***Kitap Özetleri*** | Page 2 | Wardom Bilginin Adresi, Forum ve Bilgisayar Güvenliği

***Kitap Özetleri***

V€nüS

Forum Ustası
Kitabın Adı: Demokrasinin Türkiye Serüveni
Kitabın Yazarı:Bernard Lewis
Yayınevi:Yapı Kredi Yayınları
Basım Yılı: Tarih
Çeviren: Esra Ermert/ Hamdi Aydoğan
KİTABIN ÖZETİ: Türkiye'de demokratik düşüncenin eyleme geçirilmesinin 125 yıllık tarihine eğilen Profesör Bernard Lewis, bu kitapta derlediği dört makalesinde bu serüvenin kilometre taşlarını katediyor ve nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan ülkeler arasında neden yalnızca Türkiye'de bir demokrasi kültürü ve geleneği oluşabildiğini sorguluyor.

Demokrasinin Türkiye Serüveni, çağdaşlaşma sürecinde Batı'nın pek çok kurumunu benimseyen, benimserken de bunları önemli ölçüde kendine uyduran bir toplumun, demokrasiyle neler yaptığının bir dökümü.​



-----------------------









Yazar: CEZMİ ERSÖZ
Türü: YAZILAR - ŞİİRLER
Basım Yılı:2006
Baskı:30.000 Adet

Kitap Özeti :

Kimi sevsem, onun hep uzakta bir sevdiği vardı, unutamadığı ilk aşkı ya da onu terk edip giden sevgilisi... Kimi derinden sevsem, o da bir başkasını derinden hatırlardı. Öylesine çok sevdim ki onları, başkalarına duydukları sevgiyi anlatmalarını, sessizce, içim acıyla kanayarak dinledim. Beni yitirmekten hiç korkmadılar: çünkü onlara göre fazla iyiydim;bu yüzden ilk anda vazgeçilebilirdi benden.

Beni terk edenlerden tek bir isteğim olurdu. "Ne olur, bir daha beni aramayın! Çünkü ben kolay unutamıyorum. Çünkü ben size duyduğum o akıl dışı aşk yüzünden keder bahçemi dağıtıyorum. Çocuklugumun o güzel bahçesini. " Böyle derdim onlara ama yine de ararlardı beni... Soluksuz ve umutsuz kaldıkları bir gece mutlaka akıllarına ben gelirdim... O, yedek sevgili!...​








Kitabın Adı : Diğer Yarım
Yazar:Kim Edwards
Yayınevi:Doğan Yayıncılık

Orijinal adı ve dili: The Memory Keeper's Daughter - İngilizce
Orijinal yayın yılı:2005
Çeviren: Sarp Kanşay

ÖZET

Bir kar fırtınasının tam ortasında doğan ikizlerin hayatı babalarının kararıyla sonsuza dek değişecekti. İki kardeş, başka evlerde birbirlerinden uzakta büyüyecekti. Zengin içeriği ve sürükleyici diliyle Diğer Yarım, uğruna büyük bedel ödenen bir sevginin heyecan verici öyküsünü şairane bir dille anlatıyor. Hayatta karşımıza çıkan beklenmedik olaylar ve geçmişin karanlık sırları açığa çıktığında yaşanan hayalkırıklıkları ve hüzün... Sevgi için inanç, inat ve kararlılıkla verilen bir savaş.​
 

V€nüS

Forum Ustası




Kitabı Yazarı:Lev Nikolayevich Tolstoy
Yayınevi:Can Yayınları
Basım Yılı:1996

1.KİTABIN KONUSU:Adalet sistemindeki yanlış uygulamalar ve bu uygulamalara maruz kalan bir kadın ve aynı kaderi paylaşan diğer mahkumların yaşadıkları olayları anlatmakta ve eleştiriler yapmaktadır.


2.KİTABIN ÖZETİ : Dimitri Nehludov çok gösterişli ve zevk içinde bir hayat sürdürmekte iken bir mahkemede eskiden birlikte olduğu ama daha sonra terk edip bıraktığı bir kadın olan Katyuşa ile karşılaşır.
Katyuşa kimsesiz bir kadındır. Pek çok iş aramış ancak bulduğu işlerde erkeklerin sarkıntılıklarından dolayı fazla çalışamamıştır. En sonunda bir hastanede çalışırken bir odacı Katyuşa’ya sarkıntılık yapar. Katyuşa odacıyı kendisine yaklaştırmaz. Bu sırada gürültüden dolayı hastanedeki diğer personel odaya gelirler. Katyuşa da bir iftiraya kurban giderek mahkemeye verilir.
Bir vicdan muhasebesine dalar ve bunun sonucunda ne pahasına olursa olsun Katyuşa’yı kurtarmak için yemin eder.
Katyuşa’ya en çok bir kaç ay ceza verileceği düşünülürken mahkemede yapılan hatalar nedeniyle Katyuşa’ya çok ağer bir cez verilmesi karara bağlanır.
Prens Katyuşa’ya karşı sorumluluk duygusunun da etkisiyle evllilik teklif eder. Katyuşa ise aslında aşık olduğu Nehludov’un başına dert açmak istemediği için bu teklifi ısrarla reddeder.
Katyuşa’ya kürek mahkumiyeti verilir.Nehludov’un bütün çabasına rağmen Katyuşa Sibirya’ya sürülmekten kurtulamaz.
Nehludov da elindeki mal varlığının önemli bir bölümünü harcayarak Katyuşa ile Sibirya’ya gitmeye karar verir.
Sibirya yolculuğu mahkumlar için dayanılmaz geçmektedir. Mahkumların başındaki gardiyanlar da mahkumlara çok kötü davranmaktadır.
Nehludov bu kötü muameleleri önlemek için elinden geleni yapsa da bunu başaramamaktadır.
Dimitri Sibirya yolculuğu sırasında haksızlığa uğrayarak hapse düşen veya sürgüne gönderilen pek çok mahkumun olduğunu da fark eder. Bu mahkumlar da Prens’in kendilerine yardımcı olmalarını istemektedir.
Sibirya’daki kürek mahkumiyeti sırasında Katyuşa’nın affedildiği haberi gelir. Katyuşa da başka bir mahkumla evlenerek Dimitri’yi bırakır.
Dimitri bütün bu olan bitenden oldukşa etkilenir. Dünyada adaletin gerçekte olamayacağını düşünmeye başlar. Aradığı mutlak adaleti İncil’debularak yeni düşünceler benimser.


3.KİTABIN ANA FİKRİ : Dünyada tam anlamıyla adalet yoktur. Herkesin bir suçu ve günahı olacağı için dünyada kimsenin kimseyi cezalandırmaya hakkı olamaz. Ancak bütün sistemlerde bazı kimseler insanları cezalandırmaya devam etmektedir.



4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ:
Dimitri Nehludov : Başlangıçta zevk ve sefahate düşkün olan fakat daha sonra bu hatalarından dönen, inandığı değerler uğruna pek çok şeyi göze alan bir Rus prensi.
Katyuşa : Kimsesiz, gariban, ama gururlu,genellikle duygularıyla hareket eden bir kadın.
Kitapta Dimitri ve Katyuşa’nın mahkemed karşılaşması,Dimitri’nin vicdan muhasebesine dalarak gösterişli hayatını bırakması,Sibirya’ya sürgün,Dimitri’nin Katyuşa’yı affettirme çabaları etkileyici ve akıcı bir üslupla anlatılmaktadır.


Marlo Morgan : Hayatın monotonluğundan sıkılmış, değişiklik arayan, hırslı kafasına koyduğunu yapan, yardımsever, çocuk ruhlu biri.
Oota : Kabilede ingilizce bilen tek kişi Morgan’a kendilerini tanımasına elinden geldiğince sorulara cevap vererek yardımcı olmuştur.
Kara Kuğu : Kabilenin şefidir. Bilge bir insan olarak tüm sırlarının sırası ile Morgan’a açıklanmasını sağlamıştır.
Bunun dışında şifacı gibi yeteneklerine göre isimlendirilen birçok kabile üyesi var. Çölde, insanın yaşamını zorlayan birbirinden ilginç olaylar oluyor.​

----------------------------





Kitabın adı: Doğunun Limanları

Kitabın yazarı :Amin Maalouf; Yayına Hazırlayan: Türker Armaner; Tercüme: Esin Talu Çelikkan
Yayınevi :Yapı Kredi Yayınları;
İstanbul, 2007, 35. Baskı, 13.5 x 21, 167 sayfa, Karton kapak.

'Adana'da ayaklanmalar olmuştu. Kalabalık, Ermeni mahallesini yağmalamıştı. Altı yıl sonra çok daha büyük çapta olacakların provası gibi bir şeydi. Ama bu bile dehşetti. Yüzlerce ölü. Belki de binlerce.'

Can çekişen Osmanlı İmparatorluğu ve Beyrut ile Fransa arasında yaşamı sürüklenen İsyan. 'Doğunun Limanları' bu yüzyılın başını, bir insanın trajik tarihinin içinden anlatıyor.

Amin Maalouf son romanı 'Doğunun Limanları' ile yine YKY'de.

(Arka Kapak)

TADIMLIK

Grubun dışında kimsenin, eylemlerimden kuşkulanmadığından emindim. Ancak bir gün, son sayıyı almak için Ballon d'Alsace birahanesine gittiğimde, jandarmanın bira kamyonunu sardığını gördüm. Askerler gidip geliyor, gazete tomarlarını taşıyorlardı. birahane, çınar ağaçları ile çevrili bir meydana bakıyordu ve patron, güzel havalarda dışarıya masalar koyardı. Meydana altı küçük sokaktan çıkılırdı. Gerekli bir önlem olarak, her zaman aynı sokaktan gelmezdim. O gün, birahaneye bir hayli uzak bir sokaktan gitmiş ve neler olup bittiğini zamanında görebilmiştim. Dümdüz yürümeye devam etmiş, önce yavaş, sonra hızlı daha sonra da koşarak yoluma devam etmiştim. İçimde korkudan başka, başarısız olmanın verdiği üzüntüden başka, bir de suçluluk duygusu vardı. Böyle durumlarda bu her zaman hissedilir ama bende hafif bir duygudan öte bir şeydi. Jandarmaların dikkatini çeken ve peşine düştükleri ben miyim, birahanedeki gizli yerin ortaya çıkması benim yüzümden mi diye durmadan düşünüp duruyordum. Neden ben? Çünkü birkaç hafta önce beni endişelendiren ama daha sonra üzerinde durmadığım bir olay olmuştu. Bir öğleden sonra, evden çıktığımda, nöbet tuttuğu açıkça belli olan bir jandarma ile burun buruna geldim; beni görünce allak bullak olmuş, merdivenin altına saklanmaya kalkışmıştı. Önce merak etmiş, dikkatli olmam gerektiğini düşünmüş ama sonra omuzlarımı silkmiş, bu olaydan ne Bruno'ya ne Bertrand'a söz etmiştim. Oysa şimdi vicdan azabı çekiyordum. Bu gerçek bir işkenceydi. O gün, birahaneden uzaklaşınca, oturduğum semte yöneldim, Montpellier'de adına "Yumurta" denilen Komedi Alanı'nın yanıbaşına... Ama doğrusu bu muydu? Aslında, üç türlü hareket edebilirdim: hemen yok olabilir, gara gidip ilk trene atlar, yakalanmaktansa bilinmeyen bir yere gidebilirdim. Soğukkanlılıkla odama gider, tehlikeli olabilecek her kâğıdı yok eder, kimse beni ihbar etmeyecek ümidiyle normal yaşamıma dönebilirdim. Bir de orta yol vardı: odama gider, düzene sokar, ihtiyacım olabilecek birkaç parçayı yanıma alır, ev sahibi Madam Berroy'a arkadaşlarımın beni sayfiyeye davet ettiklerini söyler, bu da aniden yok oluşumla ilgili kuşkuları dağıtmış olurdu. Bu sonuncusunu seçtim. Panik ile güven arası bir duyguyla. Yolda sağa sola sapmış, beni izlemiş olanların işlerini zorlaştırmak istemiştim...​
 

V€nüS

Forum Ustası
KİTABIN ADI : DOKUZUNCU HARİCİYE KOĞUŞU

KİTABIN YAZARI : PEYAMİ SAFA

YAYIN EVİ VE ADRESİ : ÖTÜKEN YAYINEVİ MALTEPE İSTANBUL

BASIM YILI : 2000


KİTABIN KONUSU:

Çocukluğundan beri bacağından rahatsız olan ve kimseyi dinlemeyen birisinin, hayaller peşinde koşarken başından geçen olaylar.



KİTABIN ÖZETİ:

Yazarın küçüklüğünden beri çektiği hastalık onu hastahanelerden tiksindirmiştir. Fakat durumu ciddiyetini korumaktadır. Annesi ile kenar mahallelerin birinde virane ahşap bir evde yaşamaktadır.

Bir gün ameliyat olması gerektiğini öğrenip hastahaneden döndüğünde evde annesini bulamaz ama odanın halinden annesinin şiddetli bir baş ağrısı geçirdiğini anlar. O sırada annesi gelir. Yazar ise annesini üzmemek için ona gerçekleri anlatmaz. Kendi doktaruna gidip ona gözükmesi gerektiğini söyler. Annesi yazarın Erenköye gideceğini öğrenince paşanında onu merak ettiğini söyler. Ertesi gün yazar önce paşaya gider. Paşa ilk olarak sağlık durumunun nasıl olduğunu sorar yazar da kaçamak cevaplar vererek olayı geçiştirir. Daha sonra odaya Nüzhet gelir yazardan getirmesini istediği kitapları alır. Kızı gidince paşa yazara bir de doktor Ragıp Bey’ e görünmesini tavsiye eder. Paşanın uzaktan akrabası olan yazar küçük yaşlardan beri onunla konuşur, ona kitap okur. O akşam yine bir roman okumaktadır fakat paşa uyuyunca Nüzhet’ le birlikte beahçeye gider ve muhabbet ederler. Yazar on beş yaşında ve aralarında dört yaş olmasına rağmen Nüzhet’ i sevmektedir. Ancak onun da aynı duyguları hissetiğinden emin olmaz. Bahçede konuşurken doktor Ragıp’ ın Nüzhet’ i istediğini duyunca önce üzülür ama Nüzhet oralı olmayınca, duyduğu şüpheye rağmen keyfi yerine gelir. Daha sonra Nüzhet annesinin isteği üzerine uyumaya gider ve yazar da kendine olan tüm güvenini kaybeder.

Hastalığı onu normal yaşından çok daha olgun davranmaya sevk etmiştir. Doktorun ikazlarına rağmen baston kullanmayan yazar o gece yatakta yorgun ve acı içinde kıvranmaktadır. Henüz uyumadan Nüzhet yazarın evine uğrar ve uyuyamadığını bahane ederek tekrar koyu bir muhabbete başlarlar. Ertesi gün yazar erkenden doktara gideceğinden Nüzhet onun uyumasını ister. Fakat yazar ona karşı olan zaafiyetini daha fazla saklayamaz, onu kendisine çekip bir kere öper ve Nüzhet şaşkınlık içerisinde koşarak eve gider.

Sabah olunca yazar Kadıköye gider ve paşanın istediği kitapları alır ve sonra da annesine bir ay içerisinde gelemeyeceğini yazar. Oradan da doktara gider fakat operatörün dersi olduğundan görüşemezler. Operatörle akşama görüşebilen yazar ondan baston kullanması ve iyi yemesi ve dinlenmesi konusunda uyarı alır. İşi bitip köşke dönen yazar içeriye girdiğinde kendisinden gizli birşey konuşulduğunu anlar ve üzüntü içerisinde bahçeye oturmaya çıkar. Daha sonra Nüzhet gelir ve yazar içeri girdiğinde annesinin dolabın arkasında çıplak olduğunu söyleyerek onu rahatlatır. Fakat akşam Nurefşan ona gerçekleri yani Nüzhet ile doktor Ragıp’ın durumlarını konuştuklarını söyler. Yazar hayal kırıklığına uğrar ve Nüzhet’ in odasına konuşmaya girer. Nüzhet yine yazarı ikna eder. Daha sonra ikiside uyurlar.

Ertesi günü Nüzhet’ le bahçede geçiren yazar Nüzhet’ le cinsel yakınlaşmalara girer. O akşam doktor Ragıp yemeğe gelir ve yazar hiç oralı olmaz. Konukları gidince Paşa yazara doktor hakkında görüşlerini sorar o da Ragıp’ ı Nüzhet’ e yakıştıramadığını söyler bunu duyan yengesi de içinden yazara karşı kin tutar.

Bir gün yazar yengesinin Nüzhet’i mikroplara karşı uyardığını ve eşyalarımızı ayırdım dediğini duyar ve bunun üzerine evi terketme kararı alır. Ancak annesininde o gün paşalara geleceğini duyması kararını değiştirmesine neden olur.

Hızla geçengünlerden sonra nihayet evine dönen yazarın ağrıları gün geçtikçe arttığından annesi onu fakülteye götürür. Operatör ona durmun ciddiyetini hatırlatır ve yerinden bile kıpıdamamasını ister. Evi birden kalabıklaşan yazarın yakınları onu teselli etmeye çalışır. Tekrar fakülteye gittiğinde operatör bacağın kesilmesi gerektiğini söyler fakat buna razı olmayan yazar birden bayılıverir. Bundan etkilenen operatör kasaplardan farkı olmaları gerektiğini söyleyip yazara, üç aylık bir sürede bacağını kurtarmak için hastahanete kalması gerektiğini söyler. Yazar bunu kabul etmek zorunda kalır ve Dokuzuncu Hariciye Koğuşuna yatırılır. Burası ona hapishane gibi gelir ve ilk gecesi olaylı biter. Bu korkuya dayanamaz ve bütün gücüyle bağırıp çağırır. Zor geçen günlrin sonunda ameliyat günü gelir. Ameliyatı bitince yedinci pansumanda doktor bacağın kurtılduğun ancak yer basamayacağını söyler.

Daha sonra da Nüzhet’ ten gelen karttan Paşanın hastalandığını Nüzhet’ in de doktor Ragıp’ la nikahlanacağını öğrenir. Acılar içinde geçen günlerin sonunda annesi doktor Mithat ve arkadaşı onu hastahaneden taburcu ettirirler



KİTABIN ANA FİKRİ:

Bize verilen öğütleri ciddiye almalı ve hayallere peşinden koşmamalıyız. Aksi takdirde kaybeden yine bizoluruz.​



--------------------------



Kitabın Adı : Dolunay
Kitabın Yazarı : Antonio Munoz Molina
Basım Yeri Ve Yılı : Doğan Kitapçılık , İstanbul 2004



Kitabın Konusu :

Bir suçun etrafında dönüyor olaylar. Küçük bir kızın bir cinayete kurban gitmesinin ardından bir müfettiş peşine düşüyor katilin.
Bu vahşeti yaşadıktan, bu vahşeti yaşattıktan sonra aynı kalacak, sıradan bakacak hiçbir göz yoktur diye düşünüyor müfettiş.
Ve yüzlerde, gözlerde, tüm kentte arıyor onu.
Ama İspanyol edebiyatının son dönem en önemli isimlerinden biri olan Antonio Munoz Molina'nın Dolunay adlı romanı
bu polisiye örgüyle sınırlı değil elbette, başka derinliklerde okunabilecek, mükemmel bir kurguya sahip gerçek bir edebiyat eseri o...

Bir değişimin hikayesini de okumak mümkün Dolunay'da.
Bu romanın incelikle işlenmiş kişiliklerinin tümü okuyucuyu kendine bağlamayı biliyor.
Müfettiş de bu romanın kahramanı, katil de, maktul de... Onların değişimi başka bir cazibe noktası oluşturuyor.
Yaşanan dehşetten sonra adını bilmediğimiz o güney kentinde hiçbir şey artık eskisi gibi olmayacaktır.
İspanyol Dili Kraliyet Akademisi üyesi, bol ödüllü Molina'yı okuyanlar için de aynı şey geçerli kuşkusuz.
Onların da hayatı asla eskisi gibi olmayacak.​



------------------------



Kitabın Adı: Dünya Nimetleri
Kitabın Yazarı: Andre Gide
Yayınevi:Can Yayınları
Basım Yılı: 1897
KİTABIN ÖZETİ: Dünya Nimetlerinin daha ilk satırlarında, Andre Gide: Utanmadan, hiçbir yapmacığa kaçmadan kendimi koydum bu kitaba der. Böylece, bir yandan sınırsız içtenliğini kesinlerken, bir yandan da başlıca konusunun kendi benliği, kendi deneyimleri, kendi düşleri olduğunu belirtir. Dünya Nimetlerinden yaklaşık kırk yıl sonra yazdığı Yeni Nimetlerinde ortaya koyduğu temel yönelimleri yansıtır.​
 

V€nüS

Forum Ustası




Yazar : Robert Jordan
Yayınevi : İthaki Yayınları
Basım Tarihi : Kasım 2003


Kitap Özeti :

Zaman Çarkı döner ve çağlar gelip geçer; ardında efsaneye dönüşen anılar bırakır. Efsaneler solup söylenceye döner; söylencelerse, ortaya çıkmalarını sağlayan çağ geri geldiğinde çoktan unutulmuş olurlar. Üçüncü Çağ'da, kehanetler çağında, Dünya ve Zaman dengede durduğunda, puslu dağlarda bir rüzgar eser...
Kehanetlerin gerçekleşeceği zamandır bu. Zaman Çarkı, Çağların Deseni'nde bir ağ örmektedir; Dünya dolanan bir ağ, Dünyanın gözü kör edildiğinde, zamanın kendisinin bile ölebileceği bir zaman...

- Biyografinize baktığımızda, Vietnam'da savaştığınızı, sonra bir askeri koleje giderek fizik bölümünden mezun olduğunuzu ve donanmada nükleer mühendis olarak çalıştığınızı görüyoruz. Sizce bu eğitim ve tecrübenin kitaplarınıza nasıl bir etkisi oldu?
- Her şeyden önce, donanma'da hiç hizmet etmedim. Nükleer mühendis olarak devlet hizmetindeydim ve donanma için de çalıştım. Ama sorunuzun amacına eğilecek olursak fizik, matematik ve mühendislik, yapıların nasıl biçimlendiği konusunda iyi bir fikre sahip olmamı sağladı: O yapı ister bir matematik formülü, ister bir bina ya da bir hikâye olsun. Vietnam'da savaşmamın yazışım üzerindeki tek etkisi, en azından, benim farkında olduğum kadarıyla şu oldu: Birinin beni öldürmeye çalışmasının nasıl bir şey olduğunu biliyorum, birini öldürmenin nasıl bir şey olduğunu da biliyorum. Vietnam bana, delikanlıların ebediyen yaşayacaklarını sandıkları bir çağda, kendi faniliğim konusunda bir farkındalık sağladı. Bunun yazımımı da etkilediğine inanıyorum.
- Epik boyutunda böylesine uzun ve ayrıntılı bir dizi yazmak hayli zaman ve disiplin gerektiriyor olmalı. Kitaplarınızı yazarken izlediğiniz belirgin bir yöntem var mı? Zamanınızı iş ve eğlence olarak nasıl idare ediyorsunuz ve boş vaktinizi nasıl geçiriyorsunuz?
- Belirgin bir çalışma biçimim var. Kahvaltıdan sonra masama giderim, mutlaka cevaplanması gereken e-posta-larımı cevaplar, edilmesi gereken telefonları ederim. Sonra yazmaya başlarım. Öğlen saat birde yemek yemek için durmam gerekir sözde ama hemen hemen her zaman, belki de saat dörde kadar unuturum, öğle yemeği için geç olur. Saat altıda yazmayı bırakırım. Eve girer, karımın akşam yemeği için masayı kurmasına yardımcı olurum. Haftada yedi gün rutinim budur. Bu yüzden de haftanın canımın istediği bir gününde, balık tutmaya gitmenin hiçbir sakıncası olmadığını düşünürüm. Bu bir yana, balık tutmaya istediğim kadar sık gidemiyorum.
AŞİNA OLAN...
- Daha önceki söyleşilerinizde "Dünyanın Gözü"nün yaklaşık yarısının, Tolkien'e saygı olarak, "Yüzüklerin Efendisi" ne benzer bir kurguyla yazıldığım ifade etmiştiniz... Bu nasıl oldu?
- Hayır, ben Dünyanın Gözü'nün başındaki yaklaşık 100 sayfanın, okura "Aşina olan bu" diyebilmek için bir nebze Tolkienvari denecek bir üslupla yazıldığını söylemiştim. Ama sonra, eleştirmen Baird Searles'in yazdığı gibi, '100. sayfada bir kapı açılıyor ve okur birden kendini, daha önce asla gitmediği yerlere giden bir lunapark eğlence treninde buluyor.' Aşina olandan aşina olmayana geçişin o açık şokunu yaşatmak istedim.
- Terry Brooks'un "Shannara" dizisinin "Yüzüklerin Efendisi" ile paralel bir hikâye ve yapıyla kaleme alındığını söylemek mümkün. Daha sonra Terry Goodkind'ın "Sword of Truth" ve Mark Anthony'nin "The Last Rune" dizilerinin "Zaman Çarkı" ile benzer bir paralellik izlemeleri gibi. Buna ilişkin olarak, fantazya edebiyatında genelde hikâyelerin özgünlüğü üzerine nasıl bir yorumda bulunursunuz? Bir süre sonra hikâyelerin kendilerini ya da birbirlerini tekrarlamalarının kaçınılmaz olduğuna inanıyor musunuz?
- Ben fantazyada da, diğerleri kadar özgünlük olabileceğine inanıyorum. Hemen hemen bütün yazarlar okudukları başka yazarlardan etkilenirler; kimi daha büyük ölçüde, kimi daha küçük ölçüde. Hikâyelerin kaçınılmaz bir şekilde birbirlerini tekrarladıklarına kesinlikle inanmıyorum. Bazı kişilerin iddia ettiği gibi, yeni olay örgüleri olmayabilir, ama daima yeni hikâyeler vardır.
- Bu noktada dizideki kitapların on tanesi şimdiye kadar yazılıp basılmış durumda ve diziyi tamamlamak için 2 ya da 3 kitap daha yazacağınız söyleniyor. Son kitaptan anlaşıldığı kadarıyla, çok sayıda ikincil olay örgüsünün birbirine bağlanması ve sonuca kavuşturulması gerekiyor. Ayrıca, okurların son kitabın planlama üzerinde fazlaca odaklandığı yolundaki eleştirilerini de göz önüne alacak olursak, son kitapların hacim olarak daha büyük ve aksiyondan yana daha yoğun olacağını varsayabilir miyiz?
- Zaman Çarkı 12 tane birbirini izleyen ana kitapla, sonunda sayıları 3'e varacak ve aralarında New Spring'in de bulunduğu, daha önceki olayları anlatan kitaplardan oluşacak. Dizinin 11'nci kitabı olan Düşlerin Hançeri ile dizinin 12'nci ve son kitabının daha önceki romanlardan daha kalın olacağı hemen hemen kesin. Aynı şekilde kesinlikle, aksiyon, olay ve çözüm yönünden de daha yoğun olacaklar.
11'İNCİ KİTAP
- Diziden önceki olayları anlatan "New Spring" bu yıl basıldı, büyük ilgiyle Karşılandı. Bu cinsten iki kitap daha yazmayı planladığınızı biliyoruz. Bu kitaplar hakkında, hikâyenin başına dönme tecrübesinin sizin için ne ifade ettiği hakkında bir şeyler söyleyebilir misiniz? Serinin 11'nci kitabını, daha önceki olayları anlatan iki kitabı tamamladıktan sonra yazmaya devam etmeyi mi planlıyorsunuz?
- Her şeyden önce, 11'inci kitabı şu anda yazıyorum, ama önceki olaylara ilişkin geri kalan iki kitap biraz ertelenecek. Ne kadar süreceğini, tam olarak bilmiyorum. Bu kitapların birincisi, Tom al'Thor'un bebek Rand'ı bulması ve Tam'ın neden başarılı bir askeri kariyerden vazgeçip eve dönerek çok uzak ir bölgede bir çiftlik aldığı üzerine. İkinci kitap ise doğrudan doğruya, Moiraine ile Lan'ın Dünyanın Gözü'nde Two Rivers'e nasıl ve neden kılı kılına yetiştiklerini anlatacak.
- Dizide Zaman Çarkı'nı döndüren Büyük Ejder, kadim Doğu Türk kozmolojisinde evreni döndürdüğü ve zamanın geçmesini sağladığı varsayılan büyük ejdere çok benziyor. Bu gerçek bir referans mı, sadece tesadüf mü?
- Kimi kadim Türk kozmolojilerindeki büyük ejderin farkındaydım, ama Büyük Ejder'in kaynağı o değil. Kendi kuyruğunu yiyen yılan, tıpkı kitaplarda olduğu gibi, sonsuzluk için çok kadim bir Avrupa sembolüdür.
- Özellikle son 20 yılda, fantazya ede ti, gotik fantazyadan hicvi işleyene kadar uzanan gerçek bir sanayi oldu. Dünyada fantazya edebiyatının şimdiki durumunu nasıl değerlendirirsiniz?
- Şu an fantazya edebiyatının genelde serpilip geliştiğine inanıyorum. Gelecekte nereye gideceğine gelince, umarım, hem kitapların niteliği hem de satılan kitap sayısı açısından büyümeye devam eder ama başvuru formundaki eksik bir imza yüzünden falcı ruhsatı alamadığım için, gerçekte ne olacağını söyleyemem.​




DEVAM EDECEK....;)
 

V€nüS

Forum Ustası
E ile devamm...!!!



Kitabın adı:Ekmek ve Şarap
Yazar : Ignezio Silone
Çevirmen : Ahmet Hisarlı

ÖZET


Ekmek ve Şarap, Kuzey İtalyaâ��nın verimsiz topraklarında, yokluk, faşizm baskısı, kilise ve boş inançlar arasında ezilen milyonlarca ırgatın destanıdır​
.





EKSİK ŞİİR


Sezen Aksunun 1975-2006 arasında yazdığı 400'ün üzerinde şarkının sözlerinden hazırlanmış, Eksik Şiir adını taşıyan seçki yayınlandı. Açılışında "Hayat Sana Teşekkür Ederim", finalinde ise "Gidemem"in yer aldığı kitapta 197 Sezen Aksu şarkısının sözleri yer alıyor.

Türkiye'de art arda 3-4 kuşağın hatıralarında yer etmiş Sezen şarkılarını böyle bir kitap bütünlüğü içinde, bu kez "okunacak" bir şey olarak sunarken, sanatçının şarkı sözlerinin taşıdığı şiirselliği okurla paylaşmak, kendi müziklerine kavuşmazdan önce, kâğıt üstüne ilk geldikleri halleriyle okutmak istedik.

Eksik Şiir, aşk ve sevgi, tutkularımız, vazgeçişlerimiz ve hep yeniden umutlanışımız üzerine bir kitap. İnsan olmakla ne kadar kırılgan olduğumuzu, ama her şeye rağmen yaralarımızı sarıp ayakta durabilecek güce sahip olduğumuzu kanıtlıyor.

Yayıncı : Metis Yayınları
Yazan : Sezen Aksu
Basım Yeri ve Tarihi : Aralık - 2006
Sayfa Sayısı : 224
Boyutları : 13,5x21 cm
Kapak Türü : Karton Kapak
Dili : Türkçe​










Kitap Adı: En Uzun Gece
Yazar : Ahmet Altan
Yayınevi :Alkım Yayınevi
Basım Tarihi :Eylül 2005

Hayatım boyunca beni böyle seven biri oldu mu?
Hayatında herkesten ve her şeyden fazla sevdiği erkekten kaçarak Güneydoğu’nun dağlarında uluslararası bir araştırma grubuna katılan bir kadın.
Bir daha hiç kimseyi o kadını sevdiği gibi sevemeyeceğini bilmesine rağmen ruhundaki zaafları saklamak için yaptığı vahşice hatalarla karşısındakini yaralayan bir adam.
Gerçek aşkın korkunç ağırlığını taşıyamayarak bir köprü gibi çöküp iki kıyısında iki insanı çaresiz bırakan bir ilişki.
Affetmelerine izin vermediği için kendi hafızalarından bile nefret etmelerine rağmen affetmeyi beceremeyen insanların içine hapsoldukları bir yalnızlık.
İki insanın bütün zekalarını kullanarak öldürmek için uğraştıkları ve her yediği darbeyle biraz daha hastalanarak güçlenen bir tutku.
Kutsal Mezopotamya Ovası’nın eteklerinde yükselen dağlarda süren tehditkar bir hayat.
Bu iki insanın yaşadıklarını izleyen herkesin sorduğu bir soru: ‘Hayatım boyunca beni böyle seven biri oldu mu?’
 

V€nüS

Forum Ustası




Adı:Europa
Yazar:Tim Parks

Kitap hakkında


‘Europa’, bir yol anlatısı: Yetişkinlere yönelik bir anlatı kesinlikle. Zengin uluslararası karakterler geçidiyle birlikte, hayatını toparlamaya çalışan bir adamın bazen hayli eğlenceli bir şekilde, portresini çiziyor.
Milano Üniversitesi’nde İngilizce okutmanı olan Jerry Marlow’un yolculuğu Strasbourg’a giden bir tur otobüsünün arka sırasında, ortanın sağındaki koltukta başlar. Milano Üniversitesi yabancı dil okutmanları, beraberlerinde onlara destek olan -çoğu kız- öğrencilerle Avrupa Parlamentosu’na gitmektedirler. Haklı davalarını, eşit hak taleplerini duyurmaya...
Ancak, Avrupa’nın kalbine yapılan bu yolculuk bizi farklı yerlere sürükler: Saplantı derecesinde bir tutkunun peşinden zihnin dehlizlerine, en karanlık yerlerine girer, hatta zaman zaman aklın sınırlarında dolaşırız. Her şey birbiriyle bağlantılıdır: Aşk, arkadaşlık, ölüm, Eski Yunan, Fransız Devrimi ve tabii, Avrupa...
Çağdaş İngiliz Edebiyatı’nın en iyi örnekleri arasında sayılan eserleri büyük ilgi toplayan Tim Parks, geçtiğimiz yıl yayımlanan ‘Kader’ adlı romanı ile ilk kez Türk okuyucusunun karşısına çıkmıştı. Tim Parks yine Kanat Kitap tarafından yayımlanan ‘Europa’ ile bir kez daha karşımızda. Okuyucuyu pek çok şey hakkında, en çok da kendi hakkında düşünmeye zorluyor Tim Parks. Yine bilinç akışı tekniğini kullanarak ve yine kendine has ironik üslubu ile...
‘Europa’ 1997’de Booker ödülüne aday gösterildi!

ÖZET

“Hayattaki bütün cinsel fantezilerimi onunla gerçekleştirdim. Dolayısıyla, bir bakıma hepsi elimden alınmış oldu.”
“Avrupa Topluluğu böyle bir tutku karşısında çaresiz kalırdı, diyorum kendi kendime.”
“ Carpe diem, evet, evet, gününü gün et, tadını çıkar, şimdi, şimdi, hep şimdi, sonra o aşk dolu, tutkulu birkaç değerli saate, güne, aya, her neyse, çakılıp kal; ardından gelecek boş, hüzünlü zamanlar boyunca orada çakılı kal.”
“ Onun adı, onun soyadı, onun göbek adı, onun kızının adı, onun ev telefonu, onun iş telefonu, onun adresi, onun sutyen numarası, onun doğum günü, onun isim günü, onun kızının doğum günü, onun kolyeleri, onun küpeleri, onun bilezikleri, onun broşları, onun hal halları, onun ayakkabı numarası, onun gardırobunun tamamı, onun en sevdiği içkiler, hamur işleri, et yemekleri ve tatlılar, onun kullandığı parfüm, deodorant, sigara, tampon, çiklet markaları ve daha yüzlerce ayrıntı, unutmana asla izin verilmeyecek olan şeyler. Onları unutmana asla izin verilmeyecek...”










Adı Eve Dönüş
Yazar:Bernhard Schlink
Orijinal adı ve dili: Die Heimkehr - Almanca
Orijinal yayın yılı:2006
Çeviren: Gülderen Pamir

ÖZET

Peter Debauer, küçük yaşlarda tatillerini büyükannesi ile büyükbabasının İsviçre’deki evinde geçirirdi. Ona resim yapsın diye verilen kâğıtları okuması yasaktı. Bir gün bu yasağı hiçe saydı ve sayfaların önyüzlerine baktı. Onu orada, bir askerin Sibirya’dan eve dönüş öyküsü bekliyordu. Adam, yıllar sonra döndüğü evinin kapısında karısıyla karşı karşıyaydı. Karısının yanında başka bir adam vardı. Çok etkilenmişti. Ne var ki hikâyenin sonunu öğrenemedi. Peter, yıllar sonra hayatını o hikâyenin sonunu öğrenmeye adayacak, yazarın izinde kendine ve tarihe doğru bir yolculuğa çıkacaktı.




-------------------




KİTABIN ADI : EYLÜL

KİTABIN YAZARI : MEHMET RAUF

YAYIN EVİ VE ADRESİ : HİLMİ KİTABEVİ

BASIM YILI : 1946



KİTABIN KONUSU :


Süreyya ve onun karısı Suat ve akrabaları olan Necip Bey ile aralarında geçen olayları anlatmaktadır.



KİTABIN ÖZETİ :


Süreyya ve karısı Suat’ la birlikte babasının evinde oturmaktadır. Ama bu halden memnun değildirler. Babası hem yaşlı, hem dediği dediktir. Onun yüzünden her yaz bir tane taş ocağına benzeyen köye gelirler ve orada sıkıntıdan patlarlar. Suat bu arada başka olaylardan da sıkılmaktadır. Suat’ ın kardeşi Hacer akrabası olan Necip Bey’ le gönül eğlendirmektedir. Hacer evli ve eşi de onun için herşeyini verecek nitelikte bir eştir. Daha sonraları Suat ile Süreyya birlikte mutlu bir şekilde yaşayabilmenin yolunu aramışlar ve bulmuşlardır. Suat Hanım gizlice babasından para isteyip eşi için bir yalı kiralar. Kocası bu duruma çok sevinir.



Necip de hem dostarı hemde akrabaları olarak Suat ve Süreyya’ nın yanına gelir. Süreyya için yelkenle gezmek ve balık tutmak vazgeçilmez bir zevktir. Süreyya bu alışkanlıklarını sürdürürken Suat da Necip’le birlikte piyano çalmaktadır.



Başbaşa geçen bu uzun yaz tatilinin sonlarında Necip Bey birşeylerin olduğunu, Suat Hanım’a aşık olduğunu anlar. Bu durumdan kurtulmaya çalışsada başarılı olamaz. Sonunda çare olarak onların yanından ayrılmaya karar verir. Giderkende Suat’ın eldivenlerinden bir tanesini izinsiz olarak hatıra olması için alır.



Daha sonraları Necip’in tifoya tutulduğu öğrenilir. Süreyya ve Suat buna çok üzülürler. Tehlike devresi geçince Necip’in yanına giderler. Necip hastalığın etkisiyle sinir yorgunluğu içerisindedir. Hacer Necip’in hastalığı sırasında yanında bulunmuş ve o sıralarda Necip’in kendiden geçmiş olduğu zamanda yastığının altından bir bayan eldiveni bulmuştur. Hep birlikte hasta hakkında konuşurlarken Necip’in annesi eldiveni gösterir. Suat kendi eldivenini görünce şok olur ve olayı anlar fakat kimseye sezdirmez. O sırada Necip’te sapsarı olur utancından ve çaresizliğinden ne yapacağını bilemez.



Necip hastalıktan sonraki iyileşme devresini yalıda geçirilmek üzere mecbur edilir. Halbuki O, onlardan kaçmak için uğraşmaktadır.



Bir yaz sessiz ve olaysız bir şekilde geçmiştir. Eylül gelince Süreyya konağa gider. Bu gidiş beklenen bir gidiş değildir. Suat bu duruma anlam veremez. Daha gitmeden önce kışı bile beraber geçireceklerini söylemiştir. Ama Süreyya birşeyleri sezmiş olup, o yüzden gitmiştir.



Konağa geri dönülür. Necip artık eskisi kadar yalıya gelmemektedir. Hele Hacer’in davranışları , onların her bakışlarından anlam çıkarmaya çalışan tavrı her ikisini de deliye döndürür. Birbirlerini buldukları anda , ister istemez kaybedeceklerdir. Suat kendisinden kalan , Necip’in aldığı eldivenin diğerini de verir. Bunun sebebi ise artık hayatın Suat için yaşamaya değer bir tarafı kalmamasıdır.



O gece konakta yangın çıkar.Herkesi bir telaş ve korku alıp götürür. Canlarını zor kurtarırlar. Ama Suat ortalıklarda yoktur. Süreyya alevlerin içine doğru Suat diye inlemektedir. Ama cesaret edemez. Necip bir haykırışla içeriye fırlar . Her ikiside çöken tavanın altında can verirler.



KİTABIN ANA FİKRİ :

Her ikisi de evli olan kişilerin ellerinde olmadan , birarada bulundukları sürede birbirlerine , eşlerinden habersiz yakınkaşmaları ve aralarındaki yasak aşkı anlatmaktadır.
 

V€nüS

Forum Ustası
"f" Ile Devam!!!

Fareler ve insanlar

Kitabın Yazarı:John Steinbeck
Yayınevi:Remzi Kitabevi
Basım Yılı:2001

1.KİTABIN KONUSU: Birlikte Dolaşan Iki Gezici Toprak Işçisinin Bir çiftlikte Yaşadiklarini, Bağlilik Ve Dostluklarini Anlatmaktadir.

2.KİTABIN ÖZETİ : George Ve Lennie, Amerika’ Da Yaşayan, çiftliklerde Yaşayan Toprak Işçileridir. Bu Kişiler Kendilerini Diğer Toprak Işçilerinden Farkli Görürler. çünkü Işçiler Kazandiklari Parayi Ya Kumar Oynayarak Ya Da Genelevde Harcamaktadir.onlarin Hayalleri Vardir. Biriktirdikleri Para Ile Bir çiftlik Satin Alacaklardir.bu çiftlikte çeşitli Hayvanlar Besleyecekler Ve Tarimla Ugraşacaklardir.şimdiye Kadar Gittikleri Bütün çiftliklerde Lennie Yüzünden Kovulmuşlardir. Lennie Uzun Boylu , Iri, Güçlü Bir Insandir Ama Kafasi Fazla çalişmaz Ve Tek Başina Hareket Etmeyen,devamli Birilerine Muhtaç Olan Bir Insandir. Bunun Yaninda Sevdiği şeylere Dokunma Hastaliği Vardir. George Ve Lennie, Arkadaşlarinin Tavsiyesi üzerine Başka Bir çiftlikte çalişmak Için Yola çikarlar. Yolda Lennie ölü Bir Fare Bulur Ve Onu Eliyle Okşar . George , Farenin Kendisine Faydasi Olmadiğini Ve Onu Atmasi Gerektiğini Söyler.ama Lennie Ona Zara Vermediğini Sadece Okşadiğini Söyler. Sonra Onu Zorla Yolda Birakir. Lennie’ Nin Bu Huyu Ileride Ikisine De Zarar Verecektir. George Bu Sefer Işe Başlamadan Lennie’ Ye Uyarilarda Bulunur. çiftliğe Gidince Hiç Konuşmamasi Gerektiğini , Eğer çiftlikte Bir Olay Olursa ; çifliğin Biraz Uzağinda Bulunan Bir Gölün Kiyisinda Saklanmasini Söyler.ama çiftlikte Herşey Yolunda Gitmez. Ustabaşinin Oglu Olan Curley Ve Karisi Iyi Insanlar Degildir. Curley’ In Karisi, çiftlikte Yaşamak Istemeyen, Zengin Olmak Isteyen Ve Kocasini Sevmeyen Bir Insandir. Bir Gün Curley’ In Karisi Lennie’yi Tanimak Ister Ve Yanina Gider. Bu Sirada çiftliktekiler Oyun Oynamaktadir. Curley’ In Karisi Ahirda Köpekleri Okşayan Lennie’ Nin Yanina Gider. Bir Süre Muhabbet Ederler. Curley ‘in Karisi Saçlarinin çok Yumuşak Olduğunu Ve Istiyorsa Saçlarinan Okşayabileceğini Söyler. Lennie, Kadinin Saçlarini Okşar. Curley’ In Karisi Lennie’ Yi Uyarir Ama Elini Saçindan çekmesini Söyler, Sonra Bağirmaya Başlar. Paniğe Kapilan Lennie Ona Simsiki Sarilir. Kadinin Boynu Kirilir, Ve ölür. Lennie önceden Belirledikleri Yere Gider, Orada Candostu Lennie Tarafindan öldürülür.

3. kİTABIN ANA FİKRİ: Hayallerimiz Bizimdir.kimse Hayalerimizi Yok Edemez. Insan Dostlarinin Sonuna Kadar Yaninda Olmali,onu Desteklemelidir.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ : Olaylar Genellikle Bir çiftlikte, George Ve Lennie Arasinda Geçmektedir. George Biraz Uyanik, Hayalleri çok Olan Bir Insandir. Her Zaman Lennie’ Yi Kollamak Zorunda Olduğu Için Hayallerini Gerçekleştirememiştir. Lennie Ise Kafasi Biraz Yavaş Işleyen, Temiz Kalpli, Kendi Başina Yaşayamayan Bir Insandir.

5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSI GÖRÜŞLER: Steinbeck Bu Romanda Insan Ruhunun Derinlerne Dalan Keskin Gözlerinin Gördüklerini, Kendine özgü, Yalin, Ve Alçakgönüllü Bir Dille Aktarmiştir.bu Nedenle Sürükleyici Bir Romandir.




--------------







Kitap adı: Faust
Yazar: Johann Wolfgang Von Goethe
Yayınevi:DEVİN YAYINLARI / Klasik Dizisi

iÇERİĞİ

Goethe'nin dünya çapındaki klasikleşmiş eseri "Faust" un kahramanı Doktor Faust (Faustus) bir hayal ürünü değildir. Kayıtlara göre Johann Faustus 1480'li yıllarda Almanya'da Knittlingen'de doğmuştur ve 1540 yılına doğru da Staufen-Brisgau'da ölmüştür.
Faust'un hikayesi şöyle rivayet edilir: Faust, şeytanla arasında bir anlaşma imzalamıştır. Anlaşmaya göre, Şeytan, Faust'a yaşadığı sürece bilgi, zenginlik, gençlik ve büyü yapma gücü verecektir. Buna karşın, Faust da öldüğü zaman, ruhunu Şeytana teslim edecektir. Faust'un Almanya'nın taşrasını dolaşırken yanından ayırmadığı köpeğinde şeytan olduğuna yaygın olarak inanılmaktadır.

Doktor Faust bir gece Würtemberg'te bir handa ölü bulunmuş. Yüzündeki izler dehşet verici bir biçimde öldüğünü gösteriyormuş; bu nedenle halk arasında onu şeytanın öldürdüğü yargısı yerleşmiş ve halk onun ruhunu şeytana sattığına ve gerçek bir büyücü olduğuna kuvvetle inanmıştır. Faust'un hikayesi başta Almanya olmak üzere çeşitli ülkelerde bir çok yazar tarafından ele alınmıştır.

Ancak Faust efsanesini bütün genişliği ile ele alan ve onu zenginleştiren Goethe'dir. Bu eseriyle tam 62 yıl uğraşmıştır Goethe! Yaşamının sonuna dek Faust üzerinde çalışarak yaşar ve onu tamamladıktan kısa bir süre sonra da ölür.








Robin Sharma; Tercüme: Osman Özkan
GOA Basım Yayın;
Mayıs 2005, 1. Baskı, 14x20, 200 sayfa, Türkçe, K.Kapak.
ISBN No: 9759064073





Gerçek yaşamın ne olduğunu bilmiyor bence Robin Sharma.önerdiği şeyleri yapmak için insanın 24 saatininde boş olması lazım.ayrıca bu devirde kimse bırakın ferrarisini,bisikletini bile satmaz Exclamation kısacası iyi bir masal kitabı olur.ama kişisel gelişim bazında bence gerçekdışı.
 

ayyash07

Forum Ustası
Hayatımda okuduğum (yani okuyamadığım, bitirmeden kapattığım) en sıkıcı kitaptır Ferrarisini Satan Bilge. Okumayın, okutturmayın derim şahsen...



Fatih-Harbiye

Peyami Safa

Konusu: Emekli bir memur kızı olan Neriman, konservatuarda Türk müziği üzerine eğitim almaktadır. Okulda tanıştığı Macit sayesinde katılmış olduğu balo, Neriman'ın duygularında değişikliğe yol açmıştır. Neriman, yaşadığı muhitten, çevresinden, erkek arkadaşı Şinasi'den soğumaya başlamıştır. Bambaşka hayaller peşindedir. Neriman daki bu değişiklik yakınındakiler tarafından gözden kaçmaz. Neriman zengin ve alafranga bir hayatı düşmelektedir artık. Ve çevresindeki insanların ona karşı tavırları ve özellikle Şinasi'nin tavırları Neriman'ın kendini sorgulamasına yol açar. Zengin ve parıltılı bir hayata özenen genç bir kızın ruhsal serüvenini anlatır Fatih-Harbiye...
 
- Yönetici düzenlemesi: :

Cellatpapa'

Forum Ustası
Hayatımda okuduğum (yani okuyamadığım, bitirmeden kapattığım) en sıkıcı kitaptır Ferrarisini Satan Bilge. Okumayın, okutturmayın derim şahsen...
kanka sana yüzdeyüz katıLıyoum.!!!! 4 kere baştan aşLadım.. yarsından çoğunda hep bıraktım.. hayLen bitiremedim.. 1 sene yi geçti.:D

kimseye önermiyorum.:D:D saçma.!!! yook avuktamışta.. yok.. hindistana gitmişte.. yok kırmızı ferraisini satmışta.:D feLam fiLAm.:D:D:D
 

ayyash07

Forum Ustası
kanka sana yüzdeyüz katıLıyoum.!!!! 4 kere baştan aşLadım.. yarsından çoğunda hep bıraktım.. hayLen bitiremedim.. 1 sene yi geçti.:D

kimseye önermiyorum.:D:D saçma.!!! yook avuktamışta.. yok.. hindistana gitmişte.. yok kırmızı ferraisini satmışta.:D feLam fiLAm.:D:D:D
Çöpe atılası bir kitap. Oysa ne güzel bir başlangıcı var. Sürükleyici... Daha sonrası berbat. Okumayın...
 

V€nüS

Forum Ustası



Kitap Adı:Gazal
Yazar:Cem Karaca
Yayınevi:Birun Kültür Sanat Yayıncılık

kitap hakkında

Hani ara sıra efkar basar da insanı, içini kağıda dökmek istersin, bunlar da öyle "gine efkar bastı gönlümü" makamından bir tür denemeler. Taa 1950'lerin sonundan bu yana, bugüne kadar yazdığım ve asla şiir adını vermeye cesaret edemediğim türden işçilikler öyle. Bazen bir dosya kâğıdına bazen bir peçetenin arkasına yazıverdiğim içimden gelen şeyler. Bunları böylece yazdım. İçimden düştüğü gibi Bir gazal'ın bir dişi gazala düştüğü gibi.




----------------

GAZEL

Yazar : Nihal Yeğinobalı
Yayınevi : Can Yayınları
Basım Tarihi : Nisan 2007


Klasik on dokuzuncu yüzyıl romanından yaptığı birbirinden güzel çevirilerle olduğu kadar romanlarıyla da Türkiye'de geniş bir okur kitlesine ulaşmış olan yazar Nihal Yeğinobalı'nın yeni romanı Gazel, aşkın, gençlik duygularının insan ruhunda uyandırdığı yenilikleri, değişmeleri anlatıyor. Kendini bir bakire bilici olarak gören ve başına gelen türlü sıkıntıları bakire oluşuna bağlayan Serap'tan kardeşi Zerrin'e, İstanbul'un kaybolmaya yüz tutmuş daha pek çok güzel insanına uzanan kahramanlarıyla Gazel, okurlarımıza eski melodramların tadına doyulmaz hüznü ve nostaljisi ile konuk olacak. Nihal Yeğinobalı'nın yalın, ama alabildiğine derinlikli, duyarlı, tadına doyulmaz Türkçesi Gazel'i inandırıcı, kahramanlarını da canlı kılıyor.









Kitap Adı : Geceyarısı Şarkıları
Yazar : Ahmet Altan
Yayın Evi : Can Yayınları
Basım Yılı : 1997





Konusu :

Bireyin iç çatışmalarını ,çelişkilerini,zayıflığını ve gücünü,
tutkularını,çılgınlıklarını ortaya koyan , insanın ruhunu çırılçıplak soyan ,
kişiyi kendi kendisiyle yüz yüze bırakan yazılar , Gece yarısı Şarkıları.
Aşklar , acılıları, geçmiş özlemleri anlatırken kadınları anlatıyor yazar,
sevdiği,taptığı,ama kortuğu kadınları.
Hüzünle anlatıyor,çoşkuyla,tutkuyla,sevecenlikle,şevhetle anlatıyor.
insan ruhunu derinliklerine iniyor, her birimizin duygularını,davranışlarını irdeliyor,
kendi kendimizden bile gizlendiğimiz pişmanlıkları,
özlemleri su yüzüne çıkarıyor, kendi kendimize hesap sorduruyor.





--------------



Kitabın Adı:Gelenekten Geleceğe
Kitabın Yazarı: İlber Ortaylı
Yayınevi:Ufuk Yayın Dağıtım
Basım Yılı: Tarih
Kitap özeti:Tarih, bizim kör noktamız. Ondan kurtulmaya çalıştıkça, sanki garip bir istihza ile bizi yeniden kendisine çağırıyor. Redd-i miras, aslında tarihten kopmayı getirmiyor. Tersine, tarihe daha fazla dönmeyi gerektiriyor. Fakat bu 'dönüşler', ister istemez bölük pörçük oluyor; toplumsal hafızanın sakatlanmasından dolayı döndüğümüz kaynak da doyurmuyor bizi. Bu gidiş gelişleri Avrupa Birliği'ne giriş maceramızın hemen her adımında yeniden ve yeniden yaşıyoruz. Tarih karşısındaki bu kesintisiz bocalamanın geleneğimizi yeterince tanımamak ve geleceğe bakarken de kendimize güvenimizi yitirmek gibi bir sonuç vermesi şaşırtıcı değil. Aslında belki 'gelenek' kavramının içeriğini de yeniden tartışmaya açmak gerekiyor. Gelenek ölü bir geçmiş, bir mezar değil, yaşayan, diri, canlı bir olgudur ve ancak bir geleceğe yönlendirildiği zaman kendisini açığa çıkartan bir şeydir. İlber Ortaylı, bu dikkate değer çalışmasında gelenek kavramından edebiyata, tarihçiliğimizin eleştirisinden tiyatroya, demokrasi tarihimizden Hammer ve Cevdet Paşa'ya, Harf Devrimi'nden Mimar Sinan'a kadar son derece zengin bir alanda at oynatıyor ve geleneğimizin geleceğimize eklemleneceği mihverleri tesbite yöneliyor.

'Gelenekle geleceği bir arada düşünmek ve tartışmak aslında her aydının görevidir. Geleneği reddetmek kimsenin haddi değil, amma velakin geleneğin ne olduğunu bilmek ve tarifini doğru yapmak şartıyla. O zaman geleceğin ne olacağını biraz daha iyi biliriz, daha doğrusu kendimiz kuracağımız için biliriz.'

- İlber Ortaylı-
 

V€nüS

Forum Ustası
KİTABIN ADI: GELİBOLU

YAZARI: Buket UZUNER

SAYFA SAYISI: 318

BASKI YILI: 1998

BASILDIĞI YER: Remzi Kitabevi

KONUSU: Çanakkale Savaşlarında şehit olan dedesinin kayıp mezarını bulmak için uğraşan Yenizelandalı Viktorianın öyküsü…




ESERİN ÖZETİ:

Viktoria Taylor Çanakkle savaşlarında şehit olan dedesinin mezarını bulmak amacıyla Yenizelanda’dan Geliboluy’a gelmiştir. Rehberi Mehmet ile gelibolunun küçük köylerinde gezen Viki bir köy kahvesinde, adına özel bir köşe hazırlanan , Çanakkale savaşlarınd şehit düşmüş olan Ali Osman Taylar’ın resmini görünce bu kişinin dedesi olduğunu iddia eder. Ancak köy halkı vatan için savaşmış ve kanını akıtmış Türk şehidi Ali Osman Taylar’a yapılan bu davranışı çok büyük bir hakaret olarak karşılar ve Viktoria’yı derhal köyden uzaklaştırırlar. Bu olaydan tüm Türkiyenin tv ve basın sayesinde kısa sürede haberi olur. Viktoria bu iddiasını kanıtlamak için Ali Osmanın halen hayatta olan kızı ile görüşmek için elinden gelen herşeyi yapar. Ali Osmanın kızı olan Beyaz Taylar adeta ayaklı bir tarihtir. Çok inatçı olan bu kadın, dış görünüşünün zıttına çok zeki ve biligilidir. Viktoria ile konuşurken tercüman kullanmadan kendisi ingilizce konuşmaktadır. Viki beyaz halanın inadını kırmayı başarır ve onunla görüşür. Bu görüşmeden sonra gerçekler birbir ortaya çıkar. Ali Osman Taylar aslında bir anzak askeridir ve savaşta ağır yaralanmıştır. Onu bir çukurun içerisinde hareketsiz halde bulan Beyazın annesi yaralarını iyileştirmiş ve iyi bir duruma getirmiştir.Bir süre sonra da evlenmişlerdir. Viktoria, Ali Osmanın torunudur aslında. İşte tüm bunlar Beyaz hala sayesinde birbir ortaya çıkmıştır. Viktoria iddiasında haklıdır ve bunu uzun ve zor uğraşlardan sonra kanıtlamayı başarmıştır. Ancak bu olay ne basına ne de köy halkına bu şekilde aktarılmamıştır. Çünkü onların tepkisi ile karşılaşabilir ve bunu kabullenmeyebililerdi. Doğruyu yalnızca üç kişi biliyrdu. Victoria, Beyaz hala ve Beyaz halanın yeğeni Ali Osman.










Kitap adı: Genç Werther'in Acıları
Yazar:Johann Wolfgang Von Goethe
SOSYAL YAYINLAR / Dünya Klasikleri Dizisi

ÖZET
Goethe'nin dünya çapındaki ünü büyük ölçüde iki yapıtına dayanır: Gezgin bir hokkabazın öyküsünü anlatan Faust ve kendi gençlik aşkının etkisi altında kaleme aldığı Genç Werther'in Acıları. bu ufak roman, zamanında o kadar derin bir etki yaratmıştır ki birçok genç bu romanı okuduktan sonra kendini öldürmüştür. Bugün çok şükür Werther yüzünden kendini öldürene artık rastlanmıyor ama bu romantik öyküyü zevkle, ilgiyle okuyanların sayısı hiç de azalmıyor.
Umutsuz bir aşk nedeniyle intihar eden bir gencin öyküsü.









Kitap Adı:Geniş Bir Nehrin Akışı
Yazar:Yaşar Kemal
Yayınevi:Can Yayınları / Düşünce Dizisi

“Yaşar Kemal romancılığının temel kaynağı, temel ülkesi, Toroslarla Çukurova'dır. Söylencelere, destanlara, Karacaoğlan'a, Dadaloğlu'na, isyanlara, halk aşıklarına, türkücülere kan ve soluk veren Toroslar ve Çukurova. Yaşar Kemal sanatının ana kökleri bu yörelerin büyüleyici ruhundan alır gücünü. Ben bu yörelerin çocuğuyum, oralara aitim. Yaşar Kemal'in romanlarını besleyen Çukurova ile Toros köylülerinin konuştukları dili konuşarak büyüdüm. Bu nedenle, yeryüzündeki bütün Yaşar Kemal okurlarının en şanslılarından biri sayıyorum kendimi...”
Öykü ve roman yazarı Osman Şahin, 70'li yıllardan başlayarak Yaşar Kemal üzerinde çalışır. Yazdığı yazıları çeşitli dergilerde yayınlar, sempozyumlarda söyler. Geniş Bir Nehrin Akışı, işte bu çalışmaların bir araya getirildiği bir kitap, yazılışı yıllar sürmüş bir Yaşar Kemal incelemesi. Eleştirmenler ve edebiyat tarihçileri bir yana, yazınımızda bu tür çalışmalara pek sık rastlanmaz. Edebiyatçılarımız kendi yapıtlarını yayınlar ama edebiyat üzerine yazılar yazmaktan geri dururlar. Bir yazarın başka bir yazar üzerine yazdığı kitaplarsa kolay kolay bulunmaz. Osman Şahin'in çalışması bu bakımdan önemli. Geniş Bir Nehrin Akışı, hem Yaşar Kemal okurlarını, hem Osman Şahin'in yapıtlarını izleyenleri yakından ilgilendiriyor.
(Arka Kapak)








"Geri Döneceksin", Türk okurunun büyük ilgi gösterdiği "Yalnız Kadınlar Sokağı" ve "İtalyanca Aşk Başkadır" gibi İrlanda’nın sıradan insanlarının hikâyelerini anlatıyor. Genç kızlığa adım atan iki arkadaşın çevresinde gelişen roman Lough Glass adlı küçük bir kasabada geçiyor. Bu küçük kasabada yaşanan büyük sırlar Maeve Binchy’nin akıcı üslubuyla okurları sayfalar arasında büyülü bir gezintiye çıkarıyor.
Genç kızlardan birinin "normal" olarak nitelendirilebilecek bir ailesi vardır. Diğeri ise farklı bir evlilikten doğmuştur. Kurallara sığmayan bir annenin kızıdır ve bu durum küçük kızın kafasında çeşitli sorular doğurmaktadır. Maeve Binchy, yalnız ve hüzünlü anneyi, içine kapanmış, mesleğine sığınmış babayı, kadınları, erkekleri, gençleri, ilişkileri büyük bir ustalıkla anlatıyor.


Çeviren: Baysan Bayar
Orijinal adı ve dili:
The Glass Lake - İngilizce
Orijinal yayın yılı:
1994

Türkçe'de
ISBN: 975-293-112-X
Sayfa sayısı: 574
Ebat: 14x23 cm
Yayın tarihi: Haziran 2003
20. baskı: Ocak 2007










Kitapın Adı:Geride Kalanlar
Yazar:Jerry B. Jenkins, Tim Lahaye; Tercüme: Ceylan Harman
Yayınevi:Mia Basın Yayın;
Ocak 2005, 1. Baskı, 13,5X22,5, 388 sayfa, Türkçe, K. Kapak.


Özet

Bir felaket anında yer kürenin her yerinde milyonlar yok olmuştu.

Araçlar aniden, yan yatıp kontrolden çıkmış, sevdikleri gözlerinin önünde yok olurken, insanlar şoka girmişlerdi.

Bazıları, evrendeki yaratıkları suçluyor

bazıları ise bunun taiatın bir oyunu

olduğunu beyan ediyordu. Hatta bazıları da donyayı fethetmek isteyen birisinin yüksek teknolojilye askeri bir saldırı düzenlediğini düşünüyordu.

Ancak uçuk pilotu Rayford Steele'in karısı bu olaya karşı onu uyarmıştı. Eğer Irene Steele haklıysa, demek ki o ve küçük oğlu ortadan kaybolmuşlardı. Ya daha büyük olan kızları? Tıpkı Rayford gibi, Chloe'nin durumu da şüphe uyandırıyordu.

Bu evrensel kaousun ortasında Rayford'un ailesini araması gerekiyordu. Aynı zamanda cevapları ve gerçeği de. Bu ortadan yok oluşlar, en karanlık günlerin geleceğinin habercisiydi.

Bu çarpıcı hikayede Jerry B. Jenkins ve Tim Lahaye, milyonlar yok olurken 'Geride Kalanlar'ın hayatlarının nasıl olacağını incelemişlerdir. ' Geride Kalanlar' sizde merak uyandıracak, sizi eğlendirecek ve meydan okuyacak. Siz bunu fark ettiğinizde, milyonların inandığı bu olay gerçekleşecek ve tüm yaşamınızı değiştirecek.
 
Üst