Futbolun TarİhÇesİ

MuRaTTK

Co-Admin
Site Yetkilisi
Tüm canlılarda yuvarlanan ve zıplayan şeylerle oynamak; hiç olmazsa onlara dokunmak, vazgeçilmez bir istek içgüdüsüdür. Bir yumakla tatlı bir coşku içinde oynayan bir kedi; zıplayıp giden bir topun peşinden, onu kapmak için çılgınca koşan bir köpek; sirklerde burunları ucunda top sektiren terbiye edilmiş foklar bunun en güzel örnekleridir.
İnsanoğlu da bugün adına kısaca "top" dediğimiz yuvarlak cisimlerle oynamaya karşı büyük bir meyil göstermiştir. Bu eğilimin insanlıkla yaşıt olduğu dahi söylenir. Afrika’nın balta girmemiş ormanlarında yaşayan en ilkel kabilelerde insan kurukafalarını ayakla tekmelemek suretiyle bir garip oyun oynandığına dahi rastlanmıştır.
Futbolun da bu istek içgüdüsüyle doğmuş olduğu muhakkaktır. Ancak bunun ne zaman ve nerede başladığına dair kesin bilgi verebilecek bir belge bugüne kadar bulunamamıştır.
Mısır’da Merruka mezarlarındaki duvar resimlerinde çeşitli sporcu figürlerinin şanı sıra ayakla top oynayan insan şekillerine de rastlanmaktadır. Hatta Mısır’ın kurak iklimi, bu toplardan bir kısmının günümüze kadar ulaşmasını da sağlamıştır. Kahire, Berlin ve Londra müzelerinde örnekleri bulunan bu topların 7.5 santim çapında, deriden veya sık dokunmuş ketenden yapılmış ve zikzak dikişlerle dikilmiş, içleri kepek ve yosun kurusu gibi maddelerle doldurulmuş olduğu görülmektedir. Bunlar, yaklaşık 2500 yıl önceden kalmadır.
Ünlü Yunan şairi Homeros (M.Ö. 8.yy), ünlü eseri, "Odisea"da, top oyunlarından bahseder.
Sporta’da , 30 yaşına kadar olan delikanlıların sınıflara ayrılarak tecrübeli oyuncuların nezaretinde top oynadıkları bilinir. Sümerlilerin de ayakla oynadıkları bir top oyunundan bahseden tarihi belgeler mevcuttur.
Milattan 2500 yıl önce Çin’de imparator Huang-ti’nin, askerlerine, yere dikilmiş iki mızrak arasından, bir topu ayakla tekmelemek suretiyle geçirmeye çalışarak çeviklik talimleri yaptırdığı eski Çin kaynaklarında belirtilmektedir. Yine eski Çin kaynakları, Milattan sonraki yıllarda; İmparator Cheng-Ti devrinde, topu pagotların üstünden aşırabilen Chang-Fu ile hünerbaz Wan Ch’son hakkında düzenlenmiş övgü dolu manzumelere rastlanmaktadır.


ESKİ TÜRK BOYLARINDA AYAK TOPU OYUNLARI

Orta Asya Türkleri ile ilgili "La Tartarie" adlı Fransızca eserde, Tsang kentinde, kız ve erkeklerden kurulu takımların ayak topu oynadıkları; bu meraklı ve heyecanlı oyunu izleyen Hiuan adlı bir Çinlinin şunları anlattığı yazılıdır: "... Büyük mabetlerde sık sık ayak topu müsabakaları yapılır. Bu oyunda topa elle dokunulamaz. Ya ayakla, ya da başla vurulur ve böylece topu hasım kaleden içeri sokmak için uğraş verilir...".
Öte yandan, ünlü Türk düşünürü Kaşgarlı Mahmud’un 25 Ocak 1072 ila 10 Şubat 1074 tarihleri arasında yazdığı ünlü eseri "Divan-ı Lügat-it Türk"ün ilk cildinin 323’üncü sayfasında eski Türk boylarının Orta Asya’da "Tepük" adıyla andıkları bir ayak topu oyunu oynadıklarından bahis vardır. Türklerin "Tepük" oynarlarken kullandıkları toplar, ilk dönemlerde oval kalıplara dökülen İğ arşağı biçimindeki kurşun kitlesinin üzerine keçi kılı veya keçe sarılmak suretiyle yapıldığı; zamanla bunların değişime uğradığı ve daha yumuşak cisimlerden yapılmış topların tercih edildiği, bunun için de içi hava ile doldurulmuş ve yuvarlanmış kuzu tulumlarının kullanıldığı yine aynı eserden öğrenilmektedir.
Eski Türklerin "Tepük" oyununu, belirli aralıklarla karşılıklı dikilmiş mızrakların arasından topu, ayakla vurmak suretiyle geçirerek sayı kazanma esasına göre oynadıkları bilinmektedir. "Tepük"ün, Orta Asya’da yaşayan Türk boylarında yüzlerce yıl oynandığına dair, "Hıtay-ı Name" ve "Baybars Tarihi" ile Ayasofya Kütüphanesi’nde 3029 numarada kayıtlı değişik kitaplarda da bahis vardır.
Seyyid Ali Ekber’in yazdığı "Hıtay-ı Name" de bahsedilen "ayak topu", günümüzün futboluyla büyük benzerlik arzetmektedir. Bu eserin 56. sayfasında bu konuda şunlar yazılıdır: "... Ve top oyunu Hıtay’da güzeller işidir. Ve dahi harabeti (düzensiz kalabalık) çok olan ve sığır kursağından top yüzmüşler (yapmışlar) ve mahbub (erkek) ve mahbubeleri (kadınları) durdurmuşlar. Ve topa ayaklar ile ururlar (vururlar). Şöyle ki; elin ol topa değdirmeye ve ol topu yere düşürmeye ve nazik ayak ile dürde (ite), saklara (baldırlara) ve usulsüz vurmak ve yere düşürmek ve daireden taşra (dışarı) çıkmak vaki olmaz...".
Ayasofya Kütüphanesi’nde 3029 numarada kayıtlı "Tarih-i Timur" adlı eserde de Timur döneminde Türklerin, içi havayla doldurulmuş kuzu postundan yapılma toplarla oynadıkları; bu oyunda topa elle dokunmanın ve çizgiden dışarı çıkarmanın yasak olduğu yazılıdır. Ve Timur’un bu oyunu askerlerine bir çeviklik talimi için yaptırdığı kaydedilmektedir.
Bütün bu belgeler, Türklerin yüzyıllar boyunca Orta Asya’da oynadıkları ve "Tepük" adını verdikleri oyunla, günümüzün modern futbolu arasındaki büyük yakınlığın belirgin belgeleridir. "Tepük", eski Türk boylarında tepmek, tekmelemek anlamına kullanılan bir sözcüktür. Türkler bu oyunu yalnız ayakla oynadıkları için bu adı vermişlerdir.


GÜNEY AMERİKA’DA AYAK TOPU İZLERİ

Amerika kıtasına futbolun Meksika yoluyla geldiği bilinir. Ancak Meksika’ya nereden geldiği ise bugün için karanlıkta bulunan bir husustur. İspanyollar ve İtalyanlar, ayak topu oyununu Güney Amerika’ya götürenlerin kendileri olduklarını iddia ederlerse de, onlardan çok daha önce Meksika ve Peru’da yerlilerin ayak topu oynadıkları, bazı tapınak ve anıtlardaki kabartma resimlerden anlaşılmaktadır. Hatta bu "ayak topu" oyununun tapınaklarda kutsal bir oyun olarak oynandığı da sanılmaktadır.


MODERN FUTBOLA DOĞRU...

Modern futbolun ne zaman, nerede doğduğu hakkında da çeşitli iddialar ileri sürülür. Milattan sonra Roma’da özellikle askerler arasında oynanan "Harpatsum"un bugünkü modern futbolun esasını teşkil ettiği ve Romalıların bu oyunu Elenlerin "Episkyres" adlı oyunlarından esinlenerek ortaya çıkardıkları söylenir. Ancak "Harpatsum"un eski Helencede "el topu" anlamına geldiği ve bundan da bu oyunun hem elle, hem de ayakla oynanan bir oyun olabileceği düşünülür. Pilla, Follis veya Pagonica adı verilen, içi hava veya kuştüyü ile doldurulmuş toplarla oynanan bu oyunun sayı bakımından eşit iki takım arasında oynandığı; amacın bu topu, karşı takımın oyuncuları tarafından savunulan sahaya geçirilmesi olduğu bilinmektedir. Bu oyunda iki takımın da amacı, önce topu kapmak, sonra da el ve ayak vuruşlarıyla bunu rakip takımın savunduğu alana sokmaktır. Bu amaca ulaşabilmek için iki tarafında en sert hareketlerden dahi kaçınmadıkları anlaşılmaktadır. Bu durumda "Harpatsum"un futboldan çok rugbi (ya da Amerikan futbolu) ile bir benzerliği olabileceği düşünülür.
Ortaçağ’da Romalı askerler ve Fransızlar tarafından oynanan "Le Soule"ün de futbolla büyük benzerlikler arz ettiği bilinir.
Bu oyun Romalı askerler tarafından Galya’ya götürülmüş ve oradan yayılmıştır. Bu oyunda her türlü sertliğe müsaade olunduğu, oyun alanının bazen kilometrelerce uzağa dikilmiş kazıklarla sınırlandırıldığı anlaşılmaktadır. Ve "La Soule" ün zaman zaman Fransa’da yasaklandığı da bilinmektedir.
Futbolun İngiltere’de ortaya çıkışı da ayrı bir tartışma konusudur. Fransızlar, bu oyunun Normanlar tarafından İngiltere’ye götürülen "La Soule"den türetildiği görüşündedirler. İtalyanlar ise İtalya’dan gitmiş olduğunu ileri sürerler.
Kaynağı nerede olursa olsun; İngiltere’de 12. yüzyıldan beri futbolun oynanmakta olduğu gerçektir. Halk da soylular da bu oyunu pek sevmişler ve bunun doğal sonucu olarak futbol İngiltere adalarında çok hızlı bir yayılma göstermiştir. Ancak futbol giderek köyler ve kasabalar arasında büyük bir rekabetten doğan çatışmalara neden olmaya ve bir iç savaş haline dönüşme tehlikesi dahi arzetmeye başlayınca, Kral II. Edward yayınladığı bir fermanla İngiltere’de futbolu yasaklamak zorunda kalmıştır. İİ. Edward bu fermanında şöyle diyordu:
"Büyük bir topla şehir içinde gürültüler yapıldığı, Tanrı korusun bir çok kaza ve hasara sebebiyet vereceği anlaşılmıştır. Tanrı ve Kral adına, şehir ve kasaba içinde top oynanmasını yasaklıyorum. Emirlerimizin aksine hareket ederek top oynayanlar en şiddetli cezalara çarptırılacaktır" (13 Nisan 1314)
Kral II. Edward’ın bu fermanıyla futbol, İngiltere’de adeta lanetlenmiş ve futbol oynayanlara kötü gözle bakılmaya başlanmıştır. Ünlü tiyatro yazarı William Shakespeare’in ünlü yapıtı "Kral Lear"de bu görüş, bir aktörün söylediği şu söz dile gelir:
"You base, football player!" (Seni aşağılık futbol oyuncusu)
Ancak futbol zaman zaman böylesine lanetlenmesine rağmen yine de İngilizlerin gönlündeki müstesna yerini hiçbir zaman kaybetmemiştir. Nitekim halkın futbola böylesine büyük bir tutkuyla bağlanması karşısında futbolu yasaklayan ferman dahi kaldırılmış ve top oyunu gittikçe artan bir hızla İngiltere adalarında yayılmaya devam etmiştir.
17. yüzyılda İngiltere’de futbol tam anlamıyla "gözde" olmuş; kralların dahi halkı ve soyluları bu oyunu oynamaya teşvik ettikleri görülmüştür. Bu çığırı açan hükümdar ise Kral İİ. Charles olmuştu.
İtalya’ya sığınan II. Charles ile beraberindeki soylular, ülkelerine döndüklerinde İtalya’da gördükleri "Giuocco del Calcio" oyununu İngiltere’de, adalarında da oynatmak ve bunu ülke sathında yaymak için özel bir çaba harcamışlardır.
II.Charles ile İngiliz soylularının İtalya’da görüp beğendikleri ve kendi ülkelerine götürdükleri "Giuocco del Calcio", belirli kuralları olan ve günümüz futboluna pek benzeyen bir oyundur. Siena’da doğan ve Floransa’ya da giden bu oyunun bu kentlerde yılda en az iki kez oynandığı bilinmektedir. İki eşit parçaya ayrılmış geniş bir alanda ve 27’şer kişilik takımlar arasında oynanan Calcio oyununda amaç, ayakla vurularak götürülen topun, rakibin kalesine sokulmasıdır. Bu oyun, günümüzde de büyük şölenler halinde ve o devrin giysilerine bürünmüş gençler arasında Siena’nın tarihi taş meydanlarında yılda bir kez oynanmaktadır.
 

MuRaTTK

Co-Admin
Site Yetkilisi
MODERN FUTBOLUN DOĞUŞU...

Futbol, bugünkü haline en yakın şeklini, 17. yüzyılda İngiltere’de almıştı. Bunda, İtalyanlardan alınan Calcio’nun da önemli etkisinin olduğu söylenebilir. 120x80 metre boyutlarında bir alanda oynanan bu oyunda top olarak, üzeri deriyle kaplanmış ve içi şişirilmiş bir hayvan mesanesi kullanılmıştır. Ve bu topun, birer metre arayla dikişmiş iki çubuktan ibaret kalelerin arasından geçirilmesiyle takımlar birer sayı kazanmışlardır. Bu sayılar da özel görevliler tarafından bir bıçakla kale çubukları üzerine atılan çentiklerle belirlenmiştir.
1861 yılında, Kral II. Charles’in uşaklarının oluşturdukları takımın, Albemarie Kontu’nun uşaklarından kurulu takımı yenmesi üzerine, bu maçı büyük bir ilgi ve heyecanla izleyen İngiltere Kralı, kendi armasını taşıyan formalarla oynayan uşaklarının armağanlarını kendi eliyle vermişti.
Gerek halk tabakaları arasında, gerekse soylular arasında aynı büyük ilgiyi gören futbol, İngiltere adalarında hızla yayılırken büyük bir gelişme de göstermiş ve önemli aşamalara uğramıştır. Bu, futbolun evrimiydi ve şöylesine bir kronolojik gelişme göstermişti:
1841 - Futbol topunun tam bir küre biçiminde olmasının kabulü.
1848 - Tüm futbol kurallarının "Cambridge Kuralları" adı altında birleştirilerek, tüm İngiltere’de aynı standartta futbol oynanmasının sağlanması ve bu kurallara göre Cambridge’de öğrenciler arasında ilk futbol maçının oynanması.
1855 - Bir İngiliz futbol takımının (üniversite karması) futbol maçı oynamak üzere ilk kez İngiltere adalarının dışına çıkması ve Almanya’ya giderek orada yaptığı maçlarla Almanya’da futbolun ilk tohumlarını atması.
1857- İngiltere’de ilk futbol kulübü Sheffield Club’ün kuruluşu.
1863 - Futbolun İngiltere’de uyandırdığı büyük ilgi karşısında 11 kulüp temsilcisinin Londra’da, Great Queen Street’tedi Lincoln Hanı altındaki bir birahanede toplanıp futbol dünyasının ilk federasyonu olan İngiltere Futbol Federasyonu "Football Association"u kurmaları (26 Ekim 1863). Bu tarih, modern futbolun doğuş tarihi olarak kabul edilmektedir.
1870 - Lizbon’da oturan İngilizlerin futbolu Portekiz’de oynamaya ve yaymaya başlamaları.
1871 - Dünya futbolunun ilk büyük organizasyonu olan ve "Kral Kupası" adıyla da anılan "İngiltere Federasyon Kupası" maçlarının başlaması ve Kennington Park’ta yapılan final maçında Royal Engineers’i 1-0 yenen Wandrers takımının ilk kupayı kazanması.
1872 - Glasgow’da, İngiltere ile İskoçya arasında, futbol tarihinin ilk milli maçının oynanması ve bu maçın 0-0 berabere sonuçlanması (30 Kasım 1872).
1875 - "Football Association" un kalelere üst direk konulmasını kabulü ve topa kafayla da vurulabilmesine izin vermesi.
1876 - Kornerin futbol kuralları içine konulması.
1879 - Glasgow’dan Darwen’e, para ve parlak iş teklifleriyle futbolcu getirtilerek futbolda profesyonellik yolunda ilk adımın atılması.
1882 - İngiltere, İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda futbol federasyonları temsilcilerinin, futbol kurallarında değişiklikler yapmaya ve selahiyetli "International Board"u kurmaları (6 Aralık 1882).
1885 - Futbolda profesyonelliğin, İngiltere Futbol Federasyonu tarafından resmen kabulü.
1886 - Ofsaytın futbol kuralları içine alınması.
1889 - Futbolun İngiltere adalarından taşıp Avrupa’ya yayılmaya başlaması karşısında Danimarka ve Hollanda’da ilk futbol federasyonlarının kuruluşu.
1890 - Futbol maçlarında tam salahiyetin hakemlere verilmesi.
1891 - Penaltının futbol kuralları içine alınması.
1893 - Amerika kıtasında ilk futbol federasyonunun Arjantin’de kurulması.
1895 - İngiltere’de, bayanlardan kurulu takımlar arasında ilk futbol maçının oynanması.
1899 - Maç süresinin 90 dakika, futbol alanı ölçülerinin 118.4x91.4 metre olarak belirlenmesi.
1901 - Bir futbol maçının, tarihte ilk kez 100 bin kişi üzerinde seyirci toplaması ve Sheffield United ile Tottenham takımları arasındaki "Federasyon Kupası" final maçını 110.802 kişinin izlemesi.
1902 - Avrupa Kıtasında oynanan ilk milli futbol maçında Avusturya’nın Macaristan’ı 5-0 yenişi (Viyana. 12 Ekim 1902).
1903 - Futbolda "averaj"ın kabulü.
1904 - Paris’te toplanan Fransa, Belçika, Danimarka, Hollanda, İspanya, İsveç ve İsviçre futbol federasyonları temsilcilerinin yaptıkları uzun görüşmeler sonunda "Uluslararası Futbol Federasyonu olan FİFA’yı resmen kurmaları (21 Mayıs 1904)
1906 - Kıtalar arasında yapılan ilk milli futbol maçında Güney Afrika’nın Brezilya’yı Sao Paulo’da 5-0 yenişi.
1907-Kendi sahasında bulunan bir futbolcunun ofsayt sayılmamasının kabulü.
1908-Londra Olimpiyat Oyunları ile futbolun ilk kez Olimpiyat Oyunları’nda yer alması ve İngiltere’nin şampiyon oluşu.

FUTBOLUN TÜRKİYE’YE GELİŞİ

Gerçek menşei neresi olursa olsun, ayakla oynanan top oyununun İngiltere’de "Futbol" haline dönüştüğü ve oradan dünyanın dört bir yanına yayıldığı gerçeğin ta kendisidir. Ve dünyanın bir çok yerine de bu cazip oyunu götürenler yine İngilizler olmuşlardır.
Geçtiğimiz yüzyılın özellikle ikinci yarısı, İngilizlerin çeşitli amaçlarla dünyanın dört yanına yayıldıkları bir dönemdir. Başta Hindistan ve Mısır olmak üzere çeşitli müstemlekelerine askeri amaçlarla giden İngilizler, bazı yerlere de tamamen ticari amaçlarla gelmişlerdir. Bunlar, o ülkelerde yetişen malları İngiltere’ye yollayan tüccarlardır.
Bu yayılış sırasında Osmanlı ülkesine de tütün ve pamuk ticaretiyle uğraşan İngilizler gelmişler ve bunlar zamanla ailelerini de getirerek Osmanlı İmparatorluğu’nun belli başlı ticaret limanlarındaki kentlere yerleşmişlerdir. İşte bu İngiliz aileleri, futbolu ülkemizin sınırları içine sokan kişiler olmuşlardır.
Geçtiğimiz yüzyıl sonlarına doğru ülkemizde yerleşmiş bulunan İngiliz ailelerin İstanbul, İzmir ve Selanik gibi liman kentlerini yeğledikleri görülür. Bu ailelerin erkekleri, ülkemize gelirlerken, pipoları ve viskileri gibi, enikonu tiryakisi oldukları "futbol"u da beraberlerinde getirmişlerdir.
Bu ailelerin kendi aralarında iddialı futbol maçları yaparlarken buradaki komşuları veya yakın dostları olan Rumlar da onlara katılmışlar, böylece futbol oynayan kişilerin olduğu gibi takımların sayısında da önemli bir artış görülmüştü.
Osmanlı topraklarında ilk futbol maçının 1875'te Selanik'te oynandığı bilinmektedir. 1877 yılında ise İzmir'in Bornova çayırlarında futbol maçları yapılmıştır. Ancak, bu sıralarda Müslüman gençlerin futbol oynamaları hoş karşılanmayacağı için Türklerin futbol oynamaları için biraz daha süre geçmesi gerekmiştir. İzmir'de ilk futbol kulübü 1894 yılında İngilizler tarafından kurulmuş ve adı "Football Club Smyrna" olmuştur. İstanbul'da futbol oynanmaya başlanması ise ancak 1895 yılında Kadıköy ve Moda'da olmuştur. İzmir'den İstanbul'a göçen İngilizler burada futbol oynamışlardır. Buradaki Rumlar da futbola merak salmışlardır ve futbol İstanbul'da çok büyük bir hızla yayılmıştır. 1897, 1898, 1899, 1904 yıllarında İzmir karması ve İstanbul karması 4 maç oynamışlar ve bunların tümünü İzmir karması kazanmıştır. 1906 yılında Atina'da düzenlenen "Ara Olimpiyat"ta İzmir karması ve Selanik karması yer almıştır. İzmir karması bu turnuvada 2., Selanik karması da 3. olmuştur. İzmir karması İngilizlerden, Selanik karması ise Rumlardan oluşuyordu.
 

MuRaTTK

Co-Admin
Site Yetkilisi
ÜLKEMİZDE İLK FUTBOL MAÇLARI

Bugüne kadar elde edilebilen belgelerden, ülkemiz topraklarında ilk futbol maçlarının 1875 yılında Selanik’te oynandığı anlaşılmaktadır. 1877 yılında ise, İzmir’in Bornova çayırları futbolla tanışmıştır. Ve oralarda hafta tatilleri ya da yaz akşamlarının en büyük eğlencesi, Rumlarla takviyeli İngiliz takımları arasında oynanan bu maçlar olmuştur. Bu maçların ilk seyircilerinin de bu ailelere mensup kız ve kadınlar oldukları bilinir. Daha sonra semt gençleri de bu cazip oyuna ilgi gösterip maç yapılan alanların etrafını çevirmeye başlamışlardır.
Ancak ne var ki; Selanik ve İzmir’in Müslüman Türk gençleri, bu cazip oyuna karşı büyük bir ilgi ve heves duymalarına rağmen, gerek aile baskıları, gerekse topluma hakim bulunan taassubun etkisiyle futbol oynamaktan uzak kalmışlardır.
1890 yılına gelindiğinde, Selanik’te futbol faaliyetinin geniş boyutlara ulaştığı görülmüştü. Bu kentimizde oturan İngiliz, Rum ve İtalyan delikanlılarının oluşturdukları takımlar arasında baş gösteren büyük rekabet, Selanik’teki futbol heyecanını büsbütün körüklemişti.
İzmir’de ise ilk futbol kulübünün 1894 yılında İngilizler tarafından “Football Clup Smyrna (İzmir Futbol Kulübü)” adı altında kurulduğu bilinmektedir.
1895 yılında İstanbul’un Kadıköy ve Moda çayırlarında futbol oynamaya başlandığı görülmüştü. Bunda, İzmir’den İstanbul’a göç eden bazı İngiliz ailelerin başrolü oynadıkları bilinir. Bu arada yine aynı semtlerde oturmakta olan Rum gençlerinin de İngilizlerle çabuk kaynaşıp onların bu cazip oyununu derhal öğrenerek onlara katıldıkları bilinir. Böylece İstanbul’da futbol, hızlı bir gelişme ve yayılma göstermiştir.
1897 yılında, İzmir’den bir karma takımının İstanbul’a gelerek burada İstanbul karmasıyla karşılaşması, Türk topraklarındaki futbolun tarihinde bir başka önemli dönüm noktası olmuştur. İstanbul ile İzmir karma takımları arasındaki bu maçların ilki 1897 yılında İstanbul’da, ikincisi 1898 yılında İzmir’de, üçüncüsü 1899 yılında yine İzmir’de oynanmıştır. Bu üç karşılaşmanın da İzmir takımının galibiyetiyle sonuçlandığı bilinmektedir. 1900-1903 yılları arasında, artık gelenekselleşme yoluna girmiş bulunan bu maçlar birden kesilmiş; 1904 yılında İstanbul’da oynanan dördüncü ve son maçı ise yine İzmir karması kazanmıştır (4-2).
İzmir’deki İngilizler tarafından kurulan ve 1906 yılında Atina’da yapılan Ara Olimpiyat’a İzmir Karması adı altında katılan kadro. Bu kadronun önemli bir bölümünü Whittal ve Giraud ailelerinin fertleri teşkil etmekteydi. Bu takım Atina’da da Ara Olimpiyat ikincisi olmuştu.
İstanbul’da futbolun mimarlarından biri olan James Lafontaine, o günleri şöyle anlatıyordu:
“Biz üç beş İngiliz, Moda çayırında bu işe başladık. İti takım kuracak sayıda oynadığımız için hem canımız sıkılıyor, hem de Türk gençlerini teşvik etmekten korkuyorduk. Çünkü o zamanki yönetim her şeyden şüphelenir ve üç-beş Türk’ün bir araya gelmesini istemezdi...”.
Aradan yıllar geçtikten sonra James Lafontaine böyle anlatıyordu. Ülkenin içinde bulunduğu durum buydu. Bir yandan ailelerin taassup baskısı, bir yandan yönetim baskısı yüzünden Türk gençleri futboldan daha bir süre uzak kalacaklar ve Türkiye’de futbol bu dönemde İngilizler ile Rumlara inhisar edecekti...
Ülke futbolunda İzmir ve Selanik, İstanbul’dan çok daha ileri durumda bulunuyorlardı. Bunun sonucudur ki; 1906 yılında Yunanlılar, Modern Olimpiyat Oyunları’nın 10. yıldönümü münasebetiyle Atina’da bir “Ara Olimpiyat” düzenlediklerinde, Osmanlı İmparatorluğu’ndan Selanik ve İzmir futbol takımları gitmişlerdi.
Ara Olimpiyat’ta yapılan futbol maçlarında Danimarka Karması, İzmir Karması’nı 5-1, Atina Karması’nı 9-0 yenerek birinci olurken, Atina Karması da Selanik Karması’nı 5-0 mağlup etmişti. Ancak Atina Karması, bilinmeyen bir sebeple İzmir Karması ile yapacağı maça çıkmadığından, hükmen yenik sayılarak diskalifiye edilmiş, böylece İzmir Karması ikinci olurken, 3-1 yendiği Selanik Karması üçüncülüğü almıştı.
Ara Olimpiyat’ta futbol maçlarının gümüş madalyasını kazanan İzmir Karması’nın şu oyunculardan kurulu olduğu resmi kayıtlardan öğrenilmektedir: Edwin Charnaud, Zare Kuyumcuyan, Edward Giraud, Jack Giraud, Hanri Joly, Percy Lafontaine, Donald Whittal, Albert Whittal, Godfrey Whittal, Herbert Whittal, Edward Whittal.
Bronz madalya kazanan Selanik Karması ise şu tertipte idi: Yorgo Vaporis Nikolaos Pindos, A. Tegos, Nikolaos Pençikis, Yani Kyrou, Yorgo Sotiriadis, V. Zarkadis, Dimitrios Miçopulos, A. Karangonidis, Yani Abbot, Yani Saridakis.
Bu isimlerden de anlaşılacağı üzere; 1906 yılının İzmir Karması’nın hemen tamamı İngilizlerden, Selanik Karması’nın ise tamamı Rum futbolculardan kurulu bulunuyordu.
İzmir Karması’nın büyük çoğunluğunu oluşturan Whittal ailesinin önemli bir bölümü zamanla İstanbul’a taşınmış ve yine bu ailenin önemli katkılarıyla İstanbul futbolunda önemli bir canlanış olmuştu.
İstanbul’un ilk futbolcuları arasında; James Lafontaine, Arthur Whittal, Horae Armitage, edward Lafontaine, Comber ilk akla gelen önemli isimler olmaktadır. Bunların yanı sıra geçilmez bir defans oyuncusu olmasından ötürü “Tahtaperde” namıyla anılan Aleko Kaliya da İstanbul futbolunun ilk ünlü Rum futbolcusu idi.


TÜRKLERİN FUTBOL OYNAMASI

Futbol oynayan ilk Türk 1898 yılında İzmir'de İngilizlerle beraber futbol oynayan Selim Sırrı Tarcan olmuştur. Ancak kendisine "İlk Türk futbolcusu" diyemeyiz. İlk Türk futbolcusu Fuat Hüsnü Bey'dir. İstanbul'da futbolu İngilizlerden görerek merak salan Fuat Hüsnü Bey, daha sonra arkadaşlarını ikna ederek ilk Türk futbol takımını kurmuştur. "Black Stocking" adı alan takım Rumlarla bir maç yapmış ve bu maçı 5-1 kaybetmiştir. Kaçabilenler kaçmış, kaçamayanlar yakalanmıştır ve böylece ilk Türk futbol takımının ömrü uzun olmamıştır. Fuat Hüsnü Bey daha sonra İngilizlerin kurduğu Kadıköy takımında "Bobby" takma adıyla oynamıştır.

TÜRK FUTBOLUNDA İLK KULÜPLER

"Black Stocking" takımının başarısızlığından sonra Türkler uzun süre futbol oynayamamışlardır. Ancak, kimse de bu oyunun cazibesinden kendilerini kurtaramamışlardı. Türkiye'de kurulan kulüplerin hemen hemen hepsi futbol kulübü olarak kurulmuştur. Bir önemli istisna "Beşiktaş Jimnastik Kulübü"dür. İlk futbol kulübü ise "Galatasaray"dır.
 

MuRaTTK

Co-Admin
Site Yetkilisi
İSTANBUL KULÜPLERİ :
FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ


1907 yılı ilkbaharında, Kadıköylü gençlerden Nurizade Ziya (Songülen), Bahriyeli Necip (Okaner), Hasan Sami (Kocamemi) ve arkadaşları arasında “Hindli” lakabıyla anılan Asaf (Beşpınar) beyler, ne zamandan beri içlerini kor gibi yakmakta olan bir konuda kesin kararlarını vermişlerdi: Bir futbol kulübü kuracaklardı...
Necip Bey’in Moda’daki evinde yaptıkları toplantıda kurmayı kararlaştırdıkları kulüplerine Fenerbahçe adını vermişler, forma rengi olarak da, o güzel bahar günlerinde Fenerbahçe çayırını süsleyen papatyaların rengi sarı-beyazı seçmişlerdi. Amblemleri ise Fenerbahçe’nin ışık saçan feneri olacaktı.
Bu yeni kulübün kuruluş hazırlıkları hızla akıp giden zamana yetişemediğinden Fenerbahçe takımı 1907-1908 İstanbul Futbol Ligi’ne katılamamış; 1908-1909 sezonunda ise forma renklerini sarı - laciverte çevirmiş bulunan Fenerbahçe takımı, Galatasaray’ın yanında ikinci Türk takımı olarak İstanbul Futbol Ligi’ne katılmıştı.
Fenerbahçe kulübü kuruluş yıllarında çok sıkıntılı dönemler yaşamış ve kulübe yeni katılan ve çoğu Saint Joseph Fransız Mektebi öğrencileri olan gençlerin büyük çabalarıyla hayatını sürdürebilmişti. Bu konuda Ayetullah ve Elkatipzade Mustafa beylerin unutulmaz hizmetleri olmuştur. Fenerbahçe kulübü bu sarsıntıları atlattıktan sonra hızla güçlenmiş ve 1011-1912 sezonunda İstanbul Futbol Ligi şampiyonluğunu kazanma başarısına ulaşmıştır. Bundan sonra da Türk futbolunda Fenerbahçe ile Galatasaray mutlak üstünlükleri başlamıştır.
Fenerbahçe yalnız yurtiçinde kazandığı şampiyonluklar ve elde ettiği başarılarla değil, gerek yurt içinde gerekse yurt dışında yabancı takımlarla yaptığı maçlardaki başarılarıyla da kendini göstermiş ve Türkiye’nin en çok sevilen kulüplerinin başında yer almıştır.
Fenerbahçe’nin bu büyük sevgiyi kazanmasında en önemli amillerinden biri de, Mütareke yıllarında işgal kuvvetlerine mensup askeri takımlarla yaptığı maçlarda kazandığı parlak galibiyetleri de önemli rolü olmuştur. Bu galibiyetler, işgal altındaki İstanbul halkının kırılmış gururunu okşayan, hatta güçlendiren etkenler olmuş ve Fenerbahçe sevgisi çığ gibi büyümüştür ve Türkiye'de en çok taraftara sahip kulüplerden biridir.

GALATASARAY SPOR KULÜBÜ
Mekteb-i Sultani (Galatasaray Lisesi) öğrencileri tarafından 1905'te kurulmuştur. İlk başlarda Kırmızı-Beyaz renkleri seçen Galatasaray, daha sonra Sarı-Siyah ve son olarak da Sarı-Kırmızı renklerle sahaya çıkmıştır. İlk maçını Barhau İngiliz gemisiyle yapan Galatasaray 1906-1907 sezonunda İstanbul Futbol Ligine katılmıştır. 1908-1909 sezonunda da bu ligde şampiyon olmuştur. 1911 yılında Romanya ve Macaristan'a giderek yurt dışında Türk futbolunu temsil eden ilk takım olmuştur. Bükreş'te Bükreş karmasını 11-1 yenmiştir.

BEŞİKTAŞ JİMNASTİK KULÜBÜ
1903 yılında "Beşiktaş Bereket Jimnastik Kulübü" adıyla kuruldu. Barfiks, paralel, halter, güreş, boks ve aletli jimnastik, eskrim dallarında faaliyet göstermişlerdir. Bir süre sonra adı "Beşiktaş Osmanlı Jimnastik Kulübü" olmuştur. Futbolun oynanması ise 1910'lu yıllarda başlamıştır. Önceleri Kırmızı-Beyaz olan renkleri daha sonra Siyah-Beyaz olarak değiştirilmiştir. Çeşitli dallarda büyük başarılar kazanmasına rağmen Beşiktaş futbolda 1920'li yıllarda aldığı seri başarılarla adını duyurmuştur.

KADIKÖY FUTBOL KULÜBÜ
İngilizlerin kurduğu Kadıköy, İstanbul'un ilk futbol kulübüdür. 1905-1906 ve 1906-1907 yıllarında İstanbul Liginde şampiyon olmuştur.
 

MuRaTTK

Co-Admin
Site Yetkilisi
MODA FUTBOL KULÜBÜ1903 yılında İngilizlerce kurulmuş, 1907-1908'de şampiyon olmuştur.
ELPIS FUTBOL KULÜBÜ1904 yılında Kadıköylü Rumlar tarafından kurulmuş, ligde hiç bir zaman başarılı olamamıştır. IMOGENE FUTBOL TAKIMI İngilizlerin aynı adı taşıyan gezi gemisinin mürettebatının oluşturduğu bir takımdı. 1904-1905 şampiyonu oldu.
TATAVLA HERAKLIS JİMNASTİK KULÜBÜ
1896 yılında önceleri jimnastik, atletizm, güreş dallarında faaliyet göstermek üzere kurulmuştur, 1910'lu yılların sonunda futbol da oynanmaya başlanmıştı. Halen "Kurtuluş Gençlik Kulübü" olarak faaliyetini sürdürmektedir.
ANADOLU SPOR KULÜBÜ1908 yılında Burhan Felek ve arkadaşlarının girişimiyle kurulmuştu. Halen faaliyetlerini sürdürmektedir.
VEFA TERBİYE-İ BEDENİYYE KULÜBÜ
1908'de, üç takımın birleşmesiyle oluşan kulüp İstanbul'un belli başlı kulüplerinden biri olmuştur.
BEYKOZ ZİNDELER İDMAN YURDU
Beykoz Sark İdman Yurdu ve Beykoz Zindeler Yurdu'nun birleşmesiyle oluşan kulüp, uzun yıllar başarılar kazanmıştır.
SÜLEYMANİYE TERBİYE-İ BEDENİYE KULÜBÜ
1911 yılında kurulmuştur.
ANADOLUHİSARI İDMAN YURDU
1912 yılında kurulmuştur.
HİLAL SPOR KULÜBÜ1912 yılında kurulmuştur.
TELEFONCULAR
İstanbul Telefon Şirketinin İngiliz teknisyen ve işçileri 1912'de kurmuştur, 1914'te harp hali nedeniyle hükümetçe kapatılmıştır.
ALTINORDU İDMAN YURDU
1910 yılında Galatasaray'a kardeş kulüp olarak kurulan Progress International, 1914 yılında bu adı almıştır. Dahiliye Naziri'ni başkanlığa getirerek hem mali destek sağlamış hem de hükümetten destek alarak cepheye asker yollamayan tek kulüp olmuştur. Mali yönden kuvvetlenince yaptığı transferlerle İstanbul liginde şampiyonluk da kazanmıştır.
PERA SPOR KULÜBÜ1914 yılında bir Rum kulübü olarak kurulmuştur. Kurtuluş Savaşı sonunda kaçmayan Rumlar "Beyoğluspor" adıyla kulübün yaşamını sürdürmüşlerdir.
İTTİHAT SPOR KULÜBÜ
1920'de Altınordu'dan ayrılanlar tarafından kurulmuştur. Ömrü pek uzun olmamıştır.
DARÜŞŞAFAKA
Darüşşafaka Lisesi öğrencileri tarafından kurulmuştur.
BEYLERBEYİ SPOR KULÜBÜ1919 yılında kurulmuştur.
MAKABİ SPOR KULÜBÜ
1913 yılında Museviler tarafından kurulmuştur. 1930'lu yılların sonunda faaliyetini bitirmiştir.
EYÜP SPOR KULÜBÜ1917'de kurulmuştur. Halen faaliyetlerini sürdürmektedir.
KASIMPAŞA SPOR KULÜBÜ
1921'de kurulmuştur. Halen faaliyetlerini sürdürmektedir.
TOPKAPI İDMAN YURDU
1921'de kurulmuştur.
ARMSTRONG-VICKERS
1912'de aynı adlı İngiliz firmasının memur, teknisyen ve işçileri tarafından kurulmuştur. 1914'te hükümetçe kapatılmıştır.
TÜRK İDMAN OCAĞI
1912'de kurulmuştur. 1.Dünya Savaşı sırasında kapanmıştır.
SARIYER SPOR KULÜBÜ1923'te kurulmuştur.
İSTANBUL SPOR KULÜBÜ
İstanbul Erkek Lisesi öğrencileri tarafşndan 1926'da kurulmuştur.
KARAGÜMRÜK SPOR KULÜBÜ1926'da kurulmuştur. Halen faaliyetini sürdüren kulüp büyük başarılar kazanmıştır.
FERİKÖY SPOR KULÜBÜ1927'de kuruldu.
GÜNEŞ SPOR KULÜBÜ
1923'te çok güçlü futbolcularla kurulan kulüp 10 yıldan fazla bir süre varlığını sürdürdü.
 

MuRaTTK

Co-Admin
Site Yetkilisi
İZMİR KULÜPLERİ
KARŞIYAKA SPOR KULÜBÜ
1912 yılında "Karşıyaka Terbiye-i Bedeniyye Kulübü" adıyla kuruldu. İzmir'in işgali sırasında tüm İzmir takımları gibi faaliyetini bir süre kestikten sonra yeniden canlanan Karşıyaka , öncelikle "Karşıyaka Gençlerbirliği" , daha sonra "Karşıyaka Spor Kulübü" adlarını aldı. 'K' , 'S' , 'K' harflerinin eski dilde okunuşlarından oluşan "KAF-SİN-KAF" sözüyle ölümsüzleşti ve Türk futbolunun en başarılı kulüplerinden oldu.
ALTAY SPOR KULÜBÜ1914'te "Hilal" adıyla kuruldu. Kısa süre sonra "Altay" adını aldı. İşgal sırasında faaliyetlerine ara verdikten sonra yeniden çok güçlü bir şekilde futbola başlayan Altay, 1923-1924 sezonunda ilk İzmir Futbol Ligi'nin şampiyonluğunu kazandı. Daha sonraki yıllarda da başarılarına devam eden Altay 1. Profesyonel Futbol Ligi'nde 3 büyüklerden sonra en çok kalan takım ünvanına sahiptir. 2. lige düştüğü 2 sezonda da hemen o sene 2.lig şampiyonluğunu kazanarak 1. lige dönmüştür.
İZMİR İDMAN YURDU
1919'da Yunan işgali sırasında işgalcilere karşı bır hırsla kurulan kulüp, Rum takımlarına karşı aldığı başarılarla adını duyurmuştur. Çok ünlü kişilerin oynadığı futbol takımında eski başbakanlarımızdan Adnan Menderes de yer almıştır. İzmir kurtulduktan kısa süre sonra dağılmıştır.
ALTINORDU SPOR KULÜBÜ1923'te Altay'dan ayrılan bazı futbolcular tarafından kuruldu ve kısa sürede büyük başarılar kazandı. İzmir'in en başarılı kulüplerinden biri olan Altınordu, günümüzde yaşadığı bazı sorunlara rağmen Türk futbolunda çok önemli bir yere sahiptir.
İZMİRSPOR
Türkiye'de futbol ilk defa 1900 yılında İzmir'de başlamıştır. Bu tarihte ülkemizde kurulan ilk kulüpler ise azınlıkların İzmir'de kurmuş olduğu Panoinios, Apollon ve Peleops kulüpleridir. Azınlıkların kurduğu bu takımlar sayesinde futbolla tanışan İzmir halkı 1912 yılında Karşıyaka Kulübü'nü 1914 yılında da Altay Kulübü'nü kurarak Türk Futbolu'nun temellerini atmışlardır. Bunun ardından yine azınlıkların kurduğu Garibaldi ve Maccabi takımlarıyla birlikte kulüp sayısı da hızla artarak, ülkenin diğer yörelerindeki futbol hareketlerine öncülük edilmiştir. Türkiye'de futbolun resmi organizasyonu ise 1923 yılında Türkiye Futbol Federasyonu'nun kurulmasıyla sağlanmıştır. İşte İzmirspor Kulübü'nün kuruluşu da bu döneme isabet eder.

Bugünki adıyla İzmirspor Kulübü, 1923 yılında Eşrefpaşa semtinin ileri gelenleri tarafından, muhitin gençlerine yararlı faaliyetler kazandırmak amacıyla Turuncu-Siyah renklerle ve Altınay Kulübü adıyla kurulur. Bundan birkaç ay sonra Eşrefpaşa semtinin alt tarafında Altıntaş'ta kurulan Kırmızı-Siyah renklere sahip Sakarya Kulübü ile Altınay Kulübü zamanla semt içi sıkı bir rekabete girişirler. İki kardeş ekibin arasındaki bu tatlı rekabetin gittikçe sertleşmesi üzerine camianın ileri gelenleri bunları ortak bir çatı altında birleştirmeyi uygun görürler. Yapılan ortak çalışmalar sonucunda, 28 Kasım 1930 tarihinde, Altınay ve Sakarya kulüpleri bir çatı altında birleştirilerek İZMİRSPOR kurulur. Bu yeni takımın renkleri de çekirdeğini oluşturan eski kulüplerden tamamen farklı olarak MAVİ-BEYAZ 'dır. Oluşturulan bu karma ekip, aynı zamanda iki camianın bir araya getirilmesinin gücünü de kendisinde toplayarak, başarılı ve güçlü bir ekip olmuştur.

İzmirspor adıyla yapılan ilk resmi maç ise, 23 Ocak 1931 tarihinde Alsancak Stadı'nda o zamanın yine bir İzmir ekibi olan Türkspor ile yapılmış ve bu maç da 5-0 gibi farklı bir sonuçla kazanılmıştır. Daha sonra İzmirspor takımı, 30 Mayıs 1931 yılında Yunanistan'ın Sakız Adası'na giderek burada ilk dış temaslarını gerçekleştirir. Burada, adanın güçlü ekiplerinden Lelaps ve Astrips takımlarıyla bir dizi maçlar yapılır.

Yine aynı yıl 29 Ekim 1931 tarihinde İzmirspor için diğer önemli bir olay daha gerçekleşecektir. Bu tarihte, Malül Gaziler Kupası'nda Karşıyaka futbol takımı ile yapılacak olan bir maç için, zamanın Birinci Ordu Komutanı olan, Fahrettin Altay Paşa, diğer askeri erkan ve yine zamanın İzmir Valisi Kazım Dirik Paşa da maçı seyretmeye gelirler. Soyunma odasında futbolculara moral vermek isteyen Fahrettin Altay Paşa, yurt dışından getirilen Mavi-Beyaz çubuklu formaları görünce, bunların yıllarca karşısında savaşlar verilen Yunan bayrağına benzediğini düşünmüş ve bu renklerin acilen değiştirilmesini istemiştir. Bunun üzerine takım, acilen İzmir (Atatürk) Lisesi'nden getirilen Sarı-Mor formalarla maça çıkmış, daha sonra da takımın forma renginde küçük bir değişiklik yapılarak bugünkü renkleri olan LACİVERT-BEYAZ renkler kabul edilmiştir.

Türkiye'de futbolun diğer yörelerde de hızla gelişmeye başlamasıyla, hepsi birer semt takımları halinde olan İzmir takımlarının diğer illerle rekabet gücünü arttırmak amacıyla 1937 yılında birleştirilmesi fikri ortaya atılır. Bu fikir çerçevesinde kulüplerin ileri gelenleri bir araya gelerek yaptıkları bir dizi çalışmalar sonucunda; İzmirspor ve Göztepe birleşerek DOĞANSPOR, Altınordu-Altay ve Bucaspor birleşerek ÜÇOK, Bornovaspor ve Karşıyaka birleşerek YAMANLAR kulüplerini oluştururlar. Fakat bu birleşme de çok verimli olmaz ve ekipler kendi kimliklerinde bir türlü feragat edemedikleri için sezon sonunda birleşme tekrar dağılır. Bu dağılmadan sonra İzmirspor, kısa bir süre ATEŞSPOR adıyla faaliyetine devam ettiyse de sonunda bu gün kadar İzmir'imizin adını taşıyan tek ekip olarak yaşamını sürdürmeyi başarmıştır.

Önceleri mahalli ligler halinde oynanan Türkiye Ligi karşılaşmalarının Milli Lig haline getirilmesiyle, Türkiye Futbol Ligleri kurulur. Türkiye Birinci Futbol Ligi tarihinde ilk resmi lig maçı, İzmirspor ile Beykoz kulüpleri arasında oynanmış ve hakem olarak Osman YEŞEREN tarafından yönetilmiştir. 21 Şubat 1959 tarihinde oynanan bu tarihi maçta İzmirspor Beykoz'u 2-1 yenerek Türk futbol ligi tarihine geçer. Ayrıca resmi liglerdeki atılan ilk gol de yine bu maçta İzmirspor'lu Özcan ALTUĞ tarafından, Beykoz kalecisi Sıtkı'ya atılan goldür.

İzmirspor futbol takımı, o yıllardan beri yıllarca Türkiye Birinci, İkinci ve Üçüncü liglerinde mücadeleler vermektedir. Bunların içinde sevinçli ve üzüntülü çeşitli dönemler geçirmiştir. Türkiye Birini Ligi'nde 9 yıl mücadele etmiş ve ligde zaman zaman ses getirecek başarılara da imzalar atabilmiştir.

1946-1948 yılları arasında kulübün bugünkü merkez yönetim binası, spor okulları, halı sahalar ve spor ve düğün salonlarının bulunduğu arazi İzmir Belediyesi'nden satın alınmıştır. Buraya o yıllarda sadece bir semt sahası ve kulüp binası yapılabilmiş daha sonra 1973 yılında bugünkü modern binalar ve tesisler kurulmuştur. Eski idman tesislerinin bulunduğu yıllardaki adıyla " Talebe Çayırı " denilen bu tesislerden seneler boyunca Metin Oktay, Tarık Gencay, Seyfi Talay, Samiz Özok, B.Mustafa ve onlar gibi unutulmaz futbolcular yetişmiştir. Bunlardan Metin Oktay futbolda bütün Türkiye'nin gururu olmuştur. İzmirspor ve Galatasaray formaları altında sadece lig maçlarında toplam 217 gol gibi bir rekorun da sahibidir.

Talebe Çayırı'nın imara açılmasıyla aynı yere çevre halkının Gökdelen adını verdiği apartman siteleri ve bugünkü merkez binalar yapılır. Daha sonra bu apartmanların önemli bir bölümünün satılmasıyla da 1975 yılında, bu gün için paha biçilemeyen İnciraltı arazisi satın alınır. Daha sonra buraya kurulan ve yakın tarihimize kadar bir çok bölümünün yapımı devam etmiş olan bu arazide bugün, İzmirspor'un tüm ekibiyle konaklama ve kamp yapabileceği meşhur İnciraltı tesisleri mevcuttur. Bu sayede İzmirspor kulübü çok sayıda sporcusunu bir arada kampa alabileceği, konaklama ve beslenme ihtiyaçlarını karşılayabileceği, ayrıca tertemiz bir havada yeşillikler içinde idman yapabileceği Türkiye'de çok az kulübün sahip olabildiği bir ayrıcalığa sahiptir. İzmirspor camiası bu sayede, kulüplerin kendi kamp ve idman tesislerine sahip olması konusunda ülke çapında da bir ilke imza atmış olmanın haklı gururunu yaşamaktadır. Resmi anlamda ilk defa 1978 yılında oluşturulan Spor Okulları çatısında, kulübün Hatay-Bahçelievler ve İnciraltı'ndaki tesislerinde her yıl çeşitli branşlarda 1700 kadar sporcu eğitim görmektedir. Spor okulları, amatör ve genç alt yapılar ve profesyonel futbol takımlarındaki bu kadar çok sayıdaki sporcunun yetiştiği bir kulüp olması İzmirspor'un İzmir ve Türk Sporu'ndaki yerinin öneminin bir kanıtıdır. Bu amatör ve genç branşlardan yetişen sporcular özellikle futbol alanında Türkiye'nin dört bir yanındaki kulüplerde ve milli takımlarda yaygın olarak spor yapmaktadır. Her yıl transfer dönemlerinde İzmirspor'lu futbolcular; Fenerbahçe , Beşiktaş ve Galatasaray gibi liglerin kaderini belirleyen takımların ve İzmirspor'daki sporcu verimliliğinin farkına varan zengin takımların takibindedir.
NOT: İzmirspor tarihi bilgilerindeki katkılarından dolayı Sayın Selahattin Aryal'a teşekkür ederim.
GÖZTEPE SPOR KULÜBÜ
1925'te Altay'dan ayrılan bazı futbolcular tarafından Göztepe semtinde, Sarı-Kırmızı renklerle kuruldu. Kazandığı sayısız şampiyonlukların yanı sıra Avrupa Kupalarında da çok büyük başarılar elde etti. Türk futbolunun en güçlü kulüplerinden biri olan Göztepe son yıllarda 2. ligden 1. lige çıkma uğraşı vermektedir.
ÜÇOK SPOR KULÜBÜ
1937'de Altay, Altınordu, Buca kulüplerinin birleşmesiyle oluştu, 2 yıl sonra kapandı.
DOĞANSPOR KULÜBÜ1937'de Göztepe, İzmirspor, Egespor kulüplerinin birleşmesiyle oluştu, 2 yıl sonra kapandı.

KAYNAKLAR: Türk Futbol Tarihi 1904-1991, Cilt :1, Haziran 1992, Türkiye Futbol Federasyonu Yayınları
 

Junk

Forum Ustası
eski türk boylarında fulbol olduğuna göre bahiste vardır kesin çadırına kımızına maç yapıyolardır ;)

not : konunun arasında çirkin oldu aradaki post'u sildim
 

douGLaS

Banned
muratkk sağol dostum eline sağlık harika bir paylaşım...
saygılar..
 

blackmode

Forum Ustası
Türklerin "Tepük" oynarlarken kullandıkları toplar, ilk dönemlerde oval kalıplara dökülen İğ arşağı biçimindeki kurşun kitlesinin üzerine keçi kılı veya keçe sarılmak suretiyle yapıldığı; zamanla bunların değişime uğradığı ve daha yumuşak cisimlerden yapılmış topların tercih edildiği, bunun için de içi hava ile doldurulmuş ve yuvarlanmış kuzu tulumlarının kullanıldığı yine aynı eserden öğrenilmektedir.
Bunun öncesindede öküz ödünü şişirerek oynarlarmış.