dünya dışı akıllı yasam var mı?

  1. Ñïghtwât©H..

    Ñïghtwât©H.. Forum Ustası

    Katılım:
    17 Temmuz 2006
    Mesaj:
    7,965
    Beğeni:
    3
    Sürekli güncelleyeceğim bu topiğe sizde bulduğunuz makale,resim,hikaye vb. dökümanları koyarak konuyu genişletebilirsiniz...;)



    UFO´lar bize gelmiyor mu?

    Yurdumuzda öyle yoğun yaşanan, ciddi olarak dokümante edilmiş UFO olaylarına çok az raslanıyor. Burada sizlere ciddi olarak kabul edilen klasik bazı Türkiye UFO olaylarını belgelemek amacıyla sunuyoruz. UFO olayları bizde batıda olduğu gibi değildir, çoğundan kimsenin haberi olmaz, suyun üstünde görünenler ise çoğunlukla medyatik veya sansasyona yöneliktir. Hatta zaman zaman Türkiye´de UFO´lar eğlencelik dahi olabilirler. Buna karşın, bazı klasik UFO olaylarımız vardır, zaman zaman akla gelirler veya bir yaş kuşağının çizgisi içinde kalırlar, birkaçını anımsatmakta yarar var. Safranbolu´daki UFO´lar


    Safranbolu Amerika´dan, Japonya´ya kadar tanınan şirin bir ilçemiz. Bu ilçenin tanınmasının nedeni ise buradaki değişmeden kalabilen meşhur Safranbolu evleri. Safranbolu´daki evler çok uzun zamandan beri değişmeden kalabilmiş olan eski Türk evleri. Bütün ilçe kendiliğinden bir müze haline gelmiş. Burada sizlere Safranbolu evleri hakkında fazla birşey söyleyemiyoruz. Zaten buna gerek de yok. Onlar bu yazının ilgi alanının dışında kalıyorlar. Yaklaşık olarak onbeş yıldan bu yana Karabük çevresinde bir çok kimse UFO gözlemi yapmış fakat gökteki ışıklı cisimlerden başka herhangibir tezahür olmadığı için olaylar zamanla ya unutulmuş veya alışılmış ve güncelliğini kaybetmiş. Bu bölgedeki UFO aktivitesinden, konuyla yakından ilgilenen birçok kimse gibi bizim de haberimiz vardı ve bölge bizim gözümüzde dikkat altında tutulması gereken bölgelerden biriydi fakat şimdiye kadar burayla özel olarak ilgilenmeyi gerektiren bir olay da oluşmamıştı. Bülent Kısa ve Ata Nirun Safranbolu´daydılar...




    Ata Nirun´un gördüğü UFO´lar

    "Ağaçların Arasından Çıktı.."

    1985´de, akşamüstü saatlerinde Adana Osmaniye´den tuttuğum taksi ile dönüş yolundaydım. Hava loştu, çevre tamamen boş ve yer yer ağaçlıktı. Günbatımını görüntülemek için arabayı durdurdum makinemi alarak indim ve yol kenarındaki küçük bir tepenin ardından gözüken yakındaki ağaçlığa doğru birkaç yüz metre yürüdüm. Birden garip bir ses sanki bir vızıltı duydum. Rahatsız ediciydi, arabaya dönüp baktım ama aracımı göremiyordum, tepenin ardındaydı. Arkamda bir hareket hissedip döndüğümde, ağaçların arasından sarı, yeşil ve turuncu ışıklar saçan dairesel bir kütlenin göğe doğru ağır ağır yükseldiğini gördüm. Bu kütle asla normal birşey değildi, öylesine şaşırmıştım ki boynumda asılı olan fotoğraf makinemi dahi unutmuştum. Birden aklım başıma geldi, makineyi kaldırdım, doğru dürüst ayarlayamadan peşpeşe birkaç kare resim çektim ama ben makineyi cisme doğrulttuğum anda cisim birden hızlandı ve yukarıya doğru bir ışık çizgisi halinde uçarak yokoldu. Makinemdeki filmi banyo ettirdiğimde, sadece ışıklı bir çizgi görülüyordu. Gözümle yaşadığım olayı görüntüleyememiştim. Ama bu salt benim başıma gelen bir olay değildi. Birçok kişinin de başına gelmişti. Kısacası, UFO´ları görüntülemek o kadar kolay değildi.

    Ocak 1982 Adana olayı ile ilgili Hürriyet gazete küpürü[​IMG]

    "Bu Bir UFO Olabilir!"

    Türkiye UFO olaylarında, 1983´den sonra bir azalma görülür, buna karşın toplumumuz dünya medyasının da etkisiyle dünyadışı yaşam gerçeğine çok daha yakın ve hazırlıklıdır artık. En son 1993´de Ankara´da Ulus Meydanı üzerinde çok renkli bir cisim görüldü. Yetkililer önce uydu veya göktaşı olabilir dediler ama sonra Meteoroloji´den Aydıner Sarıkaya; "Bu bir UFO olabilir çünkü uydular bir iki dakika içinde kaybolmazlar, göktaşı ise belki ama renkler anlamsız..." dedi. Temmuz 2´de ise, İstanbul Emirgan´da bir ana oğul, bir saat süreyle yine çok renkli, garip hareketler yapan bir cismi gökte izlediler. Sonra sıkılıp yattılar ama cismi gören başkaları da vardı, yetkililer ise yorum yapmadılar. Sonra bir ara Kandilli Rasathanesi yetkilileri, gök cisimlerini yakından izlemek için yeterli cihaza sahip olmadıklarını açıkladılar.

    Belki benzeri bir kaç olayı daha anlatabiliriz ama dökümantasyon çok yetersiz, doğru dürüst tek bir fotoğraf bile yok, tanıklar ise çoğu zaman çelişkili ve unutkan. Yeni olayları bekliyoruz ama daha da önemlisi bu alanda konuşmaktan çekinmeyecek uzmanların ortaya çıkması; taraftar veya değil hiç fark etmez, önemli olan bu konuda konuşulması. Türkiye UFO olaylarının düzenli bir mantığı olduğu pek söylenemez fakat 1981-1982 yılında çok yoğun bir UFO trafiği yaşandığı yadsınamaz gerçekten de o dönemde ilginç örneklere raslanmıştır. Tüm anlatılanların % 75´ini yalan ve yanılgı olarak kabul etsek dahi, kalan bölüm ciddi ve hatta tartışılmazdır. Astronomlar, meteoroloji uzmanları, havacılık yetkilileri artık samimiyetle atmosferde veya uzayda oluşan her olayı tanımlayamadıklarını ve çözümleyemedikleri açıkça söylemekteler. Doğa gizemini sürdürmektedir ve biz tüm ileri teknolojimize ve bilgi düzeyimize rağmen doğa karşısında yetersiz ve bigisiziz hatta aciziz. 1983´de ve 1985de benzer iki UFO olayını bizzat yaşamıştım, ilkinde diğer olaylarda olduğu gibi ailece, birkaç dostumuzla beraber Bostancı´daki evimizin balkonunda akşam yemeğindeydik. Birden karşıdaki apartmanların üzerinde bir ışık patlaması oldu ve hayal edemeyeceğim kadar büyük rengarenk bir kütlenin bulutların arasından süzüldüğünü hepimiz gördük. Öylesine büyüktü ki, sanki Star Wars´daki dev uzay araçlarını seyrediyorduk ama o yıllarda Star Wars yoktu. O garip renklerin arasında, pencere veya benzeri şekiller vardı. Işıklar sürekli yanıp sönüyor ve kütle ağır ağır ilerliyordu. Sanki çok daha büyük bir cismin çok küçük bir bölümünü izliyorduk. Olayı, sadece biz değil o yöne bakan tüm evlerin balkonlarında oturan herkes görmüştü. Ve sonra birden flulaşarak eridi gitti. Neydi? Hala bilmiyoruz, acaba ne zamana kadar?

    Polatlı´da görülen UFO olayını anlatan gazete küpürü [​IMG]
     
    #1
    - Yönetici düzenlemesi: : 20 Eylül 2006
  2. Ñïghtwât©H..

    Ñïghtwât©H.. Forum Ustası

    Katılım:
    17 Temmuz 2006
    Mesaj:
    7,965
    Beğeni:
    3
    THY uçaklarının önüne çıkan UFO´lar...

    En garip olaylardan birisini yine 1984´ün Nisan ayında, THY pilotları yaşadılar. İstanbul-Ankara arasında uçan DC-9 tipi uçak İnegöl üzerinde 9000 m. yükseklikte uçarken bir UFO ile karşılaştı. Pilot, yardımcısı ve uçuş mühendisi olayı şöyle anlatıyorlardı; "Çok yukardan ışıklı bir cismin yere doğru çok hızlı bir pike yaptığını farkettik, bir uçağın düştüğünü sanarak üzüldük fakat cisim o inanılmaz hızına karşın bizim çok ilerimizde, aynı hizada birden durdu ve havada asılı kaldı. Yeşilköy´le haberleşerek, o bölgede uçan bir araç olup olmadığını sorduk, cevap negatifti. Öyleyse, bu bir UFO´ydu. Farlarımızı yakarak sinyal verdik, işte tam o anda cisimden öyle bir ışık parlamasıyla cevap verildi ki, dünyada bu tür bir ışık kaynağının olabileceğini sanmıyorum, Güneş kadar parlaktı. Daha sonra bulutların arasına yükselip kayboldu. Birçok pilot arkadaşlarımız UFO´ları gördüklerini söylerlerdi, pek inanmıyorduk ama o gece karşımızdaki cisim gerçekti. Ama en önemlisi, bildiğimiz tüm fizik kurallarına aykırı olarak uçuyordu. Böyle bir uçuş aracını kıskançlıkla izledik.." "Yumurta biçimindeydi.." Benzeri bir olay bir başka THY uçağının da başından geçti. 27 Ekim 1989 günü Boeing 727 ile Zürih-Antalya seferini yapan Kaptan Pilot Selahattin Sivri anlatıyor: "Gece saat 23:00 civarıydı, Yugoslavya üzerinden uçuyorduk, birden sol üstümüzde çok ışıklı bir cisim gördük ve uçak zannettik. On dakika sonra cisim önümüze geçti, bu arada Belgrad ve Sofya alanlarıyla yapılan telsiz konuşmalarını dinliyorduk ama uçuş bölgemizde bulunan böyle bir gök cismi ile yapılan konuşmaya tanık olmadık. Uçuş mühendisim Pertev Arıkan beni uyararak, bu cisim konuşma yapmıyor, sürekli kırmızı, yeşil ve çok parlak beyaz ışıklar yayıyor, dedi. Artık önümüzde uçuyordu, şekli tam bir yumurta biçimindeydi, inanılmaz bir renk cümbüşü içinde yol alıyorduk. Bulgaristan üzerinden Türkiye´ye yaklaşırken, Yeşilköy´ü aradık ama radarlarında hiçbir hava trafiği görmediklerini söylediler. Hava sınırımıza yaklaştığımızda cisim beyaza dönüştü ve yükselmeye başladık artık sadece beyaz bir ışık topu görüyorduk, derken kayboldu.." Kaptan Pilot Sivri ve arkadaşları dünyadışı bir cisim ile karşılaşmışlardı ve onların da yaşamları artık değişmişti.

    Gerçekten de, ünlü astronotlarda da olduğu gibi, UFO´larla cidden karşılaşan insanların yaşamlarında değişimler oluyor, dünyayı ve yaşamı bir başka yorumlamaya başlarken, karekteristik değişimler görülüyor. Neil Armstrong, Ay´a ayak basan ilk dünyalıydı ve bu kolay taşınacak bir ünvan değildi fakat Armstrong´u toplumdan koparan, mistik bir yaşama yönlendiren temel nedenlerin ilk ikisi evrenin sonsuzluğunun içinde varolduğunu fark etmesi ve tanık olduğu UFO gözlemleriydi. Artık dünyada olanlar, yaşam kavgaları ve hatta İnsanlık ona çok anlamsız ve daha da ötede aptalca geliyordu. Bu psiko-şok daha birçok insanda ortaya çıkmış ve çıkmaktadır, öte yandan UFO deneyi yaşamadıkları halde çok fazla bu konuya giren insanlarda da benzer sendromlar görülmektedir. Aslında bu olayın ardında, makrodan mikroya bakıldığında, yaptıklarımızın anlamsızlaştığı ve bir noktada da gereksizliği gerçeği saklıdır.


    Türk Hava Yolları ve UFO Ekim 1989 Hürriyet gazetesi gazete küpürleri

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]
     
    #2
  3. Ñïghtwât©H..

    Ñïghtwât©H.. Forum Ustası

    Katılım:
    17 Temmuz 2006
    Mesaj:
    7,965
    Beğeni:
    3
    1984 yılının 15 Haziran´ında İstanbul´da Çekmece´den Bostancı´ya kadar uzanan alanın üzerinde saat 22:00 civarında yüzlerce insan, önce yıldız kayması sandıkları parlak ışıklar saçan üç cismi gözlemlediler. Cisimler denizin üzerine inecek kadar alçalınca, gazetelere ve yetkili kurumlara sayısız telefon edildi. Yeşilköy Hava Meydanı yetkilileri, yaptıkları açıklamada cisimleri gördüklerini, dürbünle izledikleri belirttiler. Cisimler bilinen uçuş araçlarından değildiler. Yine aynı yılda, İstanbul Kandilli´de oturan ve dostlarıyla yalısının bahçesinde yemek yiyen Nilgün Sapmaz, tepelerin üzerindeki ağaçların arasından çıkan disk biçiminde, rengarenk ışıklar saçan bir cismi gördü. Dürbünle baktıklarında normal olmayan bir cisimle karşılaştılar.

    [​IMG]

    [​IMG]


    Aksaray´da görülen çılgın UFO´lar

    1981 yılı Türkiye tarihinde en yoğun UFO olaylarının yaşandığı yıldır yani Niğde Aksaray olaylarından söz ediyoruz. Aksaray olayları o kadar çok yazılıp çizildi ki, bir kez daha tekrarlamaktan kaçınıyor ve daha az duyulmuş olayları belirtmek istiyoruz. Fakat, Niğde Aksaray olayları gerek tanık sayısının yüksekliği, gerekse de gök cisimlerinin netliği yönünden dikkat çekicidir ama kabul etmek gerekir ki her kitlesel UFO olayında olduğu gibi anlatılan olayların yarısından fazlası da yalan ve yanılgıdır. Aksaray olayları 1982 yılının Şubat ayı´nda da tekrarlandı ve İzmir, Tire, Eceabat, Edirne, Trabzon, Yalova, İstanbul ve Balıkesir´de de UFO gözlemleri yapıldı. Ama kaçı gerçekti? Bu bilinmiyor çünkü o dönemde tam bir UFO çılgınlığı ve modası vardı. Buna rağmen, yaşanan bazı gerçek daha da uygunu açıklanamayan dürüst olayları şarlatanlık ve yanılgı ile karıştırmamak da mümkün değildi.

    [​IMG]

    [​IMG]

    Marmara Denizi´nde ne var?

    Bilinmiyor, garip ama gerçek bazı kaynaklarda benzeri başka olaylar da var ve belki de hiç duymadıklarımız. Örneğin, Çanakkale Savaşı´nda kaybolan Norfolk Taburu belki zamansız bir boyutta hala savaşta olduklarını zannederek yaşıyorlardır, eğer UFO´lar tarafından kaçırılmadılarsa tabii ki, aynen Bermuda Şeytan Üçgeni´nde anlatıldığı gibi.. Zamanı yitiren ve aradan saatler geçtiği halde, kollarındaki saatlerin sadece 15 dakika ilerlediğini farkeden insanlarda olduğu gibi.. Bir deniz albayı anlatmıştı, kaptanı olduğu savaş gemisiyle Marmara´dan Çanakkale´ye doğru yaklaşırlarken gemi birden aşağıdan dev bir yumruk yemiş gibi havaya kalkıp yine suya düşmüştü. Hiçbir aygıt hiç bir şey kaydetmemişti, deniz ise çarşaf gibiydi. Ne olmuştu? Birçok araştırmacıya göre Çanakkale olayı bir UFO olayıdır. Eğer, UFO´ların kaçırma olaylarının gerçekliğine inanırsak, acaba olabilir mi? Daha eski olaylardan söz edilse de, Türkiye UFO olaylarının çıkış noktası Çanakkale olabilir. Neyse, biz yakın geçmişten başlayarak bazı Türk UFO´larına bir bakalım.

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]
     
    #3
  4. Ñïghtwât©H..

    Ñïghtwât©H.. Forum Ustası

    Katılım:
    17 Temmuz 2006
    Mesaj:
    7,965
    Beğeni:
    3
    Çoban Behçet´in uzaylıları
    [​IMG]

    Türkiye´de medyatik olmayan, daha da önemlisi tüketim platfromu olmayan UFO olgusu ve paralelindeki literatür gerçekten de yetersizdir. Eldeki malzemenin içinde yer alan Niğdeli çoban Behçet Öcal olaya, dikkate değerdir. Öncelikle, ortada Anadolu tarzı olmayan bir iddia vardır, sonra da uzaylıların çizdirdiği varsayılan bir harita.

    Türkiye´de UFO gözlemleri batıdaki gibi, sık ve kapsamlı değildir. Yaşanan olayların belki de çok azı yansımaktadır zaten UFO literatürü olmadığı için olayları yaşayanlar neyi, nereye haber vereceklerini de bilemezler. Klasik senaryo, önce bir UFO´nun görülmesi, sonra bir medya organında öylesine magazin-haber olarak yer alması, bu arada yetkili ağızların daima "bu bir yıldızdır" demeleri şeklinde gelişir ve son bulur. Zaten yurdumuzda, şu ana kadar dünya UFO literatüründekilere benzeyen tartışmalı da olsa, iyi bir fotoğraf hala çekilememiştir. Konunun Türkiye´deki en iyi araştırmacısı olarak kabul edilen Haluk Egemen Sarıkaya, "Türkiye UFO Raporu-1985" ve "UFO Gerçeği-1982" ve "Türkiye Gizemleri" adlı kitaplarında mükemmel bir araştırma ortaya koymuş olmasına rağmen kırık dökük bir iki fotoğraf ve eskizin dışında görsel malzeme elde edememiştir. Her yıl, birçok UFO ihbarı yapılmakta ama bir türlü aranan düzeyde fotoğraf çekilememektedir. Kısacası, Türkiye UFO literatürü görsel yönden fakirdir, bilgi yönünden ise Sarıkaya´nın arşiv niteliği taşıyan çalışmaları sayesinde kalıcı olabilmiştir. Ama arkasının geldiği söylenemez.

    Gerek, Sarıkaya´nın çalışmalarında, gerekse de 18 Aralık 1977 tarihli Hürriyet gazetesinde yer alan Niğdeli Çoban Behçet olayı, "Üçüncü Türden Buluşma" klasmanına yani yakın temas olarak alınabilir. Ama olayın ilginç yanı, Çoban Behçet´in 1977´de gündeme gelmesinden çok öncelerde yani 1948´den beri dünyadışı canlılarla ilişkide olduğunu iddia etmesidir yani 29 yıl sonra konuşmuştur. Ama en iyisi Behçet´i kendi ağzından dinlemektir; 22 Mayıs 1982´de Ankara´da yapılan Ruhçuluk Toplantıları´nın sekizincisinde Behçet Öcal konuk edildi ve davetlilerin önünde konuşuldu. Konuşmayı toplantıyı yöneten Gürmen Güler yönlendirmişti; aşağıdaki metin olduğu gibi bırakılmıştır yani konuşmacının ağzından çıktığı şekliyle yayınlanmaktadır;

    Gürmen Güler - Behçet Bey, uzaylı dostlarınızla irtibatlarınız nasıl oldu?

    Behçet Öcal - 1948 yılında, bir meradaydım; öğleden sonra saat iki sularıydı, birden güneş ziyasını kesen bir ziya meydana geldi, renkliydi; başımı kaldırdığım zaman bir saniyede belirli bir taş yığınının içine soba borusu uzunluğunda, beş altı metre gibi gözüktü. Bir saniye içinde taşların içine indi, mermi şeklinde. O zaman tabii uzaylı falan diye köy yerinde hiçbir şey bilmiyorduk, ben top mermisi patlayacak diye bir korku geçirdim. Taş yığını ile aramız 40 m. falandı; gemi hiç gözükmedi, indikten sonra gemiyi göremedim fakat geminin indiği yerde 3 kişi meydana geldi, üçü de bir boyda. Şunu düşünebildim; Amerika´dan mı, Rusya´dan mı acaba? Türkiye´de o şeyin olmadığını az çok bilmiyorduk; fakat ben bunu içten geçirirken dediler, biz filan yerden geliyoruz, hiç korkma; göğüslerinde cep aynası büyüklüğünde bir zincire bağlı, bel kemeriyle irtibatlı, daktilo tuşları gibi incecik, sim parıltılı, kıvıl kıvıl üçününkü de hiç durmadan çalışıyor. İçimde o an hiç korku kalmadı, o ferahlığı hiç daha görmemiştim; huzur diyelim; Neticede bize aktardılar şeylerini, aldık. Biz bunu senelerce çok gizledik, çok gizledim ki, o zaman hiç şey yapılmazdı; cin şeytan diye birşey vardı, herkes bunu düşünür, bu korkuyla kimseye açamadık, çok yıllar geçti aradan. Amcamız Eskişehir mıntıka amiriydi, dedi ne yapıyorsun falan filan, durumu açtık, dedi bunu ne yapacaksın, hiç dedim. Böyle şeylerin varsa, Nassa´ya filan, dış devletlere gönderelim dedi. Hayır amca, dedim, böyle şey istemiyorum, 77´ye kadar biz bunu sakladık. 77 Aralık´da bir general ile, ben o zamanlar Bahçelievler´deydim; Hürriyet´e gittik; bize dediler ki; uzaylı gördük, uzaylılarla görüştük, konuştuk, gemilerini gördük diyenleri bastık, gazetemiz kirlendi; artık böyle şeyleri basmıyoruz. Peki, Beyefendi dedim; ber yer dünyasında hiç görülmemiş, şurdan burdan alınmamış .irşey getirsem basar mısınız? Dedi ki, filan gün bizi ara, grup toplantımız var, İstanbul´dan bir profesör gelecek, o gün gelebilir misiniz? Hay hay, dedik, dedikleri gün vardık, çıkarttık, açtık, dağıttı, hepsi üşüşüp baktılar...

    aşağıda konu ile ilgili röpörtaj bulunmakta;)
    [​IMG]
     
    #4
  5. Ñïghtwât©H..

    Ñïghtwât©H.. Forum Ustası

    Katılım:
    17 Temmuz 2006
    Mesaj:
    7,965
    Beğeni:
    3
    GG - Evren haritasını nasıl çizmiştiniz?

    BÖ - Onu bir gece evde, odada elektrik yoktu, bizim hanım lamba tutmak şartıyla çizildi, yardımcım vardı, kimse çizemez; orda da profesör dedi ki; İstanbul´dan gelen; bunu basarız, bravo Türkiye için, Türkiye´den böyle dış devletlere kainatın haritası çizilmiş ne mutlu, bu imkansız bir kişinin çizmesi... üzerindeki işlem dediler, kıl kadar hata olmaması ve bastılar; 77 Aralık´da pazar günü çıkmıştı Hürriyet´te.

    GG - Ondan sonra devam ediyor mu? Uçan dairelerle temaslar?

    BÖ - Temaslar, evet çığırttığımda. istediğimde o girişime girdiğimde temaslar aynen devam ediyor.

    GG - Bir kitap mevzuu vardı?

    BÖ - Kitap, 4 yıldır uğaşıyoruz fakat bazı nedenlerden olamadı; bu yüzden gecikti... GG - Doğayı doğa yapa enerjidir diyordunuz, nedir bu enerji sizce?

    BÖ - Enerji, bizim Tanrı olarak kabul ediyoruz.

    GG - Doğa enerjisi ile beyin enerjisini birleştirmek için çok çalıştım buyurdunuz; bu nasıl bir çalışmadır?

    BÖ - ....sinir sistemine sirayet edinceye kadar doğa enerjisine saat ayırdım, muayyen saatlerde, iki üç saat daima beyin enerjimi doğa enerjisinin derinlerine kadar sokmayı istedim, sinir sistemime işledikten sonra herhangi bir arzuda bulunduğum zaman mesela bir laleyi görmek istedim; sinir sistemine laliye aldırtıktan sonra laleyi gördüm. Anlatabildim mi, bilmiyorum?

    GG - Uzaydan geldiğini söylediğiniz o üç kişi malumat ilettiler dediniz? Bu ilişki ne şekilde oldu?

    BÖ - Ben konuşmadım, onlar bana şey yaptılar; Türkçe konuştular; aramız 40 m. yanımda gibiydi.

    GG - Bu üç kişinin fizik yapısı nasıldı?

    BÖ - Biz insanlar gibi, fakat tür değişik, boyları da ;üçü de aynı boydaydı.

    GG - Evren haritasında diğer uygarlıkların nerelerde olduğunu gösteren malumat var mı? Size bu haritayı çizdirmenin nedeni nedir?

    BÖ - Bütün galaksiler önce kainat haritasına alınmıştır sonra gezegenler... bilmediğimiz isimlerin hepsi yazılıdır; kainat haritasının içindeki oluşumun hepsi yazılıdır.

    GG - O adları öğrenmek istemiyorum; o adlar bizim dilimize benzer kelimelerden mi yoksa yabancı mı?

    BÖ - Mesela Hulvis gezegeni diyor; ama o bizce Hulvis değil, Venüs diye isimlendiriliyor... benzer başka gezegenler de öyle ama konuşması Türkçe ama ben bir İngiliz olsaydım muhakkak ki İngilizce konuşacaktı...

    GG - Özellikle o alet...

    BÖ - Evet, farkındayım; tekrar görüştüğümüzde değişmişti alet; fincan ağzı gibiydi...

    GG - Cinsiyet farkı var mıydı?

    BÖ - Benim gördüğüm erkekti, tabii kapalı kendilerine göre elbiseleri vardı. Erkek, görünüşte saçın kesimi çok çıplak, kabak kesim...

    GG - İlk görüşmenizden sonra, ayrılışlarını görebildiniz mi? Nasıl ayrıldılar?

    BÖ - Ondan sonra bir darbe oldu; amcam hastaneye götürmüştü... zaten avucunu kaldırdığı zaman ben kendimi porselen gibi kırıldım zannettim, yerde gördüm... ortadaki avucunu kaldırınca birşey çarpmış gibi şey yaptım; deriler falan benim kavladı, döküldü... doktor çarpılmış dedi; dediğim gibi cin, şeytan gibi isimler takmayalım kendimize bile bile...

    GG - Siz istediğiniz zaman onlarla temas kurabiliyormusunuz?

    BÖ - Tabii, düşünce yoluyla istediğim zaman temas kurabiliyorum. Demin anlattığım gibi o girişime gireyim; mesela kaç gün, 30 gün o girişime girerim... bütün sinir sistemine yerleştirdikten sonra o şeyi kurarız.

    GG - ELbiseleri merak ettim; bir de o alet konuşmaları için miydi? Arzın atmosferine uyum sağlak için olabilir, telepatiyle verdiğine göre?

    BÖ - Elbiseleri resimde var0 86´da birşey çıkacak, tabii inanılacak birşey değil; bu yer dünyasında olmamış... diğer devletler bu gün için biliyorlar; onların ellerindeki plan çok güçlüdür... 1986 yılında bir gezegenden bir canlı şey yapılacak... zaten bizin güneş sistemindeki gezegenlerde, bir tanesinde yapılıyor bir gezegende...

    GG - Peki, sonra görüşmeniz nasıl oldu?

    BÖ - Karşı karşıya deği... temasla zaten biz bu yapımları da çalışma odamda bir sinema şeyi gibi karşıma inerdi, gece yapıldı, bu yapımlar gündüz katiyyen yapılmadı; ilk görüşmede karşı karşıya idik...

    GG - Bir daha gözükmediler mi?

    BÖ - Yok.

    (Burada konukların arasında bulunan spiritüalist yazar Baykur Bilgin söz alıyor ve soruyor;)
     
    #5
  6. Ñïghtwât©H..

    Ñïghtwât©H.. Forum Ustası

    Katılım:
    17 Temmuz 2006
    Mesaj:
    7,965
    Beğeni:
    3
    BB - Buyurdunuz ki. evrendeki tüm galaksilerin adını yazdık. Şimdi öyle bir tablo çıkıyor ki, sayısı milyarları aşan gezegenlerin adlarını... Halen haritanızda milyarlarca isim mi vardır veya nasıl sığdırdınız?

    BÖ - Şimdi biz galaksilerin şeyini yazdık... işte o iç gezegenleri aldık... diğer galaksilerin iç gezegeniyle bizim galaksimizin iç gezegenleri...

    BB - Ama bizim galaksimizin 100 milyar...

    BÖ - Her neyse, biz ismi geçenleri aldık.

    BB - Peki, evrendeki deyince... onu anlayamadım?

    BÖ - Yok milyarlarca değil efendim sadece iç gezegenlerin ismi... belki ben orda yanlış söyledim...

    (Başka bir konuk söz alıyor ve soruyor.)

    TB - Neden ben dediniz mi?

    BÖ - Yani bütün yer dünyasında neden siz şey oldunuz, böyle mi sorarsınız... bizde ırsi olarak var, sadece bende değil, daha evvel atalarımızda da görülmüştür ama duyurulmamıştır, devam edip gelmiştir.

    TB - Onlarla ne gibi olaylar oluyor? Bilginiz var mı?

    BÖ - Resmen gelipte bir Hızır gibi. Hızır dedikleri var ya, Hızır gibi görüşme şeklinde görüşülüyor... herhangi birşey olmadan, başına gelmeden, önceden söyleniyor rüyasında...

    GG - Uzaylıların araçla gezdirdikleri olaylar anlatılıyor, böyle bir şey yaşardınız mı?

    BÖ - Böyle bir şey oldu; Işık hızından hızlıydılar. başka gemiler de gördük, bizden hızlı... gezegene gittik...

    GG - Sonra o gezegene gittiniz mi?

    BÖ - Evet, gezegene indik.

    GG - Orada ne yaptınız, ne konuştunuz?

    BÖ - Demin de söylediğim gibi bir anda yapılacak şey değil. Bir kitap yazıyoruz, bu yönden bazı şeyleri, sizleri tatmin edecek konuşmamızın olmadığının nedeni, kendimizi bazı yerden çektiğimiz için kelimeler düüşük çıkıyor. Ben biliyorum, kaçınıyorum mecburen. Bu anda vezinler de tutmuyor, kelmeler de. O zaman çok değişiyor, biz tabii kitaba göre çok şeylerden kaçınıyoruz, mecburiyetinde kalıyoruz, bunu biliyoruz, aslında ben hiç konuşmayacaktım fakat ısrarla bir kaç şey yaptık...

    [​IMG]



    Bu konuşmaya karşın Behçet Öcal, 18 Aralık 1977 tarihle Hürriyet´te daha farklı konuşuyordu; "Ürktüm, bütün vücuduma binlerce toplu iğne batıyordu sanki, top mermisini andırır parlak bir ışıktı, içinden biri kadın, üç kişi çıktı. Bana bir şey yapmayacaklarını, başka dünyalardan geldiklerini söylediler, neresi olduğunu açıklamadılar, bana sık sık görüneceklerini ve resimler göndereceklerini söyleyerek geldikleri gibi gittiler... bu haritada göremediğiniz, ışık ve renk ayrımı yapabilen bir cihazın altına tutulduğunda görülebilecek dünyalar da çizilmiştir. Haritada belirttiğim üzre, evrenin merkezi Kür´dür, Kür Sistemi´nin patlamasıyla evren oluşmuştur. Bizim güneş sistemimizin yanısıra, öteki sistemlerin adları, Morikon, Hulviz, Cemkon, Lev, Morsanit, Lakit ve Ars´dır..." Haluk E. Sarıkaya, haritada Güneş Sistemi´nin 5 cm. çapında bir dairenin içine sığdırıldığını, bunun dahi eğitimsiz bir çoban için başarı olduğunu yazıyordu. Behçet Öcal, görmüş olduğu UFO´nun eskizleriyle birlikte, başka çizimleri ve uzaylıların kendisine açıklamış olduğu bilgiyi içeren bir kitabın bulunduğunu ve bunu incelemek için bilim adamlarına teslim edebileceğini de ekliyordu.

    Sonuç olarak, Behçet Öcal olayı ile ilgili bilgiler bu düzeydedir, kendisinin halen nerede olduğu bilinmiyor. Ama olayın yapısı veya anlatımı sağlıklı görünmüyor; her ne kadar Ankara Toplantısı´ndaki söyleşi Öcal´ı deşifre etmek amacıyla yapılmamışsa da yani çelişkiler ve mantıksızlıklar göz ardı edilmişse de, sıradan bir çobanın böyle bir iddiaya neden kalkıştığı şaşırtıcıdır. Belki Öcal, gerçekten normalötesi bir olay yaşamıştır ama ne olduğunu görüldüğü kadarıyla anlatamamaktadır. Elindeki harita üzerinde ciddi bir bilimsel araştırmanın yapılmış olduğunu gösteren bir ipucu yoktur; sözünü ettiği profesör kimdir? Hürriyet Gazetesi, olayı medyada her zaman yapıldığı gibi, sadece bir haber olarak görmüş ve sonrası izlenmemiştir. Yine de, Behçet Öcal olayı, yurdumuzdaki fakir UFO literatüründe önemli bir yer tutar, benzeri iddialar yoktur, hele bir de harita gibi somut bir objenin varlığı... Behçet Öcal´ın kendince bir kurgu peşinde olduğunu not etmek kaydıyla son karar okurların ama en can alıcı soruyu da unutmamak gerekiyor çünkü bu uzaylıların işine akıl ermiyor; bir dağın başına inip, bir çobanla neden ilişki kuruyorlar ve neden eğitimsiz birine evrensel haritalar çizdiriyorlar?




    sonunda bitti bakın her açtığım konuda söylüyorum yine söylüyorum ... Konuyla ilgisiz mesaj yazmayın. Metatrondan rica ettim ilgisiz mesajları silecek. konuyu okumadan sadece başlığa bakıp yorum yapmayın içinizde yapan çok var daha sonra tartışma çıkıyo iş geyiğe dönüyo bende sinirleniyorum öyle ii paylaşım eline sağlık yazıp post kasmayın. konuyla alakalı seviyeli tartışma yapalım şurda. konu ile ilgili makale resim vb. bulanlarda buraya ekleyebilir

    saygılar...
     
    #6
  7. DarisTaN

    DarisTaN Forum Ustası

    Katılım:
    19 Mart 2006
    Mesaj:
    5,767
    Beğeni:
    0
    lem oku oku bitmez arşive ekliyorum bir ara bakarım

    ama yorumumu yapacam bekle.....
     
    #7
  8. Savaşçı

    Savaşçı Misafir Üye

    Şu bir gerçek;

    Uzayda hayatta var bizim deyimizle uzay'lıda var.. ;)
     
    #8
  9. iynx.Forever

    iynx.Forever En Agresif Üye

    Katılım:
    5 Mart 2006
    Mesaj:
    12,085
    Beğeni:
    4
    bende şunu biliyorum.. ben bursa da yaşıyorum.. her balkona çkışımızda neredyse bir kaç anormal seyirli gök cismi görüyoruz..... bizden başkası farkında mı bilmiyorum ancak, meela, ankaradan dönüşte, otobüsle giderken çok hızlı bir biçimde kaybolan anormal yıldız büyüklüğünde bişi gördük.. görüş alanımaızdan çıktı maalesef..... yani bilmediimiz bişi var. ancak ben bunların amerikanın veya dier devletlerin casus uyduları olabiliceği görüşündeyim.............
     
    #9
  10. seybat

    seybat Forum Ustası

    Katılım:
    12 Kasım 2005
    Mesaj:
    3,541
    Beğeni:
    0
    paylaşım güzelde baya uzun okumak imkansız.abi ben hala ufolara inanasım gelmio ya.buarada +10
     
    #10
  11. @51m©@n

    @51m©@n Forum Kalfası

    Katılım:
    29 Ekim 2005
    Mesaj:
    1,791
    Beğeni:
    0
    inanamıyoruz...teşekkürler...
     
    #11
  12. Shahzada

    Shahzada Çırak

    Katılım:
    6 Ağustos 2006
    Mesaj:
    6
    Beğeni:
    0
    site bu sitede fizik, ışınlanma, UFO larla ilgili bir çok döküman var güzel bir site ama bende karasızım bu ufo konusunda her ne kadar gördüm diyenlrein sayısı çok olsada tabi börde şöyle düşünmk lazım bu kadar geniş evrenimizde başka canlıların olması çokta garip değildir :p
     
    #12
    - Yönetici düzenlemesi: : 10 Eylül 2006
  13. MysteryX

    MysteryX Forum Ustası

    Katılım:
    18 Ağustos 2006
    Mesaj:
    2,593
    Beğeni:
    0
    abi benmde 2 sene önce yazlıkta annem . teyzem . ananem terasta otururken karşımızda büyük bi gök cismi belirdi ama okadar çok ışık saçıoduki gözlerimizi açamadık ilkten sarı bi ışığı yandı sonra kırmızı ardından o ışık kayboldu ve o cisim aniden gitti . Benm ki de böle bi olay .
     
    #13
  14. story_angel

    story_angel Daimi Üye

    Katılım:
    5 Şubat 2006
    Mesaj:
    251
    Beğeni:
    0
    ilginç özelikle çoban behçetin çizdiği gezegen haritası düşündürücü
    paylaşımın için saol
     
    #14
  15. gokhan32

    gokhan32 Forum Kalfası

    Katılım:
    21 Ağustos 2006
    Mesaj:
    1,629
    Beğeni:
    0
    tbr dostum gül araştırma tabiki bu koskacaa evrende yanlız başımıza olmamız da düşünülemezdi
     
    #15
  16. Ñïghtwât©H..

    Ñïghtwât©H.. Forum Ustası

    Katılım:
    17 Temmuz 2006
    Mesaj:
    7,965
    Beğeni:
    3
    Çanakkale´de kaybolan alay

    ÇANAKKALE´DE YOK OLAN ALAYI UFOLAR MI KAÇIRDI?

    Mustafa Kemal´in gizli gücü UFO´lar mıydı? Bermuda Üçgeni bizde de mi var? İngiliz gizli belgelerinden alıntılar..

    Anadolu UFO tarihçesini önümüze aldığımızda, en eski örnek olarak tarihçi Plutarch´ın yazdıkları karşımıza çıkar; Roma Generali Lucullus´un emrindeki lejyonlar, Pontus Kralı VI. Mithridates´in ordusu ile İÖ 72. yılında, Çanakkale yakınlarında karşı karşıya gelirler. Pontuslular´ın galip geleceği kesin gibidir çünkü sayıca üç misli öndedirler tam Roma ordusuna saldırıya geçecekleri sırada, gökyüzünde bir parlama olur ve silindir biçiminde, parlak gümüş renginde dev bir cisim yere iner. Her iki ordu da olayın karşısında, şoka girerler ve savaşı bırakarak geriye kaçarlar. Ötesi bilinmiyor.. İkinci olayımız daha yakın bir tarihten, 12 Ağustos 1915; Çanakkale´de Gelibolu Savaşları´nın tam göbeğindeyiz; 29 Temmuz´dan beri Suvla Koyu kıyısında bulunan İngilizler´in 4. Norfolk Taburu, 60.tepeye doğru yola çıkıyor. Taburu karşı tepede bulunan Yeni Zelanda 1.Sahra Birliği izlemekte. Norfolk Taburu, dere yatağına tırmanırken tepelerinde yere kadar inmiş bir bulut vardır. İngiliz askerlerinin öte yana geçmeleri için bulutun içinden geçmeleri gereklidir ve yollarına devam ederler yani buluta girerler. Ya sonra? İnanılması çok güç, yaklaşık 250 asker, karşı tepedeki Yeni Zelanda´lı askerlerin gözleri önünde tepenin bir yanından buluta girerler ama hiç kimse tepenin öteki yanında ortaya çıkmaz. Evet, yanlış okumadınız yaklaşık 250 ingiliz askeri, Çanakkale´de bir tepede yere inmiş bir bulutun içine giriyorlar ve bir daha da çıkamıyorlar.


    Çanakkale´de 267 asker yokoldu

    Böyle birşey olabilir mi? Savaş denen o cehennemin içinde, bu askerler bir yerlerde ölüp gitmişler ve kimlikleri belirlenemeden unutulup olamazlar mı? Ya da başka birşey mi? Yoksa her savaşta raslanan mistik öykülerden biri mi? Ama değil. Çünkü ortada belgeler var. Norfolk Taburu´nu gönderen İngiliz Ordu Komutanı Sir Ian Hamilton,´dur. Ve Sir Ian Hamilton İngiliz Savaş Bakanı Lord Kitchener´e gönderdiği günlük raporunda şöyle yazıyor; "..Türk direnişi yok gibiydi, bu arada Norfolk Taburu´nun Komutanı Albay Beauchamp´un 16 subayı ve 250 kadar askeriyle birlikte ilerlediği haberini aldım. Ama sonra hiçbir haber alamadım, kayboldular, hiçbir haber gelmedi ve hiçbiri geri dönmedi.." Bu askeri rapor, İngiltere Savaş Tarihi belgeleri arasında.

    Bir diğer belge ise İngiliz Savaş Tarihi Arşivi olan "Official History"nin Çanakkale bölümünden; Belgede Norfolk Taburu´nun adı geçiyor ve sonra devam ediliyor; " ..mevsimsiz ortaya çıkan bir sis tarafından birliğin hepsi yutuldu, bu sis, güneş ışınlarını güçlü bir biçimde yansıtıyordu hatta topçulara hedef gösteren gözcülerin gözleri kamaştı ve top ateşi kesildi. Bu 250 askeri bir daha ne gören, ne de duyan oldu.."

    Yokolan askerleri gören tanıklar

    Ne olmuştu?

    Bir albaya, 16 subaya ve 250 kadar askere ne olmuştu?
    Şimdi bir başka belgeye daha bakalım ama savaştan sonra yayınlanan bir belgeye. Biraz önce Norfolk Taburu´nun o garip buluta girip kaybolmasını gören Yeni Zelandalı askerlerden söz etmiştim, işte o bölüğe mensup üç askerin imzaladığı bir tutanak 1965´de askeri sansür kalktığı için açıklandı, tutanağın altında üç imza ve adresler vardı;
    Felix Reichardt: Künye no: 4165, Adres: Matata, Plenty körfezi.
    Robert Nevnes: Künye no: 13416, Adres: 157 King Street, Cambridge.
    Joseph Newman: Adres: 75 Freyberg Street, Octumoctai, Taur

    [​IMG]
    Ata Nirun Norfolk
    taburunun kaybolduğu
    60. tepede, tanıkların
    olayı gözledikleri yeri
    gösteriyor


    Acaba Yeni Zelanda´ lı bu üç istihkam askeri acaba ne yazmışlardı ? "12 ağustos 1915´de meydana gelmiş garip olayların bir dökümüdür. Bu olay, savaşın en şiddetli anlarında, gün ışığında Anzak Suvla koyu, 60.tepe´de meydana geldi. Gün ağarırken, gök berraktı, görünürde 7 veya 8 tane birbirinin tıpkısı, ekmek somunu biçiminde bulut vardı ve 60.tepe´nin üzerinde duruyorlardı. O sırada, 6 veya 8 kilometre hızda esen bir meltem olmasına rağmen, bulutların ne şekli, ne de yerleri değişiyordu. Tepenin 150 metre kadar üzerinde duruyorlardı. Bu bulut kümesinin tam altına gelen yerde, aynı biçimde bir bulut daha vardı, yaklaşık 250 m. uzunluğundaydı ve çok yoğundu, yapısı sanki katı madde gibiydi ve İngilizler´in bulunduğu savaş yerine 1 km kadar uzaklıkdaydı. Biz, 60.tepe´ye göre 90 metre daha yüksekte olduğumuzdan olayı üstten görebiliyorduk, bulutun rengi diğerleri gibi açık griydi, dere yatağına doğru ilerledikten sonra yere kadar indi, bu arada Norfolk askerlerinin 60.tepe´ye doğru yürüyüşe geçtiklerini ve duraksamadan alçalmış olan bulutun içine girdiklerini gördük. Ama bulutun içinden çıkan hiç kimse olmadı. Bu taraftan buluta girmeye devam eden askerleri görüyorduk ama öte yandan kimse çıkmıyordu, askerlerin sonuncusu da görünmez olunca, bulut yükünü alınca yerden yükselerek yukarda duran diğerlerine ulaştı. O ana kadar yukardaki bulutlar ilk andaki gibi yerlerinde duruyorlardı, yerden kalkan bulut, onların hizasına geldiğinde hepsi birden kuzeye doğru gitmeye başladılar ve üç çeyrek saat sonra gözden kayboldular... aşağıda imzası ve adresleri bulunan bizler, anlattığımız bu olayın kelimesi kelimesine doğru olduğunu beyan ederiz.."

    Çanakkale´de bulunan İngiliz şehitliklerinde Norfolk olayı ile ilgili sadece tek bir mezar bulunabildi. Ata Nirun ve ekibi yaptıkları araştırmalar sınucunda kaybolan alayın askerleri adına konulmuş sembolik bir mezar taşı buldular çünkü kaybolan askerlerin cesetleri asla bulunamamıştı.


    [​IMG]
    Çanakkale´de bulunan İngiliz şehitliklerinde
    Norfolk olayı ile ilgili sadece tek bir mezar
    bulunabildi. Ata Nirun ve ekibi yaptıkları
    araştırmalar sınucunda kaybolan alayın
    askerleri adına konulmuş sembolik bir
    mezar taşı buldular çünkü kaybolan
    askerlerin cesetleri asla bulunamamıştı
     
    #16
  17. Ñïghtwât©H..

    Ñïghtwât©H.. Forum Ustası

    Katılım:
    17 Temmuz 2006
    Mesaj:
    7,965
    Beğeni:
    3
    Ufo Raporları ve bilim

    Araştırmalar yetersiz,
    Bilim kuşkulu ve korku içinde ve ötesi...
    UFO´lar ve Bilim

    1970 yılında yapılmış bağımsız bir UFO Araştırması ilk kez yayınlandı. Aslında bilim adamlarının katıldığı ve birçok UFO tanıklığından derlenen bilgilerin sergilendiği bir panel 1970 yılında yapılmış, yanısıra da bilimsel çizgide kanıtların inandırıcılığı tartışılmıştı. Panel, Stanford´dan Elektrik Mühendisi Prof. Von R. Eshleman tarafından yönetildi. Ama panelde tartışılan kanıtlar inandırıcı değildi, yani bilinen doğal yasaların dışına çıkılmadığı gibi, dünyadışı yaşamın üzerinde hiç durulmamıştı. Panelle ilgili yayın, Stanford Üniversitesi Fizik Profesörü Peter Sturrock tarafından hazırlandı ve organize edildi. Tüm çalışma, "Society for Scientific Exploration" adlı kuruluş tarafından desteklendi ve aynı kurum çalışmayı "Açıklanamayan Fenomenleri Araştırma" başlığı altında tanımladı. Raporda, 9 fizik bilimcisi yer alıyor ve 8 UFO raporundan yola çıkıyorlardı. Bu raporlar en iyi veya en güçlü kanıtları içeriyorlardı.

    KAYNAKLAR: Stanford Üniversitesi-California/29 Haziran 1998 David Salisbury, Bilim Yazarı, Society For Scientific Exploration Marsha Sims, Yayın Yönetmeni, Journal of Scientific Exploration,

    Bilimsel araştırmalarda kullanılan UFO raporları veya tanıklıklarının geçmişi 50 yıllıktır ve daima derlenen bilgilerde bilinmeyen fiziksel oluşumlara ya da dünyadışı canlıların varlığına ilişkin yaklaşımlara yer verilmemiştir. Bazı görüşlere göre ise, açıklanabilir bazı gözlemler raporlara özellikle sokulmuş ve bu yöndeki sonuçlandırmalar raporda özellikle; "Dikkatle araştırılmış ve değerlendirilmiş bilgiler, UFO raporlarında öncelikle bilinmeyen veya bilimin tanımadığı fenomenlerle ilgilidir..." cümlesiyle tanımlanmaktadır. Ayrıca da, değerlendirmelerde objektivizme ve karşıt tezlere de yer verildiği eklenmektedir. Ulaşılan sonuçlar, 1968 yılında Colorado Projesi başlığı altında Dr. Edward U. Condon´un ulaştığı sonuçlardan farklıdır. Condon; "UFO´ların olası varlığı, gelecekte daha gelişmiş veya umulduğu gibi çok ilerlemiş bir bilimin danışmanlığı ile de çözülemez. Çünkü bilgiler yetersizdir." diyordu. Benzer bir yaklaşım yine 70´lerin başında American Institute of Aeronautics tarafından Astronautics´ Kuettner Raporu´nda yapıldı; üst düzeyde bilimsel analizlerin objektif anlamda yapılabilmesi için eldeki bilgilerin düzeltilmesi veya islah edilmesinin yanısıra süreklilik ve devamlı araştırma vurgulanıyordu,
     
    #17
    - Yönetici düzenlemesi: : 20 Eylül 2006
  18. Ñïghtwât©H..

    Ñïghtwât©H.. Forum Ustası

    Katılım:
    17 Temmuz 2006
    Mesaj:
    7,965
    Beğeni:
    3
    Galakside yanlız değiliz çünkü...

    "Çok gülünç; konuşulamayan, tartışılamayan bir antroposentrik (insanın evrenin tek varlığı ve merkezi olarak kabul edilmesi) içindeyiz, ümitsizce ve boş yere üstelik bir de kendini beğenmişlik psikozuna girerek, insanlığın 100 milyon milyar yıldızın içinde, çok özel ve üstün birşey olduğuna inanıyoruz."

    (Prof. Harlow Shapley-Harward Koleji Gözlemevi)

    Başımızı kaldırıp baktığımız zaman, ilk önce gezegensel sistemi görürüz, güneşler ve gezegenleri vardır; aynı oluşum bizim güneş sistemimizde olduğu gibi evrensel bir formdur. Bu bize aynı zamanda da oluşumun evrenselliğini kanıtlar yani sonsuz evrenin modeli, eşdeğer temel yasalar üzerine varedilmiştir ve eğer burada yaşam varsa her hangi bir yerde de olabilir. Bunu tartışmanın dahi gereği yoktur, temel sorun böyle bir yaşam merkezinin bize olan uzaklığıdır.

    Dışarının farkında olmak...

    Bir gezegen sistemine sahip olduğu düşünülen bize en yakın yıldız, 4.3 ışık yılı uzaklıkta bulunan Centaurus´dur. Dünyadan bir cevap almak amacıyla gönderilen radyo dalgaları 8.5 yılda bir gidip gelmektedir. Bu soru-cevap süreci, Tau Ceti yıldız sistemi için 22 yıldır; yüzlerce ve binlerce ışık yılı uzaklıktaki yıldızlara sinyal yollayıp cevap bekleme süresi ise, insanlığın tüm yaşam süresinden uzundur, uygarlıkların varoluş-yokoluş süreciyle ölçülebilir ve gönderilen basit bir radyo sinyalinden başka birşey değildir, fiziksel bir yolculuk olasılık dahi değildir. Şu anda ve hatta uzak gelecekte yıldızlararası mega uzaklıkların aşılmasını düşünmek, buruk bir hayale benzetilebilir. Ama uzaydaki yıldız adaları arasında zeki bir yaşamı aramak evrensel misyonumuzdur. 1960´da ABD Batı Virginia Ulusal Radyo-Astronomi Gözlemevi´nden Dr. Frank Drake´nin başlattığı "Ozma Projesi" ilk adımdı. Hedef olarak, güneş tipi iki yıldız olan Tau Ceti ile Epsilon Eridani seçilmişlerdi, her iki yıldızda da yıldızlararası hidrojen ölçümleri yapılmıştı. 150 saatlik bir gözlemden sonra Mayıs 1961´de Proje iptal edildi, sonuç elde edilememişti. Bir diğer neden ise teknik ekipmanın geliştirilmesi gereğiydi ve gerekli yatırıma izin verilmemişti. Ama Ozma Projesi, ilk adımdı ve sonrası gelecekti.

    İlişkiyi fark edemedik mi?

    Yıldızlararası sondaj sistemi çok güç bir iştir, örneğin beş derecelik bir alanda bulunan sıfır çekim alanında her çift göksel cisim (Buna Lagrange Düğümleri denmektedir. Joseph Lagrange´in-1736-1813 adı verilmiştir) incelendiğinde cisimlerin bir yörünge çizmeden durdukları belirlenmiştir. İşte bu düğüm noktaları, uzay sondajları için idealdir, bize gerekli ayrımı sağlarlar. Yani çekim alanı ve yörünge etkisi oluşturan gök cisimleri ayırd edebiliriz. Macar astronom Zoltan Kopal, bu düğümlerin uzay platformları oluştunrmak için ideal yerler olduğunu ileri sürmüştü. Neticede, tüm araştırmalar geleceğe ve çok uzak geleceğe yöneliktir, sonuçlar orada saklıdır. Dünyadışı bir zeka ile iletişim sağlamanın henüz kesin bir yöntemi ve belli bir sonucu yoktur. Fakat bütün bunlar bize aittir yani insanlığın ulaştığı teknoloji düzeyini ve bilimsel anlayışı gösterirler. Binlerce yıldan beri dünya atmosferinde UFO´lar ve garip uçan cisimler görülmektedir, belki de başka ırklar tarafından gözleniyor veya göz altında tutuluyoruz. Bu gözlem otomatik bir programın sonucunda elektronik göz ve kulaklar şeklinde olabilir, onların teknolojik güvenliğini aşamıyor olabiliriz, hatta dünyadışı teknolojiyi bizim teknolojimiz (radarlar, uçaklar, uydular vs. gibi) algılayamamaktadır. Çok uzun bir zamandan beri bizleri test ediyor veya teknolojik gelişimimizi izliyor olabilirler.

    Evrensel model bizim gibidir...

    Modern bilime göre UFO fenomeni açıklanabilir, tüm bilinmezliklere rağmen yine de açıklanabilir. Hava balonları, tanınamayan uçaklar, uydular veya uyduların kalıntıları olabilirler ama bütün bunlar geçmişte, binlerce yıl öncesinde yoktular. Tüm itirazlar ve bilimsel açıklamalar güncel teknoloji düzeyindedir ve işte rahatsız edici ya da kuşku verici olan da budur. Geçen yüzyıllarda oluşan ilişkiler, gizemli ziyaretçileri göstermektedir, belki de ilişkiler zaman geçtikçe daha izole ediliyordur. Tevrat´daki Peygamber Hezekiel´in gördüğü gök cismi veya Fatima´da yaşanan göksel olay birer UFO fenomeni olabilirler. Eğer olanların en azından bir bölümünü bir an için gerçek olarak kabul edersek, geçmişteki benzer olaylar daha halka açık gibidir, günümüze yaklaştıkça UFO olaylarının artık daha izole olarak oluştuğu, ıssız yerlerde gerçekleştiği, otoriteler yerine sıradan insanlarla ilişki kurulduğu görülmektedir. Bu bir yöntem olabilir mi? Dünyadışı bir ırk, bizim bildiğimiz anladığımız bir uygarlık sürecinin çok ötesine ulaşmış olmalılar, bizim uygarlık sürecimiz onların belki de yüzbinlerce yıllık uygarlık sürecinin yanında kısa bir zaman dilimidir. Onların otomasyon gözlem sistemi, bizler için tanımlayamayacağımız bir misyon olarak düşünülebilir. Ama bizim onların ne yaptıklarını ve düşündüklerini anlamamız önemli değildir, hatta algılamamız dahi güçtür, bizden farklı ve bizden çok eski bir uygarlığın bilimsel ve sosyal uzay-mantığını anlamamız mümkün değildir asıl önemli olan dünyadışı bir ırkın varolduğu kavramıdır ve buradan bir başka olasılığa doğru yola çıkacağız. UFO´ların açıklanamayan bölümü eğer gerçekseler ve dünyadışı bir uygarlığın ürünü bir teknoloji karşımızdaysa, bu uygarlığın temsilcileri hominid yani insansıdırlar. Ve eğer bu araçlarda insanımsı canlılar varsa bize benzeyebilirler, bazı gözlemcilerin tarifleri bu doğrultudadır. Öyleyse, insan türünü yaklaşık olarak evrensel form olarak düşünebiliriz, neden olmasın?

    Uzak geçmişten kalan çöpler!

    Eğer insan ırkı, dünyadışı kökenliyse ve bir görüşe göre 40.000 yıl önce dünyaya gelindiyse ve sonra uygarlık çöküp, "Ana Kültür" kaybolduysa, geçmişle ilgili bilgimizi bir daha gözden geçirmekte yarar vardır. Her ne kadar 40.000 yıllık süre, dünyanın yaşam sürecinin yanında çok az görünse de, insan uygarlıklarının bildiğimiz tarih sahnesindeki yaşam sürelerinin 3.000 yılı aşmadığı da görülmektedir. Yanısıra, uygarlıkların süreci insan ömrüyle de doğru orantılı yani ilişkilidir, yaşam süresinin uzunluğu uygarlıkları da etkilemektedir. Ama yıldızlararası canlıların yaşamı çok daha uzun olabilir ve bu da daha uzun uygarlıkların göstergesidir. Belki de geçmişi simgeleyen kutsal kitaplardaki insanların çok uzun yaşadıkları iddialarının altında bu vardır. Dünyadışı köken görüşünün olasılığı sanıldığı kadar az değildir, üstelik bilim kurgu gibi görünmesi aksine destekleyicidir. 40.000 yıl tezinin ötesinde, milyonlarca yıl evvel dünyadışı uzay araçları çok yaşlı yıldızlardan gelip, binlerce yüzyıllık kendi uygarlıklarını getirmiş olabilirler. Öyleyse izler bırakmış olmalıdırlar. Elbette ki, bu düşünce şekli, üzerine ipotek konulmuş bir varsayımdır, kültürel ve fiziksel gelişimimizin temelinde uzaydan gelen başka kültürlerin bulunduğunu kabul etmemiz için bize kanıt gerekir. Peki bu kanıtlar gerçekten var mıdır?

    Küp ve kap paradoksu

    1885´de Silezya´da bir kömür madeninde, jeolojik bir kömür bloğunun içinde garip bir cisim bulundu. Kömür yatağının geçmişi on milyon yıl öncesine dayanıyordu yani içindeki cisim on milyon yıl önce oraya gelmiş olmalıydı. Bu cisim 67x47 mm. ölçülerinde 737 gr. ağırlığında geometrik bir cisim yani bir küptü. İki yüzü ovaldi, öteki yanında ortasına kadar ulaşan bir yarık vardı. Yapılan analizlerde, nikel-karbon karışımı bir çelik yapı belirlendi. Sülfür oranı azdı ve doğal pirit oranı yeterliydi. Bilindiği gibi çelik, doğal değildir, bir fabrika üretimidir yani kimyasal bir sonuç veya üründür. Bazı uzmanlara göre, cisim yapaydır çünkü doğada gerekli kimyasal oluşum zincirinin raslantısal olarak böyle bir sonuca ulaşması hele geometrik bir cismi ortaya çıkarması mümkün değildir. Gizemli küp, 1910 yılına kadar Salzburg Müzesi´ndeydi. Eğer bu küp, milyonlarca yıl evvel kömür yatağına gömülmüşse ve yapaysa, insanoğlu tarafından yapılmadığı anlaşılır. Acaba, bu garip cisim milyonlarca yıl önce dünyayı ziyaret eden bir uzay aracının bıraktığı bir çöp olabilir mi? Bir diğeri daha var; Çan şeklinde bir kap düşünün, 10x15 cm. boyutlarında, tabanı 5 cm. çapında, kalınlığı 31 mm. çinko renginde ve metalik bileşiminde önemli oranda gümüş bulunuyor. Bu tuhaf ve bilinmeyen kap, yüzeyin 4.5 m. altında bir pudra kayasının içinde bulundu. Bu kap da, yukardaki küp gibi doğal değil, yapaydı ve bir kayanın içinde ne işi vardı? Daha bunlar gibi neler keşfedilebilir? Kaya oluşumlarının içinde daha neler gizlidir?

    [​IMG]

     
    #18
  19. Ñïghtwât©H..

    Ñïghtwât©H.. Forum Ustası

    Katılım:
    17 Temmuz 2006
    Mesaj:
    7,965
    Beğeni:
    3
    Devamm

    "8 milyon gezegende yaşam vardır..."

    Görüldüğü gibi, galaksideki farklı kültürler arasındaki iletişim ve ilişkinin anlamı ana sorundur, ilişki kurulmuş olabilir veya kurulmuştur ama farkında değilizdir. Hatta öylesine belirgindir ki ama bizim algımızın ötesinde kalmaktadır. Bir diğer olasılık da, kendi çöplüğümüzde eşinirken çevreyi göremememiz olabilir. Üzerine ipotek konulmuş galaktik uygarlık modellerinin ve uzay uçuşları potansiyelimizin yaratıcıları olan fizikçiler arasında Dr. Lipp, von Hoerner ve Dr. S.S. Huang sayılabilirler. Von Hoerner galaktik uygarlıklar için şöyle diyor; "Umuyoruz ki, uygarlıkların arasındaki ilişki 200-300 parsek gibi kısa uzaklıklarda Bir parsek 3.26 ışık yılıdır), yoğundur. Ama bu da uzun zaman dilimleri gerektirir ve eğer çok büyük uzaklıklarda aktif bir ilişki varsa bunu farkedemeyebiliriz yani bizim ömrümüz yetmez. Bir diğer handikap da, gezegenimizi çevreleyen elektromanyetik radyasyon kuşaklarının yarattığı engelleyici alanlardır. " Prof. Carl Sagan, NASA´da görevliyken en yakın on dünyadışı uygarlığın en iyi olasılıkla 1000 ışık yılı uzakta olduğunu söylüyor ve olmaları gerekir, diyordu. Dr. Huang´a göre ise, galaksimizde % 3 ile 5 arasında zeki canlıların yaşadığı gezegensel sistemler vardır ve bu da yaklaşık 5 ile 8 milyon gezegende yaşam olduğu anlamına gelir.

    Galaktik zeka yokolmak istemiyor;

    "Life, Mind and Galaxies-Yaşam, Düşünce ve Galaksiler" adlı kitabın yazarı olan Dr. Axel Firsoff, evrenin geleneksel özelliğinde yaşamın varolduğunu yazıyor ve galakside zekalar arası ilişkinin bir yasa olduğunu ekliyordu, aynen nükleer ve biyolojik prensiplerde olduğu gibi... Belki de bilemediğimiz galaksinin çekirdeğinde, bu tür bir oluşum vardır ve elementer parçacıklar yaşamsal enerjiyi dışa yaymaktadırlar. Bu bir tür "İlahi Yaradılış" olarak düşünülebilir. Belki de, insan formu veya insandışı formlar ne olursa olsun zeki canlılar böyle oluşmuştur. Uzay yolculuklarının şu anki düzeyi, gelecek için güvencedir ve galaksimizde bu yolculuklara çok öncelerde başlamış olanlar olmalıdır çünkü galakside bizim dışımızda yaşamın varolduğu bilimsel bir gerçektir. Bu yolculukları yapanlar uygun gezegenlerden, bir başka uygun gezegene geçerek yaşamı taşıyabilirler. Kendi aralarından bazılarını bir gezegende bırakarak bir tür galaktik döllenmeyi uyguluyor veya zekasal devamlılığı sürdürüyor olabilirler. Bir diğer olasılık da, güneşlerin yaşam süresinin sona ermesi nedeniyle, yıldızlararası göçtür, bir gün bizim güneşimiz de insanlığın yaşamını sürdürmesi için yeterli ve yararlı olmayacak, kritik sıcaklık düzeyini aşarak, iç gezegenleri yok edecektir ve dünyamız da iç gezegenlerin üçüncüsüdür (Merkür, Venüs ve Mars gibi). O zaman, yaşam dış gezegenlere taşınmış olacaktır, insanlık buna yaşamını sürdürebilmek için mecburdur.

    Yeni bir güneşin arayışı içinde olacağız...

    Jüpiter ve Satürn gibi gezegenlerin atmosferi, büyük hacimlerine karşın düşük yoğunlukta olmaları yasamsal değildir ama milyonlarca yıl sonra güneşin artacak olan ısısı sonucunda buharlaşarak yoğunlukları artabilir. Ve insan yaşamının genetik olarak çevreye uyum sağlaması gerçeği gözden kaçırılamaz ve uygarlık yapay olarak kendini koruyacak çevreyi de yaratabilir. Çok uzun bir zaman sonra ise, güneşimiz maksimum büyüklüğe ulaşacak ve soğuma dönemi başlayacaktır, ısısını yitirerek içine doğru büzülen güneş kızıl bir cüce olacak ve dış gezegenler tamamiyle donacaktır. Buraya gelinmeden çok önce insanlık, yaşamını sürdürebilmek için yeni ve genç bir güneşi bulmuş olacaktır, bunlara G tipi yıldızlar denir ve milyonlarca yıllık dengeli yaşamları vardır. Öyleyse ihtiyaç olduğunda, zeka varlığını korumak için kendini bir başka yere taşıyacaktır ve de taşımıştır. Yaşamın devamlılığı kavramı ve galaktik göç modeli ya da örneği galakside yeni birşey olamaz. Tsiolkovsky, kolonileşmenin sadece evrim için olmadığını, ana nedenin yaşamın galakside bir yerden bir yere sıçraması olduğunu söylüyordu; bu amaç yaşamın ve zekanın yayılması olarak düşünülebilir ama sonuçta yaşamın ve zekanın temel karakteri veya özüdür. Eğer zeki canlılar yeni dünyalara göç ediyorlarsa yanlarında bitki tohumları, çeşitle hayvanlar bulunmaktadır, böylece temel tarım başlatılacaktır. Böyle bir göçte, gidilen gezegende yaşamsal ortam hazırlanabilecektir ama bu geçiş yani göç aynen şehirlinin köye göç etmesine benzetilebilir yani kentin uygar ortamı kırsal kesimde olmayacaktır. Zaman içinde, baştan başlanacak ve teknolojik gelişim sağlanacaktır ama uzun bir zaman sonra da geçmiş unutulacak ve efsanelere dönüşecektir. Az ve öz bir sonuç olarak insanlığın bu dünyada varedildiği doğru değildir, insanlık bir başka dünyada varolmuş denebilir. Dini metinler, mitler çok uzak geçmişin hatta atalarımızın ötesinin anıları olarak düşünülebilir. Örneğin "Tufan" olayı ve Nuh´un Gemisi bir başka gezegende yaşanan kıtaların sular altında kalma olayını ve bir uzay aracını simgeliyor olabilirler. Adem ile Havva, Şeytan ve elma veya cennetten kovulma öykülerinde olduğu gibi...

    Evrene dikkatle bir göz atarsak, devamlılığın uzun dönemli gelişimlerle sağlandığını görürüz, başka canlılar galaksi içinde oradan oraya gidiyor olabilirler, bizler henüz yarım yüzyıldır galaksinin farkındayız ve daha ancak uydumuza gidebildik. UFO´ların bazıları dünyadışı otomasyon gözlem araçları olabilirler, birileri bizi ve daha birçok yeri sistematik olarak izliyor, kendilerinde denetliyor da olabilirler. Çok uzak geçmişte kolonileşen bu gezegenin evriminden sorumlu da olabilirler. Öyleyse şöyle veya böyle bizler geçmişimize veya uzak atalarımıza karşı sorumluyuz. Anavatanımızın özlemini çarpıtılmış da olsa, belki de dinsel platformda arıyor veya gideriyor olabiliriz. Ama unutmayalım ki, şu an yaşadığımız gezegen, çok uzak torunlarımızın anavatanı olacaktır...

    "İnsanlığın birkaç bin yıldan beri varolması ne garip bir iddiadır; ya birkaç milyon yıldan beri varolduysak? Ve oralarda ne yaptığımızı bilmiyorsak? Bu bir olasılık kuramıdır ve bize gezegenler arası konumumuzu gösterebilir."

    (Konstantin E. Tsiolkovsky 1857-1935-Rus roketçiliğinin babası)
     
    #19
  20. Ñïghtwât©H..

    Ñïghtwât©H.. Forum Ustası

    Katılım:
    17 Temmuz 2006
    Mesaj:
    7,965
    Beğeni:
    3
    ABD ile uzaylılar anlaşma sağladı...

    Son yıllarda ABD´de dünyadışı canlılar konusunda ilginç olaylar oluyor. İçlerinde Başkan´ın, Yardımcısı´nın, CIA Başkanı´nın ve başka önemli yetkililerin bulunduğu çok gizli bir grup, 1948, 1982 ve 1988´den beri dünyadışı canlıları konuk ediyorlar, gizli ortak üsler kuruyorlar.

    Bu sayfalarda okuyacağınız bilgileri veren kaynaklara göre, tüm anlatılanlar ABD Hükümeti tarafından "Çok Gizli" olarak tanımlanıyor. Ve yine aynı kaynaklara göre, ABD´de geçerli olan "Bilgi Özgürlüğü Kanunu" nun kapsamına alınmadığı gibi, ABD Hükümeti aşağıda anlatılan olayların hiçbirisinin doğruluğunu kabul etmemekte. Fakat, anlatılanların tümünün gerçek olduğu iddia edilirken, sadece ABD´nin değil daha birçok hükümetin benzeri gerçekleri sakladıklarını ve daha da ötede bu konularda konuşanların susturuldukları da belirtiliyor.

    Anlatılanlar ve kimliği saklanan tanıklarla yapılan görüşmeler büyük bir gizlilik içinde gerçekleştirilmiş, ses ve video bantlarından isimler özellikle silinirken, konuşanların kimlikleri titizlikle saklanmış. Öyleyse, bu durumda anlatılanların doğruluğundan nasıl emin olunabilir? Buna verilen cevap ise şöyle; "Bu tanıklar, Amerikan Hükümeti´nin ´Çok Gizli´ düzeyi ile olan ilişkileri, verdikleri isimler ve kaynaklar bakımından inanılır ve güvenilirdir. Tanıklar, görev yaptıkları dönemin istihbarat servislerindeki personelin adlarını ve rütbelerini doğru olarak biliyor ve anlatıyorlardı ve bunlar en ciddi düzeyde araştırılarak doğrulandı."

    [​IMG]


    Gizemli bir grup

    Birkaç yıl evveline dönelim, UFO Araştırmacısı William Moore "Dünyadışı Canlıların Biyolojik Varlıkları" adlı bir radyo programı yapıyordu. İkinci programın sonrasında, bir telefon aldı. Arayan eski bir istihbarat görevlisiydi, 9 arkadaşı adına konuşurken, "Dünyadaki Yabancı Varlıklar"la ilgili dökümanları Moore´a verebileceğini söylüyordu. Moore, ikna olarak konuşmayı kabul etti ve konuşmalara ve konuşmacılara "Falcon" kod adı verildi. Bu arada Moore, Jamie Sanders adlı bir tv yapımcısı ve yönetmeninden yardım isteyerek, görüşmelerin videoya kaydedilmesini planladı. Bu aşamanın ardından, Falcon kod adlı ama gerçek adı "MJ 12" olan grupla çalışmalara geçildi. Peki, "MJ 12" neydi? Bu özel grup, ABD içindeki UFO faaliyetlerini araştırırken, "Dünyadaki Yabancı Varlıklar" la da ilişkileri yönlendirmekle görevliydi.

    Yani resmen, İnsanlık ile "Dünyadaki Yabancı Varlıklar´ arasındaki politikayı belirliyorlardı. Çalışmalar sürdürülüyor, kararlar veriliyor, Başkan´ın onayına sunuluyor ve politika uygulanıyordu. Yani ABD Başkanı´nın "Dünyadaki Yabancı Varlıklar"dan haberi vardı... Falcon´a göre, "MJ 12" 1950´lerde bizzat Başkan Truman´un emriyle kurulmuştu ve bu emrin belgesi de vardı, Falcon bu belgeyi gösteriyordu. Ek olarak da, 1947´de, New Mexico Roswell´e düşen UFO´nun ve içindeki dünyadışı canlıların cesetleri hakkında bilgi veren "MJ 12" dökümanları bulunuyordu. Bu dökümanlarda dönemin Başkan´ı Eisenhower´in imzası bulunuyordu. Aşağıdaki satırlar teyp kasetinden aynen alınan bir bölümdür.

    Bu İncil başka bir İncil,

    Falcon´un sesi: " MJ 12, 1950´lerde, hükümetin içinden seçilen bir grup insanla oluşturuldu. Görevleri, UFO´larla ilgili araştırmalar yaparak, elde edilen bilgileri derlemekti. En önemli amaçları, UFO´larla ilgili bilgileri, bilimsel olarak geliştirmek ve teknolojimize yardım sağlayacak şekilde analiz etmekti. "MJ 12"´nin üyeleri arasında, ABD Başkanı, Başkan Yardımcısı, Merkezi İstihbarat Örgütü "CIA" Başkanı ve Ulusal Güvenlik Danışmanı da dahildiler. "MJ 12"nin yönetim merkezi ise, Washington DC´deki Deniz Kuvvetleri Gözlemevi´ydi ve ABD Deniz Kuvvetleri "MJ 12" politikalarıyla ilgili faaliyetlerin tümünde öncelikli sorumluluğa sahipti. Deniz Kuvvetleri personeli tarafından derlenen tüm bilgiler, analiz edilmek üzere "Aquarius" kod adıyla komutanlık merkezine aktarılıyordu."

    Falcon devam ediyor; " MJ 12´nin kendi arasında ´İncil" adıyla tanınan bir kitap veya basılı bir dosya vardı. Bu kitapta, Truman döneminde, ABD´nin misafiri olan üç dünyadışı yabancı anlatılıyor ve tüm ayrıntılar veriliyordu. Ayrıca kitapta, dünyadışı canlılardan alınan teknolojik ve tıbbi bilgiler, onların kendi gezegenlerindeki sosyal yaşamları, Roswell´de bulunan cesetlere yapılan otopsilerin sonuçları ve evren ile ilgili bilgiler de yer alıyordu. Ama bu kadar değildi, devamı da vardı, 1988 yılında gelen ve yine ABD´nin konuğu olan ve dev bir gizlilik perdesi altında saklanan ikinci bir dünyadışı canlı grup daha anlatılıyor."

    "Dünyaya bugüne kadar üç ayrı dünyadışı canlı türü geldi.."

    Falcon sürdürüyor; " Bir diğer kitap daha var adı "Yellow Book" bu ise son olarak gelen iki dünyadışı canlı tarafından yazılmış. Kitapta, geldikleri gezegeni, Güneş Sistemi´ni, diğer güneşleri, kültürlerini, kendi toplumlarını ve dünyada nasıl yaşamlarını sürdürdüklerini anlatıyorlar." Bu noktada Falcon´a önemli bir soru soruluyor, dünyadışı canlıların kökenlerinin neresi olduğu soruluyor; Falcon açıklıyor; " Zeta Reticuli takımyıldızından geliyorlar. Bu takımyıldız onların ilk evi değil." Bu noktada hemen akla gelen biri var, bir dönem hükümet adına çalışan hipnoz uzmanı ve fizikçi Bob Lazar dünyadışı canlılar tarafından kaçırıldığını iddia eden ünlü Betty Hill´i hipnoz etmişti ve Hill 1961 yılında yapılan bir seansta hipnoz altındayken Zeta Reticuli yıldız sistemini tıpatıp tarif etmişti. Ama, dünyalı astronomlar bu takımyıldızı ancak 1969 yılında ilk kez gözlemleyebildiler ve buldular. Öyleyse,arada kesin ama garip ilişkiler vardı ama bu ilişkilerin arasındaki bağ açıkça görülemiyordu.

    Şimdi Falcon grubundan bir diğer kişiye geçelim, onun kod adı "Condor". Condor, ABD Hükümeti ile dünyadışı canlılar arasında yapılan anlaşmalardan söz ediyor; "ABD Hükümeti ile dünyadışı canlılar arasında imzalanan anlaşmaya göre, ABD Hükümeti dünyadışı canlıların varlığını açıklamamayı kabul ederken, onlar da insan toplumuna yani dünyaya karışmamaya söz veriyorlar. Ayrıca ABD, dünyadışı canlılara özel bir bölgede, çok gizli tutulmak kaydıyla bir üs de veriyor. Söz konusu yer Nevada´daki 51.Bölge ya da öteki adıyla "Dreamland-Rüya Ülkesi" olabiir." Şimdi söz yine Falcon´da; "Dünyadışı canlılar bu bölgede üslendiler yani Nevada´da. Benim bildiğime göre 1948 veya 1949´dan günümüze kadar üç ayrı dünyadışı canlı türü dünyamızı ziyaret etti veya konakladı, dünyada ilk dünyadışı bir canlı New Mexico Çölü´ndeki kazadan sonra ele geçirildi. Dünyadışı canlının adı EBE´idi. Hükümet tarafından üç yıl konuk edildi ve bakıldı.Ondan kültürleri, ırkı ve araçları hakkında çok şey öğrenildi. Diğer bir dünyadışı canlı ise, bir değişim programının parçası olarak, ABD Hükümeti´nin 1982 yılından bu yana konuğu oldu."

    "400 yıl yaşıyorlar ve çok zekiler..."

    Birçok görgü tanığının çizdikleri resimlerin yanısıra, Falcon dünyadışı canlıları şöyle tanımlıyor; "Boyları yaklaşık bir metre ile bir metre on santim arasında değişiyor. Böcek gözüne benzer çok büyük gözleri var ayrıca birer iç göz kapakları bulunuyor. Yaşadıkları gezegende, gündüzleri güneş ışığı bizimkinden iki veya üç kez daha fazla. Onlar da dişi ve erkek olarak iki cinsiyetteler. Bizim burnumuzun olduğu yerde iki küçük delik var ve küçük bir ağıza sahipler. Bildiğimiz türde dişleri yok, dişlerin yerinde çok sert kauçuk benzeri bir alan bulunuyor. İç organları çok basit, kalbin ve ciğerlerin görevini tek bir organ yapıyor. Yine çok basit bir sindirim sistemleri ve büyük olasılıkla gezegenlerindeki çok güçlü güneş ısısı nedeniyle sertleşmiş ama son derece elastiki bir deriye sahipler. Beyinleri ise, bizimkinden çok daha karmaşık ve çok daha fazla kıvrım görülüyor.

    Bizim görme sistemimiz beynimizin arka tarafından yönetilirken, onların ki beyinlerinin önündeki bir merkezden yönleniyor. Duyma yetileri bizlerden hatta köpeklerden bile çok ötede. Böbrek ve mesane sistemi de tek bir organ halinde, onlar da atıkları vücudlarından atıyorlar ama katı atıkları sıvıya dönüştüren ve bilimcilerimizin bir türlü tam olarak çözümleyemedikleri ekstra bir organları daha var. Ellerinde baş parmak yok, dört parmakları bulunuyor, ayakları küçük ve parmak araları perdeli. Yaşamları ortalama olarak bizim zaman ölçümüze göre 350-400 yıl arasında. Aslında genel olarak sürüngenlere benziyorlar. Bilindiği gibi dünyada bazı sürüngen türleri 500 yıl yaşayabiliyorlar. Bir timsahın 850 yaşında olduğu resmen açıklanmıştı. Ve tabii çok zekiler, eğer IQ ölçüsünü alacak olursak, IQ dereceleri 200´ün üzerinde." Falcon dünyadışı canlıların sosyal yaşamları hakkında da bilgi vererek konuşmasına devam ediyor; "Onların da bir dini var, evrensel bir dine sahipler. Evreni Tanrı olarak kabul ediyorlar. Sevdikleri müzik türü eski Tibet müziğine çok benziyor. Genelde sebzeleri severek yiyorlar, dünyada en çok dondurmayı sevmişler, en çok da çilekli dondurmayı..." Şimdi Falcon´u bırakıp, adını saklamayan birine geçiyoruz;

     
    #20
Yükleniyor...