Ne oldu, neydi, neler yaşandı 2? Elod Andris Tibor Bir Simyagerin İcadı

enstantane

Forum Kalfası
Uzun bir ara verip kendimizi bir nebze olsun
unutturduktan sonra yeni yazımızla yola devam etmek doğru olacaktır.

önceki yazılarımızın bazılarının linkleri
Joker Ambulanslar

Papaz Hastaneleri Genetik Fişlemeler
Vale Fabrikaları
Ne oldu, neydi, neler yaşandı?


Hep tartışılır tarih kitapları doğru mu yazıyor, yoksa manipülasyonların düzeltilmemiş hatalı bir sonucu mudur diye?
Yoksa tarih magazin midir, sadece önemli olaylardan ibaret değil midir? Tarih kitaplarında yazmayan atlanmış bin bir türlü
gerçek bulunmasına rağmen değinilmeyen, araştırılmayan ne kadar büyük bir maden vardır tarihte. Şimdi bunlardan birini işleyeceğiz.

Burada 2001 den beri üzerinde durulan 1600 sayfa ile raporlanmış özel bir tarih araştırmasının aşırı derecede sadeleştirilmiş
bir özetini bulacaksınız, kimse uzun yazıları okumayacağı için çok fazla atlanmış yer olacaktır, şimdiden özür dileriz.
Amacımız hep, bazı şeyleri insanların tamamiyle öğrenmesi üzerine değil, bir şekilde ucundan kıyısındanda olsa bilsinler istenmesidir.
Yazıdaki isimlerin tamamı sansürlüdür.

Bu arada yazmak zorunda olduğumuz notumuzuda vermeden geçmeyelim, delilleri yayınlayamayacağımız için yazılanların tamamını hayalden ibaret olarak ele alabilirsiniz.

Kavimler göçünün başlangıcından yaklaşık 80 yıl sonra, 430 yılındayız. Kavimler göçünün etkisi Avrupa'nın her yerinde en sert şekliyle hissedilmeye devam ettiği yıllardı. İyi kötüde olsa intizam sağlayan Roma İmparatorluğu bile artık Avrupa'yı değil kendini bile düzenleyecek güçten yoksun durumda kaldığı bir dönemdi. Şehir devletlerinin artık hiçbir güvenliğinin olmadığı papalığın gücünü korumak için vergi altına aldığı şehir devletlerinde yaşam anormal derecede artan vergilerle daha da zor hale gelmişti. Araştırmamızın ana kahramanlarından Elod Andris Tibor'un şehir devletinde tarım yaptığı ailesinin artık vergileri ödeyemez hale gelip mal varlığına el konduktan sonra geçinmek için başka kent devletine göç ettiği yıl 430.

Avrupa'da şehir devletleri sadece kale içlerinde güvenliklerini sağlayabiliyorlardı, şehir devletlerinin aralarında kalan büyük boş araziler ise eskisi gibi Roma İmparatorluğunun aslında Papalığın güvencesi altında olmaktan çıkmış tamamiyle Avrupa Hunlarından yedikleri darbeyle güneye inen aslında bir Got devleti mensupları olan Vandalların dehşet verici soygunları ve yağmaları için mekan vazifesi görüyorlardı. Elod ailesi ile başka bir şehir devletine göçerken babası Vandalların kendilerine doğru geldiklerini görür, eşi ve Elod'a hemen ormana doğru kaçmalarını söyler, ikiside kaçmazlar; ama annesinin git diye çığlık atmasından sonra babasının emrettiği gibi ormandan düz yukarıya doğru kaçmaya başlar, ama Elod durur ileriden ailesine bakar, Vandal grubunadakiler her şeyiniz bizim diye bağırıp, annesinide babasınıda vahişece öldürür, bunları gördükten sonra Elod olanların şaşkınlığıyla ve içindeki korku ve intikam duygusuyla ormanda ilerlemeye devam eder, yaklaşık 3,4 saat yürüdükten sonra bir ağacın altında uyuya kalır
(Bu arada Elod'un yaşı tahmini 12.). 30'lu yaşlarda bir adamın kendisini uyandırmasıyla uykusu bölünür, aslında karşısındakinin vandal olduğunu düşünür önce, yanımda mal yok, altın yok diye bağırır. Adam boynundaki kolyeyi nereden bulduğunu ve manasını bilip bilmediğini sorar. Elod babasından kaldığını manasını bilmediğini babasının bu kolyeyi taktığında gün gelecek dediğini söyler. Karşısındaki adam Elod'u evine davet eder. Adamın oturduğu köy sarp bir dağın kuzey yamacında orman içine gömülmüş hiçbir yerden görülmeyen 30 civarında sakini olan bir köydü. Yaşam alanı için çok garip bir yer gibi gelsede köy kilise baskısı altındaki simyacılar tarafından oluşturulmuş gizlice çalışabilmek için yapılmış bir yerdir. O dönem bilinen 3 tane daha böyle köy olduğu, ama kesin değil rakamlar.


Neyse Elod babasınında aslında bir simyager olduğunu buradaki adamdan öğrenir, aslında Elod'da kendisine az çok öğrettiği babasındaki simya bilgisinin kökeninide anlamış olur. Elod kasabada boş durmaz, adamın yanında ciddi bir simya eğitimi alır yaklaşık 8 sene kadar 20 yaşına geldiğinde artık ciddi simya araştımalarının içinde bulur kendini, hocası adam, Elod'un babasının peşinde olduğu altın yapma fikrinin peşinden gitmektedir, Elod'un babası evlenmek, aile kurmak için köyü terk etmiş, eşininde ricasıyla kilise baskısı altında kalıp katledilmemek için simyaci kimliğini tamamiyle yok etmiş. (Aslında adam diye bahsettiğim herkesin bildiği meşhur bir simyagerdir.) Elod yaklaşık 2 yıl daha kaldıktan sonra köyden beraberde çalıştığı en yakın arkadaşıyla 22 yaşındayken babası gibi göç eder. Yerleştiği kent devletinde ailesinden ve köyde öğrendiği tarım işlerinin genel idaresi gibi bir şeyle ilgilenir. Aslında yerleştiği kent devletini adam önermiştir, sebebide kralı tam manasıyla kiliseye bağlı olsada paragöz ve bundan dolayıda simyacılığa iyi gözle bakmaktaydı, bunu bilen Elod altın araştırmalarını rahat yapabilmek için kral'dan destek ister ve istediği desteği kol altından alır. Yakalanma gibi bir tehlikeyi ekarte ettikten sonra çalışmalarına hız verir.

MS 443
Şehir devletine yerleştikten 3 sene sonra, Elod çalışma arkadaşı Adojan ile birlikte altını yapacak formüle ulaşır, rivayete göre aslında yaptığı oluşumu hızlandırmak ile ilgili bir yöntem, ama istikrarlı olup olmadığından emin olması gerekiyordu. İlk deneme başarılı olmuştu, 3. denemedede başarılı olursa Krala bu konuda bilgi verecekti. Tam bu günlerde köyden tanıdıkları bir başka simyager Sama Gene, Elod'a ziyarete gelir. Adojan'ın her zaman güvenilmez olduğunu söylediği bir kişi olması Elod'u çalışmalarının güvenliği hakkında iyice kuşkuya sokar. Sama Gene garip bir şekilde sürekli altın araştırmalarında ne durumda olduğunu sormaktadır. Bu günlerde 3. denemedede başarılı olduktan sonra krala çalışmanın akıbeti hakkında bilgi vermek ister. Kale'ye gittiğinde kralın keşfe çıktığını ancak akşam geleceğini öğrenir. Elod tarım arazilerini keşfe çıkar bu sırada papalıktan şehir devletine, simyagerlerin papalığa bildirmeye gerek olmadan direk infaz eilmesi gerektiğini belriten ferman ulaşır. Elod zaten gizli çalıştığı için bir sıkıntı olmadığını düşünür. Akşam üzeri araziden dönerken iki adam Elod'u tutuklar ve direk zindana atar. Kral'da çok şaşkındır Elod nasıl ifşa olmuştu. Kral asıl hayal kırılığını zindanda Elod ile konuşup altın mevzusunu öğrendikten sonra yaşayacaktır. Kral kiliseye bağlılık yemini ettiği için Elod'u herkesin gözü önünde affetmesi mümükün değildi, o saatten sonra krallık falan kalmayabilirdi. Kral zaman kazanmak için olayı yokuşa sürer, papalıktan gelen fermanın doğruluğuna kesin gözüyle bakamayız deyip papalıktan konu ile ilgili cevap isteyelim diyecekti en az 1 hafta zaman kazanmak demekti, papalık

şehre 3 günlük mesafedeydi. Ama garip bir olay olur yazının gönderildiği günün akşamı 2 papalık görevlisi Elod'u almaya gelir; ama kral yapacağını yapmıştır Elod'a harita verip kaçması için fırsat tanımıştır. Tüm zindan görevlilerinide güya nasıl olabilir böyle bir şey diye öldürtür. Kilise görevlileri hemen peşine düşerler Elod'u ifşa eden Sama Gene'dir, Adojanı hayatı ile tehdit edip çalışmaların sonuçlarını öğrenir ve öldürür; ama tahmin etmediği bir şey olur, Elod Adojanın tavsiyelerinden yola çıkarak Sama Gene'nin çalması tehlikesine karşı çalışmalarını Adojandan bile gizli şekilde evden çıkartıp ormana saklar. Gelenlerde kilise görevlisi değil, Sama Gene'nin ortak çalıştığı bir Kral'ın papalık görevlisi kılığına girmiş askerleridir. Adojandan alamadığı bilgileri Elod'dan almalıydı. Bu sırada papalıktan kiliseye askerlerle beraber bir ferman daha gelir, önceki fermanın Elod için uygulanmaması papalığa teslim edilmesi gerektiği yazılıydı. Kralın iyice kafası karışmıştı. Önceki gelen ferman doğruyduda gelen papalık görevlileri kimdi. Elod da bu arada kaçmaktaydı arkasındanda sahte kilise görevlileri gelmekteydi, Kralda gerçek görevlileri Elod'u yakalamamaları için diğer çıkışa yönlendirmişti.
Şehir devleti iki dağın arasında kurulmuş sadece iki çıkışı olduğu için güzergahlar az çok belliydi. Elod birden kendine 1 saat mesafede dağ yamacında vandalları görür artık buradan gidemeyeceğini anlayınca geri dönmek ister, habersiz olduğu sahte kilise görevlilerini birden karşsında görür ve yakalanır. Vandallara doğru tekrar gitmeye başlarlar, ama Elod bunlara Vandallardan bahsetmez. Vandalların eline düşerler, büyük kargaşa çıkar sahte görevliler vandallarla çatışırken Elod geri şehre doğru kaçar ve diğer çıkıştan gitmek ister. Ama buradada ise gerçek kilise görevlilerine yakalanır, kral ise şaşkın ve sinirlidir Elod burada ne arıyordu.

Papalık görevlileri Elod'u papalığa 3 saat mesafede bir eve götürürler. Akşam üzeri eve papalık meclis üyesi olduğu aşikar olan Patriae kod adını vereceğimiz biri gelir ve Elod'a bir teklif sunar. Hakkında gelen ihbarı Patriae sümen altı etmiştir. Teklif açıktır Patriae devlet kurma hayali içindedir ve kendi içi altın üretmesini ister ve yaşam güvencesi sunar ya da papalığa teslim edilecektir. Çok fazla şıkkı yoktur isteğini kabul eder. Patirae'nin hesaba katmadığı şey papalığı gücü olmadan gereken mazemeleri ihtiyaç miktarınca gizlice getirtmesi mümkün değildi. Tam o günün sabahı beklenmedik bir şey olur Atilla'nın orduları papalığa dayanır. Afirka kısmı vandal baskısı altında olan papalığın Avrupa bölümüde artık Hun tehditi altındaydı.

Atilla ile papalık arasında geçen olaylar gerçek dışı şekilede anlatılır hep, kayıt olmadığı söylenir, hatta bazı kitaplarda papanın Atilla'ya bize saldırırsan
cehenneme gidersin dediğini bunun ardındanda cehenneme gitmekten korkan Atillanın çekildiğinden bile bahsedenler var. Hatta ders kitaplarında bile görülmüştür cehennem mevzusu. Bizim işimiz gerçekler biz doğruyu yazalım. Uzun zamandır gece gündüz çarpışan Atillanın orduları çarpışmaktan yorulmuştur, hatta toplu isyan durumu yakındır. Papalıkta bu durumun farkındadır. İkili görüşmeler gerçekten vardır, Atilla'da ordusunun birkaç gün dinlenmesi işine geldiği için görüşmelere yeşil ışık yakar işi uzatır. Bu arada Patriae devreye girer. Papa belki başarır diye devreye girmesine müsade eder. Patirae fikrini değiştirmiştir, yeni devlet kurmaktansa papalığın başına geçme fırsatı verecek bu işi başarırsa papalığın başına geçip hazırda olan devleti en güçlü dönemine getirip unutulmaz olmak daha mantıklı gelmiştir. Hemde eğer yetki alırsa kilisenin kaynaklarını rahat rahat kulanıp ham maddeyede rahatlıkla ulaşabilme şansını elde edecektir. Patriae Atilla'ya gerçekçi bir teklif sunar. Ordun yorgun der Atillaya belki Güney Avrupanın tamamınıda alırsın; ama ya yorgun ordun başarısız olursa senin için güzel olan her şey biter der. Atilla bu sözleri çok umursamaz ama ardından gelen teklif mantıklıdır. Avrupayı değil bütün Romayı da alsa elde edeceği kadar altın verme teklifi yapar. Bu miktarda altını bulacağına imkan vermez Atilla, bulursada işine gelir, ilerisi için çok büyük bir yönetim kaynağı olacaktır, hemde o büyük görünen papalığı daha saldırmadan vergiye bağlamış olacaktır, Patriae'de Atilla'nın baskını sayesinde papalığın gücüyle ham maddeyi getirtme fırsatını bulmuştur. Atilla teklifi kabul eder; ama geri çekilmeyeceğini söyler ordusu burada bekleyecektir, altınların beklendiği süre içindede ordusunun yeme içmesi papalık tarafından karşılanacaktır der. Patriae'nin 3 hafta süresi vardır, full yetki ile çalışamlara devam eder, altın yapımı tüm hızıyla sürmektedir, papa altınlarla ilgili olanlara akıl sır erdiremez bu miktarda altını nasıl bulacağını çok merak eder, hatta bir numara çeviriyorsa bu Atillayı daha çok sinirlendireceği için papanın içinde bir korku da vardır. Patriae'nin arkasına ajanlarını takar. İlk giden ekipten 1 hafta geçmesine rağmen ses gelmeyince, ikinci ekip yola çıkar ve başarılı bir rapor ile dönerler. Papa gerçekleri kısa süre içinde öğrenir ve altın yapımı bitene kadar bekler, aslında Patriae sadece Atilla için değil kendisi içinde altın yaptırmaktadır. Atillanın altınlarının sandıklara doldurulduğu gün papa Patriae'nin mekanına kilisedende gizli sadece 2,3 vekilin bildiği bir şekilde baskın yaptırır. Elod ve Patriae hemen orada öldürülürler, Atilla için sandıklanan altınlar hemen gönderilir, Patriae'nin kendi içi kullanacağı büyük miktardaki altın ise (Roma civarlarında ) büyük bir çukur kazılarak gömülür, ardındanda altın yapımında çalışmış tüm görevlilerin infazı gerçekleştirilir. Kilisede bu olayın ardından adeta simyagerler üzerinde bir cadı avı başlatır, hatta sadece simyagerler değil, bilimle uğraşan herkese savaş açılır Avrupada. O dönem yaşananlarla ilgili tüm bilgiler ise sansürlenir saklanır ya da yok edilir. Bilimden uzak karanlık çağ hızla gelmiştir.

M.S. 1932 Almanya - Kilise
Kilise Avrupa'da güç savaşı vermektedir, özellikle güçten düşmüş Protestan Almanya'yı fırsattan istifade katolikliğe kendine çekmek istemektedir. Fırsat bu fırsat dönemin parlayan yıldızı Alman vatandaşı bile olmayan Koyu bir katolik olan Adolf Hitler'dir. Anında harekete geçilir ve Papa kapılar ardında görüşmeler yapar, Almanya'ya ve şahsi siyaset propagandaların ekonomik destek karşılığı bu yönde çalışacağı sözünü alır. Versay antlaşması altında ezilen Almanya'ya büyük ekonomik kaynaklar sağlanmaya başlanır. Ardından Hitler ilk olarak katolik merkez partisi ile başarısızda olunsa ortak istişarelere başlar. Aslında Hitler'İn derdi katoliklik falan değil kiliseyi kullanıp Almanya'yı ayağa kaldırabilmekti.


M.S 1940 İkinci Dünya Savaşı Yılları
Kilise Almanya desteğinin bir yandan ayyuka çıkmasını istemekteydi, yanında durduklarının nasıl kalkındığını yenilmez olacağını göstermek istiyordu. Tam bu dönemde 2. dünya savaşı sırasında Hitler kiliseden çok büyük miktarda parasal destek istedi, aynı dönemde de Almanya da Hitler sözünü tutmuş katoliklik yönünde büyük propagandalar yapılmaktaydı. Kilisenin eski üyelerinden biri Patriae altınlarından bahseder, ama üyeler geçekliğinden bile emin değildirler, olsa bile yerinde midir büyük soru işaretiydi? Eski kilise kayıtlarına bakılır, çok bilgi olmasa da bazı verilere ulaşılır. Aslında kayıtlarda kullanılması haram kılınmış olması kiliseyi büyük bir tereddüte sokmuştu. Kendileri kullanmayacaktı sonuçta gibi bir tavır ile araştırmalara başlanır. Altınların belli bir kısmı Almanya'ya ulaştırılır. Önceki desteklerle bile hızlı ilerleyen Almanya bu destekle gelen yatırımla daha da hızlı yükselmeye başlar.

Almanya'nın nasıl kalkıındığı altının nerede kullandığı bizi ilgilendirmiyor, bizi ilgilendiren kısıma gelelim. Adolf Hitler kilisenin kendisi için göndereceği altınların ise Almanya sınırları için sokulmasını istemez. Savaş içindeki bir ülkede, hatta kıtada sevkiyattaki altınların güvenliğini sağlamak zor olacağı gibi olası olumsuz sonuçlarda el konulmaısnı da istemiyordu, güven içinde uzun zaman bekleyebileceği bir yer olmalıydı bunun için para savaşta tarafsız bir ülkeye gönderilmeliydi, bu ülke bir süre de görev yaptığı savaşın dışında Avrupa'nın hemen yakınındaki bir zamanlar mesai de harcamış olduğu Türkiye olmalıydı.

1 Şubat 200_ Adıyaman'ın Gölbaşı ilçesi (Bölge adları ve tarihler değiştirilerek kullanılmıştır.) (Olayda tüm hatlarıyla görev almış bir polisin anlatımıdır.)
Emniyet müdürlüğüne gelen ihbar da Gölbaşına bağlı uzak bir köyde uzun zamandır kullanılmayan bir evin içinden kazı seslerinin geldiği üzerine ihbar gelir. Emniyet bölgenin jandarma kontrolünde olduğunu söyleyip olayı jandarmaya nakledecekken, komiser hizbullah eylemi olabileceğini düşünüp olaydan uzakta kalmak istemez, sivil ekiplerle hemen köye baskına giderler. Boşaltılmış köyde hangi evde kazı yapılacağına bakacakken çok önemli bir noktayı kaçırdığını fark eder komiser ekibinin arama yapmaya devam etmesini isteyip aracına binip tam gaz geri döner. Köy yolunun çıkışında 48 plakalı bir aracın döndüğünü görmüştü komiser, boş köyden başka bir yere gitmeyen yoldan, Adıyaman da 48 plakalı bir araç, bunu nasıl atladığını kendi bile inanamaz, hemen anons geçer, 48 plakalı siyah Nissan Pathfinder marka bir aracın görüldüğü yerde yakalanmasını ister. Çok geçmeden aracın Başpınar mevkiinde emniyet ekiplerine takıldığı haberi gelir. Araçta yapılan incelemelerde çok yüksek sayıda altın plaka ve tarihi değeri olduğu çok belli olan parşömenler ele geçirilir. İlçe emniyet ekibi çok şaşkındır, olayı il'e bile bildirmeden direk genel müdürlük bilgilendirilir. Bu arada olayı ihbar eden çoban da köyde araştırma yapan memurlara kazı yapanların eşgallerinden bahsederken birinin Adolf Hitlere çok benzediğini söyler, belki benzetmişti ya da yanlış görmüştü bilemiyoruz, belkide bilmediğimiz bir akrabasıdır ya da insan insana benzer demişler. Neyse zaten yakalananlar arasındada öyle biri yoktur.

Merkezin geri dönmesini bile beklemeden şahışlar sorguya alınır; ama herhangi birinden en ufak bilgi bile alınamaz, hatta üstlerinden kimlik pasaport herhangi bir şey çıkmadığı gibi seslerini duyan bile olmamıştır. Konuşmadıkları gibi bir şey de istemezler. Merkezden gelen cevapta kiişilerin kesinlikle sorgulanmamasını, el koyulan suç aletlerininde yedi emine teslim edilmemesini, merkezden gelecek memurların beklenmesini isterler. Komiser denileni yerine getirir, sorgulamayı keser şahıslara yemek gönderir ve olayı bırakır. Tam saat 03 sularında komiser yatağından kalktığı gibi karakola gider ve olaydaki parşömenlerin fotoğraflarından birer adet kendine ayırır ve bir ertesi sabah bir banka kasasına koyar.

2 Şubat 200_
Saat 10 gibi bankadan sonra karakola gittiğinde karşılaştığı manzara pek iç açıcı değildir. Olayda görev almış tüm memurlar jandarma bölgesine haksız ihlal yaptıkları gibi gerekçelerle Hakkari, Şırnak gibi bölgelere tayin edilmişlerdir. Hatta içlerinden bazıları Türki cumhuriyetlere gönderilmişlerdir. Komiser hiçbir memurun bu emre itaat etmesini istemez, emniyet müdürüyle görüşmeye gider.

İl emniyet müdürü kendilerini aşıp böyle bir işe kalkışan komisere kızsada tam bir idealist olduğu için ittatsizlik yapılmasını destekler ve olayı detaylıca öğrenmek için gölbaşındaki terk edilmiş köyde keşife bile gider. Ama önce karakola giderler, ortalık birbirine girmiştir, olayda yakalanan şahıslar, araç altınlar, parşömenler şahısların fotoğrafları vs ne varsa olayın yaşandığını gösteren hiçbir şey yoktur. Olay tam bir arap saçına dönmüştür. Karakola gelen il emniyet müdürüne bilgi verme sırasında bu Hitler olayındn bahsedilir, ama bu sırada çok değişik bir şey fark edilir birincisi o soğukta ne çobanı dağda, ikincisi soğuktan çok
dikkat etmemişlerdi belkide kafa karışıklığı arasında, belkide çoban kıyafetlerinden ötürü müdür bilinmez, asıl hitlere benzeyen çobanın kendisiydi, geç fark edilen ayrıntı belki dosyanın kilit noktasıydı. Galiba bu noktayı asla bilemeyeceğimiz.

3 Şubat 200_
Emniyet müdürü merkezdeki üst düzey bürokrat arkadaşından olay ile ilgili kol altı bilgi ister, ama gelen cevap manidardır, hangi olay diye cevap alınır, merkeze karakoldan herhangi bir bildirim gelmediğinin bilgisi alınır. Olay, merkeze resmi veya gayri resmi yani hiçbir şekilde intikal etmemiştir. Ama komiser merkeze bildirimde bulunmuştür ve geri bildirimde almıştır. Hatta olaydaki memurların tayinlerini kim nasıl çıkarmıştır, öyleyse. Yüzlerce soru içinde boğuşulurken tayin için yola çıkmaya karar veren bir memurun hava alanı yolu üzerinde trafik kazası geçirip hayatını kaybettiği bilgisi alınır. Daha bu olaya bakmaya fırsat bulamadan olaydaki başka bir memurunda banyoda şohben zehirlenmesi sonucu öldüğü bilgisi geçer. Baskında görev alan 6 memurun 2 si hayatını kaybetmişti. Emniyet müdürüde komiserde diken üstündeydiler artık. Tam bu sırada komiser, emniyet müdürüne kasadaki parşömenlerin kopyalarından bahseder. Kopyaların kopyaları hemen gizlice antalyadaki müdürün hatırlı bir arkadaşı olan eski bir arkeologa iletilir.

6 Şubat 200_
Gelen cevapta tahrip olmuş olmasına rağmen anlaşıldığı kadarıyla eski roma döneminden kalma olduğu, bir şeyin karşımının içeriği ve dönemine göre olay kaydı, tutanak gibi bir şey olduğu ifade edilir.

11 Şubat 200_
Olay öylece kalmıştı, hiçbir sonuç çıkmaz, tayin için herkes görev yerine gider komiser hariç.

12 Şunat 200_
Komisere kopyalardan haberdar olduğunu bilen bir kişi tarafından telefon gelir ve kendilerine teslim edilmesini isterler, ret cevabı alırlar. Ulaştıkları telefon araştırılır; ama öyle bir numaranın var olmadığı cevabı alınır.

14 Şubat 200_
Komiser makam odasında hayatını kaybetmiş halde bulunur, bizce şehit edilmiştir. Herhangi bir yerde haber olarakta geçmez. Bunca zaman sonra belki koskoca komiserin makam odasında öldürülmesine tanık birileri bir yerlere konuşmuşsa bilemiyoruz. Biz bir şeye ulaşamadık.

23 Şubat 200_
Arkeolog öldürülmüştür. Bunun üzerine emniyet müdürü 25 şubatta konu vermeden çok sansasyonel bir basın toplantısı yapacağını söyler.

24 Şubat 200_
Emniyet müdürü terör saldırısı süsü verilerek öldürürlür.

25 Şubat günü müdürün bürokrat arkadaşı bağlantısı olabilceği gereçkesiyle tayini çıkan memurları araştırmaya karar verir, kesinlikle haklısınız çok garip bir tabloyla karşılaşır, emniyet kayıtlarına göre asil polislerimizin kimin imzaladığı belli olmayan tayinleri çıkmıştır çıkmasına da, nüfus müdürlüğüne göre bu polislerimiz hiçbir zaman yaşamamışlar, ölen 2 memurumuz ve şu anda akıl hastanesinda ikamet eden bir tanesi hariç, komsier dahil. Hatta oturdukları evlere ait herhangi bir faturalandırmada bile isimlerine ait kayıtlara rastlanmaz, adeta yok olmuşlardı. Hatta hiç var olmamışlardı. Aslında bu kadar yaşananın ardından hiç ders olmamış gibi bu olayı hiç karıştırmaması gerektiğini bürokratında anlaması uzun sürmez, lakin cezası çok büyük değildir, komsiere göre hiç olmazsa, sadece 10 gün sonra görevinden alınır. Daha büyük bir cezayla karşılaşmamak için hemen kesilen cezayı uygular. Bir daha off the record ortamalarda bile bu olaydan bahsettiğini düşünmüyorum.

Hep derim ya yazının hepsinin hayal ürünü olduğunu iddia ediyorum, inanmanız çokta gerekmez. Banada zaten kimse gerçek olduğunu iddia ettiremez, ilk yalanlayan ben olurum bu yazıyı.
Malum ülkemizde hukuk var.
 
Son düzenleme:

morko58

Forum Ustası
Güzel konu olmuş gerçekten zevkle okudum fakat isimleri ve tarihleri tam olarak verebilseydin daha anlaşılır ve kalıcı olacaktır. Ellerine sağlık.
 

enstantane

Forum Kalfası
Güzel konu olmuş gerçekten zevkle okudum fakat isimleri ve tarihleri tam olarak verebilseydin daha anlaşılır ve kalıcı olacaktır. Ellerine sağlık.
Hocam isimleri yazarsam hukuk çıkar karşıma, isimleri geç şu yazının gerçek olduğunu bile iddia etsem bin türlü hukuki sorun çıkar, birçok yeri atladığım halde, sadece o da problem olmaz bazı gruplar ciddi rahatsız olacaklardır, sonra onlarda beni rahat bırakmayacaklardır,
Yazıdaki kişiler aslında emmiyet müdürü çok zor tahmin edilmese gerek
Bundan önceli neler yaşandı yazımdaki isimlerde biraz düşünülse belki bulunabilir, belkide ben isimleri bildiğim için bana öyle geliyor,

Neyse okumuşsun koca yazıyı beynine sağlık

Şu anda organ ticaretiyle ilgili etrika grubu türkiye de harekete geçti, daha önce bu konularla ilgili yazılar yazmıştım, bu grupla ilgili şimdi bir yazı gerekecek,
Türkiyedeki bu grubun hastaneleri standart faaliyet içindeydi, yaklaşık 6 aydır illegal faaliyetlerini aktif hale getirdi, çünkü başka bir ülkedeki sistemi çökerten bir olay yaşandı, doğal olarak türkiye deki atıl sistem devreye girdi
 

morko58

Forum Ustası
Hocam isimleri yazarsam hukuk çıkar karşıma, isimleri geç şu yazının gerçek olduğunu bile iddia etsem bin türlü hukuki sorun çıkar, birçok yeri atladığım halde, sadece o da problem olmaz bazı gruplar ciddi rahatsız olacaklardır, sonra onlarda beni rahat bırakmayacaklardır,
Yazıdaki kişiler aslında emmiyet müdürü çok zor tahmin edilmese gerek
Bundan önceli neler yaşandı yazımdaki isimlerde biraz düşünülse belki bulunabilir, belkide ben isimleri bildiğim için bana öyle geliyor,

Neyse okumuşsun koca yazıyı beynine sağlık
Fakat şimdi bir güncelleme yapsan aslında yazıları font boyunu biraz büyütsen arkadaşlar daha rahat okuyacaklardır.

Senin böyle bir konuna fazla denk gelmedim ve okumdum üstelik üstünden 6 ay geçmiş.