Tarihe yön verenler SiT@R€&murattk ortak çalışma | Page 3 | Wardom Bilginin Adresi, Forum ve Bilgisayar Güvenliği

Tarihe yön verenler SiT@R€&murattk ortak çalışma

SiT@Re

Forum Ustası
eheh sağol ozyy o sizin güzelliğiniz :) görevim wardoma yakışır bi user olmak hepsi bu.. yüksekte gözüm yok :) sorumluluk isteyen bi iş :) hem boş bölümde yok aslında senin bölümü istiyodum ama sen erken davrandın :p neyse ben konuya devam ediyim :)
 

metatron

Super Moderator
Site Yetkilisi
edison 'u görünce nikolai tesla'yı unutmak olmaz.. çünkü edison'dan cok daha fazla yararı olmuş bi insandır dünyaya tesla..

nikola tesla

simdiki yugoslavya'da,smiljana köyünde,9 temmuz 1856` da dogdu. bir hiçken bilim dünyasinin en üst noktasina yükseldi. 32 yasinda önemli kesifleri ile milyoner oldu, daha sonra karanliga kaybolup bes parasiz öldü.

babasi papazdi. hiçbir zaman okuyup yazamamasinina ragmen, annesi halk arasinda pratik ev aletleri mucidi olarak bilinirdi. ona göre tesla, yaratici dahi olmaya adaydi.papaz olmasina için babasinin zorlamasina karsi çikarak ,genç tesla mühendislik mesleginde israretti. annesi de onu destekledi ,fizik ve matematikte bilgisini arttirirken graz`daki politeknik okuluna girdi ve prag üniversitesinde egitimine devam etti. yabanci teknik eserleri okuyabilmek için,orada yabanci dil kursuna devam etti. anadili olan sirpça ve ailece bildikleri almancaya ek olarak ingilizce, fransizca ve italyancayi da ögrendi.

pragdaki tahsilini 1880 `de bitirdikten sonra, budapeste de lisans üstü yaparken ,profesörüyle alternatif akimin özelliklerini tartisti. sonra paris telefon sirketinde çalismaya basladi. burada dogru akim motorlari ve dinamolar konusunda genis ve önemli tecrübeler edindi. oradayken çalistirdigi döner makinalari korumak için regüle edici kontrol cihazlari icat etti.

o ilk günlerde genellikle dogru akim, isitmaya, isik vermeye, güçsaglamaya ve iletmeye en uygun , elektrik akimi olarak bilinirdi.fakat da direnç kayiplari büyüktü ki, her mil kare için bir güç santraline gerek vardi. ilk akkor ampuller ( 110 volta `ta ), güç santrallarina yakin olsalar bile parlak yanmiyorlar ve bir milden daha az uzaliktakiler ise kaybolan güce bagli olarak sönük yaniyorlardi.

1884 de genç tesla, kafasinda fikirlerle dolu ve cebinde 4 sentle new york'da gemiden indi. tecrübesi ,onu dogru akim motorlari ve dinamolardaki komütatör ün sonsuz sorunlar yaratan gereksiz bir karisiklik olduguna inandirmisti.dogru akim üretecinin bir komülatörle dis devrede tamamen ayni yöne akan dalga dizileri seklinde alternatif akim olusturdugunu gördü. o zamanlar , motorda dönme hareketini elde etmek için, elektrik motorunun endüvi si motoru alternatif ( aa ) beslemek için döndügü anda manyetik kutuplarin yönlerini degistiren, döner komülatörlere sahipti.

tesla'ya göre dogru akim saçmaligin daniskasiydi. hem jeneratör ( üreteç ) hem de motordaki komütatörü ortadan kaldirmak ve aa’yi tüm sistemde kullanmak akla uygun gelmekteydi. fakat hiç kimse alternatif akimda çalisan bir motoru olusturmamisti, ve tesla bu sorunu çok düsündü. 1882 subat’in da, budapeste’nin bir parkinda szigetti adinda bir sinif arkadisyla gezinirken aniden haykirdi. !buldum ! simdi degistirime dikkat et! o anda tüm elektrik endüstirisinde devrim yapacak olan, dönen manyetik alani bulmustu. dönen elemana baglanti geregi olmayacakti. komütatör yoktu artik.

sonradan tüm alternatif akim elektrik sistemini tasarladi. alternatörler, elektrik enerjisinin ekonomik iletimi ve dagitimi için aa motorlari ... dünyanin her tarafinda harcanip giden su gücünün bollugundan esinlenip, gerekli olan heryere enerjiyi dagitabilen hidroelektrik santrallariyla bu büyük gücün elde edilmesi. budapeste de ‘ bir gün niyagara çaglayani ni, elektrik elde etmek için kullanacagim’ diyerek dinleyenleri sasirti.

tesla ‘nin aradigi ve sans kolayca eline geçmedi. o zamanlar new york’da,pearl caddesindeki ilk labaratuarinda akkor lambasi için pazar aramakla mesgul olan edison’a rastladigi zaman tesla, gençlik heycaniyla, kendisin buldugu alternatif akim sisteminin açiklamasini yapti. bu düsünceyi derhal ve tamamen kestirip atan o büyük adam, ‘‘sen teori üzerinde vaktini harciyorsun’’ dedi.

bir yil boyunca, uzun boylu , zayif yugoslav , bu yabanci ülkede açliktan korunmak için mücadele etti. gün geldi, çukur kazarak geçimini sagladi. fakat birlikte çalistigi çukur kazici, western union’un ustasi yemek saatlerinde tesla’nin ilgilendigi yeni elektrik sistemlerinin hayali tariflerini dinleyerek, bu konu üzerinde bir plan yapti. tesla’yi a. k. brown adli firmanin sahibiyle tanistirdi. tesla nin parlak planlariyla büyülenerek , brown ve bir ortagi büyük bir atilim yapmaya karar verdiler. ortaya belirli bir miktarda para koydular ve bu parayla tesla ( simdiki bati brodway ) güney besinci cadde 33-35 no’da bir deney labaratuari kurdu. orada tesla jenaratör, transformatörler,transmisyon( iletim ) hatti,motorlar ve isiklar gibi tasarladigi sistemlerin tümünün planlarini hazirladi ve usanmadan çalisti, her detay için planlar silinmez biçimde zihnine kazinmisti. hatta iki ve üç fazli sistemleri de tasarladi.

cornell üniversitesinden profesör w.a. anthony yeni aa sistemini sinadi ve de tesla’nin senkron motorunu en iyi da motoruna esit yeterlilikte oldugunu açikladi.

o zaman tesla bütün kisimlara sahip bir tek patent altinda sistemini tescil ettirmek istedi. patent bürosu her önemli fikir için ayri bir dilekçeyle basvurulmasinda israr etti. tesla 1887’nin kasim ve araliginda dilekçesini verdi, ve daha sonraki alti ayda yedi tane abd patenti aldi. 1888 nisanin da çok fazi da içeren dört ayri patent için bas vurdu. bunlar da hizla, bekletilmeden verildi. yilin sonuna kadar 18 patent daha aldi. bunlari, çesitli avrupa patentleri izledi bu kadar hizla dagitilan bu patent çiginin, esi görülmemisti. fakat fikirler ilginçti. o kadar ki, bir gelisme ve tahmin yoktu. bu yüzden patentler tek bir tartisma bile yapilmadan verildi.

bu sirada tesla, new york da aiee (simdiki ieee) nin bir toplantisinda çok gösterisli bir konferans verip, tek ve çok fazli aa sistemlerinin gösterisini yapti. dünya mühendisleri, muazzam gelismenin kapisini açarak, telle yapilan elektirik enerjisi iletimindeki sinirlamalarin giderilmis oldunu gördüler.

fakat, kim bu tümüyle daha iyi olan, sistemi uygulayacakti? dogal olarak, kurulan edison-general electric kurulusu degil, aksi halde kendi tüm yatirimlarinin eskimis oldugunu kabul edeceklerdi.

iste tan o sira da george westinghouse, tesla nin laboratuarina gitti ve tesla ile tanisti. tanistiklari sirada tesla 32, westinghouse 42 yasindaydi. her ikiside yetenekli, basarili birer mühenndis ve elektrigin hayrani idiler. westinghouse, teslanin açiklamasini dinledi, gösterisini izledi ve hemen karar verdi. "alternatif akim patentlerin için bir milyon dolar nakit ve ayrica satis payi verecegim" diyerek teklifini yapti.

tesla heycanla’’satis payini beygir gücü basina bir dolar yap, anlastik ‘’diye cevap verdi. iki adam bu kadar kolayca, tarihi anlasmayi yapip el sikistilar.

tesla amacina erismisti. fakat fikirlerine inanip kendisine destek veren insanlari unutacak biri degildi, ve derhal laboratuarina paraca destek veren brown ve ortagina bir milyon dolarlik çekini gönderdi. daha sonra weshinghouse’in ardindakiler, onu, tesla’yla yaptigi anlasmanin beygir gücü basina bir dolarlik kismindan vazgeçirmeye çalistilar buna ragmen iliskileri hizla gelisti. fakat tesla’nin ömrünün geri kalan kisminda geçimini ve arastirmalarini destekleyecek olan satis payindan feragat etti.

ülke çapindaki westinghouse yaptirimlarinin basarisi, gelisen elektrik endüstrisinde rakip durumunu korumak için general electric, westinghouse lisansini satin almak zorunda kaldi.

iyi bir ücretle tartisilan lisans, tesla için bir serefti. tartismada tesla, açikça alternatif akimin ümitsizligi ve denemelerin ise zaman kaybi konusundaki, edison'nun ilk sözlerini hattirladi.

1890’da ulusrararasi niyagara komisyonu elektrik üretmek için, niyagara çaglayaninin gücünü kullanmak amaciyla çalismaya basladi. bilgin lord kelvin komisyonun baskanlina atandi ve o derhal da sisteminin en iyi olacagini açikladi. fakat, eger güç 26 mil ilerdeki buffalo’ya iletildigi taktirde, aa’nin gerekli oldugunu sonuçta kabul etti.böylece,sonuçta tesla’nin sistemini kullanmaya ve büyük türbünlerle aa üretmeye karar verdiler.teklifler 1892 de yeni kurulan cataract construction co.sirketi tarafindan istenildi.

washingtonhouse on tane 5000 hp’lik hidroelektrik jeneratörü için ve general electric ise iletim hatti için kontrat yaptilar.bütün sistem iletim hatti,yükseltici ve alçaltici transformatörlerle tesla’nin iki faz projesine uygundu.hareket eden parçalari azaltmak için,distan dönen alan ve içi sabit armatürlü büyük alternatörler planlanmisti.
 

metatron

Super Moderator
Site Yetkilisi
o zamana kadarki bu en büyük tarihi proje büyük heyecan yaratti.dakikada 250 devir yapan her biri 1775 amper veren,2250 voltluk on büyük alternatör, iki fazli 25 hz’de 50000hp veya 37000 kw lik çikis olusturuyordu. rotorlarin herbiri, 3 metre çapinda, 4,5metre uzunlgunda (düsey jeneratörlerde 4,5metre yükseklik) ve 34 ton agirligindaydi. sabit parçalar 50 ton agirligindaydi. gerilim iletim için 22000 volt’a çikarildi.

sonradan telsiz denilen, radyo alaninda tesla’nin öncülügü, mors koduyla yapilan haberlesmeden de daha ileri gitti. 1898 new york sehrinin madison square garden'da telsizle uzaktan kontrola ait parlak bir gösteri düzenledi. birinci geleneksel elektrik fuarinin gelistigi yer ve genellikle barnum-bailey sirkinin çalistigi büyük alanin ortasina büyük bir tank koydu ve su ile doldurdu. bu küçük gölün üzerine,yüzmesi için, 1 metre uzunlugunda anten diregi olan,sac gövdeli bir tekne koydu. teknenin içinde bir radyo alicisi ve gemi manevralarina yapmak için batarya ile çalisan bir çesit elektirik motoru vardi. seyredenlerin arka tarafindan,tesla gemiye seyirçilerinin istegine göre ileri gitme,sola veya saga dönme, durma,geri gitme ve donanimindaki isiklari yakip söndürme gibiçesitli hareketleri yaptirdi. unutulmaz gösteri tüm seyircileri hayran biraktigi gibi günlük gazetelerin ön sayfalarinda yer aldi.bu uzaktan radyo ile kontrol yöntemlerini kullanarak,günümüzde ayin yüzeyine insanlari indirecegimizi,o gün kaç kisi düsünebilirdi ki?

tesla’nin matematik dehasi,westinghouse ve g.e.’nin imalatini yaptigi alternatif akim cihazlarinin, parçalarinin yapiminda da büyük yarar sagladi. ilk ögrencilik günlerinde karisik sorunlari kagit ve kalemsiz akildan çözerdi. ögretmeni onun hile yaptigindan süphe eder,ve ona testler uygulardi. genç tesla, bütün logaritma cetvellerini ezberlemisti. simdi abd de kullanilan 60 hz ‘lik frekans, tesla’nin mantik hesaplarindan çikarilmisti . çünkü tesla bunun ticari yönden en uygun oldugunu saptamisti. daha yüksek frekanslarda, aa motorlari yetersiz olacakti. daha alçak frekanslarda daha çok demir kullanilacakti . isiklar da alçak frekanslarda titresecekti.

niyagara çaglayaninin ana tesisi ,ilk westinghouse türbin jenaratörlerinin kapasitelerine uymasi için, 25hz’e göre planlanmisti. bunu izleyen gelismeler ile 60hz’e çevirme yapildi.günümüzde bu,niyagara’dan elde edilen enerji 360 mil uzaktaki new york’a kadar iletilmektedir.bir zamanlar,daha büyük uzakliklar,kuzey dogu sebekesinden beslenmekteydi.tesla new york’a geldigi zaman,yeterli enerji iletimi için sinir 1 milden daha azdi.

arastirmalarinda yüksek gerilim ve yüksek frekansin bilinmeyen alanlarinda daha çok ilgilendi.yüksek frekans cihazlarini kullanirken,bir elini daima cebinde tutardi.bütün laboratuar asistanlarina bu ön tedbiri almalarinda israr ederdi,ve bu kural,bu güne kadar daima gerilim bakimindan tehlikeli cihaz etrafindaki uyanik arastiricilar tarafindan da uygulanmaktadir. o zaman yararlanilmamis olmasina ragmen ,tesla’nin yüksek frekans ve yüksek gerilim alanindaki kesifleri,modern elektronigin yolunu açti.biricik yüksek frekans transformatörüyle (tesla bobinleri) çiplak elinde tuttugu gazli tüpü yakacak sekilde vücudundan,zarar vermeden ve yüksek gerilimli akim geçiriyordu.o ilk günlerde tesla,aslinda neon tüpünün ve floresan tüpünün aydinlatmasini gösteriyordu.

bazen,frekans araliginin alt ve üst kisimlarinda yaptigi denemeler,tesla’yi kesfedilmemis bölgelere yöneltti.mekaniksel ve fiziksel titresimlerle çalisirken,houston caddesindeki yeni labaratuarinin etrafindaki hakiki bir depreme neden oldu.binanin dogal rezonans frekansina yaklasan ,tesla’nin mekanik osilatörü eski binayi sarsarak tehdid etti.bir blok ötede,polis karakolundaki esyalar esrarengiz bir sekilde dans etmeye basladi.böylece,tesla, rezonans,vibrasyon ve ‘’dogal periyod’a ait matematiksel teorilerini ispatladi.

yüksek frekans ve yüksek gerilimli elektrik iletimi konusundaki arastirmalar, tesla’yi colorado springs yakinindaki bir dagin üzerine dünya’nin en güçlü vericisini kurup çalistirmaya yönelti. 60 metrelik diregin etrafina 22.5 metre çapinda hava çekirdekli transformatörü yapti. iç kismindaki sekonder 100 sarimli ve 3 metre çapindaydi. üreticisi, istasyondan birkaç mil uzakta bulunan enerjiyi kullanirken, tesla ilk insan yapisi olan simsegi olusturdu. bu diregin tepesindeki 1 metre çapli bakir küreden 30 uzunlugundaki kulaklari sagir edici, simsekler çakti. gürültüsü ufka kadar ulasti. 100 milyon volt degerinde gerilim kullaniliyordu. yarim asirlik bir süre içerisinde giderilemeyen bir hayret yaratti.

ilk denemesinde, vericideki güç jenaratörünü yakti. fakat tamir ederek gücü 26 mil uzaga, telsizle iletebilinceye dek deneylerine devam etti. o uzaklikta, toplam 10 kw’lik 200 tane akkor lamba yakmayi basardi. daha sonra, kendi radyo patentleriyle meshur olan fritz lowenstson, tesla’nin yardimcisi iken bu gösterisli basariya sahit oldu.

1899’da aa alternatif akim patentleri için westinghouse’den aldigi paranin sonunu harcadi. albay john jacob astor, onu mali yönden kurtarmaya geldi ve colarado springs’deki denemeleri için ona 30.000 dolari sagladi. sonra bu parada bitti ve tesla new yourk’a geri döndü.

new yourk’da century dergisinin sahibi, tesla arkasi robert underwood johnson araciligi ile, colarado springs’deki basarilarini anlatan hikayeler yazarak, geçimini sagladi. fakat tesla’nin yazdigi hikaye, felsefe ve ’’insanligin mekaniksel gelisimi’’ konusuma giren bir konusma oldu. çok yüksek edebi kalitesine ragmen, eser colarado springs’deki güçlü vericiden çok az söz ediyordu.

sonunda makale ‘’insanlgin artan enerji ihtiyaci’’ basligi altinda basildi. basinda yayinlandigi zaman heyecan yaratti. derinden etkilenen okuyuculardan biri, john pierpont morgan’di. bu kisi, dogru akim günleri basinda ve daha sonralari da niyagara selalesi projesinde genaral electric firmasini paraca desteklemisti.

morgan, gösterisli basarilari ve sahsiyeti dolayisiyla, nikola tesla’hayrani idi. tesla, kisa zamanda morganin sürekli misafiri oldu. kusursuz giyinisli, birkaç dilde yaptigi kültürlü konusmasi ve medeni davranislariyla gösterisli ve centilmen tesla, new york sosyetesi gözdesi oldu. genellikle taninmis aileler kizlari için ‘’iyi bir av’’ olarak saydilar, fakat tesla hayatinda kadinlara ve ask hikayelerine yer bulunmadigini israrla tekrarladi. çünkü onlar, onun arastirmalarina engel olacakti.

tarihçiler, tesla’nin daha sonraki büyük projesini,morgan’in paraca desteklemesine neyin yönelttigi konusunda çeliskilere düserler.bazilari,onun aslinda telsizle güç iletimiyle ilgili olduguna inanirlar.digerleri,daha sonraki gelismelerin isiginda,morgan’in ilgili oldugu elektrik endüstrisindeki yatirimlarini korumak için,tesla’yi ve basarilarini kontrol altina almak oldugunu söylerler.bu nedenle,tesla’nin tekrar çaresiz kaldigini anlayarak,telsizle elektrik gücü iletimini garantilemeye razi olur.

1904’de tesla ‘’elektrik dünyasi ve mühendisligi’’ dergisine verdigi beyanatta ‘’yapmis oldugum isin büyük bir kismi için,bay j.pierpont morgan’in asil alicenapligina borçluyum.’’ demisti. bu birlikten, long island ’daki ilginç’’dünya çapindaki telsiz’’kulesi filizlendi.

long island’in tepelik bölümünde,wardenclyffe yakininda yavas yavas yükselen garip yapi bütün seyredenlerin ilgisini çekerdi. tek parça olmamasi disinda, büyük bir mantara benzeyen,yapi,yerden genis ve 62 metre yukaridaki tepesine dogru daralan, kafes seklinde bir iskelete sahipti. tepede 30 metre çapinda bir yarim küreyle örtülüydü.iskelet, bronzdan kalin civata ve bakir lamalarla birbirine baglanmis, saglam agaç kolonlardan yapilmisti. yarim küresel tepe, üsten yüzeysel olarak bakir bir elekle kapliydi. tüm yapida demir metali yoktu.

ünlü mimar stanford white, konuyla o kadar ilgilendi ki, en iyi yardimcisi w.d.crown’u görevlendirerek proje isini ücretsiz yapti.
 

metatron

Super Moderator
Site Yetkilisi
caddedeki eski waldorf-astoria otelinde oturan tesla, her gün, taksiyle,çarkli araba araba vapuruna binerek long island sehrine gidip, long island demiryoluyla shoreham’e aktarma yaparak insaata gidiyordu. proje kontrolunun aksamamasi için, trenin yemek servisi onun için özel yemekler hazirladi.

büyük kulenin yaninda 30 metre karelik tugla bina tamamlandigi zaman, tesla houston caddesindeki laboratuarini bu binaya tasimaya basladi. bu sirada radyo frekans jeneratörleri ve onlari çalistiran motorlarin yapiminda üzücü bazi gecikmelerle karsilasildi. birkaç camci planlari hazir olan özel tüpleri sekillendirmeye çalisiyorlardi.

bu sirada tesla (1904), mors koduyla sinirli olan büyük endüstrinin gelecegine ait, uzak görünüsü açiklayan kurumsal brosürünü yayinladi bu brosür, tesla’nin kahin oldugunu herkese inandirdi. “ dünya çapinda telsiz sistemi” nde, çesitli olanaklari saglayacak olan özellikler açiklaniyordu. brosürde, telgraf, telefon, haber yayini, borsa görüsmeleri, deniz-hava trafigine yardim, eglence ve müzik yayini, saat ayari, resimli telgraf, telefoto ve teleks hizmetleriyle, tesla’nin sonradan olusumunu gördügü radyo sitesi anlatiliyordu.

1904 marti, elektrik dünyasi ve mühendisligi dergisinde, tesla, kanada niyagara enerji firmasinin telsiz enerji iletim sisteminin uygulamasini istedigini ve bunun için 10 milyon voltluk gerilimde 10000 beygir gücü dagitabilecek bir sistem kullanmayi istedigini açikladi.

niyagara projesi asla gerçeklesmedi. fakat gösterisli long island’in kaderine etki yapti. aydinliga çikmayan nedenler yüzünden, j.p. morgan düsüncesini degistirdi, ve tesla’nin para kaynagi birden kurudu. baslangiçta tesla , morgan’nin hemen hemen bitmek üzere olan isin tamamlanmasini saglayamayacagina inanmak istemedi, ama morgan’nin geri çekilisi ani ve kesin oldu. endüstri tarihçileri bu durumun nedenini merak ederler, neden morgan sabrini tüketti ? ünlerine inandigi mühendisler, brosürde açikça yer alan tesla’nin görüslerinin saçma olduguna ve parasinin ümitsiz bir hayla için harcadigina mi onu ikna ettiler ? yoksa tesla’nin vaktini ve parasini niyagara projesine sarfettigine mi süphelendi ? bunun asli bilinmeyecektir.

birinci dünya savasi sirasinda, ulusal savunma adina çok saçma saygisizliklar öne sürüldü. garip bir nedene göre (veya nedensiz) long island, wardenclyffe’deki tesla’nin sansli kulesinin a.b.d.’nin emniyetini tehlikeye soktuguna ve tahrip edilmesi gerektigine karar verildi.

kablo baglayarak yüksek yapiyi öne çekip, dengesini bozmak için yapilan bos tesebbüslerden sonra, en sonunda temelini dinamitleyerek, devrildi. o zaman bile, kule çökerken parçalanmadi. zedelenmeksizin yana yatti, ve en sonunda parça parça söküldü.

fakat bu yapi neden parçalanmaliydi bilinmiyor.

1890’da tesla yüksek frakans aa üreteçlerini yapmisti.184 kutuplu olan bir tanesi 10 khz ‘lik çikis veriyordu.daha sonra,20 khz kadar yüksek frekanslari elde etti.ancak on yil sonra 50 kwa çikisli radyo frekans üretecine reginald fessenden gelistirdi.bu makine,general electric tarafindan 200 kwa ‘ya çikarildi ve fessenden’in ilk alternatörlerini kuran,çalismasini kontrol eden adamin adi verilerek,alexanderson alternatörü satisa çikarildi.

hemen hemen dünya kablolarinin çogunu elinde tutan ingiliz isadamlarinin,bu makineye ait patentleri elde etmek üzere olduklari görülünce,a.b.d.donanmasinin acele çagrisiyla ‘’radio corporation of america,(rca)’’ sirketi kuruldu.yeni firmanin 1919’da kurulmasiyla,marconi wireless telegraph co.of america firmasinin güçlü fakat yetersiz,marconi kivilcimli vericileri,çok basarili olan rf alternatorleriyle yer degistirdiler.

birincisi n.j.new bruswick’te kuruldu.200kw’da 21,8 khz frekansli titresim olusturdu ve ticari iste kullanildi.bu ilk,sürekli,güvenilir atlantik asiri radyo servisi idi.bu alternatörler,tesla’nin kulesinin yerine,radyo merkezinin tüm güçlerini sagladi.böylece nicola tesla’nin dünya çapinda telsiz hayali,30 sene sonra,icat ettigi vericinin kullanilmasiyla gerçeklestirildi.

tesla,birçok alanlarda yaratici arastirmalara devam etti.1917’de uzaktaki cisimlerin üzerine kisa dalga darbeleri gönderip,yansiyan kisa dalga darbelerinin bir floresan ekran üzeride toplanmasiyla izlenebileceklerini açikladi.eger bu radar degilse,neydi? diger bilim adamlarinin varliklarini kesfetmelerinden 20 yil önce,kozmik isinlari açikladi. 1929’a kadar çesitli zamanlarda,buhar ve gaz için”kepçesiz”yüksek hizli türbinler üzerinde çalisti.kolay öfkelenen tesla ile edison waterside enerji tesisi ve allis chalmers fabrikasindaki arastirmalarinda onunla çalisan bazi mühendis ve yardimcilari arasinda ortaya çikan sürtüsme,aleyhine oldu. bugün,düz rotorlu tesla türbinlerinin sonucu hakkinda hiçbir bilgimiz yoktur.

yillar geçtikçe,ondan,gittikçe daha az haber alinmaya basladi.bazen gazeteci ve biyografi yazarlari onu arayip mülâkat yapmak istiyorlardi.gittikçe gariplesti,gerçeklerden uzaklasti aldatici hayalcilige yöneldi.not alma aliskanligin edinmemisti.her zaman tüm arastirma ve deneylerine ait tüm bilgiyi aklinda tutabildigini iddia ve ispat etti.150 sene yasamaya kararli oldugunu ve 100 yasinin üstüne eristigi zaman,arastirma ve deneyleri sirasinda topladigi bütün bilgiyi etraflica anlatarak,anilarini yazacagini söylerdi.ikinci dünya savasi sirasinda öldügü zaman kasasina askeri yöneticiler el koydular,ve kayitlarin cinsine ait herhangi bir sey duyulmadi. olsaydi açiklanirdi. saniriz.

tesla’nin kendine özgü bir tutarsizlik da, iki seref ünvani verildigi zaman ortaya çikti.birini reddetti , fakat digerini kabul etti. 1912’de nicola tesla ve thomas a.edison’a verilen 40 bin dolarlik nobel ödülünü edison’la paylasmayi reddetti. her nasilsa,edison’u sevenler tarafindan kurulan aiee edison madalyasi 1917’de tesla’ya layik görüldügünde,bunu kabul etmeye yanasabildi.

tesla’nin dogal davranisi aristokrat gibiydi.zamanin geçisiyle ve kaynaklarin tükenmesiyle,asil bir fakirligin içine gömüldü.eniyi otellerde yasamaya devam ederken,kredisi tükenecek ve baska yerler arayacakti.en sonunda new york’a tasinarak sorunlarini çözümledi.kendilerine milyonlar kazandirdigi bazi kuruluslar,yaslanan dahiye bakmalari konusunda yeni otel idaresiyla anlastilar. bir gün bir tren istasyonunda kendisisni gören bir dostu,karisikligin ortasinda onun yanlizligini bozarak,”iyi aksamlar,dr tesla.tren mi bekliyorsunuz?”demis.o’nun yumusak ifadeli cevabi unutulmazdi”hayir,buraya düsmeye geldim.”

tesla yemege baslamadan önce,tüm gümüs,porselen ve cam esyanin ayri ayri peçetelerle silinmesinde israr ederdi.saglik konusundaki bu görünüse karsilik,hizmetçi tesla’nin odasini bir”cehennemi karisiklik”olarak tarif ederdi.sikayet ettigi tesla’nin düzensizligi degil,güvercinleriydi.onlari,parka gidip yemliyemedigi zaman,içeriye girip çikabilmeleri amaciyla pencereyi açik birakir ve onlari odanin içinde beslerdi.

dünya’daki herhangi bir kimseyle ücretsiz olarak konusabilmesini sağlayan yataginin basindaki altin kaplamali telefon,en sevdigi gri benekli beyaz güvercinin tünegi idi.”o öldügü zaman bende ölecegim”derdi tesla. ve 1943 ocaginda,bir gün en sevdigi güvercin onu son kez ziyaret etti. tesla bitkin ve üzgün olarak”o ölüyor. gözlerinin isiginda mesajini aldim”diye inledi.

uzun zamandir tesla’nin kapisinin kulbunda asili bulunan “rahatsiz etmeyin”levhasini gören bir hizmetçi,durumu arastirmak ve anlamak için anahtarini kilide sokup içeri girdi. tesla 87 yillik narin çerçevesini yataginda sükunet içerisinde terk edip aslina dönmüstü.hizmetçi mirildanan güvercinleri yemledi,ve onlari yumusak hareketlerle disariya kovup pencereyi kapadi.gariptir ki,hizmetçinin dedigine göre tesla’nin sözüne ettigi o beyaz güvercin digerlerinin arasinda yoktu.

ekşi sözlükten alıntı;)
 

Ñïghtwât©H..

Forum Ustası
konu halka arz edildiğine göre bizde paylaşımlara başlayalım bari:)

MICHAEL FARADAY

[1791 - 1867]







Fraday’ın babası İngiltere’nin kuzeyinden 1791 başında Newington köyüne iş aramak amacıyla gelmiş bir demirciydi. Annesi Faraday’ın zorluklarla dolu çocukluk döneminde ona duygusal yönden büyük destek olmuş, sakin ve akıllı bir köylü kadındı. Babaları çoğu zaman hasta olan ve iş bulmakta zorluk çeken Faraday ve üç kardeşinin çocukluğu yarı aç yarı tok geçti.

Aile Sandemancılar adlı küçük bir hıristiyan tarikatının üyesiydi. Faraday yaşamı boyunca bu inançtan güç almış, doğayı algılama ve yorumlamada bu inancın etkisi altında kalmıştır.

Faraday çok yetersiz bir eğitim gördü. Bütün eğitimi kilisenin pazar okulu’nda öğrendiği okuma yazma ve biraz hesaptan ibaretti. Küçük yaşta gazete dağıtıcısı olarak çalışmaya başladı. 14 yaşında çiftci çıragı oldu. Ciltlenmek üzere getirilen kitapları okuyarak bilgisini genişletmeye başladı. Encyclopedia Britanica’nın üçüncü baskısındaki elektrik maddesinden özellikle etkilendi. Eski şişeler ve hurda parçalardan yaptığı basit bir elektrostatik üreteçten yararlanarak deneyler yapmaya başladı. Gene kendi yaptığı zayıf bir Volta pilini kullanarak elektrokimya deneyleri gerçekleştrdi.

Londra’daki Kraliyet Enstütüsü’nde Sir Humphrey Davy tarafından verilen kimya konferansları için bir bilet elde etmesi Faraday’ın yaşamında dönüm noktası oldu. Konferanslarda tutduğu notları ciltleyerek iş isteyen bir mektupla birlikte Davy’ye gönderdi. Bir süre sonra laboratuvara yardımcı olarak giren Faraday, kimyayı çağının en büyük deneysel kimyacılarından biri olan Davy’nin yanında öğrenmek fırsatını elde etmiş oldu. 1820’de Faraday, Davy’nin yanından yardımcılık görevinden ayrıldı.



Hans Christian Orsted, 1820’de bir telden geçen elektrik akımının tel çevresinde bir magnetik alan oluşturduğunu bulmuştu. Fransız fizikçi Andre Marie Ampere tel çevresinde oluşan magnetik kuvvetin dairesel olduğunu gerçekte de tel çevresinde bir magnetik silindir oluştuğunu gösterdi ve bu buluşun önemini ilk kavrayan Faraday oldu. Soyutlanmış bir magnetik kutup elde edilebilir ve akım taşıyan bir telin yakınına konursa telin çevresinde sürekli olarak bir dönme hareketi yapması gerekecekti. Faraday üstün yeteneği ve deneysel çalışmadaki ustalığıyla bu görüşü doğrulayan bir aygıt yapmayı başardı. Elektrik enerjisini mekanik enerjiye dönüştüren bu aygıt ilk elektrik motoru idi.

Faraday bu deneyleri gerçekleştirip sonuçlarını bilim dünyasına sunarken elektriğin farklı biçimlerde ortaya çıkan türlerinin niteliği konusunda kuşkular belirdi. Elektrikli yılan balığının ve öteki elektrikli balıkların saldığı, bir elektrostatik üretecin verdiği bir pilden ya da elektromagnetik üreteçten elde edilen elektrik akışkanları birbirinin aynı mıydı? Yoksa bunlar farklı yasalara uyan farklı akışkanlar mıydı? Faraday araştırmalarını derinleştirince iki önemli buluş gerçekleştirdi. Elektriksel kuvvet kimyasal molekülleri, o güne değin sanıldığı gibi uzaktan etkileyerek ayrıştırmıyordu, moleküllerin ayrışması iletken bir sıvı ortamdan akım geçmesiyle ortaya çıkıyordu. Bu akım bir pilin kutuplarından da gelse, ya da örneğin havaya boşalıyor da olsa böyleydi. İkinci olarak ayrışan madde miktarı çözeltiden geçen elektrik miktarına dorudan bağımlıydı. Bu bulgular Faraday’ı yeni bir elektrokimya kuramı oluşturmaya yöneltti. Buna göre elektriksel kuvvet, molekülleri bir gerilme durumuna sokuyordu.

1839’da elektriğe ilişkin yeni ve genel bir kuram geliştirdi. Elektrik madde içinde gerilmeler olmasına yol açar. Bu gerilmeler hızla ortadan kalkabiliyorsa gerilmenin ard arda ve periyodik bir biçimde hızla oluşması bir dalga hareketi gibi madde içinde ilerler. Böyle maddelere iletken adı verilir. Yalıtkanlar ise parçacıklarını yerlerinden koparmak için çok yüksek değerde gerilmeler gerektiren maddelerdir.

Sekiz yıl boyunca aralıksız süren deneysel ve kuramsal çalışmaların sonunda 1839’da sağlığı bozulan Faraday bunu izleyen altı yıl boyunca yaratıcı bir etkinlik gösteremedi. Araştırmalarına ancak 1845’te yeniden başlayabildi. 1855’ten sonra Faraday’ın zihinsel gücü azalmaya başladı. Ara sıra deneysel çalışmalar yaptığı oluyordu. Kraliçe Victoria bilime büyük katkılarını göz önüne alarak Faraday’a Hampton Court’ta bir ev bağışladı.
 

ESTERGON

Genel Moderator
El-Biruni (973 - 1051)

El-Biruni (973 - 1051)

Yaşadığı çağa damgasını vurup " Biruni Asrı" denmesine sebep olan zekâ harikası bilgin 973 yılında Harizm'in merkezi Kâs'ta doğdu. Esas adı Ebû Reyhan b. Muhammed'dir. Küçük yaşta babasını kaybetti. Annesi onu zor şartlarda, odunsatarak büyüttü. Daha çocuk yaşta araştırmacı bir ruha sahipti. Birçok kOnuyu öğrenmek için çılgınca hırs gösteriyordu. Tahsil çağına girdiğinde Hârizmşahların himayesine alındı ve saray terbiyesiyle yetişmesine özen gösterildi. Bu aileden bilhassa Mansur, Bîrûnî'nin en iyi bir eğitim alması için her imkânı sağladı.

Bu arada İbni Irak ve Abdüssamed b. Hakîm'den de dersler alan bilginimizin öğrenimi uzun sürmedi, daha çok özel çabalarıyla kendisini yetiştirdi. Araştırmacı ruhu, öğrenme hırsı ve sönmeyen azmiyle birleşince 17 yaşında eser vermeye başladı. Fakat Me'mûnîlerin Kâs'ı alıp Hârizmşahları tarihten silmeleriyle Bîrûnî'nin huzuru kaçtı, sıkıntılar başladı ve Kâs'ı terketmek zorunda kaldı. Ancak iki yıl sonra tekrar döndüğünde ünlü bilgin Ebü'lVefâ ile buluşup rasat çalışmaları yaptı. Daha sonra hükümdar Ebü'lAbbas, sarayında Bîrûnî'ye bir daire tahsisedip, müşavir ve vezir olarak görevlendirdi. Bu durum, hükümdarların ilme duydukları derin saygının göstergesi, bilginimizin de devlet başkanları yanındaki yüksek itibarının belgesiydi.

Gazneli Mahmud Hindistan'ı alınca hocalarıyla Bîrûnî'yi de oraya götürdü. Zira onun yanında da itibarı çok yüksekti. "Bîrûnî, sarayımızın en değerli hazinesidir' derdi. Bu yüzden tedbirli hünkâr, liyakatını bildiği Bîrûnî'yi Hazine Genel Müdürlüğü'ne tayin etti .O da orada Hint dil ve kültürünü bütünüyle inceledi. Üstün dehasıyla kısa sürede Hintli bilginler üzerinde şaşkınlık ve hayranlık uyandırdı. Kendisine sağlanan siyasî ve ilmî araştırmalarına devam etti. Bir devre adını veren, çağını aşan ilmî hayatının zirvesine erişti. Sultan Mes'ud, kendisine ithaf ettiği Kanunu Mes'ûdî adlı eseri için Bîrûnî'ye bir fil yükü gümüş para vermişse de o, bu hediyeyi almadı.

Son eseri olan Kitabü's Saydele fi't Tıb'bı yazdığında 80 yaşını geçmişti. Üstad diye saygıyla yâd edilen yalnız İslâm âleminin değil, tüm dünyada çağının en büyük bilgini olan Bîrûnî, 1051 yılında Gazne'de hayata gözlerini yumdu.

Bîrûnî, "Elinden kalem düşmeyen, gözü kitaptan ayrılmayan, iman dolu kalbi tefekkürden dûr olmayan, benzeri her asırda görülmeyen bilginler bilgini bir dâhiydi. Arapça, Farsça, Ibrânîce, Rumca, Süryânice, Yunanca ve Çinçe gibi daha birçok lisan biliyordu. Matematik, Astronomi, Geometri, Fizik, Kimya, Tıp, Eczacılık, Tarih, Coğrafya, Filoloji, Etnoloji, Jeoloji, Dinler ve Mezhepler Tarihi gibi 30 kadar ilim dalında çalışmalar yaptı, eserler verdi.

Onun tabiat ilimleriyle yakından ilgilenmesi, Allah'ın kevnî âyetlerini anlamak, kâinatın yapı ve düzeninden Allah'a ulaşmak, Onu yüceltmek gâyesine yönelikti. Eserlerinde çok defa Kur ân âyetlerine başvurur, onların çeşitli ilimler açısından yorumlanmasını amaçlardı. Kurân'ın belâğat ve i'cazına olan hayranlığını her vesileyle dile getirdi. İlmî kaynaklara dayanma, deney ve tecrübeyle ispat etme şartını ilk defa o ileri sürdü.

İbni Sinâ'yla yaptığı karşılıklı yazışmalarındaki ilmî metod ve yorumları, günümüzde yazılmış gibi tazeliğini halen korumaktadır. Tahkîk ve Kanûnı Mes'ûdî adlı eserleriyle trigonometri konusunda bugünkü ilmî seviyeye tâ o günden, ulaştıgı açıkça görülür. Bu eser astronomi alanında zengin ve ciddî bir araştırma âbidesi olarak tarihe mal olmuştur. İlmiyle dine hizmetten mutluluk duymaktadır.

Gazne'de kıbleyi tam olarak tespit etmesi ve kıblenin tayini için geliştirdiği matematik yöntemi dolayısıyla kıyamet günü Rabb'inden sevap ummaktadır. Ayın, güneşin ve dünyanın hareketleri, güneş tutulması anında ulaşan hadiseler üzerine verdiği bilgi ve yaptığı rasatlarda, çağdaş tespitlere uygun neticeler elde etti. Bu çalışmalarıyla yer ölçüsü ilminin temellerini sekiz asır önce attı. Israrlı çabaları sonunda yerin çapını ölçmeyi başardı. Dünyanın çapının ölçülmesiyle ilgili görüşü, günümüz matematik ölçülerine tıpatıp uymaktadır. Avrupa'da buna BÎRÛNI KURALI denmektedir.
Newton ve Fransız Piscard yaptıkları hesaplama sonucu ekvatoru 25.000 mil olarak bulmuşlardır. Halbuki bu ölçüyü Bîrûnî, onlardan tam 700 yıl önce Pakistan'da bulmuştu. O çağda Batılılardan ne kadar da ilerideymişiz.

Biruni, hastalıkları tedavi konusunda değerli bir uzmandı. Yunan ve Hint tıbbını incelemiş, Sultan Mes'ud'un gözünü tedavi etmişti. Otların hangisinin hangi derde deva ve şifa olduğunu çok iyi bilirdi. Eczacılıkla doktorluğun sınırlarını çizmiş, ilaçların yan etkilerinden bahsetmiştir.

Daha o çağda Ümit Burnu'nun varlığından söz etmiş, Kuzey Asya ve Kuzey Avrupa'dan geniş bilgiler vermişti. Christof Coloumb'dan beş asır önce Amerika kıtasından, Japonya'nın varlığından ilk defa sözeden O'dur.

Dünyanın yuvarlak ve dönmekte olduğunu, yerçekimin varlığını Newton'dan asırlarca önce ortaya koydu. Henüz çağımızda sözü edilebilen karaların kuzeye doğru kayma fikrini 9.5 asır önce dile getirdi.

Botanikle ilgilendi, geometriyi botaniğe uyguladı. Bitki ve hayvanlarda üreme konularına eğildi. Kuşlarla ilgili çok orjinal tespitler yaptı. Tarihle ilgilendi. Gazneli Mahmud, Sebüktekin ve Harzem'in tarihlerini yazdı. Bîrûnî, ayrıca dinler tarihi konusuna eğildi, ona birçok yenilik getirdi. Çağından dokuz asır sonra ancak ayrı bir ilim haline gelebilen Mukayeseli Dinler Tarihi, kurucusu sayılan Bîrûnî'ye çok şey borçludur.

Bîrûnî, felsefeyle de ilgilendi. Ama felsefenin dumanlı havasında boğulup kalmadı. Meseleleri doğrudan Allah'a dayandırdı. Tabiat olaylarından sözederken, onlardaki hikmetin sahibini gösterdi. Eşyaya ve cisimlere takılıp kalmadı.

Bîrûnî, Cebir, Geometri ve Cografya konularında bile o konuyla ilgili bir âyet zikretmiş, âyette bahsi geçen konunun yorumlarını yapmış, ilimle dini birleştirmiş, fennî ilimlerle ilahî bilgilere daha iyi nüfuz edileceğini söylemiş, ilim öğrenmekten kastın hakkı ve hakikatı bulmak olduğunu dile getirmiş ve "Anlattıklarım arasında gerçek dışı olanlar varsa Allah'a tövbe ederim. Razı olacağı şeylere sarılmak hususunda Allah'tan yardım dilerim. Bâtıl şeylerden korunmak için de Allah'tan hidayet isterim. İyilik O'nun elindedir!" demiştir.

Eserleri halen Batı bilim dünyasında kaynak eser olarak kullanılmaktadır. Türk Tarih Kurumu 68. sayısını Bîrûnî'ye Armağan adıyla bilginimize tahsis etti. Dünyanın çeşitli ülkelerinde Bîrûnî'yi anmak için sempozyumlar, kongreler düzenlendi, pullar bastırıldı. UNESCO'nun 25 dilde çıkardığı Conrier Dergisi 1974 Haziran sayısını Bîrûnî'ye ayırdı. Kapak fotoğrafının altına, "1000 yıl önce Orta Asya'da yaşayan evrensel dehâ Bîrûnî; Astronom, Tarihçi, Botanikçi, Eczacılık uzmanı Jeolog, Şair, Mütefekkir, Matematikçi, Coğrafyacı ve Hümanist" diye yazılarak tanıtıldı.
 

SiT@Re

Forum Ustası

Ernesto Che Guevera

Ernesto Che Guevara 14 Haziran çarşamba günü Arjantin'in önemli şehirlerinden Rosario'da doğdu.

Che henüz iki yaşında iken ilk astım krizine yakalandı.Sierra Maestra'da Batista ordularına karşı savaşırken Che'ye zorlu dakikalar yaşatan bu hastalık,Bolivya ormanlarında Barrientos'un askerleri tarafından vuruluncaya kadar yakasını bırakmadı.

Yüksek mühendis olan babası Ernesto Guevara Lynch, İrlanda asıllı bir aileden, annesi Clia dela Sena ise İrlandalı-İspanyol karışımı bir aileden geliyordu.Che üç yaşında iken ailesi Buenos Aires'e yerleşti. Daha sonraları astım krizlerinden dolayı Che'nin durumu dahada kötüleşti. Doktorlar tedavisinin çok güç olduğunu, mutlaka iklim değiştirmesi gerektiğini söylediler. Böylece Guevara ailesi yeniden göç etti.Cordoba'ya yerleştiler.

Guevara ailesi tipik bir burjuva ailesi idi. Politik eğilimleri itibarıyla da sola açık liberal olarak tanınırlardı. İspanya iç savaşında açıkça cumhuriyetçileri desteklemişlerdi. Zamanla maddi durumları bozuldu. Che, eğitim bakanlığına bağlı Dean Funes lisesine başladı. Okulda İngilizce eğitim yapılırken, annesinden de fransızca öğreniyordu. Daha ondört yaşındayken Freud'un kitaplarını okumaya başlayan Che, fransızca şiirlere bayılırdı. Baudelaire'e karşı büyük bir tutkusu vardı. Onaltı yaşında ise Neruda'ya hayran olmuştu.

Guevara ailesi,1944 yılında Buenos Aieres'e göçtü. Durumları iyiden iyiye bozulmuştu. Che, biryandan öğrenimine devam ederken bir yandan da çalışıyordu.Tıp fakültesine yazıldı. Fakültedeki ilkyıllarında Arjantin'in kuzey ve batı bölgelerini baştan başa dolaşmış, buralardaki orman köylerinde cüzzam ve tropikal hastalıklar üzerinde çalışmalar yapmıştı.

Son sınıfta iken Che, arkadaşı Alberto Granadas ile bütün Latin Amerika'yı içine alan bir motosiklet turuna çıktı. Bu tur ona, Latin Amerika'nın sömürülen köylülerini yakından tanıma fırsatı verdi. Che, 1953 yılının Mart ayında üniversiteyi bitirmiş doktor olmuştu. Venezuella'daki cüzzam kolonisinde çalışmak üzere anlaşmıştı. Buraya gitmek için çıktığı yolculuğu sırasında Peru'ya da uğradı. Orada yerliler hakkında daha önce yayınlanmış bir incelemesi yüzünden tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Hapisten çıktıktan sonra Ekvator'da bir kaç gün kaldı. Burada Ricardo Rojo adında bir avukatla tanışması hayatının dönüm noktası oldu. Che, Venezulla'ya gitmekten vazgeçip, Ricardo Rojo ile birlikte Guetamala'ya gitti. Devrimci Arbenz Hükümeti sağcı bir darbe ile devrilince Arjantin büyük elçiliğine sığındı. İlk fırsatta ihtilalcilerin safına katıldı. Faaliyetlerinden dolayı elçilik binasından çıkartıldı. Guetamala'da kalması tehlikeli bir durum alınca Meksika'ya gitti. Ernesto, Guatemala'da bir çok Kübalı sürgün ve Fidel Castro'nun kardeşi Raul ile karşılaşmıştı. Meksika'ya geçtiğinde ise Fidel Castro ve arkadaşları ile tanışarak Küba devrimcileri safında yer aldı. Daha sonra Granma gemisiyle Küba'ya hareket etti ve savaşın sonuna kadar en ön safhada yer aldı.

Devrim sonrasında Binbaşı Ernesto Che Guevara Havana'nın la Cabana Kalesi'nin komutanlığına getirildi.1959 yılında Küba vatandaşı ilan edildi . Bir süre sonra silah arkadaşı Aleida March ile evlendi. 7 Ekim 1959'da Milli Tarım Reformu Enstitüsü başkanlığına atandı. 26 Kasım'da da Küba Milli Bankası başkanlığına getirildi. Böylece Che ülkenin mali işlerini yüklenmiş oluyordu.

23 Şubat 1961'de Küba Devrim Hükümeti bir sanayi bakanlığı kurarak Che'yi bunun başına getirdi. Ancak Playa Giran çatışması sırasında, tekrar kale komutanlığı görevine getirildi. Daha sonra az gelişmiş ülkelere çeşitli seyahatlar yapan Che, sömürülen halkları ve emperyalistleri daha yakından tanıma fırsatı buldu. Bu durum Che'nin savaşcı yanının tekrar canlanmasına yol açtı.

Artık başka Latin Amerika ülkelerine gidip halkları örgütlemesi gerektiği kararını vermişti.1965 Eylül'ünde bilinmeyen ülkelere doğru yola çıktı. 3 Ekim 1965'de Fidel Castro, Che'nin ünlü veda mektubunu Küba Halkı'na okudu.

...Ve ölüm Che'yi Bolivya'da Higueras yakınlarında yakaladı. Barrientos'un askerleri O'nu 7 Ekim 1967 gecesi Hieguras yakınlarında kıstırdılar. Bacağından ağır bir yara aldı ve Hieguras'da bir okula hapsedildi. Kimsenin karşısında eğilmedi. Ve 9 Ekim günü Barrientos'un kiralık katillerinden Mario Turan'ın dokuz kurşunuyla can verdi.
 

ESTERGON

Genel Moderator
İbn Sina (980 - 1037)


İbn Sina (980 - 1037)

Felsefe, matematik, astronomi, fizik, kimya, tıp ve müzik gibi bilgi ve becerinin muhtelif alanlarında seçkinleşmiş olan, İbn Sînâ (980-1037) matematik alanında matematiksel terimlerin tanımları ve astronomi alanında ise duyarlı gözlemlerin yapılması konularıyla ilgilenmiştir. Astroloji ve simyaya itibar etmemiş, Dönüşüm Kuraminın doğru olup olmadığını yapmış olduğu deneylerle araştırmış ve doğru olmadığı sonucuna ulaşmıştır. İbn Sînâ'ya göre, her element sadece kendisine özgü niteliklere sahiptir ve dolayısıyla daha değersiz metallerden altın ve gümüş gibi daha değerli metallerin elde edilmesi mümkün değildir

İbn Sînâ, mekanikle de ilgilenmiş ve bazı yönlerden Aristoteles'in hareket anlayışını eleştirmiştir; bilindiği gibi, Aristoteles, cismi hareket ettiren kuvvet ile cisim arasındaki temas ortadan kalktığında, cismin hareketini sürdürmesini sağlayan etmenin ortam, yani hava olduğunu söylüyor ve havaya biri cisme direnme ve diğeri cismi taşıma olmak üzere birbiriyle bağdaşmayacak iki görev yüklüyordu. İbn Sînâ bu çelişik durumu görmüş, yapmış olduğu gözlemler sırasında hava ile rüzgârın güçlerini karşılaştırmış ve Aristoteles'in haklı olabilmesi için havanın şiddetinin rüzgârın şiddetinden daha fazla olması gerektiği sonucuna varmıştır; oysa meselâ bir bir ağacın yakınından geçen bir ok, ağaca değmediği sürece, ağaçta ve yapraklarında en ufak bir kıpırdanma yaratmazken, rüzgar ağaçları sallamakta ve hatta kökünden kopartabilmektedir; öyleyse havanın şiddeti cisimleri taşımaya yeterli değildir.


İbn Sînâ'ya Aristoteles'in yanıldığını gösterdikten sonra, kuvvetle cisim arasında herhangi bir temas bulunmadığında hareketin kesintiye uğramamasının nedenini araştırmış ve bir nesneye kuvvet uygulandıktan sonra, kuvvetin etkisi ortadan kalksa bile nesnenin hareketini sürdürmesinin nedeninin, kasri meyil (güdümlenmiş eğim), yani nesneye kazandırılan hareket etme isteği olduğunu sonucuna varmıştır. Üstelik İbn Sînâ bu isteğin sürekli olduğuna inanmaktadır; yani ona göre, ister öze âit olsun ister olmasın, bir defa kazanıldı mı artık kaybolmaz. Bu yaklaşımıyla sonradan Newton'da son biçimine kavuşan eylemsizlik ilkesi'ne yaklaştığı anlaşılan İbn Sînâ, aynı zamanda nesnenin özelliğine göre kazandığı güdümlenmiş eğimin de değişik olacağını belirtmiştir. Meselâ elimize bir taş, bir demir ve bir mantar parçası alsak ve bunları aynı kuvvetle fırlatsak, her biri farklı uzaklıklara düşecek, ağır cismimler hafif cisimlere nispetle kuvvet kaynağından çok daha uzaklaşacaktır.

İbn Sînâ'nın bu çalışması oldukça önemlidir; çünkü 11. yüzyılda yaşayan bir kimse olmasına karşın, Yeniçağ Mekaniği'ne yaklaştığı görülmektedir. Onun bu düşünceleri, çeviriler yoluyla Batı'ya da geçmiş ve güdümlenmiş eğim terimi Batı'da impetus terimiyle karşılanmıştır.

İbn Sînâ, her şeyden önce bir hekimdir ve bu alandaki çalışmalarıyla tanınmıştır. Tıpla ilgili birçok eser kaleme almıştır; bunlar arasında özellikle kalp-damar sistemi ile ilgili olanlar dikkat çekmektedir, ancak, İbn Sînâ dendiğinde, onun adıyla özdeşleşmiş ve Batı ülkelerinde 16. yüzyılın ve Doğu ülkelerinde ise 19. yüzyılın başlarına kadar okunmuş ve kullanılmış olan el-Kânûn fî't-Tıb (Tıp Kanunu) adlı eseri akla gelir. Beş kitaptan oluşan bu ansiklopedik eserin Birinci Kitab'ı, anatomi ve koruyucu hekimlik, İkinci Kitab'ı basit ilaçlar, Üçüncü Kitab'ı patoloji, Dördüncü Kitab'ı ilaçlarla ve cerrâhî yöntemlerle tedavi ve Beşinci Kitab'ı ise çeşitli ilaç terkipleriyle ilgili ayrıntılı bilgiler vermektedir.


İslam tarihinde önemli adımların atıldığı bir dönemde bilim hususunda daha sonra gelişecek olan Avrupa biliminde de önemli etkileri olacak olan İbn Sina, geliştirdiği felsefeyle de daha sonraları bir çok İslam alimi tarafından da eleştirilmiştir.
 

MuRaTTK

Co-Admin
Site Yetkilisi
Wilhelm Conrad Röntgen​


Doğumu
27 Mart 1845
Lennep Prusya
Ölümü
10 Şubat 1923
Münih Almanya​

Hayatı ve Akademik Kariyeri
Prusya'nın Lennep şehrinde (bugün Remscheid, Almanya) doğdu. Çocukluğu ve ilköğretim yılları Hollanda'da ve İsviçre'de geçti. 1865 yılında girdiği Zürih Politeknik'te üniversite eğitimi gördü ve 1868 yılında makine mühendisi olarak mezun oldu. 1869 yılında Zürich Üniversitesi'nden doktorasını aldı. Mezuniyetinin ardından 1876'da Strassburg'da, 1879'da Giessen ve 1888'de Würzburg Üniversitelerinde fizik profesörü olarak öğretim görevi yaptı. 1900'de Münih Üniversitesi Fizik kürsüsüne ve yeni Fizik Enstitüsünün Yöneticiliğine getirildi.


X Işınlarını Bulması Öğretim üyeliği görevinin yanı sıra araştırmalar da yapmaktaydı. 1885 yılında kutuplanmış bir yalıtkan hareketinin, bir akımla aynı manyetik etkileri gösterdiğini açıkladı. 1890'lı yılların ortalarında çoğu araştırmacı gibi o da katot ışın tüplerinde oluşan lüminesans olayını incelemekteydi. Crookes tüpü adı verilen içi boş bir cam tüpün içine yerleştirilen iki elekroddan (anot ve katot) oluşan bir deney düzeneği ile çalışıyordu. Katottan kopan elektronlar anoda ulaşamadan cama çarparak, floresan adı verilen ışık parlamaları meydana getirmekteydi. 8 Kasım 1895 günü deneyi biraz değiştirip tüpü siyah bir karton ile kapladı ve ışık geçirgenliğini anlayabilmek için odayı karartıp deneyi tekrarladı. Deney tüpünden 2 metre uzaklıkta baryum platinocyanite sarılı olan kağıtta bir parlama farketti. Deneyi tekrarladı ve her defasında aynı olayı gözlemledi. Bunu mat yüzeyden geçebilen yeni bir ışın olarak tanımladı ve cebirde bilinmeyeni simgeleyen x harfini kullanarak x ışını ismini verdi.


23 Ocak 1896 yılında Röntgen tarafından çekilmiş bir radyografiBu buluşundan sonra Röntgen farklı kalınlıktaki malzemelerin ışını farklı şiddette geçirdiğini gözlemledi. Bunu anlamak için fotoğrafsal bir malzeme kullanmaktaydı. Tarihteki ilk tıbbi x ışını radyografisi de (Röntgen filmi) yine bu deneyleri sırasında gerçekleştirdi. Ve 28 Aralık 1895 tılında bu önemli keşfini resmi olarak duyurdu.

Olayın fiziksel açıklaması 1912 yılına kadar net olarak açıklanamasa da, buluş fizik ve tıp alanında büyük bir heyecan ile karşılandı. Çoğu bilim adamı bu buluşu modern fiziğin başlangıcı saydı. Amerikalı mucit Thomas Edison 1896 yılında tıpta fizik tedavide kullanılmak üzere x ışınları üreten bir aygıt geliştirdi. Ama çok miktarda X ışınlarına maruz kalındığında meydana gelebilecek sağlık sorunlarını kimse farketmedi.


Aldığı Ödüller
X ışınlarının bulmasından dolayı kıskanç diğer bilimadamları tarafından çeşitli saldırılara uğramasının yanı sıra kendisine sayısız ödül verildi. 1901 yılında tamamladığı bu araştırmaları sonucu aynı yılın fizik dalında Nobel Bilim ödüllüne layık görüldü. Ödülün tüm gelirini Würzburg Üniversitesi'ne bağışladı. Tüm insanlığın özgürce kullanabilmesi için x ışını olayının patent altına alınmasını reddetti.


Son Yılları
Karısının ölümünün dört yıl ardından 1923 yılında, I. Dünya Savaşı'nın yarattığı yüksek enflasyon ekonomisi ortamında parasız olarak, Münih'te öldü.


23 Ocak 1896 yılında Röntgen tarafından çekilmiş bir radyografi
 

SiT@Re

Forum Ustası

George Washington

George Washington 22 Şubat 1732'de ABD'nin Virginia eyaletinde, Wakefield / Westmoreland County'de doğdu.

ABD'nin bağımsızlık savaşında önemli rol oynadığı için, ülkesinde tarihinin en önemli şahıslarından biri olarak sayılıyor. Amerikan başkanlık kurumunu şekillendirdi ve iki dönem, sekiz yıl sonra üçüncü dönem başkanlıktan vazgeçerek ülkesinde bir gelenek yarattı (Bu gelenek Franklin D. Roosevelt'e kadar devam etti, sonra anayasallaştı). İktidarı muhalefete devrederek, demokrasi tarihi için bir örnek teşkil etti.

Dört nesilden beri Virginia'da yaşayan bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası Augustine Washington (1693-1743) ve annesi Mary Ball (1708-1789) İngiliz asıllıydılar. Henüz 11 yaşında tütün çiftçisi ve mesahacı olan babasını kaybetti.


Fransız-Kızılderili Savaşı
1754'ün yaz aylarında, Washington yakın ilişkilerinden faydalanarak torpil sayesinde Virginia Valisi tarafindan binbaşı rütbesinde Virginia milisinin komutanlığına getirilidi. Milis, Fransızların ve İngilizlerin kavgasını ettiği batıda ki bölgelerde rakibin ileri karakollarını ve keşif birliklerini aramakla görevliydi. Bu süreç içinde Washington, Virginia'nin batı sınırında bir dizi kale kurdu ve Ohio Vadisi’ne giren Fransızlarla müzakereleri yürüttü. Artan gerilim Fransızlarla ve onlarla müttefik yerli kabilelerle Fransız-Kızılderili Savaşı’na sebep oldu. ("French and Indian War“, 1754 –1763),

Washington’un liderliğinde ki heterojen birlik, el değmemiş bölgelerde haftalarca süren yürüyüşlerin ardından nihayet bugünün Pittsburgh yakınlarında bir Fransız birliğiyle karşılaştı ve karşılasmayı takip eden müsademede Fransız birliği yendi. Çok şanlı bir çatışma olmasa da bu ilk savaş tecrübesi Washington’a askeri lider namını kazandırdı. Sonralari rakibin daha üstün silahlı kuvvetleri tarafindan Fort Necessity'de kuşatıldı ve serbestçe geri çekilme karşılığı mütakereye zorlandı.

Bir sonraki yıl, yarbay rütbesinde İngiliz ordusunun Braddock Seferi’ne katıldı. Altında 3 atı vurulduğu ve felaketle sonuçlanan Monongahela Muharebesi’nde basiretli davranabilerek geri çekilme kararı aldı. Sonra binbaşı rütbesinde Virginia’nin ilk düzenli alayını kurarak savaşa katıldı ve Virginia’nin bütün birliklerinin başkomutanlığına getrildi. Asıl savaş komşu bölgelerde gerçekleşse de, Virginia’nin batı sınırını Fransız birliklerine karşı başarıyla korudu. 1758 yılında, ‘Fort Duquesne’ adında Fransız kalesinin alınmasında belirleyici rol oynadı.

Savaş süreci içinde İngiliz subayların gerisine itilmesi ve milislerinin sadece sınır koruma olarak kullanılmasi ona anavatanına karşı bir daha atlatamıyacağı kin duyguları beslemesine sebep oldu. 1759’da alayından ayrılarak Virginia meclisinde milletvekili oldu.

Amerikan Bağımsızlık Savaşı

Washington Delaware Nehri'ni geçerkenNisan 1775'te Maryland valisi Thomas Johnson'un önerisi üzere II. Kıta Kongresi’nde oybirliğiyle Kıta Ordusu'nun (Continental Army) başkomutanı seçildi. 3 Temmuz 1775'te Kıta Ordusu'nun başına geçen Washington, başkamutan olarak muharebeleri ayırıntılı planlarla kazanabilen dahi bir strateji uzmanı değil, Amerikan silahlı kuvetlerinin titiz organizatörüydü. Mütevazı imkanlarının tamamen farkında olan Washington, asker sayısının büyütülmesini ve orduya maddi açıdan destek sağlanmasını, neredeyse cimri diyebilinecek Kongre'ye düzenli halde ayırıntılı ve tam belgeli bildirilerle talep ediyordu. Birliklere en azından giyecek, yiyecek, yakacak, barınak ve cephane temin edilebilinmesi için en ince ayırıntılarla bile ilgileniyordu. Sayıca daha az olan Amerikan ordusunu ancak kaçınılmaz veya koşullar bakımından avantajlı durumlarda açık muharebe meydanına sürüyordu.

Mart 1776'da İngilizleri abluka altına aldıkları Boston'dan püskürttü. 4 Temmuz 1776'te Birleşik Devletler bağımsızlıklarını ilan ettiler. Ağustos 1776'da Long Island muharebesinde yenilgiye uğradı ve Amerikan birliklerini dinlendirmek için İngiliz etki alanının dışında kalan Valley Forge'a çekildi. 25 Aralık 1776'da İngilizlerin New Jersey'deki Hessen kökenli paralı askerlerine saldırmak için Washington, birlikleriyle Delaware River'i geçti. Saldırının başarıyla sonuçlanması bağımsızlık isteyen Amerikalıların moralini yeniden güçlendirdi. Washington 1781'de Marquis de La Fayette'in emrindeki Fransız birliklerin desteğiyle ,Yorktown Muharrebesi'nde 7000 İngiliz askerli Britanya'lı General Cornwallis'i yenerek savaşın sonucunu belirledi. 25 Kasım 1783’te, Amerikan ordusunun başında İngilizler’in boşalttığı New York’a girdi.

1783'te Paris Antlaşması'nda İngiltere Kraliyeti Birleşik Devletlerin bağımsızlığını tanıdı. Washington komutanlığı bırakırken Amerikan Devletlerine güçlü bir merkezi yönetim kurmaları çağrısında bulundu.


Başkanlık dönemi
1787 yılında, Mayıs ayından Eylül'e kadar Philadelphia’da toplanan Kurucu Meclis'de, Amerikan Devrimi'nin liderleri yetersiz kalan Konfederasyon Maddeleri’ni değiştirmekle görevlendirilmişti. Diger eyaletlerin 54 temsilcisiyle birlikte katılan Washington oybirliğiyle Kurucu Meclis'in başkanı seçildi. Tarafsız kalmaya çaba gösteriyor olmasına rağmen yürütme gücüne ağırlık veren bir anayasanın hazırlanmasında ve onaylanmasında büyük rol oynadı.

Anayasa tartışmalarında ilk defa ikili parti sisteminin özelliklerini içeren siyasi görüşler belirginleşmişti. Başkanlık kurumunun tasarımında, yürütmenin zayıf olmasını savunanlarla güçlü olmasını savunanlar çarpıştılar. Güçlü olmasını savunanlar, kuvvetler ayrımını gerçekleştirebilmek ve yasama gücüne karşı denge oluşturabilmek için başkanın bağımsız olmasını talep ediyorlardı. Kudretli yasama organları olan bazı eyaletlerdeki demokratların seçkin sınıfı korkuttuğu gelişmeler, caydırıcı örnek olarak gösterildi.

13 eyaletin 9'u anayasayı onaylamasından sonra, Konferderasyon Kongresi delegeleri yeni devlet başkanı olarak adı herkesin ağzında dolaşan George Washington'u 30 Nisan 1789’da, ABD tarihinde oybirliğiyle seçilen tek başkan olarak bu göreve seçti. Washington'un seçilmesinin başlıca sebepleri, siyasi ve askeri kazanımlarının yanısıra partilerüstü tutumuydu

Başkanlığın yeni bir kurum olduğunun, attığı her adımın sonraki başkanlar için örnek teşkil edeciğinin bilincindeydi Washington. Başkanlığı milli bütünlüğün sembolü ve halkın Amerikan özelliğini (karakterini) şekillendirmek için alet olarak görüyordu.

Başkan iç siyasette denge için çaba gösterdi. Yönettiği kabinesinde her iki büyük parti, Federalistler ve Demokratik-Cumhuriyetçiler aynı oranda temsil edildi.

Fransız Devrimi'ne karşı pasif tutumundan dolayı eleştirilere rağmen, 1792'de üç çekimser oya karşın tekrar oybirliğiyle ikinci bir dönem için başkanlığa seçildi.
 

EnVeR

Forum Ustası
Sir Alexander Fleming (1881-1955)

Antibiyotik işlevli cisim [lizozom]u keşfetti; ayrıca bir antibiyotik olan ve [Penicillium notatum] isimli mantardan üretilen penisilini buldu, bu icadıyla [Nobel ödülü] kazandı.
Doğumu ve Eğitimi Fleming Lochfield, İskoçya doğumludur. Kilmarnock’taki akademide iki yıl bulundu ve ardından Birinci Dünya Savaşı çıkana dek Londra’daki St. Mary’s Hospital’da hizmet verdi. Savaş esnasında cephelerde bulundu. Cephelerdeki hizmeti sırasında askerlerin enfeksiyonlar sonucu korkunç ölümlerine şahit olmuştu, savaşın bitiminden sonra St. Mary’s Hospital’a geri döndü ve çalışmalarını antiseptikler üzerinde yoğunlaştırdı.
Lizozom Fleming her iki keşfini de 1920li yıllarda rastlantılar sonucu yapmıştır. İlki olan lizozom, Fleming’in içinde bir bakteri ağı olan kapların içine hapşırması sonucu bulundu. Birkaç gün sonra fark etti ki mukusla temas eden bölgedeki bakteriler ölmüştü.
Penisilin Fleming’in laboratuarı her zaman dağınık olurdu, fakat 1928 yılının Eylül’ünde bu durum bir avantaja dönüştü, labotatuarın dört bir yanına dağılmış türlü deneyleri bir düzene sokmaya çalışıyordu. Sıraya koyarken her birini dikkatle inceliyordu ki ilginç bir mantar kolonisi keşfetti, mantarlar Staphylococcus aureus bakterisi tarafından sarılmış kaplarda yetişmişlerdi. Fakat dikkatle incelendiğinde görünecekti ki bu mantarlar, zararlı olmaya potansiyeli olan bakterileri yıkıyordu, bunun anlamı mantarın zararlı hücreleri yok ettiğiydi. Bunun önemini hemen kavradı ve bir yıl sonra (1929da) penisilin adını verdiği keşfi hakkında bir makale yayınladı.
Keşfin Gelişimi Fleming genellikle bahçe toprağı ile çalışırdı, bu da bir kimyager için zor bir işti, çünkü bahçe toprağını analiz etmek, elemek ve içinde doğru mantarları yetiştirmek uzun ve zahmetli bir süreçti. Fleming buluşunu buradan daha ileriye taşımadı. Buluşun bu günkü haline gelmesi iki farklı bilim adamına kalmıştı, Howard Florey ve Ernst Boris Chain, penisilininin geliştirilip etkili bir hale getirilmesini sağladılar. Bu çalışmaları sayesinde İkinci Dünya Savaşı ve sonrasında pek çok insanın yaşamı kurtuldu.
Ödülleri Fleming gerçekleştirdikleri sebebiyle 1944 yılında şövalyelik unvanını aldı.. Fleming, Florey, ve Chain, 1945 Nobel Felsefe ve Tıp Ödülünü paylaştılar. Fakat İkinci Dünya Savaşında milyonların hayatını kurtarmış olmak Fleming için çok daha büyük bir onur olacaktı. Fleming, Michael H. Hart'ın kaleme aldığı “List of the Most Influential Figures in History” (En Etkin 100 - Sabah Kitapları, 1994) isimli eserde 43üncü sırada yer aldı Fleming, ressam James McNeil Whistler’ın daveti sonucu 1891de kurulmuş ve her daldan sanatkarı bünyesinde kabul eden Chelsea Sanat Kulübünün de üyelerindendir. Fleming mikrop boyamalarıyla kulübe kabul edilmiştir, çünkü bakteriler görünmezdir ama Fleming onları parlak renklere boyayarak görünür kıldı ve bu yöntem bugün bile laboratuarlarda kullanılmaktadır.
Ölümü Fleming, 1955 yılında 73 yaşındayken kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi. Londra’daki St.Paul Katedralindeki anıtmezarına bir milli kahramancasına gömülmüştür. Buluşuyla modern tıbbın antibiyotiklere bakışını değiştirmiş, milyonların yaşamını kurtarmıştır.
 

ESTERGON

Genel Moderator
Thomas Edward Lavrence (1885 - 1935)

Thomas Edward Lavrence (1885 - 1935)​

Arap Lawrence olarak da bilinir. 15 Ağustos 1888'de Tremadoc, Caernarvonshire, Galler'de doğdu. I. Dünya Savaşı sırasında Orta Doğu'da yürüttüğü istihbarat etkinlikleriyle tanınan İngiliz asker, arkeoloji uzmanı ve yazar. Savaş Anılarını, "Seven Pillars of Wisdom" (1926) "Aklın Yedi Dayanağı" adlı yapıtta topladı.


Osmanlı sınırında yer alan Sina'nın kuzey kesimini keşfe çıktı. I. Dünya Savaşı'nın hemen başında Sina'nın askeri haritasını çıkarmak üzere Savaş Bakanlığı Harita Dairesi'nde sivil memur olarak çalışmaya başlayan Lawrence, Aralık 1914'te üsteğmen rütbesiyle Kahire'ye gönderildi. Araplar ve Osmanlıların elindeki Arap toprakları konusunda uzman olduğundan istihbaratta görevlendirildi.


Lawrence, savaş anılarının üçüncü düzeltmelerini yaparken, Mart 1921'de Sömürgeler Bakanı Winston Churchill'in Arap işleri danışmanı olarak Ortadoğu'ya gitti.


İlk ticari baskısı 1935'te Lawrence'in ölümünden sonra yapılan "Seven Pillars of Wisdom" 20. yüzyıl İngiliz Edebiyatında çağdaş kişileri destan kahramanlarına dönüştüren az sayıda yapıttan biridir.


Kraliyet Hava Kuvvetlerinden 26 Şubat 1935'te terhis edildikten sonra Clouds Hill'e yerleşti. Boşluk duygusuna karşın, yeni projelerinden dolayı iyimserlikle dolu olduğu bir dönemde, 19 Mayıs 1935 günü Clouds Dorset-İngiltere'de bir motosiklet kazasında öldü.
 

SiT@Re

Forum Ustası

Winston Churchill (1874 - 1965)

Wisnton Churchill, Oxfordshire’da, 30 Kasım 1874’te, Lord Randolph Churchill’in oğlu olarak dünyaya geldi. 1895'te Kraliyet Harb Okulunu bitirdi ve orduya girdi. Boerler savaşında esir düştü ve kaçarak milli kahraman haline geldi. On ay sonra, Muhafazakar partiden milletvekili seçildi.

1904’te Liberal Partiye girdi. 1911’de Bahriye Nazırı oldu. Başarılı siyasi kariyeri 1916 Gelibolu yenilgisinden sonra düşüşe geçti. Sadece donanmayla Çanakkale Boğazının geçilebileceği, ardın da rahatça İstanbul’a ulaşılabileceği konusundaki ısrarcı tavrı, Türklerin umulandan çok daha başarılı bir savunma yapması; müttefik ordusunun tarihi yenilgisine yol açtı. Bu başarısızlığın mimarı olarak nitelendirilen Churchill, İngiliz halkı karşında çok zor bir durumda kaldı ve muhaliflerinin de zorlamasıyla görevinden ayrıldı. Ancak 1917’de Cephane Bakanlığına ve Harbiye Bakanlığına getirildi. 1924'te tekrar Muhafazakar Partiye girdi. Maliye Bakanı oldu (1924-1929).

1939'da bir kez daha Bahriye Nazırlığına ve 1940'ta N. Chamberlain'ın yerine Başbakanlığa getirildi. İkinci Dünya Savaşında izlediği savaş politikası ve Roosevelt ile kurduğu iyi ilişkiler onu İngiliz tarihinin en önemli devlet adamları arasına soktu. Gene bu dönemde Müttefik Devletlerin Balkanlar'a kaydırmağa çalıştığı strateji konusunda Ruslarla çalıştı. Ancak S.S.C.B.'nin burada hakim duruma geçmesinden de çekiniyordu. Bu yüzden savaşın başından itibaren stratejik önemi büyük olan Türkiye'yi savaşa sokmağa çalıştı. Kahire ve Adana'da Türk yöneticileriyle bu konuda yaptığı görüşmelerde, Türkiye'nin istediği askeri yardımı vermeğe de yanaşmadı. Savaş sonrası Avrupa ülkelerinin birleşmesini sağlayan Kuzey Atlantik Paktı, Avrupa Konseyi gibi kurumların oluşması için büyük çaba gösterdi. 1951 seçimlerinde tekrar iktidara geldi. 1955'te görevlerini A.Eden'e bırakarak siyasetten çekildi.

Son yıllarını daha çok yazarak ve resim yaparak geçirdi. 1953 yılında Nobel Edebiyat Ödülünü kazandı. 1963’te Amerikan Devleti, kendisine onursal vatandaşlık verdi. 1965 yılında, 90 yaşında öldü ve Blenheim Palace’a gömüldü.
 

ριℓℓι вєвєк

Forum Kalfası
Marie Curie (1867 - 1934)
1863 yılında Ruslara karşı yapılan başarısız Polanya ayaklanmasından kısa bir süre sonra Polonya'da doğdu. Lise eğitimini takiben, Paris'te bulunan abisinin ve kız kardeşinin eğitim giderlerini karşılamak için çalıştı. Aynı zamanda kendi Paris yolculuğu için de yeterli parayı biriktirdi. 1891 yılında Sorbonne Üniversitesine girdi. Marie Curie o tarihlerde maddi imkansızlıklar içinde olmasına rağmen (bir keresinde sınıfta açlıktan bayılmıştı) sınıfın en başarılı öğrencisiydi.

1895 de Fransız kimyacı Pierre Curie ile evlendi. Pierre Curie o tarihlerde piezo elektriği keşfeden bilim adamı olarak tanınıyordu. (Bir piezoelektrik kristaline basınç uygulandığında bir potansiyel farkı meydana gelir). Marie Curie, piezoelektrik özelliği olan maddeleri kullanarak radyoaktif maddelerin aktifliğini ölçmek suretiyle uranyum ve toryum elementlerinin radyoaktif yapıda olduklarını gösterdi. 1898 yılında Marie ve kocası uranyum cevherinin içerdiği yeni bir radyoaktif element keşfettiler. Bu yeni elemente madam Curie'nin ülkesinin adını, polonyum adını verdiler. 1898 yılının sonlarında Curie'ler radyum olarak adlandırdıkları, çok daha aktif bir elementi eser miktarda elde edilebildiler. Tartılabilir çoklukta radyum elde edilebilmek için çok büyük çaba sarfederek, uranyumca zengin cevherden radyumu ayırabildiler: Tonlarca cevheri dört yıl boyunca defalarca saflaştırarak ve kendi birikimlerini de bu iş için sarfederek, 0,1 g radyum elde etmeyi başardılar. 1903 yılında Marie ve Pierre Curie, A.H Becquerel ile birlikte radyoaktif maddeler ile yaptıkları çalışmalardan dolayı Nobel fizik ödülünü kazandılar.

Madam Curie, eşinin 1906 yılında bir trajik kaza sonucu ölümünden sonra, eşinin Sorbonne Üniversitesindeki profesörlük görevini devraldı. Ne yazık ki, kendisinin bir bayan olmasından kaynaklanan, bilim komitesinin önyargılı davranışlarıyla karşılaştı. Örneğin, Fransız Bilim Akademisi üyeliği bir tek oyla reddedildi.

Madam Cruie 1911 yılında, radyum ve polonyumun keşfinden dolayı ikinci Nobel ödülünü de kimya dalında aldı. Hayatının son yıllarını Paris Radyum Enstitüsünü yönetmekle geçirdi. Madam Curie, yıllarca, radyoaktif maddelerden yayınlanan radyasyona maruz kalmış olmanın neden olduğu kan kanserinden öldü.

 
Üst