Gila/Atmış yıllık serüven ( 60- 70 )

  1. Gila

    Gila Moruk Moderator

    Katılım:
    23 Şubat 2008
    Mesaj:
    61,386
    Beğeni:
    5,515
    Uzun süredir bir konu yapmaya gayret ediyordum

    Konu çok uzun

    Dallı budaklı

    Öyle üç günde bitebilecek şekilde bir şey değil



    Bir gaza geliyorum, başlıyorum yazmaya, resimlerle videolarla süslemeye

    Ertesi gün geliyorum, resimlerin bir kısmı sırra kadem basmış

    Resim yükleme sitelerini kullandık ta ne oldu?

    Gün geldi o siteler ya kapandı, ya işi paralı üyeliğe bağladı

    Paralı üyeliği reddedince bizim resimler na böyle bir şey haline geldi






    [​IMG]











    İki gün önce yaptığım konunun yazı metnine uygun resimlerin kayıp olması sinir bozucu tabii

    Hal böyle olunca moraliniz bozuluyor, gardınız düşüyor, eliniz klavyeye gitmiyor



    Atmış yıllık serüven başlıklı bir konuyu bir süredir hazırlamaya çalışıyorum

    Görülen odur ki; Bu iş te uzayacak

    İyisi mi, uzamadan konuyu bir an önce ön sayfaya taşımak lazım


    Öncelikle atmışlı ve yetmişli yıllardan bahsederek başlangıç yapıyorum

    Ardından seksenli yıllar gelecek ki; Seksenli yıllar bir hayli uzun sürecek

    Çünkü Türkiye'de 60 sonrası birinci değişimin temellerinin atıldığı yıllar, ihtilal sonrası 80 li yıllardır

    Ardından doksanlı yıllar gelecek



    Ömrümüz yeterse sonrasına bakacağız..





    Konuyu tamamlayıp buraya koymayı arzu ediyordum ancak, görüldüğü kadarıyla o iş biraz uzun sürecek

    İyisi mi, atmışlı yetmişli yıllardan başlayarak girizgahı yapmak.

     
    • Beğen Beğen x 1
    • Bilgilendirici Bilgilendirici x 1
    #1
    Son düzenleme: 12 Nisan 2020
  2. Gila

    Gila Moruk Moderator

    Katılım:
    23 Şubat 2008
    Mesaj:
    61,386
    Beğeni:
    5,515
    ATMIŞLI YILLAR!!

    O zamanlar çekilen Türk filmleri replikleri gibiydi


    Nnnnatırladınmıı ihtiyar, bir zamanlar fakir ama gururrlu bir genç vardı


















    Hani bir fabrikatörün kızı tutar da fakir bir gence
    aşık olur

    Fakir oğlan sırtındaki yamalı cekete bakmadan

    Bütün temiz duygularıyla kızı babasından istemeye köşke gider

    Kızın anası çulsuz delikanlıyla dalga geçer, kahkaha atar

    Babası şayet adamlarına dövdürtmediyse uşaklarına emreder, genç adamı yaka paça evden atarlar

    Gün gelir, çulsuz genç adam başarı basamaklarını üçer beşer tırmanırken

    Patron olan baba iflasın eşiğine gelir

    Ya fabrikasını satmaya ya da o günün zengin insanlarından birisinin kapısına borç para istemeye gider

    Tesadüfe bakın ki; Kapısına gittiği o adam, bir zamanlar köşkün kapısından tekme tokat kovduğu genç adamdır



    İşte o zaman dünün fakir, bugünün muhteşem zengini genç adam meşhur repliği patlatır

    Nnnatırlıyormusunuz, bir zamanlar kapınızdan kovduğunuz fakir ama gururlu bir genç vardı






    [​IMG]











    Atmışlı yıllar tam olarak böyleydi

    Yani, insanlar fukaralıktan patronluğa yükselmiyordu tabii

    Ama, insanlar fakir ama gururluydu

    YOKSULDU AMA YOKSUN DEĞİLDİ

    Bir baba çalışır, evine ve çocuklarına bakardı

    Evin hiç bir ihtiyacı eksik etmezken, çoluk çocuğun eğitim masraflarına da yetişirdi

    Vakti zamanı geldiğinde emekli olur, aldığı emeklilik ikramiyesiyle bugünkü gibi kredi, kredi kart borçlarını kapatmaya çalışmaz

    Çoluk çocuğunu evlendirir

    Mütevazı bir ev alır, ömrünün kalan kısmını huzur içinde geçirirdi



    İnsanlar gerçekten fakirdi ama hepsi bir iş sahibiydi

    Mutlulukları yüzlerinden okunabiliyordu






    [​IMG]











    Atmışlı yıllarda eğitim ve öğretim bugünkünden farklıydı

    Çocuklar okullara eti senin kemiği benim mantığıyla bırakılırdı

    Öğretmenin vurduğu yerde gül biterdi

    Benim rahmetli biraderimin kulakları delik deşikti

    Sebep?

    Adı Mediha olan kadın öğretmen tırnaklarını kulaklarına batıra batıra çekerdi

    Valide bir taraftan merhem sürer, bir taraftan üzüntüsünden ağlardı



    Bugün öyle görüntüler yok

    Öğrenciler kendi göbeklerini kendileri kesiyorlar






    [​IMG]











    Türkiye, kabuğunu kırmak ve yaşam denilen şey ile tanışmak üzereydi

    Köyden kentlere ve dış ülkelere iş gücü olarak büyük katkıda bulunurken

    Diğer yandan yıllardır fakirlik çeken insanlarımızın parayla tanışmasına tanık olunuyordu

    Köyden büyük şehirlere gelenler mutlu

    Almanya, Hollanda gibi ülkelere giden insanlar yarınlar için umutluydu

    Trenler dolusu iş gücü ihraç etmeye başladığımız yıllardı






    [​IMG]











    İnsanların bugünkü gibi istedikleri kıyafetleri alıp giyme imkanı pek yoktu

    İsraf neredeyse sıfırdı

    Eskiyen pantolon ve ceketinizi ihtiyaç sahiplerine verirdiniz

    Ceketlerin astarları sökülür, ters yüz edilir ve yeniden kullanılır

    Pantolonlarda yırtık varsa yama yapılır, kullanılırdı

    Yamalı pantolon, ceket giymek kesinlikle ayıp değildi, yadırganmazdı

    Günümüzde modanın bir çeşidi olarak karşımıza çıkan yama, atmışlı yıllarda doğal yaşamın bir parçasıydı






    [​IMG]











    Henüz atmışlı yılların ortalarıyla sonlarına yakın dönemler

    İstanbul yeni yeni büyüyor, genişliyor

    Türkiye'nin nüfusu 31 milyon, İstanbul bir buçuk milyon

    Köyden şehire göç, büyük şehirlerde yeni yerleşim alanları ihtiyacı ortaya koydu

    GECEKONDU KÜLTÜRÜ yerleşmeye başladı






    [​IMG]











    Şöyle oluyor: Gündüzden gözüne bir alan kestiriyorsun


    Eline kazmayı alıp, kare şeklinde çizerek tespit ediyorsun

    Akşam olunca gaz lambası ışığında biriket, harç üst üste koyup sabaha kadar evi çıkartıyorsun

    Sabah olunca belediyeciler gelip yıkıyorlar

    Akşama yeniden yapıyorsun

    Üç beş gün sonra yeniden gelip yıkıyorlar

    Yeniden yapıyorsun


    İşin özü şu.. Bu süreç içinde o kadar çoğalıyorlar ki, sonunda bir şekilde galip geliyorlar






    [​IMG]











    Elektrik yok

    Su yok

    Yol yok

    Okul yok

    Ne var?

    Yüzlerce, binlerce sonra on binlerce insan var

    İnsanın olduğu yere de mecburen hizmeti götürmek zorunda kalıyorsun

    Sonuçta seçim zamanı gelecek ve o insanlara ihtiyaç olacak

    Aşağıdaki resim, 1971 yılında benim geldiğim Gültepe'nin birebir görüntüsüdür

    Yapılaşmaya bak, hizaya gel :cool:






    [​IMG]











    Televizyon henüz test yayını yapıyordu

    Teknik Üniversite'nin Maçka kampüsünde yapılan yayınlar haftada iki gün, dört beş saat kadardı

    Zaten televizyonu olan ev sayısı bir elin parmakları kadardı

    Evlerde lambalı radyolar vardı

    Düğmesine basarsın, önce lambaları ısınır, sonra yayına başlardı

    TRT radyosundan başka istasyonu da yoktu






    [​IMG]











    Asıl revaçta olan, kapıcı radyosu da denilen transistörlü radyolardı

    Bunların özelliği antenindeydi

    Anteni uzatınca Kahire radyosuna kadar bir çok yayını almak mümkündü

    Transistörlü radyo duvardaki çiviye asılır, Allah'ın kulu cesaret edip te dokunamazdı

    Evin reisi gelir, istediği kanalı açar, hane halkı mecburen onu dinlerdi






    [​IMG]











    Buz dolabı zenginlik alametiydi, her evde yoktu

    Fırın dediğin zaten henüz kültürümüze girmemişti

    Börek tepsileri bile ekmek fırınına götürülür, fiş karşılığı teslim edilir, bir saat sonra gelip tepsi pişmiş olarak geri alınırdı

    Elektrik zaten sadece büyük şehirlerin büyük semtlerinde mevcuttu

    İstanbul'un yarısından fazlasının elektriği yoktu

    İnsanlar gaz lambalarıyla aydınlanır

    Dersler gaz lambası ışığında çalışılırdı






    [​IMG]











    Atmışlı yıllarda spor deyince akıllara sporun bir çok dalı gelirdi

    Bugünlerde olduğu gibi bol futbol üstüne az basketbol garnitürlü, kazanmak için ne gerekirse yapan, kazanamadığında ortalığı yakıp yıkan bir felsefe henüz ürememişti

    Futbol kadar güreş, boks, atletizm de önemli sporlar arasındaydı



    Futbol denilince akıllara gelen ilk ve tek takım Fenerbahçeydi

    Taraftarların çoğu da Fenerliydi

    1968 Yılında Şampiyon kulüpler turnuvasında İngiltere şampiyonu M. City'yi elemesi, o yıllardaki çocukların Fenerbahçeli olmasında rol oynamıştı






    [​IMG]











    Maçlar radyodan dinlenilir, ertesi gün gazetelerin spor sayfalarında okunurdu

    Gazeteler denilince akla Hürriyet ve Tercüman gelirdi

    Gazeteler zamanla yarışırlardı

    Günün gelişen olaylarını üç beş büyük şehir ertesi gün gazetelerden okurken

    Taşra denilen uzak yerlere bir gün gecikmeli haberler giderdi

    Anadolu insanı tuttuğu takımın şampiyon olup olmadığını ya da küme düşüp düşmediğini ancak salı günü öğrenebilirdi






    [​IMG]











    Medya demişken...

    Gazetecilik onurlu meslekti

    Gazeteci düzgün adamdı

    HÜRRİYET ve TERCÜMAN, günün en çok satan iki gazetesiydi

    SON HAVADİS genelde öğleden sonra çıkar, taze haber verirdi

    Dedikodu haberleri veren SON gazetesi sadece sekiz sayfaydı


    İçinde verdiği günlük KİLLİNG serisi sayesinde çıktığı gibi biterdi



    KİLLİNG romanı şimdilerde pek bir şey ifade etmese de, dönemin en ünlü resimli romanıydı

    KİLLİNG İSTANBUL'DA filmi bile çekildi




    Özetle; Killing, kötüleri öldüren acımasız bir katildir.

    Taş gibi hatunları çatır çatır götürdükten sonra acımasızca öldüren

    Öldürdüğü insanların yüz maskelerini yapıp yüzüne geçirip aksiyonlar yapan bir karakterdir



















    Yine o yıllarda resimli roman furyası vardı

    Teksas Tommiks Zagor gibi resimli romanların yanı sıra kızlar için de CEP FOTOROMANI vardı ki, çıktığı gibi orta öğrenim gören kızlar tarafından kapışılırdı






    [​IMG]











    İster şehirli olsun ister taşralı

    İnsanlar akşamları ev misafirlikleri dışında mutlaka çay bahçelerine gider, sosyalleşmeye çalışırdı

    Sinemalar hafta sonlarında dolup taşar

    Yaz dönemlerinde yazlık sinemalar insanların sosyalleşme mekanları haline gelirdi

    Her şey bir yana, yazlık sinemanın tadını hiç bir şey vermezdi


    VİZONTELE filminde gördüğünüz, sinemanın yan tarafındaki evlerin beleş film seyretmeleri

    O sahne tamamen gerçekti

    Örneğin benim şu an oturduğum evin üst katındaki yatak odasından yatağa uzanarak film seyreden insanları bilyorum

    Yazlık sinemalar sıcak ve samimiydi

    Kışlık sinemaların aksine, seyretmeye gelen insanların bir çoğu birbirini tanıyan komşulardan oluşurdu

















    TİYATRO VARDI TİYATRO!!!

    Radyo her sabah ajansı ( haberleri ) verdikten sonra hava durumuna geçer

    Daha sonra şehir tiyatroları ve özel tiyatrolarda oynanan oyunları anons ederdi

    ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ - CADI KAZANI




    Açılışından kısa süre sonra CADI KAZANI oyunu oynanırken sahnede bir kıvılcım çıkar

    Seyirci cadıyı yakmak için alev çıkartıldığını zannedip alkışlamaya başlar

    Kısa süre sonra bunun gerçek bir yangın olduğu anlaşılır

    AKM hala kimin kundakladığı belli olmayan bir yangın ile ilk yarasını aldı






    [​IMG]











    Atmışlı yılların alış veriş şekli de bugünkülerden tamamen farklıydı

    Bakkal, manav, kasap dışında yoğur, zeytinyağı, balık satan seyyarlar kapınıza kadar gelirdi

    Bugünlerde alıştığımız süper marketler yoktu ama, süper marketin dedesi vardı

    MİGROS

    KOÇ grubunun daha o günlerde dışarıdan getirdiği arabaların içinde etinden kıymasına, sütünden peynirine kadar her şey mevcuttu

    MİGROS arabaları, bugünkü marketlerin temel taşıdır






    [​IMG]











    Siyasette bugünküne benzer ve farklı unsurlar söz konusuydu

    Benzer konu, İsmet İnönü o zamanlarda da pek sevilmezdi

    Farklı olan unsur, siyasetçiler meydanlarda ana bacı küfretmezler, hakaret etmekten çekinirlerdi

    Siyaset yine yalan dolan unsurlar taşır ama seviyeyi korurdu

    Hırsızlık, yolsuzluk, rüşvet yok denilecek kadar azdı



    Daha sonraki yıllarda Demirel'in yeğeni Yahya Demirel 2.5 milyon liralık mobilya yolsuzluğu yapacak ve ülkede yer yerinden oynayacaktı






    [​IMG]











    Atmışlı yılların sonlarına doğru televizyon yayınları haftada 3 gün, beşer altışar saate çıkmaya başladı

    Radyolar, daha kibar görüntülü hale gelmişti

    Evinde pikap olmayan insan neredeyse yok gibiydi

    İlginç gelecek ama, her evde mutlaka bir Müzeyyen Senar, Safiye Ayla plağı olmasa da

    Mutlaka bir düzine Hint müziği plağı mevcuttu

    Raj Kapor olmayan ev neredeyse yoktu

    Yıllarca AVARAMU sandığımız Avara hu herkesin bildiği şarkıydı












     
    • Beğen Beğen x 2
    #2
  3. Gila

    Gila Moruk Moderator

    Katılım:
    23 Şubat 2008
    Mesaj:
    61,386
    Beğeni:
    5,515
    YETMİŞLİ YILLARIN GİRİŞ YAPMASIYLA BİRLİKTE

    Ülkede bir çok alanda hareketliliklerin başladığı gözlemlenmeye başladı

    Özetle; Bir babanın beş nüfusa baktığı dönemler bitmiş, bir aileye bir yerine dört beş maaşın girmeye başladığı dönemler başlamıştı

    Fazla para demek, fazla harcama ihtiyacı demekti

    Bu paracıkları kendine çekmek isteyen sektörler de doğal olarak kendini göstermeye başlamıştı

    Giyim - Eğlence - Turizm - Fuhuş sektörlerinin zirve yaptıkları yıllar, yetmişli yıllardır



    Eğlence sektöründen başlayacak olursak; Bizim bir Hollywood'umuz yoktu

    Millet kör kemancı ile zengin ailenin şımarık kızı filmlerinden bıkmış usanmıştı artık






    [​IMG]




    Sinemayı bu dar boğazdan kurtarmak için bir formül bulmak lazımdı


    Daha ucuza mal edilerek kar güdülen bir malzeme bulmak lazımdı

    Yani?

    Para değeri düşük ülkelerden filmler getirip piyasaya sürmek lazımdı

    O zamanlar dünyanın en komik parası İtalyan Lireti

    Bir Türk lirası = 100 İtalyan lireti

    Başka?

    Çin parası, Hint parası bizim paramızdan düşük



    2000 li yıllarda bir Hintli ile yurt dışında gerçekleştirdiğimiz sohbette BOLLYWOOD'un ne kadar muhteşem olduğundan bahsediyordu

    Düşünsene diyordu. Yüz binlerce film var ve her filmde en az yirmi tane dans kareografisi
    Bollywood filmlerinden bugüne kadar milyonlarca dans kareografisi cıktı. Bu hangi ülkede var?

    Doğru söylüyordu ama cebi para görmüş, bendini çiğneyip kendini sokaklara atmış Türk insanı

    Bol göz yaşlı, romantik film istemiyordu artık

    Hele hele savaş kazanmış muzaffer komutanların bile zenne gibi kıvırtmaları hiç te erkeksi değildi ;)


















    Hindistan'ı eledik

    Geriye ne kaldı?

    Çin

    İstikamet Çin sinemasıydı



    Bir gün bir afiş gördük

    KOLSUZ KAHRAMAN

    Çin sineması ve Wang Yu ile ilk tanışmamız bu filmle gerçekleşti

    Adam çekirge gibi hopluyor, zıplıyor, Battal Gazi'nin adam öldürme rekorlarını alt üst ediyordu

    Çok beğenildi

    Sinemalar doldu taştı


















    Kolsuz kahraman - Kolsuz kahramanın intikamı - Kolsuz kahramanın dönüşü - Kolsuz kahramanın oğlu

    Yürü be kim tutar seni

    Ne kadar ipe sapa gelmez Çin filmi varsa piyasayı doldurdu

    Çin filmi oynatılmayan hafta, oynatmayan sinema yoktu

    Türk insanı Wang Yu ile birlikte Dawid Chang, Ti Lung gibi aktörlerin bütün filmlerini tekrar tekrar izlemeye başlamıştı

    Ta ki; Bruce Lee'nin filmi gelene kadar

    ÖLDÜREN KARATECİ filmi, diğer bütün Çin filmlerinin pabucunu dama attı

    İnsanlar yavaş yavaş diğer abuk subuk Çin filmlerini izlemektense Bruce Lee'nin diğer filmlerini gözler olmuştu


















    Çin filmleri iyiydi hoştu ama erotizm yoktu be birader

    Türk insanı evlerinden caddelere akmaya başlamış

    Bir meme ucunun bile gösterilmediği Çin filmleri de bir yere kadardı anadınmı

    Bu durumu fark eden sinemacılar, bir diğer ucuz sektör olan İtalya'ya yöneldiler


    Ve..

    ERKEK DEDİĞİN filmiyle Lando Buzanca Türk sinemasına giriş yaptı

    Filmin orjinal adı Homo Eroticus olmasına rağmen,
    ERKEK DEDİĞİN bizde acayip tuttu


















    Bu da bir sürecik idare etti ama kesmedi

    Dahasını istiyorduk

    Daha.. Daha..

    Daha çok meme

    Daha çok meme verdiler

    Daha çok popo

    Daha çok popo verdiler

    İşin aslını görmek istedik

    Doymak bilmeyen nefislere yeni yeni filmler sunuldu

    Glorida Guida, Edwig Fenech, Florida Bolkan gibi aktrislerle o yıllarda tanıştık

    Namuslu, ahlaklı Türk insanına otobüs fortçuluğunu aşılanmasına sebep olan film belki de aşağıdaki filmdir kim bilir :cool:






     
    • Beğen Beğen x 2
    #3
  4. Gila

    Gila Moruk Moderator

    Katılım:
    23 Şubat 2008
    Mesaj:
    61,386
    Beğeni:
    5,515
    Bu arada Türk sineması da boş durmadı

    Yeşilçam artık osuruktan tayyare aşk filmlerini bırakıp seks ve avantür filmlerine yöneldi

    Özellikle Cüneyt Arkın, Yılmaz Güney'in başı çektiği filmler çok tutuyordu ama yetmedi

    Amerikan sinemasında Ringo, Cango gibi kovboy filmlerine alternatif filmler ürettiler, kesmedi






    [​IMG]
    [​IMG]











    HABABAM SINIFI çekildi ve izlenme rekorları kırdı

    Rahmetli Rıfat Ilgaz'ın Hababam ile ilgili ne kadar romanı varsa hepsi filmleştirildi













    Bu film sayesinde Türkiye Kemal Sunal ve Şener Şen'i yakaladı

    Uzun yıllar
    Kemal Sunal ve Şener Şen üzerinden onlarca film yapıldı, hepsi de izlenme rekorları kırdı

    Yine de Türk sinemasını ayakta tutmaya yetmedi


















    Bütün bunlar yetmezdi tabii

    Sinemadan kaçan insanları tekrar sinemalara getirmek için son bir çare ile erotik filmlere el atıldı

    Bildik jönler geri planda kaldı, yerlerini günde 25 liraya dayak yiyen figüranlar aldı

    Türk sinemasının en iyi dayak yiyen adamları Behçet Nacar ve Kazım Kartal ilk kez baş rollere çıkmaya başladılar

    PARÇALA BEHÇET - YIRT KAZIM o dönemin flaş film afişleriydi






    [​IMG]











    Ardından
    Aydemir Akbaş, Hadi Çaman, Ali Poyrazoğlu gibi tiyatronun bildik isimleri Yeşilçam'da soyunmaya başladılar


    Erotik Türk sineması, Yeşilçam'ın ölmeden önceki son solunum cihazıydı

    Aslında filmler erotik falan değil, komediydi

    Bana göre HASAN ALMAZ BASAN ALIR - BALDIZ gerçekten izlemelik filmlerdi

    Son nefesini buralara harcayan Türk sineması uzunca süre ölüm sessizliğine gömüldü







     
    • Beğen Beğen x 1
    #4
  5. Gila

    Gila Moruk Moderator

    Katılım:
    23 Şubat 2008
    Mesaj:
    61,386
    Beğeni:
    5,515
    Büyük şehirlerde mantar gibi fabrikalar yükseliyor

    İlaç fabrikaları, ambalaj fabrikaları, sabun fabrikaları


    İlle de bir ilaç fabrikasına karı koca kapağı atmışsanız

    Size karada ölüm yoktu

    İlaç fabrikasından emekli olup ta mutluluğu tatmayan kimse yok gibiydi






    [​IMG]










    Bir gün işini kaybeden, ikinci gün derhal iş bulabiliyor

    İş demek, para demek

    Para demek, bütün ailenin yükünün bir kişinin omuzlarından alınması demek

    Rahatlık, ferahlık demek

    Mutluluk demek

    İnsanlar artık iş ve para sahibiydi

    Hafta sonları sinemaya gitme modundan her akşam eğlenme moduna geçmişti


    Geçmiş yıllardaki yoksulluğunun acısını çıkartırcasına sokaklardaydı insanlar



    Bir gün bir gazetenin magazin sayfasında kocaman bir haber vardı

    ÇİÇEK PASAJINDA BİRA PATATES 8 LİRA!

    Biranın kendisi zaten bakkalda 6 liraydı

    Yanında bir de patates kızartma

    E hadi gidip bakalım ;)






    [​IMG]











    Görüntü şöyle..

    Ortalıkta tabure niyetine serpiştirilmiş ahşap bira fıçıları

    İnsanlar karşılıklı olarak fıçıların üstünde oturuyorlar

    Ortada bir başka fıçının üstüne düz bir levha yerleştirilerek masa haline getirilmiş

    Bira içiyorlar, patates yiyorlar


    İnterneti araştırdım, tam da 1974 yılına ait Çiçek Pasajı'nda çekilmiş bir resim buldum

    Diyeceksiniz ki, bira içmeye de kravatla mı gidilir?

    Türk insanı işle, parayla buluştukça kendine harcama yapıyordu

    Şık insan gibi görünmenin yolunun ceket, gömlek, kravattan geçtiğini zannediyordu








    [​IMG]











    Bu haber, sanki bir işaret fişeği gibiydi

    Çiçek Pasajı'nda oluşan ilgi, bir anda bütün ülkeye virüs gibi yayıldı

    Çok kısa bir sürede Anadolu'nun en ücra köy ve kasabalarında dahi birahaneler açılmaya başladı


    İnsanlar düne kadar at sidiği tadında Tekel Birası içerken gerçek birayla tanışmanın ve para kazanıp harcıyor olmanın keyfini çıkartıyordu

    Birahaneler her akşam tıklım tıklım dolup taşıyordu



    O dönemlerden bir resmi de internette buldum

    Kaybolmazsa duvarımızda çerçeve olarak kalsın ;)







    [​IMG]











    Dedik ya, insanlar iş ve para sahibiydi

    Birahanelerle sınırlı kalmadı

    Her şehrin önemli merkezlerinde nezih, lüks meyhaneler, içkili lokantalar oluşmaya başladı

    Örneğin; İstanbul Boğazı'nda yüzlerce içkili lokanta var

    Önceden rezervasyon yapılmazsa hafta sonu oturacak bir tek sandalye bulunamazdı



    Bendeniz yaşı tutmaya başladığı gün itibarıyla Ali Babacıydım

    Her cumartesi akşamı iki büyük masayı bitiştirir, gelmemizi beklerlerdi

    Hiç birimiz banka müdürü değildik ama her cumartesi on, on iki kişilik masa donatır, geceyi kahkahalarla sonlandırırdık






    [​IMG]











    Bununla birlikte, içkili ocak başı kültürü yerleşmeye başladı

    Haftanın bir günü balık lokantası, iki günü ocak başı muhabbeti, iki üç gün birahane muhabbetindeydik

    Ayda bir iki hafta sonu da mutlaka Çiçek Pasajı'nda alırdık soluğu


    Bu bahsettiğim La Fontaine'den masallar değil, yetmişli yıllardaki sıradan insanların yaşantısıydı

    Bir de çok para kazananların ne yaptıklarını siz düşünün :cool:

    Aşağıda gördüğünüz kare çiçek pasajında çekilmiştir







    [​IMG]











    Parayı bulan insanlar, ilk iş olarak giyim kuşamlarına çeki düzen vermeye başladılar

    Yamalı ceketler, kullanılmış pantalonlar artık devre dışıydı

    Başkasının kullandığı hiç bir şeyi giymediğiniz gibi, gıcır gıcır ceketinizi verseniz, kimse tenezzül edip sırtına geçirmezdi

    Kış geldiğinde yün palto giymeye başladık

    Bir patloya 2.5 m kumaş gider

    O günlerde giydiğimiz yün paltoların bugünkü fiyatları ( nisan 2020 ) metresi 65 dolar

    Çarp 2.5 metreyle: 163 dolar

    Çarp tl ile: 1100 lira

    Koy üstüne işçiliği, malzemeyi: 2000 lira


    Nisan 2020 itibarıyla en düşük emekli maaşının 1500 lira olduğunu düşünürseniz

    O yıllarda sıradan para kazanan insanların nasıl yaşadıkları hakkında fikir sahibi olabilirsiniz :cool:





    Terzilerin en iyi para kazandıkları yıllar, o yıllardı

    İGS, HATEMOĞLU, BEYMEN gibi markaların doğduğu yıllar, o yıllardı


    Ceket - pantalondan oluşan takım elbiselerimiz eksik olmazdı

    Lakin...

    En pahalısı blue jean di.

    O yılların en önemli markaları Rifle - Wrangler ya da Lewis 501 marka cin pantalonları almak için ya merdiven altı dükkanlara gideceksiniz, ya dışarıdan getirtecektiniz

    Orjinal olup olmadığını anlamak için etiket uzmanı olmuştu millet






    [​IMG]
     
    • Beğen Beğen x 2
    #5
  6. Gila

    Gila Moruk Moderator

    Katılım:
    23 Şubat 2008
    Mesaj:
    61,386
    Beğeni:
    5,515
    İşin özü şuydu..

    İnsanlar para kazanıyor, harcıyor, yine kazanıyor, yine harcıyor, yine harcıyordu

    Harcanan paradan pay kapmak için çeşitli teşebbüsler giderek artıyordu

    Ekonomi alabildiğine büyüyordu

    Tek kelimeyle mutlu bir toplum oluşuyordu

    ( Ki; Gün gelecek mutluluktan mutsuzluk duyanlar devreye girecek, insanlara dünyayı dar edecekti

    Siyaset bölümünde bunlara değineceğiz )






    Yetmişli yıllar, bir çok sektör gibi eğlence sektörünün de zirve yaptığı yıllardı


    Tiyatro düne kadar yine vardı

    İnsanların alım gücünün düşüklüğü, tiyatroyu zengin eğlencesi olmaktan öte götürmüyordu

    Oysa yetmişli yıllarda her insanın parası her şeye yetebilecek nitelikteydi

    ( Araba hariç

    O yıllarda araba almak, gerçek zenginliğin göstergesiydi )



    ( Tiyatrolar ve tiyatrocular yetmişli yıllarla birlikte para kazanmaya başladılar

    Ta ki; Bademler iktidara gelene kadar. O konuya da ileride değineceğiz )




    Devekuşu kabare dün de vardı ama yetmişli yıllarla birlikte bütün ülkece tanınmaya başladılar

    Zeki - Metin ikilisi tiyatrodan sonra sinema alanında da ülkeyi uzun yıllar kasıp kavurdular

    Tabii bunda televizyonun da büyük rolü olmuştu






    [​IMG]












    İstanbul'da protest oyunlarıyla öne çıkan Ferhan Şensoy da yine televizyon aracılığıyla bütün ülkeye tanıtılmıştı


    En önemli oyunları olan ŞAHLARI DA VURURLAR, 12 yıl sahnelendi ve her oyunu ful çekti

    ( Daha sonra bu oyunuyla Humeyni rejimini eleştiren Ferhan Şensoy tahditler alacak, yılmayacak, inadına 1001 GECE CİNAYETLERİ isimli oyununu sahneye koyacak, zamanın iktidarı ANAP tarafından oyun yasaklanacak, daha sonra MUZIR MÜZİKAL oyununu sahneye koyacak ve yobazlar tarafından bir kaç kez oyun sırasında taciz, tehdit edilecek, nihayet oyunu sergilediği ŞAN MÜZİKHOLÜ bir gece kundaklanarak yanacaktı )






    [​IMG]










    Halk artık bendine sığmaz taşmış durumdaydı

    Hep dışarıdaydı

    Hep dışarıda olan insanlara hizmet yağıyordu

    Düne kadar sayıları belli olan müzik sanatçılarının sayısı yetmiyordu

    Derhal müzik yarışmaları yapıldı

    Yarışmalarda birinci ikinci gelenlere plaklar dolduruldu

    İnsanlara onlarca, yüzlerce alternatifler sunuldu

    Yılların eskitemediği Erol Evgin, Nilüfer gibi sanatçılar TOPLU İĞNE müzik yarışmasında ünlenmişti






    [​IMG]











    İnsanları evde tutabilmek neredeyse imkansızdı

    Mevsimine göre kapalı veya açık hava sinemalarında sık sık konserler tertiplenir, insanlar sevdikleri sanatçıları canlı canlı dinlemeye giderdi

    Parası olanlar Maxim gibi gazinolara giderek Bülent Ersoy, Zeki Müren gibi assolistleri dinlemek için para dökerken

    Orta halli vatandaşlar da halk tipi gazinolara giderek stres atıyorlardı




    Arabesk müziğin doğuşu da yine bu yıllarda Orhan Gencebay öncülüğünde gerçekleşti

    Ardından Ferdi Tayfur, Hakkı Bulut gibi ses sanatçıları, müzik piyasadaki yerlerini almaya başladılar

    Çünkü...

    Plak sektörü yerini kaset sektörüne devretmek üzereydi ve bu sektöre onlarca sanatçı yetmezdi

    Sanki onlarca sanatçı buz dolabında tutulmuş, kasetin icadıyla birden piyasaya salınmış gibiydi

    Bergenler, Tüdanyalar, Kibariyeler hep bu süreçte ön plana çıkan sanatçılar oldu






    [​IMG]











    Alman, Japon marka kaset çalarlar evlerde ve arabalarda yerlerini almaya başlamıştı

    Pioneer kaset çalar sahibi olmak, karizma gereğiydi :cool:






    [​IMG]












    Yetmişli yıllarla alakalı sık sık insanların parayla buluşmalarını vurguluyorum.

    İnsanlar gerçekten bir anlamda işe ve paraya boğulmuşlardı. Bunu vurgulamazsam, o günler ile bu günler arasındaki fark anlaşılamaz




    Para neredeyse, hizmet oradadır

    Yetmişli yılların başlarıyla birlikte önce haftalık televizyon program gün ve saatleri uzamaya

    Peşinden insanlar evlerine televizyon almaya başladılar

    Siyah beyazdı ama bambaşka bir dünyaydı televizyon

    Piyasa bir anda hiç adını sanını duymadığımız televizyon markalarıyla doluşmaya başladı

    Alman markaları tercih sebebiydi






    [​IMG]











    Televizyon, Türk insanına bambaşka bir dünyanın kapılarını aralamıştı

    O güne kadar Mehmet Ali Clay olarak bildiğimiz Muhammed Ali'nin maçlarını izlemek için insanlar sabahın köründe televizyon başına geçiyordu

    Sokakta televizyonu olmayanlar, sabah 5 çayına televizyonu olanların evlerine doluşurdu






    [​IMG]











    İnsanlar televizyon sayesinde dış ülkelerdeki yaşam ile ilgili bilgi sahibi olmaya başladılar

    Dünya savaş belgeselleri

    Olimpiyat oyunları

    Boks, güreş

    Futbol, basketbol maçları



    Bugünlerdeki halimiz ile karşılaştırınca, gerçekten mutlu, keyifli günler yaşamışız :cool:






    [​IMG]











    Derler ki; Televizyon, Ford'un arabayı bulup sokaklara döktüğü insanları evlere toplamak için icat edilmiş bir alettir

    Bunu kendimize uyarlarsak, parayı bulup kendini sokaklara atan insanlarımızın eve toplanmasında önemli bir rol tutmuştu televizyon

    Peş peşe yapılan komedi, şov programları, haftalık diziler, insanları yine evlerinde bir arada tutmaya yetiyordu

    O yılların en çok seyredilen yabancı dizisi Komiser Kolombo, Dallas dizileriyken

    En çok izlenen yerli dizi Aziz Nesin'in YAŞAR NE YAŞAR NE YAŞAMAZ isimli romanından uyarlanan dizi ile KAYNANALAR dizisiydi


















    Fuhuş sektörü de büyük atılım yapmıştı

    Devlet kontrolündeki genel evlere rakip mekanlar çoğaldı

    İsimleri daha kibardı. Randevu evleri

    Aralarındaki iki önemli fark, randevu evlerinin fiyatları genel ev fiyatlarının neredeyse on katıydı

    Sebepler belliydi..






    [​IMG]











    Genel evlerde aynı kadın için dışarıda bekleyen sekiz, on kişilik kuyrukta sıranızı bekliyordunuz

    Randevu evlerinde beyefendi muamelesi görüyordunuz


    Genel evlerde tanıdık birilerine görünme ihtimali vardı

    Randevu evleri müstesna yerlerdi



    Genel evde Hade laaan çabuk ol, nikahlı karın mı var altındaaa

    Öfff leş gibi de içmiş gelmiş gibi hakaretlere uğrar, ya acele eder, ya işi bitiremeden çıkmak zorunda kalınırdı

    Randevu evlerinde arzu ediyorsan içki de ikram edilirdi.. Parasıyla tabii ;)






    [​IMG]











    Yetmişli yılların en tatsız bölümleri, siyaset ile alakalı olan bölümlerdir

    Bu kadar mutluluk Türk insanına yeter de artar diyen siyasetçilerimiz de vardı

    Kalkınmakta olan bir ülkenin çarklarının arasına çomak sokan bu siyasetçilerin aslında bu ülkeye hizmet etmediklerini, başka ülkelere taşeronluk yaptıklarını düşünürüm hep
     
    • Beğen Beğen x 2
    #6
  7. Gila

    Gila Moruk Moderator

    Katılım:
    23 Şubat 2008
    Mesaj:
    61,386
    Beğeni:
    5,515
    Yetmişli yılların siyasetini anlatabilmek için biraz atmışlara geri dönmek gerekir..




    Atmışlı yıllarda ilk hatırladığım, 1969 seçimleriydi

    Henüz ilk okul 3. sınıfa gidiyordum

    Bir pazar akşamı babam transistörlü radyodan seçim sonuçlarını dinlerken henüz beline kadar geldiğimi hatırlıyorum

    KIRAT KIRAT diye keyifleniyordu

    ÇOBAN SÜLÜ kazanıyordu






    [​IMG]









    Çoban Sülü her ne kadar kazandıysa da, oy oranında hafif düşüş, buna karşın CHP içindeki kıpırdanmalardan rahatsızlık duyuyordu

    Bülent Ecevit, İsmet Paşa'ya bayrak açmış, genel başkanlığa oynuyordu

    Bu, Süleyman Demirel'in Adalet Partisi için tehlikeli bir durumdu

    İnönü pek sevilmezdi

    Ülkeyi ikinci dünya savaşına sokmadığı için kahraman ilan edilmesi gerektiği yerde, o günlerdeki kıtlık ve sıkıntılardan dolayı günah keçisi ilan edilmişti

    Çoban Sülü, bunu fırsata çeviren ilk siyasetçiydi



    Meydanlarda; Garneyle ehmek aldığıız günleri ne çabuh unuttuğuz demesi bile yeterliydi

    ( Aslında gayet düzgün Türkçe konuşabildiği halde Anadolu'ya gittiğinde böyle konuşmayı tercih ederdi

    Anadolu insanı, onu kendisinden görürdü ;) )






    [​IMG]











    Velinimeti İsmet Paşa'nın siyaset dışı kalması, kendi iktidarı için büyük tehlikeydi

    Bu arada zırt pırt darbeler, müdahaleler oluyordu

    Acilen bir düşman yaratması, kaçan oyları geri toplaması gerekiyordu

    10 ŞUBAT 1969 Tarihinde İstanbul'a uğrayan Amerikan Altıncı Filo'nun öğrenciler tarafından protesto edilmesi

    Tam da Süleyman Demirel'in aradığı fırsattı

    Aranan kan bulunmuş, ülke insanını tekrar kendisine çevirecek tehlike ortalığa çıkmıştı

    KOMONİSTLER!

    Anadolu insanının tarif ettiği komonistler, aynen aşağıda yazdığım gibiydi

    Din iman tanımazlar

    Camileri kapatırlar

    Kız kardeşleriyle birlikte yatarlar

    Evlerine gelen misafirlerin, analarıyla ilişki kurmasından memnuniyet duyarlar






    [​IMG]











    Bu ALLAHSIZ KOMONİSTLER söylemi öyle tuttu, halk öyle sindirildi ki, masanın üstünde tadından yenmez bir pasta vardı ve bu pastayı Süleyman Demirel'e tek başına yedirmezlerdi

    Madem millet komonistlere karşı tepki içindeydi

    O halde bu büyük kitleden başkaları da pay kapmalıydı

    Kimdi o başkaları?

    ALPARSLAN TÜRKEŞ ve NECMETTİN ERBAKAN






    [​IMG]











    Necmettin Erbakan, şeriat özlemi dolayısıyla kapatılan Milli Nizam Partisi'nin devrik başkanıydı

    Milli Selamet Partisini kurmuş, kendi gençlik teşkilatına AKINCILAR adını koymuştu

    AKINCILAR şiddetten uzak, o günün şartlarına göre kıtıpiyoz bir örgüttü

    Yaptıkları en büyük eylem, duvarlara yazı yazmak

    Arada bir cuma namazı çıkışlarında tekbir getirmekten öte gitmiyordu

    Çok daha ileriki yıllarda İBDA-C yapılanması gerçekleşecek ve cinayetler işleyecekse de, yetmişli yıllarda o taraklarda bezleri yoktu

    Yüzde 14 - 16 arasında gidip gelen bir oy potansiyeli söz konusuydu






    [​IMG]











    Alparslan Türkeş, daha etkili bir yolu seçmişti

    Asker kökenliydi ve demokratik güce falan inanmazdı.

    Kendi aksanıyla gomonistlerden kurtulmasının tek yolu Milliyetçi Hareket Partisi çatısı altında toplanmaktı

    Ülkü Ocakları Derneği üyesi gençlere KOMANDOLAR adını vermişti ve bu gençler ülkeyi komonistlerden kurtaracaklardı

    Kızlı erkekli gençler MHP saflarına katılıp komando olmak için kayıt yaptırıyorlardı

    Nesin?

    Komando!

    Kulağa hoş geliyordu






    [​IMG]











    Komando adı altındaki gençler Adapazarı, İzmit, Kayseri gibi şehirlerin kırsal alanlarında dövüş sporları ve silahlı eğitimlere tabi tutulmaya başlanmıştı

    Bir şeylere hazırlık yapıyorlardı

    Süleyman Demirel olayın farkındaydı ama bu yasa dışı uygulamalara karşı harekete geçmek işine gelmiyordu

    Gün gelir, lazım olabilirler ;)






    [​IMG]











    Yetmişli yılların başlarında korkulan oldu

    Bülent Ecevit CHP başkanlığına adaylığını koydu ve İsmet Paşa'yı koltuğundan indirdi

    Süleyman Demirel adına artık rüzgarlar tersten esmeye başlamıştı

    Ecevit'in önlenemeyen yükselişi, ilk seçimlerde CHP'nin iktidarını işaret ediyordu

    Öyle de oldu

    1973 Seçimlerinde AP'nin önüne geçen CHP tek başına iktidarı yakalayamadıysa da, hükümet kurma görevini eline aldı






    [​IMG]











    Futbolda Fener - Galatasaray rekabeti neyse, siyasette AP - CHP rekabeti aynıydı

    Asla bir araya gelmez, birbirlerini sevmez, destek vermezlerdi


    Dolayısıyla AP ile koalisyon hayali suya düşmüştü

    Oysa ülkenin böyle güçlü bir beraberliğe çok ihtiyacı vardı

    Formaliteden görüştüler, anlaşamadılar

    Olmadı






    [​IMG]











    Geriye iki parti kalıyordu

    MHP - MSP

    Alparslan Türkeş her fırsatta CHP'yi solcu ve komonist ilan ettiği için yapılan görüşmeler formaliteden öteye geçmedi

    Tek çare kalmıştı

    ERBAKAN



    O güne kadar açtığı siyasi parti kapatılan ve o günden sonra da sürekli kapatılacak olan Erbakan, koalisyon teklifine balıklama atladı

    Türkiye hükümetsizlikten kurtuldu

    CHP - MSP koalisyonu kurulmuş oldu






    [​IMG]











    ÜÇ BUÇUK YIL süren bu koalisyon süreci içinde yıllardır hiç bir siyasetçinin yapmaya cesaret edemediği bir hamle gerçekleşti

    Kıbrıs'ta Yunan zulmüne karşı Barış harekatı gerçekleşti

    Ecevit Londra'da barış görüşmesine gitmişti ve işler istediği gibi gitmiyordu

    Türkiye ile kısa bir telefon görüşmesi yaptı

    Muhtemelen yaptığı konuşmalar dinleniyordu

    O, parolayı verdi

    AYŞE TATİLE ÇIKSIN






    [​IMG]











    Ayşe tatile çıktı

    Erbakan ve Ecevit gönüllerde taht kurdu

    Ecevit KARAOĞLAN, Erbakan MÜCAHİT olarak anılmaya başlandı



    Solcu dedikleri

    Komünist dedikleri

    Milliyetçilikle alakası yok dedikleri ECEVİT

    En baba milliyetçilerin yapamadıklarını yapmış, Kıbrıs çıkartmasını gerçekleştiren başbakan olarak tarihte yerini almıştı






    [​IMG]











    Bu arada..

    Ecevit'in iktidar olmasıyla birlikte ülkede tuhaf işler olmaya başladı

    Piyasada akaryakıt birden bire kesildi

    Yemek yapmak için ev kadınları yağ bulamaz oldular

    Limon fiyatları uçtu gitti

    Tavuklar yumurtlamaktan vaz geçti

    Şaka gibi ama, piyasadan yumurta da yok oldu

    Millet üç kuruşluk ihtiyacını alabilmek için saatlerce kuyruklarda vakit geçirirdi



    Tabi ki, bütün bunların sebebi, AP'ye yakın üretici iş adamlarıydı

    İktidarı düşürmek için var güçleriyle bir ihanet yarışı içindeydiler






    [​IMG]











    Bülent Ecevit bütün bu baskılara dayanamadı

    İlk yerel seçimlerde ciddi oranda oy kaybetti

    Bugünlerde ( 2020 ) olduğu gibi belediyeleri kaybettiği yerlerden intikam almayı değil,

    Halkın bize olan güveni sarsıldı değerlendirmesi yaparak erken seçime gitmeyi tercih etti

    Ve seçimi kaybetti

    Kaybetti ama, hükümet kuracak kadar oy kazanabilen bir parti de çıkmadı

    Koalisyon yolu görünüyordu







    VE....

    BİRİNCİ MİLLİYETÇİ CEPHE HÜKÜMETİ kuruldu






    [​IMG]











    Cephe nerede olurdu?

    Savaş meydanlarında

    O halde bu cephe milliyetçiydi

    Karşısında olanlar solcu, komünist, vatan hainleri

    ( Ne kadar da bize oy vermeyen dinsizdir, vatan hainidir, teröristtir propogandası yapan akp düzenine benziyor :cool: )




    Cephenin merkezinde Süleyman Demirel'in Adalet Partisi

    Hemen yanı başında Necmettin Erbakan'ın Milli Selamet Partisi

    Diğer yanında Alparslan Türkeş'in Milliyetçi Hareket Partisi bulunuyordu






    [​IMG]











    Ülke ufaktan ufaktan savaş alanına dönmüştü

    Sol gruplar kendi aralarında 40 küsur fraksiyona bölünmüştü

    Kimileri halkı bilinçlendirmek adına teorik çalışmalar yaparken

    Kimileri de pratik eylemleri tercih ederek silah kullanma yoluna gitmişlerdi



    Bu gruplara sağ taraftan cevap veren tek örgüt ÜLKÜCÜ GENÇLİK DERNEKLERİYDİ

    Ve tabi ki Türkeş'in komandoları


    Ülke insanının bir CİNAYET SABAHINA uyanmadığı gece neredeyse yoktu

    Her gün insanlar sokak ortalarında tavuk gibi boğazlanıyordu






    [​IMG]











    Derken, Ecevit'in seçime gitmesiyle gerçekleşen erken seçimin ardından

    Gerçek seçimler yapıldı

    Yine hiç bir parti tek başına iktidarı alabilecek kadar oy toplayamadı

    İKİNCİ MİLLİYETÇİ CEPHE HÜKÜMETİ kuruldu

    Ülke kan gölüne dönmüştü

    15-16 yaşında sağcı, solcu gencecik çocuklar güpegündüz sokak ortasında öldürülüyordu



    Bugünlerde ( 2020 ) televizyonlarda ÇUKUR denilen bir dizi var

    İç işleri bakanı Soylu Süleyman'a göre lanet bir dizi






    [​IMG]











    Dizinin bir çok şeyi saçma

    Örneğin, tavuk boğazlar gibi insan öldürülüyor

    Ve sanki, o ülkede, o şehirde hiç güvenlik güçleri görev yapmıyormuş gibi

    Her bölümde onlarca insan öldürülüyor

    Bir Allah kulu da çıkıp kimdir bunların katili, hangi silahtan çıktı mermiler diye sormak ihtiyacını hissetmiyor



    ................

    TÜRKİYE AYNEN BÖYLEYDİ!



    BİR GÜN...

    Çok daha büyük bir eylem yapıldı

    KAHRAMAN MARAŞ KATLİAMI!!






    [​IMG]











    Kadın, kız, yaşlı, genç, bebek demediler

    120 Türk insanını öldürdüler

    200 den fazla ev yıkıldı

    Yüzlerce iş yeri tahrip edildi

    Yapanlar devletin ajanları değilse, Türkeş'in komandolarıydı



    O günlerde ALPARSLAN TÜRKEŞ ve SÜLEYMAN DEMİREL'in şu sözleri meşhurdur



    Benim komandolarım, güvenlik güçlerine yardımcı oluyorlar. A. Türkeş

    Bana milliyetçiler adam öldürüyor dedirtemezsiniz. Başbakan Demirel







    [​IMG]












    Bir bomba sesine uyanmadığımız sabah yoktu

    Kurşun sesi duymadığımız gece yoktu

    MİLLİYETÇİ CEPHE EŞLİĞİNDE ÜLKE TAM OLARAK İKİYE BÖLÜNMÜŞTÜ

    Bizden olanlar - Olmayanlar

    Ya bizdensin ve milliyetçisin, ya bizden değilsin ve vatan haini komünistsin

    Ya bizdensin ve devrimcisin, ya bizden değilsin ve oligarşinin uşağısın






    [​IMG]











    Duvarlarda çeşitli örgütlere ait yazılar görmek mümkündü

    İGD - ÜGD - TİKKO - DEVYOL - DEVSOL -

    Bunlar, başı boş insanların kurdukları ve mücadele ettikleri örgütlerin kısaltmalarıydı

    Daha da vahimi, başka dernek kısaltmaları da görmeye başlamıştık

    POLBİR - POLDER gibi

    POLBİR, ülkücü polisler birliğiyken POLDER devrimci polisler örgütüydü

    Ülkenin güvenlik güçleri de kendi aralarında bölünmüştü


    Sağcı polislere denk gelen ülkücüler arka kapıdan salınıyordu

    Solcu polislere denk gelen solcular yan kapıdan uçup gidiyorlardı





    Bir sabah ( sanırım 1976 yılı falandı ) duvarlarda alışık olmadığımız bir yazıyla karşılaştık

    P K K

    Yeni bir örgüt türediğini düşündük

    Bu örgütün Kürt kökenli olduğunu öğrenmek uzun zaman almadı

    Elli küsur örgüt var. Bir eksik bir fazla deyip geçtik

    Oysa gerçek farklıydı

    Ülke bölünmeye ve parçalanmaya gidiyordu ve halk henüz bunun farkında değildi

    PKK, Güneydoğu'da oluşacak bir yapılanma için öne çıkmış, kendi haritalarını çoktan çizmişti bile






    [​IMG]











    Evet ülke parçalanmaya gidiyordu ve bizler henüz bunun farkında değildik

    ( Bir çok eksik ve hatalı yönleri olmasına rağmen 12 eylül darbesine hep bu pencereden baktım, hep haklı buldum )


    Süleyman Demirel, şartlar ne olursa olsun iktidar koltuğunu bırakmama derdindeydi

    Alparslan Türkeş'in amacı, ülkenin bölünmesini engellemek ve elindeki silahlı güçler ile yönetime ortak olmak ve ülke yönetiminin başına geçmekti




    Hal böyleyken, ülke bölünecekse Erbakan da kendi adına bir şeylerin peşine düşmüştü

    Hilafet rüyaları görüyordu



    İlk, Atatürk'e küfrederek herkes safını belirlesin hesabına gittiler

    Kimler karşıya geçecek, kimler yanlarında duracak, onu görmek istediler

    Ve çekirdek kadroyu oluşturdular

    O çekirdek kadro içinde olup ta bugün ( 2020 ) devlet yönetiminde olanların sayısı sanıldığından da fazladır







    [​IMG]











    Atatürk'ü reddettiler

    İstiklal marşını reddettiler

    Türk bayrağını reddettiler

    TÜRKİYE CUMHURİYETİ söylemini reddettiler

    ( Ne kadar da açılım sürecini hatırlatıyor )


    Ve gün geldi..

    Konya mitinginde İstiklal marşını yere oturarak dinlediler

    Peşinden yeşil bayrak açıp hilafet isteriz sloganlarıyla boy gösterisi yaptılar


    Madem ülke bölünecekti, onlar da kendi cumhuriyetlerini kurmanın planlarına düşmüşlerdi






    [​IMG]











    Amaç siyaset, siyasi polemik olmadığı için sadece Maraş katliamından bahsettim

    1 MAYIS toplu katliamı, sendika başkanlarının öldürülmeleri, siyasi kişiliklerin öldürülmeleri, bombalamalar, sokak ortasında öldürülen insanlar....

    Sağdan ve soldan binlerce genç fidan, siyasetçilerin gudubetliğine, inadına kurban gitti


    TÜRKİYE'NİN HİÇ BİR YERİNDE HAVA KARARDIKTAN SONRA SOKAĞA ÇIKMAK MÜMKÜN DEĞİLDİ

    Biz alkolikler hariç :cool:

    Yolda mutlaka ya sağcı, ya solcu çevirmelere denk gelinirdi

    Sallandığımızı gören solcular bizim için
    lümpenler derken, sağcılar şerefsizler der, adam yerine koymazlardı

    Kim demiş alkol zararlıdır diye? ;)




    Yeri gelmişken biraz 1 Mayıs cinayetinden bahsetmek isterim...



    1977 Yılının 1 mayıs günü Taksim Meydanı'nda işlenen toplu cinayet sonucu 33 vatandaşımız hayatını kaybetmişti

    Bu, belki de ülke tarihinde en ince detaylandırılmış cinayetti

    Bu konuyu okuyan ve meraklı olanlara Ferhan Şensoy'un KAZANCI YOKUŞU adlı kitabını okumalarını tavsiye ederim






    [​IMG]











    Taksim Meydanı'nı bilen bilir

    Meydan hınca hınç doluysa ve bir yerde bir silah patladıysa

    İnsanların koşarak kaçabilecekleri dört bölge vardır

    Şişli tarafı, İstiklal Caddesi, Cihangir tarafı - Kazancı yokuşu

    Kazancı yokuşu tercih edilen bir yer olmamakla birlikte, o bölgede olanlar için can simididir

    Daracık bir yokuştur






    [​IMG]












    Taksim Meydanı'nda silah patlayıp insanlar panik halinde kaçmaya başlayınca

    O yokuşta hiç olmaması gereken bir kamyon park etmiş, kurbanlarını beklemekteydi

    Kamyona ilk gelenler sağından solundan kaçabilmişse de, hemen arkasındakiler kamyon ile arkalarından gelen insan seli arasında sıkışarak can verdi

    Ölümlerin çoğu sıkışmaktan, nefessiz kalmaktan ve ezilmekten gerçekleşti






    [​IMG]











    Seksenli yılların girişinde ( 12 eylül 1980 ) ülkenin parçalanmasına kesin bakıldığı bir anda ordu yönetime el koydu

    Bütün siyasetçiler bir süreliğine dinlenmeye alındılar, siyasetten el çektirildiler

    O günlerde ülke insanının istisnasız tamamına yakını bu darbeden mutlu oldu




    [​IMG]
     
    • Beğen Beğen x 1
    #7
    Son düzenleme: 12 Nisan 2020
  8. Gila

    Gila Moruk Moderator

    Katılım:
    23 Şubat 2008
    Mesaj:
    61,386
    Beğeni:
    5,515
    Yetmişli yıllarda ülke insanı sporun farklı çeşitleriyle tanıştı

    Bildiğimiz üç tane spor vardı

    Futbol, güreş, boks

    Onları da gazetelerden takip ediyorduk

    Televizyonun hayatımıza girmesiyle birlikte dünyada neler olup bittiğine tanık olmaya başlamıştık

    Yine de, önce futbol :cool:



    Türkiye'ye gelen yabancı teknik adamlar ağırlıklı olarak Yugoslavdı

    Futbolcu transferleri de tek tük Bulgar, Rumen, yoğunlukla Yugoslav futbolculardan oluşurdu


    Galatasaray 1970 başında farklı bir yol izleyerek İngiltere'den Brian Birch'ü teknik adamlığa getirdi

    Deli dolu manyak bir tiplemeydi

    Katı disiplin uyguladı

    Futbolculara nefes aldırmadı

    Üç yıl peş peşe şampiyonluğu aldı, ülkesine geri döndü






    [​IMG]











    Fenerbahçe bu işe pek bozuldu

    Fener yaparsa en iyisini yapar dedi ve Brezilya'dan dünyaca ünlü Didi'yi getirdi

    Didi, geldiği iki sene üst üste lig şampiyonu olurken

    Takımın üç as futbolcusunu süresiz kadro dışı bıraktığı için taraftarın tepkisiyle karşılaştı ama pek te umurunda olmadı

    Üçüncü sezonunda işler kötü gidince tribünlerin homurtusuna dayanamadı, istifa etti






    [​IMG]











    O yıllarda kuruluşunun üzerinden sadece 7 -8 sene geçmiş olan Trabzonspor birinci ligde fırtına gibi esiyordu

    Önce iki yıl üst üste, sonra üç yıl üst üste şampiyon olarak tarihteki yerini alacaktı


    Avrupa kupalarında Liverpool ile eşleşirler

    Liverpool takımı Trabzon'a gelir, otele yerleşirler

    O zamanlar Trabzon'da bugünkü gibi görkemli oteller yok

    Trabzonlu taraftarlar sabaha kadar otelin önünde davul çalarak futbolcuların uyumalarına izin vermezler

    Sonuç: Trabzon yorgun Liverpool'u yener






    [​IMG]











    O yıllarda Türk insanı farklı bir spor dalıyla daha tanıştı


    Öteden beri Judo Karate ile uğraşan belli bir azınlık olsa da, Çin filmlerinin ülkeye giriş yapmasıyla birlikte Karate - Judo - Taekwondo sporlarına üyelik yapan, ders alanlar çığ gibi çoğalmaya başlamıştı

    Yetmişli yıllarda koca Türkiye'deki siyah kemerli sporcu sayısı beş on ile gösterilirken

    Yetmişlerin sonlarına doğru siyah kemerli sporcu sayımız binlerle ifade ediliyordu

    Ki; Bendeniz de bu sporlardan nasibini alan bir kişiyim :cool:

    Aşağıdaki resim 1975 yılına ait bir turnuva üçüncülük kupasıdır






    [​IMG]
    [​IMG]











    Yine hayatımıza giren televizyon ile birlikte olimpiyatları izleme şansı bulduk

    Nadya Komaneci'yi tanımış, uzaktan uzaktan aşık bile olmuştuk

    En azından ben olmuştum :)


















    Basketbol, yetmişli yıllar itibarıyla hayatımızın bir parçası olmaya başladı

    Wimbledon Tenis turnuvasını ve tenisi öğrendik

    Amerikan basketbolunu tanıdık

    Ama en önemlisi, Muhammed Ali'nin o yıllardaki bütün ünvan maçlarını izledik

    Dünya kupası maçlarını naklen izledik


    Bu gözler Maradona'yı, Cruyff'u, Müller'i, Beckenbauer'i izledi






    [​IMG]











    Kısacası, parası olana hizmet koşa koşa geliyordu

    Parası olana hayat güzeldi

    Yetmişli yıllarda hayat Türk insanına güzeldi :cool:





    Yazılı medyada gazete sayıları artarken

    Bir gün bir mizah dergisi çıktı

    GIRGIR






    [​IMG]











    Kısa sürede gençlerin sevgilisi olan dergi, tiraj bakımından dünyada üçüncü büyük dergi haline geldi

    Şayet dünyada birinci sıraya yükselemediyse, bunun sebebi sağ iktidarlardır

    Bugün de olduğu gibi kendilerine muhalefet eden yayın organlarını hain ilan ettikleri için

    Sağ görüşlü partilerin peşinden gidenler bu dergiden mahrum kaldılar

    Oysa GIRGIR demokrat bir dergiydi

    Yanlışını eksiğini gördüğü herkese giydirirdi

    Aşağıdaki karikatür, MHP destekli AP için çizilmiştir






    [​IMG]
     
    #8
  9. Gila

    Gila Moruk Moderator

    Katılım:
    23 Şubat 2008
    Mesaj:
    61,386
    Beğeni:
    5,515
    Hazır yetmişli yılların özetini geçiyorken turizm ve tatil meselesini de es geçmeyelim

    Köyden gelip şehire yerleşen insanların çocukları yani onlara göre ikinci kuşak,

    Babalarına göre daha kolay, daha hızlı ve daha çok para kazanıyorlardı

    Dolayısıyla harcamayı da çok seviyorlardı

    Madem para harcayacak birileri var, o halde o paraya talip olan birileri de vardır



    Yetmişli yılların gençliği, ülkede gezecek, denize girecek, eğlenecek yerler olduğunu keşfetmeye başladı

    Yaz ayları geldiğinde iki üç haftalığına Güney'e giden gençler, Marmamris, Bodrum, Kaş gibi yerlerin farkına varmaya başladılar

    Yetmişli yılların sonu, Ölüdeniz ve bendeniz :cool:






    [​IMG]












    İnsanlar tatillere gidip para harcamaya başladılar ya

    Artık otomotiv sektörünün de hamle yapma zamanıydı



    Henüz sıradan insanlar otomobil alabilecek kapasitede değillerdi çünkü çok pahalıydılar

    Taksicilik eski model amerikan arabalarıyla yapılırdı ve yerli oto henüz yoktu

    1946 Model, 1954 model arabalar piyasadaydı ama katır gibi de güçlü arabalardı






    [​IMG]











    Hazır insanlar para sahibi oluyorken, ilk yerli araba üretildi

    Bakmayın bugünlerde ( 2020 li yıllar ) ülkenin başındaki şahsın ilk yerli otomobili üretiyoruz palavraları sıktığına

    Ona kalırsa ülkede buz dolabı, fırın gibi ürünler de onun zamanında geldi

    Kendisi hangi zamandan bizim zamanımıza ışınlandıysa artık :cool:


    Prototipi 1969 yılında hazırlanan ilk yerli araba ANADOL piyasaya sürüldü

    Reklamında şasesi sağlam falan dediğine aldanmayın

    Dandik arabaydı, direksiyonu çevirebilmek için ciddi kol kuvveti gerekiyordu


















    Hemen peşinden efsane Hacı Murat denilen Murat 124 piyasaya sürüldü

    Ufak tefek, şirin bir arabaydı

    Tek sıkıntısı vardı, kaportası konserve kutusu gibiydi

    Elinize bir konserve açacağı aldıysanız, bir uçtan bir uca arabayı konserve gibi açabilirdiniz :cool:


    Ve.. İşte Murat 124 ün ilk reklamı


















    Türkiye, yetmişli yıllarda iki ayrı görüntü veriyordu

    Bir tarafa kafanızı çevirdiğinizde silahlar patlıyor, bombalar, kundaklamalar, insan kanı oluk oluk akıyor

    Diğer tarafa baktığınızda giderek ekonomik gücü artan, gece yaşantılarında oluk oluk para saçan insanlar


    Yetmişli yıllarda insanların parayla tanışmalarının en net kanıtı

    Yeni evlenen gençlerin anne ve babalarının alışkanlıklarının tersine, farklı evlerde oturmaya başlamalarıydı

    İş var, para var, huzur var

    Önceleri bu ayrılıklar aile büyükleri tarafından buruklukla karşılandıysa da, yıllar içerisinde gelenek halini aldı

    Artık kaynanasıyla birlikte yaşayan gelin neredeyse yok gibi






    [​IMG]












    Yetmişli yılların aşk meşk meselelerine dokunmazsak olmaz

    Çok zordu çok!!

    Muhallebiciler ve çay bahçeleri buluşma yerleriydi

    Günümüz gençleri gibi tanıştıktan üç beş gün sonra cumba yatağı aklından bile geçirmeyeceksin

    Kızın elini tuttun mu, sevgilin demektir

    Yanağından öpebilirsen, ileride torunlarına anlatacak bir çapkınlık anın olmuştur

    Hele dudağından öptüysen, artık helalindir :cool:






    [​IMG]











    Hiç abartmadan süreci anlatıyorum..



    Kız ve erkek pencereden pencereye bakışırlar

    Bakışırlar

    Bakışırlar

    Bakı.....

    Çoğu zaman bu bakışmalar aylar sürer de iki kelime konuşamazlar


    Kız, her türlü saç bakımını yapar, takıp takıştırır, cama öyle çıkar

    Makyaja fazlaca bulaşmaz

    Ya kendisini hafif kız zannederse?


    Çocuk, tıraşını olur, saçlarını tarar, zırt pırt perdenin önüne gelir

    Bakışırlar

    Bakışı....






    [​IMG]











    Kıza bir şekilde bir mektup iletmeye çalışılır

    Bu bazen mahallenin küçük bir kızı aracılığıyla olur

    Bazen kibrit kutusunun içine sıkıştırılmış bir mektupçuk ile olur

    Bazen gençler birbirlerine ne yazacaklarını bilemez, kopya çekerlerdi

    Sırf bu yüzden kitap basmış, para kazanmış insanlar söz konusudur






    [​IMG]











    Bir muhallebici ya da çay bahçesinde buluşma ayarlanır

    Kız, evinden kolay izin alamayacağı için mutlaka yanına bir kız arkadaşını alır da gelir

    Sevtap'a ayakkabı bakacağız hesabı, evden izin kopartılır



    İlk buluşmalarda komşu kızı iyidir

    İkincisinde eh, idare eder

    Üçüncüye artık tek gelmesi istenir

    Elinden tutacaksın, şanslıysan öpeceksin

    Hele biraz şurasını burasını mıncıklamak istersen, cevap genelde nettir: EVLENMEDEN OLMAZ






    [​IMG]












    Atmışlı yıllarda telefon, zenginlik göstergesiydi

    Yetmişli yıllarda lükstü

    Telefon makinası satın almak iyi paraydı lakin, hat yoktu

    Şayet hatlı telefonunuz var ve satışa çıkartmışsanız, karşılığında ciddi paralar kazanabilirdiniz



    Bununla birlikte şehirler arası konuşmak için çelik gibi sinir gerekirdi

    Ankara ile görüşmek için santrale numarayı yazdırır, beklemeye çekilirdiniz

    Üç saat, üç gün, ne kadar zamanda çıkacağı belli olmazdı

    Bazen siz Ankara ile görüşürken bir başkasının Adana ile görüşmesine denk gelir, dörtlü konferans gibi konuşmak zorunda kalırdınız

    ADANA ÇIK ARADAN esprisi buradan doğmuştur








     
    #9
  10. Gila

    Gila Moruk Moderator

    Katılım:
    23 Şubat 2008
    Mesaj:
    61,386
    Beğeni:
    5,515
    Atmış yıllık serüven konuları tamamlandığında birleştirilip tek konu haline getirilecektir
     
    #10
  11. Gila

    Gila Moruk Moderator

    Katılım:
    23 Şubat 2008
    Mesaj:
    61,386
    Beğeni:
    5,515
    Seksenli yıllar, Türkiye Cumhuriyet tarihi içinde çok önemli yeri olan bir süreçtir.

    Bir çok köklü değişimin yaşandığı bu süreci şu ara pek te sağlam olmayan kafayla yapmak istemediğim için, konunun devamı muhtemelen bayram sonrası gelecektir
     
    • Beğen Beğen x 1
    #11
  12. fearof

    fearof Forum Ustası

    Katılım:
    13 Ekim 2009
    Mesaj:
    11,956
    Beğeni:
    4,577
    İhtiyar anlaşılan yaşın yetmediği için 60 ve 70 leri kısa kesmişsin.:D

    60ve 70 lerde insanların daha özgür olduklarını, hergün terör kaynaklı ölümler olmasına rağmen fikirlerin rahatça söylendiğini,başbakandan milletvekiline,herkesin rahatça eleştirilebildiğini,çocukların apartman ya da kreşlere okullara mahkum edilmeden sokaklarda oynayabildiğini,hiçbir çocuğun ya da ailenin acaba çocuk badelenmeden eve gelebilecekmi diye endişe duymadığından,kendine din adamı adını veren bir yığın hokkabazın bırak rahatça konuşmasını, kafasını somyanın altından çıkaramadığından daha pek çok güzelliklerden bahsetmeyi ya atlamışsın ya da kısa olsun Aydın havası olsun demişsin.
     
    #12
    Son düzenleme: 10 Mayıs 2020
  13. Gila

    Gila Moruk Moderator

    Katılım:
    23 Şubat 2008
    Mesaj:
    61,386
    Beğeni:
    5,515
    Yahu ben bu konuyu yapmayı aylardır düşünüyordum. Bir yerini ele alsam, bir yeri eksik kalıyor. Açıkcası, siyasetten uzak bir konu yapmaya da özen gösteriyorum ki; İnsanlar o günlerle bu günlerin farkını algılayabilsinler. Seksenli yıllar sanıyorum en uzun konu olacak. Bu arada desteklerinizi de memnuniyetle kabul ederim :cool:

    Şu işi halledeyim, daha sırada resimleri kaybolmuş ARŞİV var. İşimiz çok :D
     
    #13
Yükleniyor...