Borçka Trabzon''a Artvin, Ardanuç, Şavşat ve Yusufeli merkezi Ahiska olan Çıldır Eyaleti''ne bağlı olarak yönetilmiştir. 1828 de Osmanlıların Ruslara yenilmesi sonucu Çıldır kaybedilince buraya bağlı birimler Erzurum Eyaleti''ne dahil edilmiştir. 1877 - 1878 Savaşı sonucunda 3 Mart 1878 de imzalanan Ayastafanos Anlaşması gereği o zaman Batum Liva''sına bağlı Artvin, Ardanuç, Borçka, Şavşat ve Hopa''nın Kemalpaşa bucağı savaş tazminatı olarak Ruslara terkedilmiştir. 3 Mart 1918 de imzalanan Brestlitovsk antlaşması gereğince Ruslar Artvin topraklarından çekilmişlerdir. Peşine İngiliz''lerin ve Gürcü''lerin geçici işgalleri olmuşsa da TBMMM nin girişimleri sonucu 23 Şubat 1921 de Artvin Anavatana kavuşmuştur. 16 Mart 1921 de imzalanan Moskova Antlaşması ile durum kesinlik kazanmıştır.




--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Aydın

Aydın; tarihin bilinen devirlerinden beri çeşitli uygarlıklara merkez olmuş, antik çağın Afrodisias, Milet, Alinda, Didyma, Nisa, Prien, Magnesia gibi önde gelen kentleri olmuştur.

Bugünkü Aydın, kuzeyindeki Top Yatağı sırtında kurulan Tralles Kenti ile birlikte MÖ 2500 yılında Hititler zamanında gelişmiş, MÖ VII. yy.da Lydia zamanında da en parlak çağını yaşamıştır.

Düşüncenin yaşam ve felsefe arasında kopmaz bağ olarak insan yaşamını işlediği bu topraklar, sırasıyla Frigya, Lidya, Pers, Roma ve Bizans çağlarını yaşamış, daha sonra 1171-1270 yılları arasında Selçuklular, 1270-1307 yılları arasında Menteşeoğulları, 1307-1390 yılları arasında Aydınoğulları, 1390-1922 yılları arasında da Osmanlı dönemini yaşamıştır.

Selçuklularla birlikte Türk uygarlığının izleri olan kültür varlıkları ve vakıf eserleriyle donatılan Aydın; sanat, felsefe, sosyal hizmetler, tarım ve mimaride parlak ve uygar günlere şahit olmuş, geçmiş dönemlerin tarihsel izleri korunarak günümüze kadar taşınmıştır.

Aydın''ın Türk egemenliğinde bir yönetim birimi statüsü kazanması 1390 yılında Yıldırım Beyazıt''ın şehzadesi Ertuğrul Bey''in Vali olarak Aydın''a atanmasıyla başlamıştır.

Aydınoğulları zamanında şehrin adı Aydın Güzelhisarı olmuş, daha sonraları Aydın adını almıştır. Şehir XIV yy. da bugünkü yerine kurularak idari kademelendirme sırasıyla, 1390 yılında eyalet, 1426 yılında sancak, 1811 yılında eyalet, 1850 yılında İzmir’e bağlı sancak olmuştur.

Aydın''ın 1919 yılına kadar sancak şeklinde devam eden bu yönetim şekli, 25 Mayıs 1919-7 Eylül 1922 yılları arasında 40 aya yakın süren işgalden sonra ve Kurtuluş Savaşının kazanılmasıyla birlikte 1923 yılında değişmiş, müstakil vilayet olmuştur.




--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Balıkesir

Balıkesir çevresinde bulunan pekçok höyük, iskan edilmiş mağara ve düz yerleşim yerinde yapılan araştırmalarda ele geçen bulgular, buralarda bilinmeyen çok eski zamanlardan MÖ 8000-3000 yılları arasında yerleşilmiş olduğunu ortaya koymaktadır.
Bu arada Yortan Mezarlığı''nda yapılan çalışmalar, burada bir mezar kültü olduğunu ortaya çıkarmıştır. Hitit metinlerinde ASSUVA diye anılan Batı Anadolu''nun bu bölgesi Antik çağda MYSIA diye anılmakta idi. MÖ 3000-1200 yılları arasında bu bölgede farklı diller konuşan Pelasg ve Leleg kolonileri kurulmuştur.

4. Truva döneminde (MÖ 1800-1250) Antik çağda İda diye anılan Kaz dağları eteklerinde geçen efsanevi Truva Savaşları bölge halkını da derinden etkilemişti. Homeros''un Odeseus''unda anlatılan Argonotlar Arteka (Erdek) ve Kyzikos''a bu dönemde geldiler.

 

Eski30-07-2006, 14:08   #3
sinekwalesi
 
Türkiyem 81 ilin tarih ve resimleri - sinekwalesi

Bartın


1402 yılında yapılan Ankara savaşı sonunda bir ara İsfendiyaroğlu Beyliği’nin eline geçen kent 1461 yılında tekrar Osmanlı Devleti egemenliğine girmiştir.

1460 yılına gelindiğinde, Bartın ve Çevresi; Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde, Amasra ise Ceneviz Kolonisi idi.Anadolu’da Türk birliğini sağlamak Cenevizlilerin elinde bulunan Karadeniz ticaretini ve denizyolunu ülkesine kazandırmak amacıyla Kuzey Anadolu Seferine hazırlanan Fatih Sultan Mehmet Han, ilk hedef olarak Amasra, Kastamonu ve Sinop’ seçti.

1460 yılında, Fatih Sultan Mehmet Üsküdar’dan avlanmak bahanesiyle yola çıkarken,Mehmet Paşa Komutasındaki Osmanlı Donanması da denizden hareket etti.Fatih Bolu’ya geldiğinde Kastamonu ve Sinop yörelerine hakim olan ve Candaroğulları Beyliği’nin devamı sayılan İsfendiyaroğulları’nın Beyi İsmail Bey, padişaha kıymetli eşyalar göndererek bağlılığını bildirdi.Yoluna devam eden Fatih Ekim ayında Bartın’a gelip ordugahını bugünkü Orduyeri’ne kurdu.Donanmayla haberleşme sağlayan haberciler, Donanmanın Amasra açıklarında göründüğünü bildirdiklerinde , Amasra üzerine yürüyen Fatih, Ceneviz Senyoru’ndan kan dökülmemeden Amasra’yı teslim aldı.

Bartın,Osmanlı döneminin 1460-1692 yılları arasında Anadolu Beylerbeyliği’ne bağlı Bolu Sancağı sınırları içinde yer aldı.Bolu Sancağının kaldırılmasıyla 1692-1811 yılları arasında Voyvodalıkla yönetilen Bartın, 1811 yılında da Kastamonu Vilayetine bağlı olarak yeniden kurulan Bolu Sancağına bağlandı.

Bu dönemde ticari potansiyeliyle bölgenin Pazar yeri olan ve Oniki Divan adını alan Bartın, 1867 yılında ilçe oldu. 1867 yılında da Belediye Teşkilatı kuruldu.


CUMHURİYET DÖNEMİNDE BARTIN

1920 yılında Zonguldak Mutasarrıflığına bağlanan Bartın’ın 1924 yılında Zonguldak’ın il olmasıyla birlikte bu ilin ilçesi haline gelmiştir.07 Eylül 1991 tarihinde de 28.08.1991 tarih ve 3760 sayılı yasayla il statüsüne kavuşmuştur.

Bartın iline bağlı ilçelerden Osmanlı döneminde ilçe iken Cumhuriyetle birlikte bucak statüsüne düşürülen Amasra; 1987 yılında yeniden, Ulus;1944 yılında, Kurucaşile; 1957 yılında ilçe olmuştur.

Bartın’ın halen Merkez, Amasra, Ulus ve Kurucaşile olmak üzere 4 ilçesi, Arıt Kozcağız, Kumluca ve Abdipaşa beldeleriyle birlikte 266 köyü vardır.




-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Batman


Batman'ın tarihi hakkında en eski bilgiler halk hikayeleri, mitler ve Heredot tarihinde verilmektedir. Ortak verilere göre MED kralı Abtyagestin'in torunu Kyros karsıtı Erpagazso M.Ö. 550 yilinda yenilince MED asilzadeleri arasındaki utancından dolayı MED'lerin yasadıgı Media bölgesinin kuzey batı ucundaki topraklarına çekilmek zorunda kalmıs. Başka bir görüşe göre de Kyros pres egemenliği altında kalmamak için bu bölgeye yerleşmiştir. Karaçalı, sazlık ve bataklıktan oluşan bu bölgenin ortasında yapay bir adacık oluşturup, adına han obası anlamında olan "ELEKHAN" denilmiştir. ( M.Ö. 546 ) ELEKHAN 194 yıl bağımsız ve mutlu bir dönem geçirerek 352 yılında Büyük İskender'in istilasına uğramıştır. Daha sonra Lesepkoslar, Partlar, Romalılar, Sasani ve Bizans’ın hakimiyetine girmiştir. Artuklular, Moğollar, Ilhanlılar, Celaliler, Karakoyunlu (Pezrese) Akkoyunlular ve 1500 yılında Savefilerin eline geçmistir.

1515 yılında, 4. Murat'ın Bağdat seferi sırasında kendisine büyük yararlıklar gösteren Turhan oğlu Mahmut Pasa'ya ELEKHANI içine alan Batman suyu ile Botan suyu arasında kalan bölgenin tamamını vermiştir. Bu gelişmeden sonra ELEKHAN telaffuz değişikliğine uğrayarak halk dilinde ELAH zamanla "ILUH" ismini almıştır. İluh köy birimi olarak kayıtlara geçmiş ve Siirt vilayeti, Elmedin kazasına bağlı olarak benliğini sürdürmüştür.

Elmedine yerleşim birimi 1926-27 yılı ilkbaharında bugünkü Batman Çayının taşması nedeniyle haritadan silinmiş ve İluh köyü Beşiri (Kobin) ilçesine bağlanmıstır. Batman isminin nereden geldiği hakkinda görüşler olmayıp, bir görüşe göre bugünkü Batman Çayının adı 1950'li yılların basında Iluh köyüne verilmiştir. Yaygın olan görüşe göre de Iluh köyünün aşağı kısmında ilk deneme kulesi kurulduğunda TPAO'nun tesislerinin bulunduğu bölgeye bakmaktan gelen Batman adı verilmiştir.

1937 yılında bucak haline getirilen Iluh, 1940'lı yılların sonları ile 1950'li yılların başlarında bölgede var olan petrol filizlerinin değerlendirilmesi sonucunda Iluh bucağında her alanda büyük gelişme sağlanmıstır. Bu gelişmeler üzerine 2 Eylül 1957 tarihinde ilçe teşkilatı olarak kabul edilmiştir.

1955 genel nüfus sayımında Iluh nüfusunun 4713 olarak kaydedilmesiyle 2 Kasım 1955 yılında Belediye teşkilatı kurulmuştur. 1990 yılına kadar çok hızlı bir gelişme yaşayan Batman, 16 Mayıs 1990 tarih ve 3647 sayılı kanunla Türkiye'nin 72. ili olma unvanına kavuşmuştur.



-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Bayburt


Eski çağlarda halcilerin yaşadığı sahada yer alan Bayburt'un bir müddet Roma İmparatorluğu hakimiyetine girdiği ve bu imparatorluğun ikiye ayrılması üzerine Doğu Roma toprakları içinde kaldığı bilinmektedir. Bizans İmparatorluğu teşkilatına göre ülke, bugünkü eyaletlere benzer bir takım temalara ayrılmıştı. Bayburt Heldia temasına bağlıydı ve bu eyaleti meydana getiren yedi piskoposluğun dördüncüsünü meydana getiriyordu. İmparator Justinianus tarafından kalesinin tahkim ve tamir edildiği bilinen Bayburt, Arap fetihleri sırasında Bagrat sülalesinin hakimiyeti altında bulunmaktaydı.

Bayburt ve yöresi, Türklerini Anadolu'da ilk yerleştikleri bölgelerdendir. Tuğrul Bey'in Anadolu seferi (1054) sırasında Bayburt, Çoruh nehri ve Karadeniz dağlarına (Parhar) uzanan sahalara akınlarda bulunan Selçuklu kuvvetlerinin hücumlarına maruz kaldı ise de fethedilemedi. Kesin Türk hakimiyeti Malazgirt zaferinden sonra gerçekleşti. Şehir 1072'den 1202'ye kadar bazen Erzurum yöresinde hüküm süren Saltuklar'ın bazen de Danişmendiler'in hakimiyetinde kaldı. Bir ara Trabzon imparatoru I.Alexis Comnen'in kumandanı Theodore Gabras tarafından işgal edildiyse de, kısa süre sonra yeniden Danişmendli hakimiyetine girdi. (1098) Selçuklular 1202'de Saltuklu Devletine son verince Bayburt'u da ele geçirdiler.

Bayburt'un asıl gelişmesi, Süleyman Şah'ın kardeşi Erzurum Meliki Mugisuddin Tuğrul Şah ve oğlu Cihan Şah (1020-1230) döneminde oldu. Tuğrul Şah Bayburt kalesini yeniden inşa ve tahkim ettirdi. I:Alaeddin Keykubad tarafından Moğollara karşı sınırlar kuvvetlendirilirken Bayburt da Erzurum ile birlikte Konya'ya bağlandı. 1243 Kösedağ savaşının ardından Moğolların Anadolu'yu istilası esnasında yapılan anlaşma gereği Baybırt Selçukluların kontrolünde kaldı. Bu durum 1291'de burada Giyaseddin Mesud tarafından para bastırılmasından anlaşılmaktadır.

İlhanlılar devrinde Tebriz-Trabzon yolu üzerinde bulunması sebebiyle daha da gelişen Bayburt, Ceneviz ve Venedik kervanlarının konakladığı bir yerdi. Moğolistan'a giderken buraya uğrayan Marko Polo şehirde zengin Gümüş madenlerinin bulunduğunu belirtir. Hatta İlhanlılar buradan yüklü bir vergi geliri temin ediyorlardı. Bu dönemde Darül Celal adı ile anılan ve iktisadi bakımdan canlılık kazanan şehir aynı zamanda bir kültür merkezi durumundaydı. Burada Mahmudiye ve Yakutiye medreseleri kurulmuş, Mevlevilik gelişme göstermiş, ayrıca ahilik teşkilatı da yayılmıştı.

Son İlhanlı hükümdarı Ebu Said Bahadır Han'ın ölümünden sonra (1334) Bayburt, Eretnaoğulları'nın eline geçti. Zaman zaman Erzincan Beylerinin hücumlarına uğrayan şehir, bir ara Mutahharten'in idaresine girdi. Fakat çok geçmeden Kadı Burhaneddin zamanında Akkoyunlu beylerinden Kutlu Bey oğlu Ahmet Bey'in yardımı ile alındı ve Ahmet Bey'e ikta olarak verildi. Bir ara Karakoyunluların da eline geçen şehir sonra tekrar Akkoyunluların eline geçti ve uzun süre öyle kaldı.

Bayburt yöresi 1501'de bir ara Safeviler tarafından alındı. Bu dönemde Trabzon valisi olan Yavuz tarafından bun bölgeye akınlar yapıldı (1507). Yavuz tahta çıktıktan sonra da çıktığı İran seferinde bir kısım kuvvetlerini Bayburt üzerine gönderdi. Ekim 1514'te Bayburt Şah İsmail'in elinden alındı. Bundan sonra Bayburt Erzincan ile birlikte Trabzon Beyi Bıyıklı Mehmet Paşa'ya verildi ve Sancak merkezi ilan edildi.

Kanuni'nin İran seferi sırasında önemi daha da artan Bayburt kalesi 1541'de esaslı bir tamir gördü. 1553'te Şah Tahmasb'ın akınlarına şahit olunduysa da, bundan sonra XIX. Yüzyıla kadar önemli bir olay yaşanmadı. 1828-1829 Osmanlı-Rus savaşı esnasında Rus birliklerinin işgaline uğradı. 1878 ve 1916'da Ruslar tarafından yeniden işgal edilen Bayburt bu işgaller sırasında önemli oranda tahrip edildi.

1927'ye kadar Erzurum'a bağlı olan Bayburt bu tarihte Gümüşhane'ye bağlandı. 21.06.1989 tarihinde 3578 sayılı yasa ile il statüsüne kavuştu.


-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Bilecik

Bilecik Halkı Kurtuluş Savaşına tüm varlığı ile katılmış, gerek milis kuvvetleri ve gerekse düzenli ordularımıza onbinlerce evladını vermiştir. Bilecik, Kurtuluş Savaşından yanmış-yıkılmış, tam bir enkaz halinde çıkmıştır. 1920’lerde 12.000 olduğu tahmin edilen şehir nüfusu, savaştan sonra 4.000’e inmiştir.

Savaştan önce Bilecik bölgenin en önemli ipek endüstrisi merkeziydi. Şehirde çok sayıda ipekçilik tesisi ve ipek kadife üreten fabrika bulunuyordu. Ancak, Yunanlıların çıkardığı intikam yangınlarında bu fabrika ve tesislerin tümü yandı. Bu arada diğer fabrika ve işyerlerinin de yanmış olması il ekonomisini çökertmiştir.

 

Eski30-07-2006, 14:09   #4
sinekwalesi
 
Türkiyem 81 ilin tarih ve resimleri - sinekwalesi

Bingöl

Bingöl''ün bilinen en eski ismi Cebel-cur dur. Cebel dağ, Cur akan anlamındadır. Bu kelimenin zamanla Çabakçur şeklinde telaffuz edildiği ihtimali kuvvetlidir. Zaten Çabakçur akan temiz su anlamına gelir.

Evliya Çelebiye göre bu isim Büyük İskender tarafından verilmiştir. Rivayete göre Büyük İskender vücudundaki dayanılmaz ağrılar için nice hekimlere baş vurduğu halde şifa bulamaz. Bunun üzerine Ab-Ul Hayat (ölümsüz hayat) suyunu aramaya başlar. Uzun aramalardan sonra kaynağı kendisi olmasa da o sudan içip dayanılmaz ağrılardan kurtulur. Faydasını gördüğü bu suya "Makdis lisanı" üzerine cennet suyu anlamına gelen Çabakçur adını verir. Doktorlarına, sizlerin çare bulmadığınız ağrılarıma Allah cennet ırmaklarından deva verdi. Burada benim adıma bir kale yapın ve adını Çabakçur koyun demiştir. Daha sonra çeşitli kaynaklarda Mingöl olarak karşımıza çıkar. Mingöl göller bölgesi anlamındadır. Mingöl kelimesi de zamanla halk tarafından Bingöl şeklinde telaffuz edilmiş bin tane göl anlamındadır.

Daha sonra Bingöl''e Çevlik denmiştir. Bağ bahçe anlamındadır. Bu ad günümüzde yöre halkı tarafından halen kullanılmaktadır.

1874 yılında yapılan bir idari düzenlemeye dayanılarak 1881 de Bitlis vilayeti kuruldu. Çabakçur ve Genç bölgesi Bitlis Vilayetine, Kiğı Erzincan''a, Karlıova Muş''a bağlandı.

Cumhuriyetin ilanından sonra 1926 yılında Elazığ, 1929 senesinde Muş''a bağlanan Bingöl, 1936 yılında çıkarılan bir kanunla il haline getirildi. Bu kanunun Bingöl iline ait metni aynen şöyledir. "Yeniden 9 kaza ve 5 vilayet teşkiline ve bunlarla 32 Nahiyeye ait Kadrolar Hakkında Kanun

Kanunun numarası:2885
Kabul Tarihi:25-12-1935
Resmi Gazete ile Neşir ve ilanı: 4 Ocak 1936
Numara:3197

Madde 5: Muş vilayetinin Çabakçur, Genç, Solhan, Bingöl kazaları ile Erzincan vilayetinin Kiğı kazasından teşekkül etmek ve merkezi Çabakçur kasabası olmak üzere Bingöl vilayeti kurulmuştur."

1945 yılında il merkezi olan Çabakçur''un adı Bingöl olarak değiştirilmiştir.




------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Bitlis


Tarihçiler Bitlis tarihini değişik zamanlardan başlatmaktadırlar. 5000 yıllık, 7000 yıllık tarih gibi. Gerçekte Bitlis tarihi Neolotik Çağ dediğimiz Yenitaş dönemine kadar uzanmaktadır. Neolitik Çağ, Yenitaş veya Cilalı Taş Devri denilen bu dönem, Ortataş Devri ile Tunç Devri arasındaki arkeolojik dönemdir. Bu dönem M.Ö. 3000 yıllarıyla 9000 yılları arasını kapsamaktadır.

Bitlis ve yöresinin yazılı tarih öncesi oldukça karanlıktır. En önemli nedenleri yüzeydeki buluntuların az olması ve bugüne kadar gerçekçi bir arkeolojik çalışma yapılmamasıdır.

Bitlis ili sınırları içerisinde bulunan Süphan ve Nemrut dağlarındaki obsidyen (doğal cam yatakları), doğrudan olmasa bile dolaylı olarak bu yöre tarihinin Neolitik dönemine kadar çıktığını göstermektedir. Obsidyen yataklarından elde edilen doğal camın yontucu, kesici, kazıyıcı olarak çevredeki yerleşim yerlerinde kullanıldığı anlaşılmaktadır.

Yine yapılan çalışmalar sonucunda o döneme ait ticaret yolu Van Gölünün doğusundan güneye (bugün ki Van ili sınırları içerisinde bulunan Kalkolitik – Maden Dönemi – yerleşme alanı olan Tilkitepe), batıda ise Diyarbakır il sınırlarına (Ergani yakınındaki çanak-çömleksiz bir Neolitik yerleşme yeri olan Çayönü) dek uzanmaktadır.1 Bitlis ilinin Van ve Diyarbakır arasında yerleşmiş olması, Van’dan Diyarbakır’a yapılacak ticaretin o dönemlerde ancak Bitlis üzerinden yapılacağı dikkate alındığında, Bitlis’in Neolitik dönemden beri yerleşme yeri olduğu bir gerçektir.

Neolitik Çağ, M.Ö. 3000 yıllarında sona ermiştir. Bu tarihi baz aldığımızda Bitlis’in 5000 yıllık bir tarihe ve geçmişe sahip olduğunu görmekteyiz. Büyük bir ihtimalle Bitlis’in tarihi bundan daha da eskidir. Güneybatı Asya ülkelerindeki Neolitik Çağ M.Ö. 9000-5000, Avrupa ülkelerindeki Neolitik Çağ M.Ö. 6500, Tuna kıyılarında M.Ö. 5500 olduğuna göre Bitlis’in tarihinin 5000 yıldan fazla olması, 5000 - 7000 yıllık olması çok kuvvetle muhtemeldir.





------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Bolu


Türkiye yüzölçümünün % 1,05''lik bölümünü kaplayan Bolu ili, 8.294 km² (829.400 ha.) yüzölçümü ile Karadeniz Bölgesi''nin Batı Karadeniz bölümünde yer alır. Doğu-Batı uzunluğu yaklaşık 186 km.dir. Bolu''nun, Dörtdivan, Mengen, Mudurnu, Gerede, Göynük, Kıbrıscık, Seben, Yeniçağa ve Merkez ile birlikte 9 İlçesi bulunmaktadır. Bolu İl Merkezine göre; Dörtdivan, Yeniçağa ve Gerede doğuda, Mengen kuzeydoğuda, Göynük ve Mudurnu güneybatıda, Seben ve Kıbrıscık ise güneyde yer almaktadır. Bolu''nun, batısında Düzce ve Sakarya, güneybatısında Bilecik ve Eskişehir, güneyinde Ankara, doğusunda Çankırı, kuzeyinde Zonguldak ve kuzey doğusunda Karabük yer alır. İlimizin merkez ve diğer ilçelerin yüzölçümleri km2 olarak aşağıdaki tabloda yer almaktadır.




------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Burdur

Güneybatı Anadolu''nun "Göller Yöresi " diye bilinen bölgesinde 6.887 km²'' lik bir alanı kapsar. Güneyinde Antalya, batısında Denizli, güneybatısında Muğla, Kuzeyinde Afyon , Kuzey ve kuzeybatısında Isparta illeri bulunmaktadır.
Batı Toroslar''ın arasında Tektononik ve Karstik çöküntü alanlarından oluşur. Oldukça engebeli ve dalgalı bir yapıya sahiptir. Tektonik çukurlardan oluşan Karataş, Salda, Yarışlı, Akgöl, Gölhisar ve Burdur gölleri bu yöreye " göller yöresi " denilmesine neden olmuştur. Söğüt, Eşeler, Kestel, Katrancık , Rahat ve Koçaş dağları önemli yükseltilerdir. En yüksek yeri Koçaş 2598 m.dir. Ortalama yükselti 1000 m. civarındadır.



Osmanlı Padişahı Yıldırım Beyazıd Han 1391 yılında Hamidoğulları beyliğine son verecek, bu beylii Anadolu Beylerbeyliği Merkezi olan Kütahya''ya bağladı.
Timur''un 1402 Ankara Savaşında Yıldırım Beyazıd Han''ı yenmesi üzerine yeniden bağımsızlığına kavuşan Hamidoğulları 1430 yılından itibaren kesin olarak Osmanlı himayesine girmiştir.
Burdur, Şahkulu ayaklanması sırasında birkaç ay isyancıların elinde kalmıştır.
1839 yılında kentin ileri gelen ailelerinden olan Çelikpaşazadeler ile Çiloğulları arasında ayaklanmaya tanık olan Burdur, aynı yıl Konya-Karaman vilayetine bağlı Hamid (Isparta) sancağının bir kazası durumuna getirildi. 1852 yılında liva olan Burdur, 1867 yılında kaza, sonra tekrar sancak oldu. 1920 yılında bağımsız sancak olan Burdur, 1923 yılında Cumhuriyetin ilanıyla birlikte il olmuştur.
Hamidoğulları ülkesi Osmanlılara geçtikten ve Burdur kaza olduktan sonra kendi haline terk edilmiş ve önemini yitirmişti. Osmanlılar döneminde Burdur''da devlet tarafından önemli sayılacak bir eser yapılmamıştır.



------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Bursa

Bursa 40 derece boylam ve 28 - 30 derece enlem daireleri arasında Marmara Denizinin güneydoğusunda yer alan, toplam il nüfusu 2000 Yılı Genel Nüfus Tespit sonuçlarına göre 2.106.687 ile Türkiye''nin 4. büyük kentidir.
Bursa ili doğuda Bilecik, Adapazarı, kuzeyde İzmit, Yalova, İstanbul ve Marmara Denizi, güneyde Eskişehir, Kütahya, batıda Balıkesir illeriyle çevrilidir.

Denizden yüksekliği 100 metre olan Bursa, genelde ılıman bir iklime sahiptir. Ancak, iklim bölgelere göre de değişiklik göstermektedir. Kuzeyde Marmara Denizinin yumuşak ve ılık iklimine karşılık güneyde Uludağ''ın sert iklimi ile karşılaşılmaktadır.

İlin en sıcak ayları Temmuz - Eylül, en soğuk ayları ise Şubat - Mart''tır. 52 yıllık gözlem süresi itibarı ile yıllık ortalama yağış miktarı 706 mm.dir. İlde ortalama nispi nem % 69 civarındadır.

İlin yüzey şekilleri, birbirlerinden eşiklerle ayrılmış çöküntü alanlarıyla, dağlar halindedir. Çöküntü alanlarının başlıcalarını İznik ve Uluabat gölleriyle Yenişehir, Bursa ve İnegöl ovaları oluşturmaktadır.

Toplam yüzölçümü 10.891 km2 olan Bursa ili topraklarının % 17''sini ovalar oluşturmaktadır.

 

Eski30-07-2006, 14:10   #5
sinekwalesi
 
Türkiyem 81 ilin tarih ve resimleri - sinekwalesi

Çanakkale

Çanakkale Türkiye''nin kuzeybatısında Avrupa ve Asya kıtalarını birbirinden ayıran ve kendi adını taşıyan Boğaz''ın iki yakasında kurulmuştur.
Çanakkale''nin doğusunda ve güneydoğusunda Balıkesir, batısında Ege Denizi kuzeybatısında Edirne, kuzeyinde Tekirdağ ve Marmara Denizi bulunmaktadır.Eski çağlarda HELLESPONTOS ve DARDANEL olarak anılan Çanakkale M.Ö. 3000 yılından beri yerleşim alanı niteliğini korumuştur. Ege ve Marmara Bölgesinde toprakları bulunan ilin yüzölçümü 9737 kilometrekare,kıyı uzunlukluğu 671 kilometredir.
Konumu gereği Akdeniz ve Karadeniz iklimi arasında geçiş iklimi gösterir.Yağışlar genelde bahar ve kış aylarında görülür.
Erken Bronz Döneminden bu yana önemli bir yerleşim merkezi olan Çanakkale; Çanakkale Boğazı sayesinde Anadolu ile Avrupa ve Akdeniz ile Karadeniz arasındaki bağlantıyı sağlayan iki geçit bölgesinden biridir. Bu özelliği nedeniyle oldukça zengin bir tarihi vardır. Coğrafi konumu, yörede yaşayan topluluklara ekonomik ve askeri üstünlük sağlamış, onlar da uygarlık alanında çağdaşlarını geçmişlerdir. Ancak bu durum, yöreyi çeşitli göç ve istila hareketlerinin hedefi yapmıştır. Değişik tarihlerde yerleşmek yada yağmalamak amacıyla bölgeye gelenler olmuş, her iki durumda belirli kültür alışverişini yoğunlaştırmıştır. Bu kültürel yoğrulma, yüzyıllar boyu kesintilerle sürmüş, bunun sonucu oldukça renkli bir kültür mozayiği ortaya çıkmıştır. Boğazın en dar yerinde Fatih Sultan Mehmet döneminde Rumeli yakasında Sestos dolaylarında Kilitbahir, Anadolu yakasında Abydos dolaylarında Sultaniye (Kale-i Sultaniye) yada Çanak Kalesi adı ile anılan kaleler yapılmıştır. Bugünkü Çanakkale İlinin adı Anadolu yakasındaki Çanak Kalesinden gelmektedir.
Yörenin en eski halkı Beşiktepe ve Kumtepe yerleşmelerinden bilinen Kalkolitik Dönemin yerli halkıdır. Bunlarılerden lere kadar herhangi bir dış etki altında kalmadan yaşamlarını sürdüren Troya halkı izler. Bundan sonra sırasıyla Troya Savaşları ile Akalar, Ege göçleri ile çeşitli kavimler gelmiştir. En son olarak Sicilyalı Komutan Roger De nun ölümüyle buyruğundaki Katalonyalılar bir süre etkinliklerini sürdürseler de, daha sonra Türkler’le yaptıkları bir anlaşma gereği, Çanakkale ve yöresini Türk Beylerine bırakmışlardır.
M.Ö. 3000 yılında kurulan L Troia, M.Ö. 2500 yıllarında bir depremle yıkılmıştır. Bundan önce de yörede eski yerleşmele*rin bulunduğu bilinmektedir. Dardanos kentinin I. Troia''dan önce kurulduğu düşünülmekte*dir. Kuruluş önceliği 100-150 yıl kadardır. M.Ö. 1200''lerde kuzeyden gelen "deniz kavimleri"nin göçü ile bölgede ve Anadolu''da yazılı tarih açısından karanlık dönem başlamıştır. Bölge, M.Ö. 7. yüzyılda Batı Anadolu''da büyük bir güç haline gelen Lydia Krallığı''nın egemenliğine girmiş, M.Ö. 5. yüzyılda Perslerin gelmesiyle, Pers etkisi artmaya başlamış, M.Ö. 386 yılında Persler ve Spartalûar arasında yapılan "Kral Barışı" ile bölgede kesin olarak Pers egemenliği sağlanmıştır. M.Ö. 334''te Makedonya Kralı Büyük İskender''in Pers ordusunu Biga Çayı (Granikos) yakınlarında bozguna uğratmasıyla Anadolu''da Pers hakimiyeti gerilemeye başlamıştır.İskender''in Ölümünden sonra İskender''in komutanları bölgede iktidar mücadelesine girişmişlerdir. Bergama Krallığı''nın hakimiyeti ve Galat istilaları döneminden sonra, Roma''nın bölgedeki hakimiyet kurma çabaları sırasında Diktatör Sulla, Gelibolu''ya kadar gelmiştir. Bölge, Roma ve Bizans dönemlerinde limanlarıyla da önem kazanmıştır. Osmanlıların Akdeniz''de egemenlik kurma istekleri, onları Balkan Yanmadası''ndaki fetihlere, Gelibolu ve yöresinden başlamaya yöneltmiştir. Gelibolu''da bir tersanenin kurulmasıyla birlikte Çanakkale''deki Osmalı egemenliği daha da artmıştır. Boğazın Önemi Çanakkale Savaşları''nda (1. Dünya Savaşı''nda) bir kez daha gündeme gelmiş ve düşman donanması 18 Mart 1915 tarihinde bozguna uğratılmıştır



---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Çankırı

Orta Anadolu''nun kuzeyinde, Kızılırmak ile Batı Karadeniz ana havzaları arasında yer alan Çankırı, 40° 30'' ve 41º kuzey enlemleri ile 32° 30'' ve 34º doğu boylamları arasında yer almaktadır. İlin komşuları batıda Bolu, kuzeybatıda Karabük, kuzeyde Kastamonu, doğuda Çorum ve güneyde Ankara ile Kırıkkale''dir. Denizden yüksekliği 723 metre olup, ülke topraklarının %o 94''lük bölümünü oluşturan toplam 7 388 Km²''lik bir alana sahiptir.


Tarihçiler, İ.Ö. 2000’lerde Mezopotamya’dan Anadolu’ya
mal satmak üzere gelen Asur tüccarlarının Mısır ve Mezopotamya’da, İ.Ö. 3200’lerden beri bilinen “yazı”yı getirdiklerini, bu tarihin aynı zamanda Anadolu için yazılı tarihin başlangıcı olduğunu kabul etmektedirler.
Özellikle Kültepe ve Kayseri’de bulunan bazı kil tabletlerinden bu dönemde, Anadolu’da yaşayan halklarla ilgili önemli veriler elde etmek mümkündür. Kiltepe tabletleri ya da Kapadokya tabletleri olarak bilinen bu tabletler üzerinde yapılan dil çözümleme çalışmalarında, Orta Anadolu’daki bazı yer ve kişi adlarına rastlanmıştır. Örneğin, bu tabletlerde, sonradan Protohatti olarak adlandırılan, Hatti dili ile konuşan ve bu bölgede yaşayan bir etnik grup olduğu kaydedilmektedir. Hattiler’in nereden ve ne zaman geldikleri kesin olarak bilinmemekle beraber, eldeki verilerden, bu dönemde ve bu yörelerde yaşadıkları ortaya çıkmaktadır. Aynı tabletten, Hattiler’in Orta Anadolu’da Kızılırmak yöresinde (Marassantiya), bir başka topluluk olan Hurriler’in, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da, Luviler’in ise, Güney ve Güneybatı Anadolu yöresine yerleştikleri anlaşılmaktadır.


---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Çorum

Çorum ili; Orta Karadeniz Bölümünün iç kısmında yer almaktadır. Doğuda Amasya, güneyde Yozgat, batıda Çankırı, kuzeyde Sinop, kuzeydoğuda Samsun, güneybatıda Kırıkkale ile çevrilidir.

Yüzölçümü 12.820 km² dir.Enlem ve boylam değerlerine göre ise; 34 derece 04 dk. 28 sn. doğu boylamları ile 39 derece 54 dk.20 sn. kuzey enlemleri arasında yer almaktadır.
Deniz seviyesinden ortalama yüksekliği (rakımı) 801 m.dir. Ankara'' ya 244, İstanbul'' a 608, Amasya'' ya 92, Sinop'' a 294, Samsun'' a 172, Tokat'' a ise 188 km. mesafededir.
İlçelerin İl merkezine uzaklıkları ise; Alaca 50, Bayat 83, Boğazkale 84, Dodurga 45, İskilip 55, Kargı 116, Laçin 30, Mecitözü 37, Oğuzlar 84, Ortaköy 56, Osmancık 61, Sungurlu 70 ve Uğurludağ 66 km''dir.


---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Denizli

Denizli şehri, ilk defa bugünkü şehrin 6 km. kuzeyinde, Eskihisar Köyü civarında kurulmuştur. Bu şehir M.O.( 261 - 245 ) yılları arasında, Suriye Kralı II. Antiyokustheos tarafından kurulmuş ve karısının adına izafeten LAODICIA denilmiştir. Türkler Denizli havalisini zaptettikten sonra, şehrin suyunun bol bulunduğu bugünkü Kaleiçi mevkiine naklettirmişlerdir.
Denizli adına, tarihi kaynaklarda başka başka isimler olarak rastlamaktayız. Selçuklu kayıtları ve Denizli mahkemesi serciye sicilleri (Ladik) ismini vermektedir. Ibni Batuta''nin seyahatnamesi (Tunguzlu) denilmektedir. Mesalikullebsar''da da (Tunguzlu) olarak kaydedilmiştir.

Timurlenk''in zafer namesini yazan, Ser afettin Zemdi (Tenguzlug) ve (Tonguzlug) gibi iki isimden bahsetmektedir. Tensiz kelimesi eski Türkçe''de Deniz demektir. Tunguzlu ise bugünkü imlasıyla Denizli demektir. Netice olarak Denizli adi, Tunguzlu ve Tunguzlu kelimelerinin zamanla ağızdan agiza, Denizli kelimesi haline gelmesinden bugünkü seklini almıştır.




---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Diyarbakır

Yüzölçümü, 15.355 km2 Nüfusu, 1 milyon 364 bin 209 (2000 sayımına göre) Komşu olduğu iller, Malatya, Elazığ, Bingöl, Muş, Batman, Mardin, Şanlıurfa, Adıyaman. İlçeleri, Bismil, Çermik, Çınar, Çüngüş, Dicle, Eğil, Ergani, Hani, Hazro, Kocaköy, Kulp, Lice, Silvan. Köy sayısı, 743

Mezopotamya’nın kuzeyinde yer almaktadır. Malatya, Elazığ, Bingöl, Muş, Siirt, Mardin, Urfa, Batman ve Adıyaman illeriyle çevrelenmiş olan Diyarbakır ili, bölgenin tüm özelliklerini taşır. Bağlı 13 ilçe merkezi bulunmaktadır.Diyarbakır kent merkezi 7 bin 500 yıllık bir geçmişe sahiptir.
Tarihin her döneminde büyük uygarlıkların, kültürel ve ekonomik hareketlerin merkezi olarak kabul edilen kent, birbirini izleyen 26 değişik uygarlığa beşiklik etmiştir.M.Ö.3000 yıllarında Hurriler’den başlayarak Osmanlılar’a kadar uzanan yoğun bir tarihi geçmişi olan Diyarbakır’da yaşayanlar, dönemlerine ait izlerle kenti ölümsüzleştirmişlerdir.Bu eserlerin başında, kuşbakışı bir kalkan balığını andıran biçimiyle kenti baştanbaşa kuşatan surlar gelir. Diyarbakır surları uzunluk bakımından Çin Seddinden sonra dünyada ikinci, ama eskilik bakımından birinci sırada kabul edilmektedir.

 

Eski30-07-2006, 14:11   #6
sinekwalesi
 
Türkiyem 81 ilin tarih ve resimleri - sinekwalesi

Düzce

Düzce il merkezi 39051 dakika kuzey enlemi ile 31008 dakika Doğu boylamında yer alır.

Türkiye''nin illeri arasındaki yeri, Bolu ili topraklarının batı ve kuzeyinde Sakarya ilinin doğusunda ve Zonguldak İlinin güneybatısında yer alır. Kuzeyinde Karadeniz ile sınırdır. Diğer illerle sınırlarını tabii sınırlar oluşturur. Bu sınırlar kuzeybatıda Sakarya ile Melen Çayı, batı ve güneyde dağların üst kısımları oluşturur. Deniz seviyesinden yüksekliği 160 metre kadardır. Güneydeki bu dağlar, batıdan doğuya Keremali, Elmacık, Güney Bolu ve Sünnice dağlarıdır.

Yollara göre doğu-batı yönünde uzanan D-100 karayolu ile TEM otobanı üzerinde yer alır. Bu yollar il merkezinden geçer. Bu konumu ile Avrupa-Asya arasında transit yol üzerindedir. D-100 karayolu il merkezinden ayrılarak Akçakoca ilçesi üzerinden Zonguldak İline bağlanır. Düzce bu konumu ile yol kavşağı şehridir.

Düzce''nin kuzeyinde Akçakoca, kuzeydoğusunda Yığılca, kuzeybatısında Çilimli ve Cumayeri, batısında Gümüşova ile güneydoğusunda Gölyaka ilçeleri yer alır.


Düzce''nin tarihi 14. yy''dan daha gerisine dayanmamaktadır. Ancak Düzce’nin 8 km kuzeyinde yeralan Konuralp kasabasının tarihi MÖ 3. yy'' a kadar dayanmaktadır. Konuralp''in mevcut arkeolojik eserlerden saptandığı kadarıyla zengin bir tarihi vardır. Konuralp M.Ö. 74 yılına kadar Bilecik, Bolu, Kocaeli ve Sakarya şehirlerini kaplayan bir alanda hakimiyet süren BITHYNIA Devleti''nin önemli şehirlerinden birisiydi ve adıda ''Prusias Pros Hypios (Melen Kenarındaki Prusias)''dı. M.Ö. yılında, kısa bir süre Pontus istilasına uğrayan şehir, aynı yıl Roma hakimiyetine girdi.

Roma devrinde şehir Latin kültürünün tesiri altında kaldı, adıda '' Prusias ad Hypium'' olarak değişti. Roma devrinde şehirde Hıristiyanlık hakimiyeti hüküm sürdü. 395''de Roma İmparatorluğu ikiye bölününce şehir Doğu Roma İmparatorluğu’nun sınırları içinde kaldı.

Osman Gazi''nin komutanlarından Konuralp Bey, Düzce ve çevresini Osmanlı topraklarına katma emrini aldı. Bunun üzerine 1321-1323 yılları arasında bu yöredeki Bizans tekfurları ile yaptığı savaş sonunda DÜZBAZAR (Düzce Ovası)’ı ve Bizans Prusias''ını fethetti.....



-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Edirne

Edirne, Marmara Bölgesinin Trakya kısmında yer alır. Güneyinde Ege denizi, kuzeyde Bulgaristan, batıda Yunanistan, doğuda Tekirdağ, Kırklareli ve Çanakkale ileri ile çevrilidir.

Yüzölçümü 6.276 km² olan Edirnenin, deniz seviyesinden ortalama yüksekliği 41 metredir. Edirne, idari olarak, biri merkez ilçe olmak üzere 8 ilçe ve 248 köyden oluşmaktadır.

Edirne ili, Trakya Yarımadasında; kuzeyde Istranca Dağları, güneyinde Koru Dağları ve Ege Denizi-Saroz Körfezi, batısında Meriç Nehri ve Meriç Ovası, doğusunda da Ergene Ovasını içine almakta olup, il topraklarının % 80 tarıma elverişlidir.

Trak Soylarından olan Odris''ler tarafından MÖ. 5.Yüzyılda ilk defa kent olarak kurulan ve zaman içinde değişik milletler tarafından değişik isimler verilen kentimizin adı I.Murat zamanında Edirne olarak kalmıştır.

Edirne, Milattan sonra ikinci ve üçüncü yüzyıllarda askeri, ticari ve tarımsal bakımdan çok önemli bir kent görünümündeydi. Bu durumu günümüzde de sürdürmektedir. 1361 yılında I.Murat tarafından fethedilen ve ebedi Türk yurdu olan Edirne, konumu nedeniyle İstanbul''un alınışına kadar (92) yıl boyunca Osmanlı Devletinin başkenti olmuştur.

Edirne''de eski çağdan itibaren sanat eserleri yapılmıştır. Bu eserlerin en eskisi Roma İmparatoru Hadrianus tarafından yaptırılan Edirne Kalesinden günümüze kalan sur ve burç duvarlarıdır. Ayrıca, Edirne''de Osmanlı Mimarisinin de çok değerli örnekleri mevcuttur. Selimiye Camii bunların en ünlüsüdür.




-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Elazığ



Elazığ ili doğal şartların elverişli olması nedeniyle paleolitik (yontma taş) döneminden beri çeşitli toplulukların yerleştiği bir alan olmuştur.
Keban ve Karakaya barajları eski eserleri kurtarma projesi çerçevesinde yapılan arkeolojik kazı ve araştırmalar ,yöre tarihinin bilinmesine büyük katkılar sağlamıştır.
Bu çalışma ışığında Elazığ-Harput yöresinin bilinen en eski sakinleri Hurriler’dir. Arkeolojik kazılar sonunda elde edilen tabletlerden anlaşıldığına göre Hurriler ,Ön Asya da büyük bir bölgeye yayılmış ,M.Ö.2 bin yılının sonlarında kuvvetlenerek ırkdaşları Subar Beyleri’ni de egemenlikleri altına alarak ,sınırlarını genişletmişlerdir. Hurriler den sonra bölge Hititlerin hakimiyeti altına geçmiştir.
M.Ö.IX, yüzyıldan itibaren Urarturlar bölgeye egemen olmuşlardır. Urartu dönemine ait Palu,Kömürhan ve Bağın’da çivi yazılı kitabeler bulunmaktadır. M.Ö.VII. yüzyıllar da bölgeye Medler hakim olmuş , sonraki yüzyıllarda Pers Straplar’ın Büyük İskender’e yenilmesiyle Pers hakimiyeti sona ermiş , bölge İskenderin ordularının denetiminde kalmıştır.M.Ö.546 yılında Roma ordusu Persler’e yenilince yörede Persler’in hakimiyeti görülmeye başlamıştır.
Bu hakimiyetle birlikte yöre M.S.III. yüzyıla kadar Pers-Roma mücadelesine sahne olmuş ,Büyük Roma İmparatorluğu’nun M.S.395 yılında ikiye bölünmesinden sonra yörede ,Sasani Bizans mücadelesi başlamıştır. Sonuçta Fırat’ın batısı Bizans,doğusu Sasaniler ,hakimiyetine girmiştir.


-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Erzincan

Erzincan'ın ilkçağ tarihi hakkında bilgi bulunmayıp, ikinci bin yılda yörede Hurriler, Hayaşılar ve Azziler'in yaşadığı bilinmektedir. M.Ö. 1850-1180 yıllarında yöre Hititlerin egemenliğinde kalmıştır.

M.Ö. 900 yıllarında kurulan Urartu Devleti sınırları işinde kalan Erzincan'da kazılar (1953) sonucu Urartulara ait bir çok eser çıkarılmıştır.

Medler'in Anadolu'yu istilası sonucu ortadan kalkan (M.Ö. 600) Urartulardan sonra İl ve çevresi Medlerin (M.Ö. 612) ve Perslerin (M.Ö. 550) eline geçmiştir. İskenderin Pers İmparatorluğunu ele geçirmesiyle (366) Anadolu Makedonyalıların hakimiyetine girdi. İran ve Bizans arasında sürekli savaşlara sahne olan Erzincan, Halife Hz. Osman zamanında (35/655) tümüyle Müslümanların yönetimine geçmiştir. 1071 Malazgirt zaferinden sonra, Anadolu'nun Türklerin eline geçmesiyle, Mengücek Ahmet Gazi bölgeyi hakimiyeti altına almıştır. 1243'deki Kösedağ Savaşında Moğolların Selçukluları yenmesiyle, yöre İlhanlıların eline geçer. 1419'da Karakoyunlular'ın, 1455 de Akkoyunlular'ın hakim olduğu bölge, 11 Ağustos 1473'de Fatih ile Uzun Hasan arasında çıkan Otlukbeli Savaşı ile Osmanlıların denetimine geçti.

1502'de Safevi tahtına geçen Şah İsmail'in karargah yaptığı Erzincan, 23 Ağustos 1514 yılında Yavuz Sultan Selim ile Safeviler arasında yapılan Çaldıran savaşı ile tekrar Osmanlı yönetimine geçirilmiştir.


-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Erzurum

Roma istilasından önce, bugün Erzurum’un bulunduğu yerde değişik dönemlerde Karin, Karna, Garin, Karndi ve Kalhak isimli bir şehir bulunduğu tarihi kaynaklara dayanılarak tespit edilmiştir.

M.Ö. 408-450 yıllarında yaşamış olan Bizans İmparatoru ll. Teodosinus doğudan gelen İranlı’ların saldırılarına karşı koymak amacıyla bu bölgedeki Erzen şehrinin güney batısında, yeni bir kale ile çevrilmiş bir şehir kurdurdu. Kale o devirde Bizans İmparatorluğunun doğu bölgeleri komutanı olan Antonyus tarafından yaptırılmış ve şehire imparatorun adını izafeten Teodosipolos denilmiştir.


 

Eski30-07-2006, 14:12   #7
sinekwalesi
 
Türkiyem 81 ilin tarih ve resimleri - sinekwalesi

Eskişehir

Bugünkü Eskişehir ili, Eski ve Orta çağlarda Yunanca Dorylaion, Latince Dorylaeum ismi ile tanınan bir kentti. Arap kaynaklarında ise şehrin adı Darauliya, Adruliya ve Drusilya olarak verilmiştir. Dorylaion, antik kaynaklarda önemli yolların kavşak noktasında kaplıcaları ile ünlü, ticaret ile zenginliğe kavuşmuş bir Frigya (Phrygia) şehri olarak geçer ve şehrin kurucusu olarak Eretrialı Doryleos gösterilir.
Özellikle Bizans çağında önem kazanan kentte imparator Justinianos'un yazlık sarayının varlığından söz edilir. 19. yüzyılda birçok gezgin ve bilim adamı, bölgeye yaptıklan gezilerin ve araştırmaların sonucunda Eskişehir'in 3 km. kuzeydoğusunda, Porsuk Çayı'nın kuzeyinde yer alan bugünkü adıyla Şarhöyük ören yerinin antik Dorylaion şehri olduğunu saptamışlardır. Burası 17 m. yüksekliğinde, 450 m. çapında Orta Anadolu'nun orta büyüklükteki höyüklerinden biridir. Burada 1989 yılında itibaren Kültür Bakanlığı ve Anadolu Üniversitesi adına Prof, Dr. A. Muhibbe Darga başkanlığında bir ekip tarafından arkeolojik kazılara başlanmıştır. Halen devam etmekte olan kazılarda, höyükte şimdilik Osmanlı Döneminden ilk Tunç Çağı'na kadar geri giden sürekli bir yerleşmenin olduğu saptanmıştır.
Dorylaion - Şarhöyük, Bizans'ın Selçuklulara karşı korunmasında büyük rol oynamış ancak 1176'da Selçuklu Sultanı II. Kılıçaslan'nın Bizans İmparatoru Manuel Komnenos'u mağlup etmesinden sonra kent, Selçukluların egemenliği altına girmiştir. Bundan sonra uzun bir zaman yıkık ve terkedilmiş olan Dorylaion-Şarhöyük'ün yakınında, harabenin güneyinde yeni bir yerleşme kurulmuştur. W. M. Ramsay'in bildirdiğine göre, büyük olasılıkla Dorylaion harabelerine Eskişehir adı verilmiş ve bu ad o zamandan günümüze uzanmıştır.


Cumhuriyetin ilanından sonra, Sancak ve mutasarrıflıkların il yapılmaları üzerine, Eskişehir'de 1925 yılında il olmuştur.

1926 yılında Eskişehir'in, Sivrihisar, Mihallıçcık ve Seyitgazi olmak üzere üç ilçesi bulunuyordu. 28.06.1954 tarihinde 6321 sayılı kanunla Çifteler, Mahmudiye, 27.06.1957 tarihinde 7033 sayılı kanunla Sarıcakaya ilçe haline getirildi ve Eskişehir'in ilçe adedi 6'ya çıkmış oldu.

Daha sonra, 19.06.1987 tarihinde 3392 sayılı kanunla Alpu, Beylikova, İnönü; 9.05.1990 tarih ve 3544 sayılı kanunla Günyüzü, Han ve Mihalgazi ilçe haline getirilmiştir. Böylece ilçe sayısı 12'ye çıkmıştır.



--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Gaziantep

GAZİANTEP TARİHİ

I. Dünya Savaşından sonra ilk olarak 17 Aralık 1918 de İngilizler şehre girdiler. Yaklaşık Bir yıl süren işgalin ardından Fransızlar ile yaptıkları anlaşma gereği burayı Fransızlara terk ettiler.(5 Kasım 1919)Gerek Fransızların gerekse onlarla hareket eden Ermenilerin baskı ve zulümleri halkın direnişine yol açtı. Antep-Kilis hattında Şahinbey liderliğinde işgale karşı büyük bir savunma başladı. Şahin Bey in şehit edilmesinden sonra bu defa Antep çatışmalara sahne oldu. Antep halkı 1 Nisan 1920 den 7 Şubat 1921 e kadar Fransız kuvvetlerine karşı büyük bir direniş gösterdi. Daha sonra direniş kırıldı,ve Türk Askerleri geri çekilmek zorunda kaldı. Böylece Fransızlar 9 Şubat 1921 de şehre hakim oldular. Türkiye Büyük Millet Meclisi kendi gücüyle işgale 10 ay dayanan ve düşmana geçit vermeyen Antep''e 6 Şubat 1921 de Gazilik unvanı verdi. Böylece şehir Gaziantep adıyla anılmaya başladı. Fransızlar Ankara Antlaşmasının ardından 25 Aralık 1921 de şehri boşalttılar ve Gaziantep iki yıl süren işgalden kurtulmuş oldu.


--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Giresun

Giresun, Anadolu''nun
kuzey doğusunda , yeşille mavinin kucaklaştığı
Karadeniz''in inci kentlerinden birisidir.Şehir denize
doğru uzanan yarımadanın üzerinde yer
almaktadır.Yarımadanın karşısında Karadeniz''in tek
adası olan Giresun Adası(aratias),kentin bir
kolyesi gibi durmaktadır.Giresun ismi şehrin eski adı
olan Kerasus kelimesine dayanmaktadır.
İsmin kaynağı hakkında iki rivayet vardır. Bu
rivayetlerden birincisi Kerasus''da bol miktarda yetişen kirazdan geldiği, ikincisi de
yarınadanın denize doğru bir boynuz gibi uzaması
sebebiyle eski Yunanca''da boynuz anlamına gelen
Kerastan''dan üretildlğidir. Şehir Türk hakimiyeti
döneminde bugünkü söylenilişiyle anılmaya
başlanılmıştır. Sehrin nerede kulduğu ve
kimler tarafından iskan edildiği konusu
tartışmalıdır. Zira Ksenofos''un (M.Ö. 350) ifadeleri
daha XIX. yüzyılda şehrin nerde kurulduğu konusunda
terettütlere sebep olmuştur..Onun Trabzon''dan üç
günde Kerasus''a vardıklarını belirmesi Vakfıkebir
Körfezindeki Kireşon/kirazlık olarak bilinen yeri
işaret etmiş olabileceğini göstermektedir.Çoğrafi
Strabon Farnakia dediği şehrin bugünkü Giresun
kentinin olduğu yerde kurulduğu üzerinde
durmuştur.Roma''lı idareci Arrien Farnakia''nın eski
adının Kerasus olduğunu belirtmiştir. Buranın Sinoplu''lar
tarafından kurulduğunu yazmıştır.Böylece
araştırmacıların M.Ö. 183''de Sinop''u alan Pontus
Kralı Farnakies''in Giresun''un bugün bulunduğu
yarımadada Farnakia adlı bir kale inşa ettiği
bilahare buraya Kerasus dediğini ileri sürmelerine yol
açmıştır.Fakat topoğrafik çalışmalar yapan bazı
araştırmacılar Farnakia''nın bugünkü Yason Burnunda
bulunabileceği belirtilmiştir.Şehrin hakkında Roma,
Bizans ve Rum Pontus İmparatorluğu dönemine ait
tatminkar bilgiler yoktur.


--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Gümüşhane


23 Temmuz 1919''da toplanan Erzurum Kongresi''ne Gümüşhane''den Kadirbeyzade Zeki Bey (Gümüşhane ve Torul mümessili olarak) Erzurum Kongresi''ne katıldı. Kelkit''ten Müftü Osman Nuri Efendi, Şiran''dan Müftü Hasan Fahri (Polat) Efendi Erzurum Kongresi''nin açılış ve kapanış dualarını yapmıştır. Bu nedenle 9 Ağustos 1335 (1919)''da Mustafa Kemal, O''na yazdığı bir tezkere ile teşekkür etmiştir.

Osmanlı hakimiyetinin ilk zamanlarında Erzurum Eyaletine bağlı iken sonraları Trabzon''a bağlanan Gümüşhane sancağı 20 Nisan 1924 ve 491 sayılı kanunun 89.maddesinde "Vilayet" başlığı altındaki kanunla 1925 yılında il olmuştur.

1925-1926 tarihli Trabzon salnamesinde "Gümüşhane Vilayeti Merkez ilçe ile birlikte Bayburt, Kelkit, Torul ve Şiran olmak üzere beş ilçe, beş bucak ve 377 köyden oluştuğu, 16943 evde 101153 kişinin yaşadığı şehirde hastane olmadığı; vilayetin ticari durumunun Trabzon-Bayburt-Erzurum büyük yolu üzerinde ve İran transit yolu üzerinde bulunduğundan oldukça iyi olduğu, aslında tarım memleketi olan vilayetin bazı yerlerinde ürünleri yerel ihtiyacı karşılamadığından, halkın bir kısmının işçilik, meyvecilik ve katırcılıkla geçindiği" belirtilmektedir.

Gümüşhane''nin il olmasıyla birlikte Ahmet Durmuş (Evren-dilek) Bey vali olarak atanmıştır. Cumhuriyet döneminin ilk Belediye Başkanı ise Osman Bey (Ataç) olup 1922-1934 tarihleri arasında görev yapmıştır. Mustafa Kemal Atatürk''ün Cumhurbaşkanlığı döneminde Gümüşhane’de yol ve köprü yapımına önem verilmiş, tarım geliştirilmeye çalışılmıştır.İsmet İnönü''nün Cumhurbaşkanlığı döneminde ise II. Dünya Savaşı patlak verdiğinden ilk dönemlerde hemen hiçbir yatırımın yapılmadığı Gümüşhane il merkezine 1948 yılında su getirilmiş, ertesi yıl da elektrik şebekesi kurulmuştur.1950''den itibaren ekonomik bir kalkınma görülmeye başlanmış, ancak daha sonra diğer illere ve hatta Avrupa ülkelerine göç olayı başlamıştır. Bayburt''un 1989 tarihinde il olması ve ayrıca yeni ilçelerin oluşturulması ile idari taksimatta değişiklik meydana gelmiştir. 1988 yılında Köse, 1990 yılında Kürtün ilçe olmuştur.


--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Hakkari

Halife Ömer döneminde (634-644) Arapların ve birlikleri hemen tüm Doğu Anadolu''ya akınlar yaparken Hakkari''yi ele geçirme girişimlerinde bulunmamışlardı. 645''te Halife Osman''ın komutanlarından Emir Habib bin Mesleme de Doğu Anadolu''ya akınlar sırasında böyle bir çaba göstermedi. Bunda yörenin konumu kadar, Arap askerlerinin soğuk iklim koşullarına dayanamamalarının da etkisi olmuştur.
Bu durum, Emeviler ve Abbasiler Döneminde de değişmedi. Araplar, iç kavgalar yüzünden merkezi devletleri yıkılıp küçük beyliklere ayrıldıkları sırada İran''da ortaya çıkan Büveyhoğulları''nın (932-1062) Irak kolu bir ara Hakkari ve çevresini ele geçirmek ise de yöre halkının yoğun direnmesi ile karşılaştılar. Büveyhoğulları Adud ud- Devle (978-983) bu direnmeyi kırmak amacı ile ele başlarının teslim edilmesi durumunda, kente zarar vermeyeceğine ve ele başlarının bağışlayacağına söz verdi. Halk , ele başları teslim ettiyse de Adud ud- Devle sözünü tutmayarak hepsini çarmıha gerdirtti. Bu durum karşısında yöre halkı büyük bir savaşım vererek bağımsızlığını korudu.
İslam akımları II.Ömer döneminde başlamışsa bile, Hakkari yöresi İslam''a karşı tam 720 yıl direnmiştir. İslamiyet yönetimindeki aileler tarafından kabullendi. Ancak yerleşik aşiretlerin büyük bir çoğunun eski dinlerinde kalmak için ısrar ettiler. İslam''ın lehine denge ancak miladi 1415 yılında Cizre ve Hasankeyf beylerinin desteğiyle gerçekleşen ve adeta bir soykırıma dönüştürülen bir seferle değişti.

 

Eski30-07-2006, 14:13   #8
sinekwalesi
 
Türkiyem 81 ilin tarih ve resimleri - sinekwalesi

Hatay

Dünyanın en eski yerleşim birimlerinden olan Antakya, bütün dinleri, kültürleri bir arada barındıran bir şehirdir.

Birçok çağa, savaşa, olaya karşı dimdik ayakta kalarak direnen Antakya, bu kültür mozaiği içinde bugünlere kadar gelerek kendini kanıtlamıştır.
Eski çağlarda dünyanın ikinci büyük şehri unvanına sahip olan Antakya, şu anda da kendi çapında gelişmiş bir şehir konumundadır.
Eski tarihlerden günümüze kadar gelen tarihi eserler, Asi Nehri, sokaklar ve caddeler dile gelse, o eski Antakya''yı harika bir şekilde dillendirirdi. Müslümanların, Hıristiyanların, Yahudilerin ve başka dinlere, mezheplere mensup insanların bir arada yaşayarak, hiçbir prokovasyona yenik düşmeden bugünlere kadar barış, kardeşlik ve huzur içinde gelmesi, dünyada verilecek en güzel örneklerden birisidir. Çağlar içinde korunan bu çizgiyle Antakya, tarihteki en güzel yerini almıştır



----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

İçel

Doğu Akdeniz sahilinde, önemli bir liman kenti olan İçel , palmiye ağaçlarıyla gölgelenen yolları, şehir parkı, modern otelleri, yakınlarındaki tarihi kalıntıları ve sayısız kumsalları gezenlere her türlü olanağı sağlamaktadır. Diğer taraftan Mersin, tarihte, Tarsuslu Aziz Paul adı ile ve Mark Antuan'ın Kleopatra'ya evlenme hediyesi olarak Alanya ile Mersin arasındaki toprakları vermesi ile hatırlanır.

Mersin kıyılarının yaklaşık 108 km.lik bölümünü doğal kumsallar oluşturmaktadır. Bu plajlar kumsallarının ince ve temiz oluşu ve sualtı avcılığına uygun oluşundan dolayı tercih edilmektedir. Kulakköy, Taşucu, Susanoğlu, Kuruçay, Lamas, Yemişkumu, Kız Kalesi, Çeşmeli, Ören, Balıkova, İskele, Yenikaş, Ovacık, Büyük Ecelive Anamur Plajları bunlardan bazılarıdır.Tarih ve arkeoloji tutkunları; Neolitik Dönemden itibaren günümüze kadar kesintisiz iskanın yaşandığı Viranşehir (Pompeipolis), Roma Dönemi'nde inşa edilmiş bir Roma kentidir. Hıristiyanlık Dönemi'nde papalık olmuş 525'de depremle yıkılmıştır. Nekropol (mezarlık) tiyatro, hamam, su yolları, tapınak kalıntıları mevcuttur. Eski Cami, Osmanlı Dönemine ait (1870) önemli bir yapıdır. Çeşitli dönemlerde restorasyona tabi tutulmuştur. Roma Hamamı, ilginç mozaikleri ile büyük ziyaretçi kitlelerini ağırlamaktadır.



----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Iğdır

Iğdır Adının Kaynağı

Iğdır'ın adı; 24 Oğuz boyundan 21.sayılan İç-Oğuzlar Üç-Ok koluna mensup Oğuz Han'ın altı oğlundan biri olanCengiz ALP'ın en büyük oğlu olan 'Iğdır Bey' den gelmektedir. Bu boyun ilkbaşbuğ'u Iğdır Bey'dir. Iğdır, kelime olarak 'iyi, büyük, ulu, yiğit başkan vebahadır' gibi anlamlara gelmektedir.

Tarihçesi

Kars iline bağlı bir ilçe iken, ekonomik,sosyal ve coğrafi özellikleri dikkate alınarak, 27.05.1992 tarih ve 3806 sayılı kanunhükmünde kararname ile Türkiye'nin 76. ili olmuştur. Doğu Anadolu Bölgesinindoğusunda yer alan ilimizde, asırlar boyu birçok medeniyetin ve uygarlıkların hükümsürdüğü, bıraktıkları tarihi kalıntılardan anlaşılmaktadır. Günümüze kadar;Urartular, Sakalar, Moğollar, Sasaniler, Selçuklular, Karakoyunlular ve Osmanlıİmparatorluğu'nun kültürleri ilimizde hayat bulmuştur ve izleri hala yansımaktadır.14 Ekim 1920 tarihinde Kazım Karabekir komutasındaki ordumuz tarafından Ermeniişgalinden kurtarılarak anavatan topraklarına katılmıştır. ğdır ile ilgili olarakbugüne kadar yapılan çeşitli arkeolojik ve prehistorik (tarih öncesi) araştırmalar,bölgedeki yerleşmelerin insanlık tarihi kadar eski olduğunu, bölgenin bir çokmedeniyete ve uygarlığa beşiklik ettiğini ortaya koymaktadır. Iğdır Ovası'ndabulunan kara obsidiyen taş aletlerle, çakmak taşından yapılmış aletler, mezolitik(yontma taş) devrin bölgede de yaşandığını göstermektedir. Bölgenin ilk yerleşikkavmi, MÖ. 5000-4000 yıllarında Orta Asya'dan geldikleri kabul edilen, bugünküAzerbaycan, Sürmeli Çukuru ve Doğu Anadolu'da yerleştikleri sanılan HURRİLER'dir.Hurrilerden sonra, MÖ.. 3000-2000 yıllarında MİTANNİLER, ETİLER, ASURLAR,KİMMERLER, MEDLER, PERSLER, SÜMERLER ve SUBAİLER gibi kavimlerin Orta Asya'dan gelerekAğrı Dağı yamaçları, Aras Nehri Havzası ve Doğu Anadolu'da ikamet ettiklerisanılmaktadır. Bölge daha sonra sırasıyla; URARTULAR, İSKİTLER, SELEVKOSLULAR,ARSAKLILAR, SASANİLER, ARAPLAR, BİZANSLILAR, SELÇUKLULAR, MOĞOLLAR, ÇİNGİZLER,İLHANLILAR, CELAYIRLILAR, KARAKOYUNLULAR, AKKOYUNLULAR ve SAFEVİLER' İN elinegeçmiştir.Yavuz Sultan Selim'in 1514'te Çaldıran Savaşı'yla Safevileri yenmesiylebirlikte bölge de Osmanlı idaresine girmiştir. Osmanlıların 1583'te Revan'ı (Erivan)fetihlerinden sonra, bugünkü Iğdır, Tuzluca ve Aralık ilçelerinin idaresi"Aralık Kazası" adıyla Revan Eyaleti'ne bağlanmıştır. İranlılarlayapılan savaşlar sonunda imzalanan 1736 tarihli İstanbul Antlaşmasından sonra 1827'yekadar İRAN idaresinde kalan bölge, 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı (93 harbi) sonunda 42yıl Rus işgaline maruz kalmıştır. 1917 Ekim Devriminden, Bolşevik İhtilali sonraiçine düştüğü siyasi bunalımdan kurtulamayan Rusya'nın diğer devletlerleBrest-Litovks muahedesini imzalamasıyla bölge, tekrar Türklere geçmişse de 30 Ekim1918 tarihli Mondros Mütarekesiyle Türk orduları bölgeden çekilince bölge Ermeniler'in mezalimine sahne olmuştur. Nihayet, 14 Kasım 1920'de 15. Kolordu Komutanı KazımKarabekir komutasındaki kahraman Türk ordusunca bozguna uğratılan Ermenilerin ArasNehri'nin kuzeyine püskürtülmesiyle birlikte, Iğdır ve çevresi de kesin olarakTürkiye'nin mukaddes topraklarının ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Nitekim,Iğdır'da 14 Kasım tarihleri ilin düşman işgalinden kurtarılışının yıldönümü olarak her yıl törenlerle kutlanmaktadır.


----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Isparta


Isparta''nın ilkçağlardaki tarihi, öncelikle Pisidia bölgesinin genel tarihi akışı içinde ele alınmalıdır. Gerçekte, Isparta ve çevresinde Hititlere ait bazı eserlerin ele geçirilmiş oluşu, bu bölgedeki Hitit hakimiyetine işaret ederse de, Isparta''nın bu devirlerdeki şehir tarihini, tam anlamıyla açıklığa kavuşturmak mümkün değildir.



Tarihi dönemlerde Hitit egemenliği altındaki bu bölgeye daha sonra İyonlar ve Lidyalılar hakim olmuşlardır. M.Ö. 546 tarihinde Perslerin, Lidya Devletini yenmesi ve Anadolu''ya hakim olmaları ile Isparta, Perslerin üstünlüğünü kabul etmek zorunda kalmıştır.



Büyük İskender, M.Ö.333 yılında Lidya''yı alarak tarihi Asya seferine başladı. Önce Sagalassus’u alan İskender, daha sonra Dinar’a geçerek Pisidia''nın tamamını ülkesine bağlamış oldu.

Pisidia, İskender İmparatorluğunun parçalanması ile Seleukos''ların hissesine düştü. Daha sonra da Bergama Krallığına bağlandı. Bu Krallığın M.Ö.II.yy’da yıkılmasını izleyen günlerde, Romalılar Anadolu''yu ele geçirmiş oldular.



Ağlasun’un eski önemini kaybetmesinden sonra Isparta, Pisidia Piskoposluğunun (Daha sonra Rum Metropolitliğinin) Merkezi haline geldi.

Roma yönetiminin ikiye ayrılması üzerine Isparta ve çevresi Doğu Roma İmparatorluğuna bağlanmış oldu.

TARİH ÖNCESİ DÖNEMLERDE ISPARTA

Yörenin yerleşme tarihi paleolitik dönemle başlamaktadır. 1944 yılında Şevket Aziz Kansu döneminde yapılan incelemeler sonucunda, Bozanönü Ovasının ortasında bulunan Kapıini Mağarası, üst paleolitik eserleri vermektedir. Keçiborlu’nun Gümüşgün (Baladız) yakınlarında Prof. Louis’in yaptığı kazılarda, Mezolitik çağına ait “Mikrolit” adı verilen çakmak taşlarına rastlanmıştır.



Tarih öncesi çağın üçüncü dönemi, neolotik devri olmuştur. Bu devire ait Yeniköy (Ş.Karaağaç) Höyüğündeki buluntular bunu doğrulamaktadır. Toprak Tol Höyüğü ve Köşktepe’de rastlanan küp mezarlar ile ele geçen başka buluntular, Isparta’daki yerleşimin Kalkolotik dönemde de var olduğunu göstermektedir. Kalkolotik dönem sonrası Tunç Kültürleri, Pisidia ovasında oldukça yaygın bir biçimde gözlenebilir.

 

Eski30-07-2006, 14:14   #9
sinekwalesi
 
Türkiyem 81 ilin tarih ve resimleri - sinekwalesi

İstanbul

Eski Dünyanın merkezinde yer alan İstanbul tarihi abideleri ve şahane tabii manzaraları ile ünlü, önemli bir megapolistir.Asya ile Avrupa Kıtaları''nın dar bir deniz geçidi "Boğaziçi" ile ayrıldığı yerde, iki kıta üzerinde kurulu tek şehirdir. 2500 yılı aşan bir tarihe sahip olan İstanbul, deniz ve karaların kucaklaştığı bu stratejik bölgede kuruluşunu takiben önemli bir ticaret merkezi olmuştu. Tarihi İstanbul şehri üç tarafını Marmara Denizi, Boğaziçi ve Halic''in sardığı bir yarım ada üzerinde yer alır. Burası 3 dünya imparatorluğuna, Roma, Bizans ve Osmanlı Türkleri''ne başkent olmuş,1600 yılı aşan bir süre boyunca 120 den fazla imparator ve sultan burada hüküm sürmüştür. Dünyada bu özelliğe sahip tek şehirdir.Gelişim sürecinde surlar her defasında daha batıya inşa edilerek şehir 4 defa genişletilmişti. 5 yy Roma devri surları ile çevrili, 7 tepe üzerine kurulu İstanbul, Türk sanatının şaheser eserleri, buralara kondurulmuş "taçlar" gibi,Sultan camileri ile süslüdür.Şehrin silueti her yönden güzel, muhteşem ve huzur verici bir manzaradır.Çok emin bir tabii liman olan Haliç şehrin gelişmesinde önemli rol oynamıştı. Ana yolların denize ulaştığı kavşak noktasında yer alması, kolay savunulur bir yarım ada, ideal iklim, zengin ve cömert tabiat, stratejik Boğaziçi''nin kontrolü gibi özellikler ve coğrafi konumunun dünyanın merkezinde bulunması İstanbul''un kısmetidir.

İmparatorluklar başkenti olduğu sıralarda, devlet ile birlikte dinlere de idari merkez olmuş, Doğu Hıristiyanlığı Patrikliği kurulduğu zamanlardan günümüze kadar bu şehirde üslenmiş,Hıristiyan dünyasının en büyük ilk kilise ve manastırları buradaki pagan mabetlerinin üzerinde yükselmişti.
İstanbul''un fethini takiben yüz yıl gibi bir sürede sanat eserleri camiler, saraylar, okul, hamam, ve diğer tesisler şehri donatıp Türk karakterine kavuşturmuş, harap halde mevcut kiliselerin bazıları da tamir ve tadil edilerek camiye çevrilmişlerdi.


Osmanlı Sultanlarının İslam Dini''nin halifeleri olduğu 16 yy dan Cumhuriyetin ilk yılı 1924 e kadar bu sembolünde merkezi İstanbul''dur. Yahudilik her liman şehrinde olduğundan daha fazla İstanbul''da yerleşmiş,15 yy da Türk''lerin İspanya''dan kurtarıp getirdikleri de mutlu, yeni hayat tarzına bu şehirde başlamışlardı.İstanbul,cami,kilise ve sinagogların yan yana mevcudiyetlerini sürdürdüğü bir toleranslar merkezi olagelmiştir. Osmanlı İmparatorluğu çöküş yıllarında şehir, zengin, gösterişli bir çok eser ile süslenebilmiş, saraylar Avrupa sanatının tesirinde yapılmış, Halic''in kuzey yamaçları Galata ve Beyoğlu semtleri Avrupai kimliklerine bürünmüşlerdi. Birinci Dünya savaşlarında taraf olan İmparatorluk çöküp yerine kurulan genç Cumhuriyetin başkenti Ankara''ya taşıması, İstanbul''un önemini azaltmamıştır. 2. Dünya savaşlarını takip eden yıllarda başlayan ve 1950 den sonra hızlanan plansız gelişme eski şehrin dokusuna tesir etmiş, maalesef ahşap yerleşim yerleri süratle yok edilirken her yer beton binalarla dolmuştur. Dışardan yapılan göçler ile nüfus patlamasına uğrayan İstanbul kısa sürede tarihi surların çok ötelerine taşmış, sur içi alanlar atölye, fabrika ve iş yerlerinin istilasına uğramış, açılan ana arterler trafik için çözüm sağlayamamış, alt yapı eksikliğinden dolayı Haliç ilk kirlenen yer olmuştu. 1980''li yıllarda başlayan kurtarma hamleleri ile İstanbul tarihinde görmediği bir yeniden yapılanma sürecine girer.Haliç kıyılarında binlerce yapı istimlak edilerek kıyı boyu yeşil kuşakla çevrelenmiş, Marmara Denizi kıyıları doldurularak park ve bahçelerle donatılmıştır.Drenaj sistemleri tamamlanarak, atık sular fiziki ve biyolojik arıtılmış, şehri çevreleyen denizlerin kirlenmesi önlenmiş, hava kirliliği, artık doğal gaz kullanıldığı için oldukça azalmıştır.

Roma şehir surları restorasyonları başlatılmış, can damarı Beyoğlu yeni açılan bir cadde ile kurtarılmış, daha önceki yıllara nazaran genel temizlik, bakım, çöp işleri Avrupa standartlarını yakalamıştır. Çevre yolları Boğaziçi''ni 2 asma köprü ile geçerek kıtaları bağlarken, Avrupa yakası hızlı tramvay ve nihayet metro sistemine kavuşmuş, kıyılarda inşa edilen deniz otobüsleri terminalleri ile deniz taşımacılığında sürat ve konfor sağlanmıştır. Tarihi yarım adadaki bütün sınai tesisler şehir dışında yapılan modern sitelere taşınırken, yeni şehirler ve uluslararası otobüs terminali de trafik yoğunluğunu rahatlatmıştır. Eski hapishane binası ile şehrin betonarme ilk büyük yapısı 5 yıldızlı otellere çevrilerek turizme tahsis edilmişlerdir. Şehir doğu-batı ekseninde Marmara kıyıları boyunca dinamik büyümesini tüm hızı ile sürdürmekte, gelişmektedir.



--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

İzmir

İzmir ( Smyrna-Samornia ) M.Ö 3000 yıllarında Lelegler tarafından, bugünkü Bayraklı yakınında bulunan Tepekule mevkiinde kurulmuştur. İzmir sözcüğü daha ziyade bir Amazon Kraliçesine atfedilmektedir. M.Ö 2000-1200 yılları arasında yaşamış olan Hitit Krallığı''nın tesiri altında kalan İzmir, Hitit Devleti''nin M.Ö 1200 yılında Frig akınlarıyla yıkılması sonucu M.Ö XI. Yüzyılda Yunanistan''dan Batı Anadolu kıyılarına göç eden Aiollar, daha sonra da İonlar tarafından işgal edilmiştir.

İzmir en parlak dönemini İonlar zamanında yaşamıştır. M.Ö 600 yılında Lidya Kralı Alyattase tarafından işgal edilen İzmir, M.Ö 546 yılında Persler''in, M.Ö 334 yılından sonra da Büyük İskender ve kumandanlarının idaresi altına girmiştir. M.Ö 302''de Trakya''dan gelerek Büyük İskender''in kumandalarından Antigones''i yenen Lizimaktos''un, daha sonra da Seleıkoslar''ın hakimiyetine giren İzmir, kısa bir müddet de Bergama Krallığı idaresinde kalmış,

M.Ö 133 yılında kesin olarak Romalılar''ın eline geçmiştir M.Ö 88 yılında Pontus Kralı Mihridades ele geçirmiştir. Roma İmparatorluğu''nun ikiye ayrılması ile Bizanslılar''ın bir eyalet merkezi olan İzmir, M.S 440 yıllarında Hun Hükümdarı Atilla''nın istilasına uğramıştır. M.S 695 yılından itibaren iki defa Araplar''ın akınına maruz kalmış, sonra yine Bizanslılar''ın eline geçmiştir. 1081 yılında İzmir şehri Selcuklular tarafından fethedilmiştir. 1097 yılında Haçlılar''ın Anadolu''da ilerlemesinden istifade eden Bizanslılar, İzmir de dahil olmak üzere Ege''de Türkler''in elinde bulunan tüm yerleri işgal ettiler.

1320 yılında Aydınoğulları Beyliği''nin hükümdarı Mehmet Bey tarafından geri alınıp, oğlu Umur Bey''e verilen İzmir''in Liman Kalesi, Haçlı kuvvetlerince 28 Ekim 1334''de tekrar işgal edildi. 1402 yılına kadar Türkler Kadifekale''ye, Haçlılar da Liman Kalesi''ne hakim kaldılar. Liman Kalesi 1402 yılında Timur tarafından zapt ve tahrip edilerek, Aydınoğulları Beyliği''ne iade edildi. Bundan sonra İzmir tarihinde 1426 yılına kadar Aydınoğlu Cüneyt Bey rol oynamıştır.

1426 yılından itibaren Osmanlı Devleti idaresine giren İzmir, 500 yıla yakın bir süre Osmanlı idaresinde kalmıştır. Osmanlı İmparatorluğu''nun yükselme devrinde çevresinin merkezi olma özelliğini daima koruyarak, ekonomik ve sosyal hayatın lokomotifi olmuştur.

15 Mayıs 1919''da Yunanlılar tarafından işgal edilen İzmir, üç yıldan fazla işgal altında kaldıktan sonra Ulusal Kurtuluş Savaşı''yla 9 Eylül 1922''de Yunan işgalinden kurtarılmış, Cumhuriyetin ilanından sonra da İl statüsüne kavuşturulmuştur.


--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Kahramanmaraş

Anadolu''nun en eski şehirlerinden ve kültür merkezlerinden biride Kahramanmaraş''tır. Halen tamamen işlenmemiş olan folklorunun zenginliğine, yetiştirdiği alimler ve sanatçılara kadar halkında katkısı olmuştur. Eski tarihlerden beri Kahramanmaraş''ın tabii afetlere maruz kalması, zaman zaman yer değiştirmesi ve tarih boyunca istilalara uğraması, İstiklâl Savaşında şehrin yanması, pek çok mimari ve kültür eserinin yok olmasına sebep olmuştur. Eskiden her Camii medresesinin halk tarafından kurulup yönetilen gayrî resmi birer okul ve kültür merkezi olduğu, bazı Camiiler de el yazması dinî ve çeşitli ilmî kitapları kapsayan kütüphaneler olduğu anlaşılmaktadır. Gerek bahsettiğimiz yangınlar gerekse bu kitapların, değerini bilmeyen ellere düşmesi neticesinde çoğu ortadan kaybolmuş, toplamak imkanı da olmamıştır.
Cumhuriyetin kurulması ile bütün yurtta olduğu gibi, eğitim ve öğretim alanında Kahramanmaraş''ta da yeni bir devreye girilmiş ve günümüze kadar hızlı gelişmeler devam ede gelmiştir.

 

Eski30-07-2006, 14:15   #10
sinekwalesi
 
Türkiyem 81 ilin tarih ve resimleri - sinekwalesi

Karabük

Karabük 3 Nisan 1937''de Demir Çelik fabrikalarının temelinin atılmasıyla bir sanayi şehri olarak doğmuş, ülkenin değişik yörelerinden insanların bir araya gelmesiyle oluşmuştur.

6 Haziran 1995 tarihinde Karabük il olarak yeni bir döneme başlangıç yapmış, bu çerçevede yeniden teşkilatlanırken, il envanteri ve veri tabanı oluşturma çabaları hız kazanmıştır. Bunun ilk semereleri zaman içinde alınmış, çeşitli yayın ve dokümanlardan sonra ilk kapsamlı çalışma 1999 yılında Karabük İl Yıllığı adı altında yayınlanmıştır.

Sanayi toplumundan, bilgi çağına yol aldığımız bu günlerde veri kaynaklarının çoğaltılması ve tüm insanlığın hizmetine sunulması, teknolojik gelişmeler sonucu, hem daha önemli hale gelmiş, hem de daha kolay ulaşılabilir ortamlar gelişmiştir.
Günümüz bilgi teknolojilerinde yaşanan baş döndürücü gelişmeler; ilimizi daha fazla okuyucuya tanıtma şansı vermiştir.

İşte teknolojinin bize sunduğu bu olanakları kullanarak, sanal ortamda ilimize ait birtakım özet bilgileri, insanların istifadesine sunmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Oluşturulan bu WEB sitesinde çeşitli görsel ve dokümantasyon bilgiler ile Karabük''ün tanıtılması amaçlanmıştır.

Karabük ili her ne kadar yeni kurulmuş bir il olsa da; özellikle Safranbolu gibi dünya kültür mirasına dahil olmuş, Türk kent kültürünün eşsiz örneklerini bir bütün halinde günümüze kadar taşıyan ve bu haliyle açık hava müzesi konumunda olan tarihi ve kültürel değerleri, Eskipazar ve Eflani gibi yerleşim birimlerimiz ise geçmiş dönem ve medeniyetlerin önemli yerleşim merkezlerini bünyesinde barındırmış, o medeniyetlerden günümüze önemli tarihi kalıntıları taşımışlardır.

Tarihsel ve kültürel zenginlikleri yanında, nadir doğa güzelliklerine de sahip olan Karabük, aslında çok az tanınmaktadır. Yenice’deki yağmur ormanları ve açık hava ağaç müzesi (arboratum), Ovacık ilçesinde ağırlıklı olmak üzere, ilin geneline yayılmış olan yaylaları, dünya mağara literatürüne girmiş mağaraları, kanyonları doğal göl ve göletleri ile farklı bir yurt köşesidir.

Kültürel ve tarihsel miras, eşsiz doğa güzellikleri, ulaşımının kolay oluşu ve denize günü birlik gidilip gelinebilmesi Karabük’ün turizm açısından da gelişmesine imkan sağlamıştır. Karabük, Batı Karadeniz Bölgesi’nde en önemli turizm merkezidir.
İlin ekonomisi imalat sanayine bağlı olarak gelişmiştir. Ormancılık, hayvancılık ve tarım bunu izlemektedir. İlimizde arazi şartlarının uygun olmayışı nedeniyle tarım yeteri kadarı gelişememiştir. Ormancılık ve orman ürünleri ise kırsal alanda en önemli gelir ve geçim kaynağını oluşturmaktadır.

Karabük bir sanayi şehri olarak doğmuş; demir ve çelik alanında faaliyet gösteren haddehaneler ve dökümhanelerle gelişmiştir. Bugün ise sanayi çeşitlenerek tek ürüne bağlılıktan kurtulma yolunda önemli aşamalar kaydetmiştir. Özellikle tekstil sektöründe önemli üretim artışları ve istihdam sağlanarak yurtdışına ihracat olanakları elde edilmiştir. Son dönemde ise önemli mermer rezervleri tespit edilerek işletmeye açılmış, mermer işleme tesislerinin kuruluş çalışmaları hızlanmıştır. Ayrıca; gıda, kimya, orman ürünleri alanlarında faaliyet gösteren küçük ve orta boy işletmeler faaliyetlerini sürdürmektedir.

Karabük Organize Sanayi Bölgesi kuruluş çalışmaları hızla sürerken, Küçük Sanayi Siteleri yapılmakta, Teknik Eğitim Fakültesi ve Safranbolu Meslek Yüksek Okulu’nun altyapısı geliştirilmeye çalışılmakta, yeni bölümlerle kapasiteleri ve öğrenci sayıları artırılmaktadır. Bu altyapı çalışmaları sonrasında, yeni fakülte ve yüksekokullar kurularak Karabük’te üniversite kurulması amaçlanmaktadır.

İşte bu gelişmeler, toplumsal, kültürel değerler, sözlü halk edebiyatı ürünleri, gelenekler ve görenekler ile ilimizin doğal zenginlikleri, sanal ortamda, çok özet sayılabilecek bir ölçekte de olsa verilmeye çalışılmıştır.

Toplam yönetim kalitesi gereği olarak ve bilgi çağında, değişimin gücünü kullanarak, teknolojik yeniliklerle böyle bir çalışmayı sunmanın mutluluğunu yaşarken, bu çalışmaya emeği geçenlere teşekkür ediyorum.

Bilgi çağı insanlarına ve sitemizi ziyaret eden siz okuyuculara başarı dileklerimle.



-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Karaman

Karamanoğulları Beyliği yıkıldıktan sonra, Osmanlılar''ın devlet politikaları sonucu, Karamanlılar, başta Rumeli olmak üzere imparatorluğun değişik bölgelerine yerleştirilmişlerdir. Zaman İçinde, bir kısım Karamanlılar da Kıbrıs adasına göç etmişlerdir.

Ulu önder Atatürk''ün annesinin ailesi de, Kültür Bakanlığı yayınlarından vu Burhan Göksel tarafından yazılan "Atatürk''ün Soykütüğü Üzerine Bir Çalışma" isimli eserin 6.7. ve 10. sayfalarında verilen bilgilere göre, Rumeli''ye göçmüş Karamanlılardandır.

Kıbrıs Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş''ın ailesinin de Karamanlı olduğu bilinmektedir.

Karamanoğulları Beyliği tarih sahnesinden silindikten sonra Konya, Osmanlı toprakları içinde önemli bir vilayet olmuş ve "Karaman Eyaleti" adını almıştır. İdarenin başında da, her zaman
bir beylerbeyi bulunmuştur.

Larende (Karaman) ise, önec Konya Vilayetine bağlı bir sancak merkezi haline getirilmiştir. Kanuni Sultan Süleyman döneminde, ilçe merkezi olmuştur.

Karaman, Osmannğulları döneminde, hiçbir zaman Karamanogulları dönemindeki, parlak günlerine kavuşamamış, mütevazi bir Anadolu kenti olarak, Cumhuriyet dönemine kadar gelmiştir. Cumhuriyetin ilanından sonra, Konya iline bağlı şehrin "Larende" olan adı, "Karaman" olarak değiştirilmiştir. Nihayet, 15 Haziran 1989 tarihinde çıkarılan 3589 sayılı Yasa ile Türkiye''nin 70. ili olmuştur.



----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Kars

Kars Doğu Anadolu da ülkemizin en doğusundaki ve aynı zamanda karasal iklim dolayısıyla da en soğuk illerinden birisidir. Ancak mekanın bu olumsuzluğu ilin sanayii gelişmesinde nispeten olumsuz olmuş olsa da il turizm potansiyeli açısından bölgenin başlıca illerinden birisidir.

İl ülkemizin başlıca kış turizm merkezinden birisidir ve yapılacak yatırımlarla bu alanda daha da gelişebilir.Bunun yanı sıra kültür turizmi açısından da tarihin çok eski devirlerine uzanan antik kalıntıları ve ören yerleri ile önde gelen kültür turizmi açısından da Yontma Taş Çağından itibaren kesintisiz bir yerleşime sahne olan kent önde gelen kültür turizm merkezlerindendir.İlin inanç turizmindeki potensiyeli de dikkat çekicidir.Selçukluların M.S.1064 yılında Anadolu''ya ilk girişlerinde Anı Ören yerinde yaptıkları camiler, erken dönem Hıristiyan kiliseleri bu potansiyelin bir göstergesidir.İl bozulmamış doğasıyla da eko turizm ve spor turizmi açısından kullanılmayı bekleyen önemli bir potansiyele sahiptir.

Kars şehrinin adı bir Türk boyu olan Karsaklar''dan gelmektedir.M.Ö.130-127 yıllarında Kafkasyadan gelerek Kars çevresine yerleşen Karsaklar ilimize bu adı vermişlerdir.Bu durumda Kars en eski Türkçe il adı ünvanını kazanmıştır.Arkeolojik çalışmalarda bölgenin Yontma Taş Devrinden (M.Ö.13000-10000) itibaren kesintisiz iskan gördüğü anlaşılmıştır. Bölgede Hurriler, Urartular, İskitler, Parthlar, Sasaniler, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular, Gürcüler, Akkoyunlular, Karakoyunlular, Osmanlılar hakimiyet kurmuşlardır.Bu medeniyetlerin izlerini günümüzde Kars merkezde Anı Ören yerinde ve ilçelerimizde ayakta kalmış taşınmaz kültür varlıklarında görmekteyiz.

 

Eski30-07-2006, 14:17   #11
sinekwalesi
 
Türkiyem 81 ilin tarih ve resimleri - sinekwalesi

Kastamonu

Türkiye'nin cennet köşelerinden biri olan Kastamonu, büyük şehirlerin gürültüsünden kaçmak isteyenlerin sığınabilecekleri bir huzur bölgesi, panoramik dağlarıyla, yemyeşil ovalarıyla, zümrüt sahilleriyle, zengin kültürel varlıklarıyla bir çok alternatifler sunan bir tatil beldesidir.

Eski bir yerleşim alanı olduğu bilinen Kastamonu yöresi MÖ.18.yy.da Gas'ların yurdu olmuş, zamanla Hititler, Firigler, Kimmerler, Lidyalı'lar, Pers'ler, Pontuslular, Romalılar ve Bizanslıların yönetimine geçmiştir. Romalıların bu yörede kurduğu Paflagonia isimli eyaletin merkezi olan pompei-polis höyüğü bugünkü Taşköprü ilçesinde bulunmaktadır. Bizans hanedanı komenoslar tarafından yapılan ve Kastamonu şehrinin tarihsel çekirdeğini oluşturan Kastamonu kalesi görkemli görüntüsüyle ziyaretçileri asırlardır selamlamaktadır.

Kastamonu geleneksel Türk evi ve yakın dönem osmanlı mimarisi örneklerinin yoğun olarak bulunduğu ender illerdendir. Kentsel sit kapsamına alınmış olan Kastamonu, Taşköprü, İnebolu, Küre ve Abana'nın eski mahalleleri ve yapıları ziyaretçilerde nostalji ve yahranlık uyandırır.

Milli mücadele sırasında lojistik destek açısından en güvenilir bölge olan Kastamonu İnebolu limanından Ankara'ya erzak, cephane ve insan akışında büyük yararlılıklar göstermiştir. Kurtuluş savaşında en fazla şehit veren üçüncü il olan Kastamonu 'nun Araç ilçesi ise nüfus bazında en çok şehit veren yurdumuzun tek ilçesi olarak tarihin altın sayfalarında yerini almıştır.

Kastamonu'nun sahip olduğu bu zengin tarihi ve kültürel mirası kadar bir diğer zenginliği de harikulade tabiatıdır. Başta Ilgaz Dağı Milli Parkı dağcılık sporları için mükemmel bir merkezdir. Zengin orman örtüsü, çeşitli yaban hayvanları, nefis piknik yerleri ve alabalığı ile görenlerin unutamayacağı özelliklere sahiptir. Kastamonu'nun 40 km. güneyindeki Ilgaz Dağı kayak merkezi kış aylarında büyük rağbet görmektedir.

Kastamonu Karadeniz'de kirlenmemiş, betonlaşmamış 135 km. kıyı bandıyla deniz, kum ve güneş arayanlara da hitab etmektedir. Bu yılı bandında çok sayıda doğal kumsal ve bunların ardından yoğun bir orman örtüsü bulunmaktadır. Çatalzeytin'deki Ginolu ile Cide'deki Giderus koyları Karadeniz'in en güzel koylarıdır.



--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Kayseri

Mazaka, Kaisareia, Kayseri... 6000 yıllık bir şehir... M.Ö. 2000 yıllarında Anadoluya gelen Hititler, Kayseri yakınlarında Kültepeyi (Kaniş) kurmuş. M.Ö. de Mazaka adıyla Bağımsız Kapadokya Krallığının başkenti olan şehirde inanmayacaksınız belki ama 400 bin kişi yaşıyordu. M.S. 1782 de Roma eyaleti olan bölgenin başkenti olan şehrin adı artık Kaisareiadır. Bizans, 691 ve 721 yılları arasında Arap akınlarına uğrayan kent 1071 de Selçukluların egemenliğine geçer. Şehir daha sonra sırasıyla Danişmendliler, Moğollar, Eretna Beyliği ve 1398 yılında da Osmanlıların yönetimine geçer.

Nihayet 1463 yılında Fatih Sultan Mehmet şehri Karamanoğulları''ndan alarak Osmanlılara bağlamıştır. Osmanlılar zamanında Kayseri, 1511''de Şahkulu ve Celali isyanları, 16. yy. sonrası Karayazıcı isyanı, 1624''te de Abaza Mehmet Paşa isyanı gibi önemli siyasi olaylara sahne olmuştur.

18. yüzyılda ise, devletin sıkıntılarından faydalanarak hanedan ailelerinin ortaya çıkması, eşkiyanın artması şehrin sosyal ve ticart hayatını etkileyen en önemli olaylardır. Bu arada, şehir 1717 ve 1835 yıllarında iki büyük zelzele geçirmiş, harap olmuştur. Kayseri, XIX. yüzyıl sonlarında Ankara vilayetine bağlı Kayseri Sancağı''nın merkezi olmuştur.

Kurtuluş Savaşı sırasında Develi''nin Bakırdağ bucağı bir süre Fransız işgali altında kalmıştır. Yunanlıların Haymana''ya kadar ilerlemesi üzerine, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), 24 Temmuz 1921''de hükümet merkezinin Kayseri''ye taşınmasına ve Ankara halkının da Kayseri''ye göç etmesine karar vermiştir. Kayseri''deki lise binası TBMM toplantıları için hazır duruma getirilmiştir.

Kayseri bağımsız sancak merkezi iken; 1924 Anayasası ile vilâyet yapılmış, Cumhuriyet''in ilk yıllarında 39.500 nüfuslu, harap, küçülmüş, fakirleşmiş bir şehir halini almıştır. 1927 yılında demiryolu hattının şehre ulaşması ile ulaşımda büyük bir gelişme olmuştur. Kayseri Tayyare Fabrikası ile 1935''te Sümerbank Bez Fabrikası''nın kuruluşu, Kayseri''yi bir sanayi şehri yapmıştır. Daha sonra 1950''li yıllarda şehirde büyük bir imar faaliyeti yapılmış, Türkiye''de ilk defa "Sanayi Sitesi" kurulmuş, birçok özel fabrika ve Kayseri Şeker Fabrikası açılmıştır. Kayseri bugün Orta Anadolu''nun sanayi ve ticaret merkezi olma gururunu taşırken, kültür ve turizm yönünden de büyük atılımlar içindedir.



--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Kilis

Kilis İ.Ö. 1460 yıllarında Halep krallığına bağlıydı. Hitit imparatorluk döneminin başlamasıyla Hitit etkisine girdi. M. Ö 356 da Makedonya''dan yola çıkan büyük İskender kuzey batıdan güney doğuya doğru bütün Anadolu topraklarını işgal ederek İskenderun körfezine dayanarak İskenderun''u kurup Kilis üzerinden mısıra doğru yoluna devam etmiştir.

M. Ö. 323 yılında İskender''in ölümüyle imparatorluk 3 general arasında paylaşıldığında Kilis ve çevresi Selefki''nin egemenliği altına girmiş ve 227 yıl Selefkiler devletinin egemenliği altında kalmıştır. Türklerin bölgeye gelişi 8. yy da başlar. Harun Reşit El-Mehdi döneminde Orta Asya''dan koparak islamiyeti kabul eden horasanlı oğuz boyları gruplar halinde Abbasilerin hizmetine girmeye başlarlar. Kentin bugün bulunduğu yerde Kilis adıyla gelişmesi Mısır-Türk kölemen devleti zamanında yani 1250 li yıllarda başlamıştır. Osmanlı devleti topraklarına yavuz sultan selim tarafından 23 Ağustos 1516 da Mercidabık köyü civarında yapılan ve aynı adla anılan savaş sonucunda katılan Kilis bu dönemde Halep eyaletine bağlı bir sancaktı. Kilis Mondros mütarekesiyle aralık 1918 de önce İngilizler daha sonrada Fransızlar tarafından işgal edilir. Bölgedeki Ermeniler Fransızlarla birleşerek Kilislilere zor günler yaşatırlar. Tüm yurtta seferberliğin başlamasıyla Kilis''te kurulan Kilis Kuva-i Milliyesi düşmanlarla kahramanca çarpışarak 6 aralım 1921 de kendi kurtuluşunu kendi kazanır ve Gaziantep e yardıma gider. Kilis 1927 yılında G.antep il olunca G.antep''e bağlı bir ilçe olmuştur.Ve 6 haziran 1995 tarihinde de il statüsüne kavuşmuştur.


--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Kırıkkale

Kırıkkale şehrini ortaya çıkaran esas sebebin; 1921 yılında buralarda İmalatı Harbiye Fabrikası''nın kurulmasına karar verilmesi ve 1925 yılında top ve mühimmat fabrikalarının temellerinin atılmış olmasıdır. O tarihlerde Kırıkköyü''nün muhtarı olan Hüseyin Kahya ile Yahşihan köyü öğretmeni Hüseyin Avni Bey''in bu olaylarda yardımcı oldukları bilinmektedir.

1925 yılında Top ve Mühimmat Fabrikası''nın temellerinin atılması, Kırıkkale''nin şehirleşmesinin çekirdeğini oluşturur. Aynı kuruma bağlı fabrika sayısı arttıkça personel ve işçi sayısı da artar. Görülmemiş biçimde nüfus artışı görülür. Yeni gelen işçilerin konutları ve halka halka mahalleler çevreye yayılır. Demiryolu, fabrikalarla yerleşim bölgesi arasında sınır oluşturulur.

İlk aşamada, fabrikaların teknik ve idari personeli için yapılan sosyal tesisler ve az sayıda lojman da hemen tren istasyonu civarında yapılır. Fazla konut yoktur. Çünkü çalışanlar, yani işçiler askerdir ve kışlada kalırlar. Sonraları sivil işçilerin işe alınmasıyla konut bölgeleri genişlemiş burası kentin merkezi olmuş, İstasyon Mahallesi adını almıştır. Sanayi kesimine ait sosyal tesis ve işletmelerde aynı yerde genişleyerek Fabrikalar Mahallesi adını almıştır.

1931-1941 yılları dönemi Kırıkkale''nin gelişmesinde ikinci aşamayı oluşturur. Hizmete açılan fabrika sayısı hızla çoğalmış, buna bağlı olarak da işçi ihtiyacı artmıştır. Kırıkköyünden ve çevre köylerden akın akın işçiler gelmiştir. Bu dönem şehre rastgele bir yerleşmenin de başladığı dönemdir. Bu dönemde 6 mahalle daha oluşmuştur. Ovacık, Yenidoğan, Hüseyin Kahya, Tepebaşı, Gürler ve Kurtuluş Mahalleleri, Devlet daireleri ve okulların bir bölümünün kurulma ve açılması bu dönemdedir

1929''da Belediyelik, 1944 yılında da ilçe olan Kırıkkale, küçük bir kasaba görünümünü alır. Kentin bir sanayi şehri olarak öneminin artması ve artan nüfusun baskısıyla, Çallıöz, Güzeltepe ve Sanayi Mahalleri kurulmuştur.

1945 ve 1950''lerdeki nüfus artışı ve hızlı göç olayı ile sadece yakın çevredeki köylerden değil; Orta, Doğu, Güneydoğu ve Karadeniz bölgesi illerinden hızlı bir nüfus akışı olmuş ve Kırıkkale büyümüş ve gelişmiştir. 1955''lerde konut alanları Samsun Karayolu üzerine, kuzeye doğru taşmış ve doğya da genişlemiştir. Karyaka ve Kızılırmak mahalleleri de bu dönemde oluşmuştur.

1960''lı yıllarda Kırıkköyü ve Yuva köyünü mahalleleri içine katan Kırıkkale, 1970''li yıllardan itibaren hızlı nüfus artışıyla birlikte mahallerini de artırmıştır. 1925''lerde 12 hanelik bir köyden 2001''de 25 mahalleli ve 205.208 nüfuslu bir yerleşim alanı ortaya çıkmıştır.

 

Eski30-07-2006, 14:18   #12
sinekwalesi
 
Türkiyem 81 ilin tarih ve resimleri - sinekwalesi

Kırklareli


KIRKLARELİ ve KIRKKİLİSE OLAYI

Türkler, Kırklareli 'ni Bizanslılardan 1368 de ikinci kez aldıkları zaman adı Rumca 'da "yurttaşlar topluluğu" anlamına gelen SARANTA ECCLESIA idi; yani KIRKKİLİSE. İlimiz Kırkkilise ismini muhtemelen Hırıstiyalığın 313. yılında İmparator Konstantinus tarafından serbest bırakılıp varlığının Roma Devleti tarafından resmen kabul edilmesinden sonra almıştır.
Yunancada "yurttaşlar topluluğu " kelimesinden alınan kilise ismi " Dindarlar Birliğini" oluşturdu. Bundan sonra kilise eyalet yöntemlerine uygun olarak dinsel bölgeler oluşturmaya başladılar. Kırklareli bu dönemde yurttaşlar topluluğunun yeriydi. Kırklareli aynı zamanda "İlk Hıristiyan Yeri" olması dolayısıyla da "Kutsanmış Kent" olarak geçmektedir tarihe. Sonraki yıllarda Dindarlar Topluluğu tarafından "Ruhların Kurduğu Kent" olmuştur.

1603 yılında ilimize gelen gelmiş olan Polonyalı yazar Simeon, Kırklareli 'nin kayalık bir arazi üzerine kurulduğunu ve kilise çokluğundan dolayı Greklerin buraya Dessera Kondi Eklesiai denildiğini yazmaktadır.

Türkler, Kırkilise adının Hıristiyanlık inancı ile yakın ilgisi olduğundan şehri aldıktan sonra buna saygı göstermişler ve geleneklere uygun olarak adını değiştirme çabasına girmemişlerdir. Cumhuriyetin gelmesi ile "Kırkazizler" olarak ifade edilen şehrin adı Kırklareli olarak değiştirilmiştir.


Kırklar Olayı; Peygamberimizin gece yolculuğu sırasında Arş'da (göğün dokuzuncu katında) meydana gelmiştir. " Kırk Hatun Ziyareti " ve " Kırk Kızlar " da bu " Kırk Olayları " ndan belli başlılarıdır. Görülüyor ki; Kırklar Olayı tarih içerisinde Trakyayı ve Balkanları derinden etkilemiş, özgün bir kültürün ve efsanenin yaratılmasına neden olmuştur.



--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Kırşehir

Kırşehir ilinin bulunduğu topraklar, tarihte Anadolu’da ilk siyasi birliği kuran Hititlerin toprakları içinde bulunuyordu. Hititlerin iç savaş ve iktidar kavgaları ile dağılıp yıkılmasından sonra bu topraklara Asurlular hakim olmuştur. Persler MÖ. 6. asırda bu bölgeyi istila etmişlerdir. MÖ. 4. asırda Makedonya kralı İskender Persleri yenmiş,Anadolu ve İran’ı istila ederek Makedonya devletine katmıştır.
İskender’in ölümü ile bu bölge (Asya) Selevkos Devleti’nin nüfusunda kalmış ise de aslen bu bölge Kapadokya Krallığının olmuştur. Kapadokya Krallığı Roma İmparatorluğunun hakimiyetini tanımış ve bilahare Roma İmparatorluğu Kapadokya Krallığı ile birlikte bu bölgeyi kendine bağlamıştır. MS: 395 senesinde Roma İmparatorluğu Batı ve Doğu olarak ikiye bölününce bütün Anadolu gibi bu bölgede Doğu Roma (Bizans) ın payına düşmüştür.


1071’den sonra Anadolu toprakları Türklere açılınca, Kırşehir’in Türk tarihine katılma devri başlıyor. Kutalmış oğlu Süleyman Şah, kent ve çevresini Anadolu selçuklular’ına bağlıyor. 1402’de Osmanlı’lar Ankara savaşında, Timur’a yenilince, Kırşehir ve yöresi,

Karamanlılar’a veriliyor. Çünkü bu savaşta Karamanlı’lar Timur tarafını tutup ona yardım etmişlerdir. Fatih Sultan Mehmet’in Karamanlı’ları yok etmesinden, Yavuz Sultan Selim’in Dulkadiroğullarını tarihten silmesinden sonra, Kırşehir kesinlikle Osmanlı’ların egemenliğine geçiyor. Celali isyancıları zaman zaman şehre saldırıp yağmalama yapmışlardır.

Bir ara Selçuklulara bağlı Danişmendoğulları bu bölgede hakim olmuşlar ve 1120’de Selçuklulara bağlı bir vilayet daha sonra Konya Selçukluların bir vilayeti olmuştur. 12. asırın 2. yarısında şehir gelişmiş ve Anadolu’nun bağrın da en büyük ilim ve kültür merkezlerinden biri haline gelmiştir.



Kırşehir Anadolu da “ahlaki” denen tasavvufi esnaf teşkilatının en mühim merkezlerinden biri olması ile 14. asırda oldukça gelişmiştir. Meşhur Ahi Evran Kırşehir’e yerleşmiş, Mevlevi tarikatı gelişmiş ve büyük mutasavvıf ve Türk şairi Aşık Paşa burada yaşamıştır.Bu asırda müstesna bir kültür ve ilim merkezi olmuştur.

1.Dünya savaşı bitmiş, Osmanlılar savaşta yenilince savaşın galipleri, Anadolu’yu bölgelere ayırıp, istila etmeye başlamışlardır. Osmanlı sultanları, saltanatlarını sürdürmek için herşeye göz yummuşlardır. Halk durumunda menmun değildir. Bu görüşü savunanların başında Mustafa Kemal Paşa gelmektedir. Ya istiklal, ya ölüm parolasından yola çıkarak; er geç geldikleri gibi gideceklerdir, demektedir.

Kırşehir bu tarihi yol ayırımında Mustafa Kemal Paşadan yana çıkar. Gerek yiyecek-giyecek, gerek para ve gerekse asker olarak tüm Gücünü Paşa’nın emrine verir. Kurtuluş savaşı sona erdiğinde, Kırşehir’li her aile ya birkaç Şehit vermiştir. Ya da her ailenin birkaç gazisi vardır.

19. yy ikinci yarısında Kırşehir sancağı Ankara vilayetine bağlandı. Cumhuriyet devrinde il merkezi oldu. 1954’te ilçe merkezi olarak yeni kurulan Nevşehir iline bağlandı ise de 1957 yılında yeniden kurulan Kırşehir iline merkez oldu.




---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Kocaeli

Marmara Bölgesi’nin Kuzey doğu kesiminde yer alan Kocaeli, tarihi gelişimi M.Ö.ki yıllara dayanan ve izleri halen günümüze kadar gelen çeşitli medeniyetlerin yaşandığı bir bölgedir.
İlk çağlarda, Bithynia adı verilen bölgede kurulan kentler, sırasıyla, Olibya, Astakoz, Nicomedia, İznikmid, İzmid ve Kocaeli adlarını almıştır.
Asya ve Avrupa doğal geçiş yolları üzerinde önemli bir kültür, ticaret ve jeopolitik köprü işlevi gören kent, M. Ö. bugünkü İzmit’in güney doğusuna, Başiskele çevresine yerleşen Megaralı göçmenler tarafından M.Ö. 712 yılında kurulmuş ve Astakoz adını almıştır. Kent, M.Ö. 300 yılına kadar yöreye egemen olmuş, M.Ö. 500-435 yılları arasında bağımsız bir kent olarak yaşamış ve kendi adına sikke bastırmıştır. M.Ö. 262 yılında Astakoz halkı, bugünkü İzmit’in bulunduğu alanda kurulan bölgeye yerleşmiş ve kent Bithynia kralı olan Nikomedes dolayısıyla Nikomedya adını almıştır. Nikomedya 1331 yılında Osmanlı egemenliğine geçtikten sonra, önce İznikmid, daha sonra İzmid (İzmit) adını almıştır.
İzmit ilk olarak 11. yy ‘ın sonlarında Selçuklular zamanında Türk egemenliğine alındı. (1078) Daha sonra Haçlı Seferleri sonunda kısa bir süre Haçlı Ordusu komutanı Aleksios Komnenos tarafından işgal edildi. Türk egemenliğine kesin olarak geçişi, Orhan Bey döneminde oldu. 1331 yılında Uçbeyi akçakoca tarafından Osmanlı topraklarına katıldı. İl, Kocaeli adını ise, bu yöreyi Osmanlı Devleti’ne katan, Osman Bey ve oğlu Orhan Bey’in uç beylerinden olan Akça Koca’dan almıştır.
Bu tarihten sonra kente, önce İznikmid, daha sonra İzmid (İzmit) adı verildi. Kent en parlak dönemine Kanuni Süleyman zamanında ulaştı. 19.yy İstanbul-İzmit arasında işleyen ve 1873 yılında Haydarpaşa-Ankara demiryolunun kente ulaşmasından sonra İzmit’in ticari ve sosyal yaşamı canlanmaya başladı.
I. Dünya Savaşı’nın getirdiği yıkımlar sonucu önemini bir süre yitiren ve İngilizler ile Yunanlılar tarafından işgal edilen İzmit, 27 Haziran 1920 de Türk Orduları tarafından işgalden kurtarıldı. Cumhuriyet Döneminin başlarında İzmirt Kocaeli ilinin merkezi oldu ve 1950’ li yıllardan sonra hızla gelişerek büyük bir sanayi ve ticaret merkezi haline geldi.

 

Eski30-07-2006, 14:20   #13
sinekwalesi
 
Türkiyem 81 ilin tarih ve resimleri - sinekwalesi

Konya

Konya''da ve çevresinde yerleşik düzen Prehistorik (Tarih öncesi) çağdan başlar. Bu çağ içinde Neolitik - KaIkolitik - Erken Bronz Çağ kültürlerini görürüz.

Bu çağın iskan yeri olan höyükler, Konya il sınırları içindedir. (Çeşmelisebil''in ortasında da bir adet höyük vardır.) Neolitik Devre (MÖ. 7000-5500) ait buluntular, Çatalhöyük''teki arkeolojik kazılarda meydana çıkmıştır.

Bugün Konya''nın bir semtinin içinde kalan Karahöyük''te Hitit iskanı görülmektedir. Senelerdir sürdürülen arkeolojik kazılar bu çağı anlatan buluntular vermektedir.

Anadolu''da Hitit egemenliğine son veren Friygler Trakya''dan Anadolu''ya göç etmiş kavimlerdir. Alaaddin Tepesi ve Karapınar, Gıcıkışla, Sızma''dan elde edilen buluntular MÖ VII. yüzyıla aittir. Frygyalılardan sonra Konya (KAVANİA) Lidyalılar ve İskender''in istilasına uğramıştır. Daha sonraları Anadolu''da Roma hakimiyeti sağlanınca Konya İkonium olarak varlığını korumuştur. (MÖ 25) Antalya''dan Anadolu''ya çıkan Hıristiyan azizlerden St. Paul Antiochia (Yalvac''a) sonra İkonium''a (Konya''ya) gelmiştir. Bu devirde Hatunsaray Lystra-Derbe ve Laodica (Ladik; Halıcı) ve Sille önemli Bizans yerleşim yeridir.

İslamiyetin Anadolu''da yayılması ile Bizans''a (Yani İstanbul''a) Arap akınları başlamıştır. Emeviler, Abbasiler, Konya üzerinden akınlar yapmışlardır.

1071 tarihindeki Malazgirt Meydan Savaşı''ndan sonra Anadolu''nun büyük bir kısmı ile beraber Konya''da Selçuklular tarafından Bizanslıların elinden alınmıştır.

Anadolu Selçuklu Sultanı Süleyman Şah 1076 tarihinde Konya yı başşehir yapmıştır.1080 tarihinde başkent İznik''e nakledilmiştir. Kılıç Aslan I. 1097 tarihinde başşehri Konya''ya taşımıştır. Konya 1097 tarihinden 1277 tarihine kadar aralıksız Anadolu Selçuklularının başşehri olmuştur.

Konya 1277 tarihinde Karamanoğlu Mehmet Bey tarafından ele geçirilmiştir. Karamanoğulları devletinin egemenliğine geçmiştir. Osmanlı Padişahlarından Murat II. 1442 tarihinde de Karamanoğulları hakimiyetine son vermiştir.

Konya Osmanlı Devleti zamanında şöhret ve itibarını devam ettirmiştir. Osmanlı sultanlarından Yavuz Sultan Selim, Mısır ve İran seferleri sırasında Konya''da konaklamıştır. Kanuni Sultan Süleyman İran, Murat IV ise Bağdat seferi sırasında Konya''da kalmışlardır.

Cumhuriyet Devrinde hızla büyüyen ve gelişen Konya, tarihi eserleri ile bugün açık hava müzesi görünümünde bir şehirdir.



-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Kütahya

Yerleşim tarihi itibariyle 7 bin yıllık bir geçmişe sahip olan Kütahya İli, topraklarında barındırdığı uygarlıklara ait çok zengin bir kültürel mirasın da sahibidir.
Sanat değeri yüksek kaliteli seramikleriyle ünlü Hititlerin, barışçı bir toplum oldukları, müzisyen ve sanatçıları korudukları bilinen Friglerin, heykeltraşlıklarıyla ünlü Roma ve Bizanslıların, anıtsal mimaride ileri gitmiş, edibi, şairi, mutasavvıfı bol Selçuklu, Germiyanlı ve Osmanlıların birikimini yansıtan Kütahya, tarihinin her devresinde önemli bir ilim ve kültür merkezi olagelmiştir.
Antik kaynakların, masalcı Ezop''un doğum yeri olarak gösterdiği Kütahya, Germiyanoğulları Devletinin başkenti, Anadolu Beylerbeyliğinin merkezi ve şehzadelerin valilik yaptığı kent olarak Osmanlı tahtının staj yerlerinden biridir.Ünlü gezgin ve edebiyatçı Evliya Çelebi''nin de memleketi olan Kütahya, Osmanlı sarayına gelin verdiği Devlet Hatun''un sürekli himayesini görmüş, Kütahya''dan yetişen çok sayıda bilim adamı ve sanatkar şehzadelere öğretmenlik yapmıştır. Bu durum, saray kültürünün Kütahya''da da yaşanmasını sağlamıştır.
Kütahya, her alanda yetiştirdiği insanlarla Anadolu kültürüne büyük hizmetlerde bulunmuştur. Kütahyalı, tarih boyunca iyinin, güzelin, doğrunun yanında olmuş, insani değerleri korumuş, çelebilik mevkiine taşımıştır.



-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Malatya

Coğrafi konum itibariyle tabii yol üzerinde bulunan Malatya ön tarihinin Paleolitik çağa kadar indiği, ansır (Buzluk) ve İnderesi mevkiinde bulunan mağaralardan anlaşılmaktadır.

1979 - 1986 yılları arasında kazıları sürdürülen Pirot - Caferhöyük çalışmaları sonucu dünyanın ilk heykel örneği sayılan, beyaz kireç taşından yapılmış küçük figüranlar M.Ö. 7000 yılına tarihlenmektedir. Kazı sonrası gün ışığına çıkarılan bu eserlerin bir kısmı halen Malatya Müzesi''nde sergilenmektedir. Tarih kronolojisini takip ettiğimizde, yörenin ana seramiği tek renk olup, ateşte az pişirilmiş koyu astarlıdır. Bu seramik yanında ithal malı Halaf tipi seramik örneklerinin Hekimhan, Kuyuluk, Hinso ve Arguvan-Karahöyük''te; Hassuna boyalı seramik örneklerine Aslantepe, Değirmentepe, İsahöyük ve Fırıncıhöyük''te rastlanmaktadır. Aslantepe ve Değirmentepe kazıları, bölgedeki yerleşimin M.Ö. 5000-3000 yılları arasında Kalkolitik çağda devam ettiğini göstermektedir.

Değirmentepe ve Aslantepe''de çok sayıda taştan ve pişmiş topraktan damga mühürleri ile pişmemiş toprak mühür baskıları bu yörelerin önemli bir ticaret merkezi olduğunu belgelemektedir. Anadolu ile olduğu gibi, Kuzey Mezepotamya ve Suriye ile de Fırat Nehri yoluyla ticaret bu dönemde yapılmıştır.

M.Ö. 3000 yılında Malatya yöresinde seramik genellikle elle yapılmış, hamuruna ince kum karıştırılmış siyah astarlıdır. Bu seramik örneklerine; Aslantepe, Hasırcı, Fırıncıhöyük, Karahöyük, İsahöyük, Morhamam, Kösehöyük, İmamoğlu, Değirmentepe, Köşgerbaba ve Pirothöyük''te rastlanmıştır.

Eski Tunç II. Döneminde, M.Ö. 2500 yıllarında başlayan seramik örneklerine yörede yer yer rastlanılmıştır.

Eski Tunç III. Evrelerine ait elle yapılan, ateşle pişirilen seramikler Malatya bölgesinde çoğunlukla deve tüyü renkli olup, üzerindeki süsler, geniş bantlar şeklinde desenlerle kaplıdır. Bu örneklere Aslantepe, Değirmentepe, Pirothöyük''te rastlanmıştır. M.Ö. 3200 yıllarına tarihlenen tapınak, Aslantepe kazılarıyla 1992 yılında gün ışığına çıkarılmış, bölgenin en önemli bir dini ve kültür merkezi konumunda, Mezepotamya kültürü ile çağdaş ve hatta Anadolu''nun ilk tapınak örneklerinden olarak tarih ve arkeolojiye ışık tutmaktadır.



-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Manisa

Manisa ve çevresi, tarihi devirlerde Hititler, Akalar, Frikyalılar, Lidyalılar, Persler, Makedonyalılar, Bergamalılar, Romalılar tarafından yönetilmiştir. Saruhan bey, 1313 yılında Manisa’yı Bizanslılardan aldıktan sonra bu şehri beyliğine başkent yaptı. Bu tarihten sonra da bu yöreye Saruhan Beyliği adı verildi. 1410 yılında Osmanlı İmparatorluğunca alınmasına kadar beylikle yönetilen Manisa’da Saruhan Bey, Fahrettin İlyas Bey, İshak Çelebi ve Hızır Şah beylik yapmışlardır. Saruhan Beyliği 1410 yılında kesin olarak Osmanlı İmparatorluğu sınırları içine alındıktan sonra Manisa Şehri Şehzadeler Sancağı yapıldı. 1410-1595 tarihleri arasında Manisa ve yöresi Şehzadeler tarafından yönetildi. Ünlü padişahlardan Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan Süleyman burada yöneticilik yapmışlardır. Osmanlı İmparatorluğu yönetim bakımından iki eyalete bölünmüştür: 1) Rumeli Eyaleti, 2) Anadolu Eyaleti. Eyaletler Sancaklara, sancaklar kazalara ayrılmıştı. Manisa, bu yönetim içinde 1595-1811 tarihleri arasında merkezi Kütahya olan Anadolu Eyaletine bağlı Saruhan Sancağı idi. Şehzadelerin Sancak beyi olarak bulunduğu dönemde Saruhan Sancağı eğitim, İlim ve kültür merkezlerinden biri durumuna geldi.1923 yılında bütün mutasarrıflıkların Vilayet sayılması üzerine Saruhan Sancağı da Vilayet oldu. 24.10.1926 tarihli 4248 sayılı Kararname ile haberleşme ve işlemlerde kolaylık sağlanması bakımından Saruhan İlinin adı Manisa olarak değiştirilmiştir. I. Dünya Savaşından sonra 30 Ekim 1918’de Limni’nin Mondros Mütarekesinin 7. maddesine göre, İtilaf Devletleri kendi güvenliklerini tehikede gördükleri zaman, askeri bakımdan önemli olan Türk topraklarını işgal edebileceklerdi. Bu maddeye dayanarak İngiltere ve Fransa’nın onayını da alan Yunanlılar’ın I.Tümeni, 15 Mayıs 1919 günü İzmir’e çıktı. Yunanlılar, 23 Mayıs 1919 da, işgali Gediz Vadisi boyunca genişletmeye başladı.Yunan toplu saldırısı, 22 Haziran 1920’de başladı. yunan birlikleri topçu ateşi desteğinde, Akhisar cephesinde; Kanboğazı ve Yayaköy, Soma cephesinde; Çaldağ yönünde saldırıya geçti.Yunanlılar aynı gün Akhisar’a girdiler. Türk Birlikleri geri çekilmek zorunda kaldı. 23 Haziran da Salihli, 24 Haziran da Alaşehir ve Soma işgal edildi.
28 Haziranda da Kula’ya girdiler. İşgal yıllarında, yerli Rumlar’ın da kışkırtmasıyla halk, çok büyük bir baskı altına girdi. Camiye gitmeyi, ezan okumayı uzun süre engellediler. Silah arama bahanesi ile evler basıldı, yağmalandı,dövülerek yaralananlar, hatta öldürülenler oldu. 30 Ağustos 1922 Dumlupınar Meydan Muharebesinin kesin zaferle sonuçlanmasından sonra, Fahrettin Paşa komutasındaki Süvari Kolordusu, hızla İzmir üzerine yürüdü. Yunan direnişi tamamen kırıldı. Yunan birlikleri dağıldı ve kaçmaya başladı. Ordumuz 4 Eylül’de Alaşehir ve Kula’ya girdi. 5 Eylül’de Salihli, 6 Eylül’de de Kırkağaç, Soma ve Akhisar, Yunan işgalinden kurtuldu. 7 Eylül’de Turgutlu, 8 Eylül’de de Manisa’ya askerimiz girdi. Böylelikle Manisa İl olarak işgalden kurtulmuş oldu.

 

Eski30-07-2006, 14:21   #14
sinekwalesi
 
Türkiyem 81 ilin tarih ve resimleri - sinekwalesi

Mardin

Atatürk, Mardin için Paşa olduğum diyar sözünü sürekli kullanmıştır.

Atatürkün hayatında önemli bir dönüm noktası vardır. General olduğunun müjdesini Mardinde alan büyük komutan bu olayı bir çok yerde ve zamanda dile getirmiştir.

Mardinliler bir gece önce aralarında Albay olarak gördükleri Mustafa Kemal 'ni ertesi gün pırıl pırıl General apoletleriyle Mustafa Kemal Paşa olarak selamlamışlardır. Hem de 35 yaşında genç, heyecanlı bir paşa olarak.

Atatürk'ün Mardine ikinci gelişi yaklaşık bir yıl sonra 1917 yılının Şubat ayına rastlar. İkinci Ordu Komutanlığına vekalet ettiği günlerde, Hicaz Cephesi Kuvvetleri Komutanlığına atanan Mustafa Kemal Paşa, beraberinde Dr.Yarbay Hüseyin, Binbaşı Rıfat Bulca, Yaver Cevat Abbas, Yüzbaşı Neşet Bora, Yüzbaşı Rauf, Emir Subayı Şükrü Tezerle Mardine gelmişlerdir.

Mardinliler Atatürkü coşkun bir törenle karşılamışlardır. Atatürk o günün gecesinde Mardin Belediye Başkanı Hıdır Çelebinin evinde Mardinin ileri gelenleriyle birlikte konuk olmuştur. Şehrin ileri gelenlerinden Abdurrahman Kavvas, Atatürke Samur derisinden bir kürk hediye etmiştir. Bu değerli armağan halen Konyadaki Atatürk Müzesinde bulunmaktadır.



----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Muğla

Muğla tarihi M.Ö. 3000 yıllarına kadar uzanır. İlk çağlarda bu bölgeye Karia''lılar yerleştiği için Karia adı verilmiş. İlin bilinen tarihi ise Hitit''ler ile başlar. Hitit''ler bu bölgeye Lugga derlermiş. İmparatorluğun parçalanmasından sonra Frig''ler egemen olmuş, daha sonra Lydia''lılar bölgeyi ele geçirmişler, bu arada Dor''lar ve Ion''lar da yöreye göç etmişler. Bölge M.Ö. 546 yılında Pers''lerin, M.Ö. 334 yılında (Halikarnassos/Bodrum ve civarı) Makedonya Kralı Büyük İskender’ in, M.Ö. 189 da Bergama Krallığının, M.Ö. 133 de Roma İmparatorluğu''nun, Roma''nın ikiye bölünmesiyle de, Doğu Roma İmparatorluğu''nun hakimiyetine girmiş. Türklerin eline geçmesi Uç Beylerden Menteşe Bey tarafından 1284 de gerçekleşmiş. Bölge 1391 yılında, Yıldırım Bayezit, tarafındarı Osmanlı topraklarına katılmış, 1402 de Timur’un hakimiyetine geçmiş, Timur bu yöreyi tekrar Menteşe Beyliği''ne vermiş, daha sonra 1425 de II Murat zamanında, Menteşe Bölgesi tümüyle Osmanlı İmparatorluğu''nun egemenliğine geçmiş. Menteşe oğulları zamanında Yunanistan, Muğla kıyıları ve adalarına çıkmış, Rodos adasını bir süre egemenlikleri altına almışlar. Bu dönemde Rodos adasına yerleşen Sait Jean şövalyeleri Osmanlılar ve Menteşe oğulları ile savaşmışlar, Bodrum kalesini de bir süre ellerinde tutmuşlardır. Ancak 1522 de Kanuni Sultan Süleyman tarafından hem Rodos adası hem de Bodrum Kalesi Osmanlı İmparatorluğu’na katılmış.

Muğla ilinin merkezi Menteşe Beyliği zamanında Milas''tı; Muğla, Osmanlı İmparatorluğu döneminde merkez olmuş.

“Muğla” adının nereden geldiği konusunda çeşitli söylentiler bulunur. En yaygın söylentiye göre ilin adı, Selçuklu Sultanı Kılıçarslan’ın komutanlarından “Muğlu” Beyi adından gelmekte. Büyük olasılıkla burayı Muğlu Bey fethettiği için bu komutanın adı verilmiş, "Muğlu" zamanla Muğla''ya dönüşmüş. 1889 Aydın Vilayet salnamesinde rastlanan "Mobella" adı ise kentin ortaçağdaki adıdır

Kurtuluş savaşı sırasında, Muğla ve yöresini 11 Mayıs 1919 tarihinden itibaren işgale başlayan İtalya, Menderes''in güneyinde filizlenen ulusal güçlerle pazarlık ve anlaşma yapmak zorunda kalmış. İtalya, Yörük Ali Efe''nin Muğla''dan , Demirci Mehmet Efe''nin de Nazilli''den yönlendirdikleri ulusal direniş çalışmaları karşısında silahlı bir çatışmayı göze alamamış. İşgal üzerine tüm Anadolu''da mitinglerin düzenlenip direnme örgütlerinin kurulması için İzmir''den gelen telgrafa, Muğlalı Kocahan Mitingi''ni düzenleyerek cevap vermiş. Aldığı kararların ardından Vatan Müdafaa Cemiyeti, Serdengeçtiler Müfrezesi, Muğla Kuvayi Milliyesi gibi direniş komiteleri kurulmuş. 1920''de Ankara''da açılan 1. Dönem BMM''nde 6 milletvekiliyle ulusal mücadelede üzerine düşeni layıkıyla yapan Muğlalı, oluşturduğu direniş gruplarında yer alan gönüllerini Yunanlılara karşı Aydın cephesine göndermiş. Ege''de 57. Tümenden kalanlarla birleşen gönüllüler, Aydın çarpışmalarında düşmana ağır kayıplar verdirmişler. Ege illeri arasında Muğla işgal sırasında en fazla şehit veren il olmuş. İç durumun karışıklığı, Yunanlılar ve işgal ettiği yörelerde ekonomik egemenlik kurma düşüncesine dayanan İtalyan politikasını Muğla halkı işgal süresince kurnazca değerlendirmiş, iki ateş arasında kalmaktan kurtulmuş. Anadolu''daki durumun kötüye gittiğini anlayan İtalya, 2. İnönü Zaferi kazanıldıktan sonra ülkesindeki iç siyasal dalgalanmalarını öne sürerek 5 Temmuz 1921''de Muğla''dan ayrılmış. Muğla özgürlüğüne böylece kavuşmuş.



----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Muş

ADI NEREDEN GELİYOR
Urartular''ın ünlü hükümdarı muşet tarafından kurulan kente Urartular haşmetli krallarının adını vermişlerdi. bu kent nice yüzyıllar boyu hep bu adla anılmıştır. Son zamanla halkın dilinde bazı değişikliklere uğramış, en sonra Türklerin di.linde Muş şeklini almıştır. bu kent ve merkezini oluşturduğu il bugün aynı adla anılmakatdır.

MUŞ''UN TARİHÇESİ
IV. yüzyılda kurulduğu sanılmaktadır. Muş adının Süryani dilinde suyu bol anlamına gelen "Muşa" veya şehri kuran "Muşet" kelimelerinden geldiğini söylenmektedir. Araplar ise şehre "Tarun" adını takmışlardır. Arap (641). Bizans (966) Selçukluk (XI. Yüzyıl). Moğol (1260) Akkoyunlu Karakoyunlu ve Safevi dönemlerinden sonra 1515 yılında Yavuz Selim tarafından Osmanlı ülkesine katılmıştır. Osmanlı döneminde Van Beylerbeyliğine bağlı, 1879 yılında ise Bitlis eyaletine bağlı bir sancak merkezi olmuştur. 18 Şubat 1916 - 1 Mayıs 1917 tarihleri arasında Rus işgalinde kalan şehir ile birlikte tarihi eserler Ruslar ve Ermeniler tarafından yakılıp yıkılmış. 23 Nisan 1920 tarihinde ilk Milletlisi''ne seçilen Muş milletvekilleri .... Hacı Ahmet, Hacı İlyas Sami, Osman Kadri. Kasım ve Rıza Beydir. 1923 yılında il (1926-1929) arası iline bağlı ilçe) olmuştur. Şehre demiryolu 1955 yılında gelmiştir. 1964 yılında demiryolu Tatvan''a bağlandı.



----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Nevşehir

Nevşehir Mondros Mütarekesi günlerinde 12. Kolordu'' ya bağlı 11. tümenin denetim alanı içindeydi. Karargâhı Niğde''de bulunan tümenin önemli silah ve cephane depolarından biri de Nevşehir''de idi.

Orta Anadolu, Mütareke''nin belirlediği paylaşım alanlarının dışında kaldığı için Nevşehir, Milli Mücadele yıllarında önemli bir siyasi olaya tanık olmadı. Bununla birlikte 4 Eylül 1919''da toplanan Sivas Kongresi''ne, Nevşehir adına bir delege katıldı: Dellalzade Hacı Osman Efendi. Hacı Osman Efendi, kongrede alınan bütün vilayet ve kazalarda Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti Şubeleri oluşturulmasını öngören kararın Nevşehir''de uygulanmasına öncülük etti. Bu cemiyetin önde gelenleri Eyüp Bey, Müftü Süleyman Hakkı Efendi, Belediye Başkanı Ahmet Efendi idi. Bugün Nevşehir''e bağlı olan Avanos''ta da cemiyetin bir şubesi kurulmuştu.Bu cemiyetin çalışmalarında en etkin kişi Belediye Başkanı Nuri Bey''dir.

Milli Mücadele yıllarında Nevşehir''e ilişkin olarak anılması gereken bir başka gelişme de Mustafa Kemal'' in 22 Aralık 1919'' da Hacı Bektaş''a gelmesidir. Bektaşileri Milli Mücadele’ye kazanmak amacını güden Mustafa Kemal Hacı Bektaşı Veli Tekkesi Çelebisi Cemalettin Efendi ve tekke şeyhi Salih Niyazi Baba ile görüştü. Ülkenin içinde bulunduğu durum uzun uzadıya ele alındı. Her iki Bektaşi önderi de Mustafa Kemal ile aynı düşüncede olduklarını ve Milli Mücadele saflarına katıldıklarını açıkladılar. Bu Mustafa Kemal''in Sivas Kongresi sonrasında kazandığı en önemli başarılarından biriydi. Bu görüşmeden sonra Anadolu''nun her yanındaki Bektaşi Tekkeleri birer Kuvay-i Milliye karargahı işlevi gördü.

Nevşehir Osmanlıların son dönemlerinde Niğde Sancağı''na bağlı bir kaza idi. Cumhuriyetimizin ilanından sonra 1924'' te Niğde yeni idari yapılanmada bir il olarak ortaya çıkarken Nevşehir de ilçelerinden biri oldu.

6429 sayılı yasa ile Nevşehir 20 Temmuz 1954 tarihinde il haline getirildi. Kırşehir ve Kırşehir'' e bağlı Mucur, Avanos, Hacıbektaş ( 1945'' ..te ilçe oldu.), Kayseri''ye bağlı Ürgüp ( 1935'' te ilçe oldu.), Niğde'' ye bağlı Arapsun (1948'' de Gülşehir adını aldı.) Nevşehir'' in ilçeleri haline getirildi. Kozaklı ve Hamamorta köyleri Avanos'' a bağlı birer köy iken birleştirilerek 1954'' te Kozaklı adıyla ilçe olarak Nevşehir''e bağlandı. Kırşehir 1957''de tekrar il yapıldı. Mucur ilçesi ile beraber Nevşehir''den ayrıldı.Daha önceleri Melegübü ismi ile anılan bir bucak merkezi olan Derinkuyu 1 Nisan 1960'' ta ilçe durumuna getirildi. Acıgöl kasabası ise 4 Temmuz 1987'' de ilçe olmuştur.

 

Eski30-07-2006, 14:22   #15
sinekwalesi
 
Türkiyem 81 ilin tarih ve resimleri - sinekwalesi

Niğde
Coğrafi konumu itibariyle Niğde, Akdeniz bölgesini Orta Anadolu''ya ve Sivas başyaylasına dolayısıyla Doğu Anadolu''ya, Ereğli ve Ankara yolları ile de Batı ve Karadeniz bölgelerine bağlayan iki çok önemli boğazı kontrol altında tutmakta idi. Bunlardan birincisi Gülek Boğazı, ikincisi ise Zamantı-Yahyalı yolu idi.

Çukurova bölgesi işgale başlanır başlanmaz Niğde’de bulunan 41 nci Tümen’in mevcut askerleri ve Niğde, Bor ve Pozantı gönüllülerinin oluşturdukları Kuvayı Milliye, Pozantı’nın olası bir işgale karşı muhafazası için bölgeye yerleşti. Stratejik noktaları kontrol altına aldı ve buradan gelecek herhangi bir düşman saldırısını bertaraf etmeye hazır bir konuma geldi. Bu iyi tahkimat ve konuşlanma sayesinde bu bölgeden düşman girememiştir.

Pozantı’da alınan bu tedbirlerin diğer bir geçiş yolu olan Zamantı-Yahyalı yolu üzerinde de alınması gerekiyordu. Fransızların Kozan’ı ele geçirdikten sonra yukarıdaki yol ile Aladağlar’ı aşıp Orta Anadolu’ya girecekleri anlaşılınca, hemen bu bölgede faaliyetler başladı. Aladağlar’ın gerek güneyi, gerekse kuzeyinde hızlı bir harekete girişildi.

1920 yılı Kasım ayı başlarında Yahyalı’da adı geçen yolu kontrol altında tutacak 50 kişilik bir birlik oluşturuldu. Bu birliğin komuta kademesi, askerinin bir kısmı ile silah ve mühimmatını Niğde ‘den temin ediyordu.

Fransızların ilerleme ihtimalleri arttıkça bu yoldaki tahkimat ve alınan tedbirlerde artıyordu. Nitekim 20 nci Kolordu Komutanı A.Fuad Bey’in Çukurova Bölge Komutanı Kemal Bey’e verdiği emirde;

“Niğde Bölgesinde tertip edilen müfrezeler, kararlaştırıldığı gibi Karaisalı bölgesine gideceklerdir. Yahyalı’da bir nizamiye bölüğü ile milli müfrezeler, Sis dolaylarına hareket edeceklerdir...”Alınan bu tedbirlere rağmen, bazı Ermenilerin öncülük ettiği bir grup Fransız öncü birliği Ulupınar Köyü yakınlarındaki bir mağraya kadar ulaşabildiler ve burayı karakol yaparak bir müddet burada kalmaya çalıştılar. Bunu haber alan 41 nci Tümen Komutanlığı, Şükrü Efendi komutasındaki bir taburu bölgeye gönderdi. Anılan birlik Yahyalı’ya ulaşınca Ulucami yanındaki medreseyi kendisine karargah yaptı, çevre köyler, aşiretler ve Yahyalı ahalisini teşkilatlandırarak bir strateji hazırlamaya başladı. 41 nci Tümen Komutan Yardımcısı Yarbay Mümtaz Bey’in bölgeye gelip komutayı ele almasından hemen sonra başlayan çatışma kısa sürede başarıya ulaştı, düşman askeri imha edilmişti. Fransızlara yardım eden Ermenilerin pek çoğu bu çatışmada Fransızlarla birlikte muamele gördüler, geriye kalanlar ise bölgeyi terk ettiler.

Stratejik olarak bu askeri tedbirleri başarıyla uygulayan Niğde teşkilatı aynı zamanda bölgede meydana gelebilecek anarşik eşkıya hareketlerine karşı da icabeden tedbirleri aldı. Bu suretle Niğde ve civarında Türkiye geneli itibariyle yüksek bir ortalamada bulunan gayr-i müslimlerin olası taşkınlıkları ve iç isyanlarına karşı da gereken tedbirler alınmıştı.

Bilindiği üzere bu dönemde cephede eksikliği hissedilen yeğane şey, mühimmat ve erzak idi. Bunların temini hususunda Büyük Millet Meclisi tarafından ilan edilen Tekalif-i Milliye Kanunu herkesin malumudur. Bu büyük ihtiyaç, bütün yurt çapında hamiyetperver insanlarımız tarafından karşılanmaya çalışıldı. Bu hususta da Niğde üzerine düşen vazifeyi hakkıyla yerine getirdi. Gıda maddeleri olarak özellikle buğday, arpa, baklagiller, soğan vs. gibi temel besin maddeleri ihtiyaç duyulan yerlere gönderildi. Niğde’den yapılan bu hayiti destek Mustafa Kemal tarafından yollanan takdirnamelerle ödüllendirilmiştir.

Niğde’den yapılan lojistik destek sadece gıda maddeleriyle sınırlı kalmadı. Nakil Vasıtaları, araç-gereç ve giyecek maddeleriyle de devam etti. Niğde’nin yetiştirdiği emekli veya terhis olmuş subay, er vs. askerlerde gönüllü birlikler olarak Batı ve Adana cephelerinde vuruşmuşlardır. Niğde, gerek Heyet-i Temsiliye döneminde, gerekse Büyük Millet Meclisi döneminde Anadolu hareketini gönülden desteklemiş ve bu desteğini Sivas ve Ankara’ya gönderdiği delegelerle de ispatlamıştır.



-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Ordu

Tarihçilerin yaptığı araştırma ve kazılarda, Ordu ve çevresinde ilk yerleşim izlerinin M.Ö.15 bin yıllarına kadar uzandığı görülmüştür. M.Ö. 2 bin yıllarında Doğu Anadolu''nun iç kesimlerinden, Karadeniz bölgesine gelen Halipler yörenin dağlık kesimlerine yerleşmişlerdir. Uzun süre bu bölgede varlıklarının sürdüren bu kavim maden işleme sanatında ileri gitmiş ve tunçtan mükemmel silahlar yapmışlardır. Yörenin özelliğine göre ahşap malzeme kullanan bu kavmin kalıntılarından bugün fazla bir eser kalmamıştır. Bununla beraber Eskipazar bölgesinde, Bayramlı adı verilen Eski Selçuk dönemi yerleşmesinin adı, 1398 yıllarında Halipia adı ile anılmaktadır. Yıldırım Beyazıt''ın tarihte Samsun''u ele geçirmesi ile Halipia emiri Giresun Fatihi Hacı Emirzade Süleyman Bey Osmanlı hakimiyetini kabul ederek, bölgeyi Osmanlılara terk etmiştir. Ordu ili M.Ö. I. Binde Hitit hakimiyeti sınırları içine girmiştir. Kotyora ise VIII. yüzyılda Miletliler tarafından kurulmuştur. Şehrin bugünkü Bozukkale mevkii olduğu belirtilmekte ise de, kale küçük ve XI. yüzyıllarda yapılmış bir karakoldan başka bir şey değildir. Çevrede de şehrin varlığını kanıtlayacak Arkeolojik buluntulara rastlanılmamıştır. Muhtemelen eski Kotyora''nın yine Bayramlı civarında Delikkaya ve yöresinde bu bölgede bulunan çok sayıdaki arkeolojik verilerden anlaşılmaktadır. Ordu toprakları Medler ve Perslerin yaşantısına da sahne olmuştur. M.Ö. 400 yıllarında 10 binlerin Ric''atı sırasında Ordu''nun antik şehre gelişi ve meşhur Ksenefon nutuklarına sahne oluşu önemli tarihi bir olaydır. Ordu ili daha sonraki devirlerde Roma ve Bizans hakimiyetine girmiş ve 1204-1264 yılları arasında ise Kommenus toprakları sınırları içinde kalmıştır. XIII. yüzyılda Selçuklu Devleti sınırları içinde yer alan Ordu, XIV. yüzyılda Osmanlı egemenliğine girmiştir. Ordu ilçesi 1920 yıllarına kadar Trabzon vilayetine bağlı bir kaza iken, 17 Nisan 1920 tarihinde merkezi Ordu olmak üzere Canik Sancağına bağlı olan Fatsa kazası da Ordu''ya bağlanmıştır.



-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Osmaniye

Osmaniye kuruluşundan günümüze kadar Avrupa-Asya ve Afrika kıtalarına açılan, Adana-Gaziantep-Hatay yol kavşağında önemli bir yerde gelişmesini sürdürmüştür. Bu konumu nedeni ile önemli idari yapılanmalar görülmektedir.

Türk’lerin 1071 yılında Malazgirt Zaferi ile Anadolu’ya yerleşmesine müteakip 1082 yılında Ulaşlılar Aşireti Toroslar’ın güneyine inmişler, bugünkü Osmaniye’nin Haraz mahallesi mevkisine yerleşmişlerdir. Bu olay Osmaniye’nin kuruluşunun başlangıcı sayılmaktadır.

1. Dünya Savaşının sonunda Osmanlı İmparatorluğunun mağlup olması ve 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesinin imzalanması ile Çukurova’da müşterek hareket eden İngilizler ile Fransızlar 1918 yılının Aralık ayında başladıkları işgal hareketlerini 25 Aralıkta Osmaniye'nin 27 Aralık da Pozantı’nın işgal edilmesi ile tamamlamışlardır. Bölge halkının başından beri bu işgale karşı koyması Milli Mukavemetin temelini oluşturmuştur. Ayrıca bölge halkını harekete geçiren başka sebepler de mevcuttur. Bunlardan birisi de Fransızların silahlandırılıp himaye ettikleri Ermeniler yüzünden Türk’lerde can, mal, namus emniyeti diye bir şey kalmamıştı. İşte bu durum karşısında halk devletten beklediğini bulamamış, nefsi müdafaa durumuna geçerek bölgede “Çete Harbi”ni başlatmıştır. Bu milli direnişin sonucunda Fransızlara karşı Kovanbaşı ve Kanlı Geçit savaşlarıyla anılan önemli muhabereler cereyan etmiş, bu savaşlarda ağır kayıplar veren Fransa 20 Ekim 1921’de Türkiye ile Ankara Antlaşmasını imzalayarak bölgeyi terk etmeye başlamış, 7 Ocak 1922’de Osmaniye’den çekilerek geldikleri gibi geri gitmişlerdir.

Bu sebeple her yıl 7 Ocak Osmaniye’nin Düşman İşgalinden Kurtuluş günü olarak kutlanmaktadır.

Osmaniye’nin 3 Kasım 1996 tarihinde yapılan Mahalli İdareler Ara Seçimleri (Belediye Başkanlığı) öncesinde İl olması gündeme gelmiş, TBMM’de 23 Ekim 1996 tarihinde yapılan oylamada İl olması karara bağlanmış, 28.10.1996 tarih ve 22801 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

 

Eski30-07-2006, 14:23   #16
sinekwalesi
 
Türkiyem 81 ilin tarih ve resimleri - sinekwalesi

Rize

OSMANLILAR DÖNEMİ :
Trabzon Rumları, 1456 yılından itibaren Osmanlı devletine vergi vermeye başlamış, 1461 yılında Trabzon''u feth eden Fatih Sultan Mehmet 1470 yılında Ali Paşa ismindeki Komutan tarafından Rize ve çevresi Türk egemenliği altına alınmıştır. Böylece Anadolu Türk birliğine katılan Rize bölgesine, 1461 yılı ve sonrasında Çoruh, Amasya, Samsun ve Tokat''tan; 1466 yılında yıkılan Karamanoğlu Beyliği bir daha canlanmasın diye Konya yöresinden; 1501 yılında Şil Şah İsmail''in yıktığı Sünni Akkoyunlulardan Tebriz ve öteki bölgelerden kaçanlardan; 1515 yılında Dulkadırli beyliği kaldırılınca Mara-Elbistan Türkmenleri Trabzon ve Rize yöresine yerleştirildiler.
Yavuz Selim devrinde Trabzon''un doğusundaki dirliklerden bazıları ünlü Oğuz boyu Çepniler''in elinde idi. Fakat Çepnilerin Trabzon''un doğusundaki yerlere ve bilhassa Rize bölgesinde yerleşmeleri sonraki yüzyıllarda olmuştur. Gerçekten Çepniler karada ve denizde yiğitçe mücadele vererek oralarda kalabalık topluluklar halinde yurt tutmuşlardır. Bilhassa Rize şehri ve bölgesinde Çepniler yoğun bir şekilde yerleşmişlerdir. Şimdi Rize şehri ve bölgesinde sadece Türkçe konuşulmasının sebebi bu yoğun Çepni yerleşmesidir. Zamanımızda Rize bölgesindeki köylerde Çepni adlı ailelere rastlandığı gibi, Çepni bu yörede "yiğit" , "gözü pek", "cesur ve çetin", adam manasına geliyor.

Yavuz Sultan Selim''in sancak beyliği sırasında Annesi Gülbahar Hatun Sultan Rize''ye gelerek kendi adı ile anılan camii yaptırmıştır.

19. Yüzyılın başlarından itibaren Rize''de Tuzcuoğullarının isyanı değişik tarihlerde birkaç kez tekrarlanmıştır. 1834 yılında bu isyanlara son verilerek Tuzcuoğulları Rumeli de iskan edilmişlerdir.

Rize, 1867 Vilayet Nizamnamesine göre Trabzon Vilayetinin merkez sancağının 6 kazasından biri durumundadır. 1877 yılında merkez sancağa bağlı nahiye olmuştur. 1877-1878 Osmanlı Rus savaşının ardından Lazistan sancağı kurulunca Rize hem kaza, hem de bu sancağın merkezi oldu. Birinci Cihan savaşında 9 Mart 1916 tarihinde Rize, Rusların işgaline uğramış, 2 Mart 1918 de bağımsızlığına kavuşmuştur.

CUMHURİYET DÖNEMİ :
Cumhuriyet dönemine kadar sancak merkezi olan Rize, 20 Nisan 1924 tarihinde Vilayet olmuştur. 2 Ocak 1936 tarihinde yürürlüğe giren 2885 sayılı Kanunla Erzurum''dan Yusufeli ilçesi, Rize''de Pazar ilçesinden sonraki arazi parseli, ilçe ve bucaklar alınmak sureti ile bugünkü Artvin ili Çoruh adı ile vilayet haline getirilmiş ve Rize ili de tek ilçesi olan Pazarla kalmıştır. Bugün ise Pazar ilçesi ile birlikte 12 ilçesi bulunmaktadır.

Atatürk''ün Rize''yi ziyareti "Atatürk''ün Sonbahar Seyahatleri" adlı kitapta şöyle anlatılmaktadır:

Atatürk 17 Eylül 1924''te saat 17 sıralarında Hamidiye Kravüzörü ile Rize''ye gelmiştir. Vali, kumandanlar ve halk motorlar ve kayıklarla karşılamaya çıktılar, büyük ve coşkun halk tabakaları karşılama için her türlü hazırlıkları yapmışlardı. Silah sesleri ve coşkun alkışlarla büyük misafir selamlandı.

Çeşitli heyetler, karaya ayak basmış bulunan Reisi Cumhuru büyük bir coşkunlukla karşılamışlardır.

Her tarafı bayraklarla donatılmış olan Rize, bir bayram yeri haline döndü, Reisicumhur hazretleri hükümet konağına ve bunu takiben belediyeye, halk fıkrası ve kumandanlığa teşrif etti. Görüşmek için gelen heyetler de kurbanlar keserek kendilerine büyük sevgi gösterilerinde bulunmuşlardır. Geceleyin fener alayları düzenlenerek bu sevinç devam ettirilmiştir.

Reisicumhur, ayrıca bir hoca heyetini de kabul etmiştir. Bu heyet sunmuş oldukları dilekçede kapatılmış bulunan medreselerin açılmasını arz etmişlerdir.

Gazi Paşa Hazretleri, memleket ve millet için nelerin tehlikeli olacağını ihtar ederek bu heyete özet olarak aşağıdaki sözleri söylemiştir.: "Mektep istemiyorsunuz, halbuki millet onu istiyor, bırakınız artık bu zavallı millet, bu evladı memleket yetişsin, medreseler açılmayacaktır, millete mektep lazımdır." Gazinin bu açıklamaları "Bravo" sesleri ile alkışlanmıştır.

17 Eylül 1924 tarihinde Atatürk''ün Rize''ye teşrif ettiklerinde misafir kaldığı ev bu gün Atatürk Müzesi olarak halkın ziyaretine açıktır.



-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Sakarya

İklimi, verimli toprakları, ormanları, akarsuları, gölleri ve önemli göç yolları üzerinde bulunması dolayısıyla eski çağlardan beri önemli bir yerleşim merkezi olan Sakarya’nın ilk yazılı tarihi M.Ö. XII. yüzyıla kadar uzanmaktadır.

İlk yerleşik kavmi Frigler olan bölgede daha sonra sırasıyla; Bithynialılar, Kimmerler, Lidyalılar, Persler, Romalılar ve Bizanslılar hakimiyet kurmuşlardır. Bizanslılara ait en ünlü eser, 560 yılında Sakarya Nehri üzerinde kurulan Justinianos köprüsüdür.

Selçukluların Anadolu’ya girmesinden sonra toprak kaygısına düşen Bizanslılar, iki devlet arasında hudut olan Sakarya Nehri boyunca çok sayıda hudut muhafaza kaleleri kurmuşlardır. Halen harabe halinde olan bu kalelerden en önemlileri; Seyifler, Harmantepe, Adliye, Kurtköy, Çobankale, Paşalar ve Mekece kaleleridir.

1071 Malazgirt zaferiyle Anadolu’nun Türklere açılmasından sonra, Selçuklu Sultanı Alparslan’ın komutanlarından Artuk Bey’in İzmit yakınlarında Bizanslıları bozguna uğratmasıyla bölge, Selçukluların idaresine girmiştir.

Selçukluların zayıflamasıyla kısa bir süre İlhanlıların elinde kalan bölge,1291’de Osmangazi’ye bağlı boy beylerinden Konur Alp tarafından fethedilerek Osmanlıların hakimiyetine geçmiştir

1313-1337 yılları arasında da Osmaneli, Mekece, Pamukova, Geyve, Mudanya, Akyazı, Mudurnu, Düzce, Sapanca, Kandıra, Bursa, İznik, Gemlik ve İzmit’ in fethiyle birlikte bölge, tümüyle Osmanlı idaresine geçmiştir.

1563’te köy, 1646’da Bolu’ya bağlı bir nahiye olan Adapazarı’ nın 1658’de tekrar köy, 1692’de kaza, 1701’de Sapanca’ya bağlı bir köy, 1742’de nahiye ve 1837’de İzmit Sancağı’na bağlı bir kaza haline getirildiği tarihi kayıtlardan anlaşılmaktadır.

1852’de Kocaeli Mutasarrıflığına bağlanan Adapazarı, 22 Haziran 1954 tarihinde 6419 sayılı kanunla il olmuş ve “Sakarya” adını almıştır.

26 Mart 1921’ de Yunan işgaline uğrayan bölge, 21 Haziran 1921 tarihinde düşman işgalinden kurtarılmıştır. Nitekim 21 Haziran tarihleri, ilin düşman işgalinden kurtarılışının yıl dönümü olarak her yıl törenlerle kutlanmaktadır.

Kurtuluş savaşında önemli bir yeri olan Adapazarı, Ali Fuat CEBESOY, Sırrı BEY, Hasan Cavit Bey, Koçzade Mahmut Bey, Yüzbaşı Abdurrahman Bey, Kaymakam Tahir Bey gibi Kuva-i Milliyenin pek çok kahramanına yardım ve destekle Milli Mücadelenin şerefli sayfalarında yer almıştır.



-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Samsun


Dündar Tepe höyüğünde yapılan arkeolojik araştırma ve incelemeler Kalkolotik ve Bakır Çağlarına ait bir uygarlığın yaşadığını ortaya koymuştur.Anadoluda Yunan kolonilerinin kurulduğu dönemde Samsun, Amisos adlı küçük bir yerleşme merkezi idi. Şehrin İon şehir devletlerinden Miletos ( Millet) tarafından kurulduğu kabul edilmektedir.

M.Ö.47de Romalı Sezarın kesin egemenliğine giren Samsun, bu egemenliği izleyen ve Hıristiyanlığın yayıldığı Bizans döneminde bir piskoposluk merkezi olarak siyasal tarihte ve dinler tarihinde yer alır. 1071 Malazgirt Zaferi ile Anadolu kapılarının Türklere açılmasından sonra Samsun, Anadolunun fethi ile görevli komutanlardan Melik Danişment Gazi ve onun kurduğu Beyliğin denetimi altına girmiştir .

Çelebi Sultan Mehmet eliyle 1413de Osmanlı yönetimine katılmış, 1427 yılında da Canik adıyla ilk kez haritaya geçmiştir. Samsun ve yöresinde tütün ekiminin yaygınlaşması ve buharlı gemilerin Karadenizde işlemesiyle 19.yy. da Samsun Karadenizde küçük bir iskele olma durumundan kurtuldu.


1869 yılında büyük bir yangın geçiren Samsunun hemen hemen tamamı yanarak kül oldu. Fransadan getirilen bir mimarın planına göre sokak ve caddeler boyunca evler yapıldı.Zengin bir ticaret merkezi ve şehri olduğundan kısa zamanda kalkındı.

1.Dünya Savaşından sonra parçalanan ve düşmanlar tarafından istila edilen vatanımızı kurtarmak için Gazi Mustafa Kemal Paşa 19 Mayıs 1919da Samsuna ayak basarak Milli Mücadeleyi başlattı.O tarih Gençlik ve Spor Bayramı olarak ilan edilmiş olup;1936 yılından beri her yıl kutlanmaktadır.

 

Eski30-07-2006, 14:24   #17
sinekwalesi
 
Türkiyem 81 ilin tarih ve resimleri - sinekwalesi

Şanlıurfa

PEYGAMBERLER ŞEHRİ ŞANLIURFA

:Güneydoğu Anadolu Bölgesi''nin Orta Fırat Bölümü''nde bulunan Şanlıurfa, doğuda Mardin, kuzeydoğuda Diyarbakır, kuzey batıda Adıyaman, batıda Gaziantep ve güneyde Suriye toprakları ile çevrelenmiş bir sınır şehridir.Şanlıurfa, coğrafi özelliği nedeniyle üzerinde birçok bağımsız devlet ve beyliğin kurulmuş olduğu, değişik kültürel oluşumların kaynaştığı bir yerleşim olmuştur. Gerek tarihinin başladığı ilkçağlarda ve gerekse diğer devirlerde Şanlıurfa, hemen her zaman Doğu ile Batı kültürleri arasında bir köprü olmuştur. Doğu'' ya Batı'' ya bağlayan ticari ve askeri yolların buradan geçmesi Şanlıurfa''ya geçmiş dönemlerde büyük önem kazandırmıştır.

Bu tarihi şehrin, ilk kuruluşu hakkında kesin bilgiler yoktur. Meşhur Arap tarihçisi Ebul Faraç''a göre Şanlıurfa, Nuh Tufanı''ndan sonra yeryüzünde kurulan ilk yedi yerleşim merkezinin ilki ve en önemlisidir. Hz. Adem (A.S.)''ın çiftçilik yaptığı, Hz. İbrahim Halil, Hz. Eyyüp, Hz. Şuayp, Hz. Elyasa gibi peygamberlerin yaşadığı bu bölge bugün "Peygamberler Şehri" diye anılmaktadır. Hatta Hıristiyanlar, Hz. İsa''nın mendilinin Şanlıurfa''da bulunmuş olmasından dolayı buraya Dir-Mesih adını vermişlerdir. Şanlıurfa''nın yüzyıllar boyu ayakta durmuş olması, manevi bir himayenin eseri olsa gerektir.



-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Siirt

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde 41° 57'' doğu boylamı ve 37° -55'' kuzey enlemi üzerinde yer alan Siirt doğudan Şırnak ve Van, kuzeyden Batman ve Bitlis, batıdan Batman, güneyden Mardin ve Şırnak İlleri ile çevrilidir. İl topraklarının büyük bölümü dağlarla kaplıdır. Kuzeyde Muş Güneyi Dağları, doğuda Siirt Doğusu Dağları İl’in doğal sınırlarını oluşturan sıra dağlardır. 1990 yılında değişen sınırlardan sonra Siirt İli ’nin yüzölçümü 6.186 Km²’ye inmiş Km² ’ ye ise 42 kişi düşmüştür. 1997 yılı nüfus sayımına göre 263.258 kişilik nüfusuyla Türkiye toplam nüfusunun %4’ünü barındırmaktadır.



-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Sinop

Kuruçeşme Sokağı

Sinop, Karadeniz kıyı şeridinin kuzeye doğru sivrilerek uzanmış bulunan Boztepe yarımadası üzerinde kurulmuştur. Batı ve Doğu Karadeniz Bölgeleri arasında bir geçiş bölgesinde yer alan il toprakları 41, 2-43, 5 paralelleri ve 34, 5-35, 5 meridyenleri arasında bulunmaktadır.

Sinop 5.862 Km2''lik yüzölçümüyle Türkiye topraklarının % 8''ini kaplar. İl doğudan Samsun''un Alaçam, güneyden Samsun''un Vezirköprü, Çorum''un Osmancık, Kargı, Kastamonu''nun Taşköprü, batıdan Kastamonu''nun Taşköprü ve Çatalzeytin ilçeleriyle çevrilidir. 475 Km. uzunluğundaki sınırlarının 300 Km.si kara, 175 km.si denizdir.

İl olarak 8 ilçesi (Merkez ilçe hariç), 2 beldesi, 11 belediyesi ve 465 köyü bulunmaktadır.

İlin nüfusu 2000 sayımına göre 225.574 olup, aynı sayıma göre İl Merkezinin nüfusu 30.502''dir. İlçeleri, Merkez, Ayancık, Boyabat, Dikmen, Durağan, Erfelek, Gerze, Saraydüzü, Türkeli''dir.

Şehrin kuzeybatısında Akliman, güneydoğusunda bulunan Hamsilos koyu, eski devirlerin barınak yerlerindendir.



-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Şırnak

Sınırlarının 4/1 Doğu Anadolu Bölgesi, 4/3'ü Güneydoğu Anadolu Bölgesinde bulunmaktadır. İlimiz kuzeyde Siirt, batıda Mardin, Kuzeydoğuda Van, doğuda Hakkari, güneyde Irak ve Suriye Devletleri ile komşudur. İlçeleri; Beytüşşebap, Cizre, İdil, Güçlükonak, Silopi ve Uludere'dir. İlimize bağlı 6 ilçe, 137 köy ve 64 mezra olmak üzere toplam 221 yerleşim birimi mevcuttur.

İlçelerimizin ilimize uzaklıkları şöyledir: Yüzölçümü :6904 Km Rakımı :1400 M. Cizre : 46 Km. Silopi : 75 Km. İdil : 75 Km. Uludere : 50 Km. Beytüşşebap :111 Km. Güçlükonak : 83 Km.dir. TARİHÇESİ: Çok eski bir geçmişe sahip olan Şırnak ilinin tarihi Katip Çelebinin 17.yy'da yazdığı "Seyahatname" isimli kitabına göre Nuh tufanı öncesine kadar dayanır. Bu rivayete göre Nuh'un gemisinin ilimiz sınırları içerisinde bulunan yüksekliği 2089 metreye kadar uzanan Cudi dağının tepesinde bulunduğu rivayet edilir. İlimiz genelinde Km kareye 45 kişi düşmektedir. İlimiz nüfusunun büyük kısmını Kürt nüfusu oluşturmaktadır. Az sayıda İdil ilçesinde Süryani nüfus bulunmaktadır. İlimizde, iklim koşulları ve dağlık arazi nedeniyle, yerleşim birimleri oldukça dağınık ve son derece elverişsiz bir durumdadır. Sık sık yaşanan terör olayları nedeniyle yöre halkı küçük yerleşim birimlerini terk etmek zorunda kalmıştır. İlimizin geçim kaynakları madencilik, sınır ticareti, küçük esnaflık ve kısmen de olsa hayvancılıktır.



-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Sivas

Sivas Bölgesinin M.O. 7000 - 5000'li yıllardan itibaren (Neolitik Dönem) iskan edildiği anlaşılmaktadır. Bölge coğrafi yapısı gereği arkeoloji literatüründe Doğu Kapodokya'diyede adlandırılır.
Anadoluda M.d. 1800 lü yıllarda ilk siyasi birliği kurarak imparatorluğa geçen Hititler'in yerleşim alanları içerisinde bulunan Sivas, Firigyalıların, Lidyalıların, Romalıların ve Bizanslıların egemenliğinde, Diapolls ve Sebastgibi isimler de almıştır.
Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah'ın komutanlarından Emir Danişment 1071 de Sivas'ı fethederek Danişrnent Beyliğini kurmuştur.
Sultan İzzettin Keykavus Sivas'ı 1220 yılında Selçuklu Devletinin başkenti yapmış, 1343 8217 te Eratna Devleti, de Kadıburhanettin Devleti Sivas'ta kurulmuş....
1413 yılında Sivas Osmanhılar'ın egemenliğine girdikten sonra Eyalet-i Rum adı altında Amasya, Çorum, Yozgat, Divriği, Samsun ve Arapkir şehirlerini kapsayan geniş bir bölgenin eyalet merkezi olmuştur.
Milli mücadelenin en önemli tarihlerinden biri olan 4 Eylül da Büyük Atatürk'ün BaşkanIığında Sivas Kongresi Sivasımızda toplanmış ve yeni Türkiye Curnhuriyeti'nin temelleri Sivasta atılmıştir.
Kısa Genel Bilgiler:
Sivas Adı!...
Rivâyete göre Sivas kurulmadan önce ulu ağaçlar altında kaynayan üç pınar varmış. Bu pınar Allahü teâlâya şükür, ana ve babaya minnet ve küçüklere şefkat duygularını ifâde edermiş. Bu üç pınara "Sipas Suyu" denirmiş. Zamanla mukaddes sayılan bu üç pınarın etrâfında küçük bir yerleşim merkezi kurulmuş ve "Sipas" ismi verilmiştir. Diğer bir rivâyete göre ise Sivas ismi eski kavimlerden"Sibasipler"den gelmektedir. Başka bir rivâyete göre "Ogüst şehri" mânâsına gelen "Sebast" kelimesinden gelmektedir. Sivas ilk çağlarda Talavra, Megalapolis, Karana ve Diyapolis isimleriyle anılmıştır.
Sivas ismi için en kuvvetli rivâyet, Selçuklu Oğuz Türklerinin lehçesinde "üç değirmen" mânâsına gelen "Sebast" kelimesinden gelmiş olmasıdır. Sebast ismi zamanla halk dilinde Sivas olarak yerleşmiştir.



-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Tekirdağ

ÜÇ KEMALLER DİYARI TEKİRDAĞ

Tekirdağ ve topraklarını “Üç Kemaller Diyarı” olarak nitelemek yanlış olmaz. Atatürk’ün hürriyet aşkının ilk kıvılcımlarını aldığı vatan ve özgürlük şairi Namık Kemal Tekirdağ’lıdır. İkinci Kemal, Mustafa Kemal Atatürk’tür. Topraklarını önemli tarihsel olaylarla ilgili olarak beş kez şereflendirdiği Tekirdağ’da; 23 Ağustos 1928 tarihinde harf devrimi ile ilgili olarak Tekirdağ ve Tekirdağ’lılardan memnunluğunu şu içten sözlerle ifade ediyordu; “…az zaman sonra ve Türk harfleriyle, göz kamaştırıcı Türk manevi inkişafının vasıl olabileceği kudret ve itibarın beynelmilel seviyesini gözlerimi kapayarak şimdiden o kadar parlak görüyorum ki, bu manzara beni gayşediyor (Kendimden geçiriyor). Ben yalnız bu gün Tekirdağlılarda sezdiğim ruh ve hissihalete, yalnız buna dahi istinaden kat’i olarak beyan edebilirim ki, bütün Türk Milleti bu mesele de benim gördüğümü, benim hissettiğimi aynen görmekte ve hissetmektedir...”

“Üç Kemaller Diyarı Tekirdağ” derken, üçüncü Kemal, gene Balkanlar’da (Üsküp) doğmuş büyük şair Yahya Kemal Beyatlı’dır. Kendisi; Atatürk döneminde 1 Mart 1935’te V.Dönem ve 3 Nisan 1939’da VI.Dönem Tekirdağ Milletvekilliğini yapmış, Tekirdağ’a olan bağlılığını ve ilgisini şiirinde “Fetihler Ufku Tekirdağ” sözleriyle ifade etmiştir. İşte bu nedenle Tekirdağ’dan “Üç Kemaller Diyarı Tekirdağ” diye söz etmek yanlış ve anlamsız sayılmamalıdır.

 

Eski30-07-2006, 14:25   #18
sinekwalesi
 
Türkiyem 81 ilin tarih ve resimleri - sinekwalesi

Tokat

Bilindiği gibi 19. yüzyılın ikinci yansın*da sanayinin gelişmesi, sömürgecilik ve diplomatik ilişkilerin hızlanmasına neden oldu. Bu durum ise aynı zamanda büyük devletler arasında siyasi rekabet, ekonomik çıkar çatışmaları ve anlaşmazlıkları meydana getirdi. I. Dünya savaşı öncesi karışıklıklar merkezi durumuna gelen Avrupa, adeta bir barut fıçısından farksızdı.

Teknik üstünlük kompleksine kapılan Avrupa, Osmanlı Devleti''''ne "Hasta Adam" gözüyle bakıyor ve onu sömürülecek bir devlet; Türk Milleti''''ni de idare edilmeye muhtaç bir millet olarak görüyordu.

Osmanlı Devleti''''ne gelince; I. Dünya Savaşından önce 1911 yılında girdiği Trablusgarb Savaşı''''nda son Afrika topraklarını İtal*ya''''ya kaptırmış, 1912-1913 yıllarındaki Balkan Savaşları''''nda aldığı mağlubiyetle de Rumeli''''deki nüfuzunu kaybetmiştir.

Çanakkale mucizesine rağmen I. Dünya Savaşı''''ndan da yenik ayrılan Osmanlı Devleti, Mondros Mütarekesi gibi haysiyet kırıcı bir antlaşmayı imzalamak mecburiyetinde bırakılmıştır.

Türk Milleti''''ne esaret zinciri vurmaya yönelik mütarekenin imzalanmasıyla Osmanlı Devleti artık resmen değilse bile, fiilen yıkılmış sayılmakta idi.

Türk Milleti, maddi ve manevi bakımdan iyice sarsılmıştı. Memlekette, açlık, sefalet, asayişsizlik ve gelecek konusunda ise ümitsizlik hakimdi.

Ancak, bütün bu olumsuzluklara rağmen, millet egemenliğine dayalı yeni bir Türk Devle*ti kurma fikri ile yola çıkan Mustafa Kemal, Türk Milleti''''nin kurtuluşu yönünde hiç bir za*man ümitsizliğe kapılmadı. O, Türk Milletinin vatanı, bağımsızlığı, bayrağı, namusu... gibi kutsal saydığı değerleri korumada her türlü fe*dakârlıktan kaçınmayacağını çok iyi biliyordu.

Türk Milleti''''ne olan güvenini her fırsatta ifade eden Mustafa Kemal, bilindiği gibi 19 Mayıs 1919 günü Samsun''''a çıkarak Kurtuluş Savaşımız yolunda ilk adımı atmış oldu. Samsun''''da başlayan bu yolculuk Kavak, Havza, Amasya ve Tokat istikametinde devam edecek*tir.

Tokat, Birinci Dünya Savaşı sonlarında Sivas vilayetine bağlı bir sancak merkezi duru*munda idi. Bu tarihlerde nüfusu yüz bini aşan Tokat Sancağı''''nda, Türkler çoğunlukta, Rum ve Ermeniler ise azınlık durumunda idi. Zile, Reşadiye, Niksar ve Erbaa Tokat''''a bağlı kazalardı.

Mondros Mütarekesi''''nin imzalandığı günlerde ve hemen sonrasında Anadolu''''da baş gösteren sıkıntı, şüphesiz Tokat Sancağı halkını da üzmüş ve gelecek hakkında endişeye düşür*müştür. Bilhassa, Tokat''''ta azınlık durumunda olan Rumların, merkezi Samsun olmak üzere Tokat''''ı da içine alan bölgede Pontus Devleti kurmak istemeleri, Tokat halkının tedirginliğini daha da artırmakta idi. Bu durum karşısında Tokat''''ta yaşayan Müslümanlar tedbir amacı ile 25 Şubat 1919 tarihinde "Karadeniz Türkleri Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" Tokat şubesini kurdular. Bu şubenin bir ay sonra da merkezi İstanbul''''da olan "Vilayeti Şarkiye Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti''''ne" bağlandığı bilinmektedir.

Tokat Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti''''nin yaptığı hizmetler konusunda araştırmacı merhum Halis CİNLİOĞLU''''nun tespitleri şöyledir:

Erzurum Kongresi''''ne gönderilen Rıfat Bey''''in 800 liralık yol harcını ödediler. (O zamanın Müdafaa-i Hukuk Heyeti bu parayı hiç bir yardım görmeden yalnız kendi keselerinden verdiler).

Maraş ve izmir''''de çatışan yurttaşlarımıza "iane" toplandı. Çamaşırlar diktirildi.

Bir yerden diğer yere taşınan "Darüleytâm" talebesine yardım edildi.

Genci harpten dönen esirlerimizin yurtlarına kavuşmalarına çalışıldı.

Şehir içinde yaya Kuva-yı Milliye kuruldu. Çoğu bu gibi işlere yeni atılan gençlerden ibaret olarak bu kuvvet, ihtiyat zabitleri kumandasına verildi.

Şehir dışı için Mütevellioğlu Nuri Bey kumandasında süvari "Kuva-yı Milliye" kurul*du.

Numara kullanan, adlarını ve sayılarını saklayan adamları vasıtasıyla olan biten işlerden haber alınmaya çalışıldı.

Tokat Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti İdare Heyeti''''nde görev alanlar: Tahir Rüştü. Hacı Hüsnü, Rıfat (Hamamcıoğlu), Nuri (Mütevelli*oğlu), Mehmet (Yağcıoğlu), Vahap (Baloğlu). İbrahim (Yoğurtçuoğlu), Fuat (Evliyaoğlu), Hacı Mustafa (Müftükâtipoğlu), Hafız Agah (Emekli Komiser), İzzet (Gençağaoğlu). Remzi (Doktor), Fehmi (Celepoğlu), Şevki (Emekli Binbaşı), Vehbi (Muhasebecioğlu) ve Salih (Bekçioğlu) beylerdir.

15 Mayıs 1919''''da Yunanlıların İzmir''''i işgal etmeleri Tokat halkı tarafından tepkiyle karşılanır. Tokat ve kazalarında Redd-i İlhak Cemiyetleri kuruldu. Yunan işgalini protesto et*mek amacıyla da 20 Haziran 1919 günü Niksar''''da miting yapıldı. Niksar halkı nümayiş (miting) sonunda alınan kararları "Redd-i İlhak Cemiyeti Reisi Mahir" imzasıyla itilaf Devletleri temsilcileri ile A.B.D. Cumhurbaşkanı Wilson''''a gönderir. Bu kararlarda "Biz Türk olan her vatan parçasının Türk kalmasını istiyoruz. Siz de buna söz vermiş idiniz. Şimdi ise sözü*nüzde durmadığınızı görüyoruz. Anadolu''''ya uzatılacak bir tecavüz bizi öldürmek için uzatılan bir adımdır. İnsaniyet ve adalet namına suikastten vazgeçiniz." denilmektedir.

Bu arada, 1. Dünya Savaşı''''ndan dönen ihtiyat Zabitleri Tokat''''ta "İhtiyat Zabitleri Teavün Cemiyeti" adı altında bir cemiyet kurdular. Bu cemiyeti kuranlar hem kendi aralarında yardımlaşmayı sağlamak hem de memleket davalarıyla ilgilenmek amacıyla ortaya çıkmışlardır. Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti''''nin çalışmalarını yeterli görmeyen ihtiyat Zabitleri: "Memleketin derin yaralarını saracak vatanperver adamları göremiyoruz. Kuvvetli bir heyet yoktur ki, Tokat''''ı bu hususta tanıtabilsin. Kendilerini idareden aciz adamlar, bu tehlikeli zamanlarda Tokat halkım nasıl yönetecekler?" diyerek Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti İdari Hey eti''''ne gençlerin de alınmasını istemişlerdi. Sonunda istekleri yerine getirilerek gençlerin de Müdafa-i Hukuk Cemiyeti''''ne girmeleri sağlanmıştır. Bu durum Tokat''''taki mücadele azmine daha da güç kazandırmıştır.

9. Ordu Müfettişi olarak Anadolu''''ya gön*derilen Mustafa Kemal Paşa, 26/27 Haziran 1919 gecesini Tokat''''ta geçirdi ve ertesi sabah Sivas''''a hareket etti. Mustafa Kemal Tokat''''a geldiğinde Belediye binasında şehrin ileri ge*lenleriyle bir toplantı yaparak memleketin duru*mu hakkında genel bilgi verdikten sonra Milli Mücadele''''nin kaçınılmaz olduğu konusunda Tokatlıları ikna etti. Tabii bu arada Mustafa Ke*mal Paşa''''nın bazı engellerle karşılaştığımı belirt*mek gerekir. Mesela, Sivas''''a hareketi sırasında Sivas Valisi Reşit Paşa, Mustafa Kemal''''i tevkif etmesi için özel olarak görevlendirilir. Ancak Mustafa Kemal Paşa, tedbirliliği ve ince zekâsı sayesinde bu engelleri aşmayı başarmıştır.

23 Temmuz 1919''''da toplanan Erzurum Kongresi''''nde vatanın bütünlüğü ve milletin is*tiklâli ile ilgili kararların alındığı bilinmektedir. Bu kongreye Tokat''''tan Rıfat (Hamamcıoğlu) Bey ile Sabri Efendi (Emekli Askeri Kâtip) katılmışlardır. Rıfat Bey, kongrede yaptığı konuş*mada davalarının "Hak ve istiklal" davası olduğunu belirtmiştir. Sivas Kongresi''''ne Tokat''''tan temsilci katılmamasına rağmen, Erzurum Kongresi''''nde Temsil Heyeti üyeliğine seçilen Bekir Sami Bey''''in Tokatlı olmasından dolayı Tokat''''ın Sivas Kongresi''''nde temsil edilmiş ol*duğunu söyleyebiliriz.

Sivas Kongresi sona erdikten hemen sonra Temsil Heyeti, Damat Ferid Paşa hükümetini istifaya zorlamak amacıyla İstanbul ile haberleşmeyi kesme kararı aldı. Alınan bu karara Tokat da aynen uymuştur. 12 Ocak 1920''''de açılan son Osmanlı Mebusan Meclisi''''nde Tokat, Ahmet ve Şevki Beyler ile Ömer Fevzi Efendi tarafından temsil edilmiştir.

İstanbul''''un İngilizler tarafından işgal edilmesi ve İngilizlerin Meclis-i Mebusan''''ı basarak bazı Mebusları tutuklayıp sürgüne göndermeleri, diğer illerde olduğu gibi Tokat''''ta da nefretle karşılandı. Türk Milleti''''ne yapılan bu haksızlıkları protesto etmek için Tokat ve kazalarında mitingler tertip edildi. Ayrıca, bu vahim olayı kınamak amacıyla itilaf Devletleri mümessillerine telgraflar çekildi.

İstanbul''''un işgali ve Mebuslar Meclisi''''nin dağıtılmasından sonra artık İstanbul''''un dışında yeni bir hükümet kurma fikri iyice kuvvet kazanmaya başladı. Nihayet, 23 Nisan 1920''''de Ankara''''da açılan TBMM İstanbul''''u tanımadığını ilan etmek suretiyle Türk Milleti''''nin kurtarılması görevini üzerine almış oldu. Açılan bu yeni mecliste Tokat''''ı temsil eden milletvekilleri ise; Rıfat (Hamamcıoğlu) Bey, Hamdi (Mütevellioğlu) Bey, Mustafa Vasfi (Süsoy) Bey, Nazım (Eski Harput Valisi) Bey ve İzzet (Gençağaoğlu) Bey''''dir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi''''nin açıl*ması kararını tepkiyle karşılayan İstanbul Hü*kümeti, Şeyhülislam Dürrizade Abdullah Efen*di''''ye 11 Nisan 1920''''de bir fetva verdirerek bu yolla Kuva-yı Milliye ruhunu yok etmeye çalış*tı. Anadolu''''nun her tarafına duyurulan bu fetva bazı bölgelerde etkisini göstererek isyanların çıkmasına sebep oldu. Nitekim, 14 Mayıs 1920 günü Postacı Nazım adında biri, Sivas''''ın Yıldızeli kazasına bağlı Kaman köyünde isyan etti. Bu isyana karşı tedbir maksadıyla Tokat''''ta 50 kişilik Kuva-yı Milliye kuruldu. Ayrıca Köprü*başı, Niksar Yolu, Çay, Beybağı ve Erenler ma*hallelerinde dışarıdan gelebilecek bir tehlikeye karşı kuvvet bulunduruldu. Bu arada Niksar ve nahiyelerinden de yardım sağlandı.

 

Eski30-07-2006, 14:26   #19
sinekwalesi
 
Türkiyem 81 ilin tarih ve resimleri - sinekwalesi

Trabzon

Makedonya Kralı Büyük İskender M.Ö. 334 yılında tüm Anadolu''da Pers hakimiyetine son vermiştir.

İskender''in ani ölümünden sonra oluşan karışıklık sırasında Pont satrabı II. Ariantes''in oğlu Mithridates, yerli halkın desteğiyle Karadeniz''de Pontus Devletini kurmuştur. Trabzon, M.Ö. 280 yılında merkezi Amasya olan Pontus devletinin sınırları içinde kalmıştır.

M.Ö. I. Yüzyılda batıda güçlenen Romalılar Anadolu''yu da işgal etmeye başlamışlardır. Roma kralı Pompeius''un Pontus Kralı V. Mithridates''i Kelkit vadisinde bozguna uğratması üzerine Pontus Krallığı dağılmıştır. Böylece Trabzon , M.Ö. 66 yılında Roma yönetimine girmiştir. Roma''da Avgustus''la birlikte M.Ö. 27 yılındanitibaren imparatorluk dönemi başlamıştır. Avgustus''un idari düzenlemesi sonucu Trabzon, Pontus Polemoniacus adı verilen vasallık içinde yer almış, İmparator Tiberius zamanında (M.S. 14-37), diğer bir idare bölüm olan Kapadokya Eyaleti sınırları içinde kalmıştır. İmparator Nero döneminde ise (54-68) serbest kent olma ayrıcalığına kavuşturulmuştur. Trabzon bu dönemde "ünlü" ve "zengin" kent tanımlamasıyla tarihçilerin kitaplarında yer alır. Roma İmparatorluğunun doğu sınırının savunmasına önem veren Vespasian zamanında (69-79) Trabzon, Kapadokya -Galatya Eyaletine dahil edilmiştir.

Ünlü Roma İmparatoru Hadrian Döneminde (117-138) tüm imparatorlukta olduğu gibi Trabzon''da da önemli imar etkinliklerinde bulunulmuş, birçok dini ve askeri binalar ile yollar, su kemerleri ve yakın zamana kadar kalıntıları görülebilen yapay bir liman inşa edilmiştir Hadrian''dan sonra Trabzon''un parlak dönemi sona ermiş, 244 yılında para basma yetkisi elinden alınmıştır. Roma Döneminde basılan Trabzon sikkelerinin ön yüzlerindeRoma İmparatorlarının büstü olmakla birlikte, arka yüzlerinde Pontus Krallığı döneminden beri süregelen kendi mitolojik figürlerine yer verilmiş ve Grekçe yazı kullanılmıştır.

Trabzon, 276 yılında tüm Doğu Karadeniz Bölgesine akınlar yapan Gotların saldırısına uğramış, bu saldırıda tüm kent yakılıp yıkılmıştır. Roma İmparatorluğunun son dönemlerinde 4. Yüzyılın başında Diocletian Maximian, Constantinius ve Galerius''tan oluşan dörtlü idare zamanında Trabzon''da yeniden bir takım imar etkinliklerinde bulunulduğunu Trabzon Müzesindeki Latince bir kitabeden anlıyoruz.

Roma İmparatorluğu 395 yılında ikiye ayrılınca Trabzon, merkezi İstanbul olan Doğu Roma / Bizans İmparatorluğunun sınırları içinde kalmıştır. Bizans İmparatoru Justinianus (527-564) Trabzon''da kent surlarını restore ettirerek yeni bir imar etkinliğini başlatmıştır. Heraclius zamanında (610-641) imparatorluk askeri bölgelere ayrılmaya başlanmış, Trabzon, Teophilos zamanında (829-842) kurulan Khaldia Temasının merkezi olmuştur.

Müslüman Araplar 8. Yüzyılın başlarından itibaren Anadolu''ya düzenledikleri baskınlarda Doğu Karadeniz ve Trabzon''a gelmişlerdir.

Bizans İmparatorluğunun 1204 de IV. Haçlı seferleriyle gelen Latinlerin eline geçmesi üzerine, imparator I. Andronikos Komnenos''un İstanbul''dan kaçan torunları Alexios ve David, Gürcü Kraliçesi Tamara''nın da yardımıyla Trabzon''da 1204 yılında bağımsız olarak Komnenos Krallığını kurmuşlardır. Anadolu Selçukluları ile evlilik bağı oluşturarak ve vergi ödeyerek siyasi varlıklarını sürdürebilen Komnenos Krallığı, I. Manuel Komnenos zamanında (1238-1265) en parlak dönemini yaşamıştır. Gümüşhane''deki gümüş madenlerinin etkisiyle de ekonomik olarak güçlenen Manuel I''in sikkeleri üzerinde "en mutlu" ünvanı yer almaktadır.

I. Bayezid''in 1398 de Samsun yöresini almasından sonra Trabzon Komnenos Krallığı Osmanlı Devletine yıllık vergi ödemek zorunda bırakılmıştır. David Komnenos, iktidarı döneminde (1458-1461) vergi ödemeyi durdurarak, önceden ödediklerini de Akkoyunlu Devleti Sultanı Uzun Hasan aracılığıyla geri istemiş, Osmanlılara karşı Avrupa''daki büyük devletlere ittifak önerisinde bulunmuştur. Bunun üzerine Fatih Sultan Mehmet''in öncülüğündeki Osmanlı Kuvvetleri Bölgeyi kuşatarak, 1461 yılında Trabzon''u ele geçirmiş ve Komnenosların egemenliğine son vermiştir.

Trabzon, Osmanlı Döneminde önce eyalet ve sancak olarak şehzade ve mutasarrıflar tarafından idare edilmiştir. İlk sancak beyi Hızır Bey''dir. 1470 yılında sancak beyliği küçük yaşta Şehzade Abdullah''a verilmiş; Abdullah, annesi Şirin Hatunla birlikte 1479 yılına kadar Trabzon''da yaşamıştır. Yavuz Sultan Selim de şehzadeliği sırasında (1491-1512) Trabzon''da Sancak Beyi olarak bulunmuş, sonradan Kanuni ünvanı alacak olan oğlu Sultan Süleyman burada doğmuştur.

Trabzon 16. yüzyılda, merkezi Batum olan Lazistan Sancağı ile birleştirilerek eyalete dönüştürülmüş ve bu yeni idari birimin merkezi olmuştur. 1867 yılında Trabzon''da büyük bir yangın çıkmış, bir çok kamu binası da bu sırada yanmış ve kent daha sonra yeniden düzenlenmiştir. 1868 yılında vilayet olmuş, merkez sancağı dışında Lazistan, Gümüşhane, Canik Sancakları da buraya bağlanmıştır.

Birinci Dünya Savaşı sırasında, Ruslar Trabzon''a saldırır (14 Nisan 1916). Trabzonlulardan oluşan vurucu güçler (Milis), bu saldırı sırasında gerilla savaşı verirler. Bu sıralarda, cepheye gönderilmek üzere Hamidiye Zırhlısının desteğinde Trabzon Limanına gelen cephane Trabzonlu gençlerce büyük bir heyecan içinde boşaltılıp Maçka''ya taşınır.

Çaykara''da Sultan Murat Yaylasında (10 Haziran 1916), Of''ta Baltacı, Arsin''de Yanbolu Derelerinde Ruslara karşı başarılı savaşlar verilmiş, ancak o yıllardaki koşullar altında düşmanın Trabzon''a girmesine engel olunamaz ve Ruslar 14 Nisan l916 yılında Trabzon''a girer. Rusların Trabzon''da kaldığı bir yıl, on ay, on günlük süre içinde özellikle Rumlar ve Ermeniler, yerli halka büyük işkenceler yaparlar; sayısız insan öldürürler.

1917''de Rusya''da "Bolşevik Devrimi" olur, Çarlık Yönetimi yıkılır. Bunun üzerine Rus ordusunda büyük bir panik başlar. Bu Rusların Trabzon''dan çekilmesine de yol açar. Öte yandan, batıdan doğuya doğru kayan ve Karadağ''da toplanan Türk Çeteleri, Akçaabat''a inerek Yüzbaşı Kahraman Bey''in komutasında üç koldan Trabzon''a doğru yürürler ve 24 Şubat 1918 tarihinde Trabzon''a girer.

Ulu Önder Atatürk, Cumhuriyet döneminde Trabzon''a üç kez gelir; l924, 1930 ve 1937 yıllarında, ilk geldikleri 15 Eylül 1924 günü, Trabzonlularca "ATATÜRK GÜNÜ" olarak kabul edilir ve bu kendisine bir telle bildirilir.



---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Tunceli

Cumhuriyet’ in İlanına kadar
Tarihte İlk Anadolu Birliğini kuran Hititler Tunceli’ye kadar ulaşmışlar, fakat çevreye tam hakim olamamışlardır. Tunceli’de Huriler, Babil ve Asur İmparatorluklarının da etkileri görülmektedir. Med’ ler zamanında kısmen ve Pers’ler zamanında (M.Ö.VI. Yy) Büyük İskender burasını Makedonya Devletine katmıştır.

M.S. 395’ te Roma’ nın ikiye bölünmesi ile bütün Anadolu gibi Tunceli de Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğunun payına düşmüştür. VII. yüz yıl ortalarından itibaren Araplar bu çevreye erişmiş, VIII. Yy Tunceli bir süre İslam İmparatorluğuna katılmıştır. Tabiat yapısı nedeni ile o dönemde yalnız Çemişgezek İlçesi önem kazanmıştır.

Tunceli 1071 tarihinden 1252 tarihine kadar Erzincan’da hüküm süren Mengüçlerin idaresi altında idi. Selçuklu ve Moğolların dağlık mıntıkadan Kızılırmak’ a doğru yaptıkları akınlardan sonra Dersim mıntıkasında bir çok Türk kabileleri yerleşmiş ve buralarda kalmışlardır.

Doğu Anadolu’da Akkoyunlu, Karakoyunlu, Türkmenlerin mücadeleleri zamanında Çemişgezek beyi (Mengüç ailesinden ) Emir Şah Hasan’ dan söz edilmektedir. Bunun torunu Hacı Rüstem Bey zamanında Şah İsmail Çemişgezek ’ e Nur Ali isminde birisini Halife olarak göndermiş, Hacı Rüstem Bey’ de İran’ a muhalefet etmeden Çemişgezek’ i Nur Ali’ ye teslim etmiştir.

Tam bu sırada Yavuz Sultan Selim’ in Çaldıran Savaşını kazanması ile tüm Doğu Anadolu Osmanlılara bağlandı. Ruslar I. Dünya Savaşında Tunceli’ ye girdiler ise de hakim olamadılar. Bundan başka Tunceli Osmanlı imparatorluğu döneminde hiç istila görmedi.


.................................................. .................................................. .........................................
Cumhuriyet ’in İlanından Günümüze

Bugün Tunceli İline bağlı Hozat İlçesi Cumhuriyet öncesi mutasarrıflık iken, Cumhuriyet ’in ilanı ile Dersim Vilayeti haline getirilmiş, 30 Mayıs 1926 tarih ve 887 sayılı kanunla bazı Vilayetlerle birlikte İlçe İdari kuruluşuna dönüştürülmüştür.

Dersim kelimesi, Gümüşkapı anlamına gelmekte olup, kök itibari ile Farsçadır. 25 Aralık 1935 tarih ve 2885 sayılı kanunla geçici merkezi Elazığ İlinin Nazimiye, Hozat, Mazgirt, Ovacık ve Çemişgezek İlçelerinin bağlandığı Tunceli İli teşkil edilmiştir. Aynı tarih ve 2884 sayılı kanunla Tunceli İlinin İdaresi için özel hükümler konarak Korgeneral rütbesinde Vali ve Kumandan yetkisinde bırakılmıştır.

Tunceli İline bağlı 8 ilçesi (Kalan Dahil) özel kanuna göre 01.01.1947 tarihine kadar geçici merkezi bulunan Elazığ’dan idare edilmiş, 30 Aralık 1946 tarih ve 4993 sayılı kanuna göre halen il merkezi olan Kalan Kasabasına nakledilmiştir.

 

Eski30-07-2006, 14:27   #20
sinekwalesi
 
Türkiyem 81 ilin tarih ve resimleri - sinekwalesi

Uşak

Uşak ili milattan önce 5000 yıllarından itibaren bir yerleşim bölgesidir.

M.Ö. 2500 yıllarına kadar Hitit hakimiyeti altında olan bölge bu tarihte Luvi istilasına ugramıştır. Hitit krallığı dağıldıktan sonra burasını Ege göçleri sırasında boğazlardan gelen Frigyalılar mesken edinmiştir.

M.Ö. 7. yüzyılda bu bölge Frigyalılar ve Lidyalılar arasında paylaştırılmıştır. Lidyalılar Uşak''ın batısında yaşamışlardır. Lidyalılar tarafından yapılan ve Ege ile Yakındoğu''yu birbirine bağlayan Kral Yolu Uşak''tan geçiyordu.

M.Ö. 6. yüzyılda bütün Anadolu Pers İmparatorluğunun egemenliği altında idi.

Yine M.Ö. 4. yüzyılda Büyük İskender Pers İmparatorluğunu yıkar ve Anadolu''nun yeni hakimi olur. Bölgemizin hakimiyetini Makedonya devletinden sonra Bergama Krallığı daha sonra da M.Ö. 2 yüzyılı civarlarında Roma imparatorluğu devralır.

Bölgemiz M.S. 395 yılına kadar Roma İmparatorluğu hakimyeti altinda iken imparatorluğun ikiye ayrılması sonucu 700 yil boyunca Bizans hakimiyetinde kalır.

1071 Malazgirt Zaferinden sonra Anadolu''nun fethi ile görevlendirilen 1. Süleyman Sah, Uşak''ı Selçuklu devletine katmıştı. Selçukluların dağılmasından sonraki beylikler döneminde Germiyanoğulları bölgede hakimiyet sürmüş, 1391 yılında yılında Yıldırım Beyazit tarafından Osmanoğullarına katılmıştır. Fetret Devri boyunca Karamanlılar elinde kalmiş, 1414 yılında tekrar Germiyanoğullarına geçmiş.

1429 yılında Osmanlı Devletine katılmıştır. Uşak''ın Istiklal savaşımızda önemli bir yeri vardır. Yunan Orduları Komutanı General Trikopis Merkez Göğem Köyünde esir alınmıştır. 1 Eylül 1922''de Uşak isgalden kurtulmuş, 2 Eylül 1922''de Atatürk ve Inönü şehre gelerek karargah kurmuşlar, Trikopolis''in kılıcını bugün Atatürk ve Etnoğrafya Müzesi olan evde teslim almışlardır.

Kütahya iline bağli bir ilçeyken 15 Temmuz 1953 yilinda çikarilan 6129 sayili kanunla il olmuştur.

Osmanlı döneminde ''aşıklar diyarı'' anlamına gelen UŞŞAK sonraları ''oğul, evlat'' anlamına gelen UŞŞAK olarak anılmaya baslanmıs, söylenis kolaylıgı olarak S’nin biri düsmüstür. Il Kurulus yasasında da ilin adı UŞŞAK olarak geçmistir.



--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Van

Van ve çevresinin coğrafya ve savunma bakımından önemli bir konumu olduğu için çok eski dönemlerden beri burası yerleşim alanı olmuştur. Çeşitli arkeolojik araştırmalar sonucunda Yenitaş Çağı''ndan, Kalkolotik Çağ''da ve Tunç Çağı''nın başlarında bu yöreye yerleşme olduğu kesinlik kazanmıştır. Ancak, Van Urartular zamanında (M:900-600) önem kazanmıştır. O zaman adı Tuşba olan Van şehri yaklaşık 300 yıl Urartu devletine başkentlik yapmıştır. İ.Sardur Tuşba''nın özünü teşkil eden Van Kalesi''ni kurmuştur. Van adı Urartu''ca Biane adının zamanla Viane, daha sonra Van''a dönüşmesinden oluşmuştur.

Van şehri M.Ö. 2000 yıllarında Doğu Anadolu yaylasına yayılan ve dilleri Türkçe''ye benzeyen Hurriler''in merkezi bölgesi olmuştur. Hurri Mitani devletinin Hititler tarafından yıkılması sonucu Nairi (Asurlular) ve Urartular tarih sahnesinde yerlerini almışlardır. Urartular sanat, dokumacılık, sulama, bağcılık, bahçecilik ve mimari alanlarda çok ileri durumdaydılar. Bugün Urartular döneminden kalan eserler bütün ihtişamıyla ayaktadır.

Van Kalesi güneyinde bulunan eski Van şehri

Medler tarafından Urartu krallığına son verilmiş; Medlerden sonra Persler, Mekadonyalılar, Sasaniler, Romalılar, Bizanslılar; Van Bölgesi''nde egemenlik kurmuşlar. 1071 Malazgirt zaferinden sonra bu yöre Türkler''in eline geçmiş. Bu dönemde; Ahlatşahlılar, Selçuklular, İlhanlılar, Karakoyunlular, Akkoyunlular ve Sefeviler bölgede etkin olmuşlardır. Van, Osmanlı Devleti tarafından alınarak önemli bir merkez haline getirilmiştir.
Osmanlılar döneminde Van, Eyalet statüsü kazanmış olup; 1568-1574 tarihleri arasında 12, 1578-1588''de 27 sancağa sahipti. Osmanlı döneminde büyük inşa faaliyetlerine mazhar olan Van''da o dönemden kalan cami, kale, köprü, han, hamam vb. eserler bulunmaktadır.

19. Asır''da büyüyen ve gelişen Van''da yaşıyan Ermeni çeteler dış güçlerin tahrik, teşvik ve oyunlarıyla isyanlar çıkarmaya başladılar. Birinci Dünya Savaşı sırasında 20 Mayıs 1915''te Ruslar, Van''ı işgal ettiler. Van''da çok sayıda yerleşim yeri Ruslar ve Ermeni çeteleri tarafından yakılıp, yıkılarak yerle bir edildi. İşgal ve isyan sırasında Van''da 32.500 Müslüman Türk şehit edildi. Katliama uğrayan şehir halkının geride kalan yaşlı, kadın, çocukları ise muhacir olmuştur. 2 Nisan 1918''de kahraman Türk Ordusu, Van''a girerek düşman işgaline son vermiştir.
Van, düşman işgali sonrasında "Bağlar Mevkii" denilen bugünkü yerine yeniden kurulmuştur. Van 1923 yılında Vilayet olmuş, Cumhuriyet sonrası hızla gelişerek çağdaş bir kent konumuna ulaşmıştır.



----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Yalova

Yalova yöresi , Türkler ‘den önce Roma - Doğu Roma (Bizans ) ‘ya , daha önce de Bitinya ‘ya bağlıydı.
Bitinya ‘yla ilgili Bizans arşivlerinin hemen hemen tamamının kaybolmuş olması , bu bölgenin Osmanlı fethi öncesindeki durumunun bilinmesini zorlaştırmaktadır.Ancak , Bizans kaynaklarının suskunluğu , arkeolojik araştırmalar ve bazı 15. yüzyıl Osmanlı kaynaklarıyla bir noktaya kadar giderilebilmektedir.
Bitinya ve önceki dönemde , Yalova yöresiyle ilgili olarak ; Prainetos – Prenektos (Karamürsel ) , Drepane – Drepanum ( Hersek civarında köy ) , Pylai ( Çiftlikköy civarında , olasılıkla Sahil Mahallesi civarında yerleşim yeri ) , Pythia Therma ( Termal Kaplıcaları ) , Soteropolis ( Koru Köy civarında bir yerleşim yeri ) , vb isimler göze çarpar.
Bazı kaynaklarda , 1236 yıllarındaki bir evrakta , Yalova yöresinin genel adının Pylopythia olduğu yazılıdır.Gerek Pylai ( Çiftlikköy ) , gerek Pythia ( Termal ) bu bölgede olduklarına göre , büyük bir olasılıkla bu iki isim birleştirilerek bölgeye ad olarak verilmiştir.
Daha sonra , bazı kaynaklarda , Yalova yöresiyle ilgili olarak Xenodochion ismine de rastlanır.
13. yüzyılda , günümüzdeki Karamürsel ve Yalova arasındaki düz kıyı ovası , Halizones Toprakları ya da Yalak Ovası olarak adlandırılıyordu.
Antik dönemde Arganthonios olarak tanınan Samanlı Dağları ‘nın adı da Sifones Dağları ‘ydı.
Türklerin eline geçtikten sonra , yöre hakkında çeşitli isimlerin kullanıldığı dikkati çeker.
Örneğin Katip Çelebi , Yalakabad adından söz etmekte ve kaplıcanın bulunduğu yere , Yalıova denildiğini işaret etmektedir.
Ahmet Refik Altınay ‘ın hazırladığı ,”Hicri Onikinci Asırda İstanbul Hayatı “ isimli kitaptaki Divan-ı Hümayun belgelerinde , Yalakabad hakkında çeşitli bilgiler vardır.Yalnız bir yerde Yalakabad yerine Yalive kelimesi geçer.
Dr. J. Siotis ‘in 1906 yılında hazırladığı “ Les Thermes de Pythia “ isimli kitapta ise YALOVA adı yer alır.
Türkçe ve Rumca , Yali / Yalı bugün , kıyı –sahil anlamına gelmektedir.Bu kelimenin sonuna Ova eklenmesiyle meydana gelen Yaliova / Yalıova , sahildeki ova anlamında kullanılmış ; Yalıova ‘ daki “ ı “ harfi , kullanım kolaylığından düşmüş ve YALOVA olarak halk diline yerleşmiş olabilir.
Atatürk ‘ün davranışı da , bu iddiayı doğrular görünümdedir. Atatürk , Türk Tarihi ile ilgili olarak Yalova ‘da yaptığı bir çalışmanın altını imzalarken , 16 / 17 .8.1931 tarihini yazmış ve altına :
( YALİ OVA / YALOVA ) DİYE NOT DÜŞMÜŞTÜR.



----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Yozgat

YOZGAT İSMİNİN VERİLMESİ

İlin, asıl adı "BOZOK" olup, zamanla "Yozgat" olarak değiştirilmiştir. Oğuz'ların; "BOZOK" koluna mensup Türkmenlerin bu bölgeye akınıyla birlikte, yöre "BOZOK" ismiyle anılmıştır. 1800'lü yıllara doğru bu ismin yanı sıra "YOZGAT" adı da telaffuz edilmiştir.

"Yozgat" adının menşei konusunda ise, değişiki söylentiler ileri sürülmektedir:

Bir rivayete göre, Yozgat Saray Köyü'nden (bugün itibariyle kasaba) itibaren aşağıdan yukarıya doğru kat kat yükselmektedir. Bu kat kat yükselişindin ve rakımının yüksekliğinden dolayı önceleri "Yüz kat" denmiş, zamanla bu isim söylene söylene "Yozgat" halini almıştır.

Diğer bir rivayete göre; Aşiret Reisi Ömer Cabbar Ağa'nın yüzü çopurdu. Bu yüzden kendisine Çopur veya Çapar Koca derlerdi. Söylentiye göre Cabbar Ağa, sürülerini bir yaz günü yaylakta otlatırken karşısına Hızır (AS) çıkıyor ve davar sahibi Cabbar Ağa'dan içmek için süt istiyor. Güler yüzlü Ömer Ağa hemen misafirine ikramda kusur etmeyerek, gönül hoşluğu ile sütü ikram eder. Hızır (AS) sütü içtikten sonra çok memnun kalır ve Cabbar Ağa'ya "Çobanoğlu, yozuna yoz katılsın, memleketinin adı Yoz-Kat olsun" diyor. Bu sözü söyleyerek kayboluyor. Temeli böyle olan Yoz-Kat söylene söylene Yozgat halini alıyor.

İsmin kaynağı hakkında her ne kadar tatmin edici bir bilgi yoksa da uzun yıllar bu havalinin böyle anıldığı
bilinmektedir.

Birinci Büyük Millet Meclisinde Kütahya Mebusu Cemil Bey tarafından verilen bir takrir ile Yozgat ismi Bozok olarak değiştirilmiş, bilahare 23 Haziran 1927tarihinde Bozok Mebusu Süleyman Sırrı (İÇÖZ) Bey ve arkadaşlarının verdiği bir takrirle Bozok ismi tekrar Yozgat olarak değiştirilmiştir.

 

Eski30-07-2006, 14:28   #21
sinekwalesi
 
Türkiyem 81 ilin tarih ve resimleri - sinekwalesi

Zonguldak

Zonguldak antik dönemde Bithynia ve Paphlagonia sınırlarının kesiştiği noktada bulunmaktaydı. Bölgede,Hitit,İskit,Mariandin,Frig,Megara,M,let, Boietya,Kimmer,asur Pers,Makedon,Roma,Bizans,Ceneviz ve Türk kavimlerinin izlerini görmek mümkündür.Özellikle Kdz.Ereğli(Herakeia Pontica) ve Filyos''ta (Tieon) kurulan ticari iskelelere bağlı olarak gelişen yerleşim birimlerinin kalıntıları günümüze kadar ulaşmıştır.Ereğli kalesi tarihi surlar, su sarnıçları,Heracles sarayı,Crispos anıt mezar, Çeştepe,fener kulesi,Bizans kilisesi,Filyos antik limanı,Filyos kalesi,açık hava tiyatrosu,kemerleri bunlardan bazılarıdır. Filyos Kalesi 1460 yılında Fatih Sultan Mehmet''in Amasrayı almasıyla birlikte yörede Türk egemenliği pekişmiştir.1829 yılında taşkömürünün bulunmasıyla farklı bir önem kazanan bölgede 1848''de ilk kömür ocakları kurulmuş;19.yy. sonunan doğru ingiliz,fransız,belçika,rus şirketleri taşkömürü üretimi yapmak üzere yöreye gelmişleridir.Yöredeki şirketlerin haklarını korumak ve üretimi artırmak bahanesiyle fransız askerleri önce Zonguldak''ı ardından Ereğli''yi işgal etmiş(1919);ancak Zonguldak ve çevresinde oluşturulan Müdafa-i Hukuk Cemiyetlerine bağlı milis güçlerinin karşı koymasıyla 18.06.1920''de Ereğli''den 21.06.1920''de ise Zonguldaktan çekilmek zorunda kalmışlardır.Zonguldak,1 Nisan 1924 tarihinde, Cumhuriyet sonrası kurulan ilk il olma ünvanını kazanmıştır.

 

Eski30-07-2006, 14:35   #22
N3F!23t
 
Türkiyem 81 ilin tarih ve resimleri - N3F!23t

bitti galiba ilk mesajı ben yazayımm süperrrr bir paylaşımm gerçekten sağolll ama

bir konuya 20 resim konulabiliyor neden böle yaptın ki

tekrar çok teşekkür ederimm süper olmuş
 

Eski30-07-2006, 14:37   #23
sinekwalesi
 
Türkiyem 81 ilin tarih ve resimleri - sinekwalesi

bir mesaja 10000 harf yazılabiliyormuş en çok ondan arkadaşlar yalancı duruma düştüm 22 part dedim ama 20 oldu atladığım varsa uyarın alfabetik sıraya göre yazdımm
 

Eski30-07-2006, 14:41   #24
revees
 
Türkiyem 81 ilin tarih ve resimleri - revees

keşke bunu indereceğimiz şekilde verseydin ama yinede güzel paylaşım saol
 

Eski30-07-2006, 14:42   #25
sinekwalesi
 
Türkiyem 81 ilin tarih ve resimleri - sinekwalesi

ben dosya haline getirdim zatenn ama foruma o şekilde koysaydım emek olmazdı

pm at şim işim var göndereyimm ok
 

Eski30-07-2006, 14:45   #26
alpertunga.
 
Türkiyem 81 ilin tarih ve resimleri - alpertunga.

bişey demeye gerek yok sanırım...
 

Eski30-07-2006, 15:45   #27
heyhaat
 
Türkiyem 81 ilin tarih ve resimleri - heyhaat

süper paylaşımm sağoll karma veremiyorumm
 

Eski30-07-2006, 16:04   #28
korn
 
Türkiyem 81 ilin tarih ve resimleri - korn

Kardeş ellerine sağlık o kadar emek harcamışsın +karma
 

Eski30-07-2006, 17:10   #29
sinekwalesi
 
Türkiyem 81 ilin tarih ve resimleri - sinekwalesi

ilginize teşekkür ederim arkadaşlar 5 yorumda yeterli
 

Eski30-07-2006, 17:32   #30
matrai
 
Türkiyem 81 ilin tarih ve resimleri - matrai

bu emeği ayakta alkışlarım
 

Eski30-07-2006, 17:51   #31
metatron
 
Türkiyem 81 ilin tarih ve resimleri - metatron

yaa güzel paylasım da aklıma takılan bir şey var.. iller arasında adaletsizlik var gibi geliyor bana.. mesela bir il'in tarihi anlatılırken o il daha yeni il yapılmasına karsın 672 kelime kullanılmış, ondan daha eski bir il ise 157 kelimeyle anlatılmış nüfusları da hemen hemen eşit...
neden böyle oldu??
 

Eski30-07-2006, 17:54   #32
RUDEBOY
 
Türkiyem 81 ilin tarih ve resimleri - RUDEBOY

Alıntı:
Orjinal Mesaj Sahibi metatron
yaa güzel paylasım da aklıma takılan bir şey var.. iller arasında adaletsizlik var gibi geliyor bana.. mesela bir il'in tarihi anlatılırken o il daha yeni il yapılmasına karsın 672 kelime kullanılmış, ondan daha eski bir il ise 157 kelimeyle anlatılmış nüfusları da hemen hemen eşit...
neden böyle oldu??
az ve öz

biizim uşak köy aq sehir olmus nasıl olduysa hiçbi yer yok burda
 

Eski30-07-2006, 17:55   #33
sinekwalesi
 
Türkiyem 81 ilin tarih ve resimleri - sinekwalesi

walla yazılar alıntı aldığım yerde bukadar bilgi wardı
saygılarr

edit : PAYLAŞIMLARIMDAN MEMNUNSANIZ KARMAYA DÜRTÜNÜZ

Düzenleyen sinekwalesi : 30-07-2006 18:00.
 

Eski30-07-2006, 18:30   #34
BY_C_O_B_R_A
 
Türkiyem 81 ilin tarih ve resimleri - BY_C_O_B_R_A

genede guzel paylasım
 

Eski30-07-2006, 18:32   #35
metatron
 
Türkiyem 81 ilin tarih ve resimleri - metatron

neyse biraz adaletsizlik olmuş ama eline sağlık uğrasmıssındır sen.. verebilirsem karma vercem.. gerci ben de uğrastım kelişmeleri saycam diye ama , neyse
 

Eski30-07-2006, 18:34   #36
matrai
 
Türkiyem 81 ilin tarih ve resimleri - matrai

nede olsa komplocu
 

Eski30-07-2006, 18:39   #37
N3F!23t
 
Türkiyem 81 ilin tarih ve resimleri - N3F!23t

benim aklımda vardı böyle birşey http://wardom.org/forum/showthread.php?t=79041 bu konuyu editleyip tüm illerin resmini koyacaktım a.q kaçırdık
 

Eski30-07-2006, 19:25   #38
heyhaat
 
Türkiyem 81 ilin tarih ve resimleri - heyhaat

Alıntı:
Orjinal Mesaj Sahibi metatron
neyse biraz adaletsizlik olmuş ama eline sağlık uğrasmıssındır sen.. verebilirsem karma vercem.. gerci ben de uğrastım kelişmeleri saycam diye ama , neyse
heehe ondada adalet arıyon yawss arkadaş uğraşmış işte ben karma veremiyomm yoksa verecektim güzel paylaşımlarr
 

Eski30-07-2006, 19:29   #39
çılgın_şair
 
Türkiyem 81 ilin tarih ve resimleri - çılgın_şair

walla çok uğraşmışsın+karma
 

Eski30-07-2006, 19:40   #40
eseskartal
 
Türkiyem 81 ilin tarih ve resimleri - eseskartal

ya neden eskişehir için sadece anadolu üni. içinden bi resim koymuşsun koysaydın şöyle adalardan bir resim belki beni ve yanımdaki kızlarda çıkmışolurduk...
neyse uğraşmışsın +

edit:You must spread some Karma around before giving it to sinekwalesi again.
borcum olsun

Düzenleyen eseskartal : 30-07-2006 19:47.
 

Eski30-07-2006, 19:45   #41
ersincnc
 
Türkiyem 81 ilin tarih ve resimleri - ersincnc

mükkemel harika bir çalışma teşekkürler.
(daha önce karma vermişim bu çalışmanıza veremedim üzgünüm)
 

Eski31-10-2006, 14:25   #42
Iskelet
 
Türkiyem 81 ilin tarih ve resimleri - Iskelet

kardeş sen bunları alıntı yaptın dimi
 

Eski31-10-2006, 14:28   #43
Sherlock_
 
Türkiyem 81 ilin tarih ve resimleri - Sherlock_

gerçekten güzel bir çalışma şağolasın eline sağlık......
 

Cevapla





Şu Anda Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 

Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şuan saat: 23:45.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)



pvp serverler, ukash, Maç Özetleri, dizi izle, film izle, diğer yarım son bölüm, kırmızı shop, Deriza, program indir, betsson


İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Wardom Internet Adresimizde 5651 Sayılı Kanun’un 8. Maddesine ve T.C.K’nın 125. Maddesine göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. Wardom hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler için webmaster \@wardom.org adresi ile iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) gün içerisinde Wardom yönetimi olarak tarafımızca gereken işlemler yapılacak ve avukatlarımız size dönüş yapacaktır.