Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun ... | Wardom Bilginin Adresi, Forum ve Bilgisayar Güvenliği

Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun ...

mydos

Forum Ustası


Anafartalar Komutanı Gazi Mustafa Kemal ve arkadaşlarının başlattığı kurtuluş mücadelesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin temelini attı. Bu şanlı mücadele, dünyanın dört bir yanında takdir kazandı.

Atatürk’ün önderliğinde kurulan Cumhuriyet, Türk milletine, sosyolojik, tarihsel ve siyasal anlamda birçok değer kattı.


Cumhuriyet’in ilanı sonrasında yapılan birçok yenilik, adeta devrim niteliğindeydi. Bu öyle bir dönüşümdü ki, yalnızca 15 yıl içinde Türkiye bambaşka bir ülkeye dönüştü.

Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet’i çok zor şartlarda kurdu.

1923 yılında Türkiye perişan, millet sefalet içindeydi.

Yıllarca süren savaş yüzünden memleket baştan sona harap olmuştu.

Her taraf viraneydi, hiçbir uygar kurum yoktu.

Milletin mutluluğu ve refahı söz konusu değildi.

Savaşta 830 köy tümüyle yok oldu. 930 köy kısmen ateşe verildi.

40 bin köyün 37 bininde ne okul, ne de yol vardı.

Halk hastalıkların pençesindeydi. Türkiye’de yalnızca 344 doktor vardı.

Toplumun sadece yüzde 3’ü okuma yazma biliyordu ve kadının adı yoktu.

Osmanlı’dan geriye yalnızca 4 fabrika kalmıştı.

Mustafa Kemal Atatürk önderliğindeki Türkiye, 15 yıl gibi bir zamanda büyük bir değişim yaşadı.

Tarihler 1938 yılını gösterdiğinde Türkiye bambaşka bir ülkeye dönüşmüştü.

Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ilkesi, yaşanacak dönüşümün habercisiydi. Saltanat yıkıldıktan sonra, tekke ve zaviye gibi çağ dışı kurumlar ortadan kaldırıldı.

Akla ve bilime önem verildi. Öğrenci sayısı yüzde 500 oranında arttı. Çağdaş okullar ve enstitüler açıldı.

Ekonomi millileştirildi. Ülkenin dört bir yanında 50’yi aşkın fabrika kuruldu. Madenler işlendi, bankalar kuruldu, Türkiye demir ağlarla örüldü.

Köylüye toprak ve tohum dağıtıldı. Halkı ezen vergiler kaldırıldı. Tarımsal üretim ülke genelinde artırıldı.

Doktor sayısı 15 yılda 1625’e çıkarıldı. Ülkenin her yerine hastane kuruldu. Yerli aşı üretildi. Ezilen kadınlara seçme ve seçilme hakkı verildi. Sosyal hakları artırıldı.
Dünya devletleriyle barışçı bir dış politika izlendi.


Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet, sadece kazanılışı açısından değil, sonrasında yapılanlar açısından da devrim niteliğindeydi.

Atatürk, yalnızca Türkiye’nin değil, tüm dünyanın saygı duyduğu büyük bir liderdi.

Nesiller geçse de bu millet için yaptıkları asla unutulmayacak.





Türk milletinin yeniden doğuşu: 29 Ekim 1923

29 Ekim 1923... Asla unutulmayacak bu tarih, yalnızca Cumhuriyet'in ilanını değil, aynı zamanda Türk milletinin yeniden doğuşunun da simgesi. Bugün Cumhuriyetimizi ve onun meydana getirdiği çağdaş toplumu yaşatma çabasındayız.

Bu amaçla Cumhuriyet ilkelerini uygulamak bizlere düşen en büyük görevdir. Ulu Önder Atatürk'ün 10. Yıl Nutku'nda da belirttiği gibi 29 Ekim en büyük bayramımızdır, herkese kutlu olsun.





Kaynak




Cumhuriyet, ahlâki erdeme dayalı bir idaredir.
Cumhuriyet erdemdir. Sultanlık korku ve tehdide dayalı bir idaredir.
Cumhuriyet erdemli ve namuslu insanlar yetiştirir.

Sultanlık korkuya, tehdide dayalı olduğu için korkak, alçak, sefil, rezil insanlar yetiştirir.

Aralarındaki fark bundan ibarettir (14. 10. 1925)

Mustafa Kemal
ATATÜRK



28 Ekim 1923.

94 sene önce, bugün.




Mustafa Kemal'in Çankaya köşkünde arkadaşlarına “yarın Cumhuriyet'i ilan edeceğiz” dediği dakikalarda…

*

10 bin kilometre uzakta, New York yakınlarındaki Elmira şehrinde bir evde, 10 yaşında bir çocuk, babasının daktilosunun başına oturmuş, o çocuksu heyecanıyla mektup yazıyordu.

*

“Gazi Mustafa Kemal Paşa, Angora, Türkiye…




Sayın efendim, ben 10 yaşında Amerikalı bir çocuğum, Türkiye ve yeni hükümetine büyük ilgi duyuyorum.




Siz ve bayan Kemal hakkında bir röportaj okudum. Türkiye hakkında bir defterim var.




Şimdiden siz ve bayan Kemal hakkında birçok yazı ve resim topladım. Lütfen bir Amerikalı çocuğa küçük bir not ve imzalı fotoğrafınızı gönderin.




Bir gün Türkiye'yi görebileceğimi umut ediyorum, saygılarımla,




Curtis LaFrance.”

*

28 Ekim 1923 tarihli bu mektup, 27 Kasım'da Ankara'ya ulaştı. Mustafa Kemal okudu, çalışma odasına gitti, oturdu, cevap yazdı.

*

“Türkiye Cumhuriyeti Riyaseti, hususi…

Mister Curtis LaFrans'a, Ankara…

Mektubunuzu aldım.




Türk vatanı hakkındaki alaka ve temenniyatınıza (iyi dileklerinize) teşekkür ederim. Arzunuz vechiyle bir adet fotoğrafımı leffen (ilişikte) gönderiyorum.




Amerika'nın zeki ve çalışkan çocuklarına yegane tavsiyem, Türkler hakkında her işittiklerine hakikat nazarıyla bakmayıp, kanaatlarini mutlaka ilm ve esaslı tedkikata (hakkıyla anlayıp, araştırmaya) isnad ettirmeye (dayandırmaya) bilhassa atf-ı ehemmiyet (önem) eylemeleridir.




Hayatta nail-i muvaffakiyet ve saadet olmanızı temenni eylerim. Türkiye Reisicumhuru Gazi Mustafa Kemal”

*

10 yaşındaki Curtis, Amerikan bağımsızlık mücadelesinin kahramanı, yeni kıtaya özgürlük fikrini aşılayan Fransız aristokrat Lafayette'in soyundan geliyordu.




Fransız devriminin en güçlü karakterlerinden biri olan Lafayette, Amerikan bağımsızlık savaşı patlak verince Philadelphia'ya gitmiş, İngilizlere karşı Amerikalıların safında yeralmış, general olmuş, George Washington'la beraber İngilizleri söküp atmış, “iki dünyanın kahramanı” ilan edilmişti.

*

İşte böyle bir adamın soyundan gelen Curtis, özgürlük, bağımsızlık hikayeleriyle büyümüştü. O küçücük yaşına rağmen “bağımsızlık” kavramının, dünyadaki en saygın yaşam biçimlerinden biri olduğunu biliyordu.




Amerikan gazetelerinde Türk Kurtuluş Savaşı'yla alakalı haberleri okumuş, The Saturday Evening Post dergisinde yayınlanan Mustafa Kemal röportajını okumuş, okudukça hayran olmuş, yeni kurulan şehir “Angora”yı çok merak etmiş, ulaşır mı ulaşmaz mı, ciddiye alınır mıyım alınmaz mıyım diye düşünmeden, 28 Ekim 1923 akşamı yukardaki mektubunu yazmıştı.

*

75 sene geçti…

*

Tamı tamına 75 sene boyunca Türkiye'nin haberi olmadı.

*

Çünkü, Mustafa Kemal bu mektubu, fırsattan istifade propaganda için, Türkiye Cumhuriyeti'nin reklamı olsun diye yazmamıştı.




Ne gazetelerin haberi olmuştu, ne de Amerikan konsolosluğuna duyurulmuştu.




10 bin kilometre uzaktaki 10 yaşındaki bir çocuğun samimi duygularına, samimi bir cevap vermişti, hepsi buydu.

*

Curtis büyüdü, Yale Üniversitesi'nde okudu, makine mühendisi oldu, Columbia Üniversitesi'nde işletme yüksek lisansı yaptı, Çek cumhuriyetine gitti, Prag'ta Charles Üniversitesi'nde Slav dilleri üzerine eğitim alırken, ikinci dünya savaşı çıktı, ülkesine döndü, aile şirketinin başına geçti, fabrika kurdu, itfaiye kamyonları üretti, Avrupa'dan Afrika'ya onlarca ülkeye ihracat yaptı, çok zengin bir işadamı oldu, Newport Sanat Müzesi'nin, Tarih Kurumu'nun, Newport Müzik Festivali'nin, Redwood Kütüphanesi'nin en büyük sponsoru oldu, “yılın hayırseveri ödülü”nü aldı.

*

85 yaşındayken, ABD'de yaşayan Saliha Sulander isimli Türk vatandaşıyla tesadüfen tanıştı, sohbet sohbeti açınca, Mustafa Kemal'in kendisine yazdığı mektuptan bahsetti.




Saliha hanım kulaklarına inanamıyordu, acaba ben mi bilmiyorum diye araştırdı, hayır, mektuplaşmadan kimsenin haberi yoktu. Aslına bakarsanız, Amerikan Life dergisi 1959'da bu mektupları yayınlamıştı ama, dünyadan haberi olmayan sayın Türk basınının haberi olmamıştı.




Saliha Sulander derhal Türk büyükelçiliğine gitti, bu mucizevi tesadüfü anlattı. Elçilik görevlilerimiz Curtis'e ulaştı, mektup incelendi, netleştirildi, Ankara haberdar edildi.

*

Sene 1998… Bülent Ecevit'in talimatıyla, kültür bakanımız İstemihan Talay tarafından Türkiye'ye davet edildi.

*

Curtis, kızıyla birlikte Ankara'ya geldi. “Polatlı diye bir yer olduğunu biliyorum, resmi davetlerden önce Polatlı'ya gitmek

istiyorum” dedi. Herkes merak etti tabii, hay hay gidelim ama, niye? Meğer, Curtis henüz iş hayatına yeni başladığı dönemde Polatlı belediyesi'ne itfaiye aracı satmıştı iyi mi…




Gittiler Polatlı'ya, 40 sene önce sattığı itfaiye aracı hâlâ kullanılıyordu.

*

1960'tan itibaren Türkiye'ye defalarca gelmişti, Ankara'yı İstanbul'u İzmir'i gezmişti, tekneyle Ege ve Akdeniz kıyılarımızı dolaşmıştı.




Anıtkabir'i ziyaret etmiş, kendisine ömrü boyunca ilham veren Atatürk'ün kabri başında saygı duruşunda bulunmuştu.

*

Bu defa, Türkiye Cumhuriyeti devletinin resmi davetlisi olarak Ankara'daydı.




“Hayatımın en duygulu anını yaşıyorum” dedi. Mustafa Kemal'in kendisine gönderdiği mektubu, Anıtkabir müzesinde sergilenmek üzere Türkiye'ye armağan etti.

*

Anıtkabir'deki törende kısa bir konuşma yaptı.




“1938'te Atatürk'ün öldüğünü duyduğumda 25 yaşında bir delikanlıydım. Niye ağladığımı kimse anlamamıştı” dedi.

*

2012'de… 99 yaşındayken gözlerini yumdu.

*

Curtis'in hayatını araştırırken, tam bu noktaya geldiğimde, inanın ben de şu an sizin hissedeceklerinizi hissetmiş, inanılmaz tesadüf nedeniyle gözyaşlarımı tutamamıştım…







Curtis'in uykusunda vefat ettiği gece, 10 Kasım'dı!

*

Ve, yarın 29 Ekim.

Amerikalı çocukların ilham aldığı, görmek için can attığı Cumhuriyet'ten, Amerika'ya vizeyle bile gidemeyen cumhuriyete nasıl savrulduğumuzu tekrar tekrar düşünmenin vaktidir.




Curtis La France

28 Ekim 2017
 
Son düzenleme:

mydos

Forum Ustası
117 yaşındaki Diyarbakırlı Behiye nine, Atatürk'ü anlattı..





Diyarbakır'ın Silvan İlçesi'nde resmi kimlikte 99 yaşında olmasına rağmen torunlarının 117 yaşında olduğunu öne sürdüğü Behiye Taşkıran, Cumhuriyet Dönemi öncesinde savaş olduğunu belirterek, Atatürk'ün bölgeye gelmesiyle savaşların sona erdiğini söyledi.





Silvan’a bağlı Bayrambaşı Köyü’nde 53 yaşındaki kızı Garip Sansarkan ile birlikte yaşayan Behiye Taşkıran’ın 8’i kız, biri erkek 9 çocuğundan 4 kuşak toplam 300 torunu bulunuyor. En büyük çocuğu 78, en küçük çocuğu 53 yaşında olan Behiye ninenin en büyük torunu 52 yaşında, en küçük torununun torunu ise 3 aylık.

Kızı Garip Sansarkan ile 2 gözlü evde yaşamını sürdüren Behiye Taşkıran, Cumhuriyet’in ilanından öncesini az da olsa hatırladığını, Cumhuriyet sonrası yılları ise çok iyi hatırladığını söyledi.

Cumhuriyet dönemi, Şeyh Sait ayaklanması ve 3 dönem kıtlık içerisinde yaşadıklarını belirten Behiye nine, Türkçe bilmediği için torunları aracılığı ile yaşadıklarını anlattı.



Behiye nine, şöyle dedi:

“Kıtlık döneminde yiyecek bir şey yoktu, birçoğumuz kaplumbağaları yerdik, bahçelerde ve arazide topladığımız otları yerdik. O dönemlerde yoksulluk vardı. Günlerce aç kalıyorduk. 5 gün boyunca mağarada aç ve susuz bir şekilde perişan olduğumuzu hatırlıyorum. Hiçbir şey yemedim.

Çok şükür şimdi her şey var insanlar rahata ulaştı. Atatürk’ten önce her tarafta savaş vardı. Ruslar bu dağları kuşatmışlardı. Mustafa Kemal Atatürk buralara kadar geldi, düşmanlarla savaştı. Allah kimseye savaşı yaşatmasın.

Benim hiçbir gelirim yok, yetimleri olan kızımın yanında kalıyorum. Yokluk ve yoksulluk içinde geçti ömrüm. Bugüne kadar hiçbir yardım almadım. Bu yaşıma kadar şehirlerde hiç yaşamadım, şehir yaşantısı nedir bilmem, hep köyde yaşadım.”




Yaşlı kadının torunu Ali Korkutan, “Annemin annesi, aslında 117 yaşındadır. Cumhuriyet öncesini de sonrasını da görmüş. Ninem şen şakraktır, espriler yapar. Kendisine böyle bir felsefe edinmiş; devamlı espriler yaparak etrafına neşe saçıyor.

Sürekli köy yaşantısında yaşamış, bazen yanımıza götürüyoruz. Yanımızda fazla kalmıyor hemen köye geri dönüyor. Köydeki hayvansal ürünler yoğurt, süt, peynir ve doğal otlarla sağlıklı yaşamış” diye konuştu



Kaynak
 
Üst