Parapsikolojiye ait Birçok İnsanın Haberdar Dahi Olmadığı Yasak İlmin Kitapları:

fearof

Forum Ustası
Parapsikolojiye Bayılanlar İçin Birçok İnsanın Haberdar Dahi Olmadığı Yasak İlmin Kitapları



Büyülü, tılsımlı, sihirli kitaplar… Bazılarının kaynağı bile belirsiz, tarihin karanlık tarafında… “Çılgınlık yaratır” diye not düşülen de var, “ölüme hoş geldin” diye karşılayan da. Birçok insan varlığından bile haberdar değil, sırrına vakıf olanların çoğu hayatta değil.

Necronomicon
“ölülerin çağrı kitabı” ya da “çıldırtan kitap” olarak da anılır. bilinen adıyla al azif.
abdül el hazret isimli şamlı bir bedevi tarafından 699 yılında yazıldığı biliniyor. kitabın yazımı tamamlandıktan sonra el hazret’in vahşice parçalanmış cesedi bulunuyor. kim tarafından nasıl öldürüldüğü muamma.

orijinali yedi cilt olan kitapta, geleceği tahmin edebilme üzerine çeşitli teoriler yer alıyor. nostrodamus’un yüzlükler’indeki birçok kehanetin kaynağı bu kitap olarak gösteriliyor.

1487 tarihli, rahip olaus wormius imzalı latince bir belgede, son derece tehlikeli ve okuyan insanı etkisi altına alan bir kitap olduğundan bahsediliyor. wormius başka bir yazısında: “kitabın çevirisi elime ulaştığında bir kısmını okudum ve ardından yaktım çünkü gerçekler çok fazla ortaya çıkıyordu. insanlar buna hazır değiller. daha çok zaman gerekiyor” demiştir.



fakat wormius’un yaktım dediği bu çeviri, 1586 yılında prag’da ortaya çıkar. necronomicon’u bu kez ünlü ingiliz büyücü dr. john dee ve asistanı edward kelly ele geçirirler. söylentilere göre kelly ve dee, “necronomancy” denen ölüleri kaldırma ayinlerine kitabı bulduktan sonra başlamışlardır. kitap daha sonra koleksiyoncu elias ashmole eliyle oxford’da bodleian library’e gönderilir. şu anda british museum’da ve vatikan’da da necronomicon’un bir kopyasının bulunduğu biliniyor.

ilginç bir bilgi daha vereyim, kitabın bodleian’deki çevirisi 1934 yılında kayboluyor. adolf hitler’in okült’e (metafizik gizlere ulaşma) olan ilgisi sebebiyle bu kitabı ele geçirdiği biliniyor. işin daha enteresan kısmı ise british museum’daki necronomicon çevirisi ise 1940 yılında kataloglardan silinip yeraltı depolarına kaldırıldı. daha sonraları kraliyet mücevherleriyle beraber galler’de özel bir şatoda saklandı.

dünya ortak kitap arşivi, necronomicon ile ilgili kaynakları saklamak için söz birliği ettiler. necronomicon’un delirtici etkisi yalnızca gözle görülür fiziki sebeplerden ötürü değildir. bu kitapta yer alan bilgilerde “gerçeklerin çok farklı ve acımasız olmasından dolayı insanların dayatılan tüm sanal gerçeklikleri reddetmesi” ile ortaya çıkan yokluk-hiçlik hissidir. bu sebeple piyasada bu isimle var olan kitabın necronomicon ile ilgisiz, uydurma bir baskı olduğu söylenir.

Grimoire
bilinen ismiyle “kara büyü kitabı”dır ve müellifi farklı olan birden fazla grimoire mevcuttur. bu kitapların anlaşılması oldukça zordur. büyü kitaplarının tamamını grimoire kategorisine dahil etmek yanlıştır. grimoire sınıfındaki eserler, çok az kişi tarafından bilinen ölü lisanlar ile yazılır ve bilgilerin birçoğu vefkler (birbirini tamamlayan şekiller) içine gizlenir. tılsımlı sözler ancak işinin ehli tarafından tatbik edildiğinde olumlu netice verir. tatbik ritüelinde tılsımı çözen büyücü, kırmızı bir mürekkeple onu bir kağıda yazar ve insan derisine sarar.

bu tür tılsımlı kitapların büyük bölümü pentagramlardan oluşur. ne işe yaradığını bilmediğiniz sürece hiçbir şey ifade etmez. aşağıda bahsedeceğim kenzül havas, the egyptian book of dead, clavicula salomonis gibi eserler de birer grimoire örneğidir.



Kenzül havas
türk yapımı korku filmlerindeki o meşhur büyü sahnelerini, muska yazımlarını, musallat olan varlıkları defetme yöntemlerini gözünüzün önüne getirin. hani fonda arapça bir takım sesler, arap harfleriyle yazılan tesirli muskalar…

işte bu sahnelerin gerçek hayattaki tezahürlerinde yararlanılan en tesirli kaynaklardan biri kenzül havas’tır. seyyid süleyman el- hüseyin’nin eseridir.

islam dünyasında havas ilmi denilen bir bilgi alanı vardır. burada belli dua sözcükleri ve muskalarla hayata müdahale etmek amaçlanır. bazı zamanlarda durum, dua etmenin ya da kötü giden şeylere müdahale etmenin çok ötesine geçerek büyü halini alır. öyle ki kitapta var olan bilgilerin kötü amaçlarla kullanılması ya da alemler arasındaki ilişkinin, çizilen sınırları aşması durumunda ölümlere sebebiyet verecek ciddi durumlar ortaya çıkabilir. baş ağrısından diş ağrısına, acısız ölümden öldürücü nazarlara kadar çeşitli konularda yazılmış vefkleri barındırır bu kitap.



havas ilmi için son derece donanımlı ve tecrübeli olmak gerekir. islami bilimler hususunda dünyanın en iyisi olan el ezher üniversitesi’nde havas ilmi üzerine ciddi çalışmalar yapılmaktadır. tesiri kuvvetli olduğundan bu ilmin kötüye kullanılması, geri dönülmez sonuçlara sebep olabilir. örneğin, eşiyle olan muhabbetini arttırmak isteyen birisi için kenzül havas’ta yer alan muhabbet vefklerinden birini samimiyetle okumak ya da kullanmak yeterlidir. bu, işin dua boyutudur. ama bu vefkler üzerinde oynamalar yapmak, bir insanın gıyabında tatbik etmek, aşık etmek ya da bağlamak niyetiyle alemler arası sınırları ihlal etmek ve başka canlıları kullanmak geri dönülmez felaketlere sebep olabilir.

Clavicula salomonis
bilinen ismiyle “süleyman’ın anahtarı”. bu kitaptan bahsetmeden önce şunu belirtmek gerekir ki hz. süleyman yahudiler tarafından bir peygamber olarak değil, üstün güçlere sahip bir kral olarak görülür. bu sebeple hz. süleyman’ın sergilediği doğaüstü güçler, peygamberlik mucizelerinden ziyade, sırrına vakıf olanların tatbik edebileceği gizli ilimler bütünü olarak tarif edilir.

antik mısır öğretilerine göre ruhları yeryüzüne davet eden bir kimse onlarla iletişim kurabilirse, ruhlara istediğini yaptırabilir ve onların sınırsız güçlerinden yararlanabilir.
bunun için sırlar kapısını açan bir anahtar gereklidir. bu anahtar ise tıpkı pentagramlarda olduğu gibi bir tür sihirli sözler ya da şekiller bütünüdür.



mö 10. yüzyılda yaşayan kral süleyman, vakıf olduğu sırları sadık hizmetkarlarıyla paylaşarak bu bilgileri ağaç kabuklarına ve bakır levhalara kazıtmak suretiyle geleceğe miras bırakmıştır. pentacles yani süleyman anahtarı diye tarif edilen köşeli yıldıza gizlenen bu bilgilerin 16. yüzyılda yazıya aktarıldığı, belgelerin ise british museum’da saklandığı bilinmektedir. 1888 yılında liddel macgregor mathers tarafından ingilizceye çevrilen varaklar, kitap olarak derlenmiş fakat dijital ortama aktarılan birkaç görüntüsü dışında kimseyle paylaşılmamıştır.

semboller üzerine çalışan okültistler süleyman mühürünü, varlığı bilinen en önemli grimoire örneklerinden biri olarak tanımlar. hazreti süleyman’ın mucizelerinden hareketle mührün gizemi çözüldüğünde, astral seyahatlerin yapılabileceği ve var olan alemlerdeki tüm canlılarla irtibat kurulabileceğine inanılmaktadır.

Mısır’ın ölüler kitabı
beni en çok şaşırtan ve bana farklı bir bakış açısı kazandıran eserdir. sırlarla dolu olan bu kitapları, gizli oldukları yahut ulaşılamadıkları için esrarengiz zannederiz. hani elimizde olsa tüm sırlar çözülecek…

o işler öyle olmuyor işte! bu kitabı okuduktan sonra vaktiyle şu #62620319 entryi girmiştim. ama bizlerin göremediği, görüp de anlayamadığı birçok şey var maalesef. zaman içinde düşüncelerimi alt üst eden birçok şey…

gelelim ilk bakışta anlayamadığımız o önemli noktalara. her ne kadar kitabın adı “ölüler” olsa da bana göre en büyük sihri, yaşamdan ve zamanımızın çok ötesindeki teknolojiden haberler veriyor olması. “ölüler kitabı” çok büyük ve çok derin bir sır. 1758’de cyprianus, “derinliğine ulaşılamayan gerçek kutsallığı bu kitapla tanıdım” derken, bir diğer uzman lucien “mısır dini, bilmecelerle doludur. konuyu iyice bilmeden ve hatta mistik deneylerden geçmeden asla küçük görmemeliyiz, ne olduğunu bilmek için bu sırları tanımak gerekiyor.” diyordu.

bu kitap, mö 2500 yılında yazılan piramitlerdeki hiyerogliflerin ve papirüslerdeki sembollerin çözülmesiyle gün yüzüne çıktı. yani var olan tüm kutsal dinlerden daha önce yaşayan bir insan topluluğu söz konusu. (ilk kutsal din olarak kabul edilen yahudilikten 1000 yıl önce) ve ortada hiç kutsal din yokken bu insanların inançlara ve ahlaki değerlere bakışı şu şekilde:

“ölüler kitabı”ndaki sırlar sayesinde ruh, tanrı’nın ateşinde tutuşmaktan ve 42 yargıcın (sorgu melekleri) önüne çıkmaktan korkmayacaktır.”



Peki ölüler öteki dünyada nasıl olmalıdır, ne söylemelidir?
tanrıların yazıcısı thoth ve mezar koruyucusu anubis teraziyi dikkatle izlerlerken ölü; insanlara karsı günah işlemediğini, saygılı olduğunu, tanrıları kızdıracak bir şey yapmadığını, öldürmediğini veya öldürmek için emir vermediğini, kimseye acı çektirmediğini, hırsızlık yapmadığını, hileli tartı kullanmadığını… söyleyerek kendini savunmalıdır.

yani yeryüzüne gönderilen ve tanrı’nın emirlerini içeren ilk kutsal kitaptan bin yıl önce bile mısır halkı nasıl erdemli yaşayacağını ve nasıl iyi insan olacağını biliyordu. piramitlerde yazan bu hiyerogliflerin, kutsal kitaplardaki “iyi insan ol” emrinden ne farkı var sizce?

üstelik dahası da var. maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde erdemli bir insan olabilmek, merdivenin en son basamağıdır. yani ancak fiziki ihtiyaçlarını karşılayan, seven, sevilen, üreten ve bir topluma ait olduğunu hisseden insanlar erdemli olabilme üzerine kafa yorar. mö 2500 yılından bahsediyoruz, erdemli bir insan olarak yaşamak ve erdemli bir insan olarak ölmek için mısırlılar bu kitabı yazıyor. o zaman bu adamların bu seviyeye gelene kadar birçok konuda ilerlemiş olmaları lazım. mesela ?

-piramit kimin adına yapıldıysa, o kişi öldükten sonra mumyalanıp oraya konulur. piramit içerisindeki bu mezar odasına yılda sadece 2 kez güneş girer: ölen kişinin doğduğu gün ve tahta çıktığı gün.

-piramitler incelenirken ilk kez keşfedilen mumyalardan radyoaktif madde ortaya çıkmış ve bu olaydan etkilenen 12 bilim adamı kansere yakalanarak yaşamını yitirmiştir. maddenin kaynağı tespit edilememiştir.

-piramitlerin içerisinde ultra sound, radar, sonar gibi cihazların çalışmamasının nedeni günümüzde hâlâ çözülememiştir.

-piramitler aynı zamanda dev bir güneş saatidir. piramit levhalarına düşen gölge boyları sayesinde mevsimler, aylar ve saatler tespit edilebilmektedir.

-piramitlerin yapımı esnasında işçilerin olağanüstü bir çabayla günde 10 metreküp taşı üst üste koyduklarını kabul edersek sadece “keops” piramidinde yer alan yaklaşık 2.5 milyon metreküp taş, 250.000 gün yani yaklaşık 664 yılda yerleştirilebiliyor. oysa hiyerogliflerden anlaşılacağı üzere keops piramidi 20 ile 30 yıl arasında bir sürede tamamlanmıştır.

-büyük piramitin açıları, nil nehri deltasını iki eşit parçaya böler. gize’deki üç piramit bir pisagor üçgeni olacak şekilde düzenlenmişlerdir. oluşan üçgen kenarlarının birbirlerine oranı 3-4-5’dir.

yani “mısır’ın ölüler kitabı” aslında 4500 yıl önce var olmuş ve henüz çözülememiş büyük bir gizemi gözler önüne seriyor. bu teknolojiye nasıl ulaşmışlar? mısırlılar, papirüslere ölümden sonrasını yazmışlar da yaşarken yaptıkları ve bizim hâlâ çözemediğimiz sırları yazmamışlar mı? varın ötesini siz düşünün…

Bûnî risâlesi
geldik kitapların şahına… yasak ilimler üzerine yazılmış kitapların nirvanasına.
altın varaklarla süslenmiş, el yazması bir kitap düşünün: mevcudiyeti, müellifi, ismi, cismi her şeyi bilinsin; sefere giden padişahların gömlekleri bu kitaptaki tılsımlar ile süslensin; cincilik ve büyücülük tarihinin en kıymetli eseri olsun ama adı açıklanmayan bir kütüphanenin yüksek güvenlikli kasalarında muhafaza edilsin ve kimse erişemesin…

işte o kitap bu kitap! hem de istanbul’daki resmi bir kütüphanede saklandığı biliniyor. hakkında birçok akademik araştırma yapılan, makaleler yazılan bir eser.



müellifi, cezayirli ebu’l-abbas ahmed bin ali bin yusuf el-kureşî el bûnî. hayatı hakkında pek bir şey bilinmese de eseri üzerine yapılan yüzlerce araştırma mevcut. bûnî’nin geliştirdiği sistemde sayılar ve harfler arasında anlam ve fizik birliği var. çizilen geometrik şekillerle yani oluşturulan vefkler ile birlik kuvvetlendiriliyor ve bu sayede varlıklara hükmetmek ve istenen vazifeyi yaptırmak mümkün oluyor.

cinleri kullanarak yapılan işlere “hüddam”, işi yaptırana da “hüddamcı” yani “cinci” denir. bûnî, her işin cinler vasıtası ile halledilebileceğini söyler. yüzlerce sayfalık kitabında akla zar zor gelebilen ve hattâ gelmesi bile ihtimal dışında olan bütün sıkıntıların nasıl halledileceğini ve bunun için hangi cinin hizmetkâr olarak kullanılacağını uzun uzun anlatır. *eser hâlen istanbul’da resmî bir kütüphanede muhafaza ediliyor, adı ve numarası kataloglarda görünmüyor ve okuyucuya çıkartılmıyor.

Irk bitig
ırk bitig, 9. yüzyılda göktürk harfleriyle yazılmış ve anlamı fal kitabı olan türklere ait bir eser. aslında bu eseri bahsettiğim tılsımlı kitaplar arasına eklerken çok eğlendim. başka milletlerin yazdığı tılsımlı kitaplarla insanların hayatı kayarken bizimkilerdeki şu naifliğe şu hamiyete bakın ki; daha kitabı okumaya başlamadan kapağında şu yazıyor: “hiç endişe etmeyiniz bu kitap iyidir.”*

dört tane farklı yüzü olan dikdörtgen bir çubuk yere atılıyor ve gelen yüzdeki işaret akılda tutularak bu işlem 3 kez tekrarlanıyor. neticede üç simgenin sırasıyla yan yana gelerek oluşturduğu sembol daha önceden belirlenmiş 64 dilekten birini işaret ediyor.

ALINTIDIR:
 

morko58

Forum Ustası
Konu gerçekten çok güzel ve ilgi çekici.

Son kitap gerçekten hoşuma gitti hatta baktım fiyatıda çok makul alıp bir okumayı düşünüyorum.
 

Gila

Moruk Moderator
Site Yetkilisi
Parapsikoloji adına okumadığım kitap kalmadı sanıyorum.

Bu ölülerle ilgili kitaplara fazlaca eğilmiyorum.

Yirmili yaşlardaydım, Ruh ve Madde Yayınlarının Ergün Arıkdal liderliğindeki haftalık toplantılarından bir tanesine katıldım.

Galatasaray'ın arka taraflarında eski, metruk bir binanın en üst katında, aynı zamanda Ruh ve Madde Yayınlarının merkezi olarak da kullanılan ürkünç bir dairede gerçekleşiyordu. Binanın kendisi korku filminden çıkmış gibiydi.

Bir kadın bir şeyler anlattı durdu. Açıkcası, ruhlarla ilgili konularla da ilgilenmediğim için büyük bölümünü uyuklayarak geçirdim.

Derken soru-cevap kısmı geldi. İzleyicilerden birinin soru soruş şekli beni dehşete düşürdü.

Adam, ruhlardan bahsediyordu ve ruhların, kendilerine doğru cevap vermediklerini, neden kendilerini kandırdıklarını soruyordu ama sormak bile denilemez. Resmen haykırıyordu. Öfke, hiddet dolu bir tavrı vardı. Sanki kendisini kandıran ruhları şikayet ediyor gibiydi.

Ürktüm, bir daha da gitmedim :)


Yine de, parapsikoloji denilince hep ilgimi çeken dalları olmuştur. Astral seyahat favorimdir ;)
 

akay

Super Moderator
Site Yetkilisi
Parapsikoloji adına okumadığım kitap kalmadı sanıyorum.

Bu ölülerle ilgili kitaplara fazlaca eğilmiyorum.

Yirmili yaşlardaydım, Ruh ve Madde Yayınlarının Ergün Arıkdal liderliğindeki haftalık toplantılarından bir tanesine katıldım.

Galatasaray'ın arka taraflarında eski, metruk bir binanın en üst katında, aynı zamanda Ruh ve Madde Yayınlarının merkezi olarak da kullanılan ürkünç bir dairede gerçekleşiyordu. Binanın kendisi korku filminden çıkmış gibiydi.

Bir kadın bir şeyler anlattı durdu. Açıkcası, ruhlarla ilgili konularla da ilgilenmediğim için büyük bölümünü uyuklayarak geçirdim.

Derken soru-cevap kısmı geldi. İzleyicilerden birinin soru soruş şekli beni dehşete düşürdü.

Adam, ruhlardan bahsediyordu ve ruhların, kendilerine doğru cevap vermediklerini, neden kendilerini kandırdıklarını soruyordu ama sormak bile denilemez. Resmen haykırıyordu. Öfke, hiddet dolu bir tavrı vardı. Sanki kendisini kandıran ruhları şikayet ediyor gibiydi.

Ürktüm, bir daha da gitmedim :)


Yine de, parapsikoloji denilince hep ilgimi çeken dalları olmuştur. Astral seyahat favorimdir ;)
Konuyla ilgili uzun uzun bilgiler aktarırdım ama şu an o kadar uzun bir mesaj yazacak havamda değilim.

Kısaca, astral bedeni ile gördüğünü söyleyebilirim.
 

berkcombil

Daimi Üye
Parapsikoloji adına okumadığım kitap kalmadı sanıyorum.

Bu ölülerle ilgili kitaplara fazlaca eğilmiyorum.

Yirmili yaşlardaydım, Ruh ve Madde Yayınlarının Ergün Arıkdal liderliğindeki haftalık toplantılarından bir tanesine katıldım.

Galatasaray'ın arka taraflarında eski, metruk bir binanın en üst katında, aynı zamanda Ruh ve Madde Yayınlarının merkezi olarak da kullanılan ürkünç bir dairede gerçekleşiyordu. Binanın kendisi korku filminden çıkmış gibiydi.

Bir kadın bir şeyler anlattı durdu. Açıkcası, ruhlarla ilgili konularla da ilgilenmediğim için büyük bölümünü uyuklayarak geçirdim.

Derken soru-cevap kısmı geldi. İzleyicilerden birinin soru soruş şekli beni dehşete düşürdü.

Adam, ruhlardan bahsediyordu ve ruhların, kendilerine doğru cevap vermediklerini, neden kendilerini kandırdıklarını soruyordu ama sormak bile denilemez. Resmen haykırıyordu. Öfke, hiddet dolu bir tavrı vardı. Sanki kendisini kandıran ruhları şikayet ediyor gibiydi.

Ürktüm, bir daha da gitmedim :)


Yine de, parapsikoloji denilince hep ilgimi çeken dalları olmuştur. Astral seyahat favorimdir ;)
adam akıl hastası olabilir mi?
 

Gila

Moruk Moderator
Site Yetkilisi
adam akıl hastası olabilir mi?
Bu konu çok uzun ve detaylı bir konudur.

Farklı forumlarda bölük pörçük bir şeyler yazmışlığım var bu konuda.

Belki bir gün tekrar hepsini toparlayabilirim.

Şu kadar izah edeyim, insanların bir görünen bedeni, bir de görünen bedenine gümüş kordon denilen, gözle görünmeyen bir kordonla bağlı astral bedenleri vardır.

İnsanlar öldüğünde, astral beden vücudu terk eder. Tibet inanışlarına göre, 6 saat kadar vücut etrafında dolanan astral beden, sonra orayı tamamen terk eder. Astral bedeni, insanlar değil ama hayvanların görebildiği ileri sürülür.

Bunu şöyle izah edeyim.

Ateş isminde bir köpek yüzünden bir türlü evine giremediğim bir arkadaşım vardı. Ne zaman gitsem, önce Ateş'i tutarlar, sonra beni içeri alırlardı.

Onlarca kere gitmeme rağmen, Ateş bana bir türlü alışmadı.

Bir gün arkadaşın babası vefat etti. O gün evlerine gittiğimde Ateş, kapının hemen önünde, paspasın üstünde uzanıyordu.

Korka korka yanına yaklaştığımda kafayı kaldırdı, gözlerini bana dikti, sonra yeniden paspasın üstüne koydu çenesini.

İlk kez başını okşadım ve hiç tepki bile vermedi.

Ev sahibinin öldüğünü anlamıştı.
 

kaligula_oky

Forum Kalfası
bu kitaplara yada eş değerlerine sahip olup okuyabileceğim eserler varsa lütfen bilgi verin merak ettim okumak isterim :)
 

Gila

Moruk Moderator
Site Yetkilisi
bu kitaplara yada eş değerlerine sahip olup okuyabileceğim eserler varsa lütfen bilgi verin merak ettim okumak isterim :)
Sana Ruh ve Madde yayınlarının 30 derste ruhsal güçleri geliştirme teknikleri kitabını almayı tavsiye ederim.

Aslında bu kitapta herhangi bir şeyi öğretmiyor. Sadece parapsikolojik olayların neler olduklarını özet geçerek anlatıyor.

Bunların içinde durugörü, astral seyahat, numeroloji, telepati, bio enerji gibi ilginç ve önemli deneyimler var.

Her ne kadar T. LOBSANG RAMPA'DAN diye yazıyorsa da, Rampa'nın kitabı değildir.

Sıkmadan okunacak, keyifli ve yönlendirici özellikli bir kitaptır.



Önemli bir tavsiyem, bu kitapla birlikte %100 düşünce gücü isimli kitabı da aynı zamanda almandır.

Önce %100 düşünce gücünü oku, sonra bunu.


Korkma. Korkulacak bir şey yok. Korkulacak şey, korkunun kendisidir ;)
 

fearof

Forum Ustası
bu kitaplara yada eş değerlerine sahip olup okuyabileceğim eserler varsa lütfen bilgi verin merak ettim okumak isterim :)
Eğer yanılmıyorsam yukarıdaki mesajınız konuyu beğenip ilgilendiğiniz anlamına gelmektedir.

Hal böyle ise neden ''BEĞENMEDİM'' butonuna bastınız.

Yok konuyu gerçekten beğenmemiş olabilirsiniz o halde neden bu mesajı yazdınız?

Bu bir çelişki değil mi?

Heleki tiyatro gibi bir sanat dalı ile uğraşan birisi için çok ciddi bir çelişki.
Umarım yanlışı fark eder, geri al butonu ile düzeltirsin.Saygılar.
 
Son düzenleme:

berkcombil

Daimi Üye
Bu konu çok uzun ve detaylı bir konudur.

Farklı forumlarda bölük pörçük bir şeyler yazmışlığım var bu konuda.

Belki bir gün tekrar hepsini toparlayabilirim.

Şu kadar izah edeyim, insanların bir görünen bedeni, bir de görünen bedenine gümüş kordon denilen, gözle görünmeyen bir kordonla bağlı astral bedenleri vardır.

İnsanlar öldüğünde, astral beden vücudu terk eder. Tibet inanışlarına göre, 6 saat kadar vücut etrafında dolanan astral beden, sonra orayı tamamen terk eder. Astral bedeni, insanlar değil ama hayvanların görebildiği ileri sürülür.

Bunu şöyle izah edeyim.

Ateş isminde bir köpek yüzünden bir türlü evine giremediğim bir arkadaşım vardı. Ne zaman gitsem, önce Ateş'i tutarlar, sonra beni içeri alırlardı.

Onlarca kere gitmeme rağmen, Ateş bana bir türlü alışmadı.

Bir gün arkadaşın babası vefat etti. O gün evlerine gittiğimde Ateş, kapının hemen önünde, paspasın üstünde uzanıyordu.

Korka korka yanına yaklaştığımda kafayı kaldırdı, gözlerini bana dikti, sonra yeniden paspasın üstüne koydu çenesini.

İlk kez başını okşadım ve hiç tepki bile vermedi.

Ev sahibinin öldüğünü anlamıştı.
ilginç birisiniz gila bey
 

kaligula_oky

Forum Kalfası
Eğer yanılmıyorsam yukarıdaki mesajınız konuyu beğenip ilgilendiğiniz anlamına gelmektedir.

Hal böyle ise neden ''BEĞENMEDİM'' butonuna bastınız.

Yok konuyu gerçekten beğenmemiş olabilirsiniz o halde neden bu mesajı yazdınız?

Bu bir çelişki değil mi?

Heleki tiyatro gibi bir sanat dalı ile uğraşan birisi için çok ciddi bir çelişki.
Umarım yanlışı fark eder, geri al butonu ile düzeltirsin.Saygılar.
öncelikle teşekkür ederim netbook tan girdiğim için bazen takılmalar yaşıyorum ve bunun farkında değildim yaptığın uyarı dikkate aldım ve yanlışı düzelttim...öğrenmeye aç biri olarak seninde dediğin gibi tiyatro ile ilgilendiğim için her konu ilgimi ve dikkatimi çekiyo... SAYGILARIMI SUNARIM BAŞARILI KONULARIN DEVAMINI DİLERİM