Hat sanatı ve üstadları | Page 2 | Wardom Bilginin Adresi, Forum ve Bilgisayar Güvenliği

Hat sanatı ve üstadları

ESTERGON

Genel Moderator
Mehmed Esad Yesari


NESTA'lik yazısının en usta hattatlarındandır. İstanbul'da ve vücudunun sağ tarafı felçli olarak doğdu. Sol elini mükemmel şekilde kullanabildiği için "Yesârâ" yani "solak" mahlâsıyla meşhur oldu. Talik yazıyı Dedezade Seyyid Mehmed Efendi'den meşkederek öğrendi ve Veliyyüddin, Mehmet Refi ve İsmail Refik adındaki üç büyük hattatın bulunduğu bir merasimde icazetname aldı. Mehmet Esad Yesari, talik'i İran'da zirveye taşıyan büyük sanatkâr İmad'ın Anadolu'daki temsilcisiydi. Bu yazıda harflerin ölçülerinde değişiklik yaptı ve âdeta yeni bir şive aradı. Bu arayışı oğlu Yesarizade Mustafa İzzet gerçekleştirecek ve onun gayretiyle nesta'lik'te bir Türk ekolü doğacaktı.

Yesari'nin bu mâil nestalik kıt'ası, İstanbul'da, Türk ve İslam Eserleri Müzesi'nde bulunmaktadır.



Örnekleri:

 

ESTERGON

Genel Moderator
Kazasker Mustafa İzzet


TÜRK hat sanatında Mustafa Râkım ile Mahmud Celâled-din ekolleri arasında değişik bir yazı şivesine sahip olan Kazasker Mustafa İzzet, İstanbul'da 1801'de doğdu ve yine aynı yerde 1876'da öldü.

Gençlik yıllarında o da, herkes gibi eski üstadlardan Hafız Osman'ın ekolünü takip ediyordu ve döneminin büyük hattatı Mustafa Râkım'dan etkilenmişti. Ama Sultan Abdülmecid'e hat hocası olunca yazısında değişiklik meydana geldi.

Abdülmecid'in önceki hocası Tahir Efendi bambaşka bir üslûp sahibi olan Mahmud Celâleddin'in öğrencisiydi ve hükümdar Kazasker'den Mahmud Celâleddin üslubunda yazmasını istedi.

İşte bu yüzden, Kazasker'in yazısında bir tavır dönüşü oldu. Gerçi Abdülmecid'in ölümünden sonra yeniden eski tavrında yazmaya çalıştı ise de bunda tam bir başarı elde edemedi ancak Türk yazı tarihinde ayrı bir zevkin sahibi, ayrı bir çeşninin öncüsü oldu.

Çok sayıda levha ve kitabe de yazmış olan Kazasker'in Ayasofya'da bulunan ve her birinin çapı 7,5 metre olan Allah, Muhammed, Ebu Bekr, Ömer, Osman, Ali, Hasan ve Hüseyin levhaları İslâm dünyasının en büyük yazılarıdır.

Kazasker Mustafa İzzet'in "Ve mâ tevfiki illâ billâh" yazılı bu levhası, özel bir kolleksiyonda bulunmaktadır.



Örnekleri:

 

ESTERGON

Genel Moderator



Necmeddin Okyay (1883-1976)


Daha ilkokulda yazıya merakı olan hattat, aklâm-ı sitte yazılarıyla birlikte nesta'lik yazıya büyük önem verdi. Önceleri okul hocası olan Tal'at Bey'den rik'a, divanî ve celî divanî yazdı. Daha sonra devrinin tanınmış hattatlarından Sami Efendi ile Bakkal Arif Efendilerden nesta'lik ve sülüs ile nesih yazılarını öğrenerek Sami Efendi'den 1905'te nesta'lik, Bakkal Arif Efendi'den 1906'da sülüs ve nesih
Necmeddin Efendi güzel sanatlara çok meraklı idi, okçuluk ve ebru sanatını da öğrenmişti. O zamana kadar pek denenmemiş olan çiçek motiflerini ebruya geçirdi, daha da ilerleyerek, hattı bile ebruya tatbik etti ve bu sanata bir başka anlam kazandırdı. Osmanlı ciltçilik sanatı üzerinde de çalıştı. Son devirde en iyi hat mürekkebinin yapılışını, merak edenlere o öğretti.

Büyük sanat aşkıyla geniş bahçesinde çeşitli renklerde, hatta siyah gül bile yetiştirdi. Hattatlıkta daha ziyade nestilik üzerinde durdu. Hattatı ve tarihi bilinmeyen bir yazının hangi yılda ve kimin tarafından yazıldığını anlayacak bilgiye sahipti. Yıllarca, Güzel Sanatlar Akademisi'nde dersler verdi.



Örnekleri:



 

edoram

Forum Ustası
Hat sanati



Arapça'da çizgi ya da bir satır yazı anlamına gelen hat sözcüğü, bugün Arap harfleriyle yazılmış güzel el yazısı karşılığı olarak kullanılmaktadır. Hat; güzel yazi sanati olup, yazarlarina hattat denir: Kûfî, Sülüs, Nesih, Muhakkak, Reyhânî, Tevkî', Icâze, Ta'lik, Divânî, Celi, Rik'a, Ma'kili dâhil, bin kadar çesidi vardi. Halicilik, kumasçilik, dericilik, ciltçilik, kitapçilik, tezhipçilik, porselencilik, kehribarcilik, mürekkepçilik, mobilya, sandalcilik da ayri birer sanat dali olarak, her sahada eserler verildi.

Yazıya verilen değer, bütün İslam kültürlerinde hat sanatının çok üstünde durulmasına yol açmıştır. Özellikle Osmanlı kültürü içinde hat sanatı çok ilerlemiş, işlevsel görevinin yanısıra, estetik bir düzeye yükselmiş, adeta batı resim sanatındaki tabloların yerini tutar olmuştur. Gerçek bir tablo gibi çerçevelenerek duvara asılan güzel yazı örneklerinden ünlü hattatların yapıtlarına Osmanlı tarihinde çok büyük paralar ödendiği bilinmektedir. Güzel yazı, yalnız levhalarda değil, bundan başka el yazması kitaplarda, fermanlarda, diplomalarda, cami iç ve dış duvarlarında, çeşitli yapıların yazıtlarında, mezar taşlarında, pencere kapağı ya da kapı kanadı gibi mimarlık ögelerinin üstlerinde, halı bordürlerinde, kutu, vazo, tabak gibi gündelik eşyada da kullanılmıştır.

Hat sanatında yazı gelişigüzel yazılmaz, her yazı türünün kendine özgü özellikleri, inceden inceye saptanmış kuralları vardır. Tarih boyunca ünlü hat ustaları zaman zaman yazı kuralları oluşturmuşlar ve bunları saptamışlardır. Çeşitli yazı türleri birbirlerinden, harflerin büyük ya da küçük olması, biçimi, aralıkları, bazı harflerin birbirlerine bitiştirilip bitiştirilmemesi, bazı yazı işaretlerinin kullanılıp kullanılmaması gibi özellikleriyle ayrılır.

Doğal olarak yazı sanatının ilk gelişmesi Araplar eliyle olmuştur. Bilinen ilk büyük Türk hattatı ise Amasyalı Yakut el Musta'Sami'dir (13. Yüzyıl).

Hat konusunda ciddi ve kapsamlı çalışmayı Amasyalı Şeyh Hamdullah (15. Yüzyıl) yapar, aklam-ı sitte, yani 6 esas yazı diye bilinen yazı türlerini, herbirinden örnekler çıkartıp yanlarına kurallarını yazarak bir murakka içinde toplar. Aynı zamanda Sultan 2. Beyazıd'ın da yazı hocası olan Şeyh Hamdullah'dan günümüze kalan en önemli yapıtlar, İstanbul Beyazıt Camii'nin cümle kapısının üstündeki yazıtla Amasya Beyazıt Camii'nin yazıtıdır. Osmanlı sanatının doruğa ulaştığı 16. yüzyılın en önemli hattatı, yazının yalnız üslubunda değil, tekniğinde de yenilikler getiren Ahmet Karahisari'dir. Altını mürekkep gibi kullanarak yazı yazmak, Altın yaldız harflerin dışını siyah çizgiyle belirlemek, harf kalınlıklarının içini çiçek motifleriyle doldurmak ilk kez onun uyguladığı yeniliklerdendir. En önemli yapıtı İstanbul Süleymaniye Camii kubbesindeki yazısıdır. Türk yazı sanatının başka bir ustası da yapıtlarıyla pekçok başka hattatı etkilemiş, 3. Ahmet ve 2. Mustafa gibi Sultanlara hocalık etmiş olan Hafız Osman'dır (17. Yüzyyl). Taş baskısıyla çoğaltılan KURAN'ları, çağında en uzak İslam ülkelerine kadar yayılmıştır. Bu yapıtlar günümüzde de yazı sanatının en değerli örneklerinden sayılır.

Ünyeli İsmail Efendi, Mustafa Rakım Efendi ve İstanbul'daki pek çok yapının yazıtını hazırlamış olan Mehmet Esad Yesari, 18.yüzyılın ünlü ustalarıdır.

19. Yüzyılda ise başka bir ustayla, Kazasker Mustafa İzzet Efendi'yle karşılaşılır. Ayasofya'daki 8 büyük yuvarlak levha onun en ünlü yapıtlarındandır. Cumhuriyetten sonra harf devrimiyle Arap harflerinin kullanımdan kaldırılması, bütünüyle bu harflere dayanan hat sanatının yaygınlığını birdenbire çok azaltmıştır. Kitapların latin harfleriyle ve baskıyla hazırlanması, bu sanatın kullanım alanını hemen hemen yalnız Cami'lerdeki duvar yazılarına indirgemiştir. Tuğrakeş İsmail Hakkı Altunbezer, Kamil Akdik, Emin Barın gibi hattatlar bu kısıtlı alanda yapıt vererek 20. yüzyılda hat sanatını sürdüren sanatçılar olmuşlardır.

Çeşitli yazı türleri içinde Kufi, en eski yazıdır. Osmanlı kültür çevresinde az kullanılmış olmakla birlikte dik, kalın, köşeli harfleriyle hemen dikkati çekerek öteki yazılardan ayrılır. Halı bordürlerinden madeni paraya dek çok çeşitli alanlarda kullanılır. Yazıtlarda, KURAN'da ve Divan yazmalarında kullanılan Nesih iri harfli olduğu için duvar yazılarında ve Kitapların bölüm başlıklarında kullanılan sülüs, Din kitaplarında ve murakkaların başındaki besmelelerde kullanylan Reyhani ve Muhakkak, devlet belgelerinde kullanılan Tevki, hattatların öğrencilerine verdikleri icazetnamelerin altındaki üstat imzalarında kullanılan Rik'a, bir arada aklam-ı sitte diye adlandırılan en önemli 6 yazı türünü oluştururlar. Bunlardan başka talik, nestalik, divani, bir tür steno sayılabilecek olan siyakat, menşur, zülf-ü arus, hilali, muini, şikeste, müselsel gibi yazı türleri de vardır.

Hat sanatında Osmanlı sanatçıları çeşitli uslupları denemişlerdir. Bunlardan biri istiftir. Bir sözcüğün harflerinin ya da bir cümlenin hece ve sözcüklerinin güzel bir görünüm oluşturmak amacıyla ve kullanılan yazının çeşidine uygun biçimde yanyana ve üstüste sıralanmasına, istif edilmesine denir. Bir sözcüğün, bir eksenin iki yanına bir ters, bir yüz bakışık olarak yazılmasıyla oluşturulan çeşidine müsenna ya da aynalı yazı adı verilir. 17.yüzyıldan sonra özellikle gelişen bu türün en görkemli örnekleri bugün Bursa Ulucamii'nin duvarlarında bulunmaktadır. Harflerin biçimleriyle oynayarak, çeşitli düzenlerde birleştirip istif ederek yaratılan ve oldukça stilize edilmiş bir tür yazı-resim de hat sanatında önemli yer tutar. Yazıyla oluşturulan böyle resimler arasında en çok sevilen ve rastlanan konular kayık, kuş, aslan, sancak, cami, ibrik, çiçek, insan başı vb.dir. Osmanlı Devleti'nin arması ve padişahın imzası olarak kullanylan tuğra da bir tür istif yazıdır. Oğuz Han'ın yazılı nişanından çıktığı bilinen tuğra, Büyük Selçuklular, Anadolu Selçukluları'nca da kullanılmıştır...
















KAYNAK

Resimler Var olan kaynağa ait değildir ALINTIRIDIR.
 

ESTERGON

Genel Moderator



Sultan Üçüncü Ahmed (1703 -1730)


Devlet işlerinin yanısıra sanat ile de meşgul olan Üçüncü Ahmed, Türk Hat Sanatı'nın çok önemli bir ismidir.

Sarayda, ünlü hattat Hafız Osman Efendi'den sülüs, celi sülüs; Veliyyüd-din Efendi'den de nesta'lik yazı dersle ri aldı, bilhassa celi sülüs üzerinde durdu ve çok güzel eserler verdi.

Topkapı Sarayı'nda yaptırdığı kütüphanesinde 3652 numarada kayıtlı kendisinin elinden çıkma 14 sayfalık bir celi sülüs "murakka" yani "albüm", hükümdarın hat kudretini her yönüyle gösterir. Padişah bu murakkaı yazdıktan sonra devrin meşhur hattatlarını topladı ve yazılarını onların incelemesine sundu. Zamanın şairlerinden Vehbi ve Nedim de bu toplantı üzerine birer şiir yazdılar.

Üçüncü Ahmed'in, saraydan başka camilerde de levhaları vardır. Kitabelerinden biri Ayasofya Camii'nin arkasında, biri de Üsküdar'da deniz kenarında kendisi tarafından
yaptırılan çeşmelerin üzerinde bulunmaktadır.
 
- Yönetici düzenlemesi: :

ESTERGON

Genel Moderator
Mahmud Celaleddin

Gururu yüzünden hocasız yetişen ve altı çeşit yazıda Şeyh Hamdullah ve Hafız Osman gibi üstadların eserlerine bakarak kendisini yetiştiren sanatkâr, kabiliyeti sayesinde birinci sınıf bir hattat ve aynı zamanda celi sülüs yazıda bir ekol sahibi olmuştu.

Nesih yazıda önceki büyüklerden, yani daha ziyade Şeyh Hamdullah'ın yazılarından ilham almış, sülüs ve celi sülüste kendine mahsus bir yolda yürümüştü. Necmeddin Okyay, "Mahmud Celâleddin eğer altı çeşit yazıda klasik üslubu takip etmiş olsaydı, yeryüzünde ne Hafız Osman'ın ne de Rakım'ın adı kalırdı" derdi.

1829 yılında vefat eden Mahmud Celâleddin'in gördüğünüz bu levhası, şimdi özel bir kolleksiyonda bulunmaktadır.



Örnekleri:








 

nesta_34

Super Moderator
Site Yetkilisi
Hattat Hafız Mehmet Fehmi Efendi

Elhac Hafız Mehmet Fehmi Efendi, Valide mektebi rüşdisi muallimi Afyon Karahisarlı İbrahim Hilmi Efendi’nin oğludur. 1860’da İstanbul’da doğdu. Sultan Abdülhamid’in baş imamı Hafız Raşid Efendi’den kıraat ve vücuh öğrendi. Şefik beyden ise yazı meşk ederek icazet aldı. Fehmi Efendi yazıda olduğu gibi resimde de maharetliydi.

Fatih yangınında evi, bütün eşyası, bir sanduka dolusu yazıları ve Aksaray’daki bakkal ve fırını yandı. Ardından Beyazıt’ta Kâğıtçılar Çarşısı’nda dükkân açarak isteyenlere yazı yazarak geçimini sağladı. Mesane kanserinden dolayı Beşiktaş Vişnezade mahallesindeki kayınpederinin evinde 1915’de vefat etti. Kabri Maçka mezarlığındadır.

Eser Adı :Levha

Kategori :Celî Sülüs


















 

ESTERGON

Genel Moderator


Sultan İkinci Mahmud
(1808 - 1839)


Şiire ve musikiye olan sevgisi dışında güzel yazıya olan alâkası dolayısıyla bu sahada çalışan ve güzel eserler bırakan Sultan İkinci Mahmud'un Osmanlı-Türk hat sanatında ayrı bir yeri vardır.

Şehzadeliği zamanında saray hattatı Kebecizade Mehmed Vasfi Efendi'den aklâm-ı sitte denilen altı çeşit yazıyı meşketti ve 1807'de bir hilye ile icazetname aldı. Ayrıca iki adet Kur'an da yazan Şehzade Mahmud, padişahlığa yükseldiğinde o tarihlerde devrin en tecrübeli hattatı olan ve celide ekol sahibi bulunan Mustafa Rakım'dan da dersler aldı ve bu yazıda hocasına yaklaştı. Hatta bu yüzden "Sultan Mahmud'un yazılarını, hocası Mustafa Rakım yazıyor" diye bir söylenti ortaya çıkmıştı.

Hükümdarın Topkapı Sarayı'nda bulunan çalışmaları, bu söylentileri yalanlamaktadır. İkinci Mahmud'un halen 60'tan fazla celi sülüs levhası vardır ve hattat padişahların en mahiridir.



Örnekleri:





 
Üst