Yerli Yabancı Sanatçı ßiyografileri | Wardom Bilginin Adresi, Forum ve Bilgisayar Güvenliği

Yerli Yabancı Sanatçı ßiyografileri

blu3

Forum Ustası
Yeni ßölüm Herkese Hayırlı Olsun :) A'dan Z'ye Yerli Yabancı Sanatçı ßiyografilerini Paylaşmak İstedim :)ßaşlıyoruz...


NOT: Eksik Gördüğünüz Sanatçıları Pm İle ßana Gönderirseniz Konunun Sonuna Eklerim.Verdiğim Alfabetik Sırayı ßozmamanız Adına ßu İstekte ßulunuyorum;)




Not2: Alfabetik Sırada Olmayan ßazı Sanatçı Ve Gruplar Sonlara Eklenmektedir.ßilginize... :)



Aaliyah



Hayat Hikayesi


1979 yılının Ocak ayının 16'sında New York, Brooklyn'de doğdu. 5 yaşında ailesiyle Detroit'e taşındı. Kariyerine de burada başladı. İsmi Swahili dilinde bir kelime olan Aaliyah, İngilizce'de en yüksek anlamına geliyor. İlk olarak Janet Jackson ve Toni Braxton gibi yıldızların taklitlerini yaptı. İlk gençlik yıllarını okuldaki oyunlarda ve televizyon programlarında şarkı söyleyerek geçirdi. 9 yaşında Yıldız Arama Şovu'nda "My Funny Valentine"i seslendirdir. İki yıl sonra Las Vegas'a şarkı söylemeye gitti. Kariyerinin ilk yıllarında başarılı ve iyi bir iletişim kuran Aaliyah, amcasının çalıştığı Blackground Enterprises şirketinin yardımıyla Hollywood'a ilk adımını attı. 1992 yılında Rhythm & Blues sanatçısı R. Kelly ile tanıştı ve onunla birlikte çalışmaya başladı. 1994 haziranında "Age Ain't Nothinag But a Number" adlı albümünü yayımladı. Bu albümde yer alan Back and Forth single'ıyla listelere girmeyi başardı. R. Kelly ile dünya turuna çıktı. Döndüğünde Performing Art'a kaydını yaptırarak dans eğitimi aldı. İkinci albümü bir milyon sattı. Albüm on ay içinde bir milyon daha satarak Double Platinium kazandı. Böylece Aaliyah'ta bir yıldız olarak müzik endüstrisindeki yerini almış oldu. Bu başarılarının ardında Elle, Seventeen ve Cosmopolitan gibi dergilerin kapaklarına yerleşen şarkıcı Hollywood'un dikkatini çekti. Dr. Doolittle ve Anastasia'nın soundtrack'lerini hazırladı. Ve artık kameralar karşısına çıkma zamanı gelmişti. Romeo Must Die filminde CosmoGirl'ü canlandırdı. Romeo ve Juliet'in hip hop/kung fu versiyonu olan bu filmde iyi bir rol çıkardı. Seventeen Dergisi tarafından 2000 yılının divası diye tanıtıldı. Fakat Aaliyah, daha 22 yaşındayken, geçirdiği bir uçak kazası sonucu yaşama veda etti.


ABBA



Hayat Hikayesi

Abba'nın öyküsü Haziran 1966'da Björn Ulvaeus (1945 doğumlu) Benny Andersson'la (1946 doğumlu) tanıştığında başladı. Björn, dönemin popüler halk müziği topluluklarından Hooteanny Şarkıcıları'na üyeyken, Benny de İsveç'in en iyi pop grubu "The Hep Stars"da piyano çalıyordu. Çift, ilk şarkılarını bu yıldan sonra yazdı ve on yılın ardından ortak bir grup kurmaya karar verdi. Bu sırada, Benny, The Hep Stars'dan ayrıldı, Hootenanny Şarkıcıları ise sadece stüdyoda bulunuyorlardı. Hootenanny Şarkıcıları topluluğu, Stig Anderson'a (1931-1997) yani Abba'nın menajerine aitti. Aynı zamanda Stig, grubun ilk yılında onlara şarkı sözü konusunda da katkıda bulundu.



1969 ilkbaharında, Björn ve Benny, iki kadınla tanıştılar. Abba'nın diğer yarısını oluşturacak olan iki kadınla... 1950 doğumlu olan Agnetha Fältskog, ilk single'ını 1967'de piyasaya sürdüğünde büyük ilgi görmüştü. O ve Björn, 1971'de evlendiler.

"Frida" adıyla tanınan 1945 doğumlu Anni-Frid Lyngstad, doğduğu Norveç'ten küçük yaşta İsveç'e taşındı. Björn, Benny, Agnetha ve Frida, enstrümental ve vokal fon müziğinin yanısıra kendi yaptıkları solo ve düet çalışmalarla grup kariyerlerine başladılar. 1972 yılının ilkbaharında "People Need Love" kırkbeşliğini kaydettiler. Bu sırada kendilerini Björn & Benny, Agnetha & Anni Frid olarak adlandırıyorlardı. 1973'te İsveç'i, Eurovision Şarkı Yarışması'nda "Ring Ring" adlı parçayla temsil ettiler ve üçüncülük ödülünü kazandılar. Bu şarkı ve aynı adı taşıyan albüm, dörtlüyü, İsveç'teki tüm müzik listelerinin zirvesine oturtmuştu.

"Ring Ring", birkaç Avrupa ülkesinde hit haline geldi. Grup 1974 yılında "Waterloo" ile tekrar seçmelere katıldı. Bu sırada gruba, isimlerinin baş harflerinden oluşan Abba adını verdiler.

6 Nisan 1974'teki Eurovision Şarkı Yarışması'nda Abba "Waterloo" ile yarışmanın birincisi oldu ve büyük sükse yaptı. Bu zaferin ardından şarkı, tüm Avrupa ülkelerinin listelerinde zirvenin güçlü ortakları arasına girdi, kısa sürede Amerika müzik piyasasında da adını duyurmayı başardı.

Abba, "Sos" adlı üçüncü albümüyle ününe ün kattı. "Mamma Mia" adlı parça, Abba'yı İngiltere ve Avustralya listelerinin zirvesine yerleştirdi.

Ve Abba'yı Abba yapan 1976 yılı... "Greatest Hits" ve "The Best of Abba Repectively", İngiltere ve Avustralya'da piyasaya sürüldü. Tüm dünyada büyük ilgi gören "Fernando" ve "Dancing Queen" gibi single çalışmaları, kısa süre sonra klasikler arasına girecek ve Abba adını ölümsüzleştirecekti. Tabii başarı, her zamanki gibi basamaklarla geliyordu. "Dancing Queen" önce, İngiltere listelerinde bir numaraya yükselen ilk Abba şarkısı oldu. İlgi gün geçtikçe büyüyor, grup müthiş bir motivasyonla yoluna devam ediyordu.

Yıl sonunda dördüncü albümleri olan "Arrival"ı piyasaya sürdüler. "Money Money Money" ve "Knowing Me, Knowing You" başta olmak üzere tüm parçalar büyük beğeni kazandı. Ardından 1977 yılının başlarında düzenlenen Avrupa ve Avustralya konserleriyle kendilerini gösterdiler ve sahne performanslarıyla da olumlu not aldılar. Yıl sonunda Abba için bir film çevrildi. Filmin yönetmeni olan Lasse Hallström'e, senaryoda Robert Caswell eşlik etmişti. Grup elemanlarının dışındaki başlıca oyuncular arasında Robert Hughes, Torn Oliver, Bruce Barry ve Stikkan Andersson bulunuyordu. Filmin vizyona girişini, "The Album" isimli yeni albüm çalışmasının müzikseverlere sunulması izledi. "The Album", grubu bugünlere getiren klasiklerden "The Name of The Game" ve "Take a Chance On Me"yi de içeriyordu.

1979 baharında "Voulez-Vous" albümü raflardaki yerini aldı. "Summer Night City" ve "Chiquitita"nın kaydedildiği dönemde Björn ve Agnetha, boşandıklarını açıkladılar. Bu şaşırtıcı haber, ilk duyulduğunda grubun bitişi olarak nitelendirilse de beklendiği gibi olmadı. Ancak ikilinin, 'müzik yapan mutlu bir çift' imajı önemli ölçüde sarsılmıştı.

Bu yılın son çeyreğine girilirken "Gimme! Gimme! Gimme! (A Man After Midnight)" adlı single çalışma piyasaya sürüldü. Sonrasında yola, Kanada ve Avrupa konserleriyle devam edildi. Abba'nın en çok beğenilen parçalarını içeren toplama albümün ikincisi, "Greatest Hits Vol. 2" de, aynı tarihte uluslararası başarıyı yakaladı.

1980 yılının Mart ayında Abba, Japonya'da bir konser verdi. Birkaç ay sonra, kısa sürede klasikler arasındaki yerini alan "The Winner Takes It All"u da içeren "Super Trouper" adlı albüm beğeniye sunuldu. Grup içindeki çalkantı, 81 yılının Şubat ayında yeniden kendini gösterdi, Benny ve Frida çifti de ilişkilerini yürütemeyerek boşanma kararı aldı. 70'lerdeki o iki mutlu çift, artık ayrıydı...

Ancak bu da Abba'nın çalışmalarına son vermedi. Dört sanatçı, yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen dostluklarını sürdürdüler. Yıl sonunda Abba'nın sekizinci albümü olan "The Visitors" piyasaya sürüldü. Öne çıkan parçaların başında "One of Us" geliyordu.

1982'de grup dışı çalışmalara başladılar. Björn ve Benny çeşitli müzikal denemelere yönelirken Agnetha ve Frida da solo kariyerlerini sürdürdüler. Bu dönemde çıkan tek iş olan "Abba LP", grubun, ilk on yılında kaydettiği en iyi şarkıları içeren bir toplama albüm niteliği taşıyordu. Albümde ayrıca iki de yeni parça bulunmaktaydı.

Aynı yılın sonunda Abba, müzikal çalışmalarını bir süreliğine askıya alma kararı aldı ve dinlenmeye çekildi. Birkaç yıl sonra yeniden bir araya gelseler de kayıt yapmadan ayrılarak Abba'nın aktif yaşamına son vermiş oldular.

Tüm olumsuzluklara rağmen Abba, yaptığı müzikle tüm zamanların en iyi grupları arasında yer alma başarısını gösterdi. Onlarca ülkede milyonlarca müziksever, Abba'nın şarkılarıyla büyüdü, Abba'nın şarkılarıyla yaşadı... Ayrılıkla biten hikaye ve karanlık gibi görünen son, aslında ışıltılı bir başlangıçtı. Abba yıllar geçtikçe güçlendi; toplama albümlerden müzikallere, cover çalışmalarından ünlü sanatçıların teşekkür parçalarına kadar çok sayıda işin ithaf edildiği grubun, müzik tarihinin ölümsüzleri arasındaki yeri defalarca kanıtlanmış oldu.

1992'de sunulan "Abba Gold", büyük ilgi gördü ve 25 milyonluk satış rakamına ulaştı. 1993'te "More Abba Gold" ile devam eden serinin üçüncü albümü "The Box Set: Thank You For The Music" oldu. Sonrasında gelen ve çeşitli kayıt şirketleri tarafından düzenlenen bir dizi toplamayı 2003'ün başlarında Universal Special Products etiketiyle sunulan "On and On" izledi. Abba, müzikal yolculuğunu dünya var oldukça sürdürecek ve milyonlara ulaşmaya devam edecek.
 
- Yönetici düzenlemesi: :

blu3

Forum Ustası
Abidin



Hayat Hikayesi

Abidin, 7 Temmuz 1977'de Adana'da doğdu. İlkokulu Adana Ziya Gökalp,
ortaokulu yine Adana'da İstiklal ortaokulu ve liseyi de Seyhan Çobanoğlu
lisesinde bitirdi. İlkokul yıllarından itibaren ailesine yardımcı olmak ve
kendi parasını kazanmak için çalışmaya başladı. Önce babasının yanında
marangozluk yaptı. Sonra bir tüpçüde çalıştı ve ardından bir börekçiye girip
orada soğan soymaya başladı. Lise yıllarında ev ev dolaşarak tekstil
ürünleri pazarladı. Sonunda hayatındaki en büyük tutkusu müzikle tanıştı ve
gitar çalmaya başladı. Lise hayatı boyunca Adana müzik merkezinde gitar
konusunda kendini geliştirdi ve liseyi bitirdikten sonra barlarda şarkı
söylemeye başladı. Ancak, üniversiteye de gitmek istiyordu ve sınava girip
Anadolu üniversitesi İktisat bölümünü kazandı. Eskişehir'e yerleşti ama
sadece 4 ay kalabildi ve Adana'ya döndü. Askerlik zamanı gelmişti.
Askerliğini, doğduğu yere çok yakın bir şehirde Gaziantep'te yaptı. Ancak, 8
ay sonra kalbindeki ritim bozukluğu nedeniyle erken terhis edildi. Adana'ya
geri döndü. 1 yıl boyunca demolar hazırladı ve bunları İstanbul'daki müzik
şirketlerine gönderdi. Maalesef istediği sonucu alamadı. Hayatına yeni bir
yön verip, tekrar Eskişehir'e gitmeye okulunu bitirmeye karar verdi. Okul ve
bar programlarını beraber yürüttü. Mali müşavir olmak istiyordu ama müzik
tutkusu yine okuldan ağır bastı ve Abidin yine Adana'ya döndü. Yine demolar
hazırladı, yine İstanbul'a gelip demolarını müzik şirketlerine verdi ve yine
amacına ulaşamadı. Soluğu tekrar Adana'da aldı. 2003 Yılının Eylül ayı
gelmişti. Kanal D'de Popstar Türkiye tanıtımlarını gördü ve 8 Eylül'de jüri
önüne çıktı. Şehir elemelerini geçmiş ve ilk 50 Popstar adayı arasına
girmişti. Abidin'e yine İstanbul yolları görünmüştü. İstanbul'daki 3 günlük
eğitime katıldı. 3. günün sonunda 50 yarışmacıdan geriye 12 kişi kalacaktı
ve Abidin gösterdiği performansla Türkiye'nin yeni Popstarı olmaya aday 12
finalist arasına girdi. Artık sıra halk oylamasına gelmişti. 12 haftalık
canlı yayın maratonunun sonunda hiç kırmızı odada son ikiye kalmadan büyük
finale kadar geldi.
Önce İzmir, ardından Adana'da halk konserleri verdi sanat yaşamının başında
olmasına rağmen final performansını birçok sanatçının hayali olan İstanbul
Bostancı Gösteri merkezinde sergiledi.

Ace Of Base



Hayat Hikayesi

Ace of Base, müzik dünyasına adımını "Tech Noir" ismiyle attı. İsminden de anlaşıldığı gibi grup, tekno ağırlıklı müzik yapıyordu. Bir değişime ihtiyaçları olduğunu kanısına vardılar ve 1990'da yepyeni bir tarz ve yepyeni bir isimle müzik dünyasına adeta başka bir kapıdan girdiler. Grup, yeni pop ağırlıklı tarzıyla çalışmalara başladı. Kurulmasından sonra geçen 2 senelik sürede yaptıkları çalışmaların sonucunda 1992'de çıkardıkları ilk albümleri "Happy Nation"'ın 21 milyon satması ile Guiness Rekorlar Kitabı'na girmeye hak kazandılar. Guiness, Ace of Base'in ilk albümü olan Happy Nation'ı "En çok satan çıkış albümü" olarak duyurdu ve bu başarı kayıtlara geçirildi. Henüz ilk albümle gelen bu İnanılmaz başarı, Ace of Base'in önünü açmıştı. Artık Ace of Base, dünyaca ünlü bir gruptu.

Ace of Base, büyük başarı gösteren Happy Nation albümünün ardından "Wheel of Fortune" single'ıyla bir kez daha büyük başarı sağladı. Wheel of Fortune, çıktığı hafta listebaşı oldu. Müzik dünyasında önemli yeri olan bazı listelerde 1. ve 2. parçalar Ace of Base'den çıktı. Listenin en iyi iki parçasının Ace of Base'den çıkması, gerçekten gurur vericiydi. Grup üstüste gelen bu başarılar üzerine durmadı ve çalışmalarını hızlandırarak sürdürdü. 1993'de çıkan "The Sign" albümünün ardından 2 sene boyunca çalışmalar sürdü. Bu iki sene içinde herhangi bir albüm çıkarmayan grup, 1995'de "The Bridge" ile sevenlerinin karşısına çıktı.

Avrupa'da ve dünyanın çeşitli kentlerinde büyük başarılar sağlayan Ace of Base, ülkesi İsveç'te de ilgiyle izleniyordu. İsveç Prensesi Victoria, doğum gününde gruptan bir konser vermesini istedi. Bunun üzerine Ace of Base, prensese ve tam 6.000 izleyiciye 40 dakika süren unutulmaz bir müzik ziyafeti yaşattı.

Dünyanın en iyi pop müzik gruplarından biri olarak gösterilen Ace of Base grubu, "The Bridge"in ardından 1998'de "Flowers" ve "Cruel Summer" albümleriyle bir kez daha sevenlerinin karşısına çıktı. "Cruel Summer" albümünde enstrümental açıdan farklılıklar bulunuyor. Telli çalgıları daha ön planda kullanan grup, bu albümler ile de büyük başarılar hedefliyor
 

blu3

Forum Ustası
Aerosmith



Hayat Hikayesi

Amerika'nın en önemli rock gruplarından biri olan Aerosmith, 1970 yılında solist Steven Tyler'ın (Steven Victor Tallarico, 26 Mart 1948, New York USA) New Hampshire'da bir dondurmacı dükkanında çalışan gitarist Joe Perry'le (Anthony Joseph Perry, 10 Eylül 1950, Boston, Massachusetts, USA) tanışmasıyla başladı diyebiliriz. Tyler o sırada yaz tatili için, Trow-Rico'da ailesine ait yazlık dinlence yerinde bulunuyordu. O zamanlar bir grupta gitar çalan Perry, daha önce kendi grubu Chain Reaction'la 'When I Need You' ve William Proud And The Strangeurs adlı grupla da 'You Should Have Been Here Yesterday' adlı single'ları çıkarmış olan Tyler'a bir rock - caz topluluğunda yer alması için teklifte bulundu.

İkili artı basçı Tom Hamilton (31Aralık 1951, Colorado Springs, Colorado, USA) baterist ve yeni üye olan Joey Kramer (21 Haziran 1950, New York, USA.) ve gitarda Joey Tabano'yla birlikte grup ilk şeklini aldı. Fakat kısa bir süre sonra Tabano'nun yerine; Justin Tyme, Earth Inc. ve Teapot Dome and Cymbals Of Resistance'ın kurucu üyelerinden olan Brad Whitford (23 Şubat 1952, Winchester, Massachusetts, USA.) geçti. Nipmuc Regional High School'da ilk konserini veren grup bu konserden sonra adını Aerosmith olarak değiştirdi. Aerosmith'in başarısı kısa zamanda Boston'un dışına da çıkmaya başardı ve grup Max Cansas City'de verdikleri konser ardından Colombia / CBS Record's la kontrat imzaladı.

Grubun ilk albümü kendi adını taşıyordu ve 1973 yılında piyasaya çıktı. Bu albümden çıkan ilk single 'Dream On' başlangıçta listelerde 59 numaraya kadar yükselebilirken, 1973 yılının Nisan ayında 10 numaraya çıkmayı başardı.

Prodüktör Jack Douglas'la yapılan çalışma sonucu grubun ikinci albümü "Get Your Wings" 1974 yılının Haziran ayında piyasaya çıktı. Yurtçapında verdikleri konserlerle beşli adını duyurmaya devam ederken asıl başarıyı 1975 yılının Nisan ayında piyasaya çıkan ve dünya çapında 6 milyon kopya satan "Toys In The Attic"le kazandı.

Üçüncü albüm "Rocks" 1976 yılının Mayıs ayında piyasaya çıktı. Rocks, sadece Amerika'da 3 milyon kopya sattı ve albümler listesinde 5 numaraya kadar yükseldi. Albümden çıkan single 'Back In The Saddle' listelerde 40 numarada kaldı.

Aerosmith başarılı yükselişlerini, 1977 yılının Kasım ayında piyasaya çıkardıkları "Draw The Line" albümüyle pekiştirmelerine rağmen; eleştirmenler tarafından beklenilen olumlu yaklaşımı bulamadı ve grup, Led Zeppelin'in bir türevi olarak nitelendirilmekle kaldı. 1978 yılında Aerosmith, çok büyük bir özenle hazırlanan programlarını yavaşlatmak için Amerika'da daha küçük ve daha özel konser salonları kiralayarak bir turne düzenledi.

1978 yılında Aerosmith, "Sgt. Pepper's Lonely Hearts Club Band" adlı filmde büyük bir başarı kazanan parçaları "Come Together"ı besteledi. Bu performansları ardından grubun '73 ve '78 yılları arasında verdikleri konserlerin bir toplaması olan ve grubun ilk live albümü olacak "Live Bootleg" piyasaya çıktı. Bu sırada Tyler ve Perry arasında çözüm bulunamayan sorunlar çıkmaya başladı.

1979 yılının Kasım ayında, "Night In The Ruts" albümünün piyasaya çıkmasının ardından Joe Perry kendi projesi olan "Joe Perry Project"i kurmak için gruptan ayrıldı.

1980 yılında gruba Jimmy Crespo katıldı, fakat bir sonraki yıl Brad Whitford; Ted Nugent'in kurucularından gitarist Derek St. Holmes'la gerçekleştirecekleri bir proje için gruptan ayrıldı.

1982 yılının Ağustos ayında, gruba yeni gelen Rick Dufay'la birlikte grubun bir sonraki albümü "Rock In A Hard Place" piyasaya çıktı. Fakat gözle görülür bir cansızlığın yer aldığı bu albüm, grubun diğer albümlerinin yanında pek de başarılı olamadı.

1984 yılında, 'Back In The Saddle' Turnesi sırasında, Perry ve Whitford gruba tekrar katılma kararı aldı. Aralarındaki düşmanlığa bir set çeken grup üyeleri bir sonraki yıl en uzun süre birlikte çalışacakları döneme de girmiş oldu.

1985 yılının Kasım ayında Aerosmith "Down Wıth Mirrors" albümünü Geffen Plak Şirketi'nden yayınladı ve ardından Tyler ve Perry uyuşturucudan kurtulabilmek için bir rehabilitasyon programına katıldı.Yayınlanan LP, çıkardıkları ilk iki albüm kadar başarılı bulundu fakat grup, 80'lerde ortaya çıkan bir çok kopya yeni rock grubunun gölgesinde kalmamak için soundlarını piyasanın yeni seslerine uydurmak zorunda kalmıştı.

1986 yılında Aerosmith, "Toys In The Attic" albümünde yer alan parça "Walk This Way"i ünlü rap grubu Run DMC ile birlikte tekrar kaydetti. Bu işbirliği uluslararası bir başarı kazandı.

1987 yılının Ağustos ayında piyasaya çıkan ve prodüktör Bruce Fairbairn'le hazırlanan "Permanent Vacation" grubun en fazla satan ve aynı zamanda İngiltere'de büyük etki yaratan albümlerinden biri oldu. Albümden çıkan 'Dude (Looks Like A Lady)' Amerika müzik listelerinde 14 numaraya kadar yükseldi.

1988 yılının Ağustos ayında, Aerosmith'in bir toplama albümü olan "Gems" piyasaya çıktı. Aynı yıl grup, MTV Müzik Ödülleri'nde "En İyi Grup" ve 'Dude(Looks Like A Lady)' parçalarına çektikleri kliple de "Klipte En İyi Sahne Performansı" ödüllerini aldı.

1989 yılının Eylül ayında Aerosmith, piyasaya çıkan "Pump" albümünde yer alan 'Janie's Got A Gun', 'Love In An Elevator' ve 'What It Takes' parçalarına çektikleri kliplerle o yıl adından en fazla bahsettiren gruplardan biri oldu. Albüm sadece Amerika'da 7 milyon kopya sattı. O yıl düzenlenen MTV Müzik Ödülleri'nde grup; 'Rag Doll' adlı parçalarına çektikleri kliple "En İyi Heavy Metal Video" ödülünü aldı.

1991 yılında grup ilk Grammy Ödülünü; 'Janie's Got A Gun' parçasıyla "En İyi Rock Performansı" dalında aldı. Aynı yıl, 'Pump' albümlerinin turnesinde Aerosmith, Sony Records'la anlaşma imzaladı. Eylül ayında ise, Boston Garden Hall Of Fame ödülünü kazandı ve 'The Other Side' a çektikleri kliple de MTV'de "En İyi Metal/Hard Rock Video" ödülünü aldı. Aynı yıl Kasım ayında Aerosmith'in "Pandora's Book" adlı seti yayınlandı.

Nisan 1993'de, Aerosmith'in "Get A Grip" albümü yayınlandı. Albümden çıkan single'lar 'Livin' On The Edge', 'Cryin', 'Crazy' ve 'Amazing' tüm dünyada çok büyük başarı kazandı. Albüm sadece Amerika'da 7 Milyon kopya sattı. Piyasaya çıkan Guns N'Roses gibi yeni gruplar Aerosmith'in artık eskidiğini göstermeye çalışsa da grup, gerek çıkardıkları albümler gerek sahne performanslarıyla onlardan geri kalır bir yanları olmadığını ispatlıyordu.

1994 yılının Kasım ayında piyasaya çıkan "Big Ones"; grubun eski hayranları için çok başarılı bir toplama albüm olmasının yanında, yeni neslinde grubun başarılı çalışmalarını tanıması için bir fırsattı. Grup, 90'lı yılların ortasında tekrar Colombia Records'la anlaşma imzaladı ve 1997 yılında kayıtları bir yıl süren albüm "Nine Lives"ı piyasaya çıkardı. Tyler albüm için, "Bu albüm beni, uzun zamandır gitmek istediğim yerlere kadar götürdü ve tekrar geri getirdi" dedi. Albümden 'Falling In Love (Is Hard On The Knees)' Şubat ayında piyasaya çıktı. Tyler, yarım yüzyıla gelen yaşı ve onunla aynı dönemden olan Jagger ve Springsteen'ın bitkin görünen hallerine rağmen sahnede hala eski günlerdeki gibi canlıydı.

Grup 1998 yılında Simpsons'ların 200. bölümünde yer aldı. Aynı yıl Ağustos ayında Diane Warren tarafından yazılan ve Armegeddon Filmi'nin soundtrackinde yer alan parça "I Don't Want A Miss A Thing" Amerika'da müzik listelerine 1 numaradan giriş yaptı ve 4 hafta boyunca 1 numarada kaldı. Aynı parça İngiltere Müzik Listeleri'nde de ilk ona girmeyi başardı. Ekim ayında grubun canlı performanslarının yer aldığı "A Little South Of Sanity" piyasaya çıktı.

2000 yılında ise Aerosmith, VH1 Müzik Kanalı'nın 2001 Mart ayında piayasaya çıkan "VH1: 100 Greatest Rock Songs" için 35 numarada yer alan parçaları "Walk This Way" ve 47 numarada yer alan parçaları "Dream On"un kayıtlarını yapmak için tekrar stüdyoya girdi.

2001 yılının Mart ayında Aerosmith'in son albümü "Just Push Play" piyasaya çıktı. Albümden çıkan ilk single 'Jaded' ise müzik listelerinde bir numaraya kadar yükseldi
 

blu3

Forum Ustası
Ahmet Kaya



Hayat Hikayesi

Ahmet Kaya, Malatya'da beş çocuklu bir ailenin en küçüğü olarak 1957 yılında dünyaya geldi. Mensucat işçisi bir baba, çocuklarını yetiştirmekle yükümlü bir anne ve diğer dört kardeşle birlikte geçen çocukluk... Babası, neredeyse onun boyu kadar olan bir bağlama ile eve geldiğinde mutluluğun bu olduğunu düşünür. Dokuz yaşındadır daha. 24 Temmuz İşçi Bayramı’nda sahneye çıkarırlar onu, bir daha unutmaz bunu...

Yaz tatillerinde, ya plakçıda ya da tanıdıkların minibüsünde çalışır. 'Başar ağabey'i tutuklanınca Ahmet, küçük bağlaması ile ilk bestesini yapar: "Bir Volkswagen alacağım, Adını ‘Başar’ koyacağım" der... Ruhi Su’nun plaklarını satın alan Ahmet Kaya, bol paçalı pantolonlar giyen uzun saçlı 68’lilerden etkilenen bir gençtir artık...

Mensucat fabrikasından emekli olan babası, daha iyi bir yaşam için İstanbul’a göç eder. İstanbul / Kocamustafapaşa’ya yerleşirler. Ahmet Kaya'nın ilk izlenimi ‘korku’dur. Bu devasa kentin içinde tutunup-tutunamayacağı korkusudur bu..

Ahmet Kaya, ortaöğrenimini tamamlamaya çalışırken yetmişli yılların toplumsal akışının içinde bulur kendini ve kendisi gibi olanlarla buluşur. Ora'dan, gelmiş olmanın, ‘öteki’ olmanın farklılığını, bu yeni kültür ve yaşam biçimi ile iç içe yaşar. Türküler, devrimci marşlar, Ruhi Su dinlemeye başlar. Daha sonraki yıllarda da bu müzikal yapıdan etkilendiğini inkar etmez, ama kendisini ve kendi sesini arama çabası hiç bitmez. Bütün boş zamanlarda bağlama çalıp şarkılar söyler. İlk bestelerini tam da bugünlerde yapar. Boğaziçi Üniversitesi’nde bir panelde Ruhi Su’yla karşılaşır. Ustayı çok sevse de yetmeyen birşeyler vardır Ahmet Kaya için, bunu ifade etmeye çalışır Ruhi Su’ya ve onun talebi üzerine de, 'Mahsus Mahal' türküsünü kendince yorumlar. Bağlamanın sapını tutan Ruhi Su, 'Böyle bağlama çalınmaz! Böyle döver gibi çalınmaz' der. Oysa Ahmet Kaya’daki sadece ‘kendisi’ olma çabasıdır. Farklı arayışlar içersindedir ve o yıllarda yaptığı müziği bile ‘Arayış Müziği’ diye ifade eder. Ondaki yapısal muhalefet, yıllar sonra verdiği ilk resitalde, 'Bağlama Böyle De Çalınır' başlığıyla konser afişlerine yansır.
Bir yandan müzikal arayışlarını sürdüren Ahmet Kaya, diğer yandan da, inanmanın, sıra dışı olmanın, hayatı değiştirme idealizminin ve gençliğinin dinamizmiyle toplumsal muhalefet içersindeki yerini de belirler.
Seksenli yıllar onun hayatını da kalın çizgilerle belirleyecektir.

Seksenli yılların başı talihsizliklerle geçer. Evliliği biter, bebeği ondan ayrı büyüyecektir ve bu yeni duyguyu yenmek çok zordur. Bu dönem, bestelerinin de giderek olgunlaştığı dönemlerdir. Sadece müzikle kendini ifade eden Ahmet Kaya, 1985 yılına geldiğinde kararını verir. 'Zamanıdır' deyip, koltuğunun altına şarkılarını alıp, Unkapanı’nın yolunu tutar. Dinleyenlerin hiçbir kategoriye koyamadığı bu müziğe kimse başlangıçta yüz vermez. Sonraki günlerde arkadaş yardımları ve kendi olanakları ile ilk albümünü yapar. Ama albüm o yılların tahammülsüzlüğü ile hemen toplatılır. Yapılan itiraz sonuç verir. Olay gazetelere yansır, Ahmet Kaya’nın ‘Ağlama Bebeğim’ adlı ilk albümü Danıştay kararıyla ‘serbestir’ artık!

Bu arada Üniversite öğrencileri, dar gelirliler, 12 Eylül darbesinden nasibini almış-çeşitli kesimlerden tutuklu yakınları, Türkiye’de demokrasiyi yeniden inşa etmeye kararlı kitle örgütleri, sivil toplum kuruluşları yavaş yavaş Ahmet Kaya'nın dinleyici profilini oluşturmaya başlar.

Kısa bir süre sonra ikinci albümü "Acılara Tutunmak" ı yapar Ahmet Kaya..Onu sarsan bütün toplumsal-siyasal duyarlılığını üretimine yansıtmakta, bütün insani birikimini şarkılarına taşımaktadır artık. Ahmed Arif, Enver Gökçe, Hasan Hüseyin Korkmazgil gibi, aynı duyarlılığın şiirdeki taşıyıcılarıyla buluşmakta ve şiir bestelemektedir. Bu albümün repertuar çalışması sırasında, sürecin ortak acılarından nasibini almış ve yüreği onunla aynı yerde kesişen Gülten Hayaloğlu ile tanışır. Stüdyo kayıtlarında birliktedirler artık.

Üçüncü albümde Gülten, o sıralar tutuklu olan ve idamla yargılanan Nevzat Çelik'in 'Şafak Türküsü' isimli şiirini getirir ve “bunun mutlaka bestelenip, en geniş kesimlere dinletilmesi gerektiğini’ söyleyerek Ahmet Kaya’nın önüne koyar. Başlangıçta bu ‘serbest’ şiirin bestelenmesinin zorluğundan söz etse de, bu şiiri kısmen besteler ve albüme de aynı adı verir, ‘Şafak Türküsü’ ! Gülten’le birlikte ‘içerden’ esen bu rüzgarı almış, Ülkenin gündemindeki idam cezaları ve hapishanelerde bulunan binlerce insanın ve onların ailelerinin içinde bulunduğu durumu şarkılaştırmıştır..12 Eylül yılları, kendi anayasası ve bütün karanlığı ile hüküm sürmektedir hayat üzerinde. Ahmet Kaya’nın sesi ve şarkıları, örgütsüz ve dağınık muhalefetin sesiyle buluşmakta ve neredeyse ve giderek bir ‘İtiraz Müziği’ şekillenmektedir artık.

'An Gelir' isimli dördüncü albümünde Attila İlhan, Hasan Hüseyin Korkmazgil ve Ülkü Tamer'in şiirlerini besteleyen Ahmet Kaya, yeni arayışlar içerisine girmiş, besteciliği ile ilgili kendisini epeyce geliştirmiştir. İlk üç albümde aranjör olarak kendi çabalarının yanı sıra Sezer Bağcan, Oğuz Abadan gibi isimlerle çalışan Ahmet Kaya, dördüncü albümde Osman İşmen ile çalışmaya başlar ve bu beraberlik uzun yıllar sürer...

Beşinci albüm, ‘Yorgun Demokrat’ ta, ünlü şairlerin yanı sıra yeni bir isimle, Yusuf Hayaloğlu'yla çalışmaya başlar. Bu doğru buluşma, aynı kültürün çocuklarının buluşmasıdır. Gülten, uzun yıllardır şiir yazan ağabeyi ile eşini tanıştırmış ve ikisinin baskısı sonucunda Hayaloğlu şarkı sözleri yazmaya başlamıştır. ‘Yorgun Demokrat’la başlayan bu üretim ortaklığı, Ahmet Kaya müziğinde Yusuf Hayaloğlu ile sonuna kadar sürecek uzun ve verimli bir çalışmanın başlangıcını oluşturur. 'Yorgun Demokrat' isimli bu albüm, gerek dönemi gerekse içeriği bakımından yine Türkiye’nin toplumsal gidişatına denk düşmüş ve 12 Eylül döneminin etkisini üzerinden atmaya çalışan milyonlarca demokratın durumunu dile getirmiştir.

Albüm çalışmalarına paralel olarak halk konserleri de yapar Ahmet Kaya. Gösterilen ilgi, katılım ve çoşkuya rağmen, ülkenin birçok yerinde ‘sakıncalı’ bir şarkıcıdır artık O. Dinleyicisiyle buluşamamak onu üzmektedir..
Altıncı albümünde “Başkaldırıyorum” der. Yeni bir Yusuf Hayaloğlu-Ahmet Kaya çalışmasıdır bu ve dönemle çok örtüşür. Ülke çok yavaşta olsa Eylül karanlığından çıkma çabası içersindedir. Çok ağır seyreden bu ‘sivilleşme’ sürecine, ‘içerden’ yeni yeni çıkanlar katılmakta ve bu şarkılar, sesi susturulmaya çalışılmış kalabalıklara bütün heyecanıyla ulaşmaktadır. Konserlere binlerce insan gelmekte ve bu geçiş sürecini Ahmet Kaya ile birlikte yaşamaktadırlar. Bu arada yeniden baba olur ve sevgili kuşu Melis dünyaya gözlerini açar.
Kısa bir süre sonra, ‘Resitaller 1 ‘ ismiyle, canlı konser kayıtlarının da olduğu albüm ulaşmıştır dinleyiciye. Ahmet Kaya bütün üretkenliği ve bütün dinamizmi ile bir yandan yeni şarkılar yaparken, diğer yandan da soluklanmaya çalışmaktadır.
Yaşadığı topraklardaki hiçbir acıya kayıtsız kalmayan ve bu acıların tamamına şarkılarıyla deva olmaya çalışan Ahmet Kaya, ülkesinin bir bölgesinde başlamış olan ve nasıl süreceğine ilişkin ip uçlarını da içinde barındıran süreci “İyimser Bir Gül” le, diğer adıyla “Kod Adı Bahtiyar”la karşılar. Resitaller 1 adlı albümden sonra, bu onun 8. albümüdür ve 90’lı yılları böyle karşılar Ahmet Kaya.
Yasaklanmayan konserlerinde okuduğu türkülerin bir çoğuyla “Resitaller 2” isimli albümü yapar. Halk müziğine olan tutkusu ve türküleri yorumlayış biçimi ve geleneksel müzikteki performansını da bu albümle sunmuştur. Onun müziğini besleyen asıl kaynak halk müziğidir ve türkülerden en çok kendisi etkilenmektedir. Artık alıştığı satış rekorlarından birini daha yakalar bu albümle.

Konserlerinin bir çoğunda kendisine bağlamasıyla eşlik eden Ahmet Koç’la, onuncu albümü olan 'Sevgi Duvarı" nın hazırlıklarına başlar. Can Yücel’in aynı isimli şiirini bestelemiş olan Ahmet Kaya, bu albümü ‘vazgeçilmezlerim’ dediği Yusuf Hayaloğlu ve Osman İşmen’siz hazırlayarak, genç bir aranjöre de şans vermek istemiştir. Yine ilk defa bu albümde, gazeteci Ali Çınar’ın şiir ve şarkı sözlerine yer veren Ahmet Kaya, arkasına bakmadan yürümektedir yolunu.

Olgunluk çağında ülkesinin içinde bulunduğu olumsuzluklara, mevcut gidişata ve sistemin hoşnut olmadığı her yanına şarkılarla müdahale etmeye çalışan bir 'muhalif' yanı ve şarkıları her yerdedir artık.

Giderek başı, sıklıkla derde girer, birçok yerde konser verememenin yanı sıra albümleri ‘sakıncalı’ bulunup kısmen de olsa toplatılır. Bu sürecin şarkılarına yansıması kaçınılmazdır. Yeni albümün adı 'Başım Belada'dır o yüzden. Ahmed Arif, Attila İlhan ve Yusuf Hayaloğlu’nun şiirleri ve şarkı sözleri Ahmet Kaya müziği ile biraraya gelir. 11. albüm yine inanılmaz satışlara doğru giderken, artık tam olarak şekillenmiş olan Ahmet Kaya müziğinin taklitleri de giderek çoğalmaya başlar. Farklı siyasal kesimlerden müzisyenler onun müziğinden esinlenmekte ve sürecin başında ad konamayan bu müzik, listelerde de yerini alıp, kendine bilboardlar açmaya başlar. Medya, aranan tanımı bulmuştur ve Ahmet Kaya’nın bütün itirazına rağmen, bu tür ‘Özgün’ olarak tanımlanmaya başlanır.

12. albümü 'Dokunma Yanarsın' ile birlikte hayatında da bir takım değişiklikler gündeme gelir. Yeni firmalar ve yeni prodüktörlerle emeğinin karşılığını alma çabasına girer. Yine ağırlıkta Yusuf Hayaloğlu sözleri vardır ve giderek özdeşleşen bu ortak üretim süreci aynı verimlilikte hızla yol almaktadır.Bu yeni süreçte de milyonluk satışlara imza atar Ahmet Kaya. Türkiye’yi şarkılarına fon yapmış, ne istediğini bilen olgun bir Ahmet Kaya müziği vardır artık.
 

blu3

Forum Ustası
13. Albüm olan “Tedirgin”, sesinin rengini ve olgunluğunu günün teknik imkanlarıyla buluşturduğu bir çalışmadır. Yeni ve müziğine daha profesyonel bir destek sunacağına inandığı bir firmaya transfer olur bu albümle. 90’lı yıllar, beklenen ve özlenen özgürlükleri sunmak yerine, Türkiye üzerindeki gri havanın devam ettiği yıllardır. Ve ülkenin önünü açması gereken sanat yine hep tehdit altında, aydınlar yine ‘tedirgin’ dirler. Ahmet Kaya, hayata şarkılarıyla ve muhalif duruşuyla müdahale etmeye devam etmektedir.
Ve 14. albüm “Şarkılarım Dağlara” hazırlanır. Kendi söz ve müziklerinin ağırlıkta olduğu bu albümde, ilk defa Gülten Kaya’da bir şarkı sözü yazmış ve yol arkadaşını yine yalnız bırakmamıştır. Ahmet Kaya dinleyicisini yeni ve güçlü bir isimle daha tanıştırır; Orhan Kotan. Uzun yıllar bir Kuzey Avrupa ülkesinde sürgün yaşayan bu Kürt şairi ile buluşması tesadüfi değildir Ahmet Kaya’nın.. Ve şarkılarını dağlara söylemesi de..90’lı yılların ikinci yarısına doğru ülkenin bir tarafı ciddi bir savaşın bütün sonuçlarını ve acılarını yaşarken ve dağlarda genç insanlar ölürken, Ahmet Kaya bu gerçeği de şarkılarına taşımış ve toplumcu yanını bir kez daha koymuştur dinleyicisinin önüne. Albüm çok büyük satış rakamlarına ulaşır.
Umutla beklenen ve özellikle Ahmet Kaya’nın ifade ediş biçimiyle ‘Tam bağımsız ve Gerçekten Demokratik bir Ülke” özlemi her geçen yıl biraz daha ertelenmekte, hem savaşın sonuçları hem ‘kayıplar’ gibi bir gerçekle karşı karşıya olmak onun duygularını bir kez daha ayaklandırmaktadır. 15. albümün adı bile Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu sembolize etmektedir; “Beni Bul”..
Ahmet Kaya gerçeğini artık herkes kabul etmektedir. Çıktığı her televizyon programı reyting yapmakta, onunla yapılan röportajlar yazılı basında satış artırmakta, Ahmet Kaya dergi kapaklarındaki haklı yerini almaktadır artık. Eşi Gülten’le birlikte kendi isimlerinin baş harflerini taşıyan bir prodüksiyon şirketi kurup (GAK PRODUCTION), iyi ve nitelikli müzik yapan herkese kapılarını sonuna kadar açmışlardır. Şimdi bütün birikimlerini paylaşma zamanıdır onlara göre. Ahmet Kaya, üretkenliğini başka bir alanda daha deneyip, bir ulusal TV kanalında “Ahmet Abi’nin Vapuru” isimli bir program yapmaya başlamış, yine ‘vazgeçilmezi’ Yusuf Hayaloğlu ve eşi Gülten’le yoğun ve yorucu bir performans için kollarını sıvamıştır.

'Gak Production’da, Kent Ozanları isimli çağdaş halk müziği yapan bir grup ve on yıldır asistanlığını yapan Çetin Oraner’in albümlerine de yapımcı olarak imza atan Ahmet Kaya, bu arada kendi sürecini de devam ettirmekte ve hep amaçladığı bir şeyi gerçekleştirmek istemektedir. Yıllar öncesinin teknik imkanlarıyla az kanallı stüdyolarında kaydettiği şarkılara yeniden düzenlemeler yaptırmak ve giderek oturan ses rengiyle o şarkıları yeniden okumak istemektedir. “Yıldızlar ve Yakamoz” isimli 16. albüm fikri de böyle olgunlaşır.
Yaptığı her albümde, haftalarca-aylarca müzik listelerinin en üst sırasına yerleşen ve başarı grafiğini her defasında, her yeni ürünüyle yükselten Ahmet Kaya, her yıl düzenlenen ve neredeyse gelenekselleşen ödül törenlerinde birinciliği kendi dalında hiç kimseye bırakmadan onlarca ödül almaya devam eder.
Bu başarıyı “Dosta Düşmana Karşı” adlı 17. albümü izler. Artık alıştığı başarılardan birinin daha keyfini yaşarken, Magazin Gazetecileri Derneği’nin düzenlediği ‘Yılın Müzik Yıldızı’ ödül töreninde de yerini alır. Bütün müzikal süreci boyunca, onu rahatsız eden ve çağa ve çok sevdiği ülkesine yakıştıramadığı her şeye müziğiyle cevap veren Ahmet Kaya, tam da o sıralar yeni bir albüm çalışması için kolları sıvamış, repertuarını oluşturmuş ve yanı başımızda yok sayılan bir kültürün ve bir dilin acısını, alıştığımız biçimde şarkılarına taşıma çabası içine girmiştir. Yeni albümünde, hiç bilmediği halde bu dile bir selam göndermek ve bu kardeş halkın yüreğine seslenmek istemiştir.
Ödülünü alırken yaptığı teşekkür konuşmasında yeni çalışmasından ve bunun gerçekleşeceğine dair inancından söz etmek istemiştir. Masum bir türkü söylemek isteğinin, hazin bir öykünün başlangıcını oluşturduğu o ödül gecesi, Ahmet Kaya sürecinde bir milat oluşturmuştur. Akıl almaz bir linç girişimi ile hukuki savunmasını yapmış ve turnesini gerçekleştirmek üzere Avrupa’ya gitmiştir. Bu, onun çok sevdiği ülkesine bir daha ve asla dönemeyeceği bir yolculuktur. Kayıtlarını ve okumalarını bitirdiği son albümü “Hoşçakalın Gözüm” tam bir veda albümüdür ve onun sevgili yol arkadaşı Gülten Kaya’ya emanettir artık..Paris’te yaşadığı fiili sürgün süreci ve köklerinden koparılmış olmanın acısıyla, 16 Kasım 2000 yılında, arkasında inanılmaz bir duruş, dosdoğru bir imaj, hayran olunacak bir onur ve hayatlarımızın üzerine serpilmiş güller gibi duran yüzlerce şarkı bırakarak gitmiştir.. Bütün acısını içine gizleyerek, birkaç ay içersinde bu son albümün mıx, editing-mastering çalışmasını tamamlayan Gülten Kaya, büyük bir kararlılıkla Ahmet Kaya’yı hayata taşımaya devam etmektedir.

Profesyonel süreci boyunca onun müziğinde çeşitli isimler bulunmuşsa da Ahmet Kaya, kendisini hep toplumcu-gerçekçi sanat kategorisinde görmüştür. Dünyada ‘protest müzik’ olarak tanımlanan bu türün ülkemizdeki önemli temsilcilerinden olan Ahmet Kaya’nın en belirgin ve ayırdedici tarafı, müziğindeki geleneksel motiflerin ve ulusal kültür değerlerinden yola çıkmasıdır. Ahmet Kaya, toplumsal süreçten hiç kopmadan müziğini yapmış, hep Türkiye’nin siyasal ve toplumsal gidişatına paralel bir müzik seyri izlemiştir.

Türkiye'de her söylediği söz ve şarkısı olay olan Ahmet Kaya hakkında birçok dava açıldı ve kendi deyimiyle Emniyet Müdürlükleri ve Devlet Güvenlik Mahkemeleri onun ikinci adresi oldu. Bu baskılara rağmen, ulusal kimliğinin kabul görmesi uğruna son yolculuğuna çıkan Ahmet Kaya’nın, Gülten Kaya tarafından son hazırlıkları tamamlanan “Hoşçakalın Gözüm” adlı son albümü, 2001 yılında, GAM MÜZİK etiketiyle sevenlerine ulaşmıştır.

Kaya hakkında, yurtdışında verdiği konserlerde, genel içeriği 'vatana ihanet' olan suçlamalarla çeşitli davalar açıldı. Bu davalardan biri Kaya'nın 3 yıl 9 ay hapis cezası almasıyla sonuçlandı. Bu dava, bir üst Mahkeme olan Yargıtay tarafından sonuçlandırılmadan aramızdan ayrılan Ahmet Kaya’ya, diğer davalardan ise, duruşmalara katılmadığı ve ifade vermediği gerekçesiyle gıyabi tutuklama kararları verildi. MGD ödül gecesinde yaptığı konuşmadan dolayı açılan dava beraatle sonuçlandı.
Adını tarihin koyacağı bu sürgün yılları ve ülkesinden tecrit edilmenin ve vatan hasretini sadece kendi koynuna gizleyerek yaşamanın ve kocaman bir haksızlığın sonucuydu yaşanan..
Hakkında kitaplar yazılmaya başlandı bile..

Ahmet Kaya gerek yaşamıyla ve şarkılarıyla ve gerekse de muhalif duruşuyla Türkiye'nin yakın tarihine önemli bir not düşerek ölümsüzleşti. "Masum bir türkü ve hazin bir öyküydü" koca bir hayattan onun payına düşen... Şimdilerde ise ‘Yıldızlar ve Çicekler” ülkesinde..

O, Paris Komünarlarıyla ve dünyanın en önemli muhalifleri ve aydınlarıyla birlikte Pere- Lachaise mezarlıgında yatarken, bize duruşu ve sesi kaldı.

Adnan Şenses

Hayat Hikayesi

Baba Muhsin anne Emine'den 21.8.1935 de Bursa'da dünyaya gelen Adnan Şenses babasının memuriyeti dolayısıyla Ankara'ya taşındı.İlkokula Ankara İsmet İnönü ilkokulu'nda başlayan Şenses tahsilinin devamını İstanbul'a taşındıkları Karagümrük İlk ve Ortaokulunu tamamlayıp, ailesinin ısrarı ile marangozluk sanatına başlamıştır. Atelye çalışmaları zamanı sesinin güzelliği ile çevresinin dikkatini çekmiş, böylece sahne ve müzik hayatı 1956 yılında başlamıştır.

Süratle musiki sanatının akademik kısmına ihtiyaç duyan Şenses, Ankara Radyosunun açmış olduğu imtihana girerek pekiyi derece ile Ankara Radyosunda göreve başlamış, 16 sene görev yaptıktan sonra Radyo'dan istifa ederek profesyonel sanat hayatına atılmıştır. Türkiye'nin en ünlü gazinolarında solistlik yapmış, 35'in üstünde film çevirmiş, plak ve kaset dünyasında Altın Plak ve çok sayıda ödüller almış, sosyal düzende dernek, cemiyet, vakıflara konserleriyle yılarca hizmetler yapmış, toplumca çok sevilen Şenses şu an TGRT televizyonunda 1 sene anlaşmalı ayda bir solo konserler yapmakta olup; sanatsal tüm faaliyetlere Mega Star olarak iştirak etmektedir.
 
- Yönetici düzenlemesi: :

blu3

Forum Ustası
Ahmet Özhan



Hayat Hikayesi

Aslen Urfalı olan sanatçının babası polistir. 1970li yıllarda Bebek Belediye Gazinosunda Emel Sayın'ın alt kadrosunda sahneye çıktığı sıralarda, Gazinocular Kralı Fahrettin Aslan kendisini keşfeder ve "Gel Maksim'de çalış" der.

O günden sonra Özhan, 17-18 yaşlarındayken maksimin yeni prensi olur.. 1973 senesinde, başrolünü Hale Soygazi ve Aytaç Armanla paylaştığı ilk filmi olan "Çocuğumu İstiyorum" da oyunculuk deneyimi yaşar ve arkasından 4 film daha çevirir..

Bir iftar yemeğinde Muzaffer Ozak ile tanıştıktan sonra dünyaya farklı bir pencereden bakmaya başlar. Ve Türk Tasavvuf Musikisi alanında bir çok çalışmalara imza atar. Bir erkek ve bir kız çocuk sahibi olan Ahmet Özhan, 2003 yılında çıkardığı "Rüya" adlı albümüyle yeniden hayranlarıyla beraber olmanın mutluluğunu yaşıyor...

Ajda Pekkan




Ayşe Ajda Pekkan, 12 Şubat 1946 yılında İstanbul'da doğdu. Babası Rıdvan Pekkan deniz binbaşısı, annesi Nevin Dobruca ev hanımıydı. Babasının görevi dolayısıyla çocukluğu Gölcük'te, Amerikan askerlerinin ailelerinin arasında geçti. Modern bir ortamda ancak ailevi sorunlar arasında geçirilen çocukluk Ajda Pekkan'ın gençliğini etkileyen önemli bir dönem oldu.

Şarkıcı olmak için büyük heves taşıyan Çamlıca Kız Lisesi öğrencisi Ajda Pekkan, kardeşi Semiramis'in de desteğiyle 1962 yılında dönemin en popüler gece klubü Çatı'nın sahibi olan İlham Gencer'e ulaştı. İlk olarak seslendirdiği Mina'nın "Il Cielo In Una Stanza" şarkısıyla kendini kabul ettirdiği Çatı gece klubünde Los Çatikos topluluğu eşliğinde bir müddet sahne çalışması yaptı. 1963 yılında bir aile dostlarının teşvikiyle Ses dergisinin, sinemaya yeni yüzler kazandırmak amacıyla açtığı kapak yıldızı yarışmasına katıldı. Ediz Hun'un erkekler dalında birinci, Hülya Koçyiğit'in bayanlar dalında ikinci olduğu yarışmada, birinci seçilen Ajda Pekkan'ın profesyonel kariyeri böylece başlamış oldu. Avrupai görünümü ve cüretkar tavırlarıyla Yeşilçam'ın gözde sanatçılarından biri olan Ajda Pekkan, beyaz perdeden gelen teklifleri değerlendirmeye başladı ve 1963 yılında "Adanalı Tayfur" ile ilk kez çıktığı kamera karşısında, 1967 yılındaki son filmi olan "Harun Reşit'in Gözdesi"ne kadar baş rollerini Ayhan Işık, Cüneyt Arkın ve Tamer Yiğit gibi sanatçılarla paylaştığı 47 film çevirdi. Ses kabiliyeti rol aldığı filmlerdeki yapımcıların da dikkatinden kaçmadı ve pek çok filminde şarkıcı rolü üstlendi ve çeşitli şarkılar seslendirdi. İlk filmi "Adanalı Tayfur"da seslendirdiği "Göz Göz Değdi Bana" şarkısı, arka yüzünde Öztürk Serengil'in seslendirdiği "Abidik Gubidik" şarkısıyla birlikte 45'lik plak olarak yayınlandı. Sinemaya başlamadan önce tanışıp şarkıcılık yapabilmesi için yardım istediği ve kabiliyetine ikna ettiği Fecri Ebcioğlu, sinema yıllarında da Ajda Pekkan'la irtibatını hiç koparmadı ve 1965 yılında kendine ait ilk plağı olan "Her Yerde Kar Var / 17 Yaşında" piyasaya sürüldü. Fecri Ebcioğlu'nun yabancı şarkılar üzerine Türkçe sözler yazarak ülkemize benimsettiği "aranjman" tarzının en büyük starı, Adamo'nun ünlü şarkısını yine Adamo gibi Fransız aksanıyla söyleyerek, yavaş yavaş ismini duyurmaya başladı. Sahnelerden sinemaya geçen sanatçıların aksine, sinemadan sahneye geçen Ajda Pekkan, birkaç plak denemesinden sonra 1968 yılında çıkardığı "İki Yabancı" 45'liği ile aranjman dalında onbinlerce plak satarak satış rekoru kırdı. "Dünya Dönüyor", "Saklanbaç" ve "Üç Kalp" gibi üstüste çok başarılı plaklar yaptı. Bu yükselen trendin neticesinde yurtdışından davetler aldı ve Atina'daki Uluslarası Apollonia Müzik Festivali'nde '68 yılında "Özleyiş" ve '69 yılında "Perhaps One Day" şarkıları ile üstüste iki kere dördüncü olarak müzik piyasasındaki yerini sağlamlaştırdı. Barcelona'daki Akdeniz Şarkıları Festivali'nde "Ve Ben Şimdi" şarkısı ile Türkiye'yi temsil etmesi ve şarkılarının pek çok filmde fon müziği olarak kullanılması, Ajda Pekkan'ı tüm ülkede tanınır hale getirdiği gibi, ilk olarak Zeki Müren'in alt kadrosunda yer aldığı gazino sahnelerinin de aranan isimlerinden biri oldu.

Her ülkenin starlarını bünyesinde barındırmaya özen gösteren Philips firması, Türkiye'den seçtiği Ajda Pekkan'ı kanatlarının altına aldı ve kayıtları Fransa'daki stüdyolarda gerçekleştirilen, Fikret Şeneş'in sözlerini yazdığı şarkılarla, Ajda Pekkan'ın diğer şarkıcılardan bir adım öne fırladığı yıllar başladı. Üstüste gelen hit plaklarla Ajda Pekkan'ın sesi tüm ülkede keyifle dinlendiği gibi, şık giyimi, sürekli kendini yenileyen görünümü ve değişime açık tavrıyla sadece müzikte değil moda konusunda da hayranlarını sürükleyen bir ikon haline geldi. "Sensiz Yıllarda", "Yalnızlıktan Bezdim" gibi şarkılarla fırtına gibi girdiği 70'lerin ortalarında seslendirdiği "Tanrı Misafiri", "Kimler Geldi Kimler Geçti", "Hoşgör Sen", "Sana Ne Kime Ne" gibi ileride birer Ajda Pekkan klasiği haline gelecek şarkılarıyla Türkiye sınırlarını zorlamaya başladı. Bu üstün performansının sonucunda 1976 yılında Paris'in ünlü Olympia müzikholünde, pek çok şarkısının Türkçe versiyonlarını seslendirdiği, dönemin ünlü Cezayir asıllı Fransız şarkıcısı Enrico Macias'la seri konserler verdi. Bir dost toplantısında Hürriyet Gazetesi sahibi Erol Simavi'nin "Ajda Pekkan'a Star demek yetmez, ancak Süperstar dersek yerini bulur." sözüyle birlikte önce sanat çevrelerinde, sonra hayranlarının arasında, daha sonra da tüm ülkede "Süperstar" ünvanıyla anılır oldu. 1977 yılında bu ünvanını ilk kez resmileştiren, o güne kadar benzeri görülmemiş bir kapak dizaynı ve prodüksiyonla piyasaya sunulan, "Kim Ne Derse Desin", "Hancı" gibi şarkıların yer aldığı albümü "Süperstar"ı hazırladı. Aynı yıl Tokyo'daki Yamaha Müzik Festivali'nde "A Mes Amours" şarkısıyla elde ettiği başarılı netice, -70'lerin başında yurtdışında ilk olarak bir Almanca ve daha sonra birkaç Fransızca plağı satışa sunulan- Ajda Pekkan'ın '77 ve '78 yıllarında Fransa'da ses getiren 45'lik çalışmaları yapmasına ve sonunda "Pour Lui" isimli Fransızca albümünü hazırlamasına ön ayak oldu. Halk konserleri, sahne çalışmaları ve konuk sanatçı olarak katıldığı uluslararası organizasyonlar ile başarısını pekiştiren Ajda Pekkan, 1979 yılında "Bambaşka Biri", "Haykıracak Nefesim" gibi şarkıların yer aldığı Süperstar serisinin ikinci albümü "Süperstar 2"de kariyerinin doruğuna çıktı. 70'li yıllarda defalarca yılın sanatçısı seçildiği gibi şarkıları da liste başlarından inmedi, çeşitli ödüller kazandı.
 

blu3

Forum Ustası
O seneye kadar, Türkiye'yi temsil etme görevinin, eleme usulüyle belirlendiği Eurovision şarkı yarışmasına 1980 yılında atama yoluyla Ajda Pekkan seçildi. İlk önce tespit edilen 5 bestecinin şarkılarının jüri tarafından 3'e düşürülmesiyle, "Bir Dünya Ver Bana", "Olsam" ve "Pet'r oil" ile Tv ekranlarında boy gösterdi. "Pet'r oil"ın Türkiye'yi temsil etmesine karar verilen gece sonunda, ülkemizde hiç olmamış birşey oldu ve henüz plağı satışa sunulmamış bir şarkı tüm halk tarafından ezbere söylenir oldu. Kulis faaliyetlerinin yetersizliği, şarkının siyasi hicivli yapısı ve yarışma gecesindeki organizasyon bozuklukları neticesinde Ajda Pekkan bu yarışmada hayal kırıklığı yaratan bir derece aldı. Süperstar'ı bir hayli küstüren bu yarışmadan sonra bir süre dinlenme kararı alıp A.B.D.'ye yerleşti. 70'lerin sona ermesiyle birlikte pop müziğin cazibesini yitirip, alaturka ve arabeske yönelindiği yıllarda "Sen Mutlu Ol" ve "Sevdim Seni" isminde hafif müzik ve alaturka sentezi iki albüm yaptı. Ancak Süperstar'ın bir türlü içine sinmeyen ve kendi isteği doğrultusunda gerçekleşmeyen, ısmarlama olarak hazırlanan bu albümler Ajda Pekkan hayranlarının beklediği renkten ve kıvamdan uzaktı. Yerli bestecilerle çalışmaktan beklediği verimi alamayan Ajda Pekkan, 70'lerde kendi önderliğinde yükselen aranjman akımına geri döndü. "Süperstar 83 Show"uyla sahnelerde fırtına gibi eserken, en başarılı çalışmalarında yanında olan Fikret Şeneş'le birlikte çalıştığı "Uykusuz Her Gece", "Son Yolcu" gibi şarkıların yer aldığı "Süperstar 83" albümüyle yeniden gönülleri fethetti. Reklam filmleri, Tv programları, sahne çalışmalarıyla ikinci baharını yaşayan Süperstar, '84 yılının sonlarında yapımcılarının ve yakın çevresinin ısrarıyla dönemin popüler gruplarından Beş Yıl Önce 10 Yıl Sonra ile bir albüm hazırladı. "O Benim Dünyam" şarkısıyla yeniden çıkış yakalayan Ajda Pekkan, şarkı yorumlarındaki üstün bir performansına rağmen şarkıların özensizliği ve zorlama bir albüm olmasından dolayı, yeni ekibiyle beklediği sükseyi yapamadı. '87 yılında Ülkü Aker ve Fikret Şeneş'in sözlerini yazdığı "Kim Olsa Anlatır", "Yalnızlık Yolcusu" gibi şarkılarla, özel hayranları için eşsiz olarak nitelenen ancak hit şarkı eksikliği nedeniyle, fazla tutulmayan "Süperstar 4" albümünü hazırladı. Sonrasında yaptığı evlilik nedeniyle aldığı müziği bırakma kararı tüm müzik severleri üzse de, müzikten ayrı geçen günlerinde yaşadığı boşluk hissi neticesinde yeniden müziğe dönüş kararı verdiği sıralarda evliliği de sona erdi.

'89 yılının son günlerinde "Ajda '90" albümünü piyasaya sürdü. Pop müziğin çıkmaza girdiği, hatta unutulduğu günlerde "Yaz Yaz Yaz" ile ortalığı kasıp kavurdu. Yarısı yerli beste, yarısı aranjman olan bu albüm, Ajda Pekkan'ın muhteşem dönüşünün bir işaretiydi adeta. Peşi sıra başlayan Rumelihisarı konserleriyle Süperstar, sevenlerini kaldığı yerden büyülemeye devam etti. '91, '93 ve '96 yıllarında çoğunlukla yerli bestecilerle çalıştığı albümleri, sivrilen bir kaç şarkı dışında beklenen ilgiyi görmedi. 90'ların ortalarına kadarki 30 senelik müzikal kariyerinde hiç toplama albüm yapmayan Ajda Pekkan'ın, hayranlarını çok memnun etse de kendi rızası dışında yayınlanan "Hoş Görsen" ve "Unutulmayanlar" albümleri piyasaya çıktı. Çeşitli sahne çalışmalarına devam ederken '98 yılında eski şarkılarının yeni düzenlemelerini seslendirdiği "Best Of" albümü müzik marketlerdeki yerini aldı. Yüksek satış grafiği yakalayan bu albümün devamı niteliğinde, 2000 yılında 2 CD'den oluşan "Diva" albümü piyasaya çıktı. Bu albümde Ajda Pekkan'ın eski şarkılarının yeni yorumlarının yanı sıra, "Mutlu Bütün Şarkılar" ve "Aşka İnanma" gibi iki yeni şarkı ve kardeşi Semiramis Pekkan'ın eski şarkılarından "Dert Ortağım" ile "Bu Ne Biçim Hayat"ın da Ajda Pekkan yorumları yer aldı. Büyük başarı elde eden bu albümün şarkılarından "Bir Günah Gibi", dünyaca ünlü DJ Claude Challe'nin "Buddha Bar" serisinde yer aldı. 2000 yılında Monaco'da Monte Carlo Sporting D'été müzikholü'nde dünyaca ünlü sanatçılarla birlikte sahne alan Süperstar, bir de "Prestige de la Turquie avec Ajda Pekkan" isminde videoklip hazırladı. 60, 70 ve 80'li yıllarda pek çok filmde fon müziği olarak kullanılan Ajda Pekkan şarkılarından sonra Ajda Pekkan'ın sesi, 2001 yılı içerisinde sinemalarda gösterime giren "Cahil Periler" filminde "Bambaşka Biri" ve Meksika'da yayınlanan bir pembe dizide de "Bir Günah Gibi" şarkıları ile yer aldığı filmlere renk kattı. Sadece şarkı söyleyerek kendini istediği kadar ifade edemediğini düşünen ve 60'lardaki beyaz perde macerasını yeniden tatmak isteyen Süperstar, şu sıralar çekimleri yapılan ve 2002 yılında vizyona girecek olan "Şöhret Sandalı" isminde bir sinema filminde rol almanın yanı sıra, halen İstanbul'un sayılı gece klüplerinden Catwalk'ta sahne almakta ve hayranlarının sabırsızlıkla beklediği yeni albümünün hazırlıklarını sürdürmektedir.
 

blu3

Forum Ustası
Alice In Chains



Hayat Hikayesi

1990'lı yılların en önemli rock gruplarından biri olan Alice In Chains, 1987 yılında Seattle'da, vokalde Layne Staley, vokal ve gitarda Jerry Cantrell, bas gitarda Mike Starr ve bateride Sean Kinney tarafından kuruldu. Bir çok açıdan 90'lı yılların başında ortaya çıkan heavy metal gruplarından biri olarak kabul edilen Alice In Chains; Van Halen matal'iyle post-punk stilini benimsedi kendine, böylece grup kendine hard rock'la akustik dokunuşların birleştiği nihilist bir sound geliştirdi.

Onlar metal fanları için oldukça sert bulunurken şarkı sözlerinde ele aldıkları karanlık konularla Seattle çıkışlı grunge gruplarıyla anılmalarına sebep oldu. Ne var ki yaşanan bu bölünmeyle grup ikinci albümüyle bir çok platin albüm ödülünü aldı. 1992 yılında piyasaya sürdükleri Dirt ise grubun bölünmesine sebep oldu. Gitarist Jerry Cantrell her zaman için piyasadan yana bir tavır sergilerken solist Layne Staley istenmeyen underground kültürden etkilenmişti. Bu tip gerginlikler grubun ilk yıllarında adını duyurmasına sebep oldu fakat Dirt'le birlikte Alice In Chains uluslararası gerilimlerden uzak kalamadı bir yandan da bu onların potensiyallerini sonuna kadar kullanmasını engelledi.

Layne Staley grubu, 80'li yılların ortasında lisedeyken Alice N Chains adıyla kurdu. O dönemde bir "glam rock" grubunda bulunan Staley; Jarry Cantrell'le 1987 yılında Music Bank adlı müzisyenlerin topluca kaldığı bir prova deposunda tanıştı ve ikili grubun adını Alice in Chains olarak değiştirerek birlikte çalışmaya başladı. Bir süre sonra Cantrell'in arkadaşları olan bas gitarist Mike Starr ve baterist Sean Kinney'de gruba katıldı, elemanları tamamlanmış olan Alice in Chains Seattle'daki yerel barlarda çalmaya başladı.

1989 yılında Clombia Plak Şirketi Alice in Chains'i metal dinleyicisine sunmak için grupla anlaşma imzaladı. 1990 yılında grup promosyon amacıyla "We Die Young" EP'sini piyasaya sürdü. Parça Amerika'daki metal radyolarının bir numaralı ismi oldu, bu da grubun 1990 yılının Ağustos ayı çıkışlı "Facelift"in piyasaya çıkması için zemin hazırladı. Alice In Chains albüm tanıtımı için Amerikayı kapsayan turne sırasında; Van Halen, Iggy Pop ve Poison'ın alt grubu olarak sahne aldı ve aynı yılın sonunda albüm altın plak ödülünün sahibi oldu. Bu turne aynı zamanda 'Live Face Lift' adıyla video formatında da yayınlandı. Albümde yer alan 'Man In The Box' parçası için gözleri dikilmiş bir adamın gösterildiği klip çekildi ve bu klip MTV tarafından oldukça desteklendi. Alice In Chains ikinci albümlerinin hazırlıkları aşamasında 1991 yılında akustik olarak nitelendirilen "Sap" EP'sini piyasaya sürdü.

Alice In Chains ikinci albümünü piyasaya sürmeden önce Seattle, Nirvana'nın büyük çıkışıyla birlikte ticari medyanın ilgi odağı oldu. Bunun sonucunda ise Alice in Chains'te metal grupluğundan çıkartılıp alternatif grup sıfatını aldı. Hemen akabinde de grup "Would" single'ını piyasaya sürdü ki bu single aynı zamanda 1992 yılı çıkışlı "Singles" filminin soundtrack'inde de yer almaktaydı.

"Would" grubun yeni albümünü bekleyenler için bir cevap olmuştu ve bu yeni albümde, 1992 yılında bir çok olumlu eleştiriyle birlikte piyasaya çıkan "Dirt" oldu. Fakat albümde yer alan şarkı sözleri solist ve şarkı sözü yazarı Layne Staley'nin madde bağımlılığına doğru bir yola saptığını gösteriyordu. Albümde yer alan "Junkhead" ve "Angry Chair" bunun göstergesiydi. Madde bağımlılığının yanı sıra Staley'nin çektiği aşk acıları da albümde kendini gösteriyordu. Albüme adını veren "Dirt" işte Staley'nin çektiği bu aşk acısıyla ilgiliydi. Kendilerine yönlendirilen iyi ve kötü tüm eleştirileri arkalarına alan grup, 1993 yılında katıldıkları Lollapalooza turnesinde performanslarını en iyi şekilde sergilediler. Bu başarıda grubun Dirt albümünün o yıl 3 milyon kopya satışına ulaşmasına sebep oldu.

Mike Starr'ın yer aldığı son tur, Rio de Jeneiro'daki Hollywood Festivali oldu. Yerine Osbourne'un eski basçısı Mike Inez gruba katıldı. 1993 yılında ise grubun 'Larger Than Life' adlı parçası Kiss Tribute albümünde yer aldı. Ayrıca John McTiernan'ın yönetmenliğini yaptığı "Last Action Hero" filmin soundtrack'inde grubun iki parçası yer aldı.

Alice in Chains 1994 yılında "Jar of Flies" EP'sini piyasaya sürdü. Single piyasaya çıktığı ilk gün listelerde bir numaraya yerleşti. Grup; yükselen bu başarısına, rağmen turneye çıkmayı reddetti, bunun sebebi ise Staley'nin madde bağımlılığı idi. Ve yine 1994 yılında "Jar of Flies"; "Sap" ile birlikte yeniden basıldı.

Aynı yılın sonunda Staley, aralarında Pearl Jam'den Mike McCready, Screaming Trees'den Barrett Martin ve John Baker Sounders'ında bulunduğu bir seri katil olan Gacy Bunch'ın adı verildiği grupla birlikte bir kaç konser verdi. Topluluk bir süre sonra adını Mad Season olarak değiştirdi ve 1995 yılının başında "Above" adlı albümü piyasaya sürdü. Albümdeki parçaların biri hariç tamamı Staley tarafından yazılmıştı.

Aynı yıl Alice in Chains tekrar toplandı ve üçüncü albümleri "Alice in Chains"in hazırlıklarına başladı. Kapağında üç bacaklı bir köpeğin resmine yer verilen albüm piyasaya çıktığı ilk gün Amerika'daki müzik listelerinin bir numarası oldu. Ve yine grup turneyi çıkmamayı tercih etti. Bu tercihin sonucu ise grubun madde bağımlılığı konusunda geçen zamanda çok yol ilerlediği ve yakında dağılacakları yönünde çıkan haberler oldu. Ve aradan üç yıl geçtikten sonra grup, 1996 yılının Nisan ayında MTV için bir Unplugged konser vermeyi kabul etti. Verdikleri bu konser aynı yılın Temmuz'unda Colombia etiketiyle albüm olarak piyasaya çıktı. Unplugged bu albümde konserde yer almayan dört parça daha eklendi. Gelen başarıya rağmen grubun hayranları ve müzik eleştirmenleri grubun geleceği hakkında endişeliydiler.

1998 yılında Jerry Cantrell'in solo albümü "Boggy Depot" Clombia etiketiyle piyasaya çıktı. Aynı zamanda Inez, Guns'n Roses'ın gitaristi Slash'in solo projesi olan "Snake Pit"e yardımcı oldu.

Staley ise kendini Mad Season'ın çıkacak ikinci albümünden, Screaming Trees'in solisti Mark Lanegan'a verdi. 1999 yılında Sony, Alice in Chains'in üç cd'sinden oluşan bir box set'ini piyasaya sürdü. Yeni yüzyılla da birlikte Colombia Plak Şirketi, grubun 1990, 1993 ve 1996 yıllarında kaydetmiş olduğu canlı kayıtlarından, b-side'larından, festival şovlarından, demolarından, bootleg'lerinden oluşan "Live" adındaki albümü piyasaya sürdü.

Ve yıl 2002'yi gösterdiğinde, uzun süreden beri kendilerinden haber alınamayan Alice in Chains cephesinden 19 Nisan günü üzücü bir haber geldi. Grubun solisti Layne Staley ölüm sebebi açıklanmamış olsada madde bağımlılığı sebebi olduğu söylenen veya herhangi başka sebepten dolayı Seattle'daki evinde ölü bulundu. Bu arada aslında Staley'nin, 15 gündür kayıp olduğu açıklandı. Yolu bu yöne kaydıracak olursak ölüm tarihininde 5 Nisan'a yani Kurt Cobain'in ölüm gününe doğru ilerleyebileceğini görüyoruz. Bu tamamen bir tesadüf olabilir vaya doğru olan da budur ki Staley'nin madde bağımlılığı dışında bir takım sorunlar yaşadığı su götürmez bir gerçekti. Her zaman neşeli ve müzisyenler tarafından da son yirmi yılın en önemli seslerinden biri olarak kabul edilen Layne Staley bir dönüm noktası olarak bu türü seven ya da sevmeyen herkesin kabul etmesi gereken Seattle çıkışlı grunge gruplarının yaratmış olduğu akımın; Pearl Jam, Nirvana, Soundgarden ve niceleriyle birlikte anılması gereken Alice in Chains grubunun en önemli isimlerinden biriydi ve sadece gazete manşetlerinde 19 Nisan 2002 günü Seattle'daki evinde ölü bulundu cümlesinden çok daha fazla önem ve özen gösterilmesi gereken bir sanatçıydı.
 

blu3

Forum Ustası
Alişan



Hayat Hikayesi


Bingöllü bir ailenin çocuğu olarak 19 Haziran 1976'da İstanbul Kasımpaşa'da dünyaya geldi. Müzik piyasasına atılana kadar adı Serkan'dı. Müzik yeteneği, küçük yaşlarda ailesi tarafından anlaşıldı. Henüz iki yaşındayken, İbrahim Tatlıses'in "Sabuha", İzzet Altınmeşe'nin "Maden Dağı" adlı türkülerini ezbere okurdu. Okul yıllarında öğretmenleri ders arasında Serkan'a türkü söyletirlerdi. Bu, liseyi bitirene dek sürdü.

Serkan'ın en büyük amacı pilot olmaktı ancak ÖSS'den yeterli puanı kazanamayınca bu hayali suya düştü. Lise 1. sınıftayken, babasının maddi desteğiyle ilk kasetini yaptı. Ancak bunu, gerçek bir kaset çalışması olarak kabul etmiyor. Dedesi ve dayısının yakın dostu olan, Prestij Müzik'in ortağı Hilmi Topaloğlu tarafından keşfedilen Serkan, daha sonra firmanın diğer ortakları Mahsun Kırmızıgül ve Burhan Aydemir' in de desteğiyle ilk albümü "Sana Birşey Olmasın" ı 1997'de piyasaya çıkardı. Albümün çıkış parçası "Kralı Gelse" adlı parçayla müzik dünyasında büyük yankı uyandırdı, şarkısı dilden dile dolaştı. Alişan'ın müzikteki hedefi, her genç yenetek gibi, en iyilere imzasını atıp kalıcı olabilmek...

Amici



Hayat Hikayesi

Klasik müzik eğitimi almış, dünyanın farklı yerlerinden beş genç opera şarkıcısı, dünyanın ilk opera grubunu kurmak için güçlerini ve seslerini birleştirdiler. “Amici Forever” modern pop ve geleneksel operanın eşsiz bir karışımı. İlk albümleri “The Opera Band” ismini taşıyor. Müzikal yetenekleriyle eşleşen görsel bir cazibeyle “Amici Forever” şimdiden milyonların hayal gücünü zaptetti. Grup, dünya çapında 500 milyondan fazla seyirciye ulaşan futbol sezonun doruk noktası olan Şampiyonlar Ligi Finalinde Atomic Kitten, Busted, Big Bruvvas ve Will Young gibi İngiltere’nin en önemli pop sanatçılarıyla birlikte sahne aldı. Ayrıca İngiltere kraliçesi tarafından da Londra’daki Albert Kraliyet Salonu’nda Anma Günü onuruna söylemeleri için davet edildiler. Bu geleneksel olay, televizyon aracılığıyla 6 milyonun üzerinde kişiye ulaştı. “Amici Forever” soprano Jo Appleby (İngiltere); soprano Tsakane Valentine (Güney Afrika); tenor Geoff Sewell (Yeni Zelanda); tenor David Habbin (İngiltere) ve gene İngiltere’den bass bariton Nick Garret’tan oluşuyor. Grup üyeleri, dünyanın en büyük operalarında eğitim görürken ve söylerken tanışırlar. 2003 yılının başlarında Arista ile anlaşan “Amici Forever” eşsiz bir sound ve imaj yarattı: daha önce hiç karışık sesler, heyecan verici melodiler yaratmak üzere bir araya getirilmemişti.

Üç erkek ve iki bayan sesi, onların eşsiz sound’unu sergilemek üzere tasarlanmış günümüz sound’una ait pop şarkılarını ve en güzel, en iyi bilinen bazı opera klasiklerini seslendiriyorlar. Albümdeki şarkılar arasında: “Prayer In The Night” (Handel’in Sarabande’ını temel alan), “Soave Sia II Vento” (Mozart’ın Cosi Fan Tutte’sinden), “Whisper Of Angels” (Faure’nin “Pavane”sinden) ve “Nessun Dorma” (Puccini’nin Turandot’sundan) gibi parçalar yer alıyor.

“Bu albümde çeşitli müzikal tarzlar var: bir parça opera, bir parça klasik ve bir parça pop ama hepsinin arasındaki ana bağ klasik sound’lu ses,” diyor bass bariton Nick Garret. Onun bu düşüncesi albümü çok güçlü bir “pop estetiği” olarak tanımlayan diğer grup elemanları arasında da yankılanıyor.

Grup Üyeleri Hakkında:

Geoff Sewell

Yeni Zelanda doğumlu ve başarılı vokalist Geoff, aynı zamanda Amici Forever’ın tohumlarını atan kişi. Onsekiz yaşına kadar okul korosunda erkek soprano olarak söyleyen sanatçı aynı zamanda sertifikalı muhasebecilik eğitimi alır. Ama çocukluk kahramanlarından biri olan Elvis Presley’nin evine yaptığı bir ziyaretten sonra ani ve kararlı bir dönüş yapar. Şarkı söylemek üzerine bir kariyer planlaması yaptıktan sonra bir eğlenceye şirketi yaratmak için müzikal ve finansal zekasını birleştirir, Londra’ya taşınmadan önce Boston Konservatuarında eğitim alır.

Sewell’ın kariyeri, Royal Albert Hall’da sahneye çıkması ve kendi ülkesinin ulusal marşını 2002 Commonwealth Oyunlarındaki yorumlamasıyla tırmanışa geçer. Sewell ve ortağı Simone Lanham ilk kez operanın klasik yeteneklerini pop müziğin güncel yaklaşımıyla birleştiren bir grup kurma fikriyle oynarken pek çok kontakları aracılığıyla, özellikle başka pek çok büyük klasik müzik sanatçısının başarısında aracı olan en çok Nadia Raibin’le birlikte harekete geçerler.

Jo Appleby

İngiltere, Blackpool’dan seslenen, yükseklerde süzülen soprano çocukken aldığı dans derslerini şan dersleriyle değiştirir. Daha sonra opera çalışmalarını tamamlamak için Kuzey Kraliyet Müzik Akademisi’ne devam eder. Efsanevi D’Oyly Carte Opera Grubu’ndan aldığı bursla Royal Festival Hall ve Londra’daki Royal Albert Hall’de sahne alır ve operadaki görkemli kilit rolleri oynamaya devam eder; Cosi Fan Tutti’deki Despia’dan La Clemenza’daki Servilia’ya kadar ve ötesine. Carl Rosa Operası ve Gyndebourne Festival Operası görevleri arasında Geoff Sewell’la söylediği bazı işler de yapar ve o sırada bir vokal grubu kurma fikrini kışkırtır. İkili, kısa sürede başka genç şarkıcılar da vaat ederek bir araya gelirler.

David Habbin

Genç tenor, yerel rock’n roll gruplarındaki erken çıraklık dönemini geçirdiği Bournemouth, İngiltere yakınlarında doğdu. İlgisi operaya kaydığında, hem müzik hem de oyunculuk dersleri almaya devam ediyordu. Daha sonra Londra’daki Mountview Drama Okuluna devam eder ve hemen Sefiller’deki Marius ve Batı Yakasının Hikayesi’ndeki Tony gibi başrollerin de bulunduğu çeşitli West End Müzikal Prodüksiyonlarında görünür. Sonradan opera çalışmalarını ilerletmek için La Traviata’daki Alfredo, Die Fledermaus’taki Alfred, Madama Butterfly’daki Pinkerton, Don Pasquale’deki Ernesto ve çeşitli İngiliz opera gruplarında pek çok yüksek profilli başka opera rollerine çıkarken Kraliyet Kuzey Müzik Akademisi’ne de devam eder.

Jo Appleby’la ilk kez prestijli Gyndebourne Festival Operası’nın bir üyesiyken tanışır ve o da hızla gelişmekte olan fikre bayılır.

Nick Garret

Londra doğumlu Garret, müzikal çizgilerini Wolfson Vakfından şarkıcılık ödülü almadan önce Trinity Müzik Akademisi’nde şan, beste, piyano ve orkestra yönetimi dersleri alırken kazandı. Dünyaca tanınmış vokal grubu “The Swingle Sisters”la sınırlı bir süre çalıştıktan sonra Garrett’ın bir sonraki hareketi Royal Opera House, English National Opera House, Scottish Opera ve Opera National de Paris’nin de aralarında bulunduğu dünyanın önde gelen operalarına doğruydu, güçlü bass bariton sesini sergileyerek 30’un üstünde önemli rolü yorumladı. Bir besteci ve yetenekli bir müzisyen olarak “Amici Forever” tarafından yorumlanan bazı parçaların yazımında ve düzenlenmesinde yer aldı. Hızla genişleyen grubun oluşmasında doğal bir seçimdi.

Tsakane Valentine

Dikkat çekici yetenekler topluluğu “Amici Forever” ülkesinin geleneksel koro a cappella’ları zenginliğinde yetişen, Güney Afrika’dan bir Johannesbourg yerlisi olan soprano Valentine’ın eklenmesiyle tamamlandı. Pretoria Devlet Üniversitesi’nin müzik bölümünden mezun olan Valentine, opera eğitimine ülkenin önde gelen müzik otoritelerinin dikkatini çektiği Pretoria Technikon’da devam etti. Nelson Mandela gibi dünya liderlerinin önünde söylemeden ve Cape Town’daki Spier Opera Grubu ile Batı Yakasının Hikayesi’nde başrol Maria’yı oynamadan önce tabii ki yüksek profilli resitallere çıkmak üzere seçildi. Grafin Mariza’ya ismini veren başrol, La Boheme’deki Musetta ve Rigoletto’daki Contessa Ceprano gibi diğer önemli opera rollerini de başarıyla oynadı. Kariyer hedefleri onu İngiltere’ye getirdiğinde çabucak oluşmakta olan genç topluluğun anahtar bileşenlerinden biri oldu. Aralarında gelişmekte olan derin dostluğun ifadesi olarak “Amici Forever” adını aldılar.
 

blu3

Forum Ustası
Anastacia



Hayat Hikayesi

"Tina Turner'in genç ve beyaz hali" diye tanımlanan Los Angeles'lı şarkıcı ilk albümüyle pırıl pırıl parlıyor!

I'm Outta Love ile dünyayı ayağa kaldırdı. İlk single'yla Los Angeles'ten gelen genç yıldızı kimileri "Tina Turner'in genci ve beyazı" diye tanımlıyor. Sesi öylesine güçlü ve soul ki... Bu genç sarışının, seksapeli ile de geleceği parlak görünüyor.

Von Newkirk

Adım Anastacia Newkirk ve 17 Eylül 1973 doğumluyum. Babamın akrabaları İkinci Dünya Savaşı sırasında Von adını almışlar. Babam hakkında çok fazla şey bilmiyorum. Ben 3 yaşındayken evi terk etti. Annem, hem annem hem de babam oldu. Anastacia'ya gelince... Annem üvey kardeşi Cendrillon'un göbek adını bana vermiş.

Sanatçı aile

New York'ta doğdum. Annem ve babam boşanıncaya kadar orada yaşadım. 14 yaşında, Manhattan'a yerleştik. Babam, doğu tarafında, otellerde ve gece klüplerinde şarkı söylüyordu. Annem de aktrist. Broadway'da müzikal komedilerde oynadı.

Dans delisi

Büyük ablam ile New York'taki 1018 adlı gece klübünün müdavimiyiz. Orada housemusic ve freestyle'i keşfettik. Ondan öncesinde bu müziklerin ne olduğunu bilmezdim ama ritmler bana çok yakın geldi. Şarkıları dans ederek yorumlarım. Rahat, özgür...

Kliplerin dansçısı

Ben bir zamanlar Clup MTV'nin ailesinden biriydim.. Pekçok başarılı klipte dans ettim. Everbody Get Up, Twist And Shout... Bir gün bir prodüktörün ilgisini çektim ve bana "Şarkıcı olmak ister misin?" diye sordu.

Kendi gibi olmak

Yeteneklerimi geliştirmek için sürekli çalışıyorum. Her defasında neyi nasıl yapmam konusunda kafa yoruyorum. Yani yeni albümümü nasıl yapmalıyım diye. Etrafımdakiler beni kısıtlıyor. Ama ben yine bildiğimi okuyorum. Ben, bugünün gençliğine hitap ediyorum ve onlar da benden hip hop yapmamı istiyor.

Büyük fırsat

1998'de ilk kez bir ajansa kaydoldum. MTV'nin The Cut yarışmasına katılmak için başvurdum. 160 aday arasından, juri geriye 10 finalist bıraktı. Benim şarkım Not That Kind kazandı. Bu olay kariyerimde büyük fırsatlar yarattı.

Michael Jackson telefonda

The Cut'un etkisi inanılmazdı. Michael Jackson beni aradı! Oysa aylar boyunca ben onun peşindeydim. 1999 Mart ayında, en sonunda Michael Jackson'un Plak şirketi Epic ile ilk ciddi kontratımı imzaladım.

Black or white?

Sesimin black olduğunun söylenmesi beni biraz sinirlendiriyor. Ve ayrıca bu beni oldukça şaşırtıyor. Aslında en iyi şarkıcılar özellikle siyahlardır. (Biraz dalkavukluk edeyim)

Yakışıklı sevgilim

Sevgilim Los Angeles'te yaşıyor. Onun dışında kimse ile ilgilenmiyorum. Bir zamanlar gönül maceraları yaşadım. Çok kalp kırdım ve benim de kalbim kırıldı. Ünlenince benimle ilgilenenler doğal olarak arttı. Beni seksi ve sevimli buluyorlar.

Geleceğe doğru...

Bilinçli ve güvenle geleceğe bakıyorum. Mesleğimde kendimi geliştirmem gerektiğini çok iyi biliyorum. Şarkı söylemeyi sevmek veya geçmişteki başarılara sırtını yaslamakla olmuyor. Öncelikle showbiz'i iyi tanımak gerekiyor. Bu konuda fikir sahibi oldum diyebilirim. Köpekbalıklarına dikkat!!! :)))
 

blu3

Forum Ustası
Anjelika Akbar



Hayat Hikayesi

Müzisyen bir ailenin çocuğu olarak Kazakistan'da dünyaya geldi. 3 yaşında piyano eğitimi almaya başladı. 5 yaşında ilk bestesini yapan ve konserlere başlayan sanatçı, üstün yetenekli çocukların yetiştirildiği Taşkent Devlet Uspensky Müzik Okulunda gördüğü 11 yıllık piyano ve kompozisyon eğitimini ve yüksek lisansını, Doç. V. Fadeyeva ve St. Petersburg Devlet Konservatuarı profesörlerinden B. Zeydman'dan aldı.

5 yıl boyunca Taşkent Devlet Konservatuvarı'nda sürdürdüğü eğitim hayatında, Prof. Berlin ve Prof. Yanovsky ile kompozisyon ve orkestrasyon, Prof. L. Pluşenko ile piyano, ünlü organist T. Levina ile org çalışmaları yaptı. Daha sonra, Hacettepe Devlet Konservatuar'ında Doç. Turgay Erdener ile çalışarak kompozisyon yüksek lisansı aldı. Prof. İlhan Baran ve Doç. Ertuğ Korkmaz ile 20. Yüzyıl Armonisi, Doç İstemihan Taviloğlu ve Doç. Turgay Erdener ile kompozisyon çalıştı.

Anjelika Akbar Türkiye'ye geldikten sonra ise Ankara Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'nda Kurucu Öğretim Üyeliği görevini üstlendi.Senfonik ve oda orkestrası, koro, piyano ve diğer enstrümanlar için bir çok beste yapan Anjelika Akbar, Orta Asya, Baltık Cumhuriyetleri, Rusya, Hindistan, Almanya ve Türkiye'de çeşitli konserler verdi. Ayrıca Özbekistan Milli UNESKO Komitesi'nde üyelik yaptı.


1993 Yılında Türk vatandaşlığını alan Akbar'ın ilk albümü "SU", 1999 Yılında piyasaya çıktı. Bu çalışmanın ardından Can Dündar'ın "Köy Enstitüleri" isimli belgeselininmüziklerini (Belgeselin video-CD'si piyasaya çıkmıştır.) ve Vivaldi Dört Mevsim'in, dünyada ilk defa solo piyano uyarlamasını yaptı ve yorumladı. Yapım Sony Classical kataloğuna seçildi ve Sony International tarafından 2002'de piyasaya çıkarıldı. Akbar, yine 2002 yılında Rana Pirinçcioğlu ve Zara ile birlikte çıkardığı bir'den Bir'e albümü ile farklı bir çizgi yakalamayı başardı.

Anjelika Akbar, geleneksel batı klasik müziği sınırlarını aşıp, görsel efektler ve kendi dizelerini ilave ederek müziğine farklı bir boyut kazandırıyor. Akbar, aktif müzik hayatını konser, kompozisyon ve CD çalışmaları ile sürdürüyor.

Anna Vissi



Hayat Hikayesi

Yunanistan'da bir mega star olan Anna İngilizce albumü "Everything I Am" ile aynı başarıyı dünya çapında da yakalamayı hedefledi. Anna Vissi müziğe daha altı yaşındayken Kıbrıs Konservatuarında başlamış. 12 yaşındayken yerel bir şarkı yarışmasında birinci olunca annesi onun yeteneğini sonunda kabul etmiş ve ailece müzik kariyeri için daha elverişli olan Yunanistan'a göç etmişler.
İlkinde Yunanistan, ikincisinde Kıbrıs adına olmak üzere iki kere Eurovision yarışmasına katılan Anna kendi yazdığı bir parçayla Kıbrıs adına beşinciliği yakaladı. Daha sonra bir çok hit parçanın tanınmış yazarı Nicos Karvelas'la yakın bir işbirliğine girdi. Bu ilişki bugün hala devam ediyor. Ayrıca Anna, Nicos Karvelas'la evli ve Sofia adında da bir de kızları var.
Anna Vissi'nin ilk albumü "Klima Tropiko"(Tropikal İklim) kısa zamanda çok satanlar arasına girdi ve bir kaç haftada platin plak ödülüne ulaştı. Anna'nın sonra yayımladığı albümlerin çok yüksek satış rakamlarına ulaştı. Güzelliğini muhteşem sesi ve farklı sahne performansıyla birleştiren Anna Yunanistan'da ve Kıbrıs'ta en popüler şarkıcı ünvanını hak ediyor. Dış görünüşünü devamlı değiştiren Anna söylediği her şarkıyla Yunan müziğine farklı yaklaşımlar getiriyor. Anna 1997 Yunan Müzik Ödülleri'nde En İyi Kadın Şarkıcı ünvanı ile birlikte tam üç ödül aldı. Ayrıca "Forgive Me This" ve "Travma" ile Amerika ve Avusturalya'da dinleyiciler edindi. "Travma" ile Sony Music Europe tarafından üç platinle ödüllendirilen Anna Londra'daki Forum Music ve The Palladium'da biletleri yok satan iki konser verdi. Ayrıca Amerika'nın büyük şehirlerini dolaştığı turunda Madison Square Garden'daki salonda söyleme şansını buldu. Anna gittikçe dünyaya açılmaya başlıyor. Sanatçının kaydı yeni biten İngilizce albumü için Nicolas Kervalas dışında, Cher, Enrique Iglesias, Celine Dion, Diana Rose gibi isimler için çalışmış bir çok uluslararası şarkı yazarı da çalıştı.
Anna Vissi'yi Türkiye'ye sevdiren parça, bu yılın en çok dinlenilen yabancı şarkısı "Eleni". Gecikmeli olarak da olsa Türkiye'ye getirilen Re! adlı albümü de her yaştan müzikseverin beğenisini kazandı. Anna Vissi son albümü Kravgi ile hem ülkemizde hem de Avrupa'da büyük bir ilgi topladı.
 

blu3

Forum Ustası
Arif Sağ



Hayat Hikayesi


1945 yılında Erzurum'un Aşkale ilçesi Dallı köyünde dünyaya gelen Arif Sağ, henüz 3 yaşında iken babasının değirmeninde tanışır müzikle. Değirmen taşı ve su sesinin uyumu Arif Sağ'ın dinlediği ilk orkestradır. 5 yaşında kavalla, 6 yaşında ise gramafon ve taşplaklarla tanışır. Plaklarda duyduğu o ilk ses kendi müzik yaşamının belirleyicisi olur. Yaşamını bu denli değiştirecek olan O ses Davut Sulari'ye aittir. Arif Sağ Bağlama ile 7 yaşında iken Erzincan'da Kumaş Dede'nin dükkanında tanışır. Burası öyle bir dükkandır ki bağrında Davut Sulari, Aşık Daimi, Ali Ekber Çiçek, Aşık Beyhani, Kemter Yusuf gibi birçok ozanın yetiştirildiği bir dükkan.

Sanatçı Anadolu Aleviliği'nin aşık-ozan geleneği bünyesinde 14 yaşına kadar aşıklık geleneğini öğrenerek deyişler söylemeye başlar. Daha sonra İstanbul'a gelir ve Aksaray Musiki Cemiyeti'nde "eti senin kemiği benim" denilerek "ustam" dediği Nida Tüfekçi'ye teslim edilir.

1963 yılında Gafil Gezme Şaşkın adlı ilk plağı yayımlandığında henüz 17 yaşındadır fakat; müzikal altyapısını kısa zamanda oluşturmayı başarır. 1960 ve 70'li yıllar Arif Sağ için müzikte arayış yıllarıdır. (Bu arayış günümüzde halen devam etmektedir.)

Arif Sağ'ın , bu dönemin toplumsal hareketlerinin müzikle bağdaşan yanlarından çok, piyasadaki ve resmi kurumlardaki müzik uygulamalarına ağırlık verdiği söylenebilir.

60'lı yılların sonunda TRT Kurumuna (İstanbul Radyosu) bağlama sanatçısı olarak başladığı yıllarda Sağ'ın piyasadaki faaliyetleri de devam etmektedir. 45'lik plak dönemi olarak adlandırılan ve yaklaşık 20 yıl devam eden bu sürecin en parlak simalarındandır Arif Sağ... Çeşitli sanatçılara bağlamasıyla eşlik etmesinin yanında, - yine bu dönemde- bestelerini de pek çok sanatçıya okutur. Bununla birlikte kendi çalıp okuduğu yaklaşık elli adet 45'lik plak ve 200'ün üzerinde beste yapar.

Yapılan müzik bugünkü terminolojiyle bir tür arabesk- fantazi benzeridir; bestelerinde ise yerel motifleri ( yer yer pasajları) çok sık kullanır. Bu da onun halk müziğinden kopamadığı gerçeğinin bir başka göstergesidir.

1975 yılında kurulan "İstanbul devlet türk müziği konservatuarı"na "öğretim üyesi" olarak giren sanatçı halk müziği ve bağlama ile ilgili akademik çalışmalarını bu dönemde başlatır. 1982 yılında kendi adını verdiği "Arif Sağ Müzik Evi"ni kuran sanatçı Yavuz Top, Musa Eroğlu ve Muhlis Akarsu ile Muhabbet adını verdikleri 4 albümden oluşan seriyi tamamlar. Bir çok ünlü sanatçıya kaset çalışmalarında yardımcı olur.

Bu özelliğinin yanında 10'dan fazla kasette sanatçı olarak da ayrıca yer alır.

Arif Sağ 1982 yılında İstanbul Şan tiyatrosunda bağlama resitali veren ilk sanatçıdır.
Avrupa'nın birçok ülkesi ile uzakdoğu ülkelerinde halk müziğimizi ve halk çalgılarımızı tanıtmak amacıyla bir dizi konserlere katılan Sağ 1987/1991 yılları arasında parlamentoda "Milletvekili " olarak bulunan ilk sanatçıdır.
 

blu3

Forum Ustası
Arkın Allen (Mercan Dede)



Hayat Hikayesi

Mercan Dede (nam-i diger DJ Arkin Allen), doguya özgü Sufi müziginin
ilahi gelenegini çagdas müzigin insani sarip sarmalayip içini isitan
tinilariyla incelikli bir biçimde harmanlayarak, eski ile yeniyi, Dogu
ile Bati'yi birlestirdigi esi bulunmaz bir müzige imzasini atiyor. Sufi
inancina yürekten bagliligiyla taninan Dede, Sufi makamlarin yorumuna ve
ö zgün bestelerin tinilarina ve doga ile evrenin ritimlerine getirdigi
ilahi boyutu isimsiz muziginde yansitiyor.

1966 yilinda Türkiye'de dogan Arkin Ilicali universite yillarinda Kubbe
Alti Cemiyeti`ndeki ney derslerine katilip Omer Erdogdu`larin ogrencisi
oldu. Ayni donemde tasavvuf muzigi ve kulturunun bu donemdeki onemli
aydinlarindan olan ve ayni zamanda Bendir enstrumaninin yasayan en buyuk
ustasi kabul edilen Nezih Uzel`in evinde gereceklesen sohbet ve mesklere
katilarak bendir ve turk ritimleri uzerindeki ilk egitimine baslamis
oldu. Daha sonraki yillarda tanistigi ve ebru sanatini ögrendigi büyük
ney üstadi Niyazi Sayin'dan da fazlasyla etkilendi. 1988 yilinda göç
ettigi Kanada`da oncelikle University of Saskatchewan`da guzel sanatlar
uzerine BFA ( Bachelor of Fine Arts ) ve ardindan Concordia
Ü niversitesi'nin Studio Arts programinda MFA ( Masters of Fine Arts )
egitimini tamamlayan Mercan Dede ayni universitede basladigi ogretim
uyeligine, muzik calismalarinin agirlik kazanmasi sebebi ile kisa bir
sure once ara verdi.

1990`dan bu yana degisik Sufi gruplar ile Avrupa, Kanada, ABD ve
Türkiye'de müzik çalismalarina devam eden sanatçinin "Mercan Dede
Ensenble" grubu, Dede'nin son on yil içindeki kapsamli müzik birikiminin
bir sonucu olarak, 1997 yilinda kuruldu. Mercan Dede`nin ilk albumu
" Sufi Dreams" bagimsiz bir plak sirketi olan Golden Horn sirketi
tarafindan cok az sayida basilip dagitilmasina ragmen gerek Kuzey
Amerika, gerekse Avrupa'da begenilerek dinlendi ve cok iyi elestiriler
aldi. Alman televizyonu Saarlandischer Rundfunk'un yapimcilar Sufi
Kulturu ile ilgili hazirladiklari belgeselde Mercan Dede`ye yer vermek
amaci ile Hindistan, Pakistan ve Ingilterenin ardindan Kanada`ya
gelipToronto ve Montreal sehirlerinde filimin cekimlerini tamamladilar
ve belgeselin müziginin de yine Mercan Dede tarafindan yaratilmasini
istediler. Belgesel 1999 Subat'inda Alman televizyonunda yayinlandi ve
büyük bir begeni kazandi. Sanatçinin ikinci albümü "Journeys of a
Dervish" 1999 yilinda yine Goldenhorn Plak Sirketi tarafindan yayinlandi
. 2000 yilininin basinda Pozitif sirketi ile anlasarak Doublemoon plak
sirketine gecen sanatci; reji ve kareografisini Beyhan Murphy'nin
gerçeklestirdigi ve Modern Dans Toplulugu tarafindan sergilenen
Seyahatname 2001 adli gösteri için bestelenen müziklerden olusan
Seyahatname albumunu 2001 yilinda doublemoon etiketiyle piyasaya
cikardi. Sanatcinin muzik menejerliginin yine Pozitif sirketi tarafindan
ustlenildigi 2001'de dünyanin en önemli festivallerinden biri olarak
kabul edilen Uluslararasi Montreal Jazz Festivali'nin General Motors Big
Event gecesinde, 'Dogu ile Bati Bulusuyor' baslikli konserde, Burhan
Öç al ve Jamaaladeen Tacuma ile Mercan Dede Trio olarak 170.000 kisiyi
asan bir izleyici karsisina çikan Mercan Dede, bunu takiben 300.000den
fazla kisinin katildigi Diversite partisi (Montreal/Kanada), ve hemen
ardindan Banlieu Blues festival, Rasa Cultur Center, Bimhouse gibi
avrupanin onemli caz ve dunya muzigi kulupleri ve festivallerini iceren
turkiye/avrupa turunu gerceklestirdigi yeni Projesi Secret Tribe`in
aldigi olumlu elestiriler ve buyuk ilgi uzerine yeni albumu NAR`i yine
Secret Tribe gurubuyla kayit edip Temmuz 2002 tarihinde doublemoon
tarafindan yayinladi.

Nar albumu ve Secret Tribe Projesinin yurt disindaki basarisindan
aldiklari enerji ile dunya muziginin en onemli iki festivali olan Womex
ve Transmusical festivallerinde elestirmenler tarafindan buyuk ilgi
goren Secret Tribe, 2003 yilinin yazini kapsayan 10 haftalik bir tura
baslamak uzere calismalarina devam ediyor. Mercan Dede ve Secret
Tribe`in 30 konserlik bu turunda dunyanin sayili festivallerinden
Montreux Jazz Festivali ( Isvicre ) ,Jazz a Vienne ( france), Etnosur ( Ispanya ),World Roots festivall ( Amsterdam), Popdeurope (Berlin) sanatciya ev sahipligi yapacak. Muzisyenligi suresince, Kani Karaca, Ihsan Ozgen, Peter Murphy, Natasha Atlas, Musafir, Jamaleedin Takuma, Hugh Marsh,Omar Sosa, Mich Gerber, Fazil Say gibi klasik, dunya ve alternatif muziginin dev isimleri ile
ayni sahnede yer alma basarisini gosteren Mercan Dede ayni zamanda
producer olarak da bir cok calismaya katildi. Peter Murphy`nin son
albumunde co/producer olarak calisan sanatci, Nusrat Fateh Ali Khan`in
producer`larindan olan Real World Sirketinin yapimcisi Michael Brooks,
Groove Alla Turca`nin yaraticisi ve electric bass`in dev ismi Jamaleddin
Tacuma, ust uste 6 yil kanadanin en iyi improvizasyon kemancisi odulunu
alan Hugh Marsh ile birlikte Dust albumune imzasini atti. Golden Horn
plak sirketi icin geleneksel muzikten fusion`a uzanan bir cizgide 4 ayri
albume producer olarak katildi, bunlardan Ahenk, Balkan Joureny Close to
Home, ve klasik kemence ustasi Ihsan ozgen`in taksimlerini iceren
Rememberence of Ottoman Composers Goldenhorn Plak sirketi tarafindan
piyasaya sunuldu.

Arkin Allen adi altinda 23 yasindan bu yana dj`lik yapan sanatcinin
producer ve re-mixer olarak gerceklestirdigi ve kendi plak sirketi olan
Sugarmonk etiketi ile yayinlanmis bir solo albumu, ve degisik complation
albumlerde yayinlanmis 30 dan fazla single parcasi Interchill, Sony,
Dragonfly, Michino gibi plak sirketleri tarafindan kuzey amerika ve
avrupada piyasaya cikarilmistir. Aralarinda Danny Tenaglia, Swan Vath,
Cold Cuts, Derrick May, Jeff Mills, The Orb gibi bir cok dunyaca unlu
dj`le birlikte sahne alan Arkin Allen kendi parcalarindan olusan ve
tribal techno`dan drum& bass`a kadar genis bir underground muzik
yelpazesindeki solo album uzerine calismaktadir.

Ister DJ olarak, ister Sufi müzigin temsilcisi olarak, müzigiyle ruhu
oksayan ve bizlere evrenin uyumunu yansitan ahenki ile farkli ritmleri,
melodileri ve dogu müzigine özgü dinsel gelenekleri elektronik muzigin
evrensel sesleri ile ustaca kaynastrma yetenegi, Dede'ye müzik ve dansin
insani yüceltmesi ve esinlendirmesi yönünde esi benzeri bulunmaz bir
bakis açisi kazandirdi. Mercan Dede ya da Arkin Allen kimligiyle son iki
yilda Kazakistan`dan, Bahreyn`e; Montreal`den Paris`e bir milyon
kilometreyi asan seyahatinde aslinda kendi gonlundeki sevgiliye
ulasmaktan baska bir amacinin olmadigina inanan mercan dede`nin
mercandede.com adreslerinden ulasabileceginiz ve mercan dede ailesi
tarafindan yonetilen bir web sitesi bulunmaktadir.
 

blu3

Forum Ustası
Aşkın Nur Yengi



Hayat Hikayesi

1971 Yılında İstanbul’da doğdu. İlkokulu Erenköy İlkokulunda bitirdikten sonra İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuarında eğitimine devam etti.

12 yaşında amatör olarak Sezen AKSU – Onno TUNÇ orkestrasında hafif müzikle tanıştı.

1986’da Eurovision Türkiye elemelerinde ünlü sinema sanatçımız Eşref Kolçak’ın oğlu olan Harun KOLÇAK’la birlikte seslendirdiği “Haydi Söyle” isimli şarkı ile profesyonelliğe ilk adımı attı. Bunu 1987 yılında Kuşadası Altın Güvercin Yarışmasında “Yeniden” isimli parçayla aldığı birincilik takip etti.

1988’de Antalya Altın Portakal Müzik Yarışması’nda “Portakal Çiçeği” isimli şarkı ona yeni bir birincilik getirdi.

1989’da da Uluslararası Çeşme Festivalinde “Artık Hiç Ağlama” ile Türkiye’ye şampiyonluk kazandırdı..

1990 yılında “Sevgiliye” adlı ilk albümünü yaptı. Albüm zamanında en çok satanlar yer arasında yer alarak büyük bir rekora imza atmıştır.

Daha sonra 1991 yılında “Hesap Ver” adlı kasetini piyasaya çıkarttı, ikinci kasetinin
satışları da rekor düzeye ulaştı.

Uzun bir süre müziğe ara veren Aşkın Nur Yengi’nin adı bir ara ünlü tiyatrocu Levent Kırca’yla aşk dedikodularına karıştı.Hatta yazılı basın tarafından bir ara yuva yıkan kadın imajı yaratılmak istense de, tarafların karşılıklı açıklamalarından sonra bu olay gündemden kaldırıldı.Aşkın Nur Yengi’nin Levent Kırca’nın tiyatrosunda çalışmaya başlaması ve aynı dönemlerde ünlü tiyatrocunun eşi Oya Başar’dan ayrılması bu dedikoduların bir numaralı sebebi olmuştur.

Aşkın Nur Yengi’nin müzik ve oyunculuk dallarındaki çalışmaları hala devam ediyor.
 

blu3

Forum Ustası
Athena



Hayat Hikayesi


1988 yılında başlayan bu projenin öncüleri ikiz kardeş olan Gökhan Özoğuz (vokal) ve Hakan Özoğuz (gitar)’dur.Bir yıl sonra davuluyla gruba katılan İlkan ve bas gitarda Erdem’le şekillenen Athena, Türkiye’de ska türünün ilk örneğidir.

1990 yılında gruptan ayrılma kararı alan Erdem’in yerini Olgun, çok kısa bir sürte sonra da Asrın almıştır.O zamanlarda yeni yeni yapılanmaya başlayan Athena’da davul çalan İlkan’da yerini Turgay Gülaydın’a bırakmıştır.

Gökhan, Hakan, Turgay ve Asrın ilk albümleri olan One Last Breath’i 1993 yılında tamamladılar.Hemen ardından Asrın’ın ayrılmasıyla 3 kişi kalan grup, en zor dönemlerini yaşamaya başlamış ve bir süre yoluna 3 kişi devam etmiştir.

1995 yılında gruba katılan Ozan Karaçuha ile birlikte, Athena birçok kişi tarafından bilinen asıl üyeleriyle hedefine doğru ilerlemeye başlamış, uzun bir süre rafta bekleyen tamamlanmış albümleriyle hayranlarının karşısına çıkmıştır.


Büyük bir hayran kitlesi edinen Athena, Harbiye’deki Captain Hook dönemiyle hayran kitlesini arttırmayı başardı ve profesyonel anlamda ilk adımı 1998 Nisan´ında attı.

NR1 Müzik tarafından piyasaya sürülen, kendi adını taşıyan albümüyle alışılmış ve denenmiş tarzların dışındaki müzik türlerinin de geniş kitlelere ulaşabileceğini kanıtlamış oldu.

Nisan 1998´de radyo ve televizyonlara gönderilen 'Skalonga', neredeyse tüm radyo, televizyon ve gençlik dergilerinin listelerinde 1 numaraya yükseldi. Şarkının video klibinde, ilk defa Athena grubunun tanıttığı ska dansı gençler arasında çok moda olurken, bir çok üniversite ve lisenin bahar şenlikleri ve veda partilerinde konserler verdiler.

Temmuz ayında televizyonlarda gösterilmeye başlanan yöönetmenliğini Ömer Karacan’ın yaptığı ‘Senden Benden Bizden’ video klibi 60’lı yıllardan 90’lı yıllara kadar popülaritesini korumuş olan orjinal versiyonun nostaljisini yaşatırken, Athena´nın hayran kitlesini genişletti. Aynı ay Tuborg Music Club sponsorluğunda gerçekleştirilen 'Nah! Çok Beklersin' turnesi Athena´yı Çanakkale´den Ankara´ya, İstanbul´dan Mersin´e kadar 21 konserde 100.000´e yakın hayranıyla buluşturdu.

Eylül ayında İstanbul Açık Hava Tiyatrosu, Ankara Anıt Park ve İzmir Fuar Açıkhava Tiyatrosu´nda konserler verdiler. 19 Eylül 1998´de, efsane grup The Rolling Stones´un İstanbul konserinde ön grup olarak sahneye çıkan grup, konser sonrasında, albümlerinin 100.000 satış rakamına ulaşması nedeniyle altın plakla ödüllendirildi.


Futbol taraftarlarının tezahüratı haline gelen 'Holigan’ 'ın ardından Athena dördüncü video klibini 'Tarlaya Ektim Soğan' adlı şarkıya çekti.

Grup asıl başarısını 2000’li yıllarda sağladı ve Tam Zamanı Şimdi adını verdikleri albümden birçok hit çıkarmayı başardı. “Palavra”, “Macera”, “Aşk, Meşk Yok” teker teker dilden dile dolaşmaya başladı.


32. Avrupa Erkekler Basketbol Şampiyonası ve Eurobasket 2001'de tüm Türkiye “On İki Dev Adam” ile adeta tek yürek oldu. Athena bu proje için hazırladığı aynı isimli parça ile zirvedeki tek isim olmuş ve kurulduğundan bu yana kariyerinin en başarılı dönemine imzasını atmıştır.

2002 yılında grubun öncüleri olarak gösterilen Gökhan ve Hakan yaptıkları basın toplantısıyla, bas gitarist Ozan ve davulcu Turgay’ın gruptan ayrıldığını açıkladı ve gruba aldıkları yeni isimlerle 3. albümlerinin çalışmalarına başladı.
 
- Yönetici düzenlemesi: :

blu3

Forum Ustası
Avril Lavigne



Hayat Hikayesi


"Hiçbir şey ama sıradan" Avril Lavigne'i anlatırken kullanılabilecek en kibar söylem bu olsa gerek. Punkçı bir patenci , dinamik bir ruh ve gerçek asi bir çocuk. 2 yaşında çok az çocuk vardır ki insanları sesiyle ve karakteriyle bu derece coşturabilsin. Küçük bir kasaba çocuğu , sınıfında bile sakin oturamayan ama kendini göstermek için yeterli güvene sahip ve sadece kendi başına New York'a ve Los Angelas'a kadar şarkılarını duyurabilmişti. Daha 17 yaşındayken şöhreti yakalamak için hep önlerde ve hep canlı bir çocuktu ve yine tek başınaydı. " Dışarı çıkıyorum ve sadece kendim olmaya çalışıyorum. Ne hissediyorsam onu yazıyorum ve başkalarının ne düşündüğü beni hiç ilgilendirmiyor" diye konuşuyor Avril. "Hissettiğim gibi giyineceğim , hissettiğim gibi davranacağım ve hissettiğim gibi şarkı söyleyeceğim"

Avril ilk single Cd'sinde "Let Go" gerçek bir lirik sitilde olması gerektiği gibi yüksek tonajlarda vokaller ve kristal-kesin sesler kullanmıştır. "Anything But Ordinary" kişiliklere , öz benliklere seslenen bir yapıttı. "Complicated" şarkısı ise gitar eşliğinde oluşturulmuş basit bir besteydi ve "Anything But Ordinary" dinleyenlerini daha da derinlere yöneltti. "I'm with you" şarkısı Avril'in insancıl ve merhametli yönlerini yansıtmaktadır. Fakat "Loosing Grip" ve "Unwanted" şarkıları kişiliğinde saklı kalmış yenilginin ve reddedilmişliğin getirdiği tüm çığlıkları yansıtır. Avril'in hayat hakkındaki tecrübelerini anlatan şarkı ise "My World" ve metafarik "Mobile" yapıtlarıdır. Avril "Rüyalarımı gerçekleştirmek için bu kuşkulu yola çıktım. Bütün yerlerin üzerindeyim sanki. Bir oradayım bir burada. Her gün farklı yollardan geçiyorum" diye konuşuyor. "Bu benim yaşam sitilim , normal bir yaşam istemezdim. O zaman sıkılırdım."

Görülüyor ki ; Avril böyle bit vahşet için yaratılmış. Hep ilginin odak noktası olmayı isteyen küçük bir çocuk. Napanee , ontario gibi nüfusu 5.000 üzerinde olan bölgelerde çok kolaylıkla şöhreti yakalayacağı beliydi. " Bunun yapmak zorunda olduğum bir şey olduğunu biliyordum." diye konuşuyor Avril. "Küçük bir çocukken yatağımın ortasında oturup kendimi sahnede düşünüyordum , sesimin yükselebileceği kadar bağırıp çevremde binlerce insanın olduğunu hayal ederdim." Sessizce yatak odasından çıktı ve şarkılar söylemeye başladı. Onun için zaman ve mekanın önemi yoktu , kiliselerde İncil şarkıları söylemeye başladı , Festivallerde vokalcilik yaptı , toplantılarda yerel şarkılar söyledi ve zaman zaman yetenek yarışmalarına katıldı. Bütün bu çabalar Arista Records şirketinin onu keşfetmesine kadar yaptıklarıydı.

NYC'ye bir gezide , Avril Antonio LA Reid'in ilgisini çekti. Antonio "LA" Reid Avril'e Arista firmasıyla bir anlaşma yapmasına yardımcı oldu. Bundan sonra Avril Manhattan!a taşındı ve cingle CD'si üzerine çalışmalarına başladı. Bunu Avril'in yaratıcı çalışmaları takip etti. "Yazmayı çok seviyorum" diye konuşuyor Avril. "Gerçekten sıkıldığımı hissettiğimde ve başa çıkamayacağımı düşündüğümde hemen gitarıma koşuyorum. Gitarım çoğu zaman bana bir terapist gibi geliyor" diye ekliyor.

"New York" çalışması sırasında artık tamamen stüdyoda yaşamaya başladı fakat yaptığı çalışmalar başlangıçta başarı getirmedi. "Gerçekten çok yetenekli insanlarla çalışıyordum ama bunu hissedemiyordum. Yapılan bu çalışmalar gerçekte beni yansıtmıyordu." diye itiraf ediyor. "Ve sonra albümümün şarkı sözlerini başka insanların yazmasını istediler ama ben kendim yazmalıydım , kendi müziğimi kendim yazmalıydım. Bu dönemler gerçektende stresli zamanlardı. Fakat hiçbir zaman vazgeçmeyi düşünmedim." Bunun yerine Avril sahil kenarı bir yer seçti ve Los Angelas'a gitti. Los Angelas ona ihtiyacı olan ortamı sağladı.

Avril Las Angelas'da yapımcı Clif Magness'le tanıştı. "Ve tam aradığım adamı buldum" diye anlatıyor. Avril ; ekliyor "Tamamen birbirimize uyum sağladık çünkü sadece beni yönlendirdi, beni anladı ve bana kendi istediğimi yapma izni verdi. "Let Go" ve Magness şarkıları yavaş yavaş hayran kitlelerini arttırdı ve ünlü yapım şirketi Matrixle bir sözleşmeyi beraberinde getirdi. Sarah Mclachan , Dido , Coldplay ,Branaked Ladies ve Sun gibi ünlü müzisyenlerle çalışan Network Managment firmasıyla anlaştı.

Albüm tam olarak şöhreti yakalamadan Avril mutlu olamadı. "Geçen yıllarda gerçekten yazmayı öğrendim."Complicated" aslında özel bir insana yazılmış bir şarkı değildi. Temelde hayatı anlatıyordu , insan ilişliklerini ve birbirini aldatmalarını anlatıyordu" diye konuşuyor Avril. Şarkılarında biri "Losing Grip" eski erkek arkadaşlarından birine yazılmış bir şarkıydı. Bu konu hakkında Avril şöyle söylüyor ; "Eski erkek arkadaşlarımdan biriydi ve bana duygusal yönden istediğim hiçbir şey vermedi" Avril gülüyor ve ekliyor; "Şimdi bu benim için hiç de sorun değil.Onun sayesinde güzel bir şarkım oldu !"

Şimdi Avril'in albümü tamam ve sahneye çıkıp şarkılar söyleyip çalmak için sabırsızlanıyor. Erkeklerle skate yaparken çevresine bakıp gülümsüyor ve bu hali ile alay ediyor. Bu halinin çocukluğundan farklı olmadığını düşünüyor ve ekliyor ; "Her zaman yaramaz bir çocuktum ve sanırım hala öyleyim. Kışın hokey oynardım , yazları da basketbol. Erkeklerle oynamayı çok severdim."

Fakat Avril'in müziği hem bayanlara hem de erkeklere hitap edecek kapasitede ve birkaç maceracının dinleyebileceği müziğin de ötesinde bir yerlerde.Ve tüm insanlığa ulaşmayı hedefleyen bir yerlerde. "Dışarıda , onların yanında olmak için daha fazla sabrım kalmadı.Bütün dünyaya Rock'u dinletmek istiyorum. İnsanların, yaptığım müziğin gerçekliğine ,dürüstlüğüne ve gerçekten kalbimden geldiğine inanmalarını istiyorum.

Avril gerçek , bu tamam ama sıradan mı ? Hiçbir şey fakat ...
 

blu3

Forum Ustası
Aydilge




Aydilge “Küçük Şarkı Evreni” nin kapılarını sizler için açıyor;

Müzik denizine hiç vakit kaybetmeden balıklama dalıp, sekiz yaşında TRT Radyosu Çocuk Korusu sınavlarını kazanan Aydilge, öndört yaşında babasının yakasına yapışıp “Elektro gitar istiyorum!” diye tutturmasının sonucunda, ilk gitarını elde etti ve kendi bestelerini yapmaya başladı. Aydilge, “Küçük Şarkı Evreni” isimli ilk albümünü “Oyuncağı müzik olan bir kızın, sürprizlerle dolu oyuncak evi” olarak tanımlıyor.

Lisedeyken evinin garajını Amerikan gruplarına özenerek, prova stüdyosu haline getirmek için ailesine epey bir dil döken ve sonrasında da çeşitli bar ve etkinliklerde sahne alan Aydilge, Ankara’da kalmaktan ve cover yapmaktan tatmin olamayacağını anlayıp üniversiteyi (birincilikle) bitirir bitirmez İstanbul’a taşındı. Müzisyenliğinin yanı sıra yazar olarak da iddialı tavrını sürdüren Aydilge’nin; “Kalemimin Ucundaki Düşler (1998)” Toplumsal Dönüşüm Yayınları, “Bulimia Sokağı (2002)” Remzi Kitabevi, “Altın Aşk Vuruşu (2004)” Everest Yayınları tarafından yayımlanan üç kitabı bulunuyor.

Aylin Aslım



1994’ten itibaren İstanbul'un çeşitli canlı müzik mekanlarında yabancı coverlar söyledi.

1996’da beş kızdan oluşan “Zeytin” adlı rock grubuyla canlı müzik piyasasında dikkatleri çekti.

1998 Roxy Müzik Günleri’nde 2.’lik ve 1999 Roxy Müzik Günleri’nde Jüri Özel Ödülü kazandı.

1998’de “Süpersonik” adlı grubu kurdu ve oldukça alışılmadık elektronik altyapılı parçalardan oluşan repertuarına karşın kısa sürede kendine has bir izleyici kitlesi yarattı.

2000’de “Gelgit” isimli alternatif elektronik pop albümünü Power Records’dan çıkardı.

2000’de müzikal direktörlüğünü yaptığı “H2000” organizasyonunda, BUSH, Chumbawamba, GusGus, Lamb Jay Jay Johanson gibi dünya müzisyenleriyle aynı sahneyi paylaştı.

2001’den itibaren H2000, Creamfieds ve Rockistanbul gibi büyük organizasyonlarda ve Tindersticks, HIM, Placebo, Macy Gray ve Queen Adreena gibi büyük konserlerin açılışında sahne aldı.

2003’te Mor ve Ötesi, Athena, Bülent Ortaçgil, Vega, Feridun Düzağaç, Bulutsuzluk Özlemi ve Koray Candemir’le birlikte “Savaşa Hiç Gerek Yok” single’ında yer aldı.

2003’ten itibaren elektronik sound üzerine kurulu ilk albümünün şarkılarını sahnede “Süt’lü” adını verdiği proje dahilinde, sert rock versiyonlarıyla söyledi.

2003’te ilk albümünde yer alan “Senin Gibi” isimli şarkısı Yunanlı pop müzik sanatçısı Teresa tarafından Yunanca yorumlandı. Teresanın albümü 2005 yılı içerisinde Türkiye’de de yayınlanacak.

2004’te Murathan Mungan’ın “Söz Vermiş Şarkılar” albümünde “Kimdi Giden Kimdi Kalan” şarkısını yeniden yorumladı.

2004’te DJ Mert Yücel’le birlikte yaptıkları “Dreamer” adlı İngilizce single İngiltere’de Baroque Records UK tarafından yayınlandı ve İngiltere’de Balance Chart UK’de 3 numaraya, Amerika’da Balance Chart USA’de 1 numaraya kadar yükseldi.

2004’te Fatih Akın’ın “Duvara Karşı” filminde ilk albümünden “Senin Gibi” adlı şarkısı yer aldı.

2005’te Teoman’ın “Balans ve Manevra” filminde rol alan Aylin Aslım, filmin Pasaj Müzik tarafından yayınlanan soundtrack’inde Teoman’ın “Bazı Yalanlar” isimli parçasını yorumladı.

2005’te Bulutsuzluk Özlemi’nin “Felluce-Bağdat” adlı single albümünde “Bağdat Kafe” adlı şarkıda vokalde Nejat Yavaşoğulları’na eşlik etti.

2005’te Kutluğ Ataman’ın çektiği “İki Genç Kız” filminin soundtrack’inde ilk albümünden “Keşke” adlı şarkısı yer aldı.

Ayna



Hayat Hikayesi

Ayna, istikrarı ve dinleyiciyi yakalaması açısından şüphesiz grup müziğinin son yıllardaki en iyi örneklerinden biri... Grubun kariyerini başlattığı 1997 yılında yaptığı "Gittiğin Yağmurla Gel" adlı albüm tam bir sürprizdi. Albümdeki "Ceylan" adlı parça aylarca Türkiye'nin en çok çalınan şarkısı oldu. Bu albüm özellikle grubun öne çıkan üyesi Erhan Güleryüz'ün daha önce "Meçhul Şarkıcı" olarak yaptığı pop albümüne kıyasla da daha sert müzikli bir çalışmaydı.

Ayna bir yıl sonra "Dön Bak Aynaya" adlı albümünü çıkardı. Bu da ilki gibi başarılı şarkılarla dolu bir çalışma oldu. Kimse bir öncekiyle kıyaslama gereği duymadı. 1999'da "Türküler / Şarkılar" albümü yayınlandı. Ayna kendini iyice kabul ettirdi. Grup neredeyse Türkiye'nin her yerinde konserler vererek, seyirci rekorları kırdı.

Topluluğun son albümü "Çayımın Şekeri" 2000 yılında piyasaya sürüldü. Albümle aynı adı taşıyan parça ve de özellikle "Sana Ne Oldu Böyle" grubun başarılı tarzını devam ettirir nitelikteydi.
 

blu3

Forum Ustası
Ayşegül Aldinç



Hayat Hikayesi

1962 yılında doğdu. Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Bölümün'den mezun oldu. 1981 yılında Eurovision Şarkı Yarışması'na katılıp İrlanda'nın Dublin kentinde ülkemizi temsil etti. İlk müzik albümünü 1988 yılında çıkardı. 1981-1988 arası seramikle uğraşıp yurtiçi ve yurtdışı festivallere ve yarışmalara katıldı. İkinci albüm 1991 yılında "Benden Söylemesi", üçüncü albüm 1994 yılında "Alev Alev", dördüncü albüm 1996 yılında "Söze Ne Hacet" adıyla çıktı.
1985-98 arası Avrupanın birçok ülkesinde, ABD ve Çin'de, Sovyetler Birliği ve Arap ülkelerinde çeşitli konserler verdi. "Katırcılar", "Yağmur Kaçakları", "Ağrı'ya Dönüş", "Yeşil Bir Dünya", "Gerilla" gibi sinema filmlerinde rol alan Ayşegül Aldinç, televizyon için çekilen "Acımak", "Taşların Sırrı" ve "Aziz Ahmet" filmlerinde de oyunculuğunu gösterdi. Ayşegül Aldinç'in hem sinemada hem de müzik alanında ödülleri var.

Baba Zula



Hayat Hikayesi


1996 yılında Levent Akman (vurmalı çalgılar, ritm makinaları, oyuncaklar), Murat Ertel (saz ve telli çalgılar, ses), Emre Onel (darbuka, sampler, ses) tarafından Istanbul'da kuruldu. 2002 yılında Oya Erkaya'nın (bas) gruba dahil olmasıyla grup son halini aldı.
Geleneksel Türk müzik aletlerinin kullanımını elektronik öğelerle birleştiren grup, değişik bir tını yaratarak Türk Halk Müziği'ne yepyeni bir soluk getirmiştir. Kayıdı alınan doğal seslerin, çalınan akustik ve elektrikli, geleneksel ve modern müzik aletlerinin çeşitli elektronik efektlerle zenginleştirilmesi Baba Zula müziği'nin temelini oluşturmaktadır. Müziği oluşturan tema, makam, usul ve ses gibi öğelerden biri veya birkaçının, kayıt ve prova yoluyla belirlenmesi ile doğaçlama yapmaya başlayan grup, bu yöntemi "Saptanmış Doğaçlama" kavramı altında, görselliğe de özel bir önem vererek konser, film, tiyatro ve albümlerine taşımıştır. Canlı etkinliklerde çekirdek kadroya eklenen elemanlar tarafından hazırlanan video, dia ve film gibi unsurların kullanımına da ağırlık vermektedir.

İlk albüm ve konserlerinden itibaren müzisyen ve oyunculara konuk sanatçı olarak yer vermeyi benimseyen gruba Trakya'lı Selim Sesler (klarnet ustası), Kanada'lı Brenna Mccrimmon (Rumeli türkücüsü), Fahrettin Aykut (davulcu), Tuncel Kurtiz (sinema ve tiyatro sanatçısı), Ahmet Uğurlu (sinema ve tiyatro sanatçısı), San Fransisco'lu Ralph Carney (saksofoncu) ve diva Semiha Berksoy (Türkiye'nin ilk bayan opera sanatçısı, ressam) gibi ünlü sanatçılar da katılmıştır.

Derviş Zaim'in, arabaları çalıp sonra tekrar yerlerine koyan ve daha sonra bir tavus kuşuna aşık olan araba hırsızının öyküsünü anlattığı ilk filmine yaptıkları özgün müziklerden oluşan " Tabutta Rövaşata" (Ada Müzik) adlı ilk albümlerini 1996 yılında kaydettiler. Film ile aynı adı taşıyan albümde, oyunculardan Ahmet Uğurlu, Tuncel Kurtiz ve Ayşen Aydemir'in seslerinin yer aldığı dört şarkı da bulunmaktadır.

Baba Zula, Antoine de Saint Exupery'nin "Küçük Prens", Arnold Lobel'in "Kurbağa Öyküleri" ve Perihan Mağden'in "Mutfak Kazaları" isimli tiyatro oyuncuları için yaptığı müziklerin toplandığı "3 Oyundan 17 Müzik" (Doublemoon) adlı albümünü 1999 yılında çıkartmıştır. Bu albümde pek çok sanatçının yanında Ralph Carney, Brenna Mccrimmon ve Selim Sesler de konuk sanatçı olarak yer almıştır. 2001 yılında Ahmet Çadırcı'nin yönetmenliğini yaptığı seks filmleri gösteren bir sinemanın makinistinin eski bir porno yıldızına olan tutkusunun öyküsünü anlatan "Renkli Türkçe" isimli filmini müzikleyen grup, Türkiye haricinde İngiltere ve Makedonya'da da konserler vermiştir. Topluluk, Haziran 2002'de, Efes Pilsen Summer Festivali "One Summer in Love"da Manu Chao konserini açtı.

Baba Zula elemanları Levent Akman ve Murat Ertel 6 ve 8 Aralık 2002 tarihlerinde Almanya'nın Köln kentinde gerçekleşen Akdeniz Film Festivali'nde Gerald Doecke ve Norbert Jorzik adlı iki alman müzisyenle konser verdiler.

27 Ocak 2003'te sonuçları açıklanan Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) Türk Sineması 2002 ödüllerinde "En İyi Müzik" ödülüne, Ümit Ünal'ın "Dokuz" adlı filmine yaptıkları müzikleriyle Baba Zula elemanları Emre Onel, Murat Ertel ve Levent Akman'ın diğer grubu Zen layık görüldü.

Baba Zula'nın yeni albümü "Ruhani Oyun Havaları" ise Mayıs'da çıktı. Albümün miksajı ise Massive Attack , The Orb, Lee Perry gibi isimlerle çalışan İngiliz yapımcı ve müzisyen Mad Professor'a (a.k.a Neil Fraser) ait.

Emre Onel-Darbuka, vurmalılar ve sampler

Levent Akman-Vurmalılar, makinalar ve oyuncaklar

Murat Ertel- Saz, sitargitar, teremin ve plaklar,ses

Oya Erkaya- Bas gitar, ses

ßarış Manço



Hayat Hikayesi

2 Ocak 1943 yılında İstanbul'da doğdu. Kendisinden iki yaş büyük olan ağabeyi Savaş'tan sonra, annesi Rikkat Hanım ve babası İsmail Hakkı Bey, artık dünyaya barış gelsin diyerek yeni doğan oğullarına Barış adını verdiler.

Barış Manço, ilkokula başladığı günden itibaren tıpkı kendisine takılan Barış Çelebi lakabındaki gibi sık sık okul değiştirdi. Kadıköy Yeldeğirmeni Mustafa Kemal Paşa İlkokulu'nda başladığı eğitimine Ankara Maarif Koleji, tekrar Kadıköy Yeldiğirmeni Mustafa Kemal Paşa İlkokulu, Galatasaray Lisesi, Özel Şişli Koleji gibi okullarda devam etti. Paris Güzel Sanatlar Akademisi'nde eğitimine devam etmek isterken kendini Belçika'da yaşayan ağabeyinin yanında buldu ve burada hem okudu hem de çalıştı. 1969'da Belçika Kraliyet Akademisi'nden mezun oldu. Okul sıralarında müzikle ilgilenmeye başladı. Yurt dışında müzik eğitimi gördü, yurda döndükten sonra halk ezgilerinden aranje ettiği parçalarla kısa sürede üne kavuştu. Barış Manço ilk evliliğini Belçika'da bulunduğu yıllarda tanıştığı Marie-Claude adlı bir genç kızla yaptı. 6 yıl beraber yaşadıktan sonra 31 Ocak 1970 tarihinde evlendiler. Aradan 6 ay gibi kısa bir süre geçti ve yeni evli çift 16 Temmuz 1970 yılında boşandı. Barış Manço gerçek hayat arkadaşım dediği Lale Manço ile 1975 yılında tanıştı. Ablasına misafirliğe gelen Lale, telefon bozuk olunca eniştesinin arkadaşı olan üst kat komşusu Barış manço'nun kapısını çalar ve "Telefon edebilir miyim diye sorar. Barış Manço ise "Benimle evlenmeyi kabul edersen edebilirsin" der. Lale de "Neden olmasın" diye bu espriye karşılık verir. Gerçekten de 1978 yılında evlenirler. Bu evliliğinden Doğukan ve Batıkan adında iki oğlu oldu. Müziğinin yanı sıra giysileri ve tavırlarıyla da ilgi topladı. "Baba Beni Eversene" filmiyle bir ara sinema oyunculuğu da yaptı. 1999 yılında geçirdiği kalp krizi sonucu öldü.
 

blu3

Forum Ustası
ßarışöz



Hayat Hikayesi

1975 yılında İstanbul’da doğan Alman Lisesi, İÜ İnşaat Mühendisliğini bitirip Doğuş Üniversitesinde İşletme dalında yüksek Lisans yapan Barış müzik tutkusundan hic vazgeçmedi.

Müzik tutkusunu her fırsatta dile getiren Barış, 2000 yılında Türk müzik dünyasının önemli isimlerinin desteği ile profesyonel müzik hayatına girmeye karar verdi.

Aysel Gürel, Selmi Andak, İskender Paydaş, Meltem Taşkıran, Bora Gencer ve Tayfun Duygulu gibi isimler ile tanışan ve müzikal kariyerine profesyonel olarak devam etmesi teklifi alan Barış, 3 yıllık bir sürece girdi. Kendi albümünü bu önemli isimler ile birlikte hazırladı.

Aynı zamanda albümün müzik direktörü olan İskender Paydaş'ın prodüktörlüğünde albüm 2003 yılında tamamlandı. Müzik ve dansı hep birlikte yaşayan ve dinleyici karşısına da böyle çıkmayı hedefleyen Barış albüm çalışmaları sırasında profesyonel isimlerden dans dersleri de aldı.

Albümün müzikal altyapısı da bu çerçevede belirlendi. Müzik ve şovu tek pota da eriten, içinde dans öğeleri bulunan popüler çalışmanın, müzikseverlere bir koreografi eşliğinde sunulması hedefleniyor.

Barlarda eski sahne tecrübelerini ve repartuarını kullanmayı, büyük sahnelerde ise dünyada da trend haline gelmiş olan dans müziklerini koreografi eşiliğinde seslendirmek isteyen Barış başarılı cover çalışmalarına güveniyor. Geçtiğimiz yaza damgasını vuran tartışmalı şarkı olan AŞKA YÜREK GEREK’ in yaratıcısı olan Phoebus Tassopoulos aynı zaman da BARIŞ’ ın çıkış şarkısı

olan ÇOK KOLAY’ ında yaratıcısıdır.

Şarkı sözlerinde günümüz toplumunun aşka ve yaşantıya bakışını irdeleyen Barış, bir zamanlar müzikte furya haline gelen klasik aşk şarkılarının dışına çıkarak mizahi, güncel ve düşündürücü şarkı sözleriyle müzik kulvarında kendine yeni bir yer edinmeyi hedefliyor.

Görselliğin ve estetiğin şov dünyası için önemli bir avantaj olduğunu düşünen Barış, spor yaparak ve dans ederek, görsel anlamda da kendini dinleyicisinin karşısına çıkmaya hazırlıyor.

CARREFOUR SA bünyesinde gerçekleşen ve İstanbul da başlayan konserler serisinde BARIŞ ünlü sanatçılar ile aynı sahneyi paylaşmaya başladı bile.

4 Temmuz 2004 de ilk konserini Bayrampaşa Carrefour da veren ve 10.000 lere seslenen Barış diğer illerde devam edecek konserler için hazırlıklarına devam ediyor.

Müziği bir yaşam tarzı ve ilk albümü bir ön tanıtım olarak düşünüyor. Barış, müzik kariyeri üzerine kurduğu bir hayat sürmek için çıktığı yolda, kendi müziğini ağırlıklı olarak kendi sözleriyle ve bir dünya görüşü ortaya koyarak kalıcı olmayı hedefliyor.
 

blu3

Forum Ustası
ßeach Boys



Hayat Hikayesi

Üç kardeş, bir kuzen ve okul arkadaşlarının oluşturduğu dünyanın en iyi vokal gruplarından biri sayılan Beach Boys, müziğe “Pendletones” adıyla başladı. 1961 yılında yaptıkları “Surfin” adlı şarkı ile ilk hitlerini yaratan grup 8 Aralık 1961 tarihinde Los Angeles'da,1959 yılında bir uçak kazasında yaşamını yitiren Buddy Holly anısına yapılan bir konser ile ilk defa sahneye çıktı.

1964 yılında grubun beyni Brian Wilson, psikolojik sorunlar yüzünden grup ile turneye çıkmayı bırakarak, Beach Boys'un stüdyo çalışmalarını sürdürdü.
1966 yılına kadar 11 albüme imza atan grup, 1966 yılında tüm dünyada gelmiş geçmiş en iyi album kabul edilen “Pet Sounds” albümünü yaparak (Brian Wilson bu album için 6 ay boyunca 3 ayrı stüdyoda çalışmış) Beatles’in tahtını sallamıştı. 1967 yılında Brian Wilson rock dünyasını sarsacak bir albümün hazırlıklarına başladı. Ancak grup üyelerinin baskısı ve Brian Wilson'un psikolojik sorunları nedeniyle “Smile” adlı bu albüm tamamlanamadı.

Bu tarihten itibaren Beatles önderliğinde, diğer müzik grupları psikadelik döneme girerken, Beach Boys müziklerinde hala 60'ların Doo-Woop vokal yapısını koruyordu ve bu yüzden popülaritesini yitiren grup düşüşe geçti. 1968 yılında Capitol Records ile olan sözleşmeleri bozuldu. 1969 yılında grubun davulcusu Denis Wilson'un, Sharon Tate'in katili Charlie Manson tarikatı ile ilişkisi olduğu dedikoduları grubun başını epey ağrıttı.

1970 yılında çıkardıkları "Sunflower" albümü temiz kayıtları, sevimli vokalleri ile albüm genelinde başarılı bir çalışmaydı ancak şarkılar listelerde başarı elde edemedi. 1971 yılında "Brother Records"u kuran grup aynı yıl yine başarılı bir çalışma olan "Surf's Up" albümünü piyasaya sürdü.

Ancak rock müzikte, yaşanan kısırlaşma ve grubun proggressive rock'a kayamaması Beach Boys'un eski günlerine dönmesini engelledi.
1976 yılında, psikolojik sorunlarından kurtulan Brian Wilson, tekrar grupla sahneye çıkmaya başladı.

1980'lere gelindiğinde grup yeni şarkılarından öte eski şarkılarıyla anılıyordu. Grup üyeleri de solo çalışmalara yönelmişlerdi. 1983’de davulcu Dennis Wilson’un trajik bir kaza sonucu ölmesi ile grup, müziğe bir süre ara verdi.
1988 yılında Kokteyl filminin müziği “Kokomo” ile tekrar 1 numaraya yükselen grup 1992 yılında Brian Wilson ile Mike Love’in arasının açılması ile dağıldı. Şu anda Mike Love ve Bruce Johnston’un oluşturduğu The Beach Boys ve Alan Jardine’in kurduğu Beach Boys Family & Friends isimli gruplar hala Beach Boys adını kullanmaktadırlar.

Diskografi

1962
Surfin Safari

1963
Surfin USA
Little Deuce Cuepe
Surfer Girl

1964
Shut Down Volume:2
All Summer Long
Beach Boys In Concert (live in Sacramento)
Beach Boys Christmas Album

1965
Today
Party!
Summer Days (And Summer Nights!!)

1966
Pet Sounds
Best Of The Beach Boys

1967
Smiley Smile
Wild Honey
Bug In
Best Of Beach Boys Volume: 2

1968
Friends
Best Of Beach Boys Volume: 3

1969
20/20
Live In London

1970
Sunflower

1971
Surf's Up

1972
Carl And The Passions (So Tough)

1973
Holland
Mount Vernon And Fairway

1974
Beach Boys In Concert
Endless Summer (Toplama)

1976
15 Big Ones

1977
Love You

1978
MIU Album

1979
(L.A.) Light Album

1980
Keepin The Summer Alive

1983
Stack-O-Track

1985
Beach Boys'85

1986
Made In USA (Toplama)

1989
Still Cruisin

1990
Summer Dreams (Toplama)

1992
Summer In Paradise

1993
Good Vibrations:30th Years Anniversarry (Toplama)

1996
Stars And Stripes Volume: 1

1998
Salute Nascar
20 Good Vibrations Volume: 1 (Toplama)

1999
Endless Harmony (Sdt)

2000
20 Good Vibrations Volume: 2 (Toplama)
20 Good Vibrations Volume: 3 (Toplama)
 
Üst