Pişmanlık - Fantastik Hayran Kurgu - 2. Bölüm

Penetrator God
Çırak


Yazar Hakkında:



"Tüm farklılıklara rağmen Tamriel'de yaşayan ölümlülerin bazı davranışları var ki hep aynıdır. Bu kitap serilerimde bunlara örnek olan kişilerin yaşadıklarını kaleme aldım. Umarım okuyucularımın hayatlarına bu canlı kanıtlar bir yol gösterici olur."


-Dnreigamamare, Sazerus​

(D.4E 71-Ö.4E 122)

Cyrodiil'li Imperial, büyücü ve yazar.

Sun's Dawn'ın 26. günü, 4E 71'de Colovia'da doğdu. Second Seed'in 22. günü, 4E 122'de 51 yaşındayken Winterhold'da öldü. Çocukluğu, babasının işi nedeniyle Cyrodiil ile Skyrim'e devamlı yolculuklar yaparak geçti. 4E 79-4E 83 arasında üç yıl annesiyle birlikte Chorrol'da ki Stendarr Şapeli'nde yaşadı. Edebiyatla ilgilenmeye de burada başladı.

4E 87'de büyüye olan yatkınlığını fark etti ve Skingrad Büyücüler Loncası'na çırak olarak katıldı. 4E 89'da loncadaki eğitimine ara verdi ve yazarlığa yoğunlaştı. 4E 92'de annesiyle babasının ayrılmaları, ailesinin kendisine karşı katı ve anlayışsız tutumu nedeniyle para sıkıntısı çekmesi, Sazerus'un sevdiği kızla evlenmesini engelledi.

4E 95'te büyücülük öğrenimine geri döndü. 4E 96'da mezun oldu ve loncada öğretim üyesi oldu. 4E 89 ile 4E 99 yılları arasında sadece 6 kitap yayımladı ve bununla ilgili akademilerden pek çok ödül topladı. 4E 100'de yazmış olduğu yeni kitaplarıyla elde ettiği başarı, maddi sıkıntısını yenmesini ve evlenmesini sağladı. 4E 110'da baş büyücü oldu.

Çocukluğunda babasıyla olan seyahatleri sırasında Skyrim'e aşık olmuştu. Bu onu oraya çekti. 4E 120'de Winterhold'da taşındı. Birkaç yıl kadar Winterhold Koleji'nde yardımcı baş büyücülük yaptı. Sazerus için her şey çok güzel gidiyordu, ta ki 4E 122'de ki Büyük Çöküş felaketi baş gösterene kadar. Şiddetli bir fırtına denizle birlikte Winterhold'u vurmuş ve şehrin yarısını anakaradan söküp yok etmiştir.

Sazerus'ta o gün tesadüfen eşi ve kızıyla vakit geçirmek için kolejden ayrılıp evine gitmiş. Sazerus büyüleri ile fırtınadan korunmuş ancak her şey sona erdiğinde sahil şeredinde yer alan evlerini yerinde bulamayan Sazerus, çıldırarak uçurumdan denize doğru karısıyla çocuğunu kurtarma umuduyla atlamış. Fakat bir daha onu gören olmamış.

Bununla ilgili pek çok halk efsanesine de konu olmuştur. En bilineni, balıkçıların denizin üstünde gördükleri parlamaların Sazerus'un heyulasının büyülerinin yansımaları olduğu ve derinliklerde bir yerlerde hala eşiyle kızını aradığıyla ilgili efsanedir. Ama bunun küçük çocukların denize girmemeleri için uydurulup anlatılan masallar olduğu su götürmez bir gerçektir.

Her şeyden öte Sazerus her zaman tek bir büyü dalıyla çalışmanın kölelik olduğunu savunmuştur. Kitaplarıyla ise insanlara karşı bir yükümlülüğü olduğunu düşünmüş ve "insanlık için sanat" görüşüne dayalı yapıtlar üretmiştir.

İmparatorluk Şehri, Arcane Üniversitesi Yayınevi, 4E 191



BÖLÜM II - SON

Sazerus Dnreigamamare

Malen-Va artık arkadaşarıyla görüşmemeye başlamıştı. Tıpkı merhum babası gibi sabah erkenden kalkıp dükkanı açıyor, akşama kadar çalışıyordu. Verdiği sözü yerine getirmek istiyordu. İki hafta sonra arkadaşlarından biri dükkana geldi.

Malen-Va'ya yarı şaka yarı ciddi sitemlerde bulundu:

"Bu akşam dere kenarına şarap içmeye gideceğiz, sen de gelsene sürüngen herif!" dedi.

Malen-Va tabii ki o an hemen bu teklifi reddetti. Ama arkadaşı öyle kolay teslim olacak biri değildi. Çok ısrar etti.

"Annem evde yalnız..." dedi Malen-Va.

"Çok kalmayacağız, bu arada öteki arkadaşlar da seni çok özledi, bir iki kadeh içer dönersin, hadi kırma bizleri! Hiç mi hatrımız yok sende?" dedi.

Malen-Va bunun üzerine biraz düşününce belki de iyi olabileceğini sandı, babası öldükten sonra iyice içine kapanmıştı. Arkadaşlarıyla konuşmak belki de iyi gelirdi ona. Ardından akşamüzerine doğru dükkanı kapayıp dere yatağına gitti.

Arkadaşlarının altısı da oradaydı. Malen-Va'yı çok sıcak karşıladılar. Babasının ölümüne çok üzüldüklerini söylediler, taziyelerini bildirdiler. Yapabilecekleri bir yardım varsa çekinmeden söylemesini istediler. Malen-Va'nın içindeki suçluluk duygusu birden kaybolmuştu.

Kendini rahatlamış hissetti. Arkadaşlarıyla yedi içti, şarkılar söyledi. O akşam eve epeyce geç gitti. Annesi uyumamış, onu beklemişti. Hemen arkadaşlarıyla olduğunu anlamıştı. Ona öğütler vermeye çalıştı ama Malen-Va sarhoş kafayla dinlemedi... dinleyemedi.

Ertesi gün Malen-Va'nın eski uçarı yaşamı yeniden başlamıştı. Nerede akşam orada sabah, bir eğlenceden ötekine koşuyordular. Hesapları her zamanki gibi yine Malen-Va ödüyordu. Ayrıca arkadaşlarının bitmek bilmeyen para isteklerini karşılamayı da sürdürüyordu. Üstelik artık altın çalmasına da gerek kalmamıştı. Çünkü hepsi onundu.

Arkadaşları da pazar da birer Saxhleel'ci dükkanı açtılar. İşin tuhafı Malen-Va'nın dükkanındaki atınlar her geçen gün biraz azalırken onların sermayesi sürekli artıyordu. Ayrıca eski tanıdık müşterilerini de arkadaşlarının yeni kurdukları işleri açılsın diye yerlerine yönlendiriyordu Malen-Va.

Bu gidişattan rahatsız olan genç çırak birgün Malen-Va'yı dayanamayarak uyarmak istedi:

"Beyim... şu dostlarınızın işlerine yaptığınız bağışlar biraz fazla olmadı mı? Tam karşımıza gelip rakip dükkanlar açarak bizi baltaladılar. Siz de bunun karşılığında onlara kendi el emeği göz nuruyla üretmiş olduğumuz eşsiz parçaları bedava verdiniz. Bu da yetmedi, birde müşterilerimize de yerlerine yönlendirmeye başladınız?!" dedi sinirle.

"Bundan sanane! Senin işin yerleri silip, mücevherleri parlatmak. Derhal işinin başına!"

"Hiç sanmıyorum Malen..."

"Ne? Sen patronuna nasıl ismiyle hitap ediyorsun? Saygısız, nankör! Nasıl konuşuyorsun benimle böyle? Ulan yediği kaba sıçan aç köpek! Ben doyuruyorum senin karnını!"

"HAYIR! Ben emeğimle kazandım, baban da bana hakkımı verdi. Ancak sen sadece hiç hak etmediğin ve hiçbir fikrinin olmadığı bir mirasın kökünü kazımaya çalışan züppenin birisin! En acısı da ne biliyor musun? Öz babanın ölümüne sebep oldun ve bunu içten içe biliyor olsan bile kendine itiraf edemeyecek kadar korkak ve seni göz göre göre sömüren bu ********lerin dostluk yalanını fark edemeyecek kadar da kör birisin!"

"SENİ EZECEĞİM SOLUCAN!" diyerek Malen-Va öfkeyle çırağın üzerine atıldı.

Fakat çırak onun gibi pamuklara sarılarak büyümemişti. Yediği önünde yemediği ardında bir yaşamı hiç olmamıştı. Hayatın gerçeklerini derinden ve erkenden öğrendi. Yokluklarla, imkansızlıklarla boğuşuyordu. Babası onu daha yumurtadan çıkmadan önce bırakıp gitmişti.

Hasta Annesi ve ondan üç yaş küçük kız kardeşiyle birlikte hayata sımsıkı sarılarak tutunuyorlardı. O daha bu yaşında evin reisi olmak zorunda kalmıştı. Kendini bildiğinden beri ailesine bakıyordu.

Tek başına sokaklarda yıllarca binbir zorlukla itilip kakılarak ve ezilerek, aç yatarak inadına yılmadan büyüdü. Ama bu tecrübeler onu olgunlaştırmıştı. Geçtiği bu yollarda kendini korumayı, güçlü ve dayanıklı olmayı öğrendi. Ama içindeki iyiliği muhafaza etmeyi bildi.

İşte Malen-Va'nın onun hakkında hiç bilmediği gerçekler bunlardı. Ondan yaş ve fiziksel olarak büyüktü. Bu üstünlüklerine güveniyordu. Çırak onun hamlesini hızlı bir karşı atakla beklenmedik bir biçimde karşıladığında Malen-Va bunu son anda blokladı ama ne yapacağını da şaşırdı.

O şaşkınlıkla Malen-Va sağ yumruğunu ona savurdu ama çırak rahatlıkla bundanda sıyrıldı. Ardından sol yumruğunu da salladığı sırada çırak hızla bu saldırıdanda kaçındı ve Malen-Va'nın yüzüne attığı zamanlaması mükemmel olan tek isabetli yumruğuyla onu yere devirdi.

Malen-Va güçbela uzanmış olduğu yerde dakikalar sonra doğrulabildi. Yarı baygınlık geçirmiş, bilinci gidip gelmişti. Sol gözü aldığı darbenin etkisiyle neredeyse içine göçerek kapanmıştı. Acıdan açamıyordu.

Bir eliyle o tarafını tutarken, diğer sağlam gözüyle nefret saçarak çırağı süzüyordu. Kavgayı duyan malattaki ve kasadaki diğer işçilerde etraflarında toplanmıştı. Olay çok hızlı gerçekleşmişti. Bu yüzden sadece sonuna yetişebilmişlerdi.

Dükkan çalışanları etraflarını sardılar ve meraklı gözlerle izlemeye devam ettiler. Malen-Va bu bakışlardan sıkılarak bağırmaya başladı:

"Ne bakıyorsunuz bön bön! Yardım etsenize bana! Şu çocuğa bir ders verin hemen!"

Kimse kılını bile kıpırdatmadı. Çünkü onlarda Malen-Va'nın yönetiminden bıkmışlardı. Malen-Va bunu fark edince küplere bindi.

"Demek öyle! Kovuyorum hepinizi defolun gidin dükkanımdan!" diyerek ayağa kalktı.

"Merak etme, zaten bizler istifa ediyoruz. Babanın hatrına sana katlanmaya çalıştık ama sen ekmek teknemizi de batırmaya başladın sonunda." dedi çırak kalabalığın desteğini arkasına alarak.

"DEFOLUN DEDİM!!! Size maaş falan da yok! Geberin acınızdan!"

Bunu duyan kalfalardan birinin tepesi attı ve Malen-Va'nın karşısına geçerek kulağına doğru okkalı bir tokat yapıştırarak yere düşürdü.

Diğer adamlardan biri kalfayı Malen-Va'nın üstünden çekerek uzaklaştırdı. Bu adam kalabalıktaki herkesten uzundu. Boynunda sarmaşığın ucuna bağlanarak asılmış bir tohum vardı. Üstünde tepeden pelerinli ve kapşonlu, yeşil olarak başlayan altında kahverengi ile biten çarıklı bir toprakla kirlenmiş seyyah kıyafeti vardı. Elinde bazen baston olarak kullandığı kalın bir dal parçası tutuyordu.

Fakat buna ihtiyacı olacak kadar da yaşlı sayılmazdı. Saçları ve boynuzları karman çorman ve uzundu. Parlak beyaz gözlere sahipti. Ellerinde ve yüzünde siyah dövmeler vardı. Bir işçiye göre oldukça tuhaf görünüyor ve kokuyordu. Ayağının altında bulunan topraktan çimenler yeşerip çıkıyordu. Konuşurken sanki sesi yankı yapıyordu ama bağırarakta konuşmuyordu. Tonu oldukça sakin çıkıyordu.

"Yapma! O buna bile değmez. Senin kumarlarda kazandığın kirli paranı zaten istemiyoruz. Babanın parası seninki aksine helaldi. Bizler tekrar bir iş buluruz öyle veya böyle alnımızın akıyla aşımızı çamurdan çıkarırız elbet. Ancak sen içinde bulunduğun bu karanlıktan nasıl temizlenip arınırsın onu bir düşün.

Diyeceğim son şey şudur ki: Senin adına Yaratıcılarımız Hist ağaçlarına dua ediyorum... Onlar umarım bu yolculuğunda sana rehberlik ederek ruhunu kurtarırılar ve şayet birgün kendini çaresiz hissedersen bu şişedeki özü iç ve belki eğer buna layık görülürsen yaradanın sesini işiterek hak yoluna nail olabilirsin."

Malen-Va adamın ona doğru uzattığı şişeye elinin tersiyle vurarak birkaç metre uzağına attı. Adam ona sıcak bir gülümseme yolladı. Malen-Va ise yüzünü yana çevirdi. Derken gök gürüldemeye, şimşekler çakmaya başladı. Malen-Va yüzünü tekrar adama döndüğünde ortadan kaybolmuş olduğunu fark etti. Gözleri etrafta onu aradı ama hiçbir yerde yoktu. Sanki yer yarılmışta yerin dibine girmişti.

Topluluk şiddetli yağmurdan ıslanmamak için hızla dağıldı. Pazarın meydanında yerde hala oturan tek Malen-Va kalmıştı. O anlarda başına gelen olayları düşünüyordu. Derken gözüne adamın ona vermeye çalıştığı şişeye takıldı. Uzaktan parıldıyordu. Bu gözünü kamaştıracak boyuttaydı. Bir süre ışığın geldiği tarafa bakamadı.

Malen-Va sırılsıklam olmuş berbat bir halde ayağa kalktı. Aklı hala şişedeydi. Işık hüzmesi dağıldığından üzerine yaklaşıp eline alabildi. Dikkatlice şişeyi incelemeye başladı. İçinde bir ağacın özü bulunan sıradan bir şişe gibi görünüyordu. Baktı baktı 'Bu ***** şey acaba ne işe yarıyor? Bunu bana neden verdi ki?'" diye düşündü daha sonra kontrol etmek için cebine attı. Dükkana doğru hızlı adımlarla ilerlerken kendi kendine sessizce söylendi:

"Gidin o zaman bakalım. Sizlere hiç ihtiyacım yok. Benim kimseye ihtiyacım yok. Arkadaşlarım bana yeter..."

Sazerus Dnreigamamare

Sazerus Dnreigamamare

Bir yıl sonra, 3E 399'un ortalarında Malen-Va'nın annesi kocasının ölümünün acısına daha fazla dayanamayarak hayatını kaybetti. Annesinin ölümünden sonra Malen-Va'yı durduracak hiç kimse kalmamıştı.

Gittikçe savurganlaştı. Atalarının onlarca yıl çalışarak kazandıkları servet ve itibar bu ilerleyişe sadece iki yıl kadar dayanabildi. Bir sabah alacaklılar Malen-Va'nın kapısına dayandı. Borç bulmak için hemen arkadaşlarına koştu. Ama hiç beklemediği bir tavırla karşılaştı.

Hepsi de kapılarını birer birer Malen-Va'nın yüzüne çarptı. Yaşananlara inanamıyordu. Sanki her başları sıkıştığında onlara yardın eden Malen-Va değildi. Kapılarını çalmayı ısrarla sürdürdü. Evlerinin önünde bekledi.

Bulaşıcı bir hastalık taşıyormuş gibi Malen-Va'dan kaçtılar. Malen-Va yeni yıl kutlamalarının yapıldığı New Life Festival'i sırasında akşamüzerine doğru, eskiden her zaman oturdukları bahçeli tavernaya gitti.

Öyle perişan bir haldeydi ki cebinde su içeçek parası bile yoktu. Bahçede ki küçük göletin başında oturup şarap içen arkadaşlarını görünce sevindi. Sonunda onları bir arada yakalamıştı. Onlarla konuşacak, ona karşı takındıkları bu dışlamanın nedenini soracaktı.

Malen-Va yanlarına yaklaştı. Onu görünce arkadaşlarının suratları asıldı. Tam yanlarına oturacaktı ki birden ayağa kalktılar. Malen-Va'yı görmezden gelerek, hesaplarını ödeyip ayrıldılar. O an bu davranışları Malen-Va'nın gerçekten zoruna gitti, arkalarından koşarak yetişti.

Malen-Va bir zamanlar evi satılmasın diye annesinin mücevherlerini çalıp verdiği arkadaşının yakasına yapıştı:

"Sizler ne biçim herifler mişsiniz böyle, yaptığım iyiliklerin karşılığı bu mu olacaktı?!" diye bağırmaya başladı Malen-Va.

Yakasını çekiştirdiği arkadaşı oldukça kuvvetl bir adamdı. Malen-Va'yı tek eliyle itti. Yere düşürdü. Malen-Va hırsla düştüğü yerden fırlayarak yeniden üstüne atıldı. Boş bulunmuştu, suratına okkalı bir yumruk yapıştırdı Malen-Va.

Burnu kanamaya başladı. Malen-Va vurmaya devam etti. Tabii bunu gören diğer adamlar yardıma atıldılar. Malen-Va kavgayı ayıracaklarını sanarken aksine hepsi birleşip ona saldırdı. Onlara karşı koymaya çalıştı ancak çok kalabalıktılar.

Malen-Va baş edemedi.Gücü tükendi.Yüzü gözü kan içinde kalıncaya kadar dövüldü. Kendine geldiğinde her yanı sızlıyordu. Ağaçlardan destek alarak kalktı. Güçlükle nereye gideceğini bilmeden yürümeye başladı. Çünkü bir evi de artık yoktu. Borçlandığı kumarbazlara kaptırmıştı.

Malen-Va rahmetli babasının ne kadar haklı olduğunu anladı. Herşeyi yıllar öncesinden öngörmüştü. Babası aklına düşünce ağlamaya başladı. Onun ölümüne de o neden olmuştu. Kötü biri olduğunu fark etti. Onu sevenlere acı çektiren, düşmanlarını zengin eden koca bir salaktı sadece.

Eskiden dostu olan düşmanlarından intikamını alacak güce bile sahip değildi. Yapması gerekenin ne olduğuna karar veremiyordu. Daha fazla rezil olmadan bu sefil yaşamına son vererek intahar mı etmeliydi yoksa hayatına sıfırdan yeni biri olarak aldığı ağır derslerden çıkardıklarıyla yön vererek mi başlamalıydı?

Birkaç yıl önce mücevherci dükkanı işlettiği zamanlardaki yaşamış olduğu bir olayı anımsadı. Babasının çırağıyla girdiği kavgayı ve sonuna doğru ortaya çıkıp ardından aniden ortadan kaybolan o garip adamı hatırladı ve söylediği sözleri:

"Senin adına Yaratıcılarımız Hist ağaçlarına dua ediyorum... Onlar umarım bu yolculuğunda sana rehberlik ederek ruhunu kurtarırılar ve şayet birgün kendini çaresiz hissedersen bu şişedeki özü iç ve belki eğer buna layık görülürsen yaradanın sesini işiterek hak yoluna nail olabilirsin."

Elini cebine attı ve adamın o zaman verdiği şişeyi kavradı. O günden beri yanında taşıyordu. Bir türlü ne işe yaradığını öğrenememişti. Merak ediyordu. Fakat Malen-Va hangisini seçecekti? Malen-Va hızlı bir kararla küçük şişenin kapağını açıp içindeki akışkan ve yapışkan maddeyi içerek yuttu.

Tadı iğrençti ve boğazından geçerek midesine inerken içini bulandırdı. Neredeyse kusuyordu. Fakat tam o an Malen-Va için zaman durdu. Eski yitirmiş benliğinin anılarının içinde kayboldu. Etrafında ışık patlamaları yaşanıyordu. Ortam bulanıklaştı. her şey sona erdiğinde gözleri karardı. Bir ses duydu.:

"MALEN-VA,"

"Ne oluyor! Sende kimsin?"

"SENİN YARATICINIZ."

"Benden ne istiyorsun?"

"TUHAF. ÖZÜMÜZÜ İÇTİN."

"Bu şeyi bana bir adam vermişti. En çaresiz hissettiğim anda içmemi söylemişti. Bana ne yapacağını bilmiyordum!Ayrıca neden çoğul konuşuyorsun?"

"ŞU AN ZİHİN PAYLAŞIMI YAPTIĞIMIZ BİR KOVANDASIN. BİZLER ZİHİNSEL KUDRET KULLANARAK KÖKLERLE BLACKMARSH'TA Kİ TÜM AĞAÇLARLA BİRLEŞTİK. O ADAM İSE BUYRUKLARIMIZI KULLARIMIZA BİLDİRMEKLE GÖREVLENDİRİLMİŞ KİŞİ. SİZLERİN PEYGAMBERİ."

"Hiçbir zaman yeterince dindar biri olmadım. Açıkçası... bu yaşadığım şeyleri aklım almıyor. Gerçekten benimle şu an konuşuyor musun yoksa kafayı mı yedim?"

"BİZ HIST'IZ. SENİNLE TELEPATİK BAĞ KURDUK."

"Anladım bunu daha önce duymuştum. Peki şimdi bana ne olacak?"

"BU SANA KALMIŞ."

"Nasıl yani?"

"SANA SORULACAK SORUYA DOĞRU CEVAP VERİRSEN DİLEĞİN YERİNE GELECEKTİR. ŞAYET YANLIŞ CEVAPLARSAN ÖLECEKSİN VE BAŞKA BİR ÖLÜ ARGONİAN SENİN YAŞAM ENERJİNLE REENKARNASYON GEÇİREREK TEKRAR DOĞACAK."

"Tamam. Teklifini kabul ediyorum. Zaten kaybedecek birşeyim kalmadı."

"BİR KİMSE FIRSATI VARKEN İLK NE YAPMALIDIR? İNTİKAM MI ALMALIDIR, GEÇMİŞİNE Mİ GİTMELİDİR YOKSA PİŞMAN MI OLMALIDIR?"

"Pişmanlık..."

"DOĞRU..."

Özün etkisi geçti. her şey daha berrak hale geldi. Tanrı Malen-Va'nın eline bir Argonian yumurtası koydu. Ancak bu sıradan bir yumurta değildi. Neredeyse tamamı altından ve çeşitli renkli mücevherlerle bezenmiş haldeydi. Her elini cebine soktuğunda yumurtanın aynısından bir başkası çıkıyordu. Tanrı ona bu gücü bahşetmesinin akabinde birde vazife verdi.

Malen-Va Gideon'un merkezindeki kurulan pazara gitti. Saxhleel kuyumcu esnafının bulunduğu yerde durdu. Onu görenler fısıldaşıyordu, kimileri haline gülüyor, kimileri ise acıyordu. Hain arkadaşları da oradaydı. Niyetini anlamak için sinsi gözlerle onu süzüyorlardı.

Malen-Va kimseye aldırmadan ilerledi. Yüksekçe bir yere çıkarak, onu şaşkın gözlerle izleyen meslektaşlarına seslendi:

"Elimde bugüne kadar görmediğiniz büyüklükte bir altın var. Tanrıların işçileri tarafından üretilmiş bu eşsiz nadide eseri açık arttırmayla satmak istiyorum. Almak isteyenler buyursun!" dedi.

O an pazarda bir dalgalanma oldu. Herkes Malen-Va'nın çıldırmış olduğunu düşündü. Kalabalık birbirine sokulmuş konuşuyordu. Eski arkadaşları kahkahalar atarak onunla alay etmeye başladı. Malen-Va bu arada elini sağ cebine sokup altın yumurtayı çıkardı.

Güneşin altında alev gibi yanan yumurtayı avcunda tutarak herkese gösterince, pazarı bir sessizlik kapladı. Bundan sonra, esnafın arasında hayranlık dolu bakışlar ve sesler yükseldi. Bu duruma önce çok şaşıran arkadaşları ilk şoku atlattıktan sonra artık Malen-Va'nın çok iyi tanıdığı o riyakar gülümseyişleriyle yanına yaklaştılar.

Öylesine yüzsüzlerdi ki, Malen-Va'nın reddedeceğinden korkmasalar boynuna sarılacaklardı. Ama o eski Malen-Va geri de kalmıştı. Onları yoksayarak açık arttırmayı başlattı. Esnafın arasında en çok para arkadaşlarında olduğu için altın yumurtayı en yüksek fiyatı onlardan biri verdi.

Yılışık bir ifadeyle Malen-Va'ya parayı uzatıp altını almaya kalktığında, "Sizlerin parası bu altını almaya yetmez." dedi.

Arkadaşı çok şaşırdı. Malen-Va'da onun fal taşı gibi açılmış gözlerinin önünde yumurtayı yere atıp toz haline gelinceye üzerinde zıpladı. Sonra yerdeki altın tozlarını halkın üzerine savurdu. Bu cömertliğini gören eski arkadaşları acele davrandıklarını görerek kahroldular.

Altına talip olan ise açgözlülüğün verdiği hiddetle yere yığıldı. O günden sonra Malen-Va pazarda bunu yapmayı ölene kadar sürdürdü.

Bu Hist ağaçlarının yollarından dönüp yaptıkları yanlışı anlayıp kendini düzeltmeyenlere verdiği bir cezaydı. Malen-Va için ise bu ebedi huzurdu. İşlediği günahların kefaretiydi. Hayatın anlamı ve amacıydı.

Sazerus Dnreigamamare
 
Üst