Sözde ermeni soykırımı | Page 14 | Wardom.Org

Sözde ermeni soykırımı

Esc0

Daimi Üye
Orhan pamuk okusa ne yazar.

Bu arada yukarıdaki mahkemede belirtmeyi unutmuşum hakimliğe soyunan ülkenin adı Fransa (zaten herkes anlamıştır).

Kendi kurdukları mahkemede bizi bile çağırmadan kendi kurallarıyla mahkum ettiler. Dediğim gibi kendi ayıplarını örtemediklerinden bize ayıp bulmaya çalışıyorlar.

Bu arada yakın tarihteki ayıplarından bazıları ...


Cezayir Soykırımı

Cezayir Soykırımı Fransız yönetimi altında 1,5 milyon kişi hayatını kaybetmiş (Scotsman, 17 Nisan 2006), çok sayıda kişi de işkence ve kötü muameleden geçmiştir. Cezayirliler bu olayları ’Cezayir Soykırımı’ olarak adlandırırlar.

Fransa, soykırım bir yana, olaylardaki sorumluluğunu dahi kabul etmiş değildir. Paris hükümetine göre tüm bu olaylar tarihçilere bırakılmalıdır.(Aynı bizim Ermeni Meselesini Tarihçilere bıraktıkları gibi)

Cezayir devlet başkanı Abdülaziz Bouteflika ise Fransa’nın Cezayir’de sadece insanlara karşı değil, insanların kimlikleri ve kültürlerine karşı da bir soykırım uyguladığını iddia etmiştir.

Cezayirli üst düzey bir idareci olan ve Mayıs 1945 Vakfı’nın Başkanı Muhammed El Korso "Fransızlar ve uluslararası kamuoyu bilmelidir ki Fransa Mayıs 1945’de gerçek bir soykırım işlemiştir" demiştir. Yine Cezayir devlet başkanı Abdülaziz Bouteflika da "Cezayir sömürgecilik ve bağımsızlık savaşı dönemlerinde işlenen tüm bu suçların Fransa tarafından kabul edilmesini beklemeyi hiçbir zaman bırakmamıştır" demiştir.

2005 Fransa azınlık başkaldırısı

Olayların yoğunlaştığı bölgeler

Paris’de 27 Ekim 2005 akşamı kimlik kontrolü yapan polis tarafından kovalanırken yüksek gerilim trafosuna sığınıp elektrik çarpması sonucu Kuzey Afrikalı Zyed Benna (17) ile Traore Bauna’nın (15) ölümü ve 17 yaşındaki Muhittin Altun’un ağır yaralanmasının ardından başlayan azınlık ayaklanması. Olayların başlamasından sonra bir camiye gaz bombası atılması ve Fransa İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy’in olaylara karışanlara “ayaktakımı” olarak nitelemesi gerilimi tırmandırmıştır. Terör dalgası, Paris’in Kuzey Afrikalı göçmen azınlığın yoğun olarak yaşadığı semtlerine sıçramıştır.

Ayaklanmayı destekleyen Kuzey Afrikalı ve Kuzey Afrika kökenli Fransız azınlık, Fransa’yı saran isyana, yoksulluk ve polisin Kuzey Afrikalılara karşı kötü ve ayrımcı tutumunu neden olarak göstermektedirler. Sağduyulular ve terör karşıtları ise, olayları kınamaktadır[1]. Olayların başladığı banliyöde yaşayanların yarısının 20 yaşın altında olduğuna ve işsizlik oranın yüzde 40’un üstünde olduğuna dikkat çekilmektedir. Polisle çatışan çoğu Afrika kökenli gençlerin yaşları 12-25 yaş arasında değişmektedir. 11 günde yaklaşık 5 bin aracı ateşe veren öfkeli azınlık, okul, spor salonu, işyeri, otobüs garajı ve depoları da hedef seçmiştir. Paris’in ardından Fransa’nın diğer kentlerinde de araba kundaklama olayları olmuştur. Son olarak Belçika’da Brüksel’de, yabancıların yoğun olarak yaşadığı Sengil ve Anderlecht bölgelerinde de 6 Kasım akşamı 5 taşıt kundaklandı. Almanya’da da Berlin ve Bremen’de azınlık mensupları bazı araçları ve çöp kutularını ateşe verdiler.

Kaynak : http://tr.wikipedia.org/wiki/2005_Fransa_azınlık_başkaldırısı



Ruanda Soykırımı

Ruanda Soykırımı, Ruanda’da 1994 yılında yaklaşık yüz gün içinde 800.000 Tutsi ve ılımlı Hutu’nun, aşırı uç Hutular (Interahamwe) tarafından öldürülmesi olayıdır. Katliam, Tutsi destekli isyancı Ruanda Vatansever Cephesi lideri Paul Kegame’ye bağlı güçlerce, Hutu ağırlıklı hükümetin düşürülmesi ile son buldu. Ardından yönetimden güç alan Tutsilerin öç bahanesiyle saldırması sonucu yüzbinlerce Hutu, komşu Zaire’ye (Kongo Cumhuriyetine) sığındı.

İddialar

Fransa ve ABD’nin özellikle bölgede katliamı başlatan Hutu’ların engellenebileceği zamanlarda Birleşmiş Milletler’i işlevsiz kılmaya yönelik diplomatik girişimleri bu iddialara temel teşkil eder. Atrıca Fransa Eski Cumhurbaşkanı François Mitterrand O ülkelerde bir soykırım yaşanması o kadar da önemli bir şey değil. şeklinde açıklamada bulunmuştur. (Le Figaro, 12 Ocak 1998)

1992 yılında Ruanda Cumhurbaşkanlığı Muhafızları’nı eğitmek için bölgede bulunan emekli Ulusal Jandarma Müdahale Grubu Komutan Yardımcısı Thierry Prungnaud, devlet radyosu France-Culture’e verdiği mülakatta “1992 yılında Fransız askerlerinin Ruandalı sivil milislere atış eğitimi verdiğini gördüm.” diyerek Fransa’nın henüz anlaşılamayan sorumluluğuna değinmiştir. Emekli komutan, mülakatı yapan gazetecinin ‘Fransa’nın Ruandalı milisleri eğittiğini reddettiğini’ hatırlatması üzerine “Fransa bunu her zaman inkâr etti, başka şeyler gibi. Ama önemli değil, ben doğruluyorum.” şeklinde cevap vererek benzer iddialara destek vermiştir.

Kaynak : http://tr.wikipedia.org/wiki/Ruanda_Soykırımı
 

Esc0

Daimi Üye
bu konuyu dünyaya yada her seferinde değişik bahanelerle önümüze sunan devletlere anlatabilmek için onların parlamentolarında güçlü lobiler oluşturmak...
şuan ermenilerin yaptığıda bu zaten adamlar bulundukları ülkelerde güçlü lobiler oluşturup istediklerini yaptırabiliyorlar. nitekim bunda da başarılı oluyorlar...
örnek vereyim: mesela fransada yaşayan Türkler kendi içlerinden 3-5 kişiyi seçip, yapılan seçimlerde seçtikleri kişiye oy verirlerse; fransa meclisinde de çok güzel ve rahatlılıkla bir lobi oluşturulabilir.. ama herşey lobi ilede bitmiyor..
örneğin fransa örneğinde de olduğu gibi ülke çıkarları ön planda olduğu zaman malesef gerçekler göz ardı ediliyor...

fransanın sözde soykırımı kabul edeceği zamanlarda türkiye cezayir soykırımını gündeme getirdi...
türkiye neden daha önce böyle birşey yapmadıda şimdi yapıyor diyen cezayirliler ..Türkiye bizim meselemize karışmasın dedi.
Türkiye yani bizlerde AB ve ABD ye bizim işimize karışmayın diye bilsek...
 

Esc0

Daimi Üye
"Soykırım" Terimi Ne Anlama Gelmektedir?

Soykırım terimi ilk kez, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 9 Aralık 1948 tarihli kararıyla onaylanıp l 1 Ocak 1951’de yürürlüğe giren "Soykırımın Önlenmesine ve Cezalandırılmasına ilişkin Sözleşme" adlı uluslararası sözleşmede kullanılmıştır.
Türkiye tarafından da onaylanan sözleşmeye göre; soykırım suçunun tanımlanması için şu üç unsurun gerçekleşmesi gerekmektedir:
1) Her şeyden önce ulusal, etnik, ırki veya dini bir grup bulunmalıdır.
2) Bu grup, sözleşmede sayılan "grup mensuplarının öldürülmesi" eyleminden "bir grubun çocuklarının başka bir gruba zorla nakledilmesi" ne kadar uzanan ve "grubun fizik varlığını sona erdirecek yaşama koşullarına tabi tutulması" eylemini de içeren bazı muamelelere tabi tutulmalıdır.
3) Söz konusu grubu "kısmen veya tamamen yok etme kastı"nın mevcut olması gerekir.

Bu kilit ibare; savaşlara, isyanlara vs. ilişkin başka amaçların sonuçları olan diğer "adam öldürme"lerden, soykırımı ayırt eder. Adam öldürme fiili ulusal, etnik ırki veya dini bir grubun üyelerini sırf bu grubun üyeleri oldukları için açık veya örtülü bir şekilde yok etmeyi hedef aldığı zaman soykırımına dönüşür.
Sayılarının büyüklüğü, ancak gruba yönelik böyle bir kastın belirtisi olarak ele alınabilirse anlam kazanır. Bu nedenledir ki, Vietnam savaşına ilişkin Russel Mahkemesi dolayısıyla soykırımından söz eden Sartre’ın dediği gibi, "böyle bir kastın örtülü bile olsa varlığını kanıtlamak için objektif olayları incelemek gerekir."

KAYNAK:
Soysal Mümtaz, Orly Saldırısı Davası 19 Şubat-2 Mart 1985, Şahit ve Avukat Beyanları, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, 1985, sayfa 8.

24 Nisan 1915 ermeni Soykırım Günü müdür?
1890’dan sonra başlayan onlarca isyan ve hemen ardından gelen ermeni katliamları karşısında Osmanlı hükümeti, ermeni Patriği, ermeni milletvekilleri, komiteler ve ermeni cemaatinin önde gelenlerine yeni karışıklıklar çıkması durumunda "ülke savunmasını sağlamak amacıyla sert önlemler almak zorunda" kalınacağı anlatılmıştır. Osmanlı Hükümeti’nin bu gayretleri belgeleriyle sabittir.
Osmanlı’nın bütün iyi niyetli ikazlarına rağmen, daha savaş başlamadan önce her türlü isyan hazırlığına girişmiş olan ermeniler, savaş başlar başlamaz toplu bir isyana yönelmemişlerdir. Osmanlı orduları cephede savaşırken, ermenilerin eylemleri, "ermeni bağımsızlığı için, müttefik davasına hizmet gayesiyle" hazırlanan plana uygun yürütülmüştür. Ancak, ermeni çetelerinin cephe gerisindeki faaliyetlerinin, devletler hukukuna göre hıyanet sayıldığı gerçeği göz ardı edilmiştir.
ermeni isyanları özellikle Doğu Anadolu’dan başlayarak diğer vilayetlere yayılmıştır. Erzurum ve çevresinde Rus işgalinin genişlemesiyle ermeniler, "halkın kanını kendilerine mubah" görmüşler ve bir Alman generalinin ifadesiyle, "Bu bölgedeki Müslüman halkı silip süpürmeye başlamışlar"dır.
ermeni çetelerinin bu tür zulüm ve eylemleri sürerken, güvenlik kuvvetleri tarafından ermenilerin yaşadıkları bölgelerde yapılan aramalarda pek çok silâh ve cephane ele geçirilmiştir. Artık devletin varlığını ağır bir şekilde yaralayan bu durum, biraz daha hoşgörü gösterildiğinde, telafisi mümkün olmayan sonuçlara sürükleneceğini göstermektedir.
Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesinden ve özellikle Kafkas Cephesindeki bozgundan sonra, ermenilerin Müslüman halka karşı baskıları, askerden firarları, asker ve jandarmaya saldırıları, silahlı ve mühimmatla yakalanmaları, Fransızca, Rusça ve ermenice şifre gruplarının ele geçirilmesi gibi gelişmeler, ülke çapında bir karışıklık çıkaracaklarını gösteren en önemli kanıtlar olmuştur. Enver Paşa, bu nazik durum sebebiyle 25 Şubat 1915’te ilgili birimlere dikkatli olunmasını bildirmiştir.
Ancak sınırlı bir bölgede gerçekleştirilen bu uygulamanın genelleştirilmesi fikrini pekiştiren olay, Van ermenilerin isyanı olmuştur. Çevredeki ermenilerin, Osmanlı Devleti’nin savaşa girdiği tarihlerde Van’da toplandıkları ve silahlanarak Rusların iyice yaklaşmasını bekledikleri resmi belgelere yansımıştır. 17 Nisan 1915’de başlayan isyan, bütün vilayeti sarmış ve 20 Nisan’da da Van şehri ve köylerindeki ermeniler ile Çölemerik Nasturileri ayaklanmışlardır. ermeni Katogikosu V. Kevork, 10.000 silahlı çetecinin bu isyana katıldığını bildirmiştir.
Bunun üzerine ermeni komiteleri 24 Nisan 1915 tarihinde kapatılarak, yöneticilerinden 2345 kişi devlet aleyhine faaliyette bulunmak suçundan tutuklanmıştır. Dışarıdaki ermenilerin her yıl "ermeni soykırımının yıldönümü" diye andıkları 24 Nisan, işte bu 2345 komitecinin tutuklandığı tarihtir ve tehcirle alakalı değildir.
Ancak, asılsız olayları bile abartarak propaganda malzemesi yapan komiteci ermeniler, söz konusu tutuklamaları da bir propaganda konusu yapmak için derhal harekete geçmişlerdir. Nitekim, Eçmiyazin Katagikosu Kevork, ABD Cumhurbaşkanı’na şu telgrafı göndermiştir:
"Sayın Başkan, Türk ermenistan’ından aldığımız son haberlere göre, orada katliam başlamış ve organize bir tedhiş ermeni halkının mevcudiyetini tehlikeye sokmuştur. Bu nazik anda Ekselanslarının ve büyük Amerikan Milletinin asil hislerine hitap ediyor, insaniyet ve Hıristiyanlık inancı adına, büyük Cumhuriyetinizin diplomatik temsilcilikleri vasıtasıyla derhal müdahale ederek, Türk fanatizminin şiddetine terkedilmiş Türkiye’deki halkımın korunmasını rica ediyorum.
Kevork, Başpiskopos ve bütün ermenilerin Katogikosu."

Başpiskopos Kevork’un telgrafını, Rusya’nın Washington Büyükelçisi’nin ABD’deki temasları izlemiş, böylece yasadışı işler yapan ermeni komitecilerinin tutuklandığı gün olan 24 Nisan, "Türkler’in ermenileri soykırıma tabi tuttuğu gün" olarak dünya kamuoyuna propaganda edilmiştir.

KAYNAK:
Gürün, Kamuran-; ermeni Dosyası, TTK Basımevi, Ankara 1983, s. 210-21

Tehcir Nedir? Soykırım Anlamı Taşır mı?
Arapça asıllı bir kelime olan tehcir, "bir yerden başka bir yere göç ettirmek, yer değiştirmek, hicret ettirmek (immigration, emigration)" manasını taşır; bir "sürgün", bir "deportation" manası yoktur. Bununla birlikte; "Tehcir Kanunu" diye adlandırılan kanunun adı da aslında "Savaş zamanında hükümet uygulamalarına karşı gelenler için askeri tarafından uygulanacak önlemler hakkına geçici kanun"dur. Bu kanuna dayanılarak gerçekleştirilen yer değiştirme uygulamasının anlatımında kullanılan "tenkil (nakletme)" tabiri de batı dillerinde "sürgün" anlamına gelen "deportation", "exile" veya "proscription" gibi terimlere karşılık değildir.
Başta Van olmak üzere yurdun pek çok yerinde başlayan ermeni isyan ve katliamlarına önlem almak amacıyla Talat Paşa’nın başlattığı, Hükümet ve Meclis’in de uygun gördüğü yer değiştirme, doğrudan doğruya cephelerin güvenini sarsacak bölgelerde uygulanmıştır. Bunlardan birincisi, Kafkas ve İran cephesinin geri bölgesini oluşturan Erzurum, Van ve Bitlis dolayları; ikincisi ise, Sina cephesi gerilerini oluşturan Mersin-İskenderun bölgeleridir. ermeniler, her iki bölgede de düşmanla işbirliği yapmış ve onların çıkarma yapmalarını kolaylaştıracak faaliyetlerde bulunmuşlardır.
Yer değiştirme uygulaması daha sonraları, isyan çıkaran, düşmanla işbirliği yapan ve ermeni komitacılarına yataklık eden diğer vilâyetlerdeki ermenileri de kapsayacak şekilde genişletilmiştir. Başlangıçta Katolik ve Protestan ermeniler uygulamanın dışı bırakıldıkları halde, daha sonra bunlardan zararlı faaliyetleri görülenler de göç ettirilmişlerdir.
Gerçekleştirildiği 1915’ten günümüze kadar yer değiştirme uygulaması hakkında çok şey yazılıp çizilmiştir. ermeniler, uydurma belgelerin arkasına gizlenerek, dünya kamuoyunu uzun süre kandırmayı başarmışlardır. Başlangıçta üç yüz binlerden başlayıp, üç milyonlara kadar varan rakamlarla ifade edilen ermeni katliâmı hikâyelerinin hiçbir dayanağı bulunmamaktadır. Nitekim İstanbul’un işgal edildiği dönemde İngilizler ve Fransızlar, Osmanlı arşivini yeterince araştırmalarına rağmen soykırımı imâ edecek tek bir belgeye dahi rastlamamışlardır.
Şayet, Osmanlı devletinin ermenileri "soykırım"a tabi tutmak gibi bir amacı olsaydı; bulundukları yerlerde bu düşüncesini gerçekleştiremez miydi? Bunun için "yer değiştirme" gibi bir uygulamaya ne gerek vardı? Kafilelerin güvenliği, sağlığı ve geçimlerinin temini için büyük maddi fedakarlıklara ne gerek vardı? 1915 Mayısından 1916 Ekim ayına kadar yaklaşık bir buçuk yıl devam eden göç ettirme ve yerleştirme sırasında, emirler çerçevesinde ve mahallinde aldığı tedbirlerle, o günün zor savaş şartlarına rağmen, ermenilerin can ve mallarını koruma altına almasına ne gerek vardı? Adetâ yeni bir cephe açmış gibi idarî, askerî ve malî yükün altına girmemeye ne gerek vardı?
Bütün bu soruların cevapları, Osmanlı Devleti’nin asıl niyetinin anlaşılmasına yetecektir. Osmanlı devletinin, yüzlerce yıl devlete olan bağlılıklarından dolayı "millet-i sadıka" olarak nitelendirdiği bir halka karşı, birdenbire tavır değiştirmesinin de mantıklı bir izahı yoktur. Değişen Osmanlı değil, Rusya ve İtilaf Devletlerinin bağımsızlık vaatlerine kanan ermenilerdir.
Devlet güvenliğinin sağlanması için gerekli bir uygulama olan yer değiştirme, dünyanın en başarılı sevk ve iskan hareketidir ve hiçbir zaman ermenileri imha etmek gayesini gütmemiştir.

KAYNAK:
Halaçoğlu, Prof. Dr. Yusuf-; ermeni Tehcirine Dair Gerçekler (1915), TTK Yayını, Ankara 2001.
 

Esc0

Daimi Üye
Tehcir Öncesi ve Sonrasında ermeni Nüfusunun Durumu Nedir?
ermeni komitacılar ve bugünkü destekçileri tarafından günümüzde en çok istismar edilen konu ermeni nüfusunun tehcir öncesi ve sonrasındaki durumudur. Savaş döneminde tutulan kayıtlar, resmi rakamlar, kilise kayıtları, yabancı misyonların raporlarında yer alan nüfus bilgileri ve diğer belgelere rağmen sürekli olarak o günkü gerçek nüfusun asgari üç katı bir rakam gösterilerek soykırım iddialarına dayanak aranmaktadır. Verilen rakamlardan bazıları, dünya genelinde bugün yaşayan toplam ermeni nüfusunu bile birkaç kat aşmaktadır. Bu nedenle, nüfus bilgilerini veren ciddi kaynaklar karşılaştırmalı olarak müteakip maddelerde değerlendirilmiştir.

Tehcir Öncesi ermeni Nüfusu:
Osmanlı Devletinde yaşayan ermenilerin nüfusuna ilişkin çok değişik iddialar mevcuttur. Bunları sırasıyla aşağıdaki şekilde açıklayabiliriz;

ermeniler ve Diğer Yabancı Kaynaklara Göre Osmanlı Devleti’nde ermeni Nüfusu:
- 1917 İngiliz Salnamesine göre; 1.056.000 (1)
- Patrik Ormanyan’a göre; 1.579.000 (2)
- Kevork Aslan’ın "ermenistan ve ermeniler isimli kitabında Anadolu’da 920.000, Kilikya (Adana, Sis, Maraş Bölgesi) 180.000, Osmanlıların diğer bölgelerinde 700.000, olmak üzere toplam 1.800.000 (3)
- Alman Papas Johannes Lepsius’a göre; 1.600.000 (4)
- Cuinet’e göre; 1.045.018 (5)
- Fransız Sarı Kitabına göre; 1.475.011 (6)
- Basmacıyan’a göre: 2.280.000 (7)
- Patrik Nerses Varjabedyan’a göre; 1.150.000 (8)

Osmanlı Devleti Resmi Belgelerine Göre ermeni Nüfusu:
Yabancılar Osmanlı belgelerini görmezden gelmeye çalışmaktadır. Ancak, bu konudaki en güvenilir rakamların resmi belgelerde olduğu kesindir. Son zamanlarda olduğu gibi tehcir öncesi ermeni nüfusun olduğundan 4, hatta 5 kat fazla gösterildiği olmuştur. Örneğin 1878 Berlin Kongresi’nde Bağımsız ermenistan isteyen ermeniler, Doğu Anadolu illerinde 3.000.000 ermeni olduğunu savunmuşlar ancak Berlin Anlaşmasında Hıristiyanlardan vergi alınması hükme bağlanınca, bu sayıyı Osmanlı Hükümetinin belirlediği sayının altına indirmişlerdir.
Osmanlı Devletinde İstatistik Genel Müdürlüğü 1892 yılında kurulmuştur. Genel Müdürlük görevini 1892 yılında Nuri Bey, 1892-1897 yılları arasında Fethi FRANCO adlı bir Musevi, 1897-1903 yılları arasında Mıgırdıç ŞINABYAN isimli bir ermeni, 1903-1908 yılları arasında Robert isimli bir Amerikalı, 1908-1914 yılları arasında Mehmet BEHİÇ Bey yapmıştır(9).

Görüldüğü gibi ermeni meselesini siyasi alana taşıyan önemli olayların cereyan ettiği dönemde, Osmanlı nüfus bilgileri yabancıların kontrolü altındadır. Buradan hareketle, bugüne kadar aksi bir belge ve kanaat olmadığına göre Osmanlı nüfus bilgilerine itibar edilmesi gerekmektedir.
- 1893 Nüfus sayımına göre ermeni nüfusu 1.001.465’tir.
- 1906 Nüfus sayımına göre ermeni nüfusu 1.120.748’dir.
- 1914 Nüfus istatistiğine göre ermeni nüfusu 1.221.850’dir(10).

Her üç grup veri kaynağı değerlendirildiğinde, gerek Osmanlı, gerek ermeni ve yabancı istatistikler, I. Dünya Savaşı döneminde yaşayan ermenilerin nüfusunun 1.250.000 civarında olduğunu ortaya koymaktadır.
Yer değiştirme uygulaması sırasında çeşitli yollardan göç ettirilen ermenilerin ayrıldıkları ve vardıkları yerlerdeki sayıları devamlı şekilde kontrol edilmiştir. 9 Haziran 1915’ten 8 Şubat 1916 tarihine kadar Anadolu’nun çeşitli bölgelerinden yeni yerleşim bölgelerine taşınan ve yerlerinde bırakılan ermeni nüfusun ne kadar olduğu, Osmanlı Arşivi’nin ilgili tasniflerindeki belgelerden şu şekilde derlenmiştir11:

Sevk edilen Kalan
Adana(12) 14.000 15-16.000
Ankara (Merkez)(13) 21.236 733
Aydın(14) 250 -
Birecik(15) 1.200 -
Diyarbakır(16) 20.000 -
Dörtyol(17) 9.000 -
Erzurum(18) 5.500 -
Eskişehir(19) 7.000 -
Giresun(20) 328 -
Görele 250 -
Halep(21) 26.064 -
Haymana(22) 60 -
İzmir(23) 256 -
İzmit(24) 58.000 -
Kal’acık(25) 257 -
Karahisarı sahib(26) 5.769 2.222
Kayseri(27) 45.036 4.911
Keskin 1.169 -
Kırşehir(28) 747 -
Konya(29) 1.900 -
Kütahya(30) 1.400 -
Mamuretülaziz(31) 51.000 4.000
Maraş(32) - 8.845
Nallıhan 479 -
Ordu 36 -
Perşembe 390 -
Sivas(33) 136.084 6.055
Sungurlu 576 -
Sürmene 290 -
Tirebolu 45 -
Trabzon(34) 3.400 -
Ulubey 30 -
Yozgat(35) 10.916 -
TOPLAM 422.758 32.766

Diğer taraftan Göçmen ve Aşiretleri Yerleştirme Müdürü Şükrü Bey’in 18 Ekim 1915 tarihinde Halep’ten gönderdiği telgrafta, Halep’e sevk edilen ermenilerin tahminen 100.000 civarında olduğu bildirilmektedir(36).

Bu arada Musul ve Zor çevresine gönderilmek üzere 18 Eylül 1915 tarihi itibariyle Diyarbakır’da 120.000, 28 Eylül 1915 tarihi itibariyle de Cizre’de 136.084 ermeni nüfusun toplandığı kayıtlardan anlaşılmaktadır(37). Şükrü Bey’in 3 Kasım 1915 tarihinde Nizip’ten çektiği bir şifre telgrafta ise, taşımanın gayet düzenli bir şekilde devam ettiği ifade edilmektedir(38).
Yukarıda verilen listede yer değiştiren nüfus içinde yer alıp da henüz taşınmamış olduğu belirtilen kalan nüfustan Adana’dakiler, daha sonra yeni yerleşim bölgelerine taşınmışlardır(39). Buna göre sevk edilen nüfus toplam 438.758, Halep’tekilerle birlikte iskan sahasına varan nüfus ise 382.148’dir. (40) Görüldüğü gibi, ikisi arasında 56.610 kişilik bir fark bulunmaktadır.

Göç ettirilenlerle, yeni yerleşim bölgelerine varanlar arasındaki bu 56.610 kişilik fark, belgelerden elde edilen bilgiye göre, şu şekilde ortaya çıkmıştır: 500 kişi Erzurum-Erzincan arasında; 2.000 kişi Urfa Halep arasındaki Meskene’de; 2.000 kişi Mardin civarında eşkıya ve Arap aşiretlerinin saldırısı sonucu katledilmiş, ayrıca bir o kadar, yani yaklaşık 5.000 ve belki de biraz daha fazla kişi de Dersim bölgesinden geçen kafilelere yapılan saldırılar sonucu öldürülmüştür(41). Bu bilgiler ışığında toplam 9-10 bin kişinin yer değiştirme uygulaması sırasında katledildiği tespit edilmektedir.
Ayrıca yollarda açlıktan da ölümler olduğu belgelerden anlaşılmaktadır(42). Bunun dışında tifo, dizanteri gibi hastalıklar ve iklim koşulları sebebiyle de yaklaşık 25-30 bin kişinin öldüğü tahmin edilmektedir ki(43), bu şekilde 40 bine yakın kişi yollarda kaybedilmiştir. Kalan 10-16 bin kişinin bir kısmı, yola çıkarılmış olmakla birlikte, henüz iskan bölgesine varmadan yer değiştirmenin durdurulması sebebiyle, bulundukları vilayetlerde alıkonulmuştur. Mesela 26 Nisan 1916’da Konya iline, ilde henüz yollarda olan ermenilerin sevk edilmeyerek il dahilinde iskan edilmeleri için yazı gönderilmiştir(44). Öte yandan yer değiştirme kapsamında bulunan ermenilerden bir bölümünün Rusya’ya, Batı ülkelerine ve Amerika’ya kaçırıldıkları da tahmin edilmektedir.
Nitekim belgelerde, Osmanlı ordusunda silah altında bulunan ermenilerden 50.000’inin Rus ordusuna katıldığı, yine Türklerle savaşmak üzere 50.000 ermeni’nin de Amerikan ordusunda üç-dört yıldır eğitim gördüğü gibi kayıtlar yer almaktadır. Gerçekten de, Amerika’da yaşayan bir ermeni’nin Elazığ’da dava vekili olan Murad Muradyan’a yazdığı mektupta bu türden bilgiler bulunmaktadır(45).
Mektupta, bir kısım ermeni’nin Rusya’ya ve Amerika’ya kaçırıldıkları ve Amerika’da eğitilen 50.000 askerin Kafkasya’ya hareket etmekte olduğu açıkça ifade edilmektedir. Bütün bu belgelerden de anlaşılacağı gibi, Osmanlı tebaası pek çok ermeni, harpten önce ve harp içinde Amerika ve Rusya başta olmak üzere çeşitli ülkeler dağılmışlardır. Mesela ticaret maksadıyla Amerika’da bulunan Artin Hotomyan adlı bir ermeni’nin 19 Ocak 1915’te Emniyet Genel Müdürlüğü’ne gönderdiği bir mektupta çeşitli yollarla binlerce ermeni’nin Amerika’ya kaçırıldığı ve bunların aç ve perişan bir halde yaşadıkları ifade edilmektedir(46).
Bu bilgiler, Anadolu ve Rumeli’nin çeşitli bölgelerinden yer değiştirmeye tabi tutulan ermenilerin sayıları ile, yeni iskan merkezlerine ulaşanların sayılarının birbirini tuttuğunu göstermekte ve dolayısıyla sevk ve iskan sırasında herhangi bir katliam olayının olmadığını ortaya koymaktadır.
Öte yandan yer değiştirmeye tabi tutulan ermenilerin sayısının 500.000 civarında olduğu belirlendiğine göre, sevk ve iskana tabi tutulmayan Katolik ve Protestanlarla yine yer değiştirme dışında tutulan İstanbul, Bursa, Kütahya vs. ermenilerinin ve bu sırada Rus işgali altında bulunan Kars ve Van gibi doğu illerindeki ermenilerle birlikte, Osmanlı ermenilerinin toplam nüfuslarının da ancak 600.000 ila 800.000 arasında olduğu ortaya çıkmaktadır.
Nitekim 1918 yılında, ermeni Delegasyonu Başkanı olan Boghos Nubar Paşa’nın Fransa Dışişleri Bakanlığı Yüksek Yetkili Bakanı Monsieur Gout’a gönderdiği raporda: Kafkasya’da 250.000, İran’da 40.000, Suriye-Filistin’de 80.000, Musul-Bağdad’da 20.000 olmak üzere 390.000 kişinin Türkiye’den sürgün edildiğini, aslında sürgünlerin toplam sayısının 600-700 bin kişiye ulaştığını ve bunlardan ayrı olarak çöllerde şuraya buraya dağılmış sürgünleri kapsamadığını bildiriyor(47).
Boghos Nubar Paşa’nın verdiği rakamlardan 290 bin kişinin yer değiştirme uygulaması dışında Osmanlı topraklarını terk edenler olduğu anlaşılıyor. Göç ettirilenlerin toplam sayısı olarak verilen 600-700 bin kişiden 290 bin kişi çıkarılacak olursa, yer değiştirmeye tabi tutulan nüfusun 400 bin civarında olduğu görülüyor. Bu da ermeni delegasyonu başkanının, yer değiştirmenin gerçekleştirilmesi sonrasına, yani 1918 yılına ait verdiği sayılarla, Osmanlı belgelerinde verilen rakamlar arasında büyük ölçüde uygunluk görünmekte ve ermenilerin iddia edildiğinin aksine sağ salim iskan yerlerine vardıklarını ve dolayısıyla soykırım iddialarının ne kadar dayanaksız olduğu ortaya çıkmaktadır.
Nitekim o sırada Amerika Büyükelçisi bulunan Morgenthau da günlüğünde ermeni Protestanlarının vekili olan Zenop Bezciyan’la olan görüşmesinde Bezciyan’ın ifadelerinden hayrete düştüğünü belirtiyor(48). Bu görüşmesiyle ilgili olarak Morgehthau şöyle diyor:
"ermeni Protestanlarının vekili Zenop Bezciyan uğradı. Schmavonian kendisini benimle tanıştırdı. Okul arkadaşıymışlar. (İçerilerdeki) şartlar hakkında bana çok şey anlattı. Zor’daki ermenilerin hallerinden oldukça memnun olduklarını söylemesine şaşardım; işlerini kurup, hayatlarını kazanmaya başlamışlar bile; bunlar ilk gönderilenler olup katledilmeden oraya varmışa benziyorlar. Bana çeşitli kampların nerelerde olduğunu gösteren bir liste verdi ve yarım milyon kişinin buralara nakledildiğini sandığını söyledi. Kış bastırmadan onlara yardım edilmesi gerektiği hususunda ısrarlıydı."

Bu ifadeler, ABD Büyükelçisi Morgenthau’nun, bir ermeni’nin ağzından ermenilerin hallerinden memnun olduklarının ifade edilmesi karşısında nasıl hayrete düştüğünü gösteriyor.
Keza 1917’de Deyr-i Zor’a gelen İsveçli Sven Hedin’in İstanbul ermenilerinden olan tercümanı da, Fırat kenarında yer yer yüzlerce beyaz çadır gördüğünü, içerisinde barınanların Kafkas cephesinden veya Halep’ten gelen ermeni kadın ve çocuklar olduğunu anlatmaktadır(49).
Bu konuyla ilgili olarak, kimsenin görmek istemediği bir gerçek daha vardır: o da ölen Türklerin sayısıdır. Justin McCarthy bu konuda şunları yazmaktadır:
"Ölü ermeni sayısı ele alınırken ölü Müslüman sayısını da göz önüne almalıyız. İstatistikler çoğunun Türk olduğu 2.5 milyon Müslüman’ın da öldüğünü söylemektedir. ermenilerin yaşadığı 6 vilayette 1 milyondan fazla Müslüman ölmüştür... Sivas ili savaş sınırları içinde değildi. Rus ordusu asla bu kadar içeri girmedi. Fakat Sivas’ta 180 bin Müslüman öldü. Aynı şey bütün Anadolu için geçerliydi.(50)"

KAYNAK:
Halaçoğlu, Prof. Dr. Yusuf-; ermeni Tehcirine Dair Gerçekler (1915), TTK Yayını, Ankara 2001.
DİPNOTLAR
1) 1917 Britannica Yıllığı
2) Uras, Esat, Tarihte ermeniler ve ermeni Meselesi, İstanbul 1987
3) Aslan, Kevork, ermenistan ve ermeniler, İstanbul 1914.
4) Uras, Esat, a.g.e.
5) Uras, Esat, a.g.e.
6) 1893-1897 ermeni İşleri, Paris, 1897 nakleden Uras, Esat, a.g.e.
7) Uras, Esat, a.g.e.
8) Uras, Esat, a.g.e.
9) Mazıcı, Nurşen, Belgelerle Uluslar arası Rekabette ermeni Sorunu, İstanbul 1987.
10) Daha geniş bilgi için bkz. Karpat, Kemal, H. Ottoman Population 1830-1914 Demographic and Social Charsetistic, The University Of Winsconcin Press, 1985 London.
11) Bu arada Kastamonu, Balıkesir, Antalya, İstanbul, Urfa ermenileriyle, Protestan ve Katolik ermenilerle, hastalar, öğretmenler, yetim çocuklar ve kimsesiz kadınlar sevk edilmemiştir.
12) DH. EUM. 2. Şube, nr.68/77 (Ek-XXII).
13) DH. EUM. 2. Şube, nr.68/77 (Ek-XXII).
14) DH. EUM. 2. Şube, nr.69/250.
15) DH. EUM. 2. Şube, nr.68/101.
16) Belgelerde Diyarbakır’dan ne kadar ermeni’nin naklolunduğu bildirilmemektedir. Bununla beraber başka illerden gelenlerle birlikte 120 bin ermeni’nin sevk edildiği kayıtlarda yer almaktadır. Bu sebeple bu ilden 20.000 ermeni’nin sevk edildiği varsayılmıştır.
17) DH. EUM. 2. Şube, nr.68/89.
18) ŞFR. nr.54/162. Her iki belgede sevk olunan ermenilerden 500 kişilik bir kafilenin Erzurum-Erzincan arasında Kürtler tarafından katledildiği, diğer belgede ise Dersim bölgesinden gönderilen kafilelerin Dersim eşkıyası tarafından yine tamamen katledildiği bildirilmektedir. Bu kafilelerde kaç kişinin bulunduğu bilinmediğinden tahmini olarak 5.000 kişi alınmıştır.
19) DH. EUM. 2. Şube, nr.68/72.
20) Giresun, Perşembe, Ulubey, Sürmene, Tirebolu, Ordu ve Görele aynı vesikada verilmiştir (Bkz. DH. EUM. 2. Şube, nr.68/41).
21) DH. EUM. 2. Şube, nr.68/76.
22) DH. EUM. 2. Şube, nr.68/66.
23) DH. EUM. 2. Şube, nr.69/260.
24) DH. EUM. 2. Şube, nr.68/67 (Ek-XXIV)
25) DH. EUM. 2. Şube, nr.68/79
26) DH. EUM. 2. Şube, nr.68/73.
27) DH. EUM. 2. Şube, nr.68/75 (Ek-XXV).
28) DH. EUM. 2. Şube, nr.68/66.
29) DH. EUM. 2. Şube, nr.69/34.
30) DH. EUM. 2. Şube, nr.68/93.
31) DH. EUM. 2. Şube, nr.68/70 (Ek-XXVII).
32) DH. EUM. 2. Şube, nr.68/41.
33) DH. EUM. 2. Şube, nr.68/84 (Ek-XXVII).
34) DH. EUM. 2. Şube, nr.68/41.
35) DH. EUM. 2. Şube, nr.68/66.
36) DH. EUM. 2. Şube, nr.68/80 (Ek-XXVIII).
37) DH. EUM. 2. Şube, nr.68/71 (Ek-XXIX); 2. Şube, nr.68/84.
38) DH. EUM. 2. Şube, nr.68/101.
39) Haleb’e gelenlerin 100 bin civarında olduğu bildirilmesine karşılık (Bkz. DH. EUM. 2. Şube, nr.68/80) buraya gelen nüfus 100.000 olarak alınmıştır.
40) Yer değiştirmeye tabi tutulan edilen ve yeni yerleşim bölgesine varan nüfus ile ilgili olarak belgelerde kesin rakamlar verilmekle beraber, bazı yerlerden net sayılar verilmemesi sebebiyle her ikisi için de artı-eksi % 10 oynama söz konusu olabilir.
41) Mesela Trabzon, Erzurum, Sivas, Diyarbakır, Elazığ, Bitlis illeriyle Maraş ve Canik mutasarrıflarına 26 Temmuz 1915 tarihli şifre telgrafta, savaş başlanıcından beri hastalık ve isyan sebebiyle ne kadar ermeni’nin öldüğünün bildirilmesi istenmiştir (ŞFR., nr. 54-A/112). Ayrıca Ereğli ve Musul’da ermeni göçmenler arasında tifüs, dizanteri, sıtma gibi bulaşıcı hastalıkların yaygın olarak görüldüğü anlaşılmaktadır (Konya iline 8 Temmuz 1915 tarihli telgraf, ŞFR., nr.57/337; Zor Mutasarrıflığına 3 Şubat 1916, ŞFR., nr.60/219).
42) ŞFR., nr.57/110.
43) Bkz. DH. EUM. 2. Şube, nr.68/81; Ayr. Bkz. ŞFR., nr. 57/51.
44) ŞFR., nr. 63/119.
45) DH. EUM. 2. Şube, nr.2F/14.
46) Bkz. DH. EUM. 2. Şube, nr.2F/94.
47) Archives des Affaires Etrangéres de France, Série Levant, 1918-1928, Sous Série Arménie, Vol. 2, folio 47’den naklen bkz. Bilal ªimºir, Les Departén de Melte et les Allégations Armeniennes, Ankara 1998, p. 49.
48) Bkz. Heath W. Lowry, Büyükelçi Morgenthau’nun Öyküsü’nün Perde Arkası, İstanbul 1991, s. 47-48.
49) Sven Hedin, Bağdad, Babylon, Ninive, Leipzig 1918, s. 60-63’ten naklen N. Göyünç, s. 13.
50) McCarthy, Justin: "The Anatolian Arrmenians 1912-1922". Armenians in the Ottoman Empire and Modern Turkey (1912-1926), Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul 1984, s.23-25
 

Esc0

Daimi Üye
ermeni Meselesi-67 İdam

ermeni Tehcirinde Yeni Bilgiler..Osmanlı Devleti’nin Tutumu.

Son yıllarda Türkiye’nin uluslararası konjonktürde itibarını zedelemeye çalışan konuların başında hiç şüphesiz ermeni tehciri sırasında yaşanan soykırım iddiaları geliyor. ermeni diasporası ‘Tehcir sırasında Osmanlı yönetimi katliama izin verdi’ tezi ile dünya kamuoyunu aldatmaya çalışırken, bu iddiaların asılsızlığı karşısında sessiz kalmak istemeyen Türk tarihçiler de Osmanlı arşivlerinde yoğun mesai harcıyor. Her geçen gün yeni bilgilere ulaşılan tozlu raflar arasında Devlet Arşivleri Genel Müdürü Yusuf Sarınay’ın bulduğu son belgeler oldukça ilginç. Belgelere göre Osmanlı yönetimi, göç sırasında ihmali tespit edilen 1673 Türk’ü Divan-ı Harp’te yargıladı, 67’sinin ise idamına karar verdi.

Tarih doçenti olan Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürü Yusuf Sarınay, ermeni diasporasının ‘Tehcir (göç) sırasında Osmanlı yönetimi katliama izin verdi’ tezini çürütmek için uzun süredir yaptığı çalışmayı tamamladı. Osmanlı yönetiminin tehcirde suiistimali tespit edilen kamu görevlileriyle ilgili yaptığı işlemleri mercek altına alan Sarınay, ilginç bilgilere ulaştı. 1673 devlet görevlisinin yargılandığını belirleyen tarihçi Sarınay, bunlardan 67’sinin asıldığını ortaya çıkardı. Osmanlı Devleti’nin cezalandırdığı kişiler arasında binbaşı, kaymakam, belediye başkanı, Teşkilat-ı Mahsusa elemanları bile var. Yaptığı araştırmanın sonuçlarını Zaman’a açıklayan Yusuf Sarınay, “Bu yargılanmalar ve cezalandırmalar Osmanlı merkezî yönetiminin ne kadar hassas davrandığını, münferit olaylara dahi göz yummadığını göstermektedir. Eğer Osmanlı, soykırım niyetinde olsaydı, tehcir sırasında güvenliği tam sağlayamadıkları gerekçesiyle kendi kamu görevlilerinden bu kadar çok insanı feda eder miydi?” diyor.

ermenilerin ‘soykırım’ ısrarı karşısında atağa geçen Türk tarihçilerinin Osmanlı arşivlerinde yaptığı incelemeler her geçen gün yeni bilgileri gün ışığına çıkarıyor. Devlet Arşivleri Genel Müdürü Sarınay’ın ‘tehcir’le ilgili belgeler arasından derlediği bilgiler, Türk tezini güçlendirir nitelikte. ‘Tehcirde ermenilerin maruz kaldığı saldırıları’ reddetmeyen Sarınay, ‘Bunlar Osmanlı Devleti’nin soykırım organizasyonuydu.’ iddiasını ise kesinlikle kabul etmiyor. Osmanlı’nın tehcir boyunca ilgili tüm birimlere ‘güvenliği sağlayın’ uyarısında bulunduğunu belgeleriyle açıklayan Sarınay, buna rağmen ihmali görülen kamu görevlilerinin cezalandırılması konusunda da Osmanlı yönetiminin tolerans göstermediğine dikkat çekiyor ve şunları söylüyor: “Osmanlı hükümeti savaşın olumsuz şartları içinde ermeni sevkıyatını yürütürken kafilelerin güvenliklerinin sağlanması konusunda büyük gayret sarf etmişti. En üstte alınan sevk ve iskan kararları olmak üzere Dahiliye Nezareti tarafından taşra yöneticilerine gönderilen talimatlarda; ermenilerin can ve mal güvenliği üzerinde önemle durulmuş, gerekli tedbirlerin alınması ve ermenilere kötü muamelede bulunan jandarma ve memurların derhal azledilerek Divan-ı Harplere teslim edilmesi sürekli vurgulanıyordu.”

Hükümetin uyarılarına aykırı davranışlarda bulunanları cezalandırmak için 30 Eylül 1915’te soruşturma komisyonları kurulmasına karar verildiğinin altını çizen Sarınay, “O tarihte ermenilerle ilgili dış baskı oluşmamıştı bile. Osmanlı bu yargılama idaresini tamamen kendisi almıştır.” hatırlatmasında bulunuyor. ermenileri yok etme niyetinde olan bir yönetimin bu hassasiyeti göstermesinin mümkün olmadığının görülmesini isteyen Sarınay şu soruları yöneltiyor: “ermenileri yok etme veya onlara katliam yapma amacında olan bir yönetimin suç işleyen veya ihlali görülen devlet görevlilerini yargılaması, görevlerinden alması ve idam dahil çeşitli cezalara çarptırılmaları konularında bu kadar hassas davranması mümkün müdür? Almanya’nın Yahudi soykırımı ile ermeni olaylarını karşılaştıran ve benzerlikler kurmaya çalışan bazı aydınlara soruyorum: Almanya’da Yahudilere kötü davrandığı için yargılanan, görevinden alınan, hatta hapsedilen ve idam edilen Alman subayı veya kamu görevlisi var mıdır?”



Divan-ı Harp’te 1673 kişi yargılandı



Tarihçi Sarınay’ın Osmanlı belgelerinden ortaya koyduğu rakamlara göre Divan-ı Harp’te yargılananların sayısı toplam 1673. Bunların içinde binbaşı, yüzbaşı, üsteğmen, teğmen, jandarma bölük komutanı, polis komiseri ve Teşkilat-ı Mahsusa elemanı sayısı 528. Ayrıca sıhhiye müdürü, tahsildar, kaymakam, belediye reisi, nahiye müdürü, kâtip, sevk memuru, mal müdürü, tapu memuru, muhtar, telgraf müdürü, nüfus memuru, başkâtip ve Emval-i Metruke Komisyonu Reisi gibi 170 kamu görevlisi de yargılananlar arasında. Kalan 975 kişi çete mensubu ve halk arasından. 1916 yılı ortalarında son bulan Divan-ı Harp yargılamalarının sonuçları ise şöyle: 67 idam, 524 hapis, 227 berat ve yargılama reddi, 109 inceleme, 68 kürek, para, pranga ve sürgün cezası. 674 işlem yapılmayan kişi sayısı. 4 kişi de velisine teslim...
 

Esc0

Daimi Üye
1960’lı yılların ikinci yarısından itibaren, çeşitli ülkelerde yerleşik olan ermeni grupların, Türkiye aleyhine başlattıkları karalama kampanyaları ile varlığını hissettiren sözde ermeni sorunu, 1973’den sonra "Kanlı ermeni Terörizmi"ne dönüşmüştür.

Bu tarihten itibaren Türkiye’ye yönelik ermeni faaliyetleri, "Dört T" planı çerçevesinde uygulamaya konulmuştur. Bu plan, sözde ermeni sorununun tüm dünyada Tanıtılması, soykırımın Tanınması, Türkiye’den Tazminat alınması ve Toprak elde edilmesi aşamalarını içermektedir.

Bugün, maksatlı olarak gündemde tutulmaya çalışılan sözde ermeni sorununun ne derece mesnetsiz olduğunu ve ne tür çıkar kaygıları ile ortaya atıldığını daha iyi anlayabilmek için tarihsel gelişiminin incelenmesinde fayda görülmektedir.

1. ERMENİ KİMLİĞİ VE TARİHTE TÜRK-ERMENİ İLİŞKİLERİ :

Tarihte, "ermenistan neresidir? Nerede başlar, nerede biter?" sorularına cevap vermek çok güçtür. Ansiklopedik kaynaklarda; Erivan, Gökçegöl, Nahçıvan, Rumiye gölü kuzeyi ve Mako bölgesine, yukarı memleket anlamına gelen “Armenia”, bu yörelerde yaşayan halka ise “ermeni” denildiği yer almaktadır.

ermeni tarihçilerin bir kısmı, M.Ö. altıncı yüzyılda Kuzey Suriye ve Kilikya Bölgesi’nde yaşayan Hititlerden olduklarını, bir diğer kısmı ise Nuh’un oğullarından Hayk’a dayandıklarını iddia etmektedir. Bunun yanında, ermenistan denilen coğrafyada yerleşen ve bugün ermeni diye adlandırılan toplumun, bölgenin kesin olarak neresinde yaşadıkları, sayıları ve aynı yörede ikamet eden diğer unsurlara kıyasla nüfus oranları bilinmemektedir.

Görülüyor ki, ermeni tarihçileri bile kökenleri konusunda fikir birliği içinde değildir. O halde tarih boyunca bir millet ve bağımsız devlet olma vasfını taşımayan ermenilerin, herhangi bir bölgeye "vatanımızdır" demeleri mümkün görülmemektedir. "Büyük ermenistan" hayalinin de, tamamen yayılmacı bir düşüncenin ürünü olduğu değerlendirilmektedir.

Tarihsel olarak bakıldığında, ermenilerin sırasıyla, Pers, Makedon, Selefkit, Roma, Part, Sasani, Bizans, Arap ve Türkler’in hakimiyeti altında yaşadıkları görülür. ermeni derebeyliklerinin birçoğu, bölgeye hakim olan ve/veya ermenileri kendi saflarına çekerek kullanmak isteyen devletler tarafından kurdurulmuştur.

1071’de Türk hakimiyetine giren ermenileri, Bizans’ın zulmünden kurtaran ve onlara insanca yaşama hakkını bahşeden, Selçuklu Türkleri olmuştur. Fatih döneminde ise, ermenilere din ve vicdan hürriyeti verilmiş, ermeni cemaati için dini ve sosyal faaliyetlerini yönetmek üzere ermeni patrikliği kurulmuştur.

ermeni patriğine, ruhani reisleri azletme, dini ayinleri yasaklama, cemaatinden haraç toplama, nikah işlerini yürütme ve hapis cezaları verme yetkileri verilmiştir.

ermeniler, 19 uncu yüzyılın sonlarına kadar Osmanlı idaresinde, Türk insanının hoşgörüsünden de yararlanarak, adeta altın çağlarını yaşamışlardır. Askerlikten muaf tutulan ve kısmen vergi muafiyeti tanınan ermeniler, ticaret, zanaat ve tarım ile idari mekanizmalarda önemli görevlere yükselme fırsatını elde etmişlerdir. Rum isyanından sonra boşalan Osmanlı hariciyesine yerleştirilen ermenilere Osmanlı Devleti’ne hizmetlerinden dolayı "milleti sadıka" adı verilmiştir.

Bu nedenle 19 ncu yüzyılın son çeyreğine kadar Osmanlı Devletinin bir ermeni sorunu olmadığı gibi, ermeni tebaanın da Türk yöneticileriyle halledemedikleri bir mesele mevcut değildir.

2. ERMENİ SORUNU NEDİR ?

Osmanlı Devleti zayıflamaya başlayıp, hemen her konuda Avrupa’nın müdahalesine maruz kalınca, Türk - ermeni ilişkileri kötüleşmeye başlamıştır. Batılı ülkeler Osmanlı Devleti’ni bölerek bölgesel çıkarlarına ulaşabilmek için ermenilerle Türk toplumunun arasını açmayı hedeflemişlerdir.

Özellikle Avrupa’nın bazı büyük devletleri “ıslahat" adı altında bir yandan Osmanlı Devleti’nin iç işlerine karışırken, bir yandan da ermenileri, Osmanlı Yönetimi’ne karşı teşkilatlandırmışlardır.

Böylece ülke içinde ve dışında teşkilatlanan ve silahlanan ermeni komiteleri ile ermeni kiliselerinin kışkırtıcı faaliyetleri sonucunda, ermeni toplumu yavaş yavaş Türklerden uzaklaşmaya başlamıştır.

Türklerin hoşgörüsüne rağmen, yabancı devletlerle ittifak etmek suretiyle Türklerle mücadeleye başlayan ermeniler, Batının desteğini alabilmek için kendilerini "ezilen bir toplum" olarak göstermeye ve "Anadolu üzerindeki egemenlik haklarını Türklerin gasp ettiği"ni dile getirmeye başlamışlardır. Bu faaliyetlerini basın aracılığıyla duyurarak kamuoyu yaratmaya çalışmışlardır. Bu asılsız propagandalarını iddialarının kanıtları olarak bugün de kullanmaktadırlar.

1839 Tanzimat ve 1856 Islahat Fermanları ermenilerin daha fazla Batı’ya yönelmesine sebep olmuş, karşılıklı beklentiler artmıştır. ermeniler, Misyonerler vasıtasıyla yönlendirilmeye ve yabancı devletlerin nüfuzu için kullanılmaya başlanmışlardır. Buna karşılık ermeniler de Batı’yı amaçlarını gerçekleştirmek için bir araç olarak görmüşlerdir [1] .

Islahat Fermanı ile Müslümanlar ve gayrimüslimler eşit statüye getirilince ayrıcalıklarını kaybeden ermeniler,1877 - 1878 Osmanlı - Rus Savaşı sonunda, Rusya’dan "işgal ettiği doğu Anadolu topraklarından çekilmemesini, bölgeye özerklik verilmesini veya ermeniler lehine ıslahat yapılmasını" talep etmişlerdir. Bu isteklerle birlikte ermeni sorunu ortaya çıkmaya ve uluslar arası bir şekil almaya başlamıştır.

İngiltere ve Rusya tarafından tarih sahnesine sunulan ermeni sorunu, aslında emperyalizmin Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkma ve paylaşma politikasının bir uzantısıdır.

3. ERMENİ İSYAN VE KATLİAMLARI :

ermenilerce sırasıyla, Anadolu’da: Armenakan ve Vatan Koruyucuları, Cenevre’de: Hınçak, Tiflis’te: Taşnak komiteleri kurdurulmuştur. Bu komitelere hedef olarak Doğu Anadolu toprakları, amaç olarak ise Osmanlı ermenileri’nin bağımsızlık kazanması gösterilmiştir.

Bu amaçla kışkırtılan ermeni komiteleri, 1890 yılındaki Erzurum isyanı ilk olmak üzere, Kumkapı gösterisi, Kayseri, Yozgat, Çorum ve Merzifon olayları, Sason isyanı, Babıali gösterisi, Zeytun ve Van isyanı, Osmanlı Bankası’nın işgali, II. Abdülhamit’e suikast teşebbüsü ve 1909 Adana isyanlarını çıkartmışlardır.

ermeniler, Türk halkına en büyük zararı, Birinci Dünya Savaşı sırasında giriştikleri katliamlarla vermişlerdir. Bu dönemde ermeniler; Türk köylerine baskınlar düzenlemek suretiyle halka büyük zarar vermişlerdir. Örneğin Van’ın Zeve Köyü’nün bütün halkı, kadın, çocuk ve yaşlı demeden, ermeniler tarafından öldürülmüştür. [2]

Bir İngiliz belgesine göre; ermenilerin, asılsız iddialarının aksine Van ve Bitlis yörelerinde öldürdükleri Türklerin sayısı 300.000 ile 400.000 arasındadır [3] .

4. TEHCİR KANUNU, UYGULAMASI VE SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI İDDİASI:

Osmanlı Hükümeti’nin bütün iyi niyetine rağmen, ülkede ermeni olaylarının giderek yoğunlaşması, erkek nüfusun askere alınmasından dolayı savunmasız kalan Türk kadın ve çocuklarına ermeni saldırılarının artması ve ordunun birçok cephede savaş halinde bulunması nedeniyle mahalli isyanların topyekün bir ihanete dönüşmemesi için, cephe gerisinin emniyete alınması ihtiyacını doğurmuştur.

26 Şubat 1921 tarihinde Türk Milli Mücadelesinin Önderi Mustafa Kemal Paşa, ‘Public Ledger’ (Philadelphia) muhabirine şunları söylemiştir:



“Rus Ordusu, 1915’te bize karşı büyük taarruzunu başlattığı bir sırada o zaman Çarlığın hizmetinde bulunan Taşnak Komitesi, askeri birliklerimizin gerisinde bulunan ermeni ahalisini isyan ettirmişti. Düşmanın sayı ve malzeme üstünlüğü karşısında çekilmeye mecbur kaldığımız için kendimizi daima iki ateş arasında kalmış gibi görüyorduk. İkmal ve yaralı konvoylarımız acımasız şekilde katlediliyor, gerimizdeki köprüler ve yollar tahrip ediliyor ve Türk köylerinde terör hüküm sürdürülüyordu. Cinayetleri işleten ve saflarına eli silah tutabilen bütün ermenileri katan çeteler, silah, cephane ve iaşe ikmallerini, bazı küçük devletlerin daha sulh zamanından beri kendilerine kapitülasyonların bahşettiği dokunulmazlıklardan bilistifade ve bu maksada matuf olarak büyük stoklar husule getirmeye muvaffak oldukları ermeni köylerinden yapıyorlardı.”

24 Nisan 1915’de ermeni Komiteleri kapatılmış ve yöneticilerinden 235 kişi, "devlet aleyhine faaliyette bulunmak" suçundan tutuklanmıştır. ermenilerin her yıl "sözde soykırım anma günü" olarak andıkları 24 Nisan, bu tarih olup tehcirle alakalı değildir.

Komitelerin kapatılması, elebaşlarının ve bazı teröristlerin tutuklanması, olayları yatıştıracağına daha da şiddetlendirmiştir. Osmanlı Hükümeti son insani çare olarak; savaş bölgelerindeki halk ile Osmanlı Devleti’ne karşı casusluk ve hıyanetleri görülenlerin, savaş alanlarından uzak yerlere "sevk ve iskanı" için 27 Mayıs 1915’de "Tehcir Kanunu"nu çıkarmıştır.

1914 yılı resmi verilerine göre Osmanlı Devleti’nde 1.234.671 ermeni nüfusu bulunmaktadır. Bu sayı ermeni Patrikhanesi’ne göre 2.5 milyon, Lozan Konferansı ermeni Heyeti’ne göre 2.2 milyon, Fransız Sarı Kitabı’na göre 1.5 milyon, Britannica’ya göre 1.5 milyon ve İngiliz yıllığına göre 1 milyon olarak belirtilmektedir.



Arşiv belgelerine göre; Sevk ve Uzaklaştırılmaları Kararlaştırılan ermenilerin İllere göre dağılımı şöyledir [4] .


Kütüğe Kayıtlı Nüfus
Sevk Olunan Nüfus
Sevk Olunacakları Yol Güzergahı ve Yer
Açıklamalar

İllerin İsimleri
Sayı
Sayı



Ankara
47.224




Erzurum
128.657
120.000
Elazığ Yoluyla Musul ve Zor’a
Geri Kalan Nüfus kısmen çarpışmalarda ölmüş veya kısmen kaçmıştır.*

Adana
46.031




İzmit
54.370
50.000
Konya, Halep yoluyla Zor’a
Geri kalan nüfus kaçmış, saklanmış veya ölmüştür.*

Eskişehir





Bitlis
109.521
20.000
Bir kısmı Siirt yoluyla Diyarbakır’a, bir kısmı da Elazığ yoluyla Musul ve Zor’a
Geri kalan nüfus çarpışmalarda ölmüş ve bir kısmı da kaçmıştır.* [5]

Samsun(Canik)
26.374
26.374
Amasya, Karahisar, Sivas yoluyla Zor ve Musul’a.


Halep
34.451




Bursa(Hüdavendigar)
66.413




Diyarbakır
61.002




Sivas
141.592
141.592
Malatya yoluyla Zor ve Musul’a.


Trabzon
34.500
28.000
Gümüşhane yoluyla Zor ve Musul’a.
Geri kalan nüfus çarpışmalarda ölmüştür.

Balıkesir(Karesi)
8.290




Afyon
7.327




Kayseri
47.617




Elazığ(Mamuretülaziz)
74.206




Kahraman Maraş
27.101
27.101
Halep yoluyla Zor ve Suriye’ye.


Niğde
5.101




Van
67.792




Toplam
987.569
(413.067)




Katolik ve Protestan ermeniler tehcir edilmemişlerdir [6] .

Sözde ermeni soykırımı iddiası tamamen uydurma olup, geçerli hiçbir belge ve kanıta dayanmayan, hukuki zeminden yoksun olan ve Türk düşmanlığı üzerine bina edilen, gerçek dışı bir hayal ürünüdür.

Nitekim ABD’li ermeni profesör Hovannisian, 1982 yılında Münih’te yapılmış olan "Dünya ermenilerinin Problemleri Kongresi’nde bu gerçeği, "ermeni soykırımı ispatlanamamıştır. Soykırım hukuken geçersizdir ve zaten zaman aşımına da uğramıştır." şeklinde dile getirmiştir.

ABD’li Prof. Bernard Lewis ve Prof. Stanford Shaw da, sözde ermeni soykırımının gerçek olmadığı konusundaki tezleri nedeniyle, ermenilerin yoğun tepkisine maruz kalmıştır. Soykırım iddiası ile ilgili olarak Bernard Lewis, 1993 yılında "Le Monde" gazetesinde yayımlanan makalesinde şöyle yazmıştır: "Osmanlı Hükümeti’nin ermeni ulusuna karşı kitlesel imhayı öngören bir planı olduğunu gösteren geçerli kanıt yoktur. Türklerin "tehcire" (ermeni halkın savaş alanından alınarak başka yerlere gönderilmesi) başvurmalarının meşru nedenleri vardır. Çünkü ermeniler, Osmanlı topraklarını işgal eden Rusya ile ittifak halinde Türklere karşı çarpışıyorlardı". Yine Dr. Karekin Pastırmacıyan’ın "Anadolu-yı Şarki Şimendifer Meselesi" adlı kitabında, Erzurum çevresinde yaşayan 15.000 civarındaki ermeni’nin kendi isteğiyle Türkiye’yi terk ettiği, ermenilere Türkler tarafından baskı yapılmadığı ve soykırım gibi bir muamelenin olmadığı yer almaktadır.

5. SOYKIRIM NEDİR?

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu dünyada soykırım suçunu önlemek ve cezalandırmak için 1948’de kabul ettiği Soykırım Sözleşmesinde, Soykırım; “bir milli, etnik, ırki veya dini grubu, grup niteliğiyle, kısmen veya tümüyle, yok etmek kastıyla;



a. Grubun mensuplarını katletmek,

b. Grubun mensuplarına ciddi bedensel ve psikolojik zarar vermek,

c. Grubun maddi varlığının kısmen veya tamamen yok olmasına yol açacak hayat şartlarına kasten tabi tutmak,

d. Grup içinde doğumları önlemek amacıyla önlemler dayatmak,

e. Grubun çocuklarını bir başka gruba zorla nakletmek” olarak tanımlanmıştır.

Türkiye bu sözleşmeye 1950 yılında taraf olmuştur.

Bugün resmi/hukuki olarak; II nci Dünya Savaşı boyunca Nazilerin Yahudilere ve diğer etnik gruplara karşı giriştikleri kitlesel kıyım ve Srebrenitsa (Bosna) da Sırp milliyetçileri tarafından Boşnaklara yapılan katliam, soykırım kapsamında kabul edilmektedir [7] .

Soykırım suçu, gerçek anlamda yukarıda örneklenmiş olan olaylarda işlenmiştir. ermenilerin iddia ettiğinin aksine, 1915 yılında Doğu Anadolu bölgesindeki ermenilere yönelik uygulama, sadece güvenliğin sağlanması amacıyla imparatorluk içinde başka bir bölgeye göç ettirme olup soykırım değildir.

ermenilerin Doğu Anadolu’da savaş ve tehcir sırasında kayıplar verdikleri doğrudur. Ancak bu kayıplar, Doğu Anadolu’da yaşanan savaş ve isyanlar nedeniyle asayişin sağlıklı olarak sağlanamaması, araç, yakıt, gıda, ilaç yetersizliği, ağır iklim şartları ile tifüs gibi salgın hastalıkların yol açtığı lamergrubu sonucu meydana gelmiştir [8] .

6. SONUÇ:

ermenilerin Türklere karşı silahlı terör metodolojisini kullanmaya başlamaları, Türkiye açısından ermeni sorununa önemli bir boyut kazandırmıştır. Özellikle Türk devlet adamlarına yöneltilen bu terörist strateji ilk defa 1905’te II. Abdülhamit’e yapılan bombalı saldırı ile başlamıştır. 1965 yılına kadar devam eden sakin bir dönemden sonra, ermeni lobisinin desteğiyle terör hareketleri birdenbire tekrar ortaya çıkarılmıştır. Basın ve yayın faaliyetleri programlı olarak uygulamaya konulmuştur. ermeni terörü, yurt dışındaki Türk görevlilerine, temsilciliklerine ve kuruluşlarına yönelik silahlı saldırılar şeklinde kısa zamanda hızlı bir tırmanış göstererek yoğunluk kazanmıştır. 1973 yılından 1994 yılına kadar 36 devlet görevlisi şehit edilmiştir [9] .

ermeni terör örgütlerinin müşterek amacı; her fırsattan yararlanarak Türkiye’yi istikrarsızlığa sürüklemek ve sözde işgal altındaki ermeni topraklarını kurtararak, "bağımsız bir ermenistan" kurmaktı. Bugün ermenistan politikasında, söz konusu isteklerin değişik başlıklar altında devam ettiği görülmektedir.

ermenistan, bağımsızlığını elde etmesini müteakip, bağımsızlığını kazanmadan önceki yayılmacı politikasını uygulamaya koyarak Dağlık Karabağ üzerinde iddia ettiği haklarını gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Türkiye, ermenistan’ın bağımsızlığını ilk tanıyan devletlerdendir. Buna rağmen ermenistan, Türkiye ile ilişkilerini “Büyük ermenistan’ı Kurma Hayali” çerçevesinde yürütmüş ve bugün dahi aynı politikasını ısrarla devam ettirmektedir.

ermenistan, soykırım iddialarının kabulü ve tesciline bağlı olarak, Türkiye’den yüklü bir tazminat almak ve son aşamada Türkiye sınırları içerisinde bulunduğunu iddia ettikleri sözde ermeni topraklarının iadesini sağlayarak büyük ermenistan’ı kurmak yönünde bir siyaset izlemektedirler. Nitekim ermenistan parlamentosu 23 Ağustos 1990’da kabul ettiği bildiride; "ermenistan Cumhuriyeti, Osmanlı Türkiyesi ve Batı ermenistan’da gerçekleştirilen 1915 soykırımının uluslararası kabul görmesi çabasını destekler." maddesine yer vermiştir.

ermenistan Parlamentosu, 1992 yılında Sovyetler Birliği ve Türkiye arasında imzalanan Kars Anlaşmasıyla belirlenen Türkiye - ermenistan sınırını tanımadığını açıklamış, bunun üzerine Türkiye, ermenistan’ın Türkiye’nin mevcut sınırlarını tanıdığını resmen ve yazılı olarak açıklamaması halinde ermenistan’la ilişkilerini resmileştirmeyeceğini duyurmuştur. Sonraki yıllarda iyileşmeye başlayan Türk-ermeni ilişkileri, Dağlık Karabağ’da savaş durumunun devamı, Azeri topraklarının 1/5’inin hala ermeni işgali altında olması ve binlerce Azeri’nin topraklarından göç etmek zorunda kalması nedeniyle Türkiye’yi ermenistan ile ilişkilerinde temkinli davranmaya itmiştir.

Sözde soykırımın tanınmasını hedefleyen girişimler, özellikle Belçika, Fransa, Avustralya, Yunanistan, Lübnan, Kanada, Rusya, ABD ve Arjantin’de yoğunlaşmış ve bu ülkelerde ardı ardına soykırım anıtları dikilmeye, söz konusu devletlerin bazılarının okullarında sözde soykırım ders olarak okutulmaya başlanmıştır.

ermenistan’da Ter-Petrosyan yönetiminin nispeten ılımlı tutumundan sonra, Nisan 1998’de Koçaryan’ın cumhurbaşkanı olmasıyla birlikte, aşırı milliyetçi hareketler serbest bırakılmış ve ermenistan Türkiye ile ilişkilerinde sertlik yanlısı bir politika izlemeye başlamıştır.

Bunun yanı sıra Koçaryan, yapmış olduğu resmi bir açıklamada; "soykırımı hiçbir zaman unutmayacaklarını, dünyaya bu trajediyi hatırlatmak durumunda olduklarını, soykırımın cezasız kaldığını ve uluslar arası tanıma ile kınamanın layık olduğu şekilde gerçekleşmediğini" ifade etmiş, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 53. oturumunda da bilinen iddialarını tekrarlayarak, ermenistan’ın Türkiye ve Azerbaycan tarafından abluka altına alındığını dile getirmiştir.

Sonuç olarak; ermenistan ve ermenistan dışında yaşayan ermeniler; sözde soykırım iddiaları vasıtasıyla sorunun tüm dünyada tanınmasını, soykırım olarak kabul edilmesini, bu yolla Türkiye’den tazminat ve toprak talebinde bulunulmasını amaçlamaktadırlar
 

Esc0

Daimi Üye
ermenilerden AB’ye çağrı: Türkiye’ye karşı bizi de kullanın
Bütün dünyada ermeni "soykırımının" tanınması ve Türkiye’nin muhtemel AB üyeliği için "şart" haline getirilmesi için çabalarını yoğunlaştıran ermeniler en son Avrupa Birliği’ne kendilerini "kullanmaları" çağrısı yaptı.

ermeni Devrimci Federasyonu (Hay Dat) yaptığı açıklamada AB’nin ermeni "soykırımı"nı Türkiye’ye karşı kullanabileceğini açıkladı. Hay Dat Başkanı Kiro Manoyan, AB’nin Türkiye’nin üyeliğine karşı önce Yunanistan’ı ardından Kıbrıs’ı kullandığına işaret ederek, kendilerinin de bu iş için "kullanılabileceğini" söyledi. Panarmenian ajansına göre Erivan’da açıklama yapan Manoyan, ermeni meselesinin AB tarafından kullanılma tarihinin er geç geleceğini, ermenilerin de buna hazır olması gerektiğini söyledi. ermeni lobisi, "soykırımın" Türkiye’nin üyeliği için şart haline getirilmesini istiyor. Türkiye’nin üyeliğine soğuk bakan Fransa ve Hollanda gibi ülkeler ermeni iddialarına sıcak bakıyor. 12 Ekim’de Fransız Milli Meclisi’nde kabul edilen ermeni "soykırımını" inkar edenleri cezalandıran kanun tasarısı Senato ve Cumhurbaşkanı onayı beklerken, Hollanda’da 22 Kasım’da yapılan genel seçimler öncesi "soykırımı" kabul etmeyen Türk asıllı 3 aday, parti listelerinden ihraç edilmişti
 

Esc0

Daimi Üye
Osmanlı Arşivleri’nden gün yüzüne çıkarılan mahkeme tutanakları, ermeni çetecilerin gerçek yüzlerini bir kere daha ortaya koydu.

Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Savaş Eğilmez, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Osmanlı Arşivleri’nden ortaya çıkarılan bir mahkeme tutanağının ermenilerin Türklere yaptığı mezalimleri gözler önüne serdiğine dikkati çekti.

Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz’de 1895 yılının 4-5 aylık dilimi içinde 24 ermeni isyanı çıktığını ifade eden Eğilmez, bu isyanlarda ermeni çetecilerin, çoluk, çocuk, yaşlı, kadın demeden Türkleri katlettiklerini anlattı.

Bayburt’ta 1895 yılın ekim ayında çıkan isyanda Kasba ve Mihran adlı iki ermeni çete başının daha sonra yakalanarak, mahkeme önünde hesap verdiklerini anlatan Eğilmez, şunları söyledi:

’’1895 yılındaki ermeni isyanlarında bölgedeki Müslüman Türklerin yanında ermeni çetelerine katılmayan bazı ermeniler de soydaşları tarafından katledilmiştir. Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde ortaya çıkardığımız mahkeme tutanaklarında ermeni çetecilerine verilen katliam emirleri yer alıyor.’’

Eğilmez, Kasba ve Mihran adlı iki ermeni çete başının mahkemede verdiği ve tutanaklara geçen ifadeleri şöyle anlattı:

’’Adamlarımıza Rovelver silahlarını dağıttık. Sonra onlara şu emri verdik: Eşkıyalık ediniz, rastladığınız Müslüman Türkleri soyunuz, vurunuz. Zengin Türk köylerini basın, soyun, öldürün ve hiçbir kötülükten geri durmayın. Aklı kesmez Türk köylülerine iyice yaklaşıp, içlerine girip ondan sonra öldürün.’’

Bayburt’ta mahkemede yargılanan iki ermeni çete başının ifadelerinin tüyler ürpertici olduğunu ve gerçek yüzlerini ortaya koyduğuna dikkati çeken Eğilmez, ’’Bunlar gizli belgeler değil. BOA.İ.ASK.1314.S28-29 numaralı kayıtla Başbakanlık Arşivi’nde yer alıyor. İsteyen bu belgelere ulaşabilir’’ şeklinde konuştu.

SİLAHLARI NEREDEN BULDULAR?

İki ermeni çete başının köylü olduğuna işaret eden Eğilmez, ’’İki köylü çete başı olduktan sonra yüzlerce silahı nereden buluyor sorusu akıllara, Osmanlıyı yıkmak isteyen ülkeleri getiriyor’’ diye konuştu.

Avrupa devletlerinin Rusya’ya karşı Doğu Anadolu’da kendilerinin idare edeceği bir ermeni Devleti kurmak için ermenileri kışkırtarak, isyanlar çıkarttıklarını kaydeden Eğilmez, şöyle devam etti:

’’Batılı devletler, Rusya için uydu bir ermenistan devleti kurdurmak amacıyla ermenileri kışkırtırken, Rusya da batılı devletlerin kışkırttığı ermenileri yanlarına çekmek ve kendi himayelerinde bir ermenistan kurdurmak için ermenileri kullanmışlardır. Batılı devletler ve Rusya’nın oyununa düşen ermeniler de isyanlar çıkararak, bölgede insanlık dışı katliamlar yapmışlardır.’’

Ortaya çıkarılan tarihi belgenin İngilizce, Almanca ve Fransızcaya çevrilerek asılıyla birlikte Avrupalı liderler ve Avrupalılara elektronik postayla gönderileceğini sözlerine ekleyen Eğilmez, ’’Tarihi belgeler gerçek suçluyu gösteriyor. Türkleri mağdurken soykırımla suçlayanlar bu belgeler karşısında gerçekleri görmeleri gerekli’’ diye konuştu...
 

Esc0

Daimi Üye
1018
Selçuklu Türkleri, Çağrı Beğ kumandasında Anadolu’ya akınlar tertip etmeye başladı.

1021
Van’da Ardzruni soyundan ermeni prensi Senekerim, Türk fetihlerinden rahatsızlık duyarak ülkesini Bizans’a devretti.

1064
Sultan Alparslan, Ani şehrini, Bizanslıların biri Gürcü diğeri ermeni asılli iki valisinden aldı.

1461
Fatih Sultan Mehmed, Bursa’daki ermeni Piskoposu Hovakim’i (Ovakim) İstanbul’a getirterek kendisine Patrik ünvanını verdi ve ermenilere birçok haklar tanıdı.

1664
Abro Çelebi adında bir ermeni, Köprülü Fazıl Paşa’nın bezirganbaşısı oldu.

1790
İlk resmi ermeni Okulu, Amira Miricanyan ve Şnork Mığırdıç tarafindan Kumkapı Fıçıcı sokakta kuruldu.

1824
Patrik Karabet, ermenice gramer okutan Kumkapı Okulu’nu patrikhanenin himayesine aldı.

1824
(l0 Temmuz) Patrik Karabet, Anadolu’daki ermeni cemiyetlerine gönderdiği talimatla, ermeni okullarının sayısını çoğaltılmasını emretti.

1823
Artin Bezciyan adlı ermeni, Kumkapı’da Bezciyan Okulu’nu kurdu.

1838
(13 Eylül) Üsküdar’da Cemeran Okulu inşa edildi.

1848
(14 Nisan) ermeni edebiyatının önemli simalarından Haçadur Apovyan, Çarlık yönetimince Sibirya’ya sürüldü. Apovyan’dan bir daha haber alınamadı.

1853
(22 Ekim) ermeni Maarif Komisyonu kuruldu.

1876
Meclise ilk defa ermeni milletvekilleri katıldı.

1877
Osmanlı-Rus Savaşları (93 harbi)

1877
(7 Aralık) ermeni Milli Meclisi, ermeni halkının askere yazılarak savaşa katılma kararını aldı.

1878
(13 Nisan) İstanbul ermeni Patriği Nerses, İngiltere Dışişleri Bakanı Salisbury’ye gönderdiği muhtırada, Türklerle beraber yaşayamayacaklarını bildirdi.

1878
(13 Temmuz) Berlin Anlaşması imzalandı. Bu anlaşmaya, Osmanlı ermenileriyle ilgili 61. madde eklendi.

1878
(3 Ağustos) İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Salisbury, İstanbul Büyükelçisi Layard’a gönderdiği talimatta, Osmanlı Hükümeti’nin Doğu’da reformlara başlaması gerektiğini bildirdi

1889
(21 Mayıs) İttihat ve Terakki Cemiyeti kuruldu.

1890
(20 Haziran) Erzurum İsyanı

1890
(Temmuz) Kumkapı Nümayişi

1892-1893
Merzifon, Kayseri, Yozgat isyanları

1890
Birinci Sason İsyanı

1895
(30 Eylül) Babıâli olayı

1895
Kasım ayında, ermenilerin Maraş’ta isyan teşebbüsü

1896
30 Ekim İstanbul’da ermeni eylemi (ilk patırtı)

1896
(1 Haziran) Van isyanı

1896
(26 Ağustos) Banka Olayı

1902
ermeni dilcilerden H.Acaryan, “ermeni Diline Türk Dilinin Tesiri ve ermenilerin Türkçeden Aldıkları Sözler” adında bir eser yazdı.

1904
İkinci Sason isyanı

1905
(21 Temmuz) Yıldız Camii’nde, Osmanlı Padişahı 2. Abdülhamid’e suikast teşebbüsü.

1908
ermenilerin Jamanak adlı gazetesi yayın hayatına başladı.

1908
(17 Aralık) İttihat ve Terakki Cemiyeti, 2. Meşrutiyet’in ilanından sonra İttihat ve Terakki Fırkası adını aldı.

1908
İkinci meclis açıldı ve ermeni komitecilerden bazıları millet meclisine girdi

1909
(13 Nisan) 31 Mart Vak’ası

1909
(14 Nisan) Adana’da ermeni isyanı

1915
(3 Mayıs) Van’da ermeni katliamı

1915
(24 Nisan) Osmanlı devleti aleyhinde faaliyette bulunan ermeni komiteleri kapatıldı. Bu komitelerin idarecilerinden 235 anarşist tutuklandı.

1915
(14 Mayıs) Tehcir Kanunu çıkarıldı ve isyancı ermeniler çeşitli yerlerde iskan edildi.

1918
(1 Şubat) ermeni komitacı Arşak, Bayburt’ta katliam yaptı.

1918
(10 Şubat) Sultan II. Abdülhamit vefat etti.

1918
(14 Nisan) Doğubayezit, Rus işgali ve ermeni mezaliminden kurtuldu.

1918
(15 Nisan) Karaköse (Ağrı), Rus işgalinden ve ermeni mezaliminden kurtuldu.

1918
(25 Nisan) ermeni komitacılar, Kars’ın doğusundaki Subatan köyünde 750 müslümanı şehit etti.

1918
(1 Mayıs) ermeni komitacılar, Kars’ta, aralarında çocukların da bulunduğu 60 müslümanı katletti.

1919
(20 Kasım) Osmanlı bürokrasisinde üst düzeyde görev yapan Boğos Nubaryan ve Şerif Paşa, Ermerini-Kürt bağımsızlık belgesini imzaladılar.

1920
(12 Ocak) 450 kişilik ermeni süvari birliği, Antep’in Arapdar köyünde müslümanlara işkence yaptı.

1920
(1 Nisan) Antep’te, Fransız ve ermenilere karşı müdafaa cemiyeti kuruldu.

1921
(15 Mart) Talat Paşa, Berlin’de ermeniler tarafından öldürüldü.

1921
(6 Aralık) Sait Halim Paşa’yı ermeniler Roma’da katletti

1922
(22 Temmuz) Cemal Paşa, Tiflis’te ermeniler tarafından öldürüldü

1921
(18 Mart) ermeni Misak Torlakyan, Azerbaycan İçişleri Bakanı Cevanşir Han’ı, Tepebaşı’ndaki Pera Palas Oteli önünde öldürdü.

1923
ermeni asıllı Münib Boya, Van Milletvekili olarak meclise girdi.

1934
Franz Werfel’in, “Musa Dağ da Kırk Gün” adlı romanı, ABD’de İngilizce yayımlandı.

1935
(15 Aralık) Pangaltı ermeni Kilisesi’nde toplanan bir grup ermeni, Franz Werfel’in, “Musa Dağ’da Kırk Gün” , adlı eserini, “Türk milleti hakkında iftiralarla dolu olduğu” gerekçesiyle yaktı.

1936
Franz Werfel’in, “Musa Dağ’da Kırk Gün” adlı eserinin Fransa da yayımlanması, Türk basınının tepkisini çekti.

1937
Cevat Rıfat Atilhan, “Musa Dağı” adında kitap yazarak, Franz Werfel’in eserinin gerçekleri yansıtmadığını bildirdi.

1937
Werfel’in, “Musa Dağ’da Kırk Gün” adlı eserinin filme alınmasının engellenmesi, ABD Dışişleri Bakanlığı nezdinde gündeme geldi.

1943
ermeni asıllı Berç Türker Keresteci, Afyonkarahisar milletvekili oldu.

1957
Mığırdıç Şellefyan, 27 Ekim seçimlerinde, Demokrat Parti listesinden İstanbul milletvekili seçildi.

1960
(19 Eylül) ermeni Milletvekili Zakar Tarver öldü.

1964
(24 Aralık) Kıbrıs Dışişleri Bakanı Kipriyanus Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde “ermeni Meselesini” ortaya atarak Türkiye aleyhine karar çıkarmaya çalıştı.

1965
(24 Nisan) Brezilya’nın Sao Paulo kentinde, ermeniler tarafından Türkiye aleyhine gösteri düzenlendi.

1969
(24 Nisan) Londra’da, Türk Elçiliği önünde ermeniler tarafından gösteri yürüyüşü tertip edildi.

1969
(2 Mayıs) Kadıköy’de, Baharettin Dedeşan adlı bir ülkücü, Hayko Gulis adlı bir ermeni tarafından öldürüldü.

1973
(27 Ocak) Türkiye’nin Los Angeles Başkonsolosu Mehmet Baydar ve yardımcısı Bahadır Demir, yetmiş yaşlarında ki Mığırdıç Yanıkyan adlı Ermneni tarafından öldürüldü.

1975
(20 Ocak) Asala örgütü kuruldu.

1975
(22 Ekim) Viyana’da, Büyükelçi Danış Tunalıgil öldürüldü.

1975
(24 Ekim) Paris’te, Büyükelçi İsmail Erez ile polis Talip Yener katledildi.

1976
(16 Şubat) Beyrut Büyükelçiliği Birinci Kâtibi Oktay Cerit öldürüldü.

1977
(9 Haziran) Vatikan Büyükelçisi Taha Carım katledildi.

1978
(2 Haziran) Madrit’te, Büyükelçi Zeki Kunaralp’ın eşi Necla Kunaralp öldürüldü. Bu saldırıda, emekli Büyükelçi Beşir Balcıoğlu da vefat etti.

1979
Fransa’nın Marsilya şehrinde, “ermeni Kin Anıtı” dikildi. Fransız bakan Joset Comitte, anıtın açılış törenine katıldı.

1979
(15 Nisan) Yunan Hükümeti, Atina’nın Nea Simirna meydanında “’ermeni İntikam Anıtı”nın dikilmesine izin verdi.

1979
(12 Ekim) Lahey’de, Amsterdam Büyükelçisi Özdemir Benler’in oğlu Ahmet Benler öldürüldü.

1979
(22 Aralık) Paris’te Turizm Müşaviri Yılmaz Çopan öldürüldü.

1980
(6 Şubat) Büyükelçi Doğan Türkmen Bern’de saldırı sonucu yaralandı.

1980
(8 Nisan) Asala, Sayda toplantısında, Kürtlerle ermeniler arasında benzerlik olduğunu iddia ederek Kürtleri kan kardeşi olarak ilân etti.

1980
(17 Nisan) Vatikan’da, Vecdi Türel silahlı saldırıya uğradı.

1980
(19 Nisan) Asala, Marsilya Türk Konsolosluğu’na roketatarlı saldırı düzenledi.

1980
(31 Temmuz) Atina İdari Ateşemiz Galip Özmen ve kızı Neslihan Özmen acımasızca katledildi.

1980
(5 Ağustos) Lyon’da, ermeniler tarafından konsolosluğun basılması sonucu Kadir Atılgan, Ramazan Sefer, Kavas Bozdağ ve Hüseyin Toprak adlı vatandaşlar yaralandı.

1980
(26 Eylül) Paris’te, Basın Ataşemiz Selçuk Bakkalbaşı, silahlı saldırıya uğradı.

1980
(10 Kasım) Asala örgütü, Strasburg Türk konsolosluğuna bir saldırı düzenledi.

1980
(17 Aralık) Sidney Başkonsolosu Şarık Arıkyan ile koruma polisi Engin Sever öldürüldü.

1981
(4 Mart) Paris’te Çalışma Müşaviri Reşat Moralı ile din görevlisi Tecelli Arı şehit edildi

1981
(3 Nisan) Kopenhang’da, Çalışma Müşaviri Cavit Demir silahlı saldırıya uğrayarak ağır şekilde yaralandı.

1981
(9 Haziran) Cenevre’de, sözleşmeli sekreter olarak görev yapan Mehmet S. Yergüz öldürüldü. Olayı ASALA üstlendi.

1981
(24 Eylül) Paris Başkonsolosluğu’nu basan ermeniler, güvenlik görevlisi Cemal Özen’i acımasızca katlettiler.

1981
(25 Ekim) Roma’da ikinci katip Gökberk Ergenekon, silahlı saldırıya uğrayarak yaralandı.

1981
(27 Kasım) Avrupa’da bulunan “ermeni Öğrenciler Birliği" ile “’Kürt Öğrenci Derneği”, Londra’da ortak bildiri yayınladılar

1982
(28 Ocak) Los Angeles’te, Başkonsolos Kemal Arıkan, Harry Sasunyan ve Kirkor Saliba tarafından öldürüldü.

1982
(8 Nisan) Ottowa Büyükelçiliği Ticari Müşaviri Kemalettin Güngör silahlı saldırı sonucu yaralandı.

1982
(5 Mayıs) ABD’nin Boston Bölgesi Fahri Konsolosu Okan Gündüz öldürüldü.

1982
(7 Haziran) Lizbon Büyükelçiliği İdari Ataşesi Erkut Akbay öldürüldü. Bu arada, Ottowa Büyükelçiliği Askeri Ataşesi Atilla Altıkat, Bulgaristan Burgaz Başkonsolosluğu İdari Ataşesi Bora Süelkan ve Lizbon Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Yurtsev Mıhçıoğlu’nun eşi Cahide Mıhçıoğlu da silahlı saldırıya uğradırlar. Türkiye’nin Kanada Büyükelçiliği görevinde bulunan Coşkun Kırca da, silahlı saldırya uğramış, ancak kaçarak kurtulmuştu.

1982
(10 Ağustos) Artin Penik adlı ermeni, Esenboğa katliamından duyduğu üzüntüyü dile getirerek, kendini yakmak suretiyle ermeni terörünü lânetledi.

1983
(29 Ocak) Levon Ekmekçiyan, 1982 yılı Esenboğa baskını nedeniyle Ankara’da idam edildi.

1983
Harut Levonyan ve Rafi Elbekyan adlı iki ermeni militan tarafından Türkiye’nin Yugoslavya Büyükelçisi’ne düzenlenen suikast sırasında, yoldan geçen bir Belgradlı öldü.

1983
(15 Temmuz) Asala mensubu teröristler, Paris Orly havalimanına bombalı saldırı düzenledi. Olayda, 3’ü Türk olmak üzere 7 kişi öldü, 60 kişi de yaralandı.

1983
(27 Temmuz) Türkiye’nin Lizbon Büyükelçiliği’ni basan beş ermeni ölü olarak ele geçirildi.

1986
(19 Mart) ermeni Halk Dansları Topluluğu MARAL’ı kuran Benon Kuzubaş öldü.

1987
(10 Aralık) Demokrat Parti’nin İstanbul Milletvekili ermeni asıllı Mığırdıç Şellefyan öldü.

1988
Sovyet makamları, anti-Sovyet ermenilerin lideri Paruyr Hayrikyan’ı, uçakla Etyopya’nın merkezi Adis Ababa’ya bıraktı.

1989
ermenistan’da deprem meydana geldi.

1990
Erivan’da, “Arev” adında Yahudi-ermeni Kültür Derneği kuruldu.

1990
(11 Eylül) ermeni Patriği Karakin Kazancıyan, İstanbul Valisi Cahit Bayar’a nezaket ziyaretinde bulundu.

1991
(21 Ocak) ermeniler, Hacılar kentine bombalı saldın düzenledi. Saldırıda 3 Sovyet askeri ile 2 Azeri öldü. ermeniler ayrıca, Azerbaycan’ın Sesi gazetesi muhabiri Savâtin Askerova’yı katletti.

1991
(5 Şubat) Elmira Kafarova, Azerbaycan Yüksek Sovyet Başkanlığına seçildi.

1991
(22 Şubat) Bakü’de, Transkafkasya Müslümanları Dinişleri Başkanlığı’na bağlı faaliyetlerini sürdüren medrese, İslam Enstitüsü’ne dönüştürüldü.

1991
(3 Nisan) Azerbaycan’ın Kazak bölgesine, sılahlı bir ermeni grubu saldırdı. Olay üzerine Sovyet ordu birlikleri ile ermeniler arasında çıkan çatışmada, 15 ermeni hayatını kaybetti.

1991
(13 Nisan) Karabağ’da, ermeniler ile Azeriler arasında çatışmalar çıktı. Azeri köyleri ermeniler tarafından top ateşine tutuldu.

1991
(23 Nisan) Suşa kasabasına bağlı Azeri köyleri, ermeni köylerinden açılan top ve makineli tüfek ateşine maruz kaldı. Olayda 3 Azeri öldü, 3 ev yıkıldı, 3 ev de oturulamaz hale geldi.

1991
(26 Nisan) Karabağ bölgesinde, 4 Azeri güvenlik görevlisi öldürüldü. Olayı “Karabağ Savaşçıları” adlı örgüt üstlendi.

1991
(7 Mayıs) Diyanet İşleri Başkanlığı’nın daveti üzerine Türkiye’ye gelen Azerbaycan ve Kafkasya Müslümanlarının dini lideri Şeyhülislam Allahşükür Paşazade, Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek’i ziyaret etti

1991
(23 Eylül) ermenistan bağımsızlığını ilan etti.

1991
(26 Aralık) Sovyetler Birliği dağıldı. 23 Eylül’de bağımsızlığını ilan eden ermenistan fiilen ve hukuken bağımsız oldu.

1993
(Aralık) Dönemin Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin, ermenistan Dışişleri Bakanı Arman Girakusyan’la Antalya’da biraraya geldi.

1994
(Nisan) MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş ile Türkiye’nin Bonn Büyükelçisi Onur Öymen, ermenistanlı yetkililerle Frankfurt’ta görüştüler.

1996
(Ocak) Müzisyen Onno Tunç, bir uçak kazasında hayatını kaybetti.

1996
Levon Ter Petrosyan, ikinci defa ermenistan devlet başkanı seçildi.

1997
1960 yılında kurulan Aramyan Oda Orkestrası’nm yöneticilerinden kemanist İstepan Oskiyan, Nisan ayında öldü.

1997
(4 Aralık) Türkiye ermenileri Patriği Karekin II, Rum Ortodoks Patriği Bartholomeos’a gönderdiği mektupta, Rum Patrikhanesi’ne yapılan saldınyı kınadı.

1997
(20 Mart) Robert Koçaryan, ermenistan başbakan oldu.

1997
ermeni cemaati, Karagözyan Vakfı yönetim kurulunda görev yapan Mardiros Balıkçıyan’ı Ağustos ayında kaybetti. Balik¢yan, kültürel faaliyetlerle meşgul oluyordu.

1997
(26 Temmuz) Jamanak ve Arşav gazetesi yazarlarından Lili Koç vefat etti.

1997
(31 Ağustos) Etmenistan sinemasının yönetmen ve senaryo yazan Frunze Dovlatyan öldü.

1997
(11 Ekim) ermeni alfabesinin yıldönümü hatırasına, Kültür Haftası tertip edildi. Hafta İstanbul ermeni Patrikhanesi’nin öğretmen ve sanatçılarının işbirliğiyle düzenlendi.

1997
(12 Ekim) Kumkapı Meryem Ana Kilisesi, geleneksel Madağ Günü’nü bu yıl da düzenledi.

1997
İstanbul’da yayımlanan ermenice gazete ve dergilerde araştırma yazıları çıkan Hırant Papazyan, Kasım ayında öldü.

1997
(1 Aralık) ermeni Sanayicileri ve İşadamları Derneği Başkanı Aram Vardanyan, Türk-ermeni İş Komitesi toplantısına katılmak üzere Türkiye’ye geldi. Vardanyan, görüşmede, ermenistan ve Türkiye arasındaki sınır kapısının açılması meselesini görüştü.

1997
(6 Aralık) Eseyan Okulu’nun kuruluşunun 50. yıldönümü kutlamaları yapıldı.

1997
(19 Aralık) Jamanak Gazetesi’nin 90. kuruluş yıldönümünü kutlamak için, ermeniler Kazaz Amira’da bir dizi etkinlik düzenledi.

1997
(20 Aralık) ermeniler, Surp Agop Hastanesi’nin 160. yıldönümünü yılbaşı şöleniyle birlikte kutladılar.

1997
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, 1997 Sedat Simavi Ödülü’nü gazetecilik dalında Garbis Özatay’a verdi.

1997
(Aralık) Türkiye ermenileri Patriki Karekin II, Doğuş Yortusu vesilesiyle kiliselere gönderdiği mesajda, Süryani, Kipti, Habeşistan, Rum, Rus, Bulgar, Romen, Gürcü patrikleri ile Papa II. Jean Paul’un Doğuş Yortusu’nu kutladı.

1997
Franz Werfel’in, “Musa Dağ’da Kırk Gün” adlı eseri, Belge Yayınları tarafından Türkçe’ye çevrilerek yayımlandı.

1998
Ocak ayındaki törende, Yeşilköy Metropoliti Miran Hırisostomos Kalayci’nın denize attığı haçı, ermeni genci Murat Köşker çıkardı.

1998
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Jamanak gazetesinin 90. kuruluş yıldönümü vesilesiyle, gazetenin editörü Ara Koçunyan’ı Cumhurbaşkanlığı köşkünde kabul etti.

1998
(Şubat) ermenistan Devlet Başkanı Levon Ter Petrosyan istifa etti. Böylece Robert Koçaryan’a liderlik yolu açıldı. Petrosyan, Karabağ’da barış istediği için Şahin’lerin tepkisini çekmişti.

1998
(Şubat) Petrosyan’ın istifasını değerlendiren Azerbaycan Halk Cephesi Başkanı Elçibey, Koçaryan’ın geçmişte Rusları arkasına alarak Karabağ’da Azerbaycan’a karşı ayaklandığını bildirdi.

1998
Türkiye ermenileri Patriki Karekin II (Bedros Kazancıyan) öldü. Kazancıyan,10 Mart’ta toprağa gömüldü.

1998
(30 Mart) Koçaryan, ermenistan devlet başkanlığına seçildi.

1998
(29 Mayıs) Fransa parlamentosu, sözde ermeni soykırımı yasa tasarısını tanıdı.

1998
(3 Haziran) Tebriz’de Azeriler, Fransız parlamentosu tarafindan kabul edilen sözde ermeni soykırımı yasa tasarısını protesto ettiler.

1998
(19 Haziran) Patrik Kazancıyan’ın ölümüyle kendisini patrik vekili ilân eden Mesrop Mutafyân’ın dilekçesi, İstanbul Valiliği tarafından iade edildi. Mutafyan’ın bu sıfatı kullanamıyacağı ifade edildi.

1998
Ozan-yazar Kevork Emin Muratyan, 79 yaşında Erivan’da öldü.

1998
(Temmuz) Bölücü örgüt PKK’nın başı Abdullah Öcalan, ermenistan yönetiminden, örgüte özel köy tahsis edilmesini istedi.

1998
(Temmuz) Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev, İngiltere’yi ziyaret ederek Başbakan Tony Blair ile görüştü.

1998
(4 Temmuz) Azerbaycan Devlet Başkanı Aliyev, ermenistan Devlet Başkanı Koçaryan’ı, Eylül’de Bakü’de yapılacak bölge liderleri toplantısına davet etti.

1998
(3 Ağustos) Patrik Kazancıyan’ın ölümünden sonra kendini Patrik Vekili ilân eden Mesrob Mutafyan, gelen tepkiler üzerine istifa etti. Mutafyan’ın yerine Şahan Sıvacıyan geçti.

1998
(14 Ekim) Mesrob Mutafyan, Türkiye ermenileri 84. Patriği seçildi. Kumkapı Meryem Ana Kilisesi’nde yapılan seçimlerde, Sıvacıyan ilk turda 15 oy alınca adaylıktan çekildi. İkinci turda 74 oy alan Mutafyan, yaptığı teşekkür konuşmasında, patrik seçilmesiyle yeni bir dönemin başladığını belirtti.

1998
(23 Kasım) Ötanazi uygulamaları ile tanınan dünyaca ünlü doktor Jack Kevorkyan, ABD’nin en çok izlenen CBS televizyonundaki “60 Dakika” adlı programda, ötanazi’yi nasıl uyguladığını gösterdi. ermeni asıllı Kevorkyan, programda, hastası Thomas Youk’u nasıl öldürdüğünü anlattı...
 

hardrap

Daimi Üye
Sözde yazınca daha gerçekçi olmuş. Saygılar.
 

Esc0

Daimi Üye
arkadaşlar sizinle sarı gelin belgeselini paylaşmak istedim buranın uygun oldugunu düsündüm hem fransaya hemde diğer türk düşmanı ülkelere tokat
gibi cevap olsun...


SARI GELIN

1) YüzYilin Kan Davasi!

http://video.google.com/videoplay?docid=1543663690705827651

2) Suikastlara cikarilan Kimlik!

http://video.google.com/videoplay?docid=7058879678773980090

3) Sessiz tanik Arsivler!

http://video.google.com/videoplay?docid=-8789433062070864560

4) Katliama cikarilan Vize

http://video.google.com/videoplay?docid=-2723922075702613897

5)Kader Birligi

http://video.google.com/videoplay?docid=1655035164120054719
 

Esc0

Daimi Üye
ermeni Meselesi
Millet-i Sandıka ’Nın İhaneti
Muzaffer Tasyürek

Osmanli topraklarinda 600 yil yasamis hiristiyan bir milletti onlar. Dinlerine, dillerine, gelenek ve göreneklerine müdahale edilmemisti. Serbestçe ticaretlerini yapmis, çocuklarini egitmislerdi. Osmanli yönetimiyle uyum içinde yasadiklari için “Millet-i Sadika” adini almislardi. ermenilerden söz ediyoruz. Nice karanlik siyasi emellere malzeme olan veya edilen Osmanli ermenileri’nden ve o çok “tartismali” Osmanli-ermeni münasebetlerinden...

Osmanli toplumu, diger bir-çok etnik unsur gibi ermenileri de kendilerinden farkli görüp ayirmamisti. Onlarla komsuluk yapmis, ticari iliskiler kurmuslardi. Yönetim kadrolarinda yer verilmis, danismanlik, tercümanlik, hatta bakanlik olmak üzere devletin her kademesinde istihdam edilmislerdi. Içlerinden edebiyatçilar, müzisyenler, mimarlar, bürokratlar ve tip adamlari çikmis, Osmanli’nin toplum dokusunda bir renk olmuslardi.

Evet; ermeniler Osmanli’nin temel unsurlarindan birini olusturuyorlardi. Ta ki 3 Mart 1878’deki Ayastefanos Antlasmasi’na kadar.

Kpı Bir Kez Aralanınça

Ayastefanos Antlasmasi Erme-niler’le iliskilerimizde bir dönüm noktasidir. Bu antlasmadan sonra Istanbul kapilarina kadar dayanan Rus Prensi Grandük Nikola’yi karsilamak üzere harekete geçen ermeni Patrigi Narses, ermenilerin isteklerinden olusan bir listeyi Nikola’ya iletti. Bu listede esas olarak ermeniler’in yasadiklari vilayetlerde islahatlar yapilmasi ve müslüman halka karsi haklarinin korunmasi isteniyordu. Bu istekler, Ayastefanos antlasmasina ve daha sonra ayni yilin 13 Temmuz’unda imzalanan Berlin Antlasmasi’na birer madde olarak eklendi.

Bunun anlami suydu: Rusya ve batili devletler, Osmanli topraklarinda nüfuz alanlari olusturmak için büyük bir firsat yakaliyorlardi. Osmanli’yi içten içe bölmek için artik dügmeye basilmis oluyordu.

Anadolu Üzerine Oyunlar

Osmanli Devleti, iç islerine karisilmasina ve bilhassa hiristiyan tebanin tahrik edilmesine karsiydi. 4 Haziran 1878’de im-zalanan Kibris Antlasmasi’yla, topraklarinda yasayan gayri müslimler lehine islahatlari gündemine alarak, bu konuda gelebilecek talepleri susturmak istiyordu.

Ama Ruslar, ermeni Patrigi Narses’in verdigi kozu kullanmaya niyetliydiler. ermeni haklarini savunuyormus gibi gözükerek, Kuzey Kafkasya ve Dogu Anadolu topraklarini ele geçirme harekâti baslattilar. Gerçek hedefleri ise, Akdeniz ve Hint Okyanusu’na ulasabilecekleri bir yol açmakti. Ruslar’in niyetini sezen Ingiltere ve Fransa da bos durmuyor, kendi çikarlarina uygun stratejiler gelistiriyorlardi...
 

Esc0

Daimi Üye
ermenilerden arsenikli katliam

1915’te Van bölgesinde yaklaşık 8 bin Müslümanın ermeniler tarafından ekmek içinde verilen arsenikle zehirlendiği ortaya çıktı.

Mahmudiye Kaymakamı Kemal Bey, Mart 1915’te ermenilerin Van civarında yaptıklarını şu satırlarla Dahiliye Nezaretine bildiriyordu: "Yüzyıllardan beri Osmanlı Devleti’nin himayesi altında hayatlarını sürdüren ermeni vatandaşlarının kendilerine bugünkü durumu sağlayan Müslümanlara karşı yaptıkları ve örneğine hiç rastlanmamış olan faciaları belirten şu bilgileri okurken boğulacak kadar ıstırap duyuyorum. Bu şahıslar masum ve bakire kızlardan başlayarak yetmiş yaşındaki erkeklere kadar Türkler hakkındaki uyguladıkları alçakça hareketlere karşı hükümetimiz her çeşit intikam ve kinden sıyrılmış olarak düzeni sağlamaya çalışmaktadır…" Kemal Bey bu metinde açıkça yazamadığını bir sonraki raporunda merkeze aktarıyor. Yaşanan dram ise ’tecavüz’ kelimesiyle sınırlı kalıyor belgelerde.

Dünyanın birçok ülkesinde ’ermeni soykırımı’ sürekli gündeme getiriliyor. Giderek güçlenen diaspora ermenileri birçok ülkede soykırımın tescil edilmesi için lobi faaliyetlerinde bulunuyor. Onlara göre tehcirde sadece ermeniler öldü ya da ermeniler katliama uğradı. Kaymakam Kemal Bey’in raporu gibi resmî kayıtlara geçen yüz binlerce belge ise görmezden geliniyor. Oysa Osmanlı Arşivi ile birçok Avrupa ülkesinin hariciye kayıtlarında ermenilerin 1914’ten başlayıp 1921’e kadar devam eden olaylarda toplam 2 milyon Müslümanı katlettiği ifade ediliyor. Sıradan bir öldürme şeklinde değil, ermeni isyancıların günah defteri tecavüz, yakma ve boğma hadiseleri ile dolu. Ancak Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde tespit edilen bir belgeye göre ise ermenilerin farklı bir toplu kıyım yöntemini daha kullandıkları ortaya çıktı. ermenilerin Van bölgesinde binlerce Müslümanı zehirleyip öldürdüğü belirtiliyor. Üstelik bu hadise Avrupalı temsilcilerin tanıklığıyla kayıtlara geçmiş.

SOMUN İÇİNDE ARSENİK

15 Mayıs 1915’te Van ve civarında isyancı ermeniler eylemlerinin şiddetini artırır. Diğer taraftan Ruslar da Van’a iyice yaklaşmıştır. Van’ı savunmakla görevli 3. Ordu Komutanı Halil Bey, Ruslarla birleşen ermenilere karşı başarılı olamaz. Aynı şekilde Van Valisi Cevdet Bey de çaresiz kalıp Van’dan çekilir. Van, önce ermenilerin sonra Rusların eline geçer. Şehre giren ermenilerin yaptıkları, arşiv kayıtlarına ’halka yaklaşımları korkunçtu’ şeklinde geçer. Ama bu tek taraflı bir değerlendirme değildir. Almanya’nın İstanbul Büyükelçisi Wangenheim de kendisine bölgeden gelen bilgiler doğrultusunda dışişleri bakanlığına gönderdiği telgrafta, Van’ın 17 Mayıs’ta işgal edildiğini, ermenilerin Müslümanları nasıl katlettiklerini bildirir. Sadece bunlar değildir Wangenheim’in geçtikleri. Daha sonraki tarihlerde de Müslümanların zehirle öldürüldüğü konusunu da ülkesine bilgi notu olarak geçer.

Resmî kayıtlara göre Van işgal edildiği sırada 80 bin kişi şehri terk etmek ister. Ama binlerce kişi ermeniler tarafından tutsak edilir veya Ruslar yakalayıp ermenilere teslim eder. Bitlis’e ulaşanların hayatları kurtulurken, esir alınanların neredeyse tamamı çeşitli yöntemlerle öldürülür. Van’daki katliamlardan sağ kurtulan Van’ın Hatuniye Mahallesinden Miraçoğlu Süvari Çavuşu Osman’ın eşi Nigar, kurulan komisyona verdiği ifadede nasıl zehirlendiklerini şöyle anlatıyor: "Yedikilise mütevellisi ve Van Esbak Sandık Emini Rupen Efendi gelerek katletmeyiniz, merkeze gönderiniz yollu tembihatı üzerine Haçyoğan mahallesine götürdüler, bir haneye bıraktılar. Zaman geçtikçe birçok aile getirdiler. Oradan Amerikan müessesesine (koleji) sevk olunduk. Bir müddet adam başına birer somun verildi. Bir aralık da akşamları birer miktar yahni verildi. Verilen somunları yiyenler saçları dökülerek ve vücutlarında kanlı sular akarak ölür ve naaşları şişerdi. Beş çocuğumun dördü bu yolda telef oldu. Amerikan müessesesine 8 bin insan toplanmıştı. Müessesenin içine ve bahçesine alınmadan orada iki ay kaldık. O kadar nüfus bu süre içinde yedikleri somunlardan telef oldular. Bunların yüzelli kadarı ancak kurtuldu." Nigar Hanım’ın verdiği bilgiler rapor halinde İstanbul’a gönderilir. Orada bulunan yabancı temsilciler de tanıklıklarını ülkelerine aktarır. İtilaf devletlerine bildirilen bu rapor sonucunda herhangi bir işlem yapılmadığı da tarihî vesikalarda geçiyor.

Peki, zehirlenme hadisesi nasıl olmuştu, hangi kimyevi madde kullanılmıştı? Şüphesiz öldürülenlerin nereye gömüldüğü henüz tespit edilemediği için kemiklerinden örnekler alınıp analizlerinin yapılması mümkün değil. Fakat konunun uzmanları belgede anlatılan belirtilere bakarak kullanılan maddenin arsenik olabileceğini belirtiyorlar. İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Kimya Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Erol Erçağ, o dönemlerde tarım ilaçlarının daha gelişmediğini, dolayısıyla bu maddenin 1500’lü yıllardan beri yaygın bir şekilde kullanılan arsenik olabileceğini öne sürüyor: "Kokulu tarım ilaçları vardı. Bunlar zehirlenmede fark edilirdi. Ancak arsenik hem zehirlenmede hem de tıpta frengi tedavisinde kullanılıyordu. Akut ve kronik belirtilere bakıldığında kullanılanın çok bilinen, nispeten kötü niyetli insanların bulabileceği ve ulaşabileceği kimyasal arsenik olduğu ortaya çıkıyor. Ancak o cesetlerden numune alınabilseydi daha kapsamlı bir değerlendirme yapılabilirdi."

Adli Tıp Kurumu yetkilileri de bu maddenin arsenik olma ihtimalinin yüksek olduğunu ancak kemiklerin ortaya çıkarılması halinde yapılacak değerlendirmenin daha detaylı olabileceğini belirtiyorlar. İsminin açıklanmasını istemeyen birçok toksilog ise kullanılan kimyevi maddenin arsenik olduğunu gösteren en önemli belirtinin saç dökülmesi ve vücuttan kanlı suların akması olduğunu söylüyor. Yine toksiloglara göre, kaynatılan arsenik beyaz ve kokusuz hale dönüştürüldüğünde un ile birlikte veya yemeklerde fark ettirilmeden kullanılabilir. Herhangi bir şekilde vücuda giren arsenik yumuşak dokuları bulup yayılıyor ve bünyeyi güçsüzleştiriyor.

FABRİKADA ÜRETTİLER

ermeniler ile ilgili çalışmalarıyla bilinen Atatürk Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Enver Konukçu, ermenilerin giriştiği katliamların her türlü boyuta ulaştığını belirtiyor. Konukçu, tarihte bu tür zehirleme hadiselerinin yaşandığını, dolayısıyla ermeniler tarafından kullanılmış bir yöntem olabileceğini vurguluyor.

ermenilerin Van civarında isyan için gerekli bütün hazırlığı yaptıkları anlaşılıyor. ermeni çetelerin Van’da küçük bir fabrika inşa ettikleri, buradaki dökümhanede top döküp silahlar için cephane ürettikleri aktarılıyor. Belgelerde bir ermeni kimya öğretmeninin barut imal etmeyi başardığı ve basit bombalar yaptığı da aktarılıyor. Aynı öğretmenin değişik birleşiklerden kimyevi madde ürettiği, arseniği kaynatıp renksiz ve kokusuz hale dönüştürdüğü de vurgulanıyor. ermenilerin bu faaliyetleri o günlerde Osmanlı ordusunda subay olarak görev yapmış Venezüelalı Rafael de Nögalis’in "Hilal Altında Dört Yıl" adlı İspanyolca hatıratınca da doğrulanıyor. Nögalis, ermenilerin bu fabrika sayesinde çok iyi silahlandıklarını belirtiyor.

Arsenik geçmişten beri hep korkulan en önemli zehirlenme objesi olmuş. 8. yüzyılda Arap simyacı Cabir bin Hayan, arseniği kaynatarak beyaz kokusuz ve tatsız arsenik tozu elde ediyordu. Arsenik zehirlenme literatürüne en sinsi ve tehlikeli olanı diye geçmiş, belirtileri kolera gibi hastalıklarla benzeştiği için teşhis edilmesi güç olmuştur. Bu yüzden 19. yüzyılın başına kadar hekimler arsenik zehirlenmesini teşhis etmekte zorlandılar. Bu kimyevi maddenin zaman zaman değişik ülkelerde mahkumlar üzerinde kullanıldığı da aktarılıyor. Osmanlı sarayı da arsenik yüzünden önemli tedbirler almış. Bugün gurme olarak bilinen Osmanlı’da çeşnicibaşı veya şikemperver olarak tabir edilen mesleğin gelişmesinde de zehre karşı duyulan korku önemli rol oynadı. Osmanlı sarayında kullanılan ve bugün Topkapı Sarayı’nda sergilenen zarif porselen tabakların zehirlenmelere karşı özenle hazırlanıyormuş. Yemekte zehir varsa tabaklar rengi değişirmiş. Bu zehirlerin en etkilisinin özellikle 1500’lü yıllarda yaygınlaşan arsenik olduğu da vesikalar bize aktarıyor.

Arsenik vücuda girince iştahsızlık, kanlı ishal, karın ağrısı, baş dönmesi, vücuttan kanlı suların akması, saçların dökülmesi, tırnakların parçalanması, kalpte ritim bozukluğu gibi belirtilerle kendisini gösteriyor. Ancak yumuşak dokuyu seven bu kimyevi madde vücuda girdikten sonra ondan kurtulmanın da çok zor olacağı biliniyor. Kana karışan arseniğin yavaş yavaş etkisini göstererek ölümlere yol açması ise bir diğer önemli ayrıntı. Bu ölümlerin ardından cesetlerin bilinenden çok kısa sürede şişmesi de arsenik zehirlenmesinin önemli belirtilerinden gösteriliyor. Günümüzde arsenik, deri, kağıt, seramik, cam, boya, cila, emaye, vernik, lastik endüstrisinde ve tıpta kullanılıyor.

ERKEK ÇOCUKLARINA DA TECAVÜZ ETMİŞLER

Nigar Hanım’ın anlatımıyla resmî kayıtlara geçenler sadece zehirlenme hadisesiyle sınırlı değil. Tecavüz olayları ve öldürmelerin o kampta nasıl gerçekleştiği de sözü edilen belgede yer alıyor. Avrupalı tanıkların kayıtlarına geçmiş haliyle Nigar Hanım, olayları şöyle anlatıyor: "Bizi Hacı Ziya Bey’in hanesine doldurdular. Daha önceden bulunduğumuz müessesede ve şimdiki yerde bize yapılmadık ayıp şey kalmadı. İhtiyar kadınlara, yedi yaşından yukarı erkek çocuklarına varıncaya kadar tecavüz edildi. Tecavüzlerden birçok kişi öldü. ermeni erkekler gelir beğendikleri kız ve kadınları götürür sabahleyin bazılarını getirirlerdi. Gündüzleri de Ruslar ve ermeni erkekler içeriye girip gözüne kestirdiklerini götürüp tecavüz ederlerdi. Beğenmedikleri kadınların da yüzüne tükürürlerdi. Bizi dışarı çıkarır, vefat eden cenazelerin ırzına kazık çakar sonra kuyulara doldururlardı. ’Sizi de böyle yapacağız derlerdi.’ Hatta muhasebe katibinden Hoca Hüseyin Efendi’nin kızı ve yoğurtçu oğullarından Kumru ve benim tanımadığım on beşten fazla kişi bu yöntemle öldürüldüler."

DOÇ. DR. MUSTAFA BUDAK*: 2 MİLYON MÜSLÜMAN KATLEDİLDİ
*Başbakanlık Osmanlı Arşivi Genel Müdür Yardımcısı

ermeniler dünya çapında hep katliama uğradıklarını anlatıyor. Ancak bir de ermenilerin yaptıkları var. Katliamların en büyüğünü onlar yapmıştır. Sadece bu belge Müslüman Anadolu insanın nelere maruz kaldığını ortaya koyması açısından yeterli bir vesika. Van’dan kaçan savunmasız çocukların ve kadınların yaşadıklarını nasıl bir izahı gerektiriyor onu bir tarihçi olarak ben yapmıyorum. Üstelik yaşanılan bu olaylar, oluşturulan heyetler tarafından kayda alınıp raporlaştırılmış. Yani yanılma payını ortadan kaldırıyor. 1914-1919 başına kadar bir milyon Müslüman ermeniler tarafından katledildi. 1919-1921 tarihinde ise aynı şekilde bir katliam yaşandı. ermeniler toplamada 2 milyon Müslüman’ı öldürdüler. Osmanlı bu durumu itilaf devletlerine bir muhtıra olarak bildiriyor. İngiltere Kralı’na Cihnagiroğlu İbrahim Bey bir mektupla olanları aktarıyor. Ve yabancıların gözlemcilerinde olaylara yaşanılanlara tanıklık ediyor. Bütün bunlar tarihi bir gerçek ve göz ardı ediliyor. ermeniler soykırıma uğradık deyip kendilerini haklı çıkarma gayretindeler. Ama Nigar Hanım’ın anlattıkları tabloyu anlatmaya yetiyor...
 

Esc0

Daimi Üye
Asya ve Avrupa kıtaları arasında köprü konumunda olan Türkiye, Karadeniz’i Akdeniz’e bağlayan boğazları, Ortaasya, Kafkasya ve Ortadoğu’daki doğal enerji kaynaklarının kesiştiği noktadaki jeopolitik konumuyla bütün dünyanın dikkatini çekmektedir.

Geçmişte Osmanlı devleti, bugün de Türkiye, bu jeopolitik ve jeostratejik konumundan dolayı çeşitli entrikaların çevrildiği bir alan olmuştur. Osmanlı devletini parçalayarak tarih sahnesinden silmek isteyen sömürgeci devletler, bu entrikalarında yüzlerce yıldır Türklerle dostça yaşayan ermenileri kullanmışlardır.

Tarihte olduğu gibi günümüzde de, ermeni toplumu üzerinden siyasi ve ekonomik çıkar sağlamaya çalışan ülkeler bulunmaktadır. Bazı ülkelerde Türkleri ve Türkiye’yi sözde soykırımla suçlayan anıtlar dikilmekte, bazı ülkelerde de soykırım iddiasını tanımaya yönelik kararlar parlamento gündemlerine getirilmekte, hatta kimi ülke parlamentolarında kabul edilmektedir. Gerçekte tarihçilere bırakılması gereken bu konular, siyasetçilerin elinde çıkar aracı haline dönüştürülmektedir.

Tarih boyunca Romalılar, Persler ve Bizanslılar tarafından Anadolu’nun bir yerinden diğerine sürülen, savaşlara itilen ve çoğu kez üçüncü sınıf vatandaş muamelesi gören ermeniler, Türklerin Anadolu’ya girişlerinden sonra Türklüğün adil, insani, hoşgörülü, birleştirici anlayış ve inancından yararlanmışlardır. Bu ilişkilerin gelişme ve doruğa ulaşma çağı olan 19. Yüzyıl sonlarına kadar süren devir, “ermenilerin altın çağı” olmuştur. Osmanlı devletinin çalışan, liyakatli, dürüst ve becerili her vatandaşına sağladığı imkanlardan gayr-i müslimler içinde en çok faydalananlar ermeniler olmuştur. Askerlikten, kısmen de vergiden muaf tutulurken, ticarette, zanaatta, çiftçilikte ve idari işlerde yükselme fırsatını elde etmişler ve devlete bağlı, milletle kaynaşmış ve anlaşmış olduklarından dolayı "millet-i sadıka” olarak kabul edilmişlerdir. Bu çerçevede Türkçe konuşan, ayinlerini bile Türkçe yapan bu topluluktan devlet kademelerinde önemli görevlere yükselenler, hatta Bayındırlık, Bahriye, Hariciye, Maliye, Hazine, Posta-Telgraf, Darphane Bakanlıkları, Müsteşarlıkları yapanlar olmuştur. Hatta Osmanlı devletinin meseleleri üzerinde Türkçe ve yabancı dillerde eserler de yazmışlardır.

Ancak Osmanlı devletinin zayıflamaya başladığı dönemlerde, hemen her konuda Avrupa’nın müdahalesi baş gösterince, Türk-ermeni ilişkilerinde de bir bozulma başlamıştır. Batılıların özellikle misyoner din adamı kisvesinde, Osmanlı devleti içine soktuğu provokatörlerin faaliyetleriyle ermeniler; dini, kültürel, ticari, sosyal ve siyasi açılardan Türk toplumundan uzaklaştırılmaya çalışılmıştır. Böylece, çoğu defa Türklerin zararlı çıktığı trajik olaylar başlamış, Doğu Anadolu’da başlatılan ve İstanbul’a kadar yayılan isyan hareketlerinde binlerce Türk ve ermeni hayatlarını kaybetmiştir.

Birinci Dünya Savaşı sırasında ise; Osmanlı askeri olarak düşmanlara karşı savaşan veya geri hizmetlerde çalışan ermenilere karşılık, ermenilerin önemli bir kısmı düşman kuvvetlerinin yanında Türklere karşı savaşmıştır. Cephe gerisinde de komitacı ermeniler kadın, çocuk, yaşlı ayrımı yapmaksızın katliamlara girişmişler, yüz binlerce Müslüman’ın hayatına kastederek Doğu Anadolu’yu bir harabe haline çevirmişlerdir.

Devletin bunları yatıştırmak ve durdurmak için aldığı tedbirler istismar edilmiş ve dış devletlerin tahrik ve vaatleriyle ermeniler, bin yıl refah içinde yaşadıkları ülkeyi parçalamaya çalışmışlardır.

Anadolu dışında kurulan Hınçak, Taşnak, Ramgavar, Hınçak İhtilal Komitesi, Silahlılar Cemiyeti, ermenistan’a Doğru Cemiyeti, Genç ermenistan Cemiyeti, İttihat ve Halas Cemiyeti ve Karahaç Cemiyeti gibi örgütler, halkı silahlı ayaklanmaya sevk etmişlerdir.

Osmanlı devleti, Birinci Dünya Savaşı içinde, ermeni isyanının yoğun olduğu Doğu Anadolu’da, bir yandan cephede Rus ordularıyla ve Rusların yanında yer almış olan ermeni kuvvetleriyle savaşmak zorunda kalmıştı. Diğer yandan da cephe gerisinde Türkleri katleden, Türk köy ve kasabalarını yakıp yıkan, ordunun ikmal tesislerine ve konvoylarına saldıran ermeni çeteleri ile mücadele etmek zorunda kalmıştır.

Ayrıca hem cephede hem de cephe gerisinde savaşmak durumunda bırakılmasına rağmen, 9-10 ay, cephe gerisindeki önemli tehlikeyi “mahalli tedbirlerle” çözüme ulaştırmaya çalışmıştır. Bu arada, 24 Nisan 1915’te, cephe gerisinde faaliyette bulunan ermeni komitecilerine yönelik bir operasyon yapmış ve vatana ihanet eden 2345 komiteciyi tutuklamıştır.

Komitecilerin dışında özellikle Rus sınırına yakın bölgelerdeki ermeni halkın da devlete isyan halinde olduğunu görünce, son çareye başvurmuş ve bölgedeki ermenilerden sadece isyan hareketine karışanları savaş bölgesinden alıp, ülkenin emniyetli bölgelerine “sevk ve iskâna”, o dönemdeki ifadesiyle “tehcir”e tabi tutmuştur. Bu uygulama ile aynı zamanda her şeyden önce cephe gerisinde iç savaş ortamında bulunan ermeni halkın can güvenliği sağlanmıştır. Çünkü ermenilerin bölgedeki Türklere yaptıkları katliam ve mezalimin karşılığını müslüman halk da vermeye başlamıştı.

ermenistan ile bir takım siyasi ve ekonomik çıkarlar için ermenileri kullanan bazı devletler, yer değiştirme uygulamasını ve 24 Nisan’daki tutuklamaları bir “soykırım” gibi göstermek ve dünya kamuoyunu bu konuda ikna etmek için yoğun bir propaganda faaliyetine girişmişlerdir(1).

Oysa Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, Osmanlı devletini işgal eden devletlerden İngilizler, aralarında Osmanlı siyasi ve askeri liderleriyle önde gelen aydınların da bulunduğu 143 kişiyi “ermeni olaylarında savaş suçu işledikleri” gerekçesiyle tutuklayarak Malta adasına sürmüş ve hapsetmiştir. Suçlamalarla ilgili olarak Osmanlı, ABD ve İngiliz arşivlerinde geniş çaplı araştırmalar yapılmıştır. Buna rağmen, Malta’daki tutuklular hakkında iftiraları kanıtlayacak deliller mahkemeye sunulamamıştır. Sonuç olarak Malta’daki tutuklular, kendilerine hiçbir suçlama dahi yöneltilmeden ve duruşma yapılmadan 1922’de serbest bırakılmışlardır.

Ancak Türkleri sözde soykırımla suçlama gayretleri durmamış; Malta’daki yargılama sürecinde İngiliz basınında Osmanlı Hükümeti’ni sözde soykırım ile suçlayan ve bu konuyu ispata yeltenen bazı uydurma belgeler yayınlanmıştır. Söz konusu belgelerin General Allenby komutasındaki İngiliz İşgal Kuvvetleri tarafından Suriye’deki Osmanlı Devlet Dairelerinde ortaya çıkarıldığı iddia edilmiştir. Ancak, İngiliz Dışişleri Bakanlığı tarafından sonradan yapılan soruşturmalar, İngiliz basınına verilen bu belgelerin İngiliz ordusu tarafından ele geçirilen belgeler olmayıp, Paris’teki Milliyetçi ermeni Delegasyonu tarafından müttefik delegasyonlara gönderilen yazılar olduğu anlaşılmıştır(2).

Bütün bu gerçeklere rağmen, sözde soykırım iddialarını gündemde tutmak için olağanüstü gayret sarf eden ermeni komiteleri, terör eylemlerine yönelmişlerdir. 1965’ten sonra, çeşitli ülkelerdeki ermenilerin, Türkiye aleyhine başlattıkları karalama kampanyasıyla dünya ve Türkiye kamuoyunda varlığını hissettiren sözde ermeni Sorunu, 1970’li yıllardan itibaren yurtdışındaki Türk temsilciliklerine yönelik terör eylemlerine dönüşmüştür.

Gurgen (Karekin) Yanikan adlı bir yaşlı ermeni’nin 27 Ocak 1973’de ABD’nin Santa Barbara kentinde, Türkiye’nin Los Angeles Başkonsolosu Mehmet Baydar ile Konsolos Bahadır Demir’i katletmesiyle başlayan "Bireysel ermeni Terörü", 1975’den itibaren tıpkı 1915 öncesinde olduğu gibi "Örgütlü ermeni Terörü"ne dönüşmüştür. Yurtdışındaki Türk görevliler, diplomatlar, elçilikler ve kuruluşlarına yönelik ermeni saldırıları, kısa sürede hızlı bir tırmanma göstererek yoğunluk kazanmıştır.

ermeni teröründe, Türkiye’deki iç huzursuzluğun zirveye çıktığı 1979 yılından itibaren büyük bir artış gözlenmeye başlanmıştır. ermeni teröristler, 21 ülkenin 38 kentinde, 39’u silahlı, 70’i bombalı, biri de işgal şeklinde olmak üzere toplam 110 terör olayı gerçekleştirmişlerdir. Bu saldırılarda 42 diplomatımız ile 4 yabancı hayatını kaybederken, 15 Türk ve 66 yabancı uyruklu kişi de yaralanmıştır(3).

ermeni terör örgütleri, dış dünyanın tepkileri üzerine 1980’li yıllarda taktik değiştirerek, PKK terör örgütü ile işbirliğine girmişlerdir. 1984 yılında PKK sahneye çıkarılmış ve Asala-ermeni terörü geri plâna çekilmiştir. Belgeler, Bekaa ve Zeli kamplarında ASALA ile PKK militanlarının birlikte eğitim gördüklerini ortaya koymuştur.

Türk güvenlik güçlerinin PKK terörü ile mücadelede başarı sağlamasının ardından ermeni komiteleri, sözde iddialarını ermenistan devletinin açık desteği ve ermeni Diasporası aracılığıyla sürdürmeye devam etmektedirler. Çeşitli ülke parlamentolarından “sözde ermeni Soykırımı”nı kabul eden yasaların ve önerilerin çıkmasını sağlamaya çalışarak, asılsız iddialarını dünya kamuoyuna kabul ettirmeye çalışmaktadırlar.

Amaçları, sözde iddialarını tüm dünyaya “tanıtmak”, Türkiye’yi bu temelsiz iddiaları “tanımak” zorunda bırakmak, sözde soykırımdan dolayı Türkiye’den "tazminat" ve "toprak" almak ve "Büyük ermenistan" rüyasını gerçekleştirmektir...
 

Esc0

Daimi Üye
ERMENİ SORUNUNUN ORTAYA ÇIKIŞI Osmanlı Devleti zayıflamaya başlayıp, hemen her konuda Avrupa’nın müdahalesine maruz kalınca, Türk - ermeni ilişkilerinde de bir bozulma devri başlamıştır. Batılı ülkeler Osmanlı Devleti’ni bölerek bölgesel çıkarlarına ulaşabilmek için ermenileri Türk toplumundan koparmayı hedeflemişlerdir. Özellikle Avrupa’nın bazı büyük devletleri "ıslahat" adı altında bir yandan Osmanlı Devleti’nin iç işlerine karışırken, bir yandan da ermenileri, Osmanlı yönetimine karşı teşkilatlandırmışlardır. Böylece ülke içinde ve dışında teşkilatlanan ve silahlanan ermeni komiteleri ile ermeni Kiliseleri’nin kışkırtıcı faaliyetleri sonucunda, ermeni toplumu yavaş yavaş Türklerden uzaklaşmaya başlamıştır.

Türklerin iyi tutumuna karşın, yabancı devletlerle ittifak etmek suretiyle Türklerle mücadeleye başlayan ermeniler, Batının desteğini alabilmek için kendilerini "ezilen bir toplum" olarak göstermeye ve "Anadolu üzerindeki egemenlik haklarını Türklerin gasp ettiği" iddiasını dile getirmeye başlamışlardır.

Islahat Fermanı ile Müslümanlar ve Gayr-i Müslimler eşit statüye getirilince ayrıcalıklarını kaybeden ermeniler, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda, Rusya’dan "işgal ettiği Doğu Anadolu topraklarından çekilmemesini, bölgeye özerklik verilmesini veya ermeniler lehine ıslahat yapılmasını" talep etmişlerdir. Bu isteklerle birlikte ermeni sorunu ilk kez ortaya çıkmaya ve uluslararası bir şekil almaya başlamıştır.

1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’nın ardından imzalanan Ayastefanos Anlaşması’nın Osmanlı Devleti’nce kabullenilmek zorunda kalınan 16. maddesi şöyledir:
"ermenistan’dan Rusya askerinin istilası altında bulunup Osmanlı Devleti’ne verilmesi gereken yerlerin boşaltılması oralarda iki devletin dostane ilişkilerinde zararlı karışıklıklara yol açabileceğinden, Osmanlı Devleti ermenilerin barındığı eyaletlerde mahalli menfaatlerin gerektirdiği ıslahat ve düzenlemeyi vakit kaybetmeksizin yapmayı ve ermenilerin Kürtlere ve Çerkezlere karşı güvenliklerini sağlamayı garanti eder".

Anlaşmanın bu hükmü, esas itibariyle bağımsızlık kazanmak isteyen ermenileri tam anlamıyla tatmin etmemiş olsa dahi "ermeni Sorunu"nun tarihte ilk kez bir uluslararası belgeye yansıması ve "ermenistan" diye bir bölgenin varlığından söz edilmesi yönünden büyük önem taşımaktadır.

1878 yılında toplanan Berlin Kongresi sonucunda imzalanan Berlin Antlaşması’nın 61. maddesi de Ayastefanos Anlaşması’nın 16. maddesi yerine şu hükmü getirmiştir:

"Osmanlı Hükümeti, halkı ermeni olan eyaletlerde mahalli ihtiyaçların gerektirdiği ıslahatı yapmayı ve ermenilerin Çerkez ve Kürtlere karşı huzur ve güvenliklerini garanti etmeyi taahhüt eder ve bu konuda alınacak tedbirleri devletlere bildireceğinden, bu devletler söz konusu tedbirlerin uygulanmasını gözeteceklerdir".

Berlin Antlaşması’nın bu hükmü ile Türk-ermeni ilişkilerine yabancı güçlerin müdahale edebilmesi hakkı tanınmış olmaktadır.

Böylece ermeniler, Ruslar ve İngilizler tarafından kullanılmaya başlanmış ve İngiltere’nin elinde Rus yayılmacılığına karşı bir ileri karakol vazifesi görmüşlerdir. İngiltere ve Rusya tarafından tarih sahnesine sunulan ermeni Sorunu, aslında emperyalizmin Osmanlı Devleti’ni yıkma ve paylaşma politikasının bir uzantısıdır. Sözde ermeni soykırımı iddiaları ve yalanları da işte bu politikanın propaganda ürünüdür!..
 

ESTERGON

Genel Moderator
Esc0, çalışmalarınız için teşekkür ederim.

Sözde Ermeni soykırımı ile ilgili Milli Unsurlar'daki başlık ile birleştirildi.

Kolay gelsin.
 

Esc0

Daimi Üye
Bugünkü Durum ve Sonuç

SSCB’nin dağılmasından sonra, 23 Eylül 1991’de bağımsızlığını ilan eden Ermenistan Cumhuriyeti, Türkiye’ye yönelik "sözde soykırım" iddialarını bir devlet politikası haline getirmiştir. Ermeniler, zulme ve haksızlığa uğramış bir toplum imajı yaratarak, dünya kamuoyunu başta ABD ve Fransa olmak üzere belli başlı devletleri ve uluslararası kuruluşları, Ermeni davası lehine çekmeye çalışmaktadır.

Böylece soykırım iddiaların kabulü ve tesciline bağlı olarak, Türkiye’den yüklü bir tazminat almak ve son aşamada ise Türkiye sınırları içerisinde bulunduğunu iddia ettikleri sözde Ermeni topraklarının iadesini sağlayarak büyük Ermenistan’ı kurmak yönünde bir siyaset izlemektedirler. Nitekim Ermenistan parlamentosu 23 Ağustos 1990’da kabul ettiği bildiride; "Ermenistan Cumhuriyeti, Osmanlı Türkiyesi ve batı Ermenistan’da gerçekleştirilen 1915 soykırımının uluslararası kabul görmesi çabasını destekler" maddesine yer vermiştir.

Sözde soykırımın tanınmasını hedefleyen girişimler, özellikle Belçika, Fransa, Avustralya, Yunanistan, Lübnan, Kanada, Rusya, ABD ve Arjantin’de yoğunlaşmış ve bu ülkelerde ardı ardına soykırım anıtları dikilmeye başlanmış, hatta bazılarının okullarında sözde soykırım ders olarak okutulmaya başlanmıştır. Bu alanda en önemli gelişme ise 29 Mayıs 1998’de Fransa meclisi tarafından sözde Ermeni soykırımının resmen tanınmasına dair tasarının onay için senatoya gönderilmesidir.

Ter-Petrosyan yönetiminin nispeten ılımlı tutumundan sonra, Nisan 1998’de Koçaryan’ın cumhurbaşkanı olmasıyla birlikte, aşırı milliyetçi hareketler serbest bırakılmış, ve Ermenistan Türkiye ile ilişkilerinde sertlik yanlısı bir politika izlemeye başlamıştır.

Bunun yanı sıra Koçaryan, yapmış olduğu resmi bir açıklamada; "soykırımı hiçbir zaman unutmayacaklarını, dünyaya bu trajediyi hatırlatmak durumunda olduklarını, soykırımın cezasız kaldığını ve uluslar arası tanıma ile kınamanın layık olduğu şekilde gerçekleşmediğini" ifade etmiş, birleşmiş milletler genel kurulu’nun 53. oturumunda da bilinen iddialarını tekrarlayarak, Ermenistan’ın Türkiye ve Azerbaycan tarafından abluka altına alındığını dile getirmiştir.

Günümüzde sözde Ermeni soykırımı adı ile bütünleşmiş olarak görünen Ermeni sorununun; Türkiye’den tazminat almak ve ardından toprak talep etmek, PKK terör örgütüne örtülü de olsa destek vermek ve Türkiye’ye dost olmayan çevre ülkelerle ittifak kurmak suretiyle ülkemiz aleyhine faaliyetlerde bulunmak ve Yukarı Karabağ ile Azerbaycan konusunda uzlaşmaz bir tutum içerisinde olmak gibi boyutları bulunmaktadır.

Sonuç olarak Ermeni sorunu, Osmanlı döneminde bu imparatorluğu parçalayarak çıkarlarına ulaşmayı amaçlayan ülkelerce ortaya çıkarılmış, bu gün ise isimleri değişmekle birlikte aynı çıkar çevrelerinin Türkiye üzerindeki emellerini gerçekleştirmek istemeleri ve bölgede güçlü bir Türkiye arzu etmemelerinden dolayı, çeşitli yönleriyle birlikte sıcak tutulan sun’i bir sorundur..



ERMENİLERİN FAALİYETLERİ HAKKINDA PATRİĞE YAZI

Belge No: 1824

Osmanlı Ordu-yu Hümayun
Başkumandanlığı Vekâleti
Şube : l

26 Mart 331

Hususi

Ermeni Patrikliği Canib-i Âlilerine Rütbetlü Efendim Hazretleri

Malumat ve teşrihat-ı âliyeleri yedimizde mevcut vesaik ile tevafuk et-miyor. Maa-hazâ derç buyurduğunuz vekayi hakkında kumandanların na-zar-ı dikkatini celbettim ve ahali hakkında rıfk ve adaletin hakkıyle tatbiki hususundaki nokta-i nazar-ı hükümetin şiddetle muhafazasmı yeniden te’kid eyledim.

Muhlisiniz Ermeni Milleti’nin vatandaşlığına ve Vatan-ı Osmanî’ye olan merbutiyet ve sadakatına bilhassa pek ziyade itimat ve atf-ı kıymet ediyorum. Bu esaslı itimadımı mahufaza musir ve sabitim. Ancak vatanımızın aksay-ı meratibine irtika etmiş bir recül-ü millet olarak tasdik buyuracağınıza şüphe yoktur ki iğfalat-ı ecanibe firifte olan bazı sebük-mağzân mateessüf mevcuttur. Bunların izhar-ı mâ-fil-zamir için dürüst vesaite tevessül etikleri ayandır) bunlara karşı hükümetçe, vesait-i şedide-i tedibiye kullanılmasında, Vatan-ı Osmani’nin muhafazası için mateessüf ıztırar hasıl oluyor. Bu ıztırar gayri kabili içtinap olduğu zamanlar hisset-tiğimiz teessür ve elemi tarif edemem.

Milletin ileri gelenleri nesayihinizi hakkıyle tutarak bu kabil ecanip hadimlerinin ademi "kabulüne, ve takibat-ı hükümetin yalnız onlar aleyhine hasrına cidden çalışsalar pek çok taşkınlıklar hadis olmadan itfa edilebilir.

İkaz ve irşat için ve efrad-ı vatan arasındaki vifak ve samimiyeti ten-miye ve ilâ için zat-ı âlilerinin mesai ve hidematı daima kıymettardır.

Hidemat-ı mezkure-i hayriyenin devamına ve asar-ı meşkûresine itimad ile intizar ve bu vesile ile de teyid-i ihtiram eylerim efendim hazretleri.

Arşiv No: 1/1
Dolap No:101
Göz No:
Klasör No: 13
Dosya No: 63
Fihrist No: 4-2, 4-3


--------------------------------------------------------------------------------

ERMENİLERİN FAALİYETLERİ HAKKINDA PATRİĞE YAZI
Belge No: 1824

8.4.1915

Osmanlı Ordusu Başkomutanlığı Vekâleti
Şube: l

Özel

Ermeni Patrikliği Yüksek Katına Sayın Bay

Verdiğiniz bilgi ve etraflı açıklamalarınız elimizdeki belgelere uymamaktadır. Bununla beraber bildirdiğiniz olaylar hakkında komutanların konuyu incelemeleri gerektiğini bildirdim. Ahali hakkında tatlılık ve adaletle ve tam olarak uygulanması şeklinin hükümetin görüşü olduğunu önemle saklanmasını, daha önce yazılanları yeniden bildiririm.

Kurtarılan Ermeni milletinin vatandaşlığına ve Osmanlı Vatanı’na olan bağlılık ve dostluğuna özel olarak pek ziyade güveniyor ve kıymet veriyorum. Bu esaslı güvenimi saklı tutuyor, direniyor ve kararımdan vazgeçmiyorum. Ancak vatanımızın en yüksek kademelerine yükselmiş, becerikli bir insan olarak kabul buyuracağınıza şüphe yoktur ki yabancıların kandırmalarına uyan bazı akılsızlar yazık ki vardır. Bunların gönüllerindekilerini meydana çıkarmak için kaba vasıtalara başvurdukları meydandadır. Bunlara karşı hükümetçe, terbiye için sert hareket edilmesinde, Osmanlı Vatanı’nın korunması için esef olunurki zorunluk hasıl oluyor. Bu zorunluluk kaçınılmaz olduğu zamanlar duyduğumuz sancı ve içlenmeyi anlatamam.

Milletin ileri gelenleri öğütlerimizi hakkıyla tutarak bu türlü dış yardakçıları benimsemeyerek ve hükümet kavuşturmasının yalnız onlara karşı olmasına gerçekten çalışsalar pek çok taşkınlıklar meydana gelmeden söndürülür.

Aklını başına toplama ve doğru yolu gösterme için vatan evlatları arasındaki aynı düşünce ve gönülden istemi yükseltmek için yüksek kişiliğinizin hizmet ve çalışmalarınız daima kıymetlidir. Adı geçen hayır hiz-metlerinin sürdürülmesine ve geleneklere teşekkürle güvendiğimi bekler ve üstün saygılarını sunarım.

Arşiv No: 1/1
Dolap No: 101
Göz - No:
Klasör No: 13
Dosya No: 63
Fihrist No: 4-2, 4-3

* Orly Davası Bülteni, Basın-Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü Yayını, S.B.F. Kütüphanesi, ANKARA, 1985



--------------------------------------------------------------------------------

ERMENİ PATRİKLİĞİ HAKKINDA

Belge No : 2004

Hasankale
9.12.31 (22 Mayıs 1915)

Başkumandanlık Vekâletine
"Şifre"

26.1.31 (8 Nisan 1915)

Ermeni Patrikliği’nin müddeiyatı (iddiaları) hakkında tahkikat icra edildi. Bişare Çeto gönüllü olarak Azerbaycan’a gitmiş ve üç ay evvel şehit olmuştur. Mehmet Emin ise Azerbaycan’a giderken Ermenilerin pususuna uğramış ve elyevm (bugün) hanesinde oturmakta bulunmuştur. Van Vilayeti dahilinde hiçbir karye (köy) kâhyası jandarmalar tarafından katledilmemiştir. Bir çocuğun öldürüldüğü iddia olunan Zifo namında bir karyenin vücudu yoktur. Tercan muteberanından (ileri gelenlerinden) üç Ermeni’nin katli ve Bayburt’ta da silah toplamak bahanesiyle Ermeniler hakkında her türlü taaddiyat (düşmanlıklar) ve tazyikat icrası (baskılar yapılması) ve para taleb edilmiş olması meselesi Bekir Sıtkı Bey kumandasındaki gönüllü taburunun nahiye müdürü ile birlikte Bayburt’un Pülür Nahiyesi’nde üç dört köyde taharriyat (arama) icra ederek 52 silah müsadere edilmiş olmasından münfail (gücenmiş) olan ahalinin isnadatından (iftiralarından) ibarettir. Suşehri’nin Pörek Karyesi (köyü) Ermenileri de 12 Şubat’ta (25 Şubat 1915) oradan geçen gönüllü ve gayrı müsellah (silahsız) efrada tecavüz ve vilayetten gönderilen kuvve-i tedibiyeye (güvenlik kuvvetlerine) de ateş ederek iki kişinin mecruhiyetine (yaralanmasına) sebebiyet vermişler ve bittabi müfreze tarafından mukabele ile tenkil (uzaklaştırılarak) ve karyeden 139 tüfenk, 95 asker firarisi, 25 maznun (zanlı) elde edilmiştir. Binaenaleyh müddeiyat-ı sairede (diğer iddialarda) bu gibi hakikatin muhalif-i ekazip ve tasniatdan (yalan ve uydurmadan) mürekkep (oluşan) ve Hükümete isnad-ı mesuliyet (suç yükleme) emelinden münbais olduğu (ileri geldiği) anlaşılmış ve binaenaleyh Patrik Efendi’nin istihbaratı sıhhate gayrı makrun bulunmuştur (doğruya yakın bulunmamıştır).

Elyevm Ermeniler, Sivas Vilayeti’nde kısmen ve Van Vilayeti’nde tamamen hal-i isyan ve kıyamda (ayaklanmada) bulunmaktadırlar. Diğer vilayettekilerin de vakt-i münasibde (uygun zamanda) bunlara piyrev olacakları (uyacakları) tabiidir. Vilayat-ı mezkûreden (adı geçen illerden) ve taraf-ı aciziden vekâyi-i yevmiye (tarafımdan günlük olaylar) hakkında takdim olunan telgrafnâmeler Ermenilerin iddia ettikleri veçhile mu-


--------------------------------------------------------------------------------

ERMENİ PATRİKLİĞİ HAKKINDA
Belge No : 2004

kabele-i bilmisil veyahut jandarmaların zulüm ve taaddiyatma karşı müdafaa-yı meşrua-i anelnefs (haklı nefis müdafaası) halinde olmayıp, mütearrız ve müteaddi (saldırgan ve düşman) vaziyetinde olduklarını aynen irae etmektedirler (göstermektedirler).

Taarruzat-ı vakıanın evvelce mürekkep (planlanmış) ve Taşnaksiyon vesair komite?ler tarafından müstahzar (hazırlanmış) ve esliha-ı lazime müddehar (gerekli silahlar depo?lanmış) olduğu ve muhtelif kazalarda ihtilal heyetleri müteşekkil (kurulmuş) olup, ordu?nun gerisinde ika-yı şuriş edecekleri (kargaşalık çıkaracakları) Sivas Vilayeti’nin tahki?katından anlaşılmış ve Ordu-yu Hümayun’daki Ermeni efradının kamilen (tamamen) düşman tarafına veyahut memleketlerine firarı ve Van Vilayeti’nin vekayi-i ahiresi (son olayı) tahkikat-ı mezkurenin (anılan soruşturmanın) sıhhat ve isabetini müeyyed (doğ?rulayıcı) bulunmuştur. Binaenaleyh vatan-ı müşterekenin muhafazası için silah altında bulanan Ermeni efradının firarı ve Ordu-yu Hümayun’un hal-i harbde bulunduğu esnada Van Vilayeti’nde zuhur eden kıyam ve isyan ve Sivas Vilayeti’nde meşhut olan asar-ı kıyam (görülen ayaklanma belirtileri) Ermenilerin hükümete ihanetle düşmanla müşare?ket (işbirliği) ve düşmana hizmet ve muavenetlerini (yardımlarını) ispat etmekte bulun?muş ve muhafaza-yı hayat ve mevcudiyet için vatana hiyanetle kıyam edenleri kemal-i şiddet ve süratle tedib ve tenkil (uzaklaştırma) mecburiyet-i elimesi karşısında bulunul?muş olduğundan, 7 ve 8 Nisan tarihli telgrafnâmelerle arz olunduğu veçhile bütün eli silah tutanlardan icabında istifade olunması ve 46 : 50 yaşındaki efradın vaht-ı silaha ahzı (silah altına alınması) ve tedabir-ı saire-yi tedibiye ittihazı (diğer güvenlik önlemle?rinin alınması) vilayata ve kolordu vekâletlerine işar edilmiş (bildirilmiş), ahali-i mutia ve adıka ile aceze rencide edilmeyerek (devlete bağlı sadık halk ile güçsüzlerin incitilme-yerek) hükümete karşı silah bedest isyan olan (silahlı olarak isyan eden) hainlerin biiâ-merhamet (acımaksızın) son ferdine kadar imhasına karar verilmiştir. Rehin-i tasvib-i sâmileri buyurulduğu (Uygun gördüğünüz) halde hususat-ı maruzanın (arz edilen konu?ların) Ermeni Patriği Efendiye tefhimi (anlatılması) ve hain-i muhbirlerini havadis-i kâ-zibeleriyle (uydurma haberleriyle) ref-i şikâyet (şikâyetlerini büyütme) yerine vazife-i ruhaniyesi dalalette olanları irşacî (dinsel görevi yanlış yolda olanları aydınlatma) oldu?ğundan Ermeni Milletinin ikazına ve tarik-i itaat ve sadakate ircaına delalet (itaat ve sadakat yoluna getirilmesine öncülük) eylemesini emrü tenbih buyurmalarını istirham . eylerim...
 

Esc0

Daimi Üye
Ermenistan Başbakanı Kaçaznuni’nin itirafları





Türklere biz savaş açtık

Burhaneddin AYDIN 11/09/2006

ERZİNCAN (İHA)- Uluslararası faaliyet gösteren Ermeni lobilerinin sözde soykırım iddiaları, Ermenistan’ın ilk Başbakanı Ovanes Kaçaznuni tarafından yalanlandı. Kaçaznuni’nin 1923 yılında Bükreş’te yapılan Ermeni meselesi ile ilgili Taşnak Partisi toplantısında sunduğu rapor gerçekleri bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Kaçaznuni’nin Osmanlı döneminde yaşananları anlattığı kendi imzasını taşıyan rapor, Türk Hava Kurumu (THK) tarafından Rusça’dan Türkçe’ye tercüme edilerek kitap haline getirildi. Kitapta yer alan bilgiler Türkler’in Ermeni soykırımı yaptığı iddialarını kesin bir dille yalanlarken, kitap Türkiye genelindeki bütün kütüphanelere ulaştırıldı. Kaçaznuni’nin yakın tarihe ışık tutan belge niteliğinde sözlerinin yer aldığı kitap, Ermenilerin Osmanlı İmparatorluğu’na karşı nasıl bir ihanet içinde olduklarını da gözler önüne serdi. Yıllarca sözde soykırıma uğradıklarını iddia eden ve dünya kamuoyunu baskı altına almaya çalışan Ermenilerin bütün tezlerini çürüten ilk başbakanları, 128 sayfalık raporunda şu çarpıcı ifadelere veriyor:

Operasyona katıldık

1914 sonbaharında, Türkiye henüz savaşan taraflardan birine katılmadığı dönemde, Güney Kafkasya’da büyük gürültü içinde ve enerjik biçimde Ermeni gönüllü birlikleri oluşturulmaya başlandı. Sadece birkaç hafta içerisinde Ermeni devrimci Taşnaksutyun Partisi hem bu birliklerin kurulmasına hem de Türkiye’ye karşı gerçekleştirdikleri askerî operasyonlara aktif biçimde katıldı.

Barışı sabote ettik

Türklere karşı ayaklandık. Barışı sabote etmek için savaştık bile. Artık hepimiz Türkler’in düşmanı olan İtilaf devletlerinin kampındaydık. Türkiye’den "denizden denize Ermenistan" talep etmekteydik. İtilaf devletlerinin ordularını Türkiye’ye göndermeleri ve hâkimiyetimizi temin etmeleri için Avrupa ve Amerika’ya resmî çağrılar yaptık. Nihayet şu da var ki, var olduğumuz sürece aralıksız olarak Türkler’le savaştık. Öldük ve öldürdük. Artık, Türklere ne gibi bir güven telkin edebiliriz ki?

Gerçekleri göremedik

Askerî operasyonlara katıldık. Kandırıldık ve Rusya’ya bağlandık. Tehcir doğruydu ve gerekliydi. Gerçekleri göremedik, olayların sebebi biziz. Türklerin millî mücadelesi haklıydı. Barışı reddetmemiz ve silahlanmamız büyük bir hataydı. Türklere karşı ayaklandık ve savaştık. Sevr Antlaşması gözümüzü kör etmişti. İsyanımızın temelinde İtilaf devletlerinin bize vadettiği büyük Ermenistan hayali vardı. Ama biz hiç bir zaman devlet olamadık. Türkiye Ermenistan’ı diye bir devletin hayalden öte olmadığı gerçeğini göremedik.

Aklımız dumanlanmıştı

Biz Ermeniler kayıtsız şartsız Rusya’ya yönelmiş durumdaydık. Herhangi bir gerekçe yokken zafer havasına kapılmıştık. Sadakatimiz, çalışmalarımız ve yardımlarımız karşılığında Çar hükümetinin Ermenistan’ın bağımsızlığını bize armağan edeceğinden emindik. Aklımız dumanlanmıştı. Biz kendi isteklerimizi başkalarına mal ederek, sorumsuz kişilerin sözlerine büyük önem vererek, kendimize yaptığımız hipnozun etkisiyle, gerçekleri anlayamadık ve hayallere kapıldık.

Türkler doğru yaptı

1915 yaz ve sonbahar döneminde Türkiye Ermenileri zorunlu bir tehcire tâbi tutuldu. Türkler ne yaptıklarını biliyorlardı ve bugün pişmanlık duymalarını gerektirecek bir husus bulunmamaktadır. Bu yöntem en kesin ve uygun olanıydı. Kızgınlık ve korku içinde bulunan biz Ermeniler, ’suçlu’ arıyorduk ve bu suçluyu Rus Hükümeti ve onun kalleşçe politikaları olarak belirledik. Siyasal açıdan olgunlaşmamış ve dengesiz insanlara özgü bir şaşkınlık içinde, bir uçtan diğerine savrulmaktaydık. Rus Hükümeti’ne karşı dünkü inancımız ne denli körü körüne ve temelsizse, bugünkü suçlamalarımız da o denli körü körüne ve temelsizdi. Siyasal bir parti (Taşnaksutyun) olarak biz, meselemizin Rusları ilgilendirmediğini ve onların gerektiğinde cesetlerimizi çiğneyerek geçip gidebileceklerini unutmuştuk.

Barış teklifini reddettik

1914-1918 yıllarında emperyalistlere karşı savaşlarında bozguna uğrayan Türkler, direnerek iki yıl içerisinde tekrar kendilerine geldiler. Yeni genç ve milliyetperver duygularla hareket eden bir nesil ortaya çıkarak, Anadolu’da kendi ordusunu yeniden organize etmeye başlamıştı. Türkiye’de millî bilinç ve kendisini savunma içgüdüsü uyanmıştı. Onlar küçük Asya’da istiklâllerini hiç olmazsa bir şekilde temin edebilmek için Sevr Antlaşması’na askerî güçle karşı koymak zorundaydılar. Bizim bu dönemde barışı reddetmemiz ve silahlanmamız büyük bir hataydı. Çok geçmeden sınırlarımıza askerî operasyonlar başladığında, Türkler bizimle bir araya gelmeyi ve görüşmelere başlamayı teklif ettiler. Biz ise onların bu teklifini geri çevirdik. Bu büyük bir hataydı. Bu, görüşmelerin kesinlikle başarıyla sonuçlanacağı anlamına gelmezdi ama bu görüşmelerde barışçı bir sonuca ulaşma ihtimâli vardı.

Herkes bizi kandırdı

"Kaderden şikayet etmek ve felaketlerimizin sebeplerini kendi dışımızda aramak acıklı bir durumdur. Bu bizim (hastalıklı) millî psikolojimizin karakteristik bir özelliğidir ve Taşnaksutyun Partisi de bundan kaçamamıştır. Sanki uzak görüşlü olmamız bir kahramanlıktı, çünkü isteyen herkes, Fransızlar, İngilizler, Amerikalılar, Gürcüler, Bolşevikler tek kelimeyle bütün dünya bizi kolayca aldattı, atlattı ve ihanet etti. Oysa bizler safça bu savaşın Ermeniler için yapıldığına inandırılmıştık."

Barışı sabote ettik

Osmanlı’dan, Akdeniz’e uzanan bir Ermenistan talep ettik. Derhal gönüllü birlikleri oluşturduk, Türklere karşı ayaklandık ve savaştık. İsyanımızın temelinde İtilaf Devletlerinin bize vadettiği Ermenistan hayali vardı, gerçeği göremedik.

HALAÇOĞLU: Bu itiraflar gerçeğin ta kendisidir

Konuyla ilgili görüşlerine başvurduğumuz Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf HALAÇOĞLU, Ermenistan’ın ilk başbakanı Kaçaznuni’nin itiraflarının gerçeğin ta kendisi olduğunu söyledi. Halaçoğlu, "1923’te başbakanlık görevine gelen Kaçaznuni, aynı yıl Bükreş’te Ermeni meselesinin ele alındığı Taşnak Parti Konferansı’nda, şimdi Türk Hava Kurumu tarafından kitap hâline getirilen 128 sayfalık raporu tebliğ olarak sunmuştur. Bu konferansa katılan SSCB ve Avrupalı delegasyonun huzurunda Kaçaznuni, bütün gerçekleri açıklamıştı. Kaçaznuni, buradaki konuşmasında, ’İtilaf devletleri bizi hep Anadolu’da bir Ermenistan hayaliyle kandırdı. Bu boş hayale kapılarak Taşnak çeteleri kurup, 7 cephede savaşan Osmanlı ordularına silah ve mühimmat götüren birliklere saldırdık. Sonuçta İtilaf devletleri verdiği sözü tutmadı. Biz de Osmanlı’ya ihanetimizin bedelini tehcir ile ödedik. Böyle yapmasaydık belki de bu tehcir olayı başımıza gelmezdi’ diyerek bugünkü sözde soykırım iddialarını ortaya atanlara tokat gibi bir cevap vermiştir. Türk Hava Kurumu’nun bunu kitap hâline getirmesi sözde soykırım iddialarını savunan devletlere de ibret olacak bir harekettir. Bunda emeği geçenleri takdir ediyorum ve kendilerini destekliyorum" diye konuştu...
 
Üst