Futbol Kulüpler Tarihi | Page 2 | Wardom Bilginin Adresi, Forum ve Bilgisayar Güvenliği

Futbol Kulüpler Tarihi

SimeVrsaljko

Forum Ustası
We are the best; Nottingham Forest!(biz en iyiyiz; Nottingham Forest)





1865 yılında kurulan ve peşpeşe kazandığı iki Avrupa şampiyonluğu ve tarihi geçmişiyle sadece İngiltere'nin değil, tüm Avrupa'nın en köklü kulüpleri arasında gösterilen Nottingham Forest bugünlerde eski performansından hayli uzakta olsa da ebedi bir çınar..

1865 yılında kurulan ve peşpeşe kazandığı iki Avrupa şampiyonluğu ve tarihi geçmişiyle sadece İngiltere'nin değil, tüm Avrupa'nın en köklü kulüpleri arasında gösterilen Nottingham Forest'in bir ilginç özelliğiyse Premier League devlerinden Arsenal ve Liverpool'un zamanında bu kulüpten aldıkları forma desteği sebebiyle hala kırmızı-beyaz renkleri kullanıyor olmaları..



Bir numaralı ezeli rakipleri Notts County’den (dünyanın en eski futbol takımı) 3 sene sonra 1865'te kurulan Forest maçlarını 30.602 seyirci kapasiteli City Ground'da oynuyor. Bugünlerde eski performansından hayli uzakta olduğu gözlenen Nottingham Forest'in tarihiyse muhteşem zaferlerle dolu..

'Koca Kafa' lakaplı Brian Clough’ın önderliğindeki Forest 1976-77 sezonunda birinci lige çıkmayı başardı. Ertesi sezon ise, inanılmaz bir olayın altına imza atarak Forest takımı şampiyon oldu.
"Kırmızlar" bununla da kalmayıp, 1978-79 sezonunda İsveç temsilcisi Malmö’yü final maçında mağlup ederek Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupasını kazandı. Forest 1979-80 sezonunda, dünyanın en iyi kalecilerinden biri olan Peter Shilton’un büyük payıyla Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası final maçında Hamburg’u 1-0 mağlup ederek bir sene önceki "Avrupa Şampiyonu" ünvanını korudu. Rüya dönemininin rüya kadrosunda Shilton ile birlikte sağ bek Viv Anderson, orta sahada Martin O’Neill, ve kanatlarda da John Robertson ve golcü Trevor Francis göze çarpıyordu. Francis aynı zamanda İngiltere’de transferi 1 milyon £ üzerinde olan ilk oyuncuydu.



'Koca Kafa' bir şeyi söyledi mi gerçekten söylemiştir..
Birkaç saat sonra Avrupa şampiyonu olmak için sahaya çıkacak olan Forestlı oyuncuların heyecanları yüzlerinden okunuyor olsa da Koca Kafa'nın onlara gerekli enerjiyi sağlayacak konuşmayı yapacağından hepsi emindi. Lobiye inen Brian Clough takımın santrforu Garry Birtles'ı gördü ve "Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası finaline çıkacağız ve sen traş olmamışsın. Odana geri dön ve traş ol" diye çıkıştı. Garry Birtles da öyle yaptı ve odasına çıktı. O gece Nottingham Forest, bu yüzden Şampiyon Kulüpler Kupası Finali'nin başlamasına 45 dakika kala Münih Olimpiyat Stadı'na gelebildi.

Clough’ın ardından takımı 3 yıl çalıştıran Frank Clark kadroya kattığı Dean Saunders gibi iyi oyuncularla sezona iyi başlamak istedi. Ancak bu transfer bile ardarda gelen yenilgileri engelleyemedi ve Clark’ın işine son verildi. Clark’tan sonra Dave Bassett başa geçti. Bu dönemde de kadroya Celtic’ten Pierre van Hooijdonk dahil edildi, ancak Forest ligi sonuncu sırada bitirmekten kurtulamadı. Nottingham ekibi 1997-98’de 2. lig şampiyonu olarak Premiership’e geri döndü ancak sıkıntı verici gelişmelerden de bir türlü yakasını sıyıramadı. Hooijdonk ve Kevin Campbell’ın yaptıkları bir "grev" sonucu yine düşüş yaşandı. Campbell Trabzonspor’a satıldı, bunun üzerine Hooijdonk ise oynamayı hepten reddetti. Ancak Hooijdonk bir süre sonra yine sahalara dönmesi de bir fayda etmedi ve Bassett'ta Ocak 1999’da Forest’tan kovuldu. Ve bir daha da Premiership’i göremediler…

Bassett yerine David Platt takımın başına geçti. 1999-2001 arasında çalıştıran David Platt, finansal kaynakları sınırlı olan kulübe, büyük umutlarla transfer edilen ancak beklenen sonuç alınamayan Gianluca Petrachi ve Salvatore Matrecano gibi transferlere büyük harcanması sonucu kulüp bir kısmını hala ödediği borca girdi.



Forest’ın başlıca ezeli rakipleri, kendi yöresinde bulunan Notts County ve Derby County takımlarıdır. Leicester City taraftarlarının ise, tarihinde 2 kez Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası’nı alan Forest’a karşı tek taraflı bir nefreti bulunuyor. Leicester City taraftarları Forest'tan nefret ediyorlar ancak Forestlılar Leicester'a karşı herhangi bir nefret beslemiyorlar. Sebebi ise, Forest'ın tarihlerinde Leicester’a karşı 3-0’dan büyük hezimetlerin yaşamamasıdır.

Fair-play ölmedi, Nottingham'da yaşıyor!..
İngiltere'de düzenlenen Carling Kupası dünyada eşine az rastlanan bir centilmenlik örneğine sahne oldu ve gerçek bir fair-play örneği yaşandı. Leicesterlı oyuncular, Nottingham Forest kalecisi Paul Smith topu filelere gönderirken, sadece seyrettiler ve alkışladılar.
Leicester takımının teknik direktörü Gary Megson, bu jestin 28 Ağustos'ta oynanan ilk maçta, oyuncusu Clive Clarke'ın kalp krizi geçirmesinin ardından oyunun durdurulduğu sırada Nottingham Forest'ın 1-0 önde olması nedeniyle yapıldığını söyledi. Leicester, 1-0 mağlup başladığı karşılaşmayı 3-2 kazanarak, kupada tur atlamayı başardı.

 

ysunshine

Forum Ustası
Chelsea ve mavi tarihi...



Temsilcimiz Fenerbahçe’nin çeyrek finaldeki rakibi Chelsea Türkiye’nin gündemi fazlasıyla meşgul ediyor. Londra ekibinin özellikle Rus petrol zengini Roman Abramovich’ine satışından sonra ekonomik anlamda yaptığı transferler hep akıllarda. Hızlı ve plansız büyüyen Chelsea’yi, kulübün geçmişini ve yakın tarihini ele aldık…


KULÜP GEÇMİŞİNDEN KISA BİLGİ...

İngiltere Premier League'de mücadele eden 6 Londra ekibinden biri olan Chelsea 1905 yılında kuruldu. Kurulduğu ilk yıl Ada'nın en prestijli mücadelesi olarak kabul edilen FA Kupası'nda finale kadar yükseldi. O dönem büyük savaşlar içinde geçen dünyada Chelsea aynı 2000'li yıllarda olduğu gibi yaptıkları transfer ile ün kazandı.

Lakabı The Blues (Maviler), daha önceki lakabı ise The Pensioners (Emekliler veya Memurlar) olan Chelsea şu ana kadar 3 İngiltere Premier Ligi şampiyonluğu, 4 FA Kupası, 4 Lig Kupası ve 2 Avrupa Kupa Galipleri Kupası kazanndı. Maviler ilk lig şampiyonluğunu 1954-55 sezonunda yaşamıştır. Kulüp 1970-71 ve 1997-98 sezonlarında Avrupa Kupa Galipleri Kupası'nı, 1998 yılında da Avrupa Süper Kupası'na uzandı.

1905 doğumlu kulüp maçlarını Kuzey Londra'da bulunan 40.055 kişi kapasiteli Stamford Brigde Stadyumu'nda oynuyor. 28 Eylül 1877'de inşa edilen Stamford Brigde ilk zamanlar Londra Atletizm Kulübü tarafından kullanıldı. O dönem 100 bin kişi Stamford Brigde'da bu mücadeleleri takip edebiliyordu. Stadın futbol zeminine oturtulmasıyla etrafı kapandı ve kapasitesi küçültüldü. Bir dönem Chelsea Stamford Brigde'i satılığa da çıkarmak zorunda kalmıştı ki kulübün geçmişini kurtaran başkan Ken Bates tekrar Londra ekibine stadyumu kazandırdı.

1 pounda satılan kulüp!

1970'lerin sonu ve 1980'li yıllarda başarısızlıklar yaşayan ve alt lige düşen Chelsea, 2003'ün Haziran ayında Rus milyoner Roman Abramovich tarafından 140 Milyon Pound ödenerek satın alındı. Özellikle 1980'li yıllarda Londra ekibinin yaşadıkları kabus gibiydi. Stadyumları olan Stamford Brigde'i geliştirme çabaları ve bazı tutarsızca yapılan harcamalar kulübü ekonomik anlamda altüst etti. Yıldızlar bir bir satıldı. Chelsea'nin Abramovich'ten önce kurtarıcı Ken Bates oldu. Ken Bates maddi anlamda çöken ve 3. Lig yolu gözüken takımı sadece 1 pounda satın aldı.

1983/1984 yılında alt lige düşen Chelsea, 2. Lig'den kurtularak şampiyonlukla lige tekrar döndü. Ken Bates kulübün ekonomik değerlerini diriltme amacındaydı. Chelsea'nin başarıdan uzaklaştığı bu yıllar takımın Premier League kurulduktan sonra 1994'de FA Kupası'nda oynadığı final ile son buldu.

Gullit, Zola önderliğinde parlayan bir Mavi...

Takıma Ruud Gullit'in hem hoca hem oyuncu olarak katılmasıyla birlikte başlayan çıkış döneminde gelecekte mavilerin idölü olacak Gianfranco Zola ile devam etti. 1997 yılında FA Kupası, 1998'de Lig ve Avrupa Kupa Galipleri Kupası'nda Vialli yönetiminde elde edilen başarılar Chelsea'yi tekrar hayata döndürdü. 2000 yılında FA Kupası'nda bir final daha ve Devler Ligi'nde oynanan çeyrek final Londra ekibinin vizyonunu ilerletti. Vialli'den sonra Ranieri takımın başında çalıştırıcı olarak görev yaptı...

- YAKIN GEÇMİŞ -

'ROMAN'TİK DÖNEM DEVAM EDİYOR


2003 yılında bir Haziran ayında Chelsea için herşey değişti. Ken Bates hisselerinin tamamını Rus dolar milyarderi Roman Abramovich'e 140 milyon pound karşılığında sattı. Abramovich Porto ile harikalar yaratan Jose Mourinho'yu takımın başına getirdi. Kulübün bir Rus tarafından satın alınması nedeniyle medya, Chelsea'ye Chelski lakabını taktı.

Annesini 18 aylıkken, babasını 4 yaşındayken kaybeden Abramovich Chelsea ile hiçbir yerde bulamayacağı bir reklam fırsatı yakaladı. O dönem Thierry Henry, Patrick Vieira, Emre Belözoğlu, Hernan Crespo, Christian Vieri, Recoba, Nesta, Trezeguet, Davids, Ronaldinho gibi bütün yıldızlara birlikte talip olması futbol dünyasında büyük sükse yarattı.

Glenn Johnson, Wayne Bridge, Geremi, Damien Duff, Joe Cole, Juan Sebastian Veron, Adrian Mutu, Hernan Crespo, Alexei Smertin, Claude Makelele, Scott Parker, Petr Cech, Paulo Ferreira, Ricardo Carvalho, Arjen Robben, Mateja Kezman, Didier Drogba, Tiago ve Jiri Jarosike Toplam 215 Milyon Ingiliz Sterlini transfer ücreti ödedi...

Roman Abramovich kulüp için adeta servet döktü. 2003 yılında satın aldığı mavi-beyazlılar için şu ana kadar günde 205 bin YTL harcadı. Rus işadamı Roman Abramovich, 4.5 yıldır sahibi olduğu Chelsea kulübü için şu ana kadar cebinden 578 milyon pound (1.35 milyar YTL) verdi. Kulübün genel direktörü Peter Kenyon geçen yılı 74.8 milyon pound (175 milyon YTL) zararla kapattıklarını ama 2010'da kârâ geçilebileceğini açıkladı.

MOURINHO'NUN KELLESİ ALINDI



Chelsea, en başarılı sezonunu, kuruluşunun 100. yılında, bir önceki teknik direktörü Portekizli Mourinho döneminde elde etti. Chelsea 100. yılında Mourinho, önderliğinde rekor üstüne rekor kırarak (En çok puan toplayan takım, en az gol yiyen takım, en çok galibiyet alan takım, gol yemediği maç sayısı en fazla olan takım) İngiltere Premier Ligi şampiyonu oldu. Lig Kupası finalinde Liverpool'u 3-2 yenerek bu kupayı da kazandı. Daha sonraki yıl tekrar şampiyon olarak başarılarını devam ettirdi.

Mourinho Chelsea'nin çehresini tamamen değiştirerek takıma kattığı yıldızlar ile gidişinden sonra Mavilere büyük bir miras bıraktı. Chelsea ile birlikteliği ilk başlarda iyi giden Portekizli teknik adam özellikle Devler Ligi'nde bir türlü Mavileri istenilen noktaya getirememesi ve yarı finali geçememesiyle takımın Rus patronu Roman Abramovich ile karşı karşıya geldi.

Jose Mourinho'nun Chelsea ile olan ilişkisinin son dönemlerinde Mavilerin oynadığı futbolun da kötüleşmesi Portekizli çalıştırıcıyı yeni arayışlara itti. Gizliden gizliye Jose Mourinho da, Chelsea de kendini bu ayrılığa hazırlıyordu ki takımın Rus patronu Roman Abramovich ile Jose Mourinho arasında transfer kavgası bardağı tamamen taşıran damla oldu. Jose Mourinho takımına yeni yıldızlar katmak isterken, Abramovich 'artık para akıtmak yok' açıklamasıyla Portekizli çalıştırıcı üzerindeki egemenliğini tekrar hissettirdi. 20 Eylül 2008'de sabaha karşı ise Mourinho ile Chelsea'nin karşılıklı anlaşma ile yollarını ayırdığı haberi geldi. Bir gün sonra ise takımın teknik direktörü olarak Avram Grant açıklandı.
 

ysunshine

Forum Ustası
Chelsea, devam...



KUKLA AVRAM GRANT VE KAOS

Chelsea'nin sembolü haline gelen Jose Mourinho'nun gidişinden bir gün sonra takımın yeni teknik direktörü olarak eski İsrail Milli Takımı çalıştırıcıs Avram Grant'ın açıklanması şaşkınlık yarattı. Roman Abramovich'in kişisel anlamda çok iyi dostu olduğu bilinen Avram Grant'a Chelsea teslim edildi. Teknik kadroya yanına ise Ten Cate transfer edildi. Avram Grant'ın gelişiyle birlikte Chelsea'de bir belirsizlik dönemi başladı.

Jose Mourinho'yu arayan gözler, taraftarlar İsrailli hocanın futbol bilgisine güvenmedi ve tribünlerde çoğu maçlarda Jose Mourinho'yu çağıran tezahüratlar yapıldı. Taraftarların bu eleştirisine İngiliz medyası da destek verdi. Chelsea'nin hemen hemen aldığı her kötü sonuç ve sahadaki kötü futbolunun ardından Avram Grant'ın koltuğunun sallantıda olduğu ve sezon sonu kesinlikle yerine başka bir hoca getirileceği öne sürüldü.Roman Abramovich'in gölgesiyle kulübün yönetildiği de bu iddialar arasında yer aldı...

Son olarak Chelsea yönetimi artan dedikodular karşısında Avram Grant'ın sözleşmesini uzatırken, hocalarının arkasında olduğunu söyledi. Avram Grant'ın futbolculardan Terry, Lampard, Drogba ile ciddi olarak tartışmaya girmesi, kulüp içinde herhangi bir egemenliğinin olmaması Chelsea'de halen daha tartışılıyor. Uzman futbol yorumcuları Avram Grant'a dayanılamayacağı yönünde hemfikir olmuş durumda. Jose Mourinho'nun Devler Ligi'nde yarı finallerde, çeyrek finalde, ikinci turda elenerek Londra ekibine özlenen başarıyı getirememesinden sonra ise Avram Grant'ın Chelsea'si yarı finale göz kırpmış durumda.

YIDIZLAR GEÇİDİ



Tam bir yıldızlar topluluğu olan Chelsea'de her bir futbolcunun ayrı ayrı özellikleri var. Ancak takımda öyle isimler var ki; adeta Chelsea'nın yapı taşları. Bu isimler; Terry, Lampard ve Drogba... Şu anda gerek transfer borsasının gerekse dünyanın futbolunun en önemli figürleri. Chelsea'nin, başlıca kozlarına kısaca bir göz atalım.

JOHN TERRY: Onun için yazılacak, çizilecek o kadar çok şey var ki.. Mourinho ile kendisini bulan ve oynadığı futbolla Blues taraftarlarının gönlünde taht kuran John Terry, müthiş Chelsea savunmasında emniyet subabı görevi yapıyor. Özellikle Carvalho ile iyi bir ikili oluşturan Terry'in en büyük özelliği soğukkanlılığı ve geriden oyunu kurabilme yeteneği. Bir çok savunma oyuncusuna oranla daha süratli ve teknik bir yapıya sahip olan Terry, Chelsea'nin kritik maçlarında attığı kafa golleriyle dikkat çekiyor.

FRANK LAMPARD: Chelsea'nin her şeyi! Chelsea forması altında 162 maç üst üste oynayarak rekor kıran Lampard'da özellikle Mourinho'nun takımdan ayrılmasından sonra ciddi bir düşüş başladı. Oynadığı futbolla her zaman takdir kazanan ancak şu anki teknik direktör Avram Grant ile sorunlar yaşayan ve takımın durumundan memnun olmadığını her fırsatta dile getiren Lampard'ın Chelsea'deki geleceği de şüpheli. Bireysel özellikleri bakımından İngiltere'nin son yıllarda yetiştirdiği en iyi 20 futbolcu arasında gösterilen Lampard, diklemesine yaptığı koşular ve uzaktan attığı şutlarla Chelsea'nin en önemli kozu durumunda.

DIDIER DROGBA: Shevchenko'nun Chelsea'ye transfer olmasından sonra kalitesini ispat eden Drogba, Anelka'nın da bu sezon takıma katılmasından sonra adeta tavan yaptı. Chelsea'nin İngiltere Premier Lig'de şampiyonluk yarışına dahil olmasında ve Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finale kalmasında büyük bir paya sahip olan Drogba, bu sezon attığı 17 golle Mavilere hayat verdi. Kaleye yüzü dönük oynayabilen ve beklenmedik anlarda şut atabilen 29 yaşındaki golcü hep formda.

BU SEZON DEVLER LİGİ (2007-2008)

Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finale kalan 8 takımdan biri olan Chelsea, bir diğer çeyrek finalist Schalke 04'le aynı gruptaydı. B Grubu'nu lider tamamlayan Maviler, gruptaki ilk maçında Norveç temsilcisi Rosenborg'la evinde 1-1 berabere kaldı. İkinci maçında İspanya deplasmanına giden Chelsea, Valencia'yı 2-1'le geçti ve puanını 4'e yükseltti. 3. hafta maçında Halil'li Schalke'yi konuk eden İngiliz ekibi, sahadan 2-0'lık skorla galip ayrıldı ve 2. tur için önemli bir avantaj elde etti.

Bir sonraki hafta Almanya'ya giden Chelsea, Schalke'yle golsüz berabere kaldı.Gruptaki ilk maçta sahasında 1-1 kaldığı karşılaşmanın rövanşı için Rosenborg deplasmanına giden Maviler, sahadan 4-0 gibi net bir skorla ayrıldı. Son maçta evinde Valencia'yı konuk eden İngilizler, sahadan golsüz eşitlikle ayrıldı ve B Grubu'nu 12 puanla yenilgisiz lider olarak tamamladı. 2. turda Yunan ekibi Olympiakos'la eşleşen Chelsea, 0-0 ve 3-0'lık skorlarla rakibini turnuva dışına itti ve çeyrek finalist oldu.

F.Bahçe ile karşılaşacak Chelsea Devler Ligi'nde oynadığı son 8 maçta yenilgi yüzü görmezken, 6'sında kalesini tamamen gole kapattı. Takımın gol yememe inatı geçtiğimiz sene Ekim ayındaValencialı futbolcunun David Villa'nın attığı golden sonra başladı ve 621 dakikadır sürüyor. Maviler Devler Ligi'nde oynadıkları son 12 deplasman maçının sadece ikisini kaybetti.

TAKIM KADROSU:

1 Kaleci - Petr Cech
23 Kaleci - Carlo Cudicini
40 Kaleci - Henrique Hilário

2 Defans - Branislav Ivanovic
3 Defans - Ashley Cole
6 Defans - Ricardo Carvalho
18 Defans - Wayne Bridge
20 Defans - Paulo Ferreira
22 Defans - Tal Ben-Haim
26 Defans - John Terry (kaptan)
33 Defans - Alex
35 Defans - Juliano Belletti

4 Orta saha - Claude Makélélé
5 Orta saha - Michael Essien
24 Orta saha - Shaun Wright-Phillips
8 Orta saha - Frank Lampard (II.kaptan)
9 Orta saha - Steve Sidwell
10 Orta saha - Joe Cole
12 Orta saha - John Obi Mikel
13 Orta saha - Michael Ballack
15 Orta saha - Florent Malouda

21 Forvet - Salomon Kalou
14 Forvet - Claudio Pizarro
7 Forvet - Andriy Shevchenko
11 Forvet - Didier Drogba
39 Forvet - Nicolas Anelka

Başarıları;
1954/55 - İngiltere 1. Ligi
2004/05 - İngiltere Premier Ligi
2005/06 - İngiltere Premier Ligi

1983/84 - İngiltere 2. Ligi
1988/89 - Championship
1969/70 - FA Kupası
1996/97 - FA Kupası
1999/00 - FA Kupası
2006/07 - FA Kupası

1964/65 - İngiliz Lig Kupası
1996/97 - İngiliz Lig Kupası
2004/05 - İngiliz Lig Kupası



Kod:
01.04.2008

[URL="http://www.sporx.com/detail.php?Type=128&kategori=133&go=105340"]Kaynak[/URL]
 

SimeVrsaljko

Forum Ustası
Alman panzeri Bayern!




2 Kıtalararası Kupa zaferi, 4 Şampiyonlar Ligi, 1 UEFA Kupası ve 1 Kupa Galipleri Kupası!.. Bunların yanında da ülke rekoru olan 21 Bundesliga ve 14 Almanya Kupası şampiyonluğu. 140000 üyeyle Benfica ve Barcelona'nın ardından dünyanın en büyük üçüncü kulübü; Alman panzeri Bayern Münih!..


27 Şubat 1900 yılında Münih Cimnastik Kulübü üyeleri tarafından kurulan "Die Bayern" yani "Bavyeralılar" lakaplı Bayern Münih günümüzde futbol tarihinin en önemli kulüpleri arasında gösteriliyor. İlk ulusal zaferini 1932 Almanya Şampiyonası finalinde Eintracht Frankfurt'u 2-0 yenerek elde eden Bayern ilerleyen süreçte Yahudi başkanı ve teknik direktörü sebebiyle Hitler rejiminin engellemeleriyle karşılaştı.

Savaş sonrasında ülkede Güney Konferansı'na "Oberliga Süd" dahil olan Bayern 1956 yılında da finalde Fortuna Düsseldorf'u 1-0 yenerek ilk Almanya Kupası şampiyonluğunu elde etti.

1963 yılında ülkedeki konferansların birleşmesiyle ulusal lig "Bundesliga" kuruldu, bayern de genç yetenekleri Franz Beckenbauer, Gerd Müller ve Sepp Maier sayesinde iki yıl sonra lige katılmaya hak kazandı.

Bundesliga'daki ilk yılında ligi üçüncü sırada bitiren ve Almanya Kupası zaferi yaşayan Bayern bir sonraki sezon Kupa Galipleri Kupası'na katılmaya hak kazandı, İskoç temsilcisi Rangers'ı uzatmalarda Franz Roth'un kaydettiği golle 1-0 yenen Bavyeralılar kupayı müzesine götürdü.

1971/72 Sezonu şampiyonunu belirleyecek maçta Schalke'yi Olimpiyat Stadı'nda 5-1 yenen Bayern zafere ulaşırken televizyondan canlı yayınlanan ilk Bundesliga maçından da zaferle ayrılmış oldu.

1980'li yıllarda birçok finansal sıkıntıyla boğuşan Bayern 1991/92 Sezonu'nu düşme potasının sadece 5 puan önünde tamamladı.

1993/94 Sezonu'nun ikinci yarısında başkanlığa gelen Franz Beckenbauer'le yeni bir dönem başladı. Gazetelerin spor sayfalarından çok dedikodu köşelerinde yer alan Bayern ülkede "FC Hollywood" olarak anılmaya başladı.

1998-2004 yılları arasında takımı çalıştıran Ottmar Hitzfeld, Bayern tarihinin en başarılı teknik direktörü oldu. 1998/99 Sezonu'nda Şampiyonlar Ligi finalini dramatik bir şekilde kaybeden Bayern kupayı 2-1'lik skorla Manchester United'a kaptırdı.

2005/06 Sezonu'nda Olimpiyat Stadı "Allianz Arena" adını aldı. Ottmar Hitzfeld, Ocak 2007'de kovulan Felix Magath'ın yerine bir kez daha göreve geldi.

2007/08 Sezonu başında aralarında Fiorentina'dan Luca Toni, Marsilya'dan Franck Ribery, Schalke'den Hamit Altıntop ve Werder Bremen'den Miroslav Klose'nin de bulunduğu 8 yeni oyuncuyla anlaşan Bayern, Bundesliga'da bitime 3 hafta kala 21. şampiyonluğunu ilan etti.

11 Ocak 2008'de yapılan açıklamayla takımın 1 Temmuz 2008 tarihinden sonra Jürgen Klinsmann'a emanet edileceği duyuruldu.

Bayern'in A Takım ve altyapı kadrosu tarafından kullanılan 4 çim saha (alttan ısıtmalı), 1 yapay çim saha ve 1 çok amaçlı spor merkezinden oluşan bir antrenman alanı bulunuyor.

Takımın antrenman alanına 1990 yılında eklenen binadaysa; video analizlerinin yapıldığı konferans salonu, masaj salonu, rehabilitasyon merkezi ve acil durumlara müdahale edilebilmesi için ufak çaplı bir ameliyathane bulunuyor.

Şehirdışında kurduğu merkezde genç oyuncuların eğitimine de önem veren Bayern Altyapısı; Paolo Guerrero ve Owen Hargreaves gibi yıldızları da dünya futboluna kazandırdı.

66000 taraftarın katıldığı oylamayla seçilen Bayern tarihinin en değerli 11'i 1 Temmuz 2005'te Allianz Arena'nın açılış töreninde duyuruldu; Maier, Beckenbauer, Augenthaler, Schwarzenbeck, Babbel, Ballack, Matthaus, Ziege, Breitner, Rummenige, Müller.

Tenis efsanesi Boris Becker, NBA yıldızı Dirk Nowitzki ve Papa 16. Benedict Bayern Münih taraftarı olarak biliniyor.

7 Mart 2007'de Hasan Salihamidzic'in ortasında karşılaşmanın 10 saniyesinde Real Madrid ağlarını havalandıran Roy Makaay Şampiyonlar Ligi tarihinin en erken golünü attı.

19 Eylül 1999'da Bayern Bundesliga tarihinin en ilginç maçına damgasını vurdu. Eintracht Frankfurt karşısında deplasmanda 2-1 kazanan Bayern'de 55. dakikada sakatlanan kaleci Oliver Kahn'ın yerine kaleye geçen Bernd Dreher de 62. dakikada sahayı sedyeyle terk etti. Kaleye geçen orta saha oyuncusu Michael Tarnat yaptığı kurtarışlarla devleşti.

21 Bundesliga şampiyonluğu: 1931/32, 1968/69, 1971/72, 1972/73, 1973/74, 1979/80, 1980/81, 1984/85, 1985/86, 1986/87, 1988/89, 1989/90, 1993/94, 1996/97, 1998/99, 1999/2000, 2000/01, 2002/03, 2004/05, 2005/06, 2007/08

14 Almanya Kupası şampiyonluğu: 1957, 1966, 1967, 1969, 1971, 1982, 1984, 1986, 1998, 2000, 2003, 2005, 2006, 2008

6 Lig Kupası şampiyonluğu: 1997, 1998, 1999, 2000, 2004, 2007

3 Almanya Süper kupa şampiyonluğu: 1982, 1987, 1990

2 Kıtalararası Kupa şampiyonluğu: 1976, 2001

4 Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu: 1974, 1975, 1976, 2001

1 Kupa Galipleri Kupası şampiyonluğu: 1967

1 UEFA Kupası şampiyonluğu: 1996





Doğu Avrupa'nın Kızılyıldız'ı!





1945 yılında kurulan ve her iki Sırp'tan birisi tarafından desteklenen Kızılyıldız ülkeye UEFA Kupası ve Intercontinental Kupası zaferlerini yaşatabilmiş tek kulüp. Ülkenin en ateşli taraftar grubu; "Delijeler" tarafından desteklenen Kızılyıldız futbolla yatıp futbolla kalkıyor.

Kızılyıldız Belgrad'da yer alan, ülkenin en köklü kulüplerinden. FK Crvena Zvezda adıyla da bilinen kulüp ülke halkının %50'lik bölümü tarafından destekleniyor. Ezeli rakipleriyse bir diğer Belgrad takımı Partizan.

TARİHİ:
4 Mart 1945'te ülkedeki gençleri kültürel ve fiziksel aktivitelerde eğitmek amacıyla kurulan Kızılyıldız ilk dönemde yüzme, atletizm, satranç, futbol, basketbol, voleybol ve kürek kategorilerinde faaliyet gösterdi. İlk resmi futbol maçını KNOJ'la yapan Kızılyıldız sahadan 3-2 galip ayrıldı. 1946'da gençlere servis verdiği kategori sayısını arttıran Kızılyıldız 1949 itibarıyla da her kategoriyi ayrı bir kulübe böldü.

1950lerde birçok kez Güney Amerika'ya giden Kızılyıldız 1951'de Yugoslavya'yı Sao Paolo'da düzenlenen Rio Cup'ta temsil etti ama Juventus (İtalya), Nice (Fransa) ve Palmerias'la (Brezilya) yapılan üç maçı da kaybetti.

Kızılyıldız, dünya futbol tarihinin şahit olduğu en trajedik olaylardan birisinde de rol aldı. 1958'de Kızılyıldız'la Avrupa Kupası'nda eşleşen İngiliz Manchester United'in uçağı, deplasmanda oynanan maç sonrası Munich'te düştü. Tarihe "Munich Faciası" olarak geçen olayda sekiz Manchester United oyuncusu hayatını kaybetti, birçok oyuncu da ağır yaralandı.

1991'de Kılzyıldız son kez düzenlenen Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupasını Bari'de Marsilya'yı penaltılarla 5-3 yenerek kazandı. Kızılyıldız aynı sene Tokyo'da da Intercontinental Kupası zaferine ulaştı. Kızılyıldız taraftarı bu iki kupanın anısına besteledikleri "Srbija do Tokija (Sırbistan'dan Tokyo'ya)" tezahüratını günümüzde de tribünlerinde söylüyor.

Stadion Crvena Zvezda ve Delijeler:
Maçlarını Belgrad'daki 55.000 kapasiteli Stadion Crvena Zvezda'da oynayan Kızılyıldız ülkenin en ateşli taraftar grubuna da sahip. Kendilerini "Delijeler" olarak adlandıran grup maçları genel olarak stadyumun kuzey tarafından takip ediyor. Sırbistan'daki etnik kökenli gençlerden kurulu "Delijeler" ülke genelinde "Cesur ve kahraman gençler" veya kısaca "Kahramanlar" olarak da tanınıyorlar. "Delijeler" 1990 yılındaki olaylı Dinamo Zagreb-Kızılyıldız maçında da sergiledikleri ırkçı tutumla tepki almışlardı.

EFSANE OYUNCULARI:
Jovan "Kule" Acimovic, Milenko Acimovic, Vladimir Beara, Vladislav "Bleki" Bogicevic, Goran Bunjevcevic, Ratomir Dujkovic, Vladimir Durkovic, Predrag Dajic, Milovan Doric, Boško Durovski, Milko Durovski, Zoran Filipovic, Ilija Ivic, Boško Jankovic, Stanislav Karasi, Bora Kostic, Darko Kovacevic, Nenad Kovacevic, Zlatko Krmpotic, Vojin Lazarevic, Zivan Ljukovcan, Dušan Maravic, Zvonko Milojevic, Mauricio Molina, Mitar Mrkela, Srdan Mrkušic, Slavoljub Muslin, Tihomir Ognjanov, Perica Ognjenovic, Stevan Ostojic, Marko Pantelic, Miroslav Pavlovic, Dejan "Rambo" Petkovic, Vladica Popovic, Dušan Savic, Miloš Šestic, Ljubiša Spajic, Branko Stankovic, Dejan Stankovic, Dejan Stefanovic, Nikola Stipic, Aleksandar "Dika" Stojanovic, Vladimir Stojkovic, Ivan Toplak, Nemanja Vidic, Nikola Zigic

1991 AVRUPA ŞAMPİYONU KADROSU:
Milic Jovanovic, Zeljko Kaluderovic, Stevan Stojanovic (kaptan), Miodrag Belodedic, Slobodan Marovic, Ivica Momcilovic, Ilija Najdoski, Duško Radinovic, Refik Šabanadzovic, Goran Vasilijevic, Vladimir Jugovic, Siniša Mihajlovic, Robert Prosinecki, Dejan Savicevic, Vlada Stošic, Rade Tošic, Dragiša Binic, Vladan Lukic, Darko Pancev
 

SimeVrsaljko

Forum Ustası
Genç oyuncu fabrikası Ajax!




Dünya futboluna kazandırdığı genç yetenekler ve total futbol mantığıyla efsaneleşen Hollanda ekibi Ajax Amsaterdam. 1970-1973 yılları arasında Avrupa'da kaldırmadık kupa bırakmayan Ajax Şampiyon Kulüpler Kupası'nı müzesinde saklayan 4 ekip arasında.

Dünya'nın belli başlı futbol takımlarından olan Amsterdamsche Football Club Ajax 1900 yılında kurulmuştur. Hollanda Eredisie'de mücadele eden Amsterdam ekibi ligde 27, Hollanda Kupası'ndaysa 14 şampiyonluk elde ederek Hollanda futboluna damga vurmayı başarmıştır. Maçlarını 51628 kişilik Amsterdam Arena Stadı'nda oynayan Ajax'ın ülkedeki performansına en yakın ekipler Feyenoord ve PSV Eindhoven'dir.

1970/71, 1971/72, 1972/73 ve 1994/95 Sezonları'nda Avrupa'nın en büyüğü olmayı başaran Ajax, 1971/72 ve 1994/95 Sezonları'nda da 2 Kıtalararası şampiyonluğu elde etmiştir. 1971/72 Sezonu'nda Hollanda Ligi, Hollanda Kupası, Şampiyonlar Ligi ve Kıtalararası Kupası şampiyonluğunu kazanarak, Manchester United'la beraber bu başarıyı aynı sezon içinde gerçekleştiren iki takımdan biri oldu. Ayrıca Şampiyonlar Ligi'ni üstüste 3 kez kazanarak müzesinde koruma hakkına sahip 4 takımdan biri olan Ajax, bu kupayı 5 peş peşe 5 kez kazanan Real Madrid ve Bayern Munich'le beraber Avrupa'daki üç büyük kupayı da müzesine götüren üç takımdan biri.

Ajax'ın dünya futboluna kazandırdığı en önemli yenilik olaraksa Johan Cruijff ve total futbol mantığı gösteriliyor. Hollanda temsilcisinin kazandırdığı toplu hücum toplu savunma sistemi günümüz futbolunda hala geçerliliğini koruyor.

Kulüp altyapıya verdiği önem ve dünya futboluna kazandırdığı isimlerle biliniyor. Güney Afrika'da Ajax Cape Town ve Amerika Birleşik Devletleri'nde Ajax America isimli birer takım kuran Hollanda temsilcisi yetenekli isimleri bu kıtalarda da arıyor. Örnek vermek gerekirse son dönemde parlayan isimler Steven Pienaar ve Aaron Mokoena Ajax Cape Town bazlı oyuncular.

Bugün Bundesliga'da Hamburg'un kaptanlığını yapan Rafael van der Vaart, 27 milyon Euro karşılığında Real Madrid'e satılan Wesley Sneijder ve sezon başında 17 milyon Euro karşılığında Liverpool'a giden Ryan Babel Hollanda kulübünün son dönemde altyapıdan yetiştirdiği en önemli yıldızlar.

Ajax son dönemde ligde ağırlıklı olarak PSV'yle çekişiyor olsa da asıl ezeli rakibi Feyenoord. Amsterdam Avrupa'nın en önemli tarihi, turistik ve ekonomik şehirleri arasında gösteriliyor. Hollanda'da FC Utrecht ve ADO Den Haag taraftarları da Ajax'ı ezeli rakipleri arasında sayıyor.

Kulüp 1900 yılında kurulurken seçtiği logoyu 1928 yılında değiştirdi. Kulübün logosu olarak Yunan Mitolojisi'nden Ajax isimli kahraman seçildi. 1990 yılında da logoya sahadaki 11 oyuncuyu temsil eden 11 kırmızı çizgi ilave edildi. Kulübün klasikleşen kırmızı-beyaz forması futbol tarihinin en özgün forma tasarımları arasında gösterilir. Hollanda temsilcisi deplasmanlardaysa lacivert formasını tercih eder.

Ajax'ın 2007/08 Altyapı Kadrosu'nda Murat Yıldırım, Deniz Aslan ve Tayfun Candan isimli 3 Türk oyuncu bulunuyor.

Efsane Oyuncular: Marco van Basten, Dennis Bergkamp, Danny Blind, Frank de Boer, Ronald de Boer, John Bosman, Johan Cruijff, Patrick Kluivert, Ronald Koeman, Stanley Menzo, Rinus Michels, Marc Overmars, Michael Reiziger, Frank Rijkaard, Edwin van der Sar, Clarence Seedorf, Jaap Stam, Peter van Vossen, Aron Winter, Richard Witschge, Rob Witschge, Jan Wouters, Jari Litmanen, Abubakari Yakubu, Zlatan Ibrahimović, Benni McCarthy, Cristian Chivu, Nwankwo Kanu, Nikos Machlas

Efsane Menajerler: Joseph Gruber, Ştefan Kovács, Rinus Michels, Leo Beenhakker, Johan Cruijff, Louis van Gaal, Jan Wouters, Ronald Koeman, Danny Blind, Henk ten Cate

60. doğumgününü kutlayan Johan Cruijff'un anısına müzeye kaldırılan '14' numaralı Ajax formasını 2007/08 Sezonu itibarıyla kimse giymeyecek. Formayı en son İspanyol orta saha oyuncusu Roger giymişti.




Gladyatörlerin takımı: AS Roma!




Associazione Sportiva Roma, İtalya'nın başkentinin şehrin adıyla anılan ekibi. Ezeli rakibi Lazio'yla oynadığı her maç özel veya resmi olması fark etmeden dünyada sonucu en çok merak edilen sportif aktiviteler arasına girmekte zorlanmıyor.

Başkentte Lazio'nun ezeli rakibi konumundaki A.S. Roma (Associazione Sportiva Roma) Lazio'dan tam 27 sene sonra, 1927 yılında kuruldu. Roma şehrindeki 4 kulübün birleşmesiyle kurulan A.S.Roma kulübünü oluşturan bu 4 kulüp; Alba, Fortitudo, ProRoma ve Roma FBC idi. Renk olarak turuncu-gül kurusu renklerini seçen kulüp, amblem olarak da Roma mitolojisine göre Roma şehrini kuran Romus ve Romulus kardeşleri emziren dişi kurt figürünün bulunduğu armayı seçti.

A.S.Roma kulübü, Roma şehrinin çalışan kesiminin yoğun olarak yer aldığı Testaccio caddesine yerleşti ve 1940 yılına kadar da maçlarını burada Testaccio Stadı'nda oynadı. Kulübün bugün dahi şehirdeki en büyük kalesi Testaccio olarak biliniyor.

1940-1953 yılları arasında iç saha maçlarını ezeli rakibi Lazio gibi PNF Stadı'nda oynayan A.S. Roma 1953'teyse Stadio Olimpico'ya geçti.

Aralarında 27 yıl gibi oldukça büyük bir yaş farkı bulunan bu iki Roma kulübünden şehrin ismini taşıyan A.S.Roma kulübü lig şampiyonluğuyla Lazio'dan çok daha erken tanıştı. Kuruluşundan sadece 15 yıl sonra, 1942'de A.S.Roma ilk İtalya Şampiyonluğu'nu kazanırken, Lazio aynı başarıyı yakalayabilmek için tam 74 sene beklemek zorunda kaldı.

Lazio, A.S.Roma'dan daha önce İtalya Kupası Şampiyonluğu yaşadı. Mavi-Beyazlılar 1958 yılında ilk İtalya Kupası sevincini yaşarlarken, A.S.Roma bu mutlulukla 1964 yılında tanışabildi.

Roma ve Lazio arasında her sezon iki kere Stadio Olimpico'da oynanan 'Derby della Capitale' (Başkent Derbisi) dünya üzerinde sonucu en çok merak edilen sportif karşılaşmalar arasında.

Takımın en ateşli taraftar grubu 'Commando Ultrà Curva Sud'. Grup sportif bir organizasyonda politik görüşleriyle varolduğu için eleştirilerin hedefi olmaktan kurtulamamış. Sol görüşlü grup son dönemde gücünü biraz kaybetmiş ve Stadio Olimpico'daki çoğunluğu 'AS Roma Ultras', 'Boys' ve 'Giovinezza' gibi gruplara kaptırmış durumda.

A.S. Roma 1990-2003 yılları arasında takımda oynayan Brezilyalı savunma oyuncusu Aldair'in '6' numaralı formasını yıldız oyuncunun futbolu bırakmasıyla emekliye ayırdı.

Associazione Sportiva Roma 1999 yılı itibarıyla Başkan Franco Sensi Dönemi'nde şirketleşti. Kulübün hisselerinin %64.3'lük bölümünü elinde bulunduran Compagnia Italpetroli SpA (Sensi Ailesi'nin sahibi olduğu holding) en büyük payın ve kararlarda söz hakkının sahibi. Geri kalan hisselerse %2.7'yle ABN AMRO Holding NV, %2.5'le Danilo Coppola ve %30.4'le diğer hissedarlar arasında dağıtılmış durumda.

ŞAMPİYONLUKLAR
Serie A: 1941/42 - 1982/83 - 2000/01
Coppa Italia: 1963/64 - 1968/69 - 1979/80 - 1980/81 - 1983/84 - 1985/86 - 1990/91 - 2006/07
Supercoppa Italiana: 2001 - 2007
Serie B: 1951/52
Inter-Cities Fairs Cup: 1960/61
Anglo-Italian Cup: 1971/72

EFSANE OYUNCULAR
Cesare Augusto Fasanelli - Arturo Chini Ludueña - Rodolfo Volk - Raffaele Costantino - Guido Masetti - Enrique Lucas Gonzales Guaita - Amedeo Amadei - Miguel Angel Pantò - Bruno Pesaola - István Nyers - Alcides Ghiggia - Dino da Costa - Gunnar Nordahl - Pedro Waldemar Manfredini - Juan Alberto Schiaffino - Francisco Ramón Lojacono - Antonio Valentín Angelillo - John Charles - Karl-Heinz Schnellinger - Elvio Salvori - Joaquín Lucas Peiró - Fabio Capello - Sergio Santarini - Luis Del Sol - Francesco Rocca - Agostino Di Bartolomei - Piergiorgio Negrisolo - Paolo Conti - Bruno Conti - Franco Tancredi - Carlo Ancelotti - Paulo Roberto Falcão - Giuseppe Giannini - Pietro Vierchowod - Stefano Desideri - Rudi Völler - Ruggiero Rizzitelli - Thomas Berthold - Aldair - Thomas Häßler - Abel Balbo - Francesco Totti - Antônio Carlos Zago - Cafu - Gabriel Batistuta - Antonio Cassano

EFSANE KAPTANLAR
Francesco Totti - Abel Balbo - Amedeo Carboni - Giuseppe Giannini - Carlo Ancelotti - Agostino Di Bartolomei - Sergio Santarini - Franco Cordova - Luis Del Sol - Joaquín Peiró - Giacomo Losi - Egidio Guarnacci - Alcides Ghiggia - Arcadio Venturi - Armando Tre Re - Sergio Andreoli - Amedeo Amadei - Guido Masetti - Fulvio Bernardini - Attilio Ferraris IV

EFSANE TEKNİK DİREKTÖRLER
Luciano Spalletti - Bruno Conti - Luigi Del Neri - Rudi Völler - Cesare Prandelli - Fabio Capello - Zdeněk Zeman - Carlos Bianchi - Carlo Mazzone - Vujadin Boskov - Ottavio Bianchi - Angelo Benedicto Sormani - Sven-Göran Eriksson - Ferruccio Valcareggi - Gustavo Giagnoni - Nils Liedholm - Manlio Scompigno - Antonio Trebicani - Luciano Tessari - Helenio Herrera - Oronzo Pugliese - Juan Carlos Lorenzo - Luis Miró - Naim Krieziu - Luis Carniglia - Alfredo Foni - Gunnar Nordahl - Alen Stock - György Sarosi - Jasse Carver - Mario Varglien - Giuseppe Viani - Guido Masetti - Pietro Serantoni - Adolfo Baloncieri - Fulvio Bernardini - Luigi Brunella - Imre Senkey - Giovanni Degni - Géza Kertész - Alfred Schaffer - Guido Ara - Luigi Barbesino - Lajos Kovács - Janos Baar - Herbert Burgess - Guido Baccani - William Garbutt
 

SimeVrsaljko

Forum Ustası
'Milyonerler': River Plate!




1901'de La Boca'da kurulan ve ezeli rakibi Boca Juniors'la oynadığı maçlar dünyanın en önemli derbisi (El Supérclasico-Buenos Aires Derbisi) olarak değerlendirilen Club Atlético River Plate: 'Los Millonarios' (Milyonerler)!..

25 Mayıs 1901'de La Boca'da kurulan ve ezeli rakibi Boca Juniors'la oynadığı maçlar dünyanın en önemli derbisi (El Supérclasico) olarak değerlendirilen Club Atlético River Plate: 'Los Millonarios' (Milyonerler) Arjantin'in Buenos Aires kentinin en önemli iki takımı arasında.

Hikayeye göre kulüp kurucuları bir karnaval gecesinin sonunda dinlenecek yer arayan bir atlı yük arabasının arkasında gördükleri kirli kırmızı şeritten esinlenip bunu beyaz forma üzerine kullanırlar ve bu kırmızı şeridin üzerine kulüp armasını da ekleyerek gelmiş geçmiş en özgün formalardan birini yaratmış olurlar. River Plate'in kurulmasından yaklaşık 4 yıl sonra, 3 Nisan 1905'te beş İtalyan göçmenin biraraya gelerek Boca'yı kurması ile ezeli rekabet de başlar. Boca renklerini Buenos Aires Limanı'na demirleyen bir İsveç gemisinin renklerinden alır ve sarı-mavi formayı da böylece giymeye başlar. Bir başka hikayeye göre her iki takım arasında kimin La Boca'da kalacağına karar vermek için bir maç yapılır ve kaybederek yer değiştirmek zorunda kalan River Plate olur. Kulüp önce Palermo'ya, ardından da 1923'te şehrin kuzeyindeki Nunéz bölgesine taşınır.

1931 yılında kurulan Arjantin Birinci Ligi'nde ilk şampiyonluğu ezeli rakibi Boca'ya kaptıran River bir sezon sonra ligdeki ilk şampiyonluğunu elde eder. Racing Club'la beraber peşpeşe 3 şampiyonluğu bulunan 2 takımdan birisi olan River 32 şampiyonlukla Arjantin Ligi'ni en çok kazanan kulüp. Son şampiyonluğunu 2004 yılında yaşayan 'Milyonerler' dünyaca ünlü bir altyapıya sahip. Hernan Crespo, Javier Saviola, Pablo Aimar, Ariel Ortega ve Marcelo Gallardo gibi yıldızlar River altyapısında yetişip dünya futboluna damga vuran isimler.

1940larda Alfredo Di Stéfano ve 1950larda da Eduardo Omar Sívori gibi yıldızlar Avrupa maceralarına başlamadan önce River formasını terlettiler.

.::ŞAMPİYONLUKLAR::.
1908 Arjantin İkinci Amatör Ligi şampiyonluğu
1920 Arjantin Birinci Amatör Ligi şampiyonluğu
32 Arjantin Birinci Ligi şampiyonluğu
1986 ve 1996 Copa Libertadores şampiyonluğu
1997 Amerika Sper Kupası şampiyonluğu
1986 Intercontinental şampiyonluğu
1987 Copa Interamericana şampiyonluğu

.::UNUTULMAZ OYUNCULAR::.
Alfredo Di Stéfano, Enrique Omar Sivori, Néstor Rossi, Juan Carlos Sainz, Reinaldo Merlo, Daniel Passarella, Américo Gallego, Abel Balbo, Mario Kempes, Gabriel Batistuta, Claudio Caniggia, Sergio Goycochea, Roberto Ayala, Ariel Ortega, Sergio Berti, Marcelo Gallardo, Hernán Crespo, Marcelo Salas, Juan Pablo Sorín...

Kulübün ayrıca Arjantin Basketbol Ligi 'Liga Nacional de Básquetbol'da 3 şampiyonluk yakalamış bir takımı, erkekler ve bayanlarda da voleybol takımları bulunuyor.

İç saha maçlarını 76687 kişilik seyirci kapasitesine sahip Antonio Vespucio Liberti 'El Monumental'de oynayan River'ı günümüzde Diego Pablo Simeone çalıştırıyor. 106 kez Arjantin milli formasını giyen 37 yaşındaki Simeone, futbolu bıraktıktan sonra 2005'te teknik direktörlüğe başladı ve bir sezon Estudiantes'te çalıştıktan sonra River'la 1 yıllık kontrat imzaladı.

The Observer Gazetesi Nisan 2004'te El Supérclasico'yu 'Ölmeden Önce Görülmesi Gerekenler' Listesi'nde ilk sıraya koydu. Boca-River ve River-Boca maçları dünyada bilet bulunması en zor karşılaşmalar olarak değerlendiriliyor.

Boca taraftarları rakip takımın taraftarlarına 'Gallinas' yani 'Tavuklar' ismini takmıştır. Onlara göre River taraftarları korkaklardan oluşur. Ama futbolun içine kattıkları şiddet duygusu gözönüne alındığında River Plate tribünlerindeki 'Los Borrachos Del Tablon' yani 'Tribün Sarhoşları' en fanatik gruplardan biridir. River taraftarları Bocalılara 'Los Puercos' yani 'Domuzlar' der. Bu grubun maç öncesinde stada getirdikleri Boca sembolü olan kanaryaların kafalarını kopararak futbol teröründe ne kadar ileri gidebildikleri bilinen bir gerçektir. En bilinen olaylardan bir tanesi de 2-0 River Plate üstünlüğü ile sona eren bir maç sonrasında Bocalı fanatiklerin 2 River Plate taraftarını öldürüp Buenos Aires'in boş duvarlarına "Artık maç 2-2" yazılarını yazmalarıdır. Ayrıca maç sırasında da 150 taraftar polis tarafından tutuklanmıştır.



La Bombonera Tangosu: Boca Juniors!




Esteban Baglietto, Alfredo Scarpatti, Santiago Sana ve Juan-Teodoro Farenga kardeşlerin 3 Nisan 1905'te kurmuş olduğu Club Atlético Boca Juniors, kısa adıyla Boca Juniors. Bir Arjantin efsanesi, futbol klasiği!..

Esteban Baglietto, Alfredo Scarpatti, Santiago Sana ve Juan-Teodoro Farenga kardeşlerin 3 Nisan 1905'te kurmuş olduğu Club Atlético Boca Juniors, kısa adıyla Boca Juniors Arjantin'in köklü futbol kulüplerinden biridir. Maçlarını 61.000 kapasiteli Estadio Alberto J. Armando; 'La Bombonera'da oynayan sarı-laciverli ekip dünya futbolunun efsane isimlerinden Diego Armando Maradona'nın da formasını giydiği ekiptir. Buenos Aires'teki ezeli rakibi River Plate'le oynadığı her maç aylarca konuşulan Boca, Arjantin Ligi'nde 23 kez şampiyon olmayı başarmıştır.

Mavi-siyah renklerle kurulan Buenos Aires ekibi sonrasında sırasıyla eflatun-siyah ve siyah-beyaz renkleri kullandıktan sonra 1907 yılında sarı-lacivert renklere geçti. Boca tarihi boyunca 5 farklı amblem kullandı. Takım son olarak 2007 başında armasına 3 kez kazandığı Intercontinental Cup'ı temsil eden 3 yıldız ekledi. İlk maçına 21 Nisan 1905'te Mariano Moreno karşısında çıkan Boca ilk uluslararası maçınıysa 8 Aralık 1907'de Uruguay temsilcisi Universal'le yaptı. Takım ilk resmi maçınıysa ancak 31 Mayıs 1931'de Chacarita Juniors'la oynadı.

Günümüzde kullandığı lacivert hakim ve göğüste enine tek kalın sarı çizgili formayla klasikler arasına girmeyi başaran Boca 2005'te 100. yıl anısına bu çizgiyi sol omuzdan aşağı çapraz olarak değiştirdi. Bir yıl bu formayı kullanan Buenos Aires ekibi 2006'da enine tek kalın çizgiye geri döndü.

'La Bombonera'
Boca Juniors günümüzde iç saha maçlarını oynadığı 61.000 kapasiteli Estadio Alberto J. Armando; 'La Bombonera'ya geçmeden önce birçok stadyumda mücadele etti. 1940 yılında inşaatı tamamlanan stadyuma 1953 yılında eklenen 3. kat tribünlerden sonra 'La Bombonera' (Çikolata Kutusu) takma adı verildi. 'La Bombonera' tribünlerine 1996 yılında da özel balkonlar ve VIP locaları eklendi.

VIP salonları da dahil edildiğinde 61.000 seyirci kapasitesine sahip 'La Bombonera' dünya üzerinde bilet bulunması en zor stadyumlar arasında gösteriliyor. 'El Superclásico' olarak bilinen Boca Juniors-River Plate maçlarının biletleriyse aylar öncesinden tükeniyor.

Taraftar Grubu
Arjantin'in işçi sınıfı genel olarak Boca Juniors'ı destekliyor. Takımın taraftarı ülke genelinde halkın %51'lik bölümünün Bocalı olduğunu iddia etse de 2006'da yapılan araştırmada sarı-lacivertli ekibin %40 paya sahip olduğu ortaya çıktı. Bu istatistik taraftarın iddiasının altında kalsa da ülkedeki en geniş payı kapmaya yetti. Kulübün İtalyan demiryolu işçileri tarafından kurulmuş olması sebebiyle Bocalılar kendilerine 'los xeneizes' (Genoalılar) takma adını vermiş.

'Peñas' isimli taraftar kulübü sadece Buenos Aires'te değil, birçok Arjantin şehri ve dünyada şubelerini bulunduruyor. Daha önce Boca forması da giymiş olan Diego Armando Maradona,Claudio Paul Caniggia, Gabriel Batistuta, Juan Román Riquelme ve Carlos Tevez gibi yıldızlar Avrupa'da gösterdikleri başarılarla takıma denizaşırı ülkelerde de taraftar kazandırmış.

'El Superclásico'
'El Superclásico' olarak bilinen Boca Juniors-River Plate Buenos Aires Derbisi dünya futbolunun en çok ilgi çeken çekişmeleri arasında. İki ekip bugüne kadar 317 kez karşılaşmış. 100 maçın berabere bittiği eşleşmede Boca'nın rakibine 114-103 üstünlüğü var. Maçı kazanan tarafın Buenos Aires'te astığı pankartlarla diğer maça kadar rakibiyle alay etmesiyse şehirde kültürel bir gelenek olmuş.

The Observer Gazetesi 'El Superclásico'yu 'Ölmeden Önce Görülmesi Gereken 50 Sportif Aktivite' Listesi'nde ilk sıraya koydu.

İki kulüp de Buenos Aires'in La Boca Bölgesi'nde kurulmuş ancak River 1923 yılında şehrin biraz daha zengin bir muhiti olan Núñez'e taşınınca taraflar arasında düşmanlık başlamış.

İlk 'El Superclásico'yu 13 Ağustos 1913'te River Plate 2-1 kazanmış. Riverlı Reinaldo Merlo derbide 42 kez sahaya çıkarak en çok forma giyen isim olmayı başarmış. Derbi tarihinin en golcü oyuncusuysa bir başka Riverlı Ángel Labruna. Labruna rakip fileleri 16 kez havalandırmış. Buenos Aires Derbisi'nde en farklı galibiyeti River 19 Ekim 1941'de kendi sahasında rakibini 5-1 yenerek elde etmiş. Boca ise 19 Mayıs 1959'da kendi sahasında ve 7 Mart 1982'de deplasmanda aynı skorla karşılık vermiş. İki takım arasındaki en gollü derbi 15 Ekim 1972'de oynanmış. 9 golün atıldığı mücadeleyi River evinde 5-4 kazanmış.

BAŞARILARI
Ajantin Ligi: 23 şampiyonluk
Intercontinental Cup: 1977, 2000, 2003
Copa Libertadores: 1977, 1978, 2000, 2001, 2003, 2007
Copa Sudamericana: 2004, 2005
Recopa Sudamericana: 1990, 2005, 2006
Supercopa Sudamericana: 1989
Supercopa Masters: 1992
Copa de Oro (CONMEBOL) Nicolás Leoz: 1993

Kulübün resmi internet sitesi: http://www.bocajuniors.com.ar/
 

skycyomer

Çırak
Liverpool Football Club Liverpool şehrinde kurulmuş İngiltere'nin en köklü futbol takımlarından biri. Kurulduğu yıl olan 1892 den beri, 5 Avrupa Şampiyonluğu ve 18 İngiliz Şampiyonluğu ve 7 FA Cup şampiyonluğu elde etmiştir. İngiliz kulüpleri arasında en fazla lig şampiyonluğu ve toplamda en fazla sayıda kupası bulunan kulüptür.[1] Kulübün stadyumu 45,362 kapasitesi Anfield stadyumudur.

1985 yılında kulüp tarihinin en büyük trajedisini yaşamış ve Avrupa Kupası finalinde Juventus'la oynanan maçta çıkan ve tarihe Heysel Faciası olarak geçen olaylarda kulüp ve taraftarları sorumlu tutulmuştur. Bu olay sonrası UEFA tüm İngiliz kulüplerini Avrupa kupalarından beş yıl süreyle men etmiştir. Liverpool'a ise önce on yıl ceza verilmiş daha sonra yapılan itirazlarla bu ceza 6 (altı) yıla indirilmiştir.[2]

Kulübün genel taraftar kitlesi Liverpool kentinin de liman kenti olması dolasıyla genel olarak işçi sınıfıdır. You'll never walk alone isimli şarkı artık Liverpool kulübünün marşı haline gelmiş ve slogan olarak kullanılmaktadır.




Konu başlıkları [gizle]
1 Şampiyonluklar
2 2008-2009 Kadrosu
3 Referanslar
4 Dış bağlantılar



Şampiyonluklar [değiştir]Premier League Şampiyonluğu 18
1900/01, 1905/06, 1921/22, 1922/23, 1946/47, 1963/64, 1965/66, 1972/73, 1975/76, 1976/77, 1978/79, 1979/80, 1981/82, 1982/83, 1983/84, 1985/86, 1987/88, 1989/90
İkinci Lig Şampiyonluğu 4
1893/94, 1895/96, 1904/05, 1961/62
Lancashire Lig Kupası 1
1892-93
UEFA Şampiyonlar Ligi 5
1976/77 3-1 vs. M'Gladbach
1977/78 1-0 vs. Club Brugge
1980/81 1-0 vs. Real Madrid
1983/84 1-1 (4-2 penaltılarla) AS Roma
2004/05 3-3 (3-2 penaltılarla) AC Milan
UEFA Kupası 3
1972/73, 1975/76, 2000/01

Liverpool'un stadı, Anfield RoadFA Cup 6
1965, 1974, 1986, 1989, 1992, 2001
FA Gençlik Kupası 1
1995/96
Lig Kupası 7
1980/81, 1981/82, 1982/83, 1983/84, 1994/95, 2000/01, 2002/03
Avrupa Süper Kupa 3
1977, 2001, 2005
İngiliz Süper Kupası 2
1985/86, 2006/2007

2008-2009 Kadrosu [değiştir]No. Pozisyon Oyuncu
1 GK Diego Cavalieri
2 DF Andrea Dossena
3 DF Steve Finnan
4 DF Sami Hyypiä
5 DF Daniel Agger
7 FW Robbie Keane
8 MF Steven Gerrard
9 FW Fernando Torres
11 MF Yossi Benayoun
12 DF Fábio Aurélio
14 MF Xabi Alonso
16 MF Jermaine Pennant
17 DF Álvaro Arbeloa
18 FW Dirk Kuyt
19 FW Ryan Babel
20 MF Javier Mascherano
21 MF Lucas Leiva
No. Pozisyon Oyuncu
23 DF Jamie Carragher
25 GK Pepe Reina
27 DF Philip Degen
30 GK Carlos Itandje
33 MF Sebastian Leto
34 MF Jay Spearing
35 MF Ray Putterill
36 MF Ryan Flynn
37 DF Martin Škrtel
38 FW Craig Lindfield
39 DF Stephen Darby
40 GK David Martin
42 FW Nabil El Zhar
44 DF Robbie Threlfall
45 DF Mikel San Jose Dominguez
46 DF Jack Hobbs
48 DF Emiliano Insua





Tam isim Liverpool Football Club
Takma isim(ler) The Reds
Renkler Kırmızı-Beyaz
Kuruluş 1892
Stad Anfield
Kapasite 45.362
Başkan Tom Hicks
George Gillett
Teknik direktör Rafael Benítez
İnternet adresi liverpoolfc.tv
Lig Premier League
2007-2008 Premier League, 4.
 

SimeVrsaljko

Forum Ustası
Derbi mi Daha Ateşli,
Silah Olmaksızın İç Savaş mı?


Celtic - Rangers Diyalektiği



“İskoçya” deyince Braveheart filminden sonra aklımıza gelen ilk isim Souness’a nasıl Fenerbahçe Stadı’nın ortasına Galatasaray bayrağı dikmeye cesaret edebildiğini sorduğumda hiç düşünmeden şöyle demişti: “Ben yıllarca Rangers-Celtic maçlarında oynadım, Old Firm’ün yanında sadece Fenerbahçe-Galatasaray maçları değil, dünyadaki tüm diğer derbiler, ezeli rekabetler en fazla bir dostluk maçı kadar tehlike arz eder”

Hadi Souness da biz Türklerin çoğu gibi çılgın ve fazla heyecanlı diyelim.



Peki İskoçların efsanevi hakemi Hugh Dallas’a ne demeli: “Yugoslavya’nın dağılma sürecinde, Hırvatlar ve Bosnalılar birbirlerine tecavüz ediyorlar, kafalarını kesiyorlardı. Tam savaşın en çirkin yüzünün yaşandığı günlerde UEFA, Hırvatistan-Bosna maçına beni atadı. O maçı sadece Celtic-Rangers maçını defalarca yönetmiş bir hakemin kazasız belasız atlatabileceğini düşünüyorlardı. Yerden göğe kadar haklılardı çünkü Old Firm’le karşılaştırınca bütün maçlar en fazla birbirine düşman iki mahallenin çocukları arasındaki gazozuna maç gibidir”

Glasgow’da futbol, ateşli silahlar olmaksızın yapılan savaştır. 1888 yılında başlayan savaş, her sezon 4 kez sahada yaşanır ama 365 gün devam eder. O 365 gün boyunca mezhepler, siyasi görüşler ve Avrupa tarihi, olabilecek en fanatik futbol dininin elbisesini giyerek nefes bile almadan savaşır. Celtic-Rangers maçlarında, Katoliklerle Protestanlar, İrlanda direnişi ile İngiliz sömürgeciliği, IRA ile UVF, işçilerle patronlar, kiracılarla ev sahipleri, Che Guevera ile CIA, Papa ile Kraliçe, yeşil ve mavi renklere bürünerek karşı karşıya gelirler. 90 dakika tamamlanır ama maç asla bitmez. Glasgow’da güneş her doğduğunda, Rangers ve Celtic, iş yerlerinde, okullarda, sokaklarda, devlet dairelerinde sürekli savaşmaya devam ederler.



Glasgow Celtic ve Glasgow Rangers arasındaki savaş sadece Glasgow’da yaşanmaz. Old Firm, dünyanın en evrensel derbisidir. Tony Blair, siyasi hayatında yaptığı tek insanlığa hayırlı iş olan Kuzey İrlanda Barış Süreci’ni başlatmadan önce her Rangers-Celtic derbisi günü Kuzey İrlanda birbirine girer, en az birkaç kişi ağır yaralanır, bombalar Belfast sokaklarını cehenneme çevirirdi. Şimdilerde, Kuzey İrlanda’daki Old Firm savaşı, sadece maçın oynanacağı gün Belfast’tan Glasgow’a kalkan gemilerin sayısında yaşansa da bir Celtic-Rangers maçı öncesi sadece İskoçya’da değil, tüm Britanya Adası’nda hiç bitmeyecek zihinsel savaş yaşanmaya devam ediyor.

Glasgow Celtic, 1888 yılında Büyük Kıtlık’tan sonra İrlanda’dan İskoçya’ya göç eden fakir insanlara yardım etmek için Katolik papazlar tarafından kurulmuş. Aslında İskoçya’da İrlanda göçmenleri tarafından kurulan ilk futbol takımı, ismi Latince’de İrlanda anlamına gelen Hibernian. Celtic’in kurucularının 1888’de kulüplerine “Keltli” anlamına gelen Celtic ismini seçmelerinin sebebi de İskoçların da İrlandalılar gibi Kelt kökenli olması ve “fazla İrlandalı” bir isim koyarak göçmenleri yaşadıkları toplumda daha fazla ötekileştirmek yerine daha çok entegre etme niyetlerinden kaynaklanıyor. Glasgow Rangers ise aslında ezeli düşmanından çok daha önce 1872’de o zamanlar sadece bir spor kulübü olarak kuruluyor. Ama Rangers’ın bugünkü Old Firm diyalektiğindeki Rangers olma süreci de Celtic’in kurulduğu gün başlıyor.

Celtic’le Rangers’ın oynadığı ilk maçı Celtic 1-0 kazanıyor ve bir süre İskoçya’da herkesi yenerek üst üste şampiyon oluyor. Göçmenlerin kurduğu, çoğunlukla Katoliklerin oynadığı bir takımın, ülkelerinin asıl sahipleri olarak algıladıkları Protestan takımlarını ezdiğini gören, Glasgow’daki milliyetçi sağın sembol isimlerinden John Ure Primrose, Rangers’a başkan olduğunda, sürekli büyüyecek bir düşmanlığın en zehirli tohumları İskoçya’daki yeşil sahalara ekiliyor. Primrose’un “Bölücü, gerici, komünist papazlar” olarak nitelediği Celtic’e karşı İskoçya’nın Londra merkezli Britanya Krallığına bağlılığını savunan ve İskoçya bayrağı yerine Britanya Birleşik Krallığı’nın bayrağını Rangers tribünlerine asılmasını başlatan da o zamanların “Büyük Başkan”ı… Primrose, Glasgow’daki Britanya Birleşik Masonları locasının başkanı olarak “sadece Britanya’nın gerçek sahipleri Protestan’lar”ın Rangers formasını giymesine izin verdiğini açıklayınca, Celtic yönetimi de kendi sahaları olan Parkhead’e asmak için İrlanda Cumhuriyeti bayrakları sipariş ediyor.

Yıllar geçtikçe, Ada siyasetinde yaşanan her olay Old Firm’ü daha da radikal bir düşmanlığın odağı haline getiriyor. 1920’li yıllarda yaşanan ekonomik kriz sürecinde Glasgow’da yaşanan grev dalgası ve İrlanda’nın bağımsızlık sürecinin kesiştiği noktada şehirde yaşanan karmaşanın başrolünde Celtic ve Rangers var. Rangers’lılar, şehirde üretimi durduran ve yaşamı felce uğratan grevlerin İrlanda göçmeni işçilerin ve “bölücü” Katolik papazların provokasyonu olduğunu iddia ederken, “düzeni” yeniden tahsis etmek ve Glasgow’daki grevleri kırmak için Britanya Faşistleri hareketinin liderlerinden Fullerton, çetesi Billy Boys ile beraber şehre geliyor.



1926’daki Genel Grev’in belinin kırılmasında oynadığı rol için daha sonradan Devlet Madalyası alacak olan Fullerton’un yanında başkan Primrose bile son derece demokrat ve medeni bir insan! Yıllarca Rangers tribünlerinde UEFA ve İskoç Futbol Federasyonu tarafından yasaklanmasına rağmen söylenmeye devam eden “Billy Boys” marşı da ilk kez Glasgow sokaklarında grevciler boğazlanırken söyleniyor:
“Katolik kanının üstüne çıkmış dimdik ayaktayız.
Ya teslim olun ya da geberin”
Buna karşın Celtic’lilerin tepkisi ise maçlarda İrlanda Bağımsızlık Savaşı’nın isyan marşlarını ve Liverpool’daki İrlandalı göçmenlerden öğrendikleri “You’ll Never Walk Alone”u söylemek oluyor. 1960’lı yıllardan itibaren Old Firm maçlarında İskoçya bayrakları neredeyse hiç görülemeyecek kadar azalırken, Rangers’lılar Büyük Britanya bayrakları ve Protestan sembollerinin yanı sıra İngiltere boyunduruğundan kurtulamayan Kuzey İrlanda’nın siyasi simgelerini tribünlerine asmaya başlıyorlar. Celtic ise bir yandan 1967’de Şampiyon Kulüpler Kupası’nı Protestan ve Katoliklerin beraber forma giydikleri bir kadro ile kazanırken diğer yandan da IRA marşlarıyla başarılarını kutlamaya başlıyorlar.

 

SimeVrsaljko

Forum Ustası


Rangers ise 1989’da Souness’ın daha önce Celtic’te forma giymiş Mo Johnston adlı Katolik oyuncuyu transfer etmesiyle 100 yıl sonra Primrose’un ayrımcılığına son noktayı koymaya çalıştı. Aslında Johnston, Rangers’ta oynayan 14. Katolik futbolcuydu ama daha öncekilerin hiçbiri Johnston gibi boynuna haç takacak kadar ayan beyan bir Katolik değildi ve hiçbiri daha önce Celtic formasını giymemişti. Souness, bir anda tüm tabuları yıkmaya çalışırken, farkında olmadan Old Firm’üm makus talihini kökünden değiştirecekti.



Mo Johnston’ın golüyle Rangers’ın 1-0 üstünlüğü ile biten ilk Celtic maçı, birçok Rangers’lı için 0-0 bitmişti! Çünkü Johnston bir Katolikti ve daha önce Celtic’in sembol oyuncularından birisiydi. Birçok Rangers’lı bununla da yetinmedi, Ibrox’un önünde “Billy Boys”u söyleyerek kombine biletlerini yaktılar ve asla Johnston’ın attığı golleri golden sayıp sevinmediler. Ama Souness ve yerine göreve getirilen yardımcısı Walter Smith yönetiminde Rangers, Katolik oyuncuları da takımda oynatarak 9 sezon üst üste şampiyon oldu. Hatta sonunda bir Katolik olan Lorenzo Amoruso, Rangers’a kaptan oldu. Aslında yıllar sonra ortaya çıkacağı gibi Souness’ın Ibrox’a transfer ettiği ilk futbolcu olan Terry Butcher zaten Katolikti ve uzun yıllar Rangers’a kaptanlık yapacak ama Mo Johnston olayında yaşananlardan dolayı bu gerçek gizli tutulacaktı.

1980’lerin ikinci yarısında ve 1990’lı yıllarda İskoçya Ligi’nde, Rangers Katolikleri de oynatmaya başlayıp üst üste 9 kez şampiyon olduğunda bu kez bağnazlık sırası Celtic’e geçmişti.



Rangers’ın ezici üstünlüğünde geçen yıllar, bir kısım Celtic taraftarının da sinirlerini onulmayacak ölçüde bozmuş ve başarısızlıkların ana nedenini takımda yeteri kadar İrlandalı ve Katolik oyuncu olmamasına bağlamaya başlamışlardı. Tam bu sırada 1998 yılında Hollandalı bir Protestan olan Win Jansen teknik direktör olarak Celtic’i şampiyonluğa taşıyacak ve Rangers’ın 10. kez üst üste lig şampiyonu olarak Celtic’in rekorunu kırmasına son anda engel olacaktı.

Souness’ın başlattığı “normalleşme” süreci, globalizm futbolu derinden etkiledikçe gelişerek devam etti. Celtic-Rangers rekabeti İskoç ekonomisine yılda 120 Milyon Euro’luk bir katkı sağlarken, Old Firm’ün de anlamı değişmeye başladı. “Katı, sert, değişmez, sabit” anlamına gelen “Firm”ün bir diğer anlamı olan “şirket” yönü öne çıktı. Endüstriyel futbol çağında, Celtic-Rangers rekabeti, tam olarak liberal kapitalizmin kutsallaştırdığı “Serbest rekabet, zenginliği arttırır” hipotezinin en somut örneği. Dünyada aynı anda 80 televizyon kanalı tarafından canlı yayınlanan ve 60 Milyon Dolarlık bir reklam payı olan Old Firm, artık dünyanın en büyük futbol ekonomisi olan İngiltere Ligi’nde yer almak istiyor. Halihazırda İskoçya’da diğer takımların yaklaşık 10 katı bir gelire sahip olan Rangers-Celtic rekabeti, geçtiğimiz yıl, İngiltere ile karşılaştırınca ancak 2. lig düzeyinde olan televizyon ve reklam gelirlerini arttırmak için Premiership’e dahil olmak istediğini açıkladı. Eğer Old Firm, İngiltere’ye ithal olursa bu da İskoçya Ligi’nin ekonomik bağlamda İngiltere 4. ligi seviyesine inmesi anlamına geleceği için İskoçya Federasyonu ve UEFA buna izin vermeyeceklerini açıkladılar.

Yine de futbol ekonomisi bağlamında Rangers ve Celtic beraber hareket edecek kadar birbirine eklemlenmiş olsa da tribünler için ezeli düşmanlık kabuk değiştirerek devam ediyor. Her iki takımın yönetimi “mezhepsel düşmanlığı ve siyasi kutuplaşmayı” körükleyen tüm tezarühat ve sembolleri elbirliğiyle yasaklamasına rağmen, Rangers taraftarları Avrupa Kupaları’nda serbest olduğunu iddia ederek “Billy Boys”u söyledikleri için kulüp UEFA’dan ağır bir ceza aldı. Son oynanan Old Firm derbisine, Celtic kalecisi Boruc, Rangers’lı futbolcuların elini sıkmayı reddetti ve zehir zemberek açıklamalar yaptı: “Yenilselerdi hiçbiri de gelip elimi sıkmak istemezdi, yendikleri zaman geldiler çünkü amaçları beni Polonyalı bir Katolik olduğum için aşağılamaktı. Takımlarını da oyuncularını da sevmiyorum” Aynı maçta Dalglish’ten beri futbola en yetenekli İskoç olarak nitelenen Celtic’li Aiden McGeady’nin top her ayağına geldiğinde kıyamet koptu çünkü genç yıldız İskoçya yerine İrlanda Milli Takımı’nda oynamayı seçmişti. Celtic’in Japon yıldızı Nakamura korner atarken, kale arkası tribünündeki Rangers’lıların hepsi kollarını uçak kanadı gibi açarak 2. Dünya Savaşı’nda Japonya’nın İngiliz-Amerikan müttefik uçaklarıyla yerle bir edilmesine gönderme yaptılar. Celtic tribünleri, kulübe yeni başkan olan John Reid’ı Blair hükümetinde Irak’a savaş açan bakanlardan birisi olarak protesto ettiler ve “Savaş Suçlusu, Amerikan uşağı Celtic’e başkan olamaz” pankartı açtılar. Daha da kötüsü Rangers’lıların diline düştüler.

Artık post-modern 21. yüzyılda, Old Firm de birçok tarihsel olgu gibi bir dönüşüm süreci yaşıyor. Glasgow’da, kamusal alanda mezhepsel düşmanlık artık çok düşük düzeylerde seyrediyor. Yapılan son anketlerde polis tarafından ayrımcılık % 5, kamu hizmetinde ayrımcılık % 3 düzeylerinde. Ama “mahalle baskısı düzeyinde” her iki kulübün taraftarlarının % 22’si mezhepsel şiddete uğramış oldukları için kendilerini mağdur hissediyorlar. Son olarak 1997’de 16 yaşındayken okula Celtic atkısı ile gittiği için bir Rangers’lı tarafından öldürülen genci anma töreninde her iki takımın taraftarları bir araya gelip “Dinsel Ayrımcılığa Karşı Futbol” örgütünü kurdular ama kısa süre sonra birbirlerini ayrımcılıkla suçlayarak ikiye bölündüler.

Celtic’in efsanevi Protestan teknik direktörü Jock Stein’a göre mesele din değil, tam tersine futbol dışında bir dinin olmaması. Glasgow diyanet işleri de aynı görüşte: “Kiliselere devamlılık % 10 düzeyinde, barlara ve Pub’lara ise %90!” Glasgow’lu kadınlara göre de meselenin özünde her ne kadar din olsa da burada söz konusu olan din farklı İncil’lerde yazanlar değil, Rangers ve Celtic’in yarattığı yeni iki dinin savaşı. Bu dinin en büyük vecibesi de alkol! Birçok kadına göre mesele kimin daha iyi oynadığı değil, kimin daha çok içtiği! Hem Rangers’lılar, hem de Celtic’lilerin nazarında Old Firm derbisine içmeyip sadece futbol izlemek için gelenler Allahsız ateistler! 16-26 yaş arasındaki genç taraftarların %90’ı bir kez bile kiliseye gitmemişken en az 11 Celtic-Rangers maçına gitmişler. Büyüdükleri Glasgow’daki okullarda ise “Romeo ve Jülyet” temsillerinde aşıkların bir araya gelmesine izin vermeyen iki düşman aile “Rangers ve Celtic gibi” diye nitelenerek anlatılıyor. Hatta, James McPherson’ın “Romeo ve Jülyet” uyarlamasının son sahnesi şöyle:
-Romeo, babam bir Katoliğin asla bizim eve gelemeyeceğini söylüyor.
-İyi de ben sadece sana olan aşkıma inanıyorum Jülyet, Tanrı’ya inanmıyorum… Ben ateistim.
-Zaten o da Katoliklerin dinsiz oldukları ve Celtic’i tuttukları için bizim eve giremeyeceklerini söylüyor.
-Ben de zaten asla bir Rangers’lının evine gitmem, merak etmesin!
-Ama o zaman haftasonu Londra’ya tatile gittiklerinde sevişemeyiz Romeo…
-Hayır sevişebiliriz Jülyet, 2003 UEFA Finali’nde Rangers’lılar bir geceliğine bize karşı Katolik bir takım olan Porto’yu tutmuşlardı. Ben de bir geceliğine senin için bir Protestan’ın evine gelirim bebeğim! Hem Larsson da Protestan’dı!



-son-
 
Üst